MsXLabs
Sayfa 2 / 9

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Kahve Molası (https://www.msxlabs.org/forum/kahve-molasi/)
-   -   Bana Mutluluğu Anlatabilir misin? (https://www.msxlabs.org/forum/kahve-molasi/178-bana-mutlulugu-anlatabilir-misin.html)

Misafir 17 Mayıs 2006 14:43


Allah bizi niye yarattı?





Mutsuzluğunuzun sebebini başkalarında aramayın.


http://www.mihr.com/webs/mutluluk/butterflysgroup.gif












Mutluluk yolculuğunun değerli yolcuları, bir sokaktan geçtiğinizi düşünün şimdi. O sokaktan evvelce yüzlerce defa geçmişsinizdir ama şimdi benim dediklerimi yapın. Etrafınıza dikkatle bakın. O sokakta ağaçlar olduğunu göreceksiniz. Çiçekler olduğunu göreceksiniz kırlarda. Göklerde, göklerin maviliğine bir güzel renk yaklaşımıyla beyaz bulutlar olduğunu göreceksiniz. Denizin rengiyle göklerin renginin aynı olmadığını göreceksiniz. Dikkatle bakın Allah'ın yarattığı her şeye!... Onda muhteşem bir güzellik göreceksiniz. Her ağacı mutlaka bir denge ile yaratmıştır. Onun baharında, yazında, kışında, her şeyinde sadece hikmetler vardır. Bilirseniz, her şeyi en güzel yaratanın, O olduğunu göreceksiniz. Sizi de 250 milyonda 1 olarak en güzel performansla yaratmıştır. Siz, kendi prototipinizin en güzelisiniz.

Sevgili okuyucu

lar, bütün bunların ötesinde bir bilseniz sizi ne kadar sevdiğini O'nun. O zaman O'ndan vazgeçemezsiniz. Her şeyinizi O'na teslim etmek istersiniz. Her teslimiyette mutluluğunuz artar. Bir gün son tesliminizi gerçekleştirebilirseniz, iradenizin teslimini... Şu dünyada sizden daha mutlu insanların sayısı yok denecek kadar az olur. En mutlu siz olursunuz.


Mutluluk yolculuğunun değerli yolcuları, O, Allah!...



Sizi o kadar çok seviyor ki; o sevgiyle, sizden istediği;


Tek bir şey var,


Tek bir şey var,

Tek bir şey var:
SİZİN MUTLULUĞUNUZ!...




Sizden başka hiçbir şey istemiyor. Allahû Tealâ sizi Kendisine ibadet edesiniz diye yaratmadı. O sizin için hedef gösterdiği mutluluğu yaşayasınız diye yarattı.Ama eğer ibadetleri sevmezseniz, ki; sevdirecek olan da gene O'dur, o zaman mutlu olamazsınız. İbadetler Allah'a sevginin bir nişanesidir. Allah'a ibadet eden kişi, her ibadetinde zamanı Allah için kullandığını, kendisi için kullanmadığını ispat etmiyor mu?


Zikir yaptığınız zaman, zikir yaptığınız süre boyunca zamanı kendiniz için mi kullanıyorsunuz? Hayır, Allah için. Bu sizin Allah'a verdiğiniz, Allah için yaptığınız bir hizmettir. Bir güzelliktir. O'na adanmadır. Bir coşkudur. Allah'ı eğer sevmeseydiniz zikir yapmazdınız, kendinizden öne geçirmezdiniz. Öyleyse zikir yaptığınız sürece siz önde değilsiniz, siz önde olan taptığınız, ibadet ettiğiniz Allah'a ibadet etmektesiniz. O, Allah... ve siz ibadet ettiğiniz zaman söyleyin bakalım bundan zevk alıyor musunuz? Eğer almıyorsanız bilin ki, zevk alacağınız günler gelecek. O zaman, kendinizi Allah'a adadığınız zaman, bunun sadece bir mutluluk olduğunu yaşayacaksınız. Muhteşem bir olay... Vazgeçemezsiniz. Öylesine mutlu olursunuz ki; zikir yapmadan edemezsiniz.




Mutluluk yolculuğunun değerli yolcuları, bir gün daimî zikre ulaşacaksınız. O zaman şu dünyadaki en mutlu insanlardan birisi olacaksınız. Nefsinizin kalbinde hiçbir afet kalmayacak. Yerlere, göklere sığmayacaksınız, içiniz içinize sığmayacak. Bütün gökler sizin olacak. Tayyi mekânı yaşayacaksınız. Büyük zevkler sizi bekliyor, mutluluk yolculuğunun yolcuları...




Allah'ın güzelliklerini yaşamayan insanların, Allah'ı sevmeyen insanların olduğunu bilmek mecburiyetindesiniz. Ne zaman Allah'ı kendinizden daha fazla seversiniz, o zaman ne dediğimi şimdikinden çok daha iyi anlayacaksınız.






Şimdi; O, sizi kainatın en üstün varlığı olarak yarattığına göre, sizi tahmin edemeyeceğiniz kadar çok sevdiğine göre, sizi sadece mutlu kılmak için bütün mukaddes kitapları indirdiğine göre, son indirdiği şeriat kitabı, Son Peygamberi'ne indirdiği Kur'ân-ı Kerim'dir ve orada sizin mutluluğunuzun bütün donatımı, teçhizatı mevcuttur.


Mutluluk yolculuğunun değerli yolcuları, herşey öylesine güzel ki... Bilmem ki nasıl anlatsam?




Size Allah'ın bu güzelliklerini nasıl anlatsam?... Bazen içim içime sığmıyor. Sizlerin de bir gün benim yaşamakta olduklarımı yaşayacağınızı ümit ederek.. Muhteşem bir olay...




Sevgili okuyucular, hanginiz bana söyleyebilir bir Yunus'un yaşadıklarına imrenmediğinizi?




Hanginiz bana söyleyebilir bir Mevlâna'nın yaşadıklarına imrenmediğinizi? Bir tayyi mekân olayını yaşamak için can atmadığınızı? Fiziğin ötesine geçmek için can atmadığınızı hanginiz söyleyebilirsiniz? Ve bütün bunların sizin olması için sadece bir tek şey yapacaksınız: Allah'a ulaşmayı dileyeceksiniz.





Geri kalanı mı? Sizi evliya yapmak, O'nun üzerine aldığı görev. Siz karışmayın! Siz namaz kılmayı sevmeyeceksiniz. Hayır, siz sevmeyeceksiniz; O, size sevdirecek. Siz zikir yapmayı sevmeyeceksiniz; O, size sevdirecek. Ve bütün güzellikleri yaşamanızı sağlayacak. Ne karşılığı? Bir niyet; Allah'a ulaşmayı dilemek.


Şimdi, sormaz mıyız size sevgili okuyucular, o kadar zor bir şey mi? Söylüyorum, Allahû Tealâ sizden o kadar zor bir şey mi istiyor? Nereden baksanız bir dilek. Peygamber Efendimiz (S.A.V) diyor ki:




Cenneti isteyen cennete gider.

İnsanlar da diyorlar ki cevap olarak, haklı olarak:


-İyi ama insanların %90'dan fazlası cehenneme gidecek.



Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in oradaki sırrına dikkatle bakın: Cenneti isteyen, Allah'ın o cennete ulaşmak konusundaki talebini bildikleri taktirde cennete girer, demek sözü. Peki, talebi ne, çok mu zor bir şey? Çok zor; bir dilek: Allah'a ulaşmayı dilemek. Ne diyorsunuz? Çok mu zor?




Sevgili okuyucular, hepinizi öylesine seviyor ki... Biz de sizleri öylesine seviyoruz ki... Mutlu olmanız dururken, mutsuz olmanıza uzaktan hep bakıp, hüzünleniyoruz. Neden, diyoruz bu kardeşlerimiz de Allah'ın kendileri için yarattığı mutluluğu yaşamasınlar. Nasıl insanlar onları bu mutluluğu yaşamamak istikametinde kandırabiliyor?




Mutluluk yolculuğunun değerli yolcuları, böyle bir dizaynda mutlu olmak varken, mutsuz olmak?!






Şimdi soruyoruz size: Kendinize yazık etmiyor musunuz? Bütün mutsuzlara sesleniyorum: MUTSUZ OLMANIZIN SEBEBİ BAŞKALARI DEĞİLDİR. Boşuna onları suçlamaya çalışmayın.



-Bana eşim kötü davrandığı için mutsuzum.


-Oğlum kötü davrandığı için mutsuzum.

-Öğretmenimle aram yok, amirimle aram yok, memurumla anlaşamıyorum... vs.

Bunların hepsi fasa fiso. Hepsi palavra.



Mutsuzluğunuzun arkasında sadece siz varsınız, sevgili okuyucular, başka hiç kimse yok.


Evvela Allah'ın şu kanununu hiç unutmayacaksınız: Birleşik kaplar kanunu. Siz etrafınızdaki insanlara ne verirseniz, aynı oranda oradan size o mutlaka geri dönecektir. Sizin mamelekinizden fizik olarak veya fizik ötesi olarak, maddî olarak veya manevî olarak ne çıkarsa, onlara ne ulaşırsa oradan size aynen geri döner. Kim mutsuzsa, başkalarını mutsuz etmesinin bedelini ödüyor.




Unutmayın! Etrafınızdaki insanlar size kötü davranıyorsa, siz onlara kötü davrandığınız içindir. Ne olur işlemi zannettiğiniz yerden başlatmasanız da biraz daha evvele alsanız...




-Onlar bana kötü davrandıkları için, ben onlara kötü davranıyorum, yerine:



-Ben muhakkak ki; onlara kötü davranmışımdır ki; onlara olmasa bile başkasına kötü davranmışımdır ki; falandan feşmekandan bana böyle kötü sonuçlar ulaşıyor, diye düşünmeye başladığınız anda ayaklarınız suya erer. Hakikati yakalamışsınızdır, hakikat orada.



Siz kendi mutluluğunuzun yegane mimarısınız, başka hiç kimse yok. Allah mı? Mutluluğunuz istikametinde size ömrünüz boyunca yardım etmeye hazırdır. Siz, onun bedelini ödemedikçe mutlu olamazsınız. Öyleyse zikrin daim olduğu noktada, nefsinizin kalbinde hiç afetler kalmadığı için, bütün insanlara her an, en iyi davranışlarda bulunacaksınız, onlardan da size her an, en iyi davranışlar geri dönecek. Çok büyük bir mutluluk yaşayacaksınız.




Ama diyelim ki bu uzak bir olay, daimî zikre kolay kolay varamazsınız. Gerçekten kolay kolay varamazsınız, tamam. Ama başka bir yolu daha var. Madem ki Allah'ın birleşik kaplar usulü duruma hakim: Siz topluma ne veriyorsanız ondan sadece o dönecek size. Öyleyse top sizde. Topu pozitif olarak kullanın, atın. Ne yapacaksınız? Herkese en güzel davranışlarda bulunacaksınız. Onlar ne yapacaklar? Onlar size en kötü davranışlarda bulunacaklar, diye mi düşünüyorsunuz. Bir deneyin bakalım öyle mi olacak. Siz ne zaman aklınızı başınıza toplarsanız, topluma en güzelleri sunarsanız, toplumdan da en güzeller size geri döner.




Öyleyse başkalarını mutlu etmeyi kendinize şiar ettiğiniz günden itibaren siz mutlu bir insan olacaksınız. Hayır, daimî zikrin falan sahibi değilsiniz. Belki ara sıra zikir yapıyorsunuz. Ama madem ki Allah'ın size verdiği hayatı, zamanı, parayı, iradenizi, aklınızı başka insanların mutluluğunda kullanıyorsunuz, işte Allah'ın sizi ulaştırmak istediği yer orası: Kendinizi başka insanlara adamanız. Bunu yaptığınız zaman sevgili okuyucular, can dostlarım ve de gönül dostlarım, siz mutlu insanlar olacaksınız. Topluma verdiğiniz şey mutluluk. Onlardan, kimden olursa olsun size geri dönecek olan şey mutluluktur.




Etrafınızdaki bütün insanların, kimler varsa şu anda etrafınızda sizinle beraber, onların yüzlerine birer birer bakın. Her birinin yüzü sizin için bir aynadır, sizin onlara gösterdiğiniz davranış biçiminin karşılığı.




Siz onlara hakaret mi ediyorsunuz, onlar size asık suratla bakacaklardır.




Siz onları seviyor musunuz? Onlar da sizi seveceklerdir.



Siz onlara her zaman en iyi davranışlarda mı bulunuyorsunuz? Onlar da size her zaman en iyi davranışlarda bulunacaklardır.


Öyleyse bu kadar kolay mutluluğunuz, bu kadar basit mutluluk yolculuğunun değerli yolcuları. Neden zannediyorsunuz Hazreti Ömer her akşam kendisini hesaba çekerdi: "Ben bugün Allah için ne yaptım?'' diye? Ne demek Allah için yaptıkları? Yani "Allah için ben bugün kimi mutlu ettim? Kimin derdine deva oldum, kimin hastalığı için bir dua okudum, kimin mutluluğu için falanca işi yaptım, kimin hangi problemini çözdüm?'' Her gece Hazreti Ömer bunu yapardı. Her gece kendisini hesaba çekerdi:




"Ben bugün Allah için ne yaptım?''


İşte sevgili okuyucular, can dostlarım, gönül dostlarım, herşey öylesine güzel ki... Bu güzellik içinde muhteva mutlaka en güzelini oluşturuyor...
Mutluluk nedir? Bedeli nasıl ödenir?
Mutluluk nedir? Nasıl mutlu olunur?
Kentucky Üniversitesi'nin "Notre Dame" isimli bir manastırında, bir profesör, 678 rahibe ile yaptığı araştırmada, hayata pozitif bakmanın ve mutlu olmanın; yaşlılıkta hasta olma ihtimalini düşürdüğünü ortaya çıkardı. Rahibelerin gençliklerinde yazdıkları 168 otobiyografi incelendi ve aralarında zamanında, mutluluk, sevgi gibi ifadeleri çok sık kullanmış olan rahibelerin,diğer rahibelerden ortalama 10 yıl uzun yaşadıkları ortaya çıktı.
Yazının devamı için tıklayın


NihLe 17 Mayıs 2006 20:26

Küçük kiz,hüzünlü bir yabanciya gülümsedi. Bu gülümseme adamin kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava icinde yakin geçmiste kendisine yardim eden bir dosta tesekkür etmedigini hatirladi.Hemen bir not yazdi,yolladi.

Arkadasi bu tesekkürden o kadar keyiflendi ki,her ögle yemek yedigi lokantada garson kiza yüklü bir bahsis birakti. Garson kiz ilk defa böyle bir bahsis aliyordu.Aksam eve giderken,kazandigi paranin bir parçasini her zaman köse basinda oturan fakir adamin sapkasina birakti.

Adam öyle ama öyle minnettar oldu ki...iki gündür bogazindan asagi lokma geçmemisti. Karnini ilk defa doyurduktan sonra,bir apartman bodrumundaki tek odasinin yolunu islik çalarak tuttu. Öyle neseliydi ki, bir saçak altinda titreyen köpek yavrusunu görünce,kucagina aliverdi.

Küçük köpek gecenin sogugundan kurtuldugu için mutluydu. Sicak odada sabaha kadar kosusturdu.Gece yarisindan sonra apartmani dumanlar sardi.Bir yangin basliyordu.Dumani koklayan köpek öyle bir havlamaya basladi ki,önce fakir adam uyandi, sonra bütün apartman halki...

Anneler,babalar dumandan bogulmak üzere olan yavrularini kucaklayip, ölümden kurtardilar...

Bütün bunlarin hepsi,bes kurusluk bile maliyeti olmayan bir tebessümün sonucuydu.

MUTLU BiR GÜLÜMSEYiSiN YERiNi HiÇ BiR TATLI SÖZ TUTAMAZ


Misafir 21 Mayıs 2006 07:31

Mutluluk Nedir?

"Uzun bir süre güzel hayat başlamak üzere diye düşündüm.
Gerçek, güzel hayat!
Ama hep bir engel daha vardı önümde.
Öncelikle yapılması gereken bir şey,
bitmemiş bir iş,
tamamlanması gereken bir hizmet,
ödenecek bir borç...
Hemen sonra güzel hayat başlayacak...

Sonunda uyandım ki, hayat zaten bu engeller.
Bu perspektif;
mutluluk için bir yol olmadığını,
bilakis mutluluğun kendisinin asıl yol olduğunu
görmeme yardımcı oldu.
Öyleyse yaşanan her anın keyfini çıkarmalı ve
bu anlar, paylaşılacak özel biri ile geçirildiğinde
daha da çok keyifle hissedilmeli.
Zamanın kimseyi beklemediğini unutmamak lazım.

Öyleyse, daha fazla mutlu olmak için;
okulun bitmesini, okula gitmeyi,
on kilo vermeyi, altı kilo almayı,
çocuk sahibi olmayı,
çocukların büyüyüp evden ayrılmalarını,
işe başlamayı, emekli olmayı,
evlenmeyi, boşanmayı,
Cuma akşamını, Cumartesi sabahını,
yeni araba-ev almayı,
yeni araba-evin borcunun bitmesini,
baharı, yazı, sonbaharı, kışı,
ayın birini, on beşini,
şarkınızın radyoda çıkmasını,
ölmeyi, yeniden doğmayı beklemeyin.

Mutluluk bir hedef değil yoldur." - Alfred D'Souza


Misafir 28 Mayıs 2006 14:51

Mutluluk nedir? Bedeli nasıl ödenir?
Mutluluk, bir insanın iç âleminde, dış âleminde, yani başka insanlarla ilişkilerinde ve Allah ile olan ilişkilerinde, kesintisiz bir sulh ve sukûn hali yaşamasıdır. Bu sulh ve sukûn halinin 3 âlemde birden hükümrân olması lâzım, birinci şart.
İkinci şart; kesintisiz olması lâzım. İşte böyle bir dizaynı yaşayabilen insanlar, mutluluğa ulaşmışlardır. Kimlerdir bunlar? Bunlar, daimî zikrin sahipleridir. Özellikleri nedir? Özellikleri, nefslerindeki bütün afetleri yok etmişlerdir. Yerine nefslerinin kalbine, Allah'ın nurlarını ve ruhun hasletlerini tamamen doldurmuşlardır. Ne olmuştur? Nefsleri de, ruh hüviyetine girmiştir. Evvelce devamlı birbiriyle kavga halinde olan, afetler sebebiyle hep şerri emreden nefsin yerine, artık o nefsin kalbini, Allah'ın nurları tamamen doldurduğu için, Allah'ın bütün emirlerini mutlaka yapmak isteyen, yasak ettiği hiçbir fiili asla işlemek istemeyen bir nefs oluşmuştur. Bu ise mutluluk demektir; iç âlemde mutluluk, dış âlemde mutluluk, Allah ile olan ilişkilerde mutluluk.
İnsanlar neden mutsuzdur? Çünkü; nefsleri şerri emreder, ruhları hayrı emreder. İkisi de dediklerinden vazgeçmez ve mutlaka kendi dediğinin yapılmasını ister. Bu sebepten, insanların nefsleri ve ruhları arasında devamlı bir kavga vardır.
Nerede kavga varsa, nerede kaos varsa; orada mutsuzluk, huzursuzluk ve belirsizlik vardır. Nefsin afetleri ile ruhun hasletleri arasında devamlı savaş olduğu için, o insan mutsuzdur.
Nefs, devamlı şerri talep eder. Yani, Allah'ın yasak ettiği fiillerin işlenmesini. Allah'ın emrettiği fiillerin ise yapılmamasını ister. Ne zaman akıl, nefsin bu talebini kabul ederse, o zaman kişi huzursuzluğu yaşar. Çünkü; Allah'ın emrine itaatsizlik edilmiştir. Allahû Tealâ, mutlaka onu azaplandıracaktır ve Sünnetullahın bu azabının ötesinde, yaptığı bu büyük hata sebebiyle ruh da nefsi azaplandıracaktır.

Hem nefsin hatalar işlemesi sebebiyle, hem de ruhla nefs arasında devamlı savaş olması sebebiyle bu kişi mutsuzdur, huzursuzdur, sıkıntı içerisindedir. Bütün insanları en güzele ulaştırmak, Allahû Tealâ'nın temel hedefidir ve insanlar ne yazık ki bu güzelliklerden haberdar bile olmadan ömür tüketmektedirler.

Bir insanın iç dünyasında mutlu olması neye bağlıdır? Afetleri tamamen temizlemesine bağlıdır. Temizlerse ne olur? Nefsten vücudun kumandanı olan akla giden bütün talepler de, ruhtan akla giden bütün talepler de pozitiftir. Öyleyse, ruhla nefs arasında kavga bitmiştir. Neden? Çünkü, nefs ruhun durumunu almıştır. Artık Allah neyi emrettiyse, onu yapmayı istemektedir. Neyi yasak etmişse, o da ruh gibi, onları yapmayı istememektedir.
Nefsin talepleri ile ruhun talepleri eşit hale gelmiş, aralarındaki kavga bitmiştir. Yetmez, iki talep eşit olduğu için ve ruhun talebi olduğu için, Allah neyi emretmişse o yapılacaktır ve Allah'ın emri yerine getirildiği için, kişi mutluluk hissedecektir. Allah neyi yasak ettiyse, o yapılmayacaktır, asla işlenmeyecektir. Bu sebeple de kişi, gene mutluluk duyacaktır.
Görülüyor ki, nefsin ve ruhun aynı şeyleri düşündüğü ve tatbik ettiği bir ortamda mutlak saadet oluşuyor. İşte bu, iç âlemdeki saadet, dış âleme de taşar. Başlangıçta nefs şerri, ruh hayrı emrettiği sürece, bir insanın başka insanlarla olan ilişkilerinde, mutlaka başkalarına zulmetmesi söz konusu olur. Yanlış davranması, ters davranması ve insanlara zulmederek, onlara acı vermesi, ıstırap vermesi, onları canını sıkması ve onlara huzursuzluk vermesi söz konusu olur. Tabiî bunun arkasından Allahû Tealâ, o kişiye azap edecektir, ruh da nefse azap edecektir.
Allahû Tealâ, bu istikamette olayı şöyle anlatıyor: Bu kişi başkalarına zulmettiği zaman, başkaları bu zulme rıza göstermiyorlar tabiatıyla. Onlar da, kendilerine zulmeden bu kişiden intikam almak sevdasına tutuluyorlar. Çünkü; nefslerindeki intikam afeti, mutlaka bunu istiyor. Bu noktadan itibaren, intikam almak için fırsat bekleyen insanlar, bu fırsatı buldukları anda mutlaka intikamlarını alırlar.
O zaman onlara zulmeden kişi, bu intikam sebebiyle huzursuz olur. Bir defa daha huzursuz olmuştur. Yetmez, arkasından o da intikam almayı ister, kendisinden intikam alan kişiden. İntikamını aldığı an, bir şerr, bir günah işlediği için, yeniden huzursuz olacaktır. İntikamını hiç alamazsa, giderek şuuraltı birikimi oluşacaktır. Alınamamış intikam, kine dönüşecektir ve kişi şuur altındaki bu birikim ve stres sebebiyle huzursuz olacaktır.
Başlangıçta bütün insanlar, dış âlemlerinde bu durumdadır. Başkalarına zulmetmektedirler ve bu sebeple huzursuzdurlar. O başkaları da, kendilerine zulmetmektedir. Bunun için, ikinci defa huzursuz olmaktadırlar. Kendilerine zulmedenden intikam almaktadırlar; üçüncü defa huzursuz olmaktadırlar ve intikamlarını alamazlarsa, bu sefer şuuraltı birikimi sebebiyle, gene huzursuz olmaktadırlar.
Ya o kişi hidayete ermişse, ya arkasından da daimî zikre ulaşarak, nefsindeki bütün afetleri temizlemişse; o zaman, kişinin böyle bir problemi asla olmayacaktır. Hiç kimseye zulüm etmesi mümkün değildir. Çünkü, ruhunun hasletleriyle davranacaktır. Öyleyse bu kişi, başkalarına her zaman, onların mutlu olacağı davranışlarda bulunur. Onları daima sonsuz bir mutlulukla mutlu eder.
Bu kişi kendisinden intikam alınmadığı için, hiç kimseden intikam almak gereği duymayacaktır. Bu sebepten mutludur. Hiçbir zaman şuuraltı birikiminin sahibi olmayacaktır. Böyle bir şey, böyle bir insan için mümkün değildir. İçinde intikam hissi yoktur ki; kine dönüşsün de, o kişiyi strese ulaştırsın.
Mutluluğun üçüncü kesiminde, Allah ile olan ilişkileri görüyoruz; Allah'ın emirleri cephesinden, Allah'ın nehiyleri (yasakları), cephesinden. Kişi başlangıçta nefsindeki afetler dolayısıyla, Allah'ın emirlerine itaat etmiyor ve şeytanın emirlerini yerine getiriyor. Allah'ın yasaklarına riayet etmiyor ama şeytanın emrini yerine getiriyor. Öyleyse bunlar, her ikisinin de arkası, o kişinin azabı hissetmesidir, vicdan azabını yaşaması, ruhun nefse azap etmesi, yani kişinin huzursuz olmasıdır.
Eğer kişi daimî zikre ulaşırsa, Allah'ın bütün emirlerini yerine getirmek, o kişinin büyük zevk aldığı bir işlem haline gelir. Kişi Allah'ın bütün emirlerini gerçekleştirir ve tabiatıyla bunların sonsuz mutluluğunu yaşar. Öbür taraftan Allah neyi yasak etmişse, bu kişinin Allah'ın yasak ettiği bir fiili işlemesi hiçbir şekilde mümkün değildir. O kişi, bu sebeple hiçbir zaman, Allah'ın yasak ettiği bir fiili işlemeyeceği için, sonsuz bir mutluluğun içindedir.
İşte mutluluk budur. Bu, daimî saadettir, sonsuz saadettir. Eğer bir kişinin iç âleminde, dış âleminde ve Allah ile olan ilişkilerinde, hepsinde sonsuz bir uyum hali, bir huzur hali, bir mutluluk yaşanıyorsa, kesintisiz, üç âlemde birden yaşanıyorsa, o kişi dünya mutluluğuna, tam anlamda erişmiştir.


Misafir 16 Haziran 2006 09:26

Kentucky Üniversitesi'nin "Notre Dame" isimli bir manastırında, bir profesörün 678 rahibe ile yaptığı araştırmada, hayata pozitif bakmanın ve mutlu olmanın; yaşlılıkta hasta olma ihtimalini düşürdüğünü ortaya çıkardı.
Rahibelerin gençliklerinde yazdıkları 168 otobiyografi incelendi ve aralarında zamanında, mutluluk, sevgi, bu mutluluk gibi ifadeleri çok sık kullanmış olan rahibelerin, diğer rahibelerden ortalama 10 yıl uzun yaşadıkları ortaya çıktı.
İnsan kendini dinlemeye başlasa, kendisini düşünmeye başlasa, her noktasını ayrı ayrı gözetleyecek, "aman şuram hasta" yahut da "buram hasta" diye birtakım vehimlere kendisini kaptıracak.
Şeytan, devamlı insanla meşguldür. Onu mutsuz etmek için her şeyi yapar. Ama eğer bir insan başkaları için varsa, Allah'ın verdiği her şeyi, özellikle enerjiyi başkaları için devamlı kullanma halindeyse, kendine ayıracak zamanı yoksa, o zaman o mutlu bir insandır. Başkaları için varolmakla mutludur.
İşte rahibeler de böyleymiş. Başkalarının mutluluğu için yaşamışlar. Ne diyorduk? Kim bir başkasının mutluluğu için Allah'ın kendisine verdiklerini seferber ederse; o, Allah'ın ülkesindedir.
Öyleyse insan ne kadar zamanını başkaları için harcarsa, hayatının o kadar süresinde mutlaka mutludur. Madem ki sizlere Allah'ın güzelliklerini anlatıyoruz, madem ki sizlere mutluluğu anlatıyoruz, madem ki sizlere ilmi, özellikle ilmin ötesini anlatıyoruz ve size bunları anlatmaktan duyduğumuz hazzı yaşıyoruz; işte bu bir MUTLULUK; mutluluğun ta kendisi; BAŞKALARI İÇİN YAŞAMAK.
Bir insan düşünün kendisi mutlu ve yaşadığı bu mutluluğu başkalarının da yaşaması için devamlı çırpınıyor. Kendini hasta hissetmiyor. Hiçbir zaman kendine dönmeye vakti yok. Diyelim ki bu insan, günlük işlerinin haricinde bir de dergi çıkarıyor olsun mutluluğun yollarını başkalarına da anlatmak için. Eve gittiği zaman da başkalarının sorunları için telefonlara cevap vermekle meşgul. Dergi için yazı hazırlamakla meşgul, hazırlanmakta olan yazıların kontrolü ile meşgul. Bütün düşünceleri, uğraşısı, emeği hep diğer insanların hayatlarını kolaylaştırmak, onları mutlu edebilmek için. Kısaca, şu "vakit" denilen nesne var ya, ona bir türlü yetişemiyor, hep o galip. Ama bunun için mutlu. Yetişebilse, zamanı artsa, belki kendini dinlemeye başlayacak. "Aman bacağım ağrıyor mu, kolum ağrıyor mu?" Hiçbir ağrı hissetmiyor.
Bu son derece önemli, çok güzel bir faktör. O rahibeler de, başkaları için yaşamışlar demek ki; mutluluktan bahsetmişler ve 168 kişide görünmüş ki; mutluluktan bahseden bu insanlar, uzun yaşıyorlar.
Manastır nedir biliyor musunuz? Manastır; bizim yaşadığımız hayatı yaşayan insanların bulunduğu yer. Yani manastır, bir tarîkat merkezi. Kendi mürşidlerine tâbî olmuşlar, tâbî oldukları da ondan evvel gelene tâbî olmuş. O manastır, kaç yüzyıldan beri, hep insanları Allah yolunda eğitmekle meşgul. Sadece bunun için yaşıyorlar. Bütün manastırlar, kendi peygamberlerinden bu tarafa gelen süreç içersinde, O'na tâbî olanların, meselâ Hazreti İsa'ya tâbî olanların gelen silsilesi.
Hazreti İsa'nın havarileri, Hazreti İsa'ya tâbî olmuşlar. O havarilere tâbî olanlara, sonradan gelenler tâbî olmuşlar. Onlara, kendilerinden sonraki nesiller tâbî olmuşlar ve bu günlere gelmiş. O insanlar, manastırlarda yaşıyorlar. Çoğu, bizim gibi namaz kılıyor, çoğu zekât veriyor ve aralarında birçok insan, Peygamber Efendimiz (S.A.V)'i de, Allah'ın peygamberi olarak, kesin standartlarda kabul ediyorlar.
Allahû Tealâ da diyor ki: "Onlar da sabahlara kadar zikir yaparlar, onlar da sizin gibi secde ederler, onlar da sizin gibi namaz kılarlar. Tek Allah'a ve sizin peygamberinize inanırlar. Onlar da kurtulacaklardır."
İşte bu insanların mutlu olduğunu görüyorsunuz.


DR. İSKENDER ALİ MİHR




turist 6 Temmuz 2006 18:11

MUTLULUK BELKİDE KÜÇÜCÜK BİR ÇOCUĞA HEDİYE VERMEKTİR *-)


melish 7 Temmuz 2006 21:03

MutLuLuk;

Cana can katanımla 1 yaz denizinin karşısında, 1 ağaç göLgesindedir.
Tedirgin ediLmeden uyanan 1 toprak parçasındadır.
1 bahar sabahında çıplak ayakla koşulan ıslak çimenlerdir.
İstekle ısırıLan 1 peynir diLiminde, yanarak içiLen 1 yudum suda, özlemLe aranan 1 bardak sıcak kahwededir.
Günün iLk aydınLığında, Gecenin son karanLığındadır.
1 annenin okşayışında, 1 babanın bakışında, çocuğun güLüşündedir.
O CAN sesini duymaktır.
O Dudaklara AyrıLışta Son Kez Can Ateşiyle Konan Öpücüktedir.


PLAYBOY 14 Temmuz 2006 02:38

baktigindan biraz daha fazlasini gorebilirsin,
gordugunden biraz daha fazlasini hayal edebilirsin,
hayal ettiginden biraz daha fazlasini elde edebilirsin,


HAYAL ETTIKLERINI NE KADAR ELDE EDEBILIRSEN O KADAR MUTLU OLURSUN


Mystic@L 14 Temmuz 2006 03:44

Mutluluk

Yemyeşil bir bahçe ortasındayım,
Dört yanımda, öbek öbek çiçekler...
Rüzgârın eliyle titrer yapraklar,
Bilmezler ne zaman dökülecekler:

Güneş ışığını vurmuş üstüne,
Baharın yeşili sarmış her yanı.
Bulutlar dökerek yağmurlarını
Ki yeşil bir kucak alır insanı.

Kokular karışmış birbirlerine,
Yemyeşil bir halı üzerindeyim.
Gözlerimde çiçek çiçek derilmiş
Bir kutlu alemin eşiğindeyim.

Sanki bir ziyafet ortasındayım,
Ağaçlar vermişler meyvelerini.
Geçirsem diyorum herkesten uzak,
Bu yeşil bahçede senelerimi.


Misafir 15 Temmuz 2006 23:38



Misafir 1 Eylül 2006 17:10

"MUTLULUK NEDİR"


http://photos1.blogger.com/blogger/2618/1312/200/cocuk01.jpg
Mutluluk nedir?
Deniz ortasında bir kayık ta balık tutmak mı? sevdiğin bir insana seni seviyorum demek mi? Yada küçük bir çocuğun gülümsemesi mi?
Bence mutluluk her yerde , Bir çocuğun masum gülüşünde , denizin ortasında bir kayıkta balık tutmakta , sevdiğin insana defalarca seni seviyorum demekte dir....Yeterki mutlu olmasını bilelim .... Daha fazla mutlu olmak için; Evlenmeyi , çocuk sahibi olmayı , işe başlamayı , Cuma akşamını , cumartesi sabahını , yazı , kışı , baharı , ayın birini , on beşini , şarkınızın radyoda çıkmasını beklemeyelim ....Mutluluk bir hedef değil yoldur...Mutluluğu kendimiz yaratalım.... Hiçbir zaman gülen gözlerinizden mutluluk eksik olmasın :)


Misafir 24 Kasım 2006 15:01

Mutluluk Üzerine Üç Tez
 
Mutluluk üzerine üç tez ileri süreceğim . İlk olarak sükunet ", uzun süreli bir mutluluk duygusuyla ve böylece ruhun münasip bir düzene sahip olması nosyonuyla bağlantılıdır. Mutluluk en iyi şekilde sükûnet terimleriyle anlaşılır. Mutluluğun genel bir özelliğinin, onun mutluluk ile huzurun arasındaki bağlantıyı yakalamak olduğu düşünülür. Bu huzur herhangi önemli bir çatışmanın olmaması anlamındadır; derin bir sükûnettir. Dahası, bir amaca doğru hareket etmekten ziyade, bir durağa gelmek gibi bir şeydir. Bir boşluktan, bir boşluğun üstesinden gelmekten ziyade, bir son durum, bir tamamlama, bir gerçekleştirmedir. Yunanca "ataraksiya" terimi İngilizce'ye genellikle "Tranquillity" (Sükûn) olarak çevrilir, bu terim Aristoteles ile Ptaton 'un kullandığı "euidaimonia" kelimesinin doğal rakibidir. Bu ikincisi genellikle "mutluluk" ve nadiren de "huzur" diye çevrilir; ataraksiya çevrilmesi zor bir kelimedir, sükun yaklaşık bir anlama sahiptir. Mutluluğu sükûnet olarak anlamak, mutluluğun düşmanını kaygı olduğunu görmemize yardımcı olur, Kaygı kelimesiyle şu ya da bu konudan duyulan -örneğin Ajanlar sizi yakalamadan Nebuchadnezzara geri dönüp dönemeyeceğiniz türünden- kaygıyı değil, hayatın uyumdan uzaklığı, istikrarsızlığı, doğru gitmemesi, dağılacağı türünden geceleri uyumanızı engelleyen "zihne takılmış kıymık" gibi bir kaygıyı kastediyoruın. Bu, beni mutluluğa dair ikinci tezime getiriyor. Temel görüşlerden biri mutluluğu ataraksiya (sükûnet) ile ilişkilendirirken, diğerleri Aristoteles 'i takip ederek mutluluğu faaliyet (energeia) ile ilişkilendirir. Stoacılar ile Aristotelesçiler arasındaki tartışma, temel seçenekler sunuyor. Aristoteles mutluluğa- ruhun mükemmellikle (arete) uyumlu faaliyeti olarak tanımlıyor. Mutluluk summum bonum 'dur ve bir insan için en yüksek iyi, onun uygun işlevine (ergon), yani ruhuna uygun iş veya faaliyetteki mükemmelliğine dayanıyor. Burada "harici iyilere" de (mesela düzgün yiyecek, güvenli ortam gibi) yer var; mutluluk sadece erdemin uygulanması değildir. Buna mutluluğun nesnel tanımı diyebiliriz ve bu tanım birçok aşikâr avantajlara sahiptir. Bu tanım bize mutluluk iddialarını değerlendirmek ve insanların (örneğin Matrix'te olduğu gibi) insan-akülerden daha fazla bir şey olmadığı durumlarda mutlu olduklarını sanmalarında hatalı olduklarını açıklamak için araçlar sunuyor. Daha önce de söylediğimiz gibi, bu tanım "mutlu köle" ve "mutlu tiran" sorunlarına da uygulanabilir. Mutluluğun ahlakla ve bir insanın hayatını bir bütün olarak nasıl sürdürdüğüyle ilişkilendiriyor. Mutluluk ile halinden memnun olmaya birbirinden ayırmak için bir yapı sunuyor.

Ruh, doğal işlev, mükemmellik, meşhur kuramsal ve pratik erdemi uzlaştırma güçlüğünü bir yana koysak bile, bu tanım mutluluğun tecrübe edilişiyle temiz bir şekilde bağlanmıyor. Aristoteles mükemmelliğin (arete) bir pathos olmadığını söylüyor (Nikamakhos'un Ahlakı II v.3) ve hiçbir yerde mutluluğun bir duygu (bir pathos) olduğunu söylemiyor. Mutluluk bir energeia olduğuna göre, onun faal olma durumu "pathos" teriminin akla getirdiği pasiflikle uyumsuz görünüyor. Ve tanımı gereği duygu olmayan erdemlerle uyum içinde olan faaliyet olarak mutluluğu bir duygu veya heyecan olarak anlaması tuhaf olurdu. Mutluluk daha ziyade Neo'nun aktif karar vermesi, kendisi ile dünya hakkında gerçeği keşfetmesidir, yoksa kırmızı elbiseli kadınla sanal bir ilişki değil. Nihayet mutlulukla ilgili üçüncü tez: iki temel alternatif mutluluk görüşünden hiçbiri tek başına yeterli değildir. Aristotelesçi mutluluk için neden böyle olduğuna dair daha önce bazı sebepler göstermiştim. Mutluluğun sükûnet ile ilişkilendirilmesini onaylamış olmama rağmen, benim açımdan bu ilişkiyi bir düzeltme yapmadan kabul etmek mümkün değil. Mutluluğun sükûnet olarak gören bakış açısı, onu apatheia ile, tutkusuzlukla, bütün duygulara aynı mesafede olma, uzaklık, kayıtsızlıkla ilişkilendirme eğilimindedir. Bunun sebebi bizzat sükûnetin huzurla, barış içinde olmayla ve bahsettiğimiz diğer niteliklerle ilişkili olması, öte yandan, tutkuların, heyecanların, bağlılığın telaşla, uyumsuzlukla, hareketle ilişkili olmasıdır. Sakin bir hayat yaşamak böyle anlaşılınca, haklı olarak onun çorak, kuru, ilhamsız ve insan hayatındaki değerli birçok şeyden yoksun olduğunu düşünürüz. Sükûnet olarak mutluluk, bu uzun süreli, yapısal anlamıyla, gündelik hayattaki halinden memnun olmama ve kaygıyla uyumludur. Bu anlamda sakin bir hayattan çok, bir insanın temel duruşundaki denge, tutarlılık, oturmuşluk anlamına gelir. Yaşanan tecrübeler düzeyinde in- san, bu tanıma göre, gerçekten her türlü tutkuyu, bağlılığı, düşkünlüğü yaşayabilir. Hatta bunlar bazen fırtınalı bile olabilir: elbette bunlar insanın mutluluğunu, ruh hali anlamında riske eder ve yine aynı anlamda bir insanın mutluluğunu başkalarının ellerine teslim ederler.


tatlı cadı 27 Aralık 2006 17:06

Hayatta olup nefes almak bir mutluluktur
beklemek mutluluktur
sonunda gelecek olan biri varsa

Yalnızlık mutluluktur
paylaşarak sona erdireceğin biri varsa

Nefes almak mutluluktur
Sevdiklerinle biraz daha zaman geçirmeni sağlayacaksa

Derin bir nefes alıp
haykırmak istercesine sev dünyayı

Sevgini saklama

Anın değerini bilerek yaşa
yarını umut et

Dün'e hüzünlen ama
Sabah ışıklarını düşleyerek uyu her gece

Gözlerinin gördüğünden
daha büyük bir dünya var etrafında
kollarını daha büyük aç geleceğe



işte mutluluk budur.......:)


NoRaBeLL 1 Ocak 2007 15:29

BAŞKALARI İÇİNDE İSTEYEBİLMEKTİR.....:turkiyem: (L) :) :walk: :dontcry: :hug: :kiss: :kiss2: :wave: :turkiye:


alehandro 5 Ocak 2007 21:24

BAŞKALARININ GÖZÜNDE GÖREBİLİRSENİZ MUTLULUĞU SİZDE MUTLUSUNUZ DEMEK TŞR


Misafir 9 Ocak 2007 06:33

Mutluluk bir parça çikolatalı pastadır


vain 24 Ocak 2007 17:34

mutluluk bence (herkesçe farklı anlamları var galiba bilmemde:) huzuru olmaktır vicdanın rahatsa herşeyde hilen,dolandırcılığın yoksa ve en önemlisi başın herşeye karşı dikse al işte sana mutlusun demektir benim için budur
gerçi en iyisini ALLAH BİLİR herşeyin...


Kreacher 24 Ocak 2007 17:47

Başını sokacağın bir evin varsa, karnın iyi kötü doyuyorsa, yanında insanlar varsa, yalnız değilsen ve seni seviyorlarsa, sağlığın yerindeyse mutluluk budur.
Eğer bunların hiçbiri yoksa bile her ne olursa olsun içinde bulunduğun ortamdan memnun olma halidir.
Şükredebilmek ve her zaman aklından 'beterin beteri vardır'ı çıkarmamak demektir mutluluk.


DrAm3vLH 11 Şubat 2007 13:43

mutlulk kavusamaypta kavustgn prensesındr vırus grpte format attgn pc ndr mutllk bı tas corba aksam jakuzıde yıkanablmendr


Blue_Dark 12 Şubat 2007 13:46

Aslında Bir Çok Yolla Anlatılabilir..


AlCoLiC 13 Şubat 2007 05:35

Mutluluk bazen küçücük bi tebessümdür,Bazen gözyası, Bazen bi lokma ekmek,
Zamana kosullara isteklere göre değişebilen bişidir mutlulukk aslında karısık bi olay :)


NiliM 14 Şubat 2007 08:33

http://img114.imageshack.us/img114/3558/22361024sn3.jpg


Misafir 17 Şubat 2007 17:09

Mutluluk değişken bir kavram bence kişiden kişiye değişir.
Bir mutlulukki sormayın gitsin
Artık yem atabiliyorum uçan kuşlara
Hava biraz daha açıyor sanki
Güneş uzakta değil
Hemen yanımda sanki

Poliannadır benim diğer bir dostum
Bir yalan uydurur tabak kırarım
Mutluluk diye bir oyun var
Şimdi onu oynar dururum

Ya dostlar bence bırakın siz beni
Olmuyor işte besbelli
İçinden gelecek mutluluk insanın
Olmuyor zorla işte inanın :)


NiliM 17 Şubat 2007 17:45

:rose:
http://img329.imageshack.us/img329/7127/150xt9je2.gif


€c€m 18 Şubat 2007 19:37

Mutluluk sizce nedir?

Bir arabahttp://img160.imageshack.us/img160/6326/tas235b15d1ta.gifsahibi olmak mı? Ya da bir ev ? Yoksa evlenince mi mutlu olacağınızı düşünüyorsunuz? İyi bir işe ne dersiniz?
Mutluluk yolculuğunun değerli yolcuları;
Düşünün o çok istediğiniz, uğruna gecenizi gündüzünüze katarak elde ettiğiniz ve "o benim olursa en mutlu ben olurum" dediğiniz hedeflerinizi...

O çok istediğimiz elbiseyialdınız sırtınızdan düşmedi.http://img422.imageshack.us/img422/3351/insgif195b15d1gm.gifBir gün, iki gün , üç gün... Ya sonra? Bitti! Artık vitrinde gördüğümüz o deri ayakkabı var aklımızda... Bir alabilsek başka ne isteriz ki? Ama onun da sonu aynı son, o bitecek. Bu sefer bir başkası..
Nefsimiz arsız bir çocuk gibi önce birşey istiyor, ona istediğini verene kadar onun için çıldırıyor ama elde edince tüm arzusu hevesi bir süre sonra sönüveriyor. Artık yeni bir şey istiyor. "Onunla mutlu olacakmış!???"
http://img524.imageshack.us/img524/3412/10on1.gifHayat böyle değil mi "Mutluluk Yolculuğu"nun değerli yolcuları? Önce bir liseyi bitireyim diplomayı alayım diyoruz, sonra bir de üniversite sınavını kazanayım, 4 yıllık bölüme kapağı atayım istiyoruz. Uğraşıyoruz didiniyoruz. Güç bela giriyoruz üniversiteye.
Şu vizeler bir bitse rahatlayacağız. Vizeler biter. Bu sefer de finaller. Vizeydi finaldi derken bir mezun olsak..

Mezun da olduk; Ah bir işe girsem benden mutlusu yok!
İşe girdik ; "Bi terfi edemedik yahu http://img160.imageshack.us/img160/2272/mesgif95b15d0sf.gifşu patron bir zam verse daha ne isterim ki?"
O da oldu. Güzel, hayat tıkırında gidiyor. Evlenince http://img516.imageshack.us/img516/6136/mix185b15d7zz.gifmutlu olacağım; Evlendik.
Bir çocuğumhttp://img159.imageshack.us/img159/9840/bebgif45b15d6gv.gif olursa mutlu olacağım; kızımız oldu. (Allah bağışlasın...)
Ama, bir oğlum olsun bak! Dünyalar benim olacak.
Var ya! Şu bizim oğlan bir Anadolu lisesi sınavlarını kazansın, çok MUTLU olacağım.
Varımızla yoğumuzla gece gündüz demeden daha rahat, daha lüx bir hayat için çırpındık. Evladımız üniversiteyi hayırlısıyla bir bitirsin, eli ekmek tutsun gayri rahatım sonrası.
Tamam o da oldu.
Ah! Evladımın bir mürrüvetini görsem; Allah'tan başka ne isterim ki?http://img117.imageshack.us/img117/5507/insgif75b15d9zh.gif"torun" ?
....seneler geçer.
hayat kadın için
çamaşır
bulaşık, yemek, temizlik, iş çemberinde dönerken adam sabah 8:00 akşam 5:00 mesaisinde. Gelince yemek, biraz televizyon ve uyku. Bu kısır döngüde, mutluluk seraplarının peşinde koşarken zaman avuçlarımızdan apansızca kayıp gitmiş. Ve bir de bakmışız ki son istasyondayız...
Ne gençliğimizden ne dinçliğimizden eser kalmamış. Arkamıza dönüp baktığımızda, geride kalmış 70 yıl... Ama elde avuçta, ulaşılamamış bir "mutluluk" adresi...
Hayatınızın gidişatı böyleyse, son istasyona vardığınızda ben aslında "MUTLULUĞU" arıyordum demek için çok geç olmadan, mutluluk seraplarının peşinden koşmayı bırakıp mutluluğu gerçekten olduğu yerde aramanın ve bu koşuşturmada içerisinde her gün bizim için doğan güneşin ışıltılarının artık farkına varmanın zamanı gelmedi mi sizce de? Ne dersiniz?
O zaman, gelin sizi monoton hayatınızın içinden alıp, mutluluğun olduğu diyara götürelim.
Haydi sizinle beraber kaçalım, çoook uzaklara gidelim. Öyle bir yerde olalım ki; orada sadece mutlu olunsun. İşte orası cennet!... Ama biliyor musunuz mutluluk yolculuğunun değerli yolcuları, eğer dilerseniz siz bu dünyayı da kendinize cennet yapabilirsiniz. Allahû Tealâ bu imkânları insanlara teslim etmiş. "Kim mutlu olmak isterse mutlu olur" diyor Allahû Tealâ. "Biz onu mutlu kılarız"


Panzehir 18 Şubat 2007 19:49

Mutluluk anlıktır. O anı iyi değerlendirmek lâzım. Hişkimse sürekli mutlu olamaz / olabilemez...


Misafir 18 Şubat 2007 22:13

bence mutluluk kimi zaman bir bebeğin gülüşü kimi zaman ufak bir tebessümdür... fakat şuan benim için mutluluk onunla yaşadığım her saniyedir... :)


Misafir 21 Şubat 2007 18:03

Ayrılık ölüm değil
Hükmünü sürer hayat
Yaşamak yaşamaktır
Ama zor çok zor nefes almak

Bilmeyen anlayamaz
Sokağın sessizliğini
Gecenin sensizliğini
Dön diye can atarmı

Anlatamam görmen lazım
Bana geri dönmen lazım
Yeniden gülmen için
Beni baştan sevmen lazım

Bir gecede daha bitti
Yediyi vurdu saat
Güneşin yüzü güleç
Hep ağlar ömür hep ağlar

Anlatamam görmen lazım
Bana geri dönmen lazım
Yeniden gülmen için
Beni baştan sevmen lazım


nisan_yagmuru 21 Şubat 2007 18:59

MUTLULUĞUN RESMİ

Bugün; bütün ağaçlar yüreğimdeydi.
Bütün çiçekler gözlerimde.
Güneş, ışıklarını dudaklarıma kondurmuştu.
Neydi kanımı kaynatan bu güzelliğin adı?
Mutluluk muydu?

Bugün,
Ne varsa hüzünden yana
denize fırlattım az önce.
Sanki beklermiş gibi hepsini,
hop hop hoplatıverdi dalgalarında.
En güzel maviliğiyle oynaşıp durdu.
"Bak" dedi "fırlattığın hüzünlerine...
İşte; onların bendeki hükmü sadece bu!"

Sonra, şakalaşırcasına
bir kaç tuzlu damlasını
sıçratıverdi yüzüme.
Gülümsedim mahcup mahcup,
onun bu neşesine...
Duruldu.
Bir deniz yıldızı bıraktı avuçlarıma.
Yoksa mutluluk bu muydu?

Herkes kalabalıkken,
içimdeki yalnızlığı
alıp, gidiverdi sihirbaz martılar!
Bir de arkasından o bildik
şen kahkahalı bağırışmalar!
Hiç bu kadar güzelini görmemiştim.
Beyazmış meğerse
beni, onlarla bütünleştiren mucize!
Kanat çırpa çırpa,
yüreğimdeki isyanları uçurdular...
Yaşamaktan aldığım tad; işte buydu!
Yoksa mutluluk bu muydu?

"Sen mutluluğun resmini
çizebilir misin Abidin?"
Evet... Adım İNSAN...
Ya, tabii ki, çizerim!

Az önce;
ağaç oldum,
çiçek oldum,
güneş oldum,
deniz oldum,
martı oldum,
ölümsüzleştim...

Meğerse, hep
yanıbaşımdaymış
bu güzel resim!
Ben çizdim. Adı umudum'du!
Yoksa tüm umutlarım
beni hiç terketmeyen
mutluluğum muydu?

* * *

Mutluluk,
hepimize sadece
kendi çizdiğimiz resimler
ve uzaklıklar kadar
yakındır!


Nedret Türer





M.u.R.a.T 21 Şubat 2007 19:12

Mutluluk paylaşılmaz bir duygudur. İnsan mutlu olduğu sürece daima ileriye yönük hareketler ve davranışlarda bulunur. Mutlu olabilmek için insan önce kendiyle barışık olmalıdır ve insan mutlu olduğunda etrafındaki herkezi de etkiler. Mutluluk acı ve keder gibi duyguları yok eder. İnsan belki bir anlıkta olsa mutlu olduğunda acıyı yok eder. Bence insan mutlu olmayı bilmelidir çünkü mutluluk bütün duyguların en büyüğüdür.


C.A.N.D.Y 21 Şubat 2007 19:15

Aşk kitabını evirdim,çevirdim,
Bir adam konuştu kitabın içinden;
Yüreği yana yana bir adam:

'Kimdir mutlu kişi, bilir misin?

Bir karısı olacak, ay gibi güzel,
Bir gecesi sürecek yıl kadar uzun.


NiliM 21 Şubat 2007 19:23

ODAM ÇİÇEK KOKUYOR

Hiç , bir çiçek resmine bakıp,
Kokusunu hissettiniz mi?
Hiç , bir Filbahri
Ya da Leylak , ya Hanımeli
Yolladı mı size kokusunu resimlerden?

Genziniz yandı mı hiç,
Bir resme baktığınızda?

Hiç burnunuz sızladı mı?
Hiç göz yaşlarınız dudaklarınızı yaktı mı?

Bugünlerde
Odam leylak kokuyor.
Hanımeli, gül
Filbahri kokuyor odam.
Burnumun direği sızlıyor,
Anılar mı ?
Kokular mı ?
Hasret mi ?
Gurbet mi ?
Yoksa,
Yoksa ne ?
Göz yaşlarım dudaklarımı yakıyor
Odam çiçek kokuyor.

Oya Özpoyraz


tfincan 23 Şubat 2007 22:54

mutlu olmadımki anlatayım :S


akasya 26 Şubat 2007 13:45

mutluluk demek bir insanı, bir kediyi şefkatle sevmek gibi bişeydir.mutluluk anlatılmaz,yaşanınca anlaşılır.:)


green almond 1 Mart 2007 19:19

Mutluluk , yaşandığında anlatılamayacak kadar derindir belkide..
Yaşandıktan sonra ise,biten çikolata paketini yalarmış gibi tat verebilir.Ama gerçek çikolatanın lezzetini, onu yemekteyken anlamak,çook zordur yine belkide!

:banana:
:)
;)


nisan_yagmuru 1 Mart 2007 20:43

mutluluk, serin sularda yüzmek gibidir, agustos sicaginda..
mutluluk, karanlik gecede YILDIZLARI alip vazoya koyabilmektir..
mutluluk, pencereden SIZAN gün ISIGININ duvarda olusturdugu resimdir..

bunlardan kendine pay cikarabiliyorsan, mutlusundur arkadas...


Tarkan4407 2 Mart 2007 16:22

Mutluluk; Kendi yaptığın mutluluk tanımını ne kadar yaşadığın demektir.


Misafir 9 Mart 2007 19:39

Bazen düşünüyorum da sanki mutlu olmayı beklemek yerine, mutlu olmayı bilmeyi gerekiyor günümüzde. " Bunu zaten biliyoruz" diyorsunuz ama yine de çevremiz de pek çok mutsuz insan var değil mi? Acaba biz onlara mutlu olmayı aşılayabilir miyiz, tüm olumsuzluklara tüm zorluklara rağmen?

Ben bu sabah bunu denemek istedim. Belki mutsuzluk değil ama yaşananlardan dolayı hissedilen umutsuzluğu, bıkkinlığı bir saniye bile olsa kırmak yetmez mi? Yüzlerde saniyelik bile olsa bir tebessümün oluşması başlangıç için iyi değil mi? İşte bizim evde bu sabah..

Dün çiçek almıştım süpermarketten, hani fulya diyorlar, mis gibi kokan, ama değerseniz darılıp hemen solan çiçek.. Bu sabah salona girdiğimde öyle güzel kokuyordu ki ortalık, bir an kendimi Davutlarda sandım. Kuşadası Davutlar'da pazarın girişindeki çiçekçi den yayılan koku gibi geldi içersinin kokusu. İşte bu hasret olayı, "mutluluk neresinde" derseniz, mutluluk özlemde, umutta. Daha araba evin önünden hareket edince başlayan özlem bir daha ki gelise kadar hiç dinmez, ama en güzel yanı umutla bir daha ki gidişi beklemek belkide. Ya umut hiç olmasaydı, çiçek kokularıyla hasret gidermek zorunda olsaydik:) Oysa şimdi bir umut hep var nasıl olsa yine geleceğim diyerek bir mutlu gülümseme yüzümde balkona çıktım. Balkonun iki köşesine de iki senedir yuva yapan kırlangıçlarım çıkarttılar minik kafalarını, sanki günaydın diyorlar. Allahım bu ne güzel bir cıvıldaşma böyle, o minicik yuvada kaç kişiler hala anlayamadım. Ama beni görünce cıvıldaşmalarını çok seviyorum. Hele yuvadan çıkıp balkonda bir tur atıp geri dönmüyorlar mi, kendi kendime mana veriyorum bu uçuşlara. Şimdi teşekkür turu, şimdi yavrulardan bak biz artık uçabiliyoruz turu gibi. Yavrular diyince bizim ilk tanışma hikayemiz nasil bilmek ister misiniz?

Annem bir gun balkonda çamaşır asarken, balkon kapısının üzerinde ki küçük havalandırma camının menteşesinde bir şey görmüş " ay şuna bakın ne var burada " diye seslendi. Ne görelim minik bir kırlangıç bacağı takılmış, kurtaramamış ta kendini, öyle duruyor tepetaklak. Hemen menteşeyi yerinden cıkarttık, kalbim kut kut atıyor, "Allahım ölmesin çok minik" diye dua ederken baktım hala yaşıyor. Hemen içeri aldık, veterinere telefon ettik, " onu tedavi edemem, yaşamaz zaten" dedi. Kolay vazgeçmek yok diyerek su içirmeye çalıştık, içemiyor ki öyle halsiz öyle halsiz. Burada işe yaradı uzun tırnaklar:) Küçük parmağımın trnağı ile su içirdim ona. İsmi Abuzittin:) Oldu birden. "Hadi Abuzittin, dayanmalısın bak daha koca bir bahar var önünde" mi demedik, ona ninniler mi söylemedik, bütün çabamız ona umut vermekti. Ayakkabı kutusuna yatak yaptık ve dualarla yatırdık. Ertesi sabah eşim hava alsın diye balkona çıkarttığında uçup gitmiş, nasıl üzüldük vedalaşamadık diye. Ama aradan bir saat geçtiğinde evde herkes ağlıyordu. Neden mi`? Yaklaşık 10-15 kırlangıç bizim balkonun önünde resmi geçit yapıyorlardı sanki. Havada bir tur atıp balkona dalıyorlar, sonra yine uzaklaşıyorlardı. İşte bu onların bize teşekkürüydü galiba. Sonra yuva yaptılar balkona. Önce bir köşeydi, ertesi sene iki köşeyi de tuttular. Bazen şakalaşıyorum onlarla, "köşeleri boşaltın torunlarım gelecek bu yaz " diye. Ama birbirimizden çok memnun geçinip gidiyoruz. Böyle tanışma hikayemiz işte.

Minik oğlum sesleniyor " anneeee, kuşlar ne diyorrr" 5 yaşında, ona mutluluğu ben aşılamak zorundayım, dünyada olup biten tüm çirkinlikler, vatanında yaşanan üzücü olaylar onun mutluluğunu engellememeli." kuşlar biz yemeğimizi yedik, şimdi sıra sende" diyorlar diyerek içeri girdik. Nasıl kıkırdıyor " hiç kuşlar konuşabilir mi anneee" diye.


DrAm3vLH 9 Mart 2007 21:25

hıc tadamadım ama hicccc!!!!!!!!1


vain 9 Mart 2007 22:31

gözlerime bak .gözlerden herşey anlaşılır acımanın bile ifadesi onda saklı..:)


DrAm3vLH 9 Mart 2007 22:35

mutluluk güzel mı acaba????


deren2002 10 Mart 2007 00:34

Kendini seviyorsan mutlusundur.


vain 10 Mart 2007 12:44

alla alla hiç gülmedinmi ki mutluluk nasıl diyosun interesting:)


DrAm3vLH 10 Mart 2007 13:06

bazı ınsanlar mutlulugu zor yaklar ama en sonnda tattım msxte iiki varsın msxlabs.com


vain 10 Mart 2007 15:04

mutluluk biranlık bişeydir ki zaten herzaman ben çok mutluyum diye ortda dolaşılmaz.:)


€c€m 10 Mart 2007 19:18

нαуαтιи мυтℓυℓυgυиυ кα¢ιямα ;)




Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin...İki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz.Sen, "Ama senin için şunu yaptım." derken o, "Şunu yapmadın." diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı?" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu.

http://gdervisoglu.spaces.live.com/mmm2006-09-13_01.00/rte/emoticons/smile_wink.gif

Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.Her zaman ki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor. Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası... Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun as olan yürektir. Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yaşadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...



arifmahircetin1 11 Mart 2007 14:13

her şeyimle mutluluğum avatarım da


ZoRbEy 12 Mart 2007 22:37

sevgilim olmasada ailem sağ salim yanımda ve onlarla çok mutluyum belkide tek yaşama ve mutlu olma sebebim onlar ve gerçekten onlarla çok mutluyum (bazen bunaltsalarda :D :D ).................!


green almond 25 Mart 2007 21:00

  • Bütün hafta ders çalıştım,250-300 soru çözdüm, netlerim düşük geldi.
  • Annem yeni bir kadife pantolon almıştı.Çok sevinmiştim ve sevmiştim.Ama mevsimi geçti giyemiyorum.
  • İngilizce dersinde konuyu anlamıştım ama bu hafta sınav varmış.Çalışayım dedim,unutmuşum birkaç şeyi ve yeniden çalışmak zorundayım.
  • Oks'ye çok var diye seviniyordum.Dershanenin koridoruna asmışlar,70 küsür gün kalmış..
  • Çok severek okuduğum bir kitap vardı,bitti geçen gün.

Devam etsem daha birsürü şey anlatabilirim.Size göre saçma şeyler onlar belkide.Benim için önemliler.Bu nedenle üzebilecek nitelikteler.Biliyor musunuz ben yine de üzülmüyorum.Çok yoruluyorum,hiç tatil günüm yok ben yine de mutluyum.Örnek alabileceklerim azalmış.Ben yine de mutluyum.

Adı budur belkide.. Görebilen gözlerle,görmezden gelebilmek ve baş edebilmeyi bilmektir : Mutluluk.. :)



Misafir 28 Nisan 2007 12:05

MUTLULUK: sevmek değil sevilmektir..



Saat: 13:02
Sayfa 2 / 9

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık