![]() |
İlim İlim Bilmektir İlim ilim bilmektir İlim kendin bilmektir Sen kendini bilmez isen Ya nice okumaktır Okumaktan mânâ ne Kişi Hakk'ı bilmektir Çün okudun bilmez isen Ha bir kuru emektir Okudum bildim deme Çok tâat kıldım deme Eri Hak bilmez isen Abes yere yelmektir Dört kitabın manası Bellidir bir elifde Sen elifi bilmez isen Bu nice okumaktır Yunus Emre der hoca Gerekse var bin hacca Hepisinden eyice Bir gönüle girmektir Yunus Emre Bana Seni Gerek Seni Aşkın aldı benden beni Bana seni gerek seni Ben yanarım dün ü günü Bana seni gerek seni Ne varlığa sevinirim Ne yokluğa yerinirim Aşkın ile avunurum Bana seni gerek seni Aşkın âşıklar öldürür Aşk denizine daldırır Teselli ile doldurur Bana seni gerek seni Aşkın şarabından içem Mecnun olup dağa düşem Sensin dün ü gün endişem Bana seni gerek seni Sufilere sohbet gerek Ahilere ahret gerek Mecnunlara Leyla gerek Bana seni gerek seni Cennet cennet dedikleri Birkaç köşkle birkaç huri Sen istiyene ver gil anı Bana seni gerek seni Eğer beni öldüreler Külüm göğe savuralar Toprağım orda çağıra Bana seni gerek seni Yunus'durur benim adım Gün geçtikçe artar odum İki cihanda maksûdum Bana seni gerek seni Yunus Emre Gel Gör Beni Aşk Neyledi Ben yürürüm yana yana Aşk boyadı beni kana Ne âkilem ne divane Gel gör beni aşk neyledi Gah eserim yeller gibi Gah tozarım yollar gibi Gah akarım seller gibi Gel gör beni aşk neyledi Ya elim al kaldır beni Ya vaslına erdir beni Çok ağlattın güldür beni Gel gör beni aşk neyledi Ben yürürüm ilden ile Şeyh anarım dilden dile Gurbette hâlim kim bile Gel gör beni aşk neyledi Mecnun oluban yürürüm Ol yâri düşte görürüm Uyanıp melûl olurum Gel gör beni aşk neyledi Miskin Yunus biçareyim Baştan ayağa yâreyim Dost ilinden âvâreyim Gel gör beni aşk neyledi Yunus Emre Hak Cihana Doludur Hak cihana doludur Kimseler Hakk'ı bilmez Onu sen senden iste Ol senden ayrı olmaz Dünyaya inanırsın Rızka benimdir dersin Niçin yalan soylersin Çün sen dedigin olmaz Ahret yavlak ırakdır Doğruluk key yarakdır Ayrılık sarp firakdır Hiç giden geri gelmez Dünyaya gelen göçer Bir bir şerbetin içer Bu bir köprüdür geçer Cahiller onu bilmez Gelin tanış olalım İşi kolay kılalım Sevelim sevilelim Dünya kimseye kalmaz Yunus sözün anlarsan Mânâsını dinlersen Sana iy(i) dirlik gerek Bur da kimsen kalmaz. Yunus Emre Aşkın ile Aşıklar Aşkın ile aşıklar Yansın ya Resulullah İçip aşkın şarabın Kansın ya Resulullah Şol seni seven kişi Verir yoluna başı İki cihan güneşi Sensin ya Resulullah Şol seni sevdi Subhan Oldun kamuya sultan Canım yoluna kurban Olsun ya Resulullah Aşık Yunus'un canı Hilm-u şefaatkanı Alemlerin sultanı Sensin ya Resulullah Yunus Emre Taşdın Yine Deli Gönül Taşdın Yine Deli Gönül Sular gibi cağlar mısın Aktın yine kanlı yaşım Yollarımı bağlar mısın Nidem elim ermez yare Bulunmaz, derdime çare Oldum ilimden avare Beni bunda eğler misin Yavi kıldım ben yoldaşı Onulmaz bağrımın başı Gözlerimin kanlı yaşı Irmak olup cağlar misin Ben toprak oldum yoluna Sen aşırı gözedirsin Su karşıma göğüs gerip Taş bağırlı dağlar mısın Harami gibi yoluma Arkuru inen karlı dağ Ben yarimden ayrı düştüm Sen yolumu bağlar mısın Karlı dağların başında Salkım salkım olan bulut Saçın çözüp benim içun Yaşın yaşın ağlar mısın Esridi YUNUS'un canı Yoldayım, illerim hani YUNUS düşte gördü seni Sayru musun, sağlar mısın Yunus Emre Ben Dert ile Ah Ederdim Ben dert ile ah ederdim Derdim bana derman imiş İster idim hasret ile Dost yanımda pinhan imiş Nerde deyi fikrederdim Göğe bakıp şükrederdim Dost benim gönlüm evinde Tenim içinde can imiş Sanırdım kendim ayrıyım Dost ayrıdır, ben gayriyim Beni bu hayale salan Bu sıfat-i hayvan imiş İnsan sıfatı, kendi Hak İnsan durur Hak, doğru bak Bu insanin suretine Cümle alem hayran imiş Her kim o insani bile Hayvan ise insan ola Cümle yaratılmış kula İnsan dahi sultan imiş Tevhit imiş cümle alem Tevhidi bilendir adem Bu tevhidi inkar eden Öz canına düşman imiş İnsan olan buldu Hak’i Meclis onun, odur saki Hemen bu biçare YUNUS Aşk ile bil ayan imiş Yunus Emre Bir Ben Vardır Bende Severim ben seni candan içeri Yolum vardır bu erkândan içeri. Beni bende demen bende değilim Bir ben vardır bende benden içeri. Nereye bakar isem dopdolusun Seni nere koyam benden içeri. O bir dilberdürür yoktur nisâni Nisan olur mu nisandan içeri. Beni sorma bana bende değilim S ûretim hoş yürür don'dan içeri. Beni benden alana ermez elim Kadem kimbasa sultandan içeri. Tecelliden nâsib erdi kimine Kiminin maksudu bundan içeri. Kime dîdar gününden sûle deyse Onun sû'lesi var günden içeri. Senin aşkın beni benden aliptir Ne sirin dert bu dermandan içeri. Seriat, tarikat yoldur varana Hakikat mârifet andan içeri.. Süleyman kuş dilin bilir dediler Süleyman var Süleyman'dan içeri.. Unuttum din diyânet kaldı benden Bu ne mezhepdürür dinden içeri.. Dinin terkedenin küfürdür işi Bu ne küfürdür îmandan içeri.. Geçer iken Yunus sas oldu dosta Ki kaldi kapida andan içeri.... Yunus Emre Dolap Dolap niçin inilersin Derdim vardir inilerim Ben Mevlâya âsik oldum Anin için inilerim. Benim adim dertli dolap Suyum akar yalap yalap Böyle emreylemis Çalap Derdim vardir inilerim. Beni bir dağda buldular Kolum kanadım yoldular Dolap'a lâyık gördüler Derdim vardır inilerim. Ben bir dağın ağacıyım Ne tatliyim ne acıyım Ben Mevlâya duacıyım Derdim vardır inilerim. Dağdan kestiler hezenim Bozuldu türlü düzenim Ben bir usanmaz ozanım Derdim vardir inilerim. Dülgerler beni yondu Her âzam yerine kondu Bu iniltim Hak'tan geldi Derdim vardır inilerim. Suyum alçaktan çekerim Dönüp yükseğe dökerim Görün su ben ne çekerim Derdim vardir inilerim. Yunus bunda gelen gülmez Kişi muradina ermez Bu Fânide kimse kalmaz Derdim vardir inilerim... Yunus Emre Şöyle Garib Bencileyin Acep su yerde varm'ola Şöyle garip bencileyin Bağrı başlı gözü yaslı Şöyle garip bencileyin Gezdim Urum ile Sami Yukarı İlleri kamu Çok istedim bulamadım Şöyle garip bencileyin Kimseler garip olmasın Hasret oduna yanmasın Hocam kimseler duymasın Şöyle garip bencileyin Söyler dilim ağlar gözüm Gariplere göynür özüm Meğer ki gökte yıldızım Şöyle garip bencileyin Nice bu dert ile yanam Ecel ere bir gün ölem Meğer ki sinimde bulam Şöyle garip bencileyin Bir garip olmuş diyeler Üç günden sonra duyalar Soğuk su ile yuyalar Şöyle garip bencileyin Hey Emre'm Yunus biçare Bulunmaz derdine çare Var imdi gez sardan sara Şöyle garip bencileyin Yunus Emre Geldi Geçti Ömrüm Benim Geldi Geçti Ömrüm Benim Şol Yel Esip Geçmiş Gibi Hele Bana Şöyle Geldi Şol Göz Yumup Açmış Gibi İşbu Söze Hak Tanıktır Bu Can Gövdeye Konuktur Bir Gün Ola Çıka Gide Kafesten Kuş Uçmuş Gibi Miskin Âdem Oğlanını Benzetmişler Ekinciye Kimi Biter Kimi Yiter Yere Tohum Saçmış Gibi Bir Hastaya Vardın İse Bir İçim Su Verdin İse Yarın Orda Karşı Gele Hak Şarabın İçmiş Gibi Yunus Emre Dost Ben dost ile dost olmuşsam Kimseler dost olmaz bana Münkirler bakar gülüşür Selam dahi vermez bana Ben dost ile dost olayım Ölmez evvel öleyim Canimi kurban vereyim Dünya baki kalmaz bana Ben aşıkı biçareyim Baştan aşağı yareyim Ben bir deli divaneyim Aklim da yar olmaz bana Kimseler bilmez halimi Aşk odu yaktı canimi Seçmezem soldan sağımı Namusu" ar olmaz bana Sanurlar ki ben deliyim Ben dost bağı bülbülüyem Mevla'nin kemter kuluyem Kimse baha saymaz bana Bülbül olu ben oterim Dost bahçesinde biterim Gül alırım satarım Bağu ban olmaz bana Dervis Yunus nice diyem Ben bu cani terk idem Yan yana DOSTA GIDEM Perde hicap olmaz bana Yunus Emre Erenler Bir Denizdür Erenler bir denizdür Âşık gerek dalası Bahri gerek denizden Girüp gevher alası Gine biz bahri olduk Denizden gevher alduk Sarraf gerek gevherün Kıymetini bilesi Muhammed Hakk'ı bildi Hakk'ı kendüde gördi Cümle yerde Hak hâzır Göz gerekdür göresi Âlimler kitab düzer Karayı aka yazar Gönüllerde yazılur Bu kitabun sûresi Yunus Emre Bir Nazarda Kalmayalım Bir nazarda kalmayalım Gel dosta gidelim gönül Hasret ile ölmeyelim Gel dosta gidelim gönül Terk edelim il ü şarı Dost için kılalım zârı Ele getirelim yâri Gel dosta gidelim gönül Bu dünyaya kalmayalım Fânidir aldanmayalım Bir iken ayrılmayalım Gel dosta gidelim gönül Kılavuz olgıl sen bana Gönülelim dosttan yana Bakmayalım önden sona Gel dosta gidelim gönül Ölüm haberi gelmeden Ecel yakamız almadan Azrâil hamle kılmadan Gel dosta gidelim gönül Gerçek erene varalım Hakk'ın haberin soralım Yunus Emre'yi alalım Gel dosta gidelim gönül Yunus Emre Bir Kez Gönül Yıkdın İse Bir kez gönül yıkdın ise Bu kıldığın namaz değil Yetmiş iki millet dahi Elin yüzün yumaz değil Hani erenler geldi geçdi Bunlar yardu kaldı göçdü Pervaz urup Hakk'a uçdu Hümâ kuşudur kaz değil Yol oldur ki doğru vara Er oldur alçakda dura Göz oldur ki Hakk'ı göre Yüceden bakan göz değil Doğru yola gittin ise Er eteğin tuttun ise Bir hayır da ettin ise Birine bindir az değil Yunus bu sözleri çatar Sanki balı yağa katar Halka metâların satar Yükü cevrherdir tuz değil Yunus Emre Aşk İşidin ey yârenler Kıymetli nesnedir aşk Değmelere bitinmez Hürmetli nesnedir aşk Dağa düşer kül eyler Gönüllere yol eyler Sultanları kul eyler Hikmetli nesnedir aşk Kime kim vurdu ok Gussa ile kaygu yok Feryad ile âhı çok Firkatli nesnedir aşk Denizleri kaynatır Mevce gelir oynatır Kayaları söyletir Kuvvetli nesnedir aşk Miskin Yunus neylesin Derdin kime söylesin Varsın dostu toylasın Lezzetli nesnedir aşk Yunus Emre Benim Bunda Kararım Yok Benim bunda kararım yok Ben gine gitmeğe geldim Bezirgânım metâım çok Alana satmağa geldim Ben gelmedim dâv'i için Benim işim sevi için Dostun evi gönüllerdir Gönüller yapmağa geldim Dost esrüğü deliliğim Âşıklar bilir neliğim Değşürüben ikiliğim Birliğe yetmeğe geldim Yunus Emre Ol Dost Bize Gelmez İse Ol dost bize gelmez ise Ben dosta girü varayın Çekeyin cevr ü cefâyı Dost yüzin görüvireyin Sermaye bir avuç toprak Anı dahı aldı bu aşk Ne sermaye var ne dükkân Bazara neye varayın Kurılmışdur dost dükkanı Dost içine girmiş gezer Günahum çok gönlüm sizer Ben dosta çok yalvarayın Gönlüm eydür dost benümdür Gözüm eydür dost benümdür Gönlüm eydür göze sabr it Bir dem haberin sorayın Hak nazar kılduğı cana Bir göz ile bakmak gerek Ana kim ol nazar kıla Ben anı nice yireyin Yunus Emre Gözüm Seni Görmek İçin Gözüm seni görmek için Elim sana ermek için Bugün canım yolda kodum Yarın seni bulmak için Bugün canım yolda koyam Yarın ivâzın veresin Arz eyleme uçmağını Hiç arzum yok uçmağ için Bana uçmak ne gerekmez Hergiz gönlüm ona bakmaz İşbu benim zârılığım Değüldürür bir bağ için Uçmağ uçmağım dediğin Müminleri yeltediğin Vardır ola birkaç hûri Hevesim yok uçmağ için Sûfilere ver sen onu Bana seni gerek seni Hâşâ ben terk edem seni şol bir ala çardağ için Yunus Emre Hak Bir Gönül Verdi Bana Hak bir gönül verdi bana Ha demeden hayran olur Bir dem gelir şâdî olur Bir dem gelir giryan olur Bir dem sanasın kuş gibi şol zemherî olmuş gibi Bir dem beşâretten doğar Hoş bağ ile bostan olur Bir dem gelir söyleyemez Bir sözü şerh eyleyemez Bir dem dilinden dür döker Dertlilere derman olur Bir dem çıkar arş üzere Bir dem iner taht-es-serâ Bir dem sanasın katredir Bir dem taşar umman olur Yunus Emre Miskinlikte Buldular Miskinlikte buldular Kimde erlik var ise Merdivenden ittiler Yüksekten bakar ise Ak sakallu pir hoca Bilinmez hâli nice Emek yimesün hacca Bir gönül yıkar ise Sağır işitmez sözü Gece sanır gündüzü Kördür münkirin gözü Âlem münevver ise Gönül Çalab'ın tahtı Gönüle Çalab baktı İki cihan bedbahtı Kim gönül yıkar ise Sen sana ne sanırsan Ayruğa da onu san Dört kitabın mânâsı Budur eğer var ise Bildik gelenler geçmiş Konanlar geri göçmüş Aşk şarabından içmiş Kim mânâ duyar ise Yunus Emre İy Dost Aşkun Denizine İy dost aşkun denizine Girem gark olam yüriyem İki cihan meydan ola Devranum sürem yüriyem Bülbül olubanı ötem Gönül olam canlar utam Başumı elüme alıp Yolına varam yüriyem şükür gördüm didarını Aşdum visâlün yârını Bu benlik senlik şarını Terkini uram yüriyem Yunus'dur aşk âvâresi Biçareler biçaresi Sendedür derdüm çaresi Dermanum soram yüriyem Yunus Emre Yok yere geçirdim günü Yok yere geçirdim günü Ah nideyim ömrüm seni Seninle olmadım gani Ah nideyim ömrüm seni Geldim ve geçtim bilmedim Ağlayıp gussa yemedim Senden ayrilam demedim Ah nideyim ömrüm seni Hayrım serim yazılacak Ömrüm ipi üzülecek Suret benden bozulacak Ah nideyim ömrüm seni Gidip geri gelmiyesin Gelip beni bulmayasın Bu benliği sermayesin Ah nideyim ömrüm seni Hani sana güvendiğim Güveni ben yuvandığım Kaldı külli kazandığım Ah nideyim ömrüm seni Miskin YUNUS gideceksin Acep sefer edeceksin Hasret ile kalacaksın Ah nideyim ömrüm seni Yunus Emre Niçe Bir Besleyesin Niçe bir besleyesin Bu kaddile kameti Düştün dünya zevkine Unuttun kıyameti Düriş kazan ye yedir Bir gönül ele getir Yüz Kâbe'den yeğrektir Bir gönül ziyareti Uslu değil delidir Halka sâlûsluk satan Nefsin müslüman etsin Var ise kerameti Yunus Emre Bir Sâkiden İçdük Şarab Bir sâkiden içdük şarab Arşdan yüce meyhanesi Bir kadehden esrimişüz Canlar anun peymânesi Ol meclis kim bizde vardur Anda ciğer kebab olur Ol şem'a kim bizde yanar Ay u güneş pervanesi Yunus bu cezbe sözlerin Cahillere söylemegil Akıl kâmil olan kişi Bu mâ'niye inanası Yunus Emre Mülk-ü Bekadan Gelmişem Mülk-ü bekadan gelmişem Fâni cihanı neylerem Ben dost cemalin görmüşem Hûr-i cinanı neylerem Vahdet meyinin cür'asın Mâşuk elinden içmişem Ben dost kokusun almışam Misk i reyhanı neylerem İsa gibi yeri koyup Gökleri seyran eylerem Musayı didar olmuşam Ben "len terani" neylerem İsmail'in Hak yoluna Canımı kurban eylerem Çünki bu can kurban sana Koç kurbanı ben neylerem Aşık Yunus mâşuk ile Vuslat bulunca mest olur Ben şişeyi vurdum taşa Namus u ârı neylerem Yunus Emre Düşdi Önüme Hubbü'l Vatan Düşdi Önüme Hubbü'l Vatan Gidem Hey Dost Diyü Diyü Anda Varan Kalur Heman Kalam Hey Dost Diyü Diyü Halvetlerde Meşgul Olam Dâim Açılam Gül Olam Dost Bağında Bülbül Olam Ötem Hey Dost Diyü Diyü Şol Bir Beş On Arşun Bizi Kefen İdeler Eğnüme Dökem Şol Dünya Tonların Geyem Hey Dost Diyü Diyü Mecnun Oluban Yüriyem Yüce Dağları Büriyem Mum Olubanı Eriyem Yanam Hey Dost Diyü Diyü Günler Geçe Yıl Çevrile Üstüme Sinlem Obrıla Ten Çüriye Toprak Ola Tozam Hey Dost Diyü Diyü Yunus Emre Var Yolına Münkirler Girmez Yolına Bahri Olup Dost Göline Dalam Hey Dost Diyü Diyü Yunus Emre Cümle Vücudda Bulduk Mâ'nî evine dalduk Vücud seyrini kılduk İki cihan seyrini Cümle vücudda bulduk Bu çizginen gökleri Taht-es-serâ yirleri Yetmiş bin hicabları Cümle vücudda bulduk Yedi yir yedi göği Dağları denizleri Uçmağıla tamuyı Cümle vücudda bulduk Gice ile gündüzi Gökte yidi yılduzı Levhde yazılı sözi Cümle vücudda bulduk Musi ağduğı Tûr'ı Yohsa Beytü'l-ma'mûrı İsrâfil çalan sûrı Cümle vücudda bulduk Tevrat ile İncil'i Furkan ile Zebur'ı Bunlardağı beyanı Cümle vücudda bulduk Yunus Emre Bu Dem Yüzüm Süreduram Bu dem yüzüm süreduram Her dem ayum yeni toğar Her dem bayramdurur bana Yayum kışum yenibahar Benüm ayum ışığına Bulutlar gölge kılmaya Hiç gedilmez toluluğı Nûrı yirden göğe ağar Anun nûrı karanuyı Sürer gönül hücresinden Pes karanulık nûrıla Bir hücreye nite sığar Ben ayumı yirde gördüm Ne isterem gökyüzinde Benüm yüzüm yirde gerek Bana rahmet yirden yağar N'ola Yunus sevdiyise Çoktur Hakk'ı seviciler Sevenleri köyer didi Anunıçun boyun eğer Yunus Emre Can Bir Ulu Kimsedür Can bir ulu kimsedür Beden anun atıdur Her ne lokma yirisen Bedenin kuvvetidür Ne denlü yirisen çok Ol denlü yürisen tok Cana hiç ıssı yok Hey suret maslahatıdur İnayetdur anun işi Anlamaz değme bir kişi Bilgil ki bu hümâ kuşı Âşıklarun devletidür Yunus Emre |
Divaneler, Divaneler Divaneler, divaneler Durun durun aşka sela Aşk esriği mestaneler Durun durun aşka sela Mest-i elestler kandaksız Mestane mestler kanatsız Saki duruptur canaksiz Durun durun aşka sela Merdaneler merdaneler Erlik demi bu gündurur Bas veruben can terkini Vurun vurun aşka sela Ey nice hamle idelim İşbu fenadan gidelim Binin binin sevk atalım Surun surun aşka sela Muhabbet yoluna girip Aşktan dava kılan kişi Tan eylemiş asıklara Görün görün aşka sela Akıl ne bilir aşkı kim Mağrur oluptur aklına Aşkı bu gün bu YUNUS'a Sorun sorun aşka sela Yunus Emre Dosttan Yüzüm Dönmez Benim Deniz oldu birkaç kadeh, Susaslıgım kanmaz benim İniltilerim kesilmez, Gözüm yaşı dinmez benim Gel varalım bizim ile, Ki giresin bahçelere Daim öter bülbülleri, Gülistanım solmaz benim Bizim ilin bahçeleri, Daim tazedir gülleri Ma'muredurur bostanım, Ağyar gülüm üzmez benim Mansur kadehin nice kez Ma'suka sundu elime Dört yanımda od vurdular, Kimse halim bilmez benim Yana yana kul oluban Sen ma'sukanin yolunda Günde bin kez yanar isem Dosttan yüzüm dönmez benim Canım askın kulunğune Ferhat olup tuttum başım Daim dağları keserim, Şirin’im hiç sormaz benim Yunus eydur, ey sultanim, Aşkın ile yandı canım Gel kılar isen dermanım, Artık canım ölmez benim Yunus Emre Gönüller Yapmaya Geldim Benim burda kararım yok Ben burdan gitmeye geldim Bezirganim, metaim çok Alana satmaya geldim Ben gelmedim davi için Benim isim sevi için Gönüller dost evi için Gönüller yapmaya geldim Dost esriği deliliğim Asıklar bilir neliğim Devsiriben ikiliğim Birliğe yetmeye geldim O hocamdır, ben kuluyum Dost bahçesi bülbülüyüm O hocamın bahçesine Şad olup ötmeye geldim Burda bilis olan canlar Orda bilisirler imiş Bilisiben hocam ile Halim arz etmeye geldim Siz YUNUS'tan sorun haber Dost kanda ise anda var Haberi gel gör benden al Ben onu görmeye geldim Yunus Emre Çıkdum Erik Dalına Çıkdum erik dalına Anda yidüm üzümi Bostan ıssı kakıyup Dir ne yirsin kozumı Agrılık yaptı bana Bühtan eyledim ana Çerçi de geldi eydür Kanı aldın kızumı Kerpic koydum kazana Poyrazıla kaynatdum Nedür diyü sorana Bandum virdüm özini İplik virdüm çulhaya Sarup yumak itmemiş Becid becid ısmarlar Gelsün alsun bezini Bir serçenin kanadın Kırk katıra yükledüm Çift dahı çekemedi şöyle kaldı kazanı Bir sinek bir kartalı Salladı urdı yire Yalan değül gerçekdür Ben de gördüm tozını Bir küt ile güreşdüm Elsüz ayağum aldı Güreşip basamadum Köyündürdü özümi Kaf dağından bir taşı şöyle atdılar bana Öğlelik yola düşdi Bozayazdı yüzümi Balık kavağa çıkmış Zift turşusın yimeğe Leylek koduk toğurmış Baka şunun sözini Gözsüze fisıldadum Sağır sözüm işitmiş Dilsüz çağırup söyler Dilümdeki sözümi Bir öküz boğazladum Kakıldum sere kodum Öküz ıssı geldi eydür Boğazladun kazumı Bundan da kurtulmadum N'idesini bilmedüm Bir çerçi geldi eydür Kanı aldun gözgümi Tospağaya sataşdum Gözsüz sepek yoldaşı Sordum sefer kancaru Kayseri'ye azimi Yunus bir söz söyledün Hiçbir söze benzemez Münâfiklar elinden Orter mâ'nı yüzini Yunus Emre Yar Yüreğüm Yar Yar yüreğüm yar Gör ki neler var Bu halk içinde Bize güler var Bu yol uzakdur Menzili çokdur Geçidi yokdur Derin sular var Girdük bu yola Işkıla bile Gurbetlik ile Bizi salar var Her kim merdâne Gelsün meydana Kalmasun cana Kimde hüner var Yunus sen bunda Meydan isteme Meydan içinde Merdâneler var Yunus Emre Anma mısın Şol Günü Sen Anma(z) mısın şol günü sen Gözün nesne görmez ola Düşe suretin toprağa Dilin haber vermez ola Çün Azrâil ine tuta Issı kılmaz ana ata Kimse döymez o heybete Halktan meded ermez ola Oğlan gider danışmana Salâdır dosta düşmana Sonra gelmek peşîmâna Sana ıssı kılmaz ola Evvel gele şol yuyucu Ardınca şol su koyucu İletip kefen sarıcı Bunlar hâlin bilmez ola Ağaç ata bindireler Sinden yana göndereler Yer altına indireler Kimse ayruk görmez ola Üç güne dek oturalar Hep işini bitireler Ol dem dile getireler Ayruk kimse anmaz ola Yunus miskin bu öğüdü Sen sana versen yeğ idi Bu şimdiki mahlukata Öğüt ıssı kılmaz ola Yunus Emre Yer Yüzünde Gezer İdim Yer yüzünde gezer idim Uğradım milketler yatur Kimi ulu kimi kiçi Key kuşağı berkler yatur Kimi yiğit kimi koca Kimi vezir kimi hoca Gündüzleri olmuş gece Bunculayın çoklar yatur Doğru varırdı yolları Kalem tutardı elleri Bülbüle benzer dilleri Danışman yiğitler yatur Ulu kiçi ağlaşmışlar Server yiğitler düşmüşler Baş ucunda yay sımışlar Kırıluban oklar yatur Atlar izi tozulu Önleri tabıl-bazulu İle güne hükmü yaz(ı)lı şu muhteşem beğler yatur Yunus Emre Ah N'ideyim Ömrüm Seni Ömrüm beni sen aldadın Ah n'ideyim ömrüm seni Beni deprenimez kodun Ah n'ideyim ömrüm seni Benim derdim hey sen idin Canım içinde can idin Hem sen bana sultan idin Ah n'ideyim ömrüm seni Gönlüm sana eğler idim Gül deyüben yiyler idim Garipseyip ağlar idim Ah n'ideyim ömrüm seni Gider imiş bunda gelen Dünya işi cümle yalan Ağlar ömrüm yavı kılan Ah n'ideyim ömrüm seni Hayrım şerrim yazılısar Ömrüm ipi üzüliser Gidip suret bozulısar Ah n'ideyim ömrüm seni Bari koyuban kaçmasan Göçgüncü gibi geçmesen Ölüm şarabın içmesen Ah n'ideyim ömrüm seni Bir gün ola sensiz kalam Kurda kuşa öyün olam Çürüyüben toprak olam Ah n'ideyim ömrüm seni Miskin Yunus bilmez misin Yoksa nazar kılmaz mısın Ölenleri anmaz mısın Ah n'ideyim ömrüm seni Yunus Emre Ey yarenler, Ey Kardaşlar Ey yarenler, ey kardaşlar Ecel ere olum bir gün İslerime pişman olup Kendi özüme gelem bir gün Yanlarıma kona elim Söz söylemez ola dilim Karşıma gele amelim Nettim ise görem bir gün Oğlan diğer danişmana Seladır dosta düşmana Sol dört tekbir namaz ile Dahi tamam kılam bir gün Beş karış bezdurur donum Yılan çıyan yiye etim Yıl gece obrula sinim Unutulup kalam bir gün Basıma dikeler hece Ne erte bilem ne gece Alemler umudu hoca Sana ferman olam bir gün Yunus Emre sen bu sözü Dahi tamam etmemişin Tek yürüyeyim neyleyim Üstadıma gelem bir gün Yunus Emre Ben Bunda Seyr Eder İken Ben bunda seyr eder iken Aceb sırra erdim ahî Bir siz dahı sizde görün Dostu bende gördüm ahî Bende baktım bende gördüm Benim ile ben olanı Suretime can vereni Kimdiğini bildim ahî İsteyüben bulımazam Ol ben isem ya ben hani Seçemedim ondan beni Bir kezden ol oldum ahî Değme bir yol kandan bana Dağılmayam değme yana Kutlu oldu seferim Hoş menzile erdim ahî Münkir kişi duymaz bunu Dertlilerin sezer canı Ben aşk bağı bülbülüyem Ol bahçeden geldim ahî Mansur idim ben ezelde Onun için geldim bunda Yak külümü savur göğe Ben "Ene'l-Hak" oldum ahî Mun'im oldum yoksul iken Benüm oldu kevn ü mekan Yirden göğe mağrıp maşrık Yire göğe doldum ahî Nitekim ben beni buldum Bu oldu kim Hakkı buldum Korkum anı buluncadı Korkudan kurtuldum ahî Yunus Emre İsteridüm Allah'ı İsteridüm Allah'ı Buldumısa ne oldı Ağlarıdum dün ü gün Güldümise ne oldı Erenler meydanında Yuvarlanur tup idüm Padişah çevgânında Kaldumısa ne oldı Erenler sohbetinde Deste kızıl gül idüm Açıldum ele geldüm Soldumısa ne oldı Alimler ulemalar Medresede buldıysa Ben harâbat içinde Buldumısa ne oldı Yunus Emre Yandı Yüreğüm Dutuşdı Yandı yüreğüm dutuşdı Bağrum ciğerüm kebabdurur Aşıklarun şerbetleri Bu derdüme sebebdurur Bir niçeleri aşk düzer Bir niçeleri aşk bozar Bir niçeler esrük gezer Eyle kim var harabdurur Aşkıla çalındı kalem Aşka yesirdurur âlem Âşıklar arasında Cebreil dahı hicabdurur Medreseler müderrisi Okumadılar bu dersi şöyle kaldılar âciz Bilmediler ne babdurur Azâzil dâ'vi kıldı Dâ'visi yalan oldı Yalan dâ'vi kılanun Pes cezası azabdurur Ölmez aşk bilişleri Esrük meclis hoşları Dâim bunlarun işi Çeng ü şeşte rebabdurur Yunus imdi miskin ol Hem miskinlere kul ol Zîre miskin olanları Arzulayan Çalabdurur Yunus Emre Herkime Kim Dervişlik Bağışlana Herkime kim dervişlik bağışlana Kalpı gide pâk ola gümüşlene Nefesinden miskile anber düte Budağından il ü şar yimişlene Yaprağı hem dertlüye derman ola Gölgesinde çok hayırlar işlene Âşıkun gözi yaşı hem göl ova Ayağından saz bitüp kamışlana Cümle şair dost bağçesi bülbüli Yunus Emre orada dürraçlana Yunus Emre Gelin Ey Kardeşler Gelin Gelin ey kardeşler gelin Bu menzil uzağa benzer Nazar kıldım şu dünyaya Kurulmuş tuzağa benzer Bir Pir'in eteğin tuttum "Ana beni" deyip gittim Nice yüz bin günah ettim Her biri de bir dağa benzer Cağla Derviş Yunus cağla Sen özünü Hakk'a bağla Ağlar isen haline ağla Erdem vefa yoğa benzer Yunus Emre Haber Eylen Âşıklara Haber Eylen Âşıklara Aşka Gönül Veren Benem Aşk Bahrisi Olubanı Denizlere Dalan Benem Deniz Yüzünden Su Alıp Sunuverirem Göklere Bulutlayın Seyran Edip Arşa Yakın Varan Benem Gördüm Diyen Değil Gören Bildim Diyen Değil Bilen Bilen Oldur Gösteren Ol Aşka Yesir Olan Benem Sekiz Uçmak Âşıklara Köşk Ü Saraydır Bilene Musileyin Hayran Olup Tur Dağında Kalan Benem Deli Oldum Adım Yunus Aşk Oldu Bana Kılavuz Hazrete Değin Yalınız Yüz Sürüyü Varan Benem Yunus Emre Evvel Benem Ahir Benem Evvel benem ahir benem Canlara can olan benem Azup yolda kalmışlara Hâzır meded iren benem Düş döşedüm bu yerleri Çöksü urdum bu dağları Sayvân eyledüm gökleri Girü dutup duran benem Dahı aceb âşıkları Ikrâr u din iman oldum Halkun gönlinde küfrile İslâmıla iman benem Halk içinde dirlik düzen Bu üstine kara dizen Dört kitabı toğru yazan Ol yazılan Kur'an benem Yunus değül bunı diyen Kendüliğidir söyleyen Kâfir olur inanmayan Evrel âhir heman benem Yunus Emre Hiç Bilmezem Kezek Kimün Hiç bilmezem kezek kimün Aramuzda gezer ölüm Halkı bostan idinmişdür Diledüğin üzer ölüm Bir nicenün belin büker Bir nicenün yaşın döker Bir nicenün mülkin yıkar Var gücini üzer ölüm Yiğidi koca olınca Komaz kendüyi bilince Birini koyup gülince Gözlerini süzer ölüm Yunus Emre Gelin Gidelim Gelin gidelim, Allah yoluna Feryat edelim, Allah yoluna Bir yılı bir gün Gelecek o gün Süregel yüzün, Allah yoluna Derdine düşme, Yolundan şaşma Hiç Şerlik koşma, Allah yoluna Yunus'un sözü, Kul olmuş özü Kanalar gozu, Allah yoluna Yunus Emre Ben Söylerem, Ben Dinlerem Ben bir acep ile geldim Kimse halim bilmez benim Ben söylerem, ben dinlerem Kimse dilim bilmez benim Benim dilim kus dilidir Benim ilim dost ilidir Ben bülbülüm, dost gülümdür Bilin, gülüm solmaz benim O dost, bana gelsin demiş Sundum kadeh, alsın demiş Aldım kadeh, içtim şerap Artık gönlüm ölmez benim Ne durum var, ne durağım Bir yerde yoktur kararım Hakk'a münacat etmeğe Belli yerim yoktur benim Sor durduğum yeri bana Gelirsen gösterem sana Bir zerrece Hak'tan ayri Gözüm nesne görmez benim Tur dağında bir tecelli Gör Musa'ya neler kildi YUNUS eydur Hak katında Sözüm geri kalmaz benim Yunus Emre İşbu Gönül Bir Kaledir İşbu gönül bir kaledir Akıl içinde sultan Bu gönül bir hazinedir Aşkı tutmuş bekler anı Akıl bastan başa ürür Nazar gözden baka durur Akıl gönül icre durur Ol uc haslet bekler ani Akıl taht eyledi başı Söyle bilir her bir isi Dünya icre akıl kişi Kimseye değmez ziyanı Yunus Emre Niçin Ağlarsın Bülbül Hey Sen burda garip mi geldin Niçin ağlarsın bülbül hey Yorulup iz mi yanıldın Niçin ağlarsın bülbül hey Karlı dağlardan mı aştın Derin irmekler mı geçtin Yarinden ayrı mı düştün Niçin ağlarsın bülbül hey Hey, ne yavuz inilersin Benim derdim yenilersin Dostu görmek mi dilersin Niçin ağlarsın bülbül hey Kal'ali şehir mi yıkıldı Ya nam-u arin mi kaldı Gurbette yarin mi kaldı Niçin ağlarsın bülbül hey Gülistanlarda yaylarsın Taze gülleri yiylarsın Yavlak zarilik eylersin Niçin ağlarsın bülbül hey Uykudan gözüm uyandı Uyandı kana boyandı Yandı sol yüreğim yandı Niçin ağlarsın bülbül hey Ne oldu şu Yunus'a noldu Askın deryasına daldı Yine baharistan oldu Niçin ağlarsın bülbül hey Yunus Emre Bu Dünyaya İnanma Gelin bir nazar eylen Noldu cihan içinde Niceler toprak oldu Bu az zaman içinde O taze güller soldu Bülbüller ötmez oldu Ata, ana zar oldu Kaldı zindan içinde Canları oda yandı Kuzuların kurt aldı Ardınca baka kaldı Zar-u figan içinde Ey nice yarenleri Hasret kaldı canları Meğer ki buluşalar Yarın cinan içinde O ipek don geyenler Hiç toz kondurmayanlar Çürüyüp toprak olmuş Tenler kefen içinde O gözler ve o kaslar O inci gibi dişler O tenler ve o saclar Yılan, çıyan içinde Kamu çürümüş eller O dudak ve o diller O sevgili oğullar Kalmış toprak içinde Bu dünyaya inanma Vefasın bulam sanma Ömrün veren ziyana Çoğu pişman içinde Dünyayı bi-vefa bil Aç gözünü yarağ kil Sen dahi olursun bil Kalma guman içinde Yunus söyle sözünü Yavi kil kendozunu Ağardı-gör yüzünü Koma firak içinde Yunus Emre Gel Gidelim Dosta Gönül Bir karardan durmayalım Gel gidelim dosta gönül Hasretinden yanmayalım Gel gidelim dosta gönül Kılavuz ol gönül bana Gel gidelim yardan yana Canım kurbandır canana Gel gidelim dosta gönül Kara haberin almadan Can bedenden ayrılmadan Azrail bizi bulmadan Gel gidelim dosta gönül Gerçek murada varalım Yarin hatırın soralım Yunus Emre'yi alalım Gel gidelim dosta gönül Yunus Emre Ben Bu Cani Canana Ben bu cani canana Kurban etsem gerektir Dost aşkını sineme Mihman etsem gerektir. Mest ede askı beni Bırakıp akli cani Geçip kevn ü mekânı Seyran etsem gerektir. Yürüyem an'dan yana Zerre'yem kândan yana Yâni cânandan yana Cevlân etsem gerektir. Bulunca ben ol cani Nideyim adı sanı Aşk dârında ben beni Berdâr etsem gerektir. Sen ey Yunus'un cani Olsun Dost'un kurbânı Bilip sırrı nihâni Âyan etsem gerektir... Yunus Emre Söylenilen Bir Kelamı Söylenilen bir kelamı İşittiğinde pek dinle Sözü doğru anlamayıp Birkaç laf ta sen katmagil Yunus Emre O Can Haçan Olüser O can haçan olüser Sen ona can olasın Ölmüş gönül dirile Orda ki sen olasın Olmeklik dirlik ola Ölümsüz dirlik bula Ölmüş gönül dirile Dermanı sen olasın Sen olduğun gönüller Her dem canin yeniler Bunlardır ölmeyenler Hekimi sen olasın Sen olduğun makamda Adil, dad olur anda Güç olmaz o divanda Sultani sen olasın Can bedenden uçacak Menzilinden göçücek O cihana geçicek Göze ayan olasın Tozunu yel almaya Bir zerre irilmaya Aşık cani ölmeye Meşuku sen olasın YUNUS sen aşık isen Aşka muvafık isen Korkma ulaşık isen Ne olursan olasın Yunus Emre Kerem İt Bir Beri Bak Rikab Yüzünden Bırak Kerem it bir beri bak rikab yüzünden bırak Ayun öndördi misin balkurur yüz ü yanak Sıratın arılığı bulgur u nohud gibi İki kaşun ay alnun genç aya virür sabak Kangı bir nesneni ki dil nice şerh eylesün İlâhî sen beklegil yavuz gözlerden ırak Boyun yuvuk boyından hiç fark eyleyemedüm Gümâna viren beni küpeli iki kulak Yunus Hak tecellisin senün yüzünde gördi Çare yok ayrılmağa çün sende göründi Hak Yunus Emre Söylememek Harcısı Söylemegin Hasıdır Söylememek harcısı söylemegin hasıdır Söylemegin harcısı gönüllerin pasıdır Gönüllerin pasını ger sileyim der isen şol sözü söylegil kim sözün hulâsasıdır Cümle yaradılmışa bir göz ile bakmayan Halka müderris ise hakikatte âsidir şer' ile hakikatin şerhini eydem işit şeriat bir gemidir hakikat deryasıdır Ol geminin tahtası her nice muhkem ise Deniz mevc urucağız onu uşadasıdır Bundan içeri haber işit eydeyim ey yâr Hakikatin kâfiri şer'in evliyasıdır Biz tâlib-i ilmleriz aşk kitabın okuruz Çalap müderris bize aşk hod medresesidir Yunus Emre Ne Söylerler Ne Bir Haber Verirler Yalancı dünyaya konup göçenler Ne söylerler ne bir haber verirler Üzerinde türlü otlar bitenler Ne söylerler ne bir haber verirler Kiminin başında biter ağaçlar Kiminin başında sararır otlar Kimi masum kimi güzel yiğitler Ne söylerler ne bir haber verirler Toprağa gark olmuş nazik tenleri Söylemeden kalmış tatlı dilleri Gelin duadan unutman bunları Ne söylerler ne bir haber verirler Kimisi dördünde kimi beşinde Kimisinin tâcı yoktur başında Kimi altı kimi yedi yaşında Ne söylerler ne bir haber verirler Kimisi bezirgân kimisi hoca Ecel şerbetini içmek de güç a Kimi ak sakallı kimi pir koca Ne söylerler ne bir haber verirler Yunus der ki gör takdirin işleri Dökülmüşler kirpikleri kaşları Başları ucunda hece taşları Ne söylerler ne bir haber verirler Yunus Emre Ey Dervişler, Ey Kardaşlar Ey dervişler, ey kardaşlar Ne acep derdim var benim Mecnun olmuş der görenler Ne acep derdim var benim Derviş olan ar eylemez Aşık olan zar eylemez Hekimler tımar eylemez Ne acep derdim var benim Deryanın mevci çağladı Hasret yüreğimi dağladı Halim görenler ağladı Ne acep derdim var benim Derdine düştüm Mevla’nın Avarasiyim sevdanın Mevci yenilmez deryanın Ne acep derdim var benim Aşık Yunus düştün gine Düştün hemen aşk derdine Girdin hakikat yurduna Ne acep derdim var benim Yunus Emre Gururlanma öleceksin, Dar kabire gireceksin, Hakka cevap vereceksin, Dilin dönmez olur bir gün! Derviş Yunus der bu işi, Hak yolun' koyalım başı, Kunfe yekun dağı taşı, Birbirine katar bir gün! Yunus Emre Biz Kime Aşıksavuz Alemler Ana Aşık Biz kime âşıksavuz âlemler ana âşık Kime değül diyelüm bir kapudur bir tarik Biz neyi seversevüz maşûka anı sever Dostumuzun dostına yad endişe ne lâyık Sen gerçek âşıkısan dostun dostına dost ol Bu halde kalurısan dosta değül yaraşık Yetmiş iki millete kurban ol âşıkısan Tâ âşıklar safında tamam olasın sadık Sen Hakk'a âşıkısan Hak sana kapu açar Ko seni beğenmeği varlık evini bir yık Hâs u âm mutî asi dost kulıdur cümlesi Kime eydibilesin gel evünden taşra çık Yunus'un bu dânişi genc-i nihan sözidür Dosta âşık olanlar iki cihandan fârik Yunus Emre Adı Güzel Kendi Güzel Muhammed Canım feda olsun senin yoluna Adı güzel kendi güzel Muhammed Şefaat eyle bu kemter kuluna Adı güzel kendi güzel Muhammed Mumin olanları çoktur cefası Ahirette çıkar zevk-ü safası Onsekiz bin alemin Mustafa'si Adı güzel kendi güzel Muhammed AşıkYunus n'eyler cihanı sensiz Sen hak peygambersin şüphesiz Şeksiz Sana uymayanlar gider imansiz Adı güzel kendi güzel Muhammed (SAV) Yunus Emre Yârab Bu Ne Derddür Derman Bulınmaz Yârab bu ne derddür derman bulınmaz Ya bu ne yaradur zahmi belürmez Benüm garib gönlüm aşkdan usanmaz Varur aşka düşer hiç bana dönmez Döner gönlüm bana öğüt virür hoş Âşık olan gönül aşkdan usanmaz Âşık ki cana kaldı âşık olmaz Canın terk itmeyen mâşukı bulmaz Âşık bir kişidür bu dünya malın Âhıret korkusın bir pula saymaz Âşık öldi diyü salâ virürler Ölen hayvan durur âşıklar ölmez Bu dünya ol âhıretden içerü Âşıkun yiri var kimesne bilmez Erenler meydanı arşdan yücedür Salarlar çevgânı tup belürmez Yunus bu tevhide gark oldı gitti Girü gelmekliğe aklı dirilmez. Yunus Emre Aşk İmamdur Bize Gönül Cemaat Aşk imamdur bize gönül cemaat Kıblemüz dost yüzi dâimdür salât Dost yüzni göricek şirk yağmalandı Anunçün kapuda kaldı şeriat Gönül secde kılur dost mihrabında Yüzin yire urup kılur münâcat Biz kimse dinine hilâf dimezüz Din tamam olıcak toğar mahabbet Toğrulık bekleyen dost kapusında Gümansız ol bulur ilâhı devlet Yunus Emre Yâ İlâhî Ger Sual Etsen Bana Yâ İlâhî ger sual etsen bana Bu durur anda cevabım uş sana Ben bana zulm eyledim ettim günah N'eyledim n'ettim sana ey padişah Ben mi düzdüm beni sen düzdün beni Pür ayıp nişe getirdin ey Ganî Gözüm açıp gördüğüm zindan içi Nefs ü hevâ pür dolu şeytan içi Haps içinde ölmeyeyim deyü aç Mismil ü murdar yedim bir iki kaç Nesne eksildi mi mülkünden senin Geçti mi hükmüm ya hükmünden senin Rızkını yiyip seni aç mı kodum Ya yiyip öynünü muhtaç mı kodum Geçmedi mi intikamın öldürüp Çürütüp gözümü toprak doldurup Kıl gibi köprü yaparsın geç deyü Sen seni gel dûzahımdan seç deyü Kıl gibi köprüden âdem mi geçer Ya düşer ya dayanır yahud uçar Kulların köprü yaparlar hayr içün Hayrı budur kim geçeler seyr içün Tâ gerek bünyâdı muhkem ola ol Ol geçenler eydeler uş doğru yol Terzi kurarsın hevâset dartmağa Kasd idersin beni oda atmağa Terezî ana gerek bakkal ola Yâ bezirgân tâcir ü attar ola Çün günah murdarlarun murdarıdur Hazretinden yaramazlar kârıdur Sen basirsin hod bilürsün hâlimi Pes ne hâcet dartasın âmâlimi Değmedi hiç Yunus'dan sana ziyan Sen bilürsün âşikâre vü nihan Bir avuç toprağa bunca kıyl ü kal Neye gerek iy kerim-i zül-celâl Yunus Emre Hakikatün Mâ'nîsin Şerhile Bilmediler Hakikatün mâ'nîsin şerhile bilmediler Erenler by dirliği riya dirilmediler Hakikat bir denizdür şeriat anun gemisi Çoklar gemiden çıkup denize dalmadılar Bunlar geldi kapuya şeriat tutdı turur İçerü girübeni ne varın bilmediler Dört kitabı şerh iden âsidür hakikatde Zîre tefsir okuyup mâ'nîsin bilmediler Yunus Emre Selam Olsun Bu dünyadan gider olduk Kalanlara selam olsun Bizim için hayır dua Kılanlara, selam olsun Ecel büke belimizi Söyletmeye dilimizi Hasta iken halimizi Soranlara, selam olsun Tenim ortaya açıla Yakasız gömlek biçile Bizi bir asan vech-ile Yunanlara, selam olsun Azrail alır canimizi Kurur damarda kanımız Yuyacağın, kefenimiz Saranlara, selam olsun Sala verile kasdımıza Gider olduk dostumuza Namaz için üstümüze Duranlara, selam olsun Dünyaya gelenler gider Hergiz gelmez yola gider Bizim halimizden haber Soranlara, selam olsun Miskin Yunus söyler sözün Yas doldurmuş iki gözün Bizi bilmeyen ne bilsin Bilenlere, selam olsun Yunus Emre Ali Almış Sancağını Eline Ali almış sancağını eline Çekilip giderler mahşer yerine Hasan'ı Hüseyn'i almış yanına Ah ümmetim deyu ağlar Muhammed Kıyamet kopıcak canlar uyanır Kamil derviş mürşidine dayanır Yüzün yere koymuş Hak'ka yalvarır Ah ümmetim deyu ağlar Muhammed Üryan olmuş yatar o zayıf tenler Sararmış benizler söylemez diller Mahşer yerine cem olmuş erenler Ah ümmetim deyu ağlar Muhammed Yunus eder gelin kadrin bilelim Fırsat elde iken tevhid edelim Ruhu için salavat getirelim Ah ümmetim deyu ağlar Muhammed Yunus Emre Şol Cennetin Irmakları Şol Cennetin ırmakları Akar Allah deyu deyu Çıkmış İslam bülbülleri Öter Allah deyu deyu Salınır Tüba dalları Kur'an okur hem dilleri Cennet bağının gülleri Kokar Allah deyu deyu Kimi yiyip kimi içer Hep melekler rahmet saçar İdris nebi hulle biçer Diker Allah deyu deyu Altındandır direkleri Gümüştendir yaprakları Uzandıkça budakları Biter Allah deyu deyu Aydan arıdır yüzleri Misk-ü amberdir sözleri Cennet'te huri kızları Gezer Allah deyu deyu Hakka aşık olan kişi Akar gözlerinin yaşı Pür nur olur içi dışı Söyler Allah deyu deyu Ne dilersen Hak'tan dile Kılavuzla gir bu yola Bülbül aşık olmuş güle Öter Allah deyu deyu Açıldı gökler kapısı Rahmetle dolu hepisi Sekiz Cennet'in kapısı Açar Allah deyu deyu Rıdvan-dürür kapı açan İdris-dürür hulle biçen Kevser şarabını içen Kanar Allah deyu deyu Miskin Yunus var dostuna Koma bu günü yarına Yarın Hakk'ın divanına Varam Allah deyu deyu Yunus Emre |
Aşkın Aldı Benden Beni Aşkın aldı benden beni Bana seni gerek seni Ben yanarım dün ü günü Bana seni gerek seni Ne varlığa sevinirim Ne yokluğa yerinirim Aşkın ile avunurum Bana seni gerek seni Aşkın aşıklar oldurur Aşk denizine daldırır Tecelli ile doldurur Bana seni gerek seni Aşkın şarabından içem Mecnun olup dağa düşem Sensin dünü gün endişem Bana seni gerek seni Sufilere sohbet gerek Ahilere ahret gerek Mecnunlara Leyla gerek Bana seni gerek seni Eğer beni öldüreler Külüm göğe savuralar Toprağım anda çağıra Bana seni gerek seni Cennet cennet dedikleri Birkaç köşkle birkaç huri İsteyene Ver anları Bana seni gerek seni Yunus'dürür benim adım Gün geçtikçe artar odum İki cihanda maksudum Bana seni gerek seni Yunus Emre |
YUNUS EMRE Büyük halk sairi ve mutasavvifi olan ve siirleri Türk halkinin yüzyillar boyu mânevi besin kaynagi olan Yunus Emre’nin hayati efsânelerle doludur. O, ne zaman yasamis, nerede yasamis ve ne zaman ölmüstür; bunlar kesin olarak belli degildir. Bolu veya Sivrihisar’da dogdugu rivayet edilir. Yunus’un ümmî yani hiç okumamis oldugu rivayeti meshurdur. Düzenli bir egitim görmedigi yazilarindaki dil hatalarindan da çikarilabilir. Ancak eserleri okundugunda, pek çok sey bildigi, zamaninin kiymet hükümlerini, inanis tarzlarini pek iyi kavradigi anlasilir. Siirleri pek açik, gayet dogal, özellikle düsündürücü olanlari çoktur. Yunus siirleriyle, ilâhileriyle, efsâneleriyle Türk halkinin yüzyillarca hâfizasinda yer etmis, dilinde canlanmis, ruhunda yasamis ve göz yaslarinda akmistir. Yunus Emre, büyük, engin ve içten bir halk sâiridir. O, temiz bir Türkçe ile halka Allah sevgisinin erisilmez heyecanini duyurmaga ugrasmis ve bunda da basarili olmustur. Ona göre, tabiatta her sey Allah’i aramakta ve Allah’i anmaktadir. Yunus’ta derin bir tasavvuf kültürü görülür. O, Oguz Türkmen lehçesinin en güzel eserlerini vererek Türk halk dilini edebi bir dil durumuna getirdi. Yasadigi dönemde Farsça edebî dil, Arapça ise ilim dili idi. Yunus Emre, sade ve basit bir dille ilâhî düsüncelerin en güzel anlatimini verdi. Benim burda kararim yok, Ben burdan gitmeye geldim. Bezirgâmim metaim çok Alana satmaya geldim. Ben gelmedim dava için Benim isim sevgi için Dostun evi gönüllerdir Gönüller yapmaya geldim. Benim adim dertli dolap Suyum akar yalap yalap Böyle emreylemis çalap Derdim vardir inilerim. Suyum alçaktan çekerim, Dönüp yüksege dökerim, Görün ben neler çekerim Derdim vardir inilerim. Halk, gerçek mutlulugun ölümden sonra var olacagini, bu geçici dünyada, ari-duru bir gönülle Tanriya yönelmeyi. telkin eden mutasavvif seyhlerin çevresinde küme küme toplanmistir. Yunus, bu ortamda, bir ask ve sevgi günesi olarak Anadolu'da dogmus, umutsuzlara umut vermis, Anadolu'nun gönlü ve dili olmustur. Daglar ile taslar ile Çagirayim Mevlâm seni Seherlerde kuslar ile Çagirayim Mevlâm seni. Mevlâna Hüdavendigâr bize nazar kilali Onun görklü nazari gönlümüz aynasidir, Çesitli söylentiler, Yunus Emre'nin yasantisina renk katar. Bir kitlik günü Haci Bektas-i Velî'nin dergâhina varmis, bugday istemis. Ona, bugday yerine “himmet” teklif edilmis. “Hayir, demis bugday isterim.” Çuvallarini bugdayla doldurmuslar. Köyüne dönerken yari yolda akli basina gelmis. Geri dönerek Haci Bektas'tan “erenler himmeti” dilemis. “Senin kismetin Taptuk Emre'dedir” demisler ve Taptuk Emre'ye ismarlamislar. Yunus, tam kirk yil Taptuk Emre'nin Dergâhi'na odun tasimis. “Taptuk Dergâhi'na odunun egrisi bile gerekmez” diyerek, kirk yil tek bir egri odun getirmemis. Sonunda, muradina ermis ve kendisine izin verilmis. Dirildik pinar olduk, Irkildik irmak olduk, Aktik denize daldik, Tastik Elhamdülillâh. Taptugun tapusunda, Kul olduk kapisinda, Yunus miskin çig idik Pistik Elhamdülillâh. Bundan sonra, Yunus'un gönlünde ilâhî ask'tan baska bir seye yer yoktur artik. Bu askin potasinda yanip yakilmakta, bu yanisin iniltileri Yunus'u ozanlastirmaktadir. Artik Yunus yok, ortada ask var, askin terennümleri var. Yunus, bu ask harmaninda savrulan bugday taneleri gibi estikçe ask, döküldükçe ask: Askin aldi benden beni Bana seni gerek seni Ben yanarim dün'ü günü Bana seni gerek seni Ne varliga sevinirim Ne yokluga yerinirim Askin ile avunurum Bana seni gerek seni... Yunus Emre, Anadolu'da dogan, yine Anadolu'da batan bir tasavvuf günesidir. Yasadigi çagda Türkçe bir kenara itilmis, hor görülmüsken, Yunus, Türk dilini, bütün incelik ve güzellikleriyle sirtlamis, ayaga kaldirmis, kendinden sonra gelen ozanlara öncülük etmistir. Yunus Emre’nin dili, Anadolu'nun öz dilidir. Anadolu Türklügünün yüregi Yunus'ta çarpar, bu yürek, tüm kükrekligiyle Yunus'ta dile gelir : Gönlüm düstü bu sevdaya Gel gör beni ask neyledi Basimi verdim kavgaya Gel gör beni ask neyledi. Ben aglarim yana yana Ask boyadi beni kana Ne âkilim ne divâne Gel gör beni ask neyledi. Onun doyumsuz sevgisinde, tüm insanligin sesini duyarsiniz. Bu seste gerçek inanç, Tanri sevgisi, insan degeri ve var olmanin sevinci vardir. Tüm kötülüklerden arinmis, duru bir gönülle seslenir insanliga: Adimiz miskindir bizim Düsmanimiz kindir bizim Biz kimseye kin tutmayiz Kamu âlem birdir bize... derken, insanlari anlayis ve dayanismaya, birlige ve dirlige davet eder. Onun bu çagrisi “sevgi” ocaginadir. Seslenir: Gelin tanis olalim, Isi kolay kilalim. Sevelim sevilelim Bu dünya kimseye kalmaz. Yunus Emre’nin bilinen iki eseri vardir. Biri, Risaletü’n-Nusiyye ya da (Ögüt Risalesi) adiyla aruz ölçüleri içinde yazilmis, tasavvufî, ahlâkî, dinî bir eserdir. Ötekisi ise, asil büyük siir gücünü yansitan Dîvân’idir. Son arastirmalara göre, Yunus Emre, 1321 yilinda, yetmis yaslarinda oldugu halde, hayata gözlerini kapamistir. Porsuk suyu ile Sakarya’nin birlestigi yerde bir zaviyesi oldugu ve oraya gömüldügü rivayetler arasindadir. Bursa’da gömülü oldugu da söylenir. Erzurum’daki Tuzcu Köyü yakininda, Manisa’nin Salihli ve Kula kazalari arasindaki Emre Köyü’nde, Keçiborlu kasabasi civarindaki bir köyde Yunus Emre’nin mezari diye gösterilen yerler varsa da onun asil mezarinin seven ve sevilenlerin gönlü oldugu bir gerçektir. UNESCO, 1971-1972 yilini bütün dünyada Yunus Emre Yili olarak kabul etmistir. Biz dünyadan gider olduk Kalanlara selâm olsun. Bizim için hayir dua Kilanlara selâm olsun Ecel büke belimizi Söyletmeye dilimizi Hasta iken hâlimizi Soranlara selâm olsun Tenim ortaya açila Yakasiz gömlek biçile Bizi bir âsân vechile Yuyanlara selâm olsun Selâ verile kasdimiza Gider olduk dostumuza Namaz için üstümüze Duranlara selâm olsun. Dervis Yunus söyler sözü Yas dolmustur iki gözü Bilmeyen ne bilsin bizi Bilenlere selâm olsun. |
1 ek ![]() O zamanlarda Anadolu sehir hayatinda ilim ve edebiyat dili olarak Arapca ve Farsca etkinligini sürdürüyordu.... Yunus Emre, Anadoluda, Türk dilini harika bir sekilde kullanan ilk sair olmustur. Siirlerinden anlasildigina göre;caginin din ve dünya bilgilerine hic de yabanci degildir. Hatta, biraz Farsca ve Arapca bildigi ve böylece Islam kaynaklarindan uzak kalmadigi, büyük Mutasavvif Mevlana Celaleddin Rumi ile iliskisi bulundugu, dervis olarak tüm Önasyayi gezip dolastigi anlasilmaktadir. Yunus Emre, Islam aydinlik caglarinin bir harikasidir. Eger, tek basina düsünülmezse; kendinden önceki veya cagdasi büyük düsünürler ile mutasavvif sairler zincirininkendine özgü son halkasi oldugu kolayca anlasilir. Prof. Dr. M. Es'ad Cosan Yunus Emre gerçekten, baska edebiyatlari bilen kimselerin sözleriyle, --benim kanaatim de çok net olarak öyle-- emsalsiz bir sairdir. Türk diliyle dinî siir yazan sairlerin en büyüklerinden, en basta gelenlerindendir Yunus Emre.... Sadece bizim malimiz degildir, dünya kendisinin hayranidir. Biliyorsunuz evvelki sene de Yunus Emre yili idi. Yunus Emre, çok derin fikirleri çok sade kaliplarla ifade edebilme kabiliyetine sahib bir kimsedir. Emsalsiz bir lirizm ile, çok muazzam fikirleri çok kisa cümleler halinde, misralar halinde anlatabilen bir kimse... Iftihar edecegimiz bir kimse... Ben Azerbaycan'a gittigim zaman, bana dediler ki: ''Bu Azerbaycan'in bir kasabasi var; istersen seni götürelim. Oranin ahalisi Fuzûlî'nin hayranidir. Hepsi Fuzûlî'nin divanini bastan sona ezbere bilir, ezbere okur.'' Bizim de saniyorum Yunus Emre'yi ezbere bilmemiz lâzim!.. Çünkü, her siiri ayri harikadir. Yunus Emre, çok meshurdur ama çok da mechuldür; hayati hakkinda çok sey bilinmiyor, kaynak yok... Mezarinin bile nerde oldugu hakkinda millet hâlâ münakasa ediyor. Iki tane eseri var elimizde: Birisi Yunus Emre Divani; ötekisi de Er-Risâletün Nushiyye... Iki eserini biliyoruz. Bu iki eserinden birincisi divani; o da bilimsel olarak nesri yapilamamis bir eserdir. Ama, Kültür Bakanligi'nin nesrettigi Dr. Mustafa Tatçi'nin Yunus Emre Divani, daha ileri bir çalisma; güzel... Ondan önce de Yunus Emre ile ilgili çok nesirler yapildi, divan nesredildi. Bu nisbeten onlarin hepsinden daha öteye, ileri bir çizgiye gitmis; güzel, hosuma gitti. Yunus Emre'nin kendi elinden yazilmis bir divan bize gelmemis. Yunus Emre Divani denilen eserler de karsilastirildigi zaman, birbirlerinden çok farklari var... Bunda olan onda yok, onda olan bunda yok... E hangisi Yunus'un bu siirlerin?.. Belli degil... Hangi siir gerçekten Yunus'un diye bir meselemiz var; bunu tesbit etmemiz lâzim!.. Sizin bugün Yunus'un diye sevdiginiz, ezberlediginiz, dinlediginiz ilâhilerin bir kismi onun degildir meselâ... Çünkü, bir kaç tane Yunus var... Çok net, çok kesin, bütün ilim adamlarinca bilinen bir gerçek... Bir kere iki tane kesin Yunus var: Birisi, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'yi yetismis Yunus; ötekisi, Bursa'da Emir Sultan'a yetismis Yunus... Birisi Mevlânâ'dan biraz genç; ötekisi Emir Sultan'dan biraz genç... Emir Sultan'dan feyz almis, Emir Sultan'a bagli... Bu ikinci Yunus daha ziyade, ''Sol cennetin irmaklari'' ''Kâbenin yollari bölük bölüktür'' gibi ilâhileri söyleyen... Yâni bizim Yunus'un diye sevdigimiz siirlerin yüzde altmisi - yetmisi Bursali Yunus'undur. Bursali Yunus'un Bursa'da kabri vardir ve çok magdur durumdadir. Mahalle arasinda bir evin bahçesi arasinda kalmistir. Ben Bursali arkadaslarimiza rica etmistim, ''Bulun, arayin!'' diye... Buldular, resmini gönderdiler. Söyle bir araliktan geçiliyor. Kimse de, o Sol Cennetin Irmaklari'ni yazan Yunus'un orda yattiginin farkinda degil... Bilseler, yigilacaklar oraya; ama, bilmiyorlar. Tabii, bu bizim vazifemiz... Ilim, Kültür ve Sanat Vakfi olarak vazife ediniyoruz. Bursa'ya gidecegiz. Belediye baskani eger Çesme belediye baskani kadar yakinlik gösterirse bize; anlatacagiz, diyecegiz ki: ''Bu Yunus, çok büyük Yunus'lardan bir tanesidir. Bunun etrafinin istimlâk edilmesi lâzim, türbesinin güzellestirilmesi lâzim!..'' Bir Yunus o, Bursali Yunus... Bir Yunus da, --simdi belki Aksaray'a baglidir, idârî taksimati bilmiyorum-- Sivrihisar'li... O Sivrihisar, --Eskisehirliler üzülse de söylemek zorundayim-- Eskisehir'in Sivrihisar'i degil... Kizilirmagin kenarinda ama, Eskisehir'deki Sivrihisar degil... Hacibektas kasabasina çok yakin, Sivrihisar diye bir yer var Kizilirmagin kenarinda... Kizilirmak, biliyorsunuz nerelerden dönüp, dolasip öyle gidiyor Karadeniz'e... Bunu bir yazi ile, kitapla Refik Saygun anlatti. Incelemeler yapti, oranin fotograflarini çekti. ''Bu Sivrihisar'dadir Yunus!'' dedi. ''Iste, Tapduk Emre'nin kabri var burda... Iste Yunus'un kabri var burda...'' dedi. Kimse bunu dinlemedi ama, aslinda Yunus'un yeri orasi, kabri orada... Onu da tabii, ihyâ etmek lâzim!.. Ne zaman yasamis; belli degil... Hangi tarihlerde ölmüs; belli degil... Çünkü, bizim vakif kayitlarini, sicilleri; depolarda, koridorlarda ne ariyor diye vagonlarla Bulgaristan'a göndermisler. Gelmisler Istanbulda ilgisiz ilgililer... Koridorlarda bir takim evraki çok kalabalik görünce: ''--Ne bunlar burda?..'' ''--Efendim, bunlar arsiv belgeleri...'' ''--Ne ise yarar?..'' ''--Eski yazi...'' ''--E, biz devrim yaptik, harfleri degistirdik. Kim bunlari okuyacak?..'' demisler. Vagonlara yüklemisler. Ismail Hakki Konyali feryad etti, yazilar yazdi: ''Bunlar arsiv belgesidir, bunlar gönderilmez; çok kiymetli evraktir!'' diye ama, giti hepsi... Avrupa'ya gitti, ve sâireye gitti. Yâni kendi mâzîmizi koruyamiyoruz. Yanginlar tahrib ediyor, kendimiz tahrib ediyoruz. Çanakkale'nin, Fatih Sultan Mehmed Han tarafindan yapilan kalesinin giris kapisindaki kitabeyi, oradaki askerî birligin basindaki bir üstegmen veya yüzbasi kazitmis. Ne istedin o kitabeden, niye kazitiyorsun?.. Fatih'in kitabesi bu... Hapsetmek lâzim!.. Kazitmis; simdi ara da bul, kitabe yok... Mezar taslari Londra'da satiliyormus... Bizim mezarliklardan çalinan mezar taslari, kavuk sekli, tas sekli, yazisi itibariyle antika oldugu için Londra'da haraç mezat satiliyormus. Müsteri buluyormus, oralara kaçiriliyormus. Nasil ediyorlar artik, bilmiyorum. Onun için Yunus'un mezartasi yok... Arsivler yok, belgeler yok... Gölpinarli söylüyor, ben de gördüm: Haci Bektas kütüphanesinde bir yazmanin üst tarafinda, dogumu su, yasi su kadar, vefati su diye bir kayit var... Ama kim yazmis oraya, nereye dayanarak yazmis, belli degil... Diyorlar ki, iste 1320 yillarinda ölmüstür. Belki dogru olabilir ama, kuvvetli bir belge degil... Bir tek kuvvetli belge var: Risâle-i Nushiyye isimli eserini yazmis, sonunda tarih atmis. Hicrî 707 tarihinde yazilmis; milâdî 1306/1307 ediyor. Demek ki Osmanlilardan önce o sagmis. Ötekiler, ilim adami olarak bizim yüzdeyüz kabul edecegimiz seyler degil... Yunus'un divaninda incelemize göre; Yunus Emre evlenmis, çolugu çocugu var... ''Allah bize de çoluk çocuk verdi.'' diyor bir siirinde... Anliyoruz ki, Yunus bekâr göçmemis; evli çoluk çocuk sahibi bir insan... Bir sair koca olmus. Yâni yaslanmis. Genç yasta degil, bayagi bir ihtiyarlamis oldugu belli... Seyh efendi diye çok hürmet etmisler kendisine, siirinden biliyoruz. O kendisinden bahsederken, kendisini çok kötüleyerek söylüyor ama, biz anliyoruz. ''Bana seyh diyorlar; nerde ben?.. Mertebem, çok fenayim.'' diye söylüyor; ama ordan anliyoruz ki, seyh demisler. Herkes hürmet ediyor, herkes elini öpüyor. Hayatinda bu hürmeti görmüs. Ilim bakimindan; yüksek derecede dînî bilgileri kazanmis, usta bir âlim... Öyle oduncu filân degil... Ümmî, elifi ve sâireyi okumamis bir insan degil; çok büyük bir alim... Eserlerinden de belli, kendisi de söylüyor. Muhtemelen Konya'da tahsil etmis ve Sadreddin-i Konevî'nin fikirleri var, Abdülkerim-i Ciylî'nin fikirleri var siirlerinde... Onlar ayri bir konferans konusu, ince tasavvufî meseleler... Çok büyük bilgisi var... Simdi, bu eski Yunus ile, Mevlânâ zamanina yakin Yunus ile, öteki Bursali Yunus arasinda yüz küsur yil zaman farki var... Üslûb farki var... Bu Yunus'un dili baska, Bursali Yunus'un dili baska... Sip diye anlasilir; kullandigi kelimelerden ve üslûbundan hemen farkedilir. Mevlânâ'ya çagdas Yunus baska, Bursali Yunus baska... Ikisi ayri sahsiyet... Bursali Yunus, hiç falso yapmamis olan, siirlerinde kimseyi tedirgin edecek bir söz söylememis olan, müteserrî, müeddeb, âsik bir sâir... Tam dört dörtlük potada bir insan... Gelelim eski Yunus'a... Eski Yunus, cür'etli bir insan, iddiali söz söyleyen bir insan... Nasil iddiali söz söylüyor?.. Bir kez gönül yiktin ise, O kildigin namaz degil!.. ''Bir kere bir kalb yiktiysan; senin kildigin namaz, namaz degil!'' diyor. Seriat bu kadar siki degil... Seriat biraz müsamahalidir. ''O kusurdur, tamam kalb kirmasi bir kusurdur ama; öbür taraftaki namazi da, namazdir. Ne yapalim, kusurlu bir müslüman... Kusursuz insan olmaz.'' diye düsünülür. Ama, Yunus sert bir insan; öyle seylere pek razi gelemiyor, sapasaglam olsun istiyor. ''Bir kez gönül yiktin ise; o kildigin namaz degil!'' diyor, defterden siliyor. Eski Yunus sert, sertligiyle taniniyor. Sonra, biraz da Allah'a olan sevgisinden dolayi, bizim hürmet ettigimiz bazi seyleri de küçümser gibi bazi ifadeler kullaniyor; insanin yüregi agzina geliyor. Cennet cennet dedikleri, Birkaç köskle birkaç hûri; Isteyene var anlari, Bana seni gerek seni!.. Simdi bu çok cür'etli bir söz ama, sonu tatli baglandigi için bir sey de diyemiyoruz. Allah'i o kadar çok seviyor ki, cenneti, hûriyi ve sâireyi de düsünmüyor. Bu da vardir. Hattâ bizim Naksî tarikatinda vardir. Çâr terk diyoruz biz... Dört seyi terketmesi lâzim dervisin: Terk-i dünya, terk-i ukbâ, terk-i hestî, terk-i terk... Dünyayi defterden silecek, gönlünden çikartacak... Ukbâyi defterden silecek, gönlünden çikartacak. Ukbâda cennet var, hûriler vs. var... Terk-i hestî; varliktan geçecek, kendini yok edecek, fenâ makamina erecek... Terk-i terk; bir de, terkettiklerini kafasinda tutup da, kendisine kibir gurur getirmeyecek, terkettiklerini de unutacak... Yâni, ''Ben sunlari terkettim, ne büyük adamim!'' demeyecek. Bu bizim ilk Yunus da, acaba nasil bir Yunus?.. Böyle cenneti, hûrileri filân küçümsedigine göre... Bir baska siiri de var, onun bestesi de çok hosuma gidiyor: Milk-i bekàdan gelmisem, Fânî cihani neylerem?.. Ben dost cemâlin görmüsem, Hûr-i cinâni neylerem?.. ''Öbür alemden geldim ben buraya; ben burayi ne yapayim?.. Ben cemâlullahi görmüsüm, Allah'i görmüsüm; hûrileri ne yapayim?..'' diyor. Bu da güzel bir siirdir. Hicaz makaminda bestesi çok nefistir. --Yunus böyle de, acaba Yunus çizgiden çikmis bir insan mi?.. --Hayir!.. --Iddiali olduguna göre, yoksa alevî mi bu adamcagiz?.. --Alevî degil!.. Bilimsel olarak onu da söylemek bizim vazifemiz... Nerden isbat edebiliriz?.. Meselâ televizyonda çikacak karsimiza alevî babalari, dedeleri; ''Yunus alevî idi.'' diyecekler. ''Ahmed Yesevî alevî idi'' diyorlar. Tamam, o zaman Hazret-i Ali de alevî idi. Kendisi netice itibariyle ama, senin bildigin alevî degil... Alevîlik Hazret-i Ali'yi sevmekse, biz de alevîyiz. Hepimiz seviyoruz ama, yasantin nasil?.. Simdi, surda bir sözü var eski Yunus'un: Namaz kilmayana sen, Müselmandir demegil, Hergiz müselman olmaz, Bagri dönmüstür tasa... Namaz kilmayana müslüman demiyor eski Yunus... Sinirli ya, asabî mesrebli adamcagiz... Namaz kilmadi mi, siliyor defterden... Hani, kalb yikani defterden sildigi gibi, namaz kilmayani da siliyor. Namaz kilmayanlar yandi... Yunus kovalayacak sopayla... (Hergiz müselman olmaz; bagri dönmüstür tasa...) Hergiz, aslâ demek... Alevî kardeslerimiz sahabenin arasinda ayirim yaparlar; biz ayirim yapmayiz. (Ashâbî ken nücûmi) ''Benim ashabim yildizlar gibidir.'' buyurmus Peygamber Efendimiz... (bi eyyihim iktedeytüm ihtedeytüm.) ''Hangisine sarilsaniz, hak yola, cennete gidersiniz.'' buyurmus. Biz ashaba dil uzatmiyoruz. ''Ashaba dil uzatarak benim canimi sikmayin! Ashabim konusunda ileri geri konusup da, beni üzmeyin!'' buyuruyor. Biz ashabin kendi aralarindaki meseleleri bahis konusu etmiyoruz. Ama onlarda tevellâ ve teberrâ var... Yâni, Hazret-i Ali Efendimiz'in dostlarini sevmek var, düsmanlarina düsman olmak var... Bir takim sahabeyi defterden silmek var, aleyhinde konusmak var... Eski Yunus'ta bunlar yok... Bunlari niçin anlatiyorum?.. Yunus'un gerçek çehresini herkes bilsin diye anlatiyorum. Onu da surda, misaliyle isaretledim. Onu da okuyayim da delilli olsun: Isksiz adem dünyada, Belli bilün yokdurur. Her biri bir nesneye, Sevgüsi var âsikdur. Çalab'un dünyasinda, Yüzbin türlü sevgü var. Kabul et kendözüne Gör kangisi lâyiktir. ''Dünyada herkes bir seyi sever. Binbir türlü sevgi var dünyada... Ama sen, bu sevgileri söyle bir göz önüne getir. Bunlarin hangisi sana lâyiktir; seçme yap!'' diyor. Yâni, ''Rahman'i mi sevmek lâzim, seytani mi sevmek lâzim?.. Imani mi sevmek lâzim, sirki küfrü mü sevmek lâzim?.. Zulmü mü sevmek lâzim, adaleti mi sevmek lâzim?.. Herkes bir sey seviyor ama, sen kendine lâyik olani seç!'' diyor. Biri Rahmânir Rahîm, Biri seytânir racîm. Anun yazugimuz di, Sevgüye taallukdur. Dünyada Peygamberün, Basina geldi bu isk. Tercemâni Cebrâil, Ma'sûkasi Hàlik'dur. Yâni, ''Bu sevgi dedigimiz sey Hazret-i Muhammed'in de basina geldi. Bu askin tercümani Cebrâil AS'dir. Rasûlüllah'in sevgilisi de Allah'tir.'' diyor. Siirin besinci dörtlügünde: Ömer ü Osman Ali, Mustafâ yâranleri. Bu dördünün ulusi, Ebû Bekr-i Siddîk'dur. Ebûbekir Siddîk'in en yüksek oldugunu düsünmek de, ehl-i sünnet akîdesidir. Biliyorsunuz, ehl-i sünnet akîdesine göre, sahabe-i kirâmin efdali Ebûbekir Siddîk Efendimiz'dir. Hilâfet de, fazîlet sirasina göredir. Bizim kanaatimiz böyle... ''Allah böyle takdir etmis; demek ki, bunda bir sebep vardir.'' diye, biz böyle düsünüyoruz sünnî olarak... Ama alevî kardeslerimiz, ''En üstünü Ali idi. Ötekiler haksizlik etti, gasb etti. Hazret-i Ali Efendimiz, Peygamber Efendimiz'in cenâze isleriyle mesgulken, orda politik entrikalarla kendilerini seçtirdiler.'' demeye getiriyorlar. Yapmaz o insanlar!.. Diyelim ki, böyle haksizlik yapti... Böyle insana Allah, Peygamber Efendimiz'in türbesinde yatmayi nasib etmez!.. Bu da benim özel delîlim... Peygamber efendimiz'in yanina herkes yatmadi; kabir arkadasi iki kisi var... Kim?.. Iki kayinpederi... Orda da zerâfet var; ikisinin de kizini aldi ya Peygamber Efendimiz... Birisi Ebûbekir Siddîk, Hazret-i Aise Anamiz'in babasi; ötekisi Ömerül Faruk, Hazret-i Hafsa Validemiz'in babasi... Yâni kayinpeder oluyor, baba oluyor. Allah onlara nasib etmis, Peyggamber Efendimiz'in türbesinde durmayi... Efendimiz'in kabri surda... Ebûbekir Siddîk Efendimiz'in kabri arkasinda... Ömerül Faruk Efendimiz'in kabri yaninda... Eskiden diyorlardi ki, ''Turna dizilisi gibi, birer metre geriye, birer metre saga kaymis durumdadir.'' Öyle degil... Son yapilan kazilarda, türbenin duvarini yaparken; kibleye arkamizi dönüp, türbeye dogru teveccüh ettigimiz zaman, sag tarafta kalan yan duvarin tamirini yaparken, tamir edenler iki tane ayak görmüsler. Hemen kapatmislar ve çok üzülmüsler. ''Eyvah! Acaba Rasûlüllah'i mi rahatsiz ettik?'' diye... Sonradan tarih kitaplarini karistirmislar. Anlasilmis ki, Hazret-i Ömer Efendimiz levent oldugu için, boylu poslu oldugu için sigmamis da, ayagi biraz uzamis oraya dogru... Hazret-i Ömer'in ayagi oldugu anlasilmis. Simdi, böyle bir kötülügü yapmis olsalardi, Allah onlara Peygamber Efendimiz'in yaninda, türbesinde, ayni odada bulunma serefine erdirmezdi. Benim görüsüme göre... Nasib etmezdi, kogardi onlari bilmem nereye... Ne olursa olurlardi. Orada defnedilmek nasib olmus; bu çok önemli bir sey... Bir de Hazret-i Aise Validemiz'in rüyasi vardir. Hazret-i Aise Validemiz bir rüya görmüs. Ebûbekir Efendimiz de rüya yorumlamayi seviyor. Biraz o hususta mahareti taninmis. Babasina diyor ki: ''--Babacigim, bir rüya gördüm. Gökten üç tane kamer, ay yere indi. Benim hücreme geldiler, topraga daldilar. Acaba bunun yorumu ne?..'' ''--Kizim! Senin odana üç kisi defnedilecek. Bunlar yeryüzünün en hayirli insanlaridir.'' diyor. Peygamber Efendimiz vefat edince de kizina yanasiyor, diyor ki: ''--Kizim, hani sen bir zaman bir rüya görmüstün ya, iste senin üç kamerinden bir tanesi budur ve en hayirlisi budur.'' diyor. Peygamber Efendimiz oraya gömüldü. Ikincisi kim?.. Ebûbekir Efendimiz... Üçüncüsü kim?.. Ömer Efendimiz... Evet, Ömer Efendimiz sinirli bir insandi, eli kirbaçliydi. Çarsiya pazara çikardi, belediye reisligi vardi. Esnafi kontrol ederdi. Kamçiyi kafasina indirirdi. Ama Allah için yapardi, adaletliydi. Sevmeyen olabilir, kizan olabilir ama Allah sevdi mi, baskasinin hiç önemi yok... Peygamber Efendimiz'e de bazi konularda, ''Yâ Rasûlallah, öyle yapmayalim!'' demis ve Hazret-i Ömer'in itiraz ettigi sekilde vahiy inmis sonra... Samimiyetle kanaatini söyleyen insan... Dogruyu sevmek lâzim!.. Bizim burda anlatmak istedigimiz bilimsel bir gerçektir, bir yanlisligi düzeltmektir. Yunus Emre'lerin hiç birisi --Bursalisi zâten degildir de, birinci Yunus da öyle-- seyhayna, yhani Ebûbekir ve Ömer Efendilerimize söven bir insan degildir. Tevellâci ve teberrâci degildir. Alevî degildir, sünnî akidesindedir. Çok net... Bu siiri onun için buraya koydum. Iki dörtlügü daha var: Alem fahri Muhammed, Mi'râca agdugunda, Çalab'dan diledigi, Ümmetine azikdur. Yunus senin aybini, Gözlegil ayrugi ko, Kimesnenin aybina, Sen bakmagil yazikdur. Sonunda da ahlâkî bir sey söylüyor: ''Ey Yunus!'' diyor kendisine... ''Senin ayibini gözle sen! Kendi ayibina bak, kendini düzeltmege çalis!.. Ayrugi ko; yâni baskasinin ayibini arastirmakla mesgul olma, birak o isi!.. Kimsenin ayibina bakma; günahtir.'' diyor. Yazik, günah demek... Yunus Emre bir kere akide olarak isbat etmis oluyoruz, namazli niyazli bir insandi. Sonra sahabe-i kirama hürmet eden bir insandi. Ayet-i kerimeleri bilen bir insandi. Alevî kardeslerimiz de bu çizgiye gelsinler, bunun baska çaresi yoktur; çünkü, hak budur. Yunus'un tasavvufî anlayisini ayrica anlatmak lâzim ama, kisaca söyle anlatalim... Bunu çok kimse bilmez. Bilmedikleri için de Yunus'u anlayamazlar. Yunus'un ne dedigini çok kimse anlayamaz, siirlerini dogru yorumlayamaz. Siirlerini yorumlayan insanlara bakiyorum, tatli insanlar, güzel insanlar, sevimli insanlar, kendilerini de seviyorum; ama, Yunus'un siirini açiklamasi dogru degil!.. Yunus'un siirini anlamamis... Benim anladigim bir takim konular var, noktalar var; açiyorum orayi, anladi mi, anlamamis. Yunus tasavvuf yönünden Ahmed-i Yesevî ekolüne baglidir; bir... Ikincisi, vahdet-i vücud kanaatine sahibdir. Biliyorsunuz tasavvufta vahdet-i vücud vardir. Yâni, ''Mahlûkatin vücudu izâfîdir. Varlik, Allah'in varligidir. Gerisi havadir, bostur, yoktur.'' demektir. Vahdet-i vücudu insan, lisedeki edebiyat kitaplarindan ögrenemez. Vahdet-i vücud ince bir konudur. Dikkat etmezse insan, ayagi küfre kayar. Kolay anlasilmaz, ince bir konudur. Yâni, kulun kendi varligini yok bilmesi, Allah'in varliginin yegâne varlik oldugunu bilmesidir. Yunus bu kanaattedir, vahdet-i vücuda sâliktir. Biz meselâ, sahsen hangi ekoldeyiz?.. Biz vahdet-i suhûd'a sâlikiz. Bu Imam-i Rabbânî Efendimiz'in kanaatidir. Diyor ki: ''Ben murakabelerimde, halvetimde, tasavvufî çalismalarimda çok çok defalar, bütün dikkatimi kullanarak meseleyi tekrar tekrar inceledim; vahdet-i vücud yok, vahdet-i suhud var!'' diyor. Suhud ne demek?.. Allah'in varligina sahid her sey; bu sahidlerin birligi var... Allah var, onun disinda yarattiklari mahlûkat var... Muhiddin-i Arabî'nin dedigi gibi degil, vahdet-i suhud var demis oluyor. Muhiddin-i Arabî'nin fikirlerine sahibdir Yunus Emre... Bu da normal, anlasiliyor. Çünkü, Muhiddin-i Arabî'nin kanaatinin, tasavvufî ekolünün Anadolu'da yayilmasina sebep olan Sadreddin-i Konevî, Konya'da uzun zaman hizmet etmistir. Malatya'ya ve sâireye gitmistir. Bu vahdet-i vücud düsüncesini Anadolu'da yerlestiren odur. Daha baska mutasavvif sairler vardir. Mevlânâ da vahdet-i vücuda müntesibdir. Haci Bayram-i Velî'yi inceledi, Ethem Cebecioglu diye bir talebem vardi, simdi doçent Ilâhiyat'ta... Ben emekli olduktan sonra ona sordum: ' '--Nasil, Hacibayram-i Velî'yi inceledin mi?'' dedim. ''--Maalesef hocam, o da vahdet-i vücudcu...'' dedi. Maalesef demeye lüzum yoktur. Vahdet-i vücut, öyle maalesef denecek bir inanç degil ama, çok dikkatli olmak lâzim!.. Muhterem kardeslerim! Insânin zâten seriati bilmeden tasavvufa dalmasi tehlikelidir. Önce muhaddis olacak, müfessir olacak, fakîh olacak; ondan sonra tasavvufa girerse ayagi kaymaz. Onlari bilmeden tasavvufa girerse, takliden birisinden duydugu sözü söyler, çok büyük tehlikelere düser. Ben bazen, tasavvuftan bahseden insanlarin kitaplarini okuyorum, gülüyorum. Anlamiyorlar, yasamadiklari için... Yasamadigi için bilmiyor konuyu, bilmedigi için de hariçten gazel okuyor. Eskiden gazinolar olurmus. Gazelhâni olurmus, sahnesi olurmus. Hanendesi, sâzendesi olurmus. Içkiyi içince bazilari da cosarmis, hariçten gazel atarlarmis. Oraya yazarlarmis, ''Hariçten gazel atmak yoktur.'' diye... Yâni kimisi hariçten cosup da gazel atiyor. Öyle degildir. Bu isin sakasi, oyunu yoktur. Burda hariçten gazel atmak insanin ayagini kaydirir, cehenneme düsürür. O bakimdan meseleleri yasamak lâzim, onlarin halet-i rûhiyesini anlamak lâzim!.. Vahdet-i vücud insanin seyr-i sülûkunda ve halvetinde bir duraktir. Sonlara yakin bir duraktir. O duraktan sonra baska duraklar vardir. Kisaca böyle söyleyebilirim. O duraga gelir insan... O durak son durak degildir. O duraktan daha ötedeki duraklara geldigi zaman insan-i kâmil olur. Yunus Emre'ye göre insanlar dört sinif... Tabii, kâfirler de var... Kâfirleri hiç nazar-i dikkate almiyor. (Ülâike kel'en'âmü belhüm edal) ''Onlar hayvanlar gibidir, onlardan da saskindir.'' Hayvanlardan daha sasirmistir, kâfir oldugu için...'' Haci Bektâs-i Velî de bunu yaziyor Makàlât'inda... Gayrimüslimleri, Allah'in varligini birligini anlayamamis olduklari için siralamaya almiyor, kayit dahi etmiyor. Mü'minler vardir. Mü'minler dört siniftir: 1. Ehl-i seriat 2. Ehl-i tarîkat 3. Ehl-i ma'rifet 4. Ehl-i hakîkat Simdi bu siramayi da kimse bilmiyor. kimisi ma'rifeti öne aliyor, kimisi muhabbeti öne aliyor. Ama Yunus'un ekolünde siralama böyledir. Seriat kavmi, tarikat kavmi, ma'rifet kavmi... Yâni, seriat ilkokuldur diyelim. Tarikat, ortaokul ve lisedir. Ma'rifet üniversitedir. Hakîkat da, üstadliktir; yâni her seyi bitirip, ihtisas yapip da en yüksek pâyeye ulasmis olmaktir. Yunus seriat, tarikat, ma'rifet kelimelerini kullanir siirlerinde... Bu mânâya kullanilir. Danismend, fakih, sofî kelimelerini kullanir; bu tasnife göre kullanir. Muhib kelimesini kullanir; asik demek... Asik Yunus diye de söyler bazen... Muhib diye de söyler. Iste en yüksek olan da budur. Onun için, kendisi de aski en ön plana almistir. Yunus'un felsefesi, Mevlânâ'nin zihniyetiyle aynidir. Ikisi de tasavvufî mertebelerin siralanisinda, en yüksek makami ask makami olarak görmüslerdir. Yunus bunu açikça söylüyor: Yunus öldü diye selâ verilir, Ölen hayvan imis, asiklar ölmez! Asigin ölecegini bile kabul etmiyor. ''Yunus öldü diyorlar; ölür mü hiç asik?..'' diyor. Hakîkaten ölmemistir. Bak sana hâlâ konusuyoruz, yasiyor aramizda... Asktan söz etmistir Yunus... Bastan sona divaninin %80'i, 90'i ask üzerinedir. Mevlânâ da öyledir. Mevlânâ da biliyorsunuz Mesnevîye seyden basliyor: Bisnev ez ney çün hikâyet mîküned, Ez cüdâyîhâ sikâyet mîküned. ''Dinle neyden kim hikâyet eyliyor; ayriliklardan sikâyet eyliyor.'' diye basliyor. Neyin bu yanik sedâsinin özüne, vatan-i aslîsine hasretin sebebiyle oldugunu sembolik olarak söylüyor. Sonra da yapistiriyor söyleyecegi sözü: Atesest in bank-i nâyu nîst bâd, Her ki in âtes nedâred, nîst bâd. ''Bu neyin içindeki atestir; üfürük degildir, yel degildir, atestir. Kimin içinde bu ates yoksa, yok olsun be!.. Adam mi o?..'' Beddua ediyor. ''Içinde bu ask atesi olmayan yok olsun!'' diye söylüyor. Yunus da öyledir, Mevlânâ da öyledir. Haci Bektâs-i Velî de öyledir. O da ayni makamdan bahsediyor. Yunus'a göre, tasavvuf çok kiymetli bir ilimdir. Erenler en yüksek insanlardir. Bir siiri vardir ''Eve Dervisler Geldi'' diye... Eve dervisler geldi diye dügün bayram ediyor, siir yazmis. Gazel yazmis. Sevgisini heyecanini ifade eden ilâhi yazmis. Erenler en yüksek insanlardir. Evliyaya ugramaz ise yolun, Göçtü kervan, kaldin daglar basinda!.. der Yunus... Onun erenlere saygisinin bir iki misalini vereyim: Erenlerin nazari, Topragi gevher eder. Erenler kademinde, Toprak olasim gelir. ''Erenlerin ayaginin topragi olmak istiyorum'' diyor. Sonra, dervislige medhiyeleri çoktur. Ma'rifetullah yolu, askullaha, muhabbetullaha götüren egitim oldugu için, dervislik çok kiymetlidir Yunus'a göre... Dervislik, Farsçada fakirlik demek... Türkçe'de buna miskinlik de diyor Yunus... Miskin Yunus dedigi, dervis Yunus demektir. Yoksa Yunus miskin degildir, civa gibi bir insandir. Bu dervislik duragi, Bir acaib durakdur. Dervis olan kisiye, Evvel dirlik gerekdür. Çün anda dirlik ola, Hak bile birlik ola... Varligi elden koyub, Ere kulluk gerekdür. Diyor ki: ''Bu dervislik bir acaib yoldur. Dervis olan kisiye evvelâ dirilik, hayat, yasam gerek... Yâni, adam ölmüs olmayacak. Itiyorsun, kakiyorsun, çimdikliyorsun, çivi batiriyorsun, igne batiriyorsun; kipirdamiyor. Ölmüs... Tamam, dervis olamaz! Çünkü, hayat yok... Evvelâ dirlik olacak, canli olacak bir kere... Ikincisi: (Çün anda dirlik ola..) Eger dervis olacak kimsede bir hayat varsa, (Hak ile birlik ola... Varligi elden koyup, ere kulluk gerekdür.) seyhe teslim olacak. Erene, evliyaya kulluk edecek, iyi hizmet edecek ki, varligini benligini koyacak ki, terakkî edebilsin. Eger bir insanda varlik varsa... Varlik nedir?.. Varlik; kibridir, gururudur, ilmidir, parasidir, mevkiidir, makamidir... Mevlânâ'nin karsisina zamanin beylerinden bir bey gelmis. Mevlânâ, hiç konusmamis. Böyle basi egik, elleri cübbesinin yeninde böyle durmus. Karsisindaki bey, sultan, mevki makam sahibi insan; hiç iltifat etmiyor, böyle duruyor. Adam durmus durmus, terlemis, kizarmis, bozarmis, demis ki: ' '--Efendim bana bir nasihat etseniz!'' O da ne kadar zalim olsa gene iyi insan ki, Mevlânâ'yi ziyaret ediyor, bir de nasihat istiyor... ''--Evlâdim, sana ben ne diyeyim? Seni Rahman sultan eylemis, sen seytana kulluk ediyorsun!.. Rahman seni sultan etmis, Rahman'a kulluk edecekken, seytana kulluk ediyorsun, seytana uyuyuyorsun; olur mu böyle sey?.. Halki sana ismarlamis, havale etmis bunlara sefkat eyle, hizmet eyle diye; sen onlara zulmediyorsun. Ben sana ne diyeyim?'' diye adamcagiza öyle agir sözler söylemis ki, hüngür hüngür aglamis adam... Cesarete bak!.. Kimseye eyvallahi yok, hak sözü gümbür gümbür söylüyor. Varligi elden koyacak, mevki düsünmeyecek, makam düsünmeyecek, zengin oldugunu düsünmeyecek. Zenginin yürüsü bile baskadir. Elini cebine koyar. Yürüyüsünden anlarsin ki, bu adam zengindir. Isterse çapaçul giysin, yürüyüsünden belli olur. Dükkâna girisinden belli olur, fiati sorusundan belli olur. Söyle ezile büzüle, ''Bunun fiati kaç acaba?...'' filân derse; fakir, adamin parasi yok, tezgâhtardan korkuyor. Ötekisi ''bunun parasi kaç?..'' der, ''Begenmedim!'' der. Kirk tanesine bakar, kirkbir tanesine bakar... Özür dilemeden, pabuçlarin hepsi meydanda, çikar gider. Hiç birisini almaz. Zengin... Zenginin halet-i rûhiyesi, mevki makam sahibinin halet- i rûhiyesi... Bir de ilim insana benlik verir. ''Ben ki, söyleyim, böyleyim...'' diye düsünür, o da benlik verir. Bunlarin hepsini koyacak. Varligin elden koyup --çar terk dedigimiz terk-i dünyâ, terk-i ukbâ, terk-i hestî, terk-i terk-- ere kulluk edecek. Bir kere su egitimini bir tamamlayacak!.. Hani ne demis Aziz Mahmud-u Hüdâî Hazretleri'ne, Üftâde Hazretleri?.. --Efendim ne olur beni dervis al, kabul et!.. --Evlâdim sen yapamazsin, kadiliga devam et! Bizim isimiz zordur. --Efendim ne olur... Tamam, yapmaga söz veriyorum, dervisiniz olayim!.. --E peki, o zaman ciger sat bakalim Bursa'nin sokaklarinda!.. Ciger... Eskiden ciger nasil satiliyor, böyle camekân mi var?.. Belediyenin istedigi sartlara uygun böyle satis yerleri mi var?.. Yok... Sopaya cigerler takiliyor, arkadan kediler miyav miyav geliyor... Adamin sirtinda ciger sopasi... Sokaklarda bagiriyor. Isteyene cigeri kesiyor, veriyor. Yarim okka, bir okka, bilmem ne... Bursa'nin kadisi, konagi olan, ilmi irfani olan Aziz Mahmud-u Hüdâî'ye ne diyor seyhi?.. ''Ciger sat evlâdim!'' diyor. Niye?.. Nefsi ezilsin diye. Satmis... Çok güzel hizmet etmis, çok güzel tevâzu göstermis. Is bittikten sonra, demis ki: ''Evlâdim, aferin! Basardin bu egitimi... Hadi bakalim seni Istanbul'a vazifeli gönderiyorum. Umarim ki, sultanlar atinin dizgininden tutar, önünden yaya yürür.'' demis. Ve yürümüstür... Sultan Ahmed dervisi olmustur. Atinin dizginini tutmus ve önünden yürümüstür. Evvelden de, sonrasini gösteriyor Allah evliyâsina... Kulluk eyle erene, Sarkdan garbi görene!.. Senden haber sorana, Key miskinlik gerekdür. ''Seyhe hizmet et ki, o sarki garbi görür.'' --Bak Bursa'da iken, Istanbul'da ilerde olacak hadiseleri keramet olarak haber vermis.-- (Senden haber sorana, key miskinlik gerektir.) Yâni, çok mütevâzi olacaksin, miskin olacaksin... Öyle kibirli olmayacaksin. Miskin olagör bâri, Benlikden irak yürü!.. Gönlünde benlik olan, Dervislikten irakdir. Eger mütevâzi olamazsan, içinde benlik varsa, o zaman dervislikten irak olursun. Hak eren, benim dedi. Varligin erde kodu. Erenlerin himmeti, Yerden göge direkdir. Yine ereni, seyhi medhediyor. Bu dervislik beratin, Okimadi müttiler. Kim ne biliser bunu, Bir acaib varakdir. Varak, defter, yaprak demek... ''Bu ilmi kadilar, müftüler okumadi. Bu bir acaib ilimdir, acaib yapraktir. Bunu bilmezler.'' diyor. Gerçekten öyledir, aziz ve muhterem kardeslerim!.. Ilâhiyat Fakültesi profesörü olarak ilâhiyat hocalarini tanirim, Diyanet'ten müftüler, diyânet isleri baskanlari tanirim; tasavvufî terbiye baska seydir. Ilâhiyatlarda okunmuyor, imam-hatiplerde okunmuyor. Insan alirsa aliyor, almazsa adam olamiyor. Ey Yunus ârif isen, Anladim bildim deme!.. Tut miskinlik etegin, Âhir sana gerektir! ''Ey Yunus! Bildim filân diye, kibir gurur satma; miskinlik, mütevâzilik tarafini tut! Sana gerek olan budur.'' Çünkü, Allah mütevâzi kullarini sever. Yunus'a göre danismend, ilim ögrenen, henüz daha hamdir. Fakîh --h harfi düsmüstür faki derler-- fikih bilen insan demektir. Sonra sôfî, tarikat erbabi... Girmis tarikata ama, girmek bitimek demek degil ki... Nerde okuyorsun?.. Falanca fakültede... Daha bitirmemis, dur bakalim!... Ön kapidan mi çikacak, arka kapidan mi çikacak; diplomayi hangi dereceden alacak, ne olacak belli degil... Ona da çatar zaman zaman... ''Ey sôfî, sen söyle diyorsun, böyle diyorsun...'' diye ona da çatar Yunus'umuz... Sevdigi insanlar ârif insanlardir, irfan ehli insanlardir, ma'rifet ehli insanlaridr. Tevâzua çok önem verir, ahlâk-i hamîdeye çok deger verir. ''Insanin ahlâki güzel olmadiktan sonra, sagi solu yikip yaktiktan sonra, kalb kirdiktan sonra kiymeti olmaz!'' diye söyler siirlerinde... Ve en yüksek makam da, asiklik makamidir. Asik niçin asiktir?.. Müsahede makamina erdigi için asiktir. Yâni, Allah-u Teâlâ Hazretleri'ni müsahede zevkine, makamina, rütbesine ulasmis oldugu için, o güzelliin karsisinda mesttir. Gözü ne cennet görür, ne hûri görür, ne baska mevkî makam görür. O ask ile, her yaptigi isi Allah rizasi için yapar. Ve dâimâ Allah'in rizasini gözetir. Söyledigi sözler dogrudur, katiliyorum. Seriatin ahkâmi konusunda titizligini vurgulamak isterim. Allah-u Teâlâ Hazretleri bizi ulûm-u ser'iyyeye, dînî bilgilere kuvvetli bir sekilde âsinâ eylesin... Dinini bilen müslümanlar olalim; bir... Tasavvufî terbiye edidigimiz iç egitimini, vicdan egitimini, nefis terbiyesi islemini görmüs olalim!.. Sivriliklerden, sertliklerden, çirkinliklerden, ahlâkî zaaflardan içimizi yikamis, temizlemis olalim; iki... Allah-u teâlâ Hazretleri bize ma'rifetini ihsân eylesin... Irfan ehli eylesin... Gözümüze müsâhedeyi nasib eylesin, gönlümüze askini, muhabbetini ihsan eylesin... Sevdigi razi oldugu kullar olarak, onu seven kullar olarak, her yaptigi isi Allah askina yaparak yasamayi nasib eylesin... Huzuruna da sevdigi razi oldugu bir kul olarak varmayi nasib eylesin... Iki cihanda azîz ve bahtiyar olun... Hepinizin dualarini beklerim... Hepinize sevgilerimi, saygilarimi arz ederim... Esselâmü aleyküm ve rahmetullah!.. (30. 10. 1994 - Çesme / IZMIR Konferanstan bir bölüm.) |
YUNUS EMRE 13. yüzyıl dini-tasavvufi halk şairlerindendir.Yunus Emre şiirlerinde tasavvuf düşüncesini ve ilahi aşkı halkın kolayca anlayacağı bir dille yazmıştır.Eserlerinde Arapça ve Farsça sözcüklere yer vermiştir.Ancak bu sözcükler Türk halkının diline girmiş anlaşılan sözcüklerdir.Bu yönüyle Yunus Emre'yi eski Anadolu Türkçesi'nin kurucularından sayabiliriz.Yunus Emre o dönemde edebiyat dili olarak Türkçe'yi canlı bir biçimde kullanmıştır. Türkçe'nin gelişmesine büyük hizmet etmiştir.Yunus Emre şiirlerinde hem hece ölçüsünü hem de aruz ölçüsünü kullanmıştır.Nazım birimi olarak hem beyit hemde dörtlük kullanmıştır.Şiirlerini daha çok ilahi-nutuk ya da nefes türünde söyleyen Yunus Emre hür düşünceli anlama değer veren vahdet-i vücüt inancı ve ilahi aşkı anlatan mutasavvıf bir şairdir. Vahdet-i vücüt inancına göre "tek gerçek varlık Allah'tır. Ondan başka ne varsa yani bütün evren onun yansımasıdır.Allah bilinmeyi dilemiş ve kainatı yaratmıştır." İnsan sevgisi ve ilahi aşk sevgisi Yunus Emre'nin şiirlerinde en belirgin temalardır.Yunus Emre'nin iki tane eseri vardır.Biri şiirlerinin toplandığı Divan diğeri ise tasavvuf içerikli nasihatname sayılabilecek didaktik ve aruz ölçüsüyle yazılmış olan Risaletü'n-Hushiye adlı eseridir. |
Hayatı tarihî hayatı ve şahsiyeti hakkında pek az şey bilinen Yûnus Emre, Anadolu Selçuklu Devleti'nin dağılmaya ve Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde küçük-büyük Türk Beylikleri'nin kurulmaya başladığı 13. yy ortalarından Osmanlı Beyliği'nin filizlenmeye başladığı 14. yy'ın ilk çeyreğinde Orta Anadolu havzasında doğup yaşamış bir Türkmen hocası, şair bir erendir.Yunus Emre uzun bir süre Hacı Bektaş-ı Velî Dergahında çile doldurmuş ve dergaha hizmet etmiştir. Yûnus'un yaşadığı yıllar, Anadolu Türklüğünün Moğol akın ve yağmalarıyla, iç kavga ve çekişmelerle, siyasî otorite zayıflığıyla, dahası kıtlık ve kuraklıklarla perişan olduğu yıllardır.13. yy'ın ikinci yarısı, sadece siyasî çekişmelerin değil, çeşitli gayrısünni mezhep ve inançların, yayılmaya başladığı bir zamandır. İşte böyle bir ortamda, Mevlânâ Celaleddin-i Rûmî, Hacı Bektaşi-ı Velî, Ahî Evrân-ı Velî, Ahmed Fakih gibi ilim ve irfan kutuplarıyla birlikte Yûnus Emre, Allah sevgisini, aşk ve güzel ahlakla ilgili düşüncelerini, her türlü batıl inanca karşı, gerçek İslam tasavvufunu işleyerek Türk-İslam birliğinin oluşmasında önemli vazifeler yapmıştır. Yûnus Emre, "Risalet-ün Nushiyye" adlı mesnevîsinin sonunda verdiği; Söze tarih yedi yüz yediydi Yunus canı bu yolda fidiyidi beytinden anlaşıldığı kadarıyla H. 707 (M. 1307-8) tarihlerinde hayattadır. Yine, Adnan Erzi tarafından Bayezıd Devlet Kütüphanesi'nde bulunan 7912 numaralı yazmada şu ifadelere rastlanmaktadır: Vefât-ı Yûnus Emre Müddet-i 'Ömr 82 Sene 720 Bu belgeden anlaşılacağı üzere, Yûnus Emre, H. 648 (M. 1240-1) yılında doğmuş, 82 yıllık bir dünya hayatından sonra H. 720 (M. 1320-1) yılında ölmüştür. Doğduğu yer konusundaki tartışmalar Eskişehir'in Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy ile Karaman üzerinde yoğunlaşmaktadır. Menakıpnâmelerle şiirlerinden çıkarılan bilgilere göre Babalılardan Taptuk Emre'nin dervişidir. Hacı Bektaş-ı Veli ile ilgisi Vilayetname'den kaynaklanmaktadır. Yine şiirlerinden tasavvuf yolunu seçtiği, iyi bir öğrenim gördüğü anlaşılmaktadır. Anadolu kentlerini dolaştığı, Azerbaycan ve Şam'a gittiği, Mevlana'yla görüştüğü de bu bilgiler arasındadır. Şiiri Düşünceleri, işlediği konularla Anadolu'da gelişen Türk edebiyatının en büyük adlarından sayılan Yûnus Emre, yalnız halk ve tekke şiirini değil, divan şiirini de etkiledi, yaşarlığını çağlar boyu sürdürdü. Hece ve aruzla yazdığı şiirlerinde sevgiyi temel aldı. Tasavvufla, İslam düşüncesiyle beslenen dizelerinde insanın kendisiyle, nesnelerle, Allah'la ilişkilerini işledi, ölüm, doğum, yaşama bağlılık, İlahi adalet, insan sevgisi gibi konuları ele aldı. Çağına hâkim olan düşünüş biçimini ve kültürü konuşulan dille, yalın akıcı bir söyleyişle dile getirdi; kendinden önce yetişmiş İran ozanlarının, çağdaşlarının yapıtlarında geçen kavramlara yeni bir öz, yeni bir deyiş kattı. Bu yanıyla tasavvuf düşüncesini, Alevi-Bektaşi inançlarını zenginleştirdi, kendi adına bağlanan tekke şiirinin Anadolu'daki ilk temsilcilerindendir... |
Yunus Emrenin Hayatı ve Kişiliği Yunus Emre'nin hayatı hakkında ki kaynakların en önemlisi yazdığı şiirlerdir. Doğum ve ölüm tarihleri yaklaşık olarak 1240 ve 1320 yılları olarak kabul edilmektedir. Yunus Emre'nin kişiliğini ve şiirlerini daha iyi anlayabilmek için yaşadığı devir hakkında bilgi sahibi olmak önemlidir. 11. yüzyılın ortalarında Horasan'da kurulan Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun sınırları Anadolu ya kadar dayanmıştı. Bu dönemde Anadolu'ya hakim bulunan Bizans İmparatorluğu, Türk tehdidinden kurtulmak için Haçlı seferleri düzenlemeye başladı. Bu savaşlarda Selçuklular Haçlılara üstün geldi ve Anadolu'yu fethettiler. Bir süre sonra Büyük Selçuklu İmparatorluğu yerini Anadolu Selçuklu Devleti'ne bıraktı. Haçlı seferleri bu dönemde de devam etti. Bu savaşlarda Türkler başarılı oldularsa da hem Anadolu harap oldu hem de devlet ciddi şekilde zayıfladı. Batıdan Haçlılar tarafından yıpratılmış olan Anadolu halkı, doğudan da Moğolların saldırılarına maruz kalmaya başladı. Moğollar 1231 tarihinde Sivas'a kadar gelmiş, halkın pekçoğunu öldürmüş, ordu gelinceye kadar çekilip gitmişlerdi. Bu saldırılarını zaman zaman tekrarlıyorlardı. Moğol istilasıyla iyice yıpranan halk , devlet korumasının yetersizliği dolayısıyla kendi beyleri etrafında toparlandı. Beyliklerin kuvvetlendiği ve birliğin bozulduğu bir süreç başladıBeylikler bir yandan birbirleriyle, bir yandan Moğollarla, bir yandan da Selçuklu Devleti'yle mücadele ettiler. Sonuç olarak istilalar, isyanlar ve yerleşme sıkıntıları ile çeşitli sosyal rahatsızlıkların ve iç huzursuzluklarının boy gösterdiği bir manzara Anadolu'ya hakim oldu. Anadolu Haçlı seferleri, Moğol akınları, çeşitli isyanlar ve saltanat kavgaları ile kaynayan bir kazan halindeydi. İşte, Yunus Emre'nin kişiliğini, şiirlerini, manevi dünyasını şekillendiren yaşadığı devir, çok karışık ve insanların büyük acılar çektiği bir dönemdi. Yunus Emre böyle bir devirde hayatını, fikirlerini ve çabalarını Anadolu'da birlik ve beraberliğin kurulmasına harcadı. Tüm beylikleri gezdi, onlara birlik olmanın önemini anlatarak büyük bir hizmet verdi. Kaynaklar, Yunus Emre'nin dünyaya geldiği yerin Sakarya havzası olduğunu büyük bir ittifakla ifade etmektedirler. Bu bakımdan doğum yeri, Sarıköy (şimdiki Eskişehir'in Mihalıççık ilçesine bağlı Yunus Emre köyü) olarak kabul edilmektedir. Bu köyde, annesiyle paylaştığı gençlik yıllarında, Yunus'un içine bir gariplik çökmüş, onu yalnızlığa çekmişti. Bağlara, bahçelere gidiyor, oralarda derin düşüncelere dalıyordu. Yine böyle dolaşırken "'dertli dolaba'' rastladı. Dolabın dertli dertli inleyişi ve suyu derinden çekip bahçelere verişiyle kendi halini tercüme etmeye başladı. Benim adım dertli dolap Suyum akar yalap yalap Böyle emreylemiş Çalap Onun için inilerimSuyum alçaktan çekerim Dönüp yükseğe dökerim Görün şu dünyada ben ne çekerim Onun için inilerim İşte böylece, bilinmez sebeplerin dertlerini içinde biriktirmeye başladı. Derdi arttıkça yalnızlık dostu oldu. Dertliler yoldaşı oldu. Kimin derdi olsa ona gidiyor, derdini O'nunla paylaşmaktan garip bir zevk alıyordu. O devamlı Yaradan'a yalvararak garibanların dertlerine çareler arıyordu. Artık herkesin derdi O'nun derdi olmuştu. Bu nedenle kıtlık yıllarında aç kalan köylüsünü kurtarmak için büyük mana sultanı Hacı Bektaş-ı Veli'nin kapısına buğday istemek için gitti. Giderken eli boş gitmemek için kırlardan alıç toplayıp götürdü. Allah kimseyi eli boş gidenlerden eylemesin. Hacı Bektaş-ı Veli, kendisine bir nefes mi yoksa bir araba buğday mı istediğini sordu. O'nun aklı, aç olan köylüsündeydi. Nefesin nasıl bir ihsan olduğunu düşünmeden bir araba buğdayı tercih etti. Daha sonra teklif edilen nefesin hikmetine ererek geri geldiyse de Hacı Bektaş-ı Veli artık kısmetinin Taptuk Emre'de olduğunu bildirerek O'nu gönderdi. Kısa zamanda Tapduk Emre'ye giderek teslim oldu. Tapduk Emre ona ormandan odun taşıma görevini verdi. Yunus ta "'bu kapıya eğriler layık değil'' diyerek hep odunların doğrularını taşıdı. Odun taşımaktan sırtı yara olmuştu. Bu nedenle odunları yavaşça sıyırıp yere koyacağı halde canı acımasın diye yukarıdan atmaya başladı. İşte o anda onu çekemeyen fitneciler Tapduk Emre'ye giderek şikayet ettiler. ''Artık Yunus sizin hizmetinizden bıktı, odunları savurup atıyor'' dediler. O da "'gidin dövüp koyun, cezasını verin'' deyince öldüresiye döverek kapıdan dışarı attılar ama kafası içerde kalmıştı. ''Elhamdülillah halen başım içerde'' derken Tapduk Emre duyarak koşmuş. O'nu göz yaşları içinde bağrına basmış. Sonra etrafındaki dervişlere kızarak "'vurun dedim, siz öldürmeye kallktınız, ama ben duymak istediğimi duydum'' demiş. Yaralarını elleriyle temizleyip sarmış ve O'nu bir daha oduna göndermemiş. Bir gün de dervişleriyle toplantı halindeyken "'söyle Yunus'um söyle'' demiş. Yunus, bildiğimiz şiirleri söylemeye başlamış. Kıskanç dervişler bu sefer daha fazla azıtmışlar, fitnelere fitneler katarak O'na rahat yüzü göstermemişler. O da sonunda Tapduk Emre'den izin isteyerek dergahtan ayrılmış. ''Derviş olmak kolay değil, garip başımı alıp gideyim, dertlilerle yarenlik edip yollara düşeyim'' demiş. Dere tepe demeden dağ, bayır dolaşmış. Bir gün bir olayla kendindeki kemalatı anlamış. Tapduk Emre'ye geri dönmüş. O da "'Yunus, biz seni kapalı bir kutu olarak Hakk'a sunacaktık, sen acele edip ağzını açtın'' demiş. ''Var git yoluna bundan böyle devam et, gariplerin yoldaşı, dertlilerin sırdaşı ol "' diyerek tekrar destur vermiş. İşte böylece gece demeden gündüz demeden adım adım Anadolu'yu her yöresine kadar dolaşmaya başlamış. Kah dertlilerin derdine derman olmuş, kah dargınları barıştırıp, mağdurların hakkını aramış. Haksız ağaları, beyleri insafa davet edip mahcup eylemiş. Yukarıda , o yıllardaki, Anadolu beyliklerinin birbirleriyle savaşlarından , birçok yörede insanların birbirlerini boğazlamasından, bu arada Moğolların da Anadolu topraklarını işgal etmeye başlamasından bahsetmiştik. Bu kötü ortamda barış gönüllüsü Yunus, beyler arasında dolaşmış, onlara sevgi, merhamet ve birlik tohumlarını ekerek barışmalarına sebep olmuştur. Hak nasip eylerse bizler de hiç hoş olmayan şu günlerde insanların hiçbir yönüne bakmaksızın aynı ilkeler doğrultusunda hizmet etmeyi kendimize gaye edinelim. Yaşadığı sürece Yunus'ta ne dervişlik iddiası kalmış ne de sultanlığa göz koymuş, Hak rızasına yoldaş olmuş varlıktan geçerek yokluk saadetine ermiş, garibanların umut kaynağı olmuş. Anadolu, Suriye ve Azerbaycan'ı gezip dolaşmıştır. Yunus'un vefat ettiği yer, doğum yeri olan Sarıköy'dür. Daha birçok yerlerde de Yunas'a ait mezarlar varsa da bunlar Yunus'un makamlarıdır. Buralar, Yunus'un misafir olduğu, sohbet ettiği, halka hitap ettiği yerler olabilir. Bu durumun önemli olan tarafı, Anadolu halkının Yunus Emre'ye nasıl bir önem verdiğini ve onu nasıl sahiplendiğini göstermesidir. Anadolu halkı onu çok iyi anlamış, kendine yakın bulmuş ve bağrına basmıştır. Bunun sebebi Yunus'un halkın dertlerine , halkın gerçeğine yakın olmasıdır. O, halkın diliyle halka yönelmiş bir şairdir. O en karmaşık, en derin hakikatları bile halkın diliyle anlatmış, onları anlaşılır kılmıştır. Yunus Emre eserlerinde, sevgiyi, hoşgörüyü anlatmıştır. Bu iki konuyu Türk halkına en etkili şekilde anlatan, onları bu konularda eğiten tasavvuf büyüklerinden biridir. O, hür fikirli, samimi, saf ve derindir. Şiirlerinde gösteriş ve süsten uzak durmuştur. İfadesi alabildiğine etkili ve kuvvetli ancak dili çok sade bir Türkçe'dir. Türk dilini seçmekle Türk kültürüne büyük bir hizmet yapmıştır. Anadolu milli edebiyatının doğmasına sebep olanlardan ve bu hususta en büyük rolü oynayanlardan birisidir. Yunus, şiiri bir araç olarak görmüştür. Şiirleri öğretici ve gerçekçidir. Şiirlerinde sanat yapmayı bir amaç olarak gözetmese de , hem halka en güzel şekilde hitap etmiş hem de sanat dolu eserler vermiştir. O, sürekli, sade halktan en üst düzeyde kültürlü ve eğitimli topluluklara kadar seslenerek vermek istediği mesajları hedeflerine ulaştırmıştır. Yollara düşmüş, köy köy gezerek insanlara ulaşmış ve insanlara gerçekleri anlatmıştır. Yunus, hitap ettiği insanların toplumdaki seviyelerine bakmadığı gibi onları dinine, mezhebine, ırkına, rengine göre de ayırmamıştır. İnsanlar arasında hiçbir ayrım gözetmemiştir. Tüm insanlığı kucaklayan bir tutum izlemiştir. O ayrılıkçı değil birlikçi, birleştirici bir insandır. Tasavvufu şiirlerinde en ince ayrıntısına kadar anlatmıştır. Dilindeki sadelik tasavvuf gerçeğinin halka ulaşmasını kolaylaştırmıştır. Bu şiirinde Yunus kendini şöyle anlatmıştır. Ne olduğumu soran işit hikayet, Su ve toprak ateş ve yel oldu suret. Dört zıt nesneden dört duvarı, Uygun eyledi verdi keramet. Yel ile toprağı tuttu havada, Su içinde ateşi tuttu selamet. Rızkı ömrü tamam eyledi henüz, Altı yön yarılmadan önce mübarek. Ruhumdan kimse haber veremez, Emridir kudretlinin verir hareket. Geri kalan duygularını da açık edeyim, İyilik mevcuda kulak vermek göz açmak. Aklımın haberi bugünkü değil, Onu eğer bilirsen evvelki ayet. Soru cevap hikmetleri buraya kadardır, Bundan böyle cihanım olmaz nihayet. Yunus burada ne çoktur nasibim, Gönül dost durağı, dilim şahadet. Yunus Emre kişilik olarak dertlidir, gariptir, aşıktır. |
Durmaz yanar vücudum Allah Durmaz yanar vücudum Allah Bizleri de mahrum eyleme Allah Sensin benim maksudum Allah Bizleri de mahrum eyleme Allah Kulunu da mahzun eyleme Allah Gül bülbülün ormani Allah Ver derdime dermani Allah Sükür erdik bugüne Allah Bizleri de mahrum eyleme Allah Kulunu da mahzun eyleme Allah Halas eyle narindan Allah Ayirma didarindan Allah Cennette cemalinden Allah Bizleri de mahrum eyleme Allah Kulunu da mahzun eyleme Allah Kandiller yana yana Allah Dervisler döne döne Allah Son nefeste imanindan Allah Bizleri de mahrum eyleme Allah Kulunu da mahzun eyleme Allah |
Yunus Emre, tüm dünyada bilinen önemli bir büyüğümüz... Onun bu kadar duyulmasına vesile olan neydi peki? O HERKESİ YARATILANDAN ÖTÜRÜ KOŞULSUZ SEVİYORDU... YA AVRUPALILAR O ASIRDA BİRBİRLERİNİ DOĞRAMAKLA MEŞGÜLDÜLER... PEK ÇOK KİTAPTA BUNU GÖREBİLİRSİNİZ BUNU... MESELA "AZİNCOURT" İSİMLİ ROMANDA, BİLL NAPİER'İN LANETLİ İKONYA'SINDA, DAN BROWN'UN DA VİNCİ ŞİFRESİNDE, VE BAZI AVRUPA VE ABD KAYNAKLI FİLİMLERDE: CENNET KRALLIĞI, ROBİN HOOD(RUSSELL CROWN VE CATE BLANCHETT'İN OYNADIĞI)... BU barbar topluluklar(özellikle de Fransa) şimdi nasıl oldu da medeniyet tarihini bize öğretmey çalışan eğitimicler oldular? ROBİN HOOD bile Kral ASLAN YÜREKLİ RİCHART'A( BU ÜNVANI DA BİR ASLANIN BEYNİNİ ÇİY ÇİY YEDİĞİ YA DA BİR MÜSLÜMANIN BEYNİNİ VS VS ALMIŞTIR) DİYOR Kİ "Tanrı sizin bu seferininizden razı olmayacak, çünkü siz bize 2500 müslüman kadını ve erkeği toplayıp öldürmemizi emrettiğinizde yanıbaşındaki kadının gözlerine baktım. Onlarda ne korku gördüm ne de kızgınlık. Sadece acıma vardı o gözlerde çünkü biliyordu ki siz bize emeredip kılıçları boğazlarına indirdiğimizde hepimiz Tanrısız olacaktık, hepimiz" dememiş miydi? Bunu ben demiyorum, Avrupalılar kendileri söylüyorlar. Peki ya CADI AVI saçmalıkları ne? 70 milyondan fazla kadını buz gibi sulara atıp boğmak!!! Ya Fransız Devriminde yaptıkları büyük katliamlar ne? Ya Yerlileri tamamen ortadan kaldırmak ne oluyor? Aborjinler, Mayalar, İnkalar, Aztekler vs vs... EY AVRUPA, SEN GERÇEKTEN ÇOK KİBİRLİSİN, UNUTMA SENDEN ÖNCE NİCE AVRUPALAR HELAK OLUP GİTTİ! Eğer yalnız ve yalnız etnik bir huzur ve güç için uğraşıyorsan yerin bil ki belli... Seni ANADOLUNUN IŞIĞINA ÇAĞIRIYORUM, BU SESİ HER ANADOLU GENCİ YÜKSEK SESLE SÖYLEMELİ... |
| Saat: 19:31 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık