![]() |
ÇOCUK VE GENÇTE MADDE KULLANIMINI DÜSÜNDÜREN BELIRTILER ÇOCUK VE GENÇTE MADDE KULLANIMINI DÜSÜNDÜREN BELIRTILER Ergenlik dönemi, puberte ile basladigi, gencin kendi ekonomik bagimsizliginin kazandigi yaslara kadar sürdügü kabul edilen bir gelisim dönemidir. Biyolojik, psikolojik ve ruhsal olarak hizli degisimlerin yasandigi bu cag; kendine özgü bazi özellikler tasimaktadir. 10' lu yaslarin basindan, 20'li yaslarin basi ya da ortasina kadar uzayabilen bu dönemde; bir çocugu yetiskin hale gelmesi söz konusudur. Her çocuk ve gencin kendine özgü biçimde yasadigi bu dönemde, bireysel ruhsal bagimsizligin kazanilmasi, uygun ve tutarli akran iliskilerinin kurulabilmesi, kimlik duygusunun sekillenmesi, gelecege yönelik planlarin olusturulmasi, karsi cinse iliskin tutum ve davranislarin tutarli hale gelmesi, is ve meslek yolunun çizilmesi, aile ve toplum deger yargilarinin harmanlanip kisinin kendine özgü bir degerler sistemi olusturulmasi, ekonomik bagimsizlin saglanmasi, davranislarinin sorumlulugunu üstlenir hale gelebilmesi gibi bir çok görev beklenmektedir. Ergenlik döneminin uzun zaman sürmesi yanisira, ergenden beklenen görevlerin çesitliligi ve zorlugu; bu dönemde ergenlerin bazi sorunlar yasamasina yol açabilir. Bu dönemin kendine özgü ruhsal ve davranissal özellikleri, duygusal çalkantilari, uyum güçlükler, kimlik sorunlari, bocalamalari,otoriteyle çatismalari çogu kez büyük sarsintilara neden olmaksizin çözülür. Ancak bazi ergenler için, bu özellikler, ciddi ve agir biçimde sorun yasanmasina neden olabilir. Madde kullanimi da bu ciddi sorunlar arasinda sayilmaktadir. Ergenlik döneminin olagan gelisimsel çalkantilar arasinda; derslerdeki basarisinda dalgalanmalar, aileyle çatisma ve aile yasamindan uzaklasma istegi, ruhsal yönden duygusal ve davranissal sorunlar gösterme, ilgi ve isteklerinde kararsizlik ve degiskenlik, okul ya da meslek egitimine iliskin sorun ve bocalamalar yerini degistirme gibi önemli kararlar söz konusu olabilir. Çocuk ve gençlerde, madde bagimliliginin baslangicini gösteren kesin bir isaret yoktur. Ergenligin olagan duygusal sorunlari ya da baska ruhsal bozukluklarin da benzer belirtilere yol açabilecegi akilda tutulmali; ancak, ergende madde kullanimi kuskusunu akla getirebilecek bazi ciddi davranis degisiklikleri gözden kaçirilmamalidir. Çocugunuzun madde kullanip kullanmadigini anlamanin bir çok yolu olabilir. Bunlar arasinda en kesin sonucu idrar testi verir. Ama bu yönteme basvurmadan önce bazi isaretlere dikkat edebilirsiniz. Madde kullanan çocuklar aile iliskilerini azaltir ve evde daha az vakit geçirirler. 1. Derslerdeki basari orani tamamen ve her derste birden düsmesi, 2. Hiç tanimadiginiz yeni arkadaslar edinmeye baslarlar. 3. Arkadaslarina tamamen sirt çevirme, 4. Çevreyle iliskilerden kaçinma, 5. Tamamen içine kapanma, 6. Hiçbir seye ilgi duymama ve her seyden uzak kalma, 7. Zaman zaman asiri nese ile öfke/saldirganlik arasinda gidip dalgalanmalar, 8. Evde odasina kapanma, 9. Kendi bakim ve temizligine dikkat etmez hale gelme, 10. Her zamankinden daha fazla para harcamaya baslarlar. 11. Okulu ya da is egitimini tamamen birakma, 12. Kendi gelecegi için hiçbir yol görmeme, 13. Gelecege dönük hiçbir adim atmak istememe, 14. Ellerde titreme, 15. Asiri derecede terlemek, 16. Hafif uykulu ve yorgun gözükebilirler 17. Yeme aliskanliklari bozulur, kilo kaybedebilirler. MADDE BAGIMLILIGI TEHLIKESINE KARSI ANNE VE BABALARA ÖNERILER Anne ve babalar için Madde bagimliligi ile ilgili önemli bir husus; Çocuklari ve gençleri bagimsiz olarak yetistirme, onlari madde bagimliligindan uzak tutabilecek en nemli bir etkendir. Nitekim maddeler ancak kullanildiginda bagimlilik yaratirlar. Kisinin madde kullanmasi için ise buna önceden istekli olmasi gerekir. Yani kendinde sorumluluk duygusu gelismemis kisilerde maddeye alisma tehlikesi çok daha fazladir. Anne-babalar neler yapabilirler. Çocuklarimiz bizi kendilerine örnek alirlar ve taklit ederler. Çocuk egitiminin önemli bir kismini, çocuklarimizin her gün örebilecekleri tutum ve davranislarimiz teskil etmektedir. Bu, maddeler konusunda da aynidir. Çocuklar burada da bizden gördüklerini uygulayacaklardir. Örnegin: Alkole olan iliskimiz nasil? · Alkolü bazen ve güncel yasami biraz renklendirsin diye mi içiyoruz? · Yoksa bazi problemleri unutabilmek için mi? · Yoksa artik alistigimiz ve alkolsüz yapamadigimiz için mi? Sigaraya olan iliskimiz nasil? · Çocuklarimiza sigara içtigimizi ve sigarasiz yapamadigimizi daima göstermekteyiz. · Veya sigarayi birakmak istedigimizi fakat birakamadigimizi tekrarlayip durmakta miyiz?Bilhassa annelerin sigara aliskanligindan çocuklar etkilenmektedir. Ilaçlara olan iliskimiz nasil? · Büyük küçük her agri ve sizida hemen ilaç aliyor muyuz? · Veya kendimizi daha iyi hissedebilmek için sik sik ilaç mi aliyoruz? · Yoksa ilaçlari, bizi bunaltan olaylarin tesirini azaltmak için mi aliyoruz? Çocuklarimiz bizim davranislarimizi görüp ögrenirler, onlar bizler gibi sorunlarin çözümünde, bizim davranislarimizi kopya ederler. Çocuklar ayni zamanda anne_babalarin birbirlerine olan tutum ve davranislarini da kendilerine örnek alirlar. Birlikte yasamak bazen mutluluk içinde, bazen de tatsizlik içinde olmaktadir. Önemli olan anlasmazliklarda bizim nasil davrandigimizdir. Örnegin: Anlasmazliklarda oturup konusabiliyor muyuz? Her iki tarafinda kabullenebilecegi bir çözüm yolu bulabiliyor muyuz? Yoksa taraflardan birisi buna evet demek zorunda mi kaliyor? Yahut ta sorunlar yokmus gibi davranip harmoni içinde yasiyormusuz gibi görünmeye mi çalisiyoruz? Veya çareyi çocuklara sarilmakta mi ariyoruz? Çocuklarin egitiminde her iki tarafta ayni seyi mi istiyor? Yoksa çocuklarimiz sorunlara farkli yaklastigimizin farkindalar mi? Baba çok sert, anne ise sonunda her seyi bagislayan yumusak birisi mi? Çocuklarimiza, sorumluluk duygusunu verebilmek onlari madde bagimliligindan uzak tutabilecek en önemli unsurdur. Bu duyguyu verebilecek bir egitim nasil olmali? Sinirlar ve serbestlik. Çocuklarin kendilerine güvenebilmeleri, kisilik sahibi olabilmeleri için yalniz baslarina, anne-babasiz hareket edebilecekleri alanlara ihtiyaçlari vardir. Burada anne-babalara düsen görev, çocuklarina bu serbest alanda yol göstermek ve serbestligin sinirlarini da açik olarak belirlemektir. Eger anne-babalar, çocuklari için her seyi yapiyorlarsa , sadece onlari simartmakla kalmazlar, ayni zamanda onlari bagimli, pisirik ve beceriksiz kisiler olarak yetistirmis olurlar. Bu nedenle: Çocuklarin belirli konularda, yaslarina uygun olarak ve kendi baslarina serbest hareket edebilmeleri, onlarin kendi davranislarini kontrol edebilmeleri için çok önemlidir. Anne-babalar çocuklarini madde bagimliligindan korumak için neler yapabilirler. Örnekler: Çocuk, Kendi basina bir karar verirse, kendisi belirli bir rizikoya girecektir. B u riziko ona agir gelebilir ama eger sonuç olumlu olursa, çocuk verdigi kararin dogru oldugunu ögrenecektir. Sonuç olumsuz olursa bu tecrübe ona her zaman için yararli olacak ve özellikle onun sorumluluk duygusunu arttiracaktir. Anne-babalar: Çocugun yasina göre bazi kararlari kendisinin vermesine ve ona zarar vermeyecek rizikolara girmesine göz yumarlarsa ve yine, yerine göre rizikonun olumsuz sonuçlarini çocugun kendisinin üstlenmesini isterlerse, bu durum çocuk tarafindan anne-babanin ona güveni olarak yorumlanacak ve çocugun kendi kendine güvenini arttiracaktir. Bagimsizlik ve sahsi sorumluluk ancak uzun sürede, küçük adimlarla ve alistirmalarla verilebilir. Her yastaki çocuk için belirli sinirlar kaçinilmazdir. Bu sinirlari belirlerken, aile, okul, meslek egitimi, maddi durum, ev durumu gibi aileden aileye degisen etkenlerin göz önünde tutulmasi gerekir. Çok genis sinirlar, Çocuklarin gerçek yasami tam anlamiyla kavrayamamalarina ve nerede, ne zaman, nasil davranilmasi gerektigini kestirememelerine sebep olacaktir. Gereksiz sinirlamalar ve yasaklar: Çocuklarin yasamda gerekli olan bazi konularda beceriksiz kalmalarina, karamsarlik ve daime süphe içinde bulunmalarina ve dolayisiyla yeni problemlere yol açacaktir. Kesin olarak belirlenmeyen sinir ve sorumluluklar: Özellikle anne-babanin bugün böyle, yarin söyle davranmasi veya birinin böyle ötekinin baska türlü tutumu,çocugu dogal olarak sasirtacaktir. Yine bazen sert davranmak ve çok dar sinirlamalar koymak, bazen de sinirlamalari kaldirip onu tamamen serbest birakmak, çocugun ileride kendi kendine karar verebilmesini engelleyecek ve onu saskin bir duruma sokacaktir. AILE IÇI EGITIM Esler arasindaki iliskilerin her zaman çok pürüzsüz olmasi beklenemez. Zaman zaman sürtüsme, anlasmazlik ve tartismalar da olmasi dogaldir. Önemli olan, anlasmazliklar karsisinda, eslerin olaya yaklasimlari, birbirlerine karsi davranislari ve çözüme ulasmada izlenen yollarin nasil oldugudur. Anlasmazliklarda eslerin karsilikli oturup konusabilmesi, her iki tarafin da kabullenebilecegi bir çözüm yolu bulabilme becerisi önem tasimaktadir. Hiç sorun yokmus casina olaylari görmezden gelip sahte bir uyum içinde yasiyor olmak, hep birinin boyun egmek zorunda sagliksiz bir iliski biçimini sürdürmek, sorunlarin çözümünde çocuklara sarilmak ya da çatismayi onlarin üzerine yansitmak sagliksiz iletisim modelleridir. Çocuklarin egitiminde eslerin beklentileri, istekleri, rolleri, sorumluluklari, yönlendirmeleri, egitime yaklasim biçimleri kuskusuz birbiriyle tümüyle ayni paralelde olmayabilir. Ancak, temel konulardaki egitim anlayisinda, tutarli ve uyumlu bir birlikteligin saglanmasi çocuklar adina önem tasimaktadir ÇOCUK VE GENCE ÖRNEK OLMA Çocuklarin hergün karsi karsiya kaldiklari anne baba tutum, davranis ve iliski biçimlerinin; onlarin egitiminde çok önemli bir rol oynadigi bilinmektedir. Aile iliskileri, çocuklar için, davranis biçimleri ve insan iliskilerinin ögrenildigi bir sahne olusturmaktadir. Madde kullanim konusunda da, benzer mekanizma islenmekte olup; çocuklar, anne babanin maddeler konusundaki tutum ve davranislarini gözlemlemekte ve benzer seyleri uygulamaktadir. Toplumda, anne baba basta olmak üzere, ögretmenler ve diger etkili yetiskinlerin madde kullanimi konusundaki tutum ve davranislari; çocuk ve gençler için çogu kez kavram karmasasi yaratmaktadir. Çocuk ve gençler, zararli etkisi kesin olarak kanitlanmis olan sigara ve alkol gibi maddelerin, neden eriskinler tarafindan kullanildiklarini tam olarak kavrayamamakta; kendilerinin de bu ve buna benzer maddeleri kullanabilecegi düsüncesi olusmaktadir. Anne babalar, her ne kadar, çocuk ve gençleri bagimlilik yapan maddeler konusunda uyarsa da; kendi sergiledikleri davranis modelleri, mantikli uyarilarindan çok daha etkin olmaktadir. Bu nedenle, anne babalarin, kendilerinin kullanimi konusundaki tutum ve davranislarinin nasil oldugunu irdelemeleri gerekir. Örnegin alkol, sigara, ilaç kullanimi konularinda bu maddeleri kullanma nedenleri, sikliklari, bu maddelere gereksinimleri, kullanip-birakma paternleri, bu alandaki güçlülük ve zayifliklari gibi özelliklerin hepsi önem tasimaktadir. Çocuklar, anne babanin davranislarini görerek ögrenir, anne-babanin birbirlerine olan tutum ve davranislarini da kendilerine örnek alir, sorunlarin çözümünde anne babanin davranislarini kopya ederler. |
UYUŞTURUCU TEDAVİ BASVURU MERKEZLERI ADANA Ruh Sagligi ve Hastaliklari Hastanesi, Tel: 0 322 239 04 77 Ankara Üniversitesi Tip Fakültesi, Psikiyatri Bölümü, Tel: 0 312 319 21 60 ANKARA Numune Hastanesi, Psikiyatri Klinigi, Tel: 0 312 310 30 30 ANKARA Hacettepe Üniversitesi Tip Fakültesi, Psikiyatri Bölümü, Tel: 0 312 310 86 93 ANKARA Gazi Üniversitesi Tip Fakültesi, Psikiyatri Bölümü, Tel: 0 312 214 10 88 DENIZLI Devlet Hastanesi, Psikiyatri Klinigi, Tel: 0 258 261 92 06 ELAZIG Ruh Sagligi ve Hastaliklari Hastanesi, Tel: 0 424 233 08 86 ISTANBUL YENIDEN Saglik ve Egitim Dernegi, Tel: 0 212 219 03 03 ISTANBUL Çocuk ve Ergen Madde Bagimliligi Arastirma, Tedavi ve Egitim Merkezi (ÇEMATEM), Tel: 0 212 543 65 65 / 452 ISTANBUL Bakirköy Ruh ve Sinir Hastaliklari Hastanesi, AMATEM, Tel: 0 212 543 65 65 / 588 veya 660 00 26 ISTANBUL MENTHA Psikiyatri ve Psikoterapi Merkezi, Tel: 0126 450 14 99 ISTANBUL Balikli Rum Hastanesi Anatolia Klinikleri, Tel: 0212 547 16 00 IZMIR Ege Üniversitesi Tip Fakültesi, Psikiyatri bölümü, EGEBAM (Ege Üniversitesi Çocuk ve Ergen ALkol, Madde Bagimliligi Arastirma ve Uygulama Merkezi - 18 yatakli, 18 yas ve alti alkol/madde sorunu olan gençlerin tedavisi için) Adres: ÖRNEKKÖY,KARSIYAKA / IZMIR Tel: 0232 363 48 99 E-mail: egebam@yahoo.com MANISA Ruh Sagligi ve Hastaliklari Hastanesi, Tel: 0 236 231 46 26 SAMSUN Ruh Sagligi ve Hastaliklari Hastanesi, Tel: 0 362 431 78 53 ALKOLIKLER IÇIN : Ankara : 0 312 433 46 07 Istanbul : 0 212 250 34 70 Izmir : 0 232 421 64 22 Bursa : 0 224 235 25 01 Tekirdag : 0 282 261 43 03 |
Ecstasy hapını uzun süre kullanan bağımlılarda; -Sinir hücrelerinde tekrar düzelmeyen hasarlar, -Kas yapılarında arızalar, -Vücudun doğal salgıları kana daha çok karışmakta buna bağlı olarak, karaciğer ve böbrekleri tıkayarak, bu organları işlemez hale getirdiği, -Beyinde merkezi rahatsızlıklar, -Yüksek tansiyonla beyin kanaması, -Düşük tansiyonla bayılmalar hatta ölümler, görülür! Bir diğer tehlikede; Ecstasy kullananlarda önceden bilinemeyecek sonuçların olma ihtimali olup bu maddeyi kullanan kişinin maddenin etkisin göstermesi ile birlikte o anki hisleri yoğunlaşır. Bu yoğunlaşma kişinin gün içinde ki yaşantısı ile doğrudan alakalıdır. Bağımlıda öldürücü depresyonlar ortaya çıkabilir. Bu gibi durumlar bulunan ortamdaki; yüksek sesli müzik, lazerli ışıklar v.b. ile bağlantılı olarak birden de gerçekleşebilir! İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün internet sitesinden alınmıştır. |
UNODC 2004 DÜNYA UYUŞTURUCU RAPORU UNODC 2004 DÜNYA UYUŞTURUCU RAPORU (Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi) 1.2 DÜNYA UYUŞTURUCU PİYASALARININ DİNAMİKLERİ 1.2.1 Dünyada şu anki uyuşturucu kullanım düzeyi nedir? Dünyadaki uyuşturucu kullanıcılarının toplam sayısının şu anda 185 milyon olduğu tahmin edilmektedir; bu sayı da küresel nüfusun % 3’üne ya da 15 ile 64 yaşları arasındaki nüfusun % 4,7’sine tekabül etmektedir. Son dönemde yapılan tahminler, kenevirin en yaygın kullanılan madde olduğunu (yaklaşık 150 milyon kişi) doğrulamıştır; bunu ATS (30 milyon amfetamin, özellikle de metamfetamin ve amfetamin, kullanıcısı ve 8 milyon ecstasy kullanıcısı) takip eder. 13 milyondan fazla kişi kokain kullanmaktadır, 9 milyon eroin kullanıcısı da dahil olmak üzere 15 milyon kişi de afyon türevleri (eroin, morfin, afyon, sentetik afyon türevleri) kullanmaktadır. 1.2.2. Uyuşturucu sorunu nasıl bir değişim geçirmektedir? Ele geçirme vakalarının sayısı 1990’ların başından itibaren sürekli olarak artmıştır; ancak 2002 yılında sabit kalma ya da azalma işaretleri görülmüştür. Bildirilen ele geçirme vakalarından anlaşıldığı kadarıyla toplam kaçakçılık düzeyi 1990’lardaki büyük artış döneminin ardından 2002 yılında sabit kalmış / düşüşe geçmiştir. 1990 – 2000 dönemindeki artış (0,3 milyon vakadan 1,3 milyon vakaya ya da ortalama % 15 artış), raporlamadaki gelişmelerin yanı sıra kaçakçılıktaki gerçek artışın da bir yansımasıydı. 1990 yılında 55 ülke ve bölge UNODC’ye uyuşturucu ele geçirme vakası bildirmiştir; 2002 yılında bu sayı 114 ülke ve bölgeye çıkmıştır. 2001 yılında ele geçirme vakalarının sayısı 1,4 milyonla en yüksek düzeye çıkmıştır. 2002 yılında bu sayı % 16 düşüşle 1,1 milyona gerilemiş ancak yine de 1990’lardaki herhangi bir yıldan daha yüksek olmuştur. Dünyada ele geçirme vakalarının gerçek sayısı muhtemelen 1,1 milyondan fazladır, çünkü hükümetler genellikle vaka sayısından (2001 / 2002 döneminde 131 vaka) ziyade ağırlık olarak (aynı dönemde 176 ülke ve bölge) uyuşturucu ele geçirme vakası bildirmiştir. 1990’ların başından itibaren yöntemlerin değişmesi 2002 yılında kenevir, tüm ele geçirme vakalarının % 55’ini oluşturmuştur; onu amfetamin türü uyarıcılar (ecstasy de dahil olmak üzere % 24), afyon türevleri (% 12) ve kokain türevi maddeler (% 7) takip etmektedir. 1990’ların başından itibaren ele geçirme vakalarının geçirdiği değişim kaçakçılık yöntemlerinde aşağıdaki değişikliklere işaret etmektedir: • Kenevirin öneminin nispeten azalması : bu durum, tüketici pazarlarına daha yakın yerlerde kenevir üretiminin artmasının ve bunun da ele geçirme olasılığını azaltmasının yanı sıra dünyanın birçok bölgesinde eğlence amaçlı kullanılan diğer uyuşturucu maddelerin ortaya çıkmasının bir sonucudur. Bununla birlikte, 2002 yılından beri kenevirin payı değişmemektedir. • ATS’nin hızlı yükselişi : ATS’nin küresel ele geçirme vakaları içindeki oranı son on yıl içinde üç kattan fazla artmıştır. Bu da ATS üretimi, kaçakçılığı ve kullanımının artmakta olan önemini ortaya koymuştur. Bununla birlikte, 2001 ve 2002 yılları arasında belirgin bir değişim olmamıştır. • Afyon türevleri ele geçirme vakalarında görülen artış : afyon türevlerinin toplam ele geçirme vakaları içindeki oranı 1990 ve 1999 yılları arasında artmıştır. Bu da diğerlerinin yanı sıra Afganistan’daki afyon üretiminde görülen artışı yansıtmaktadır. 2000 ve 2001 yıllarında bu ülkedeki üretim azalınca afyon türevlerinin küresel ele geçirme vakalarındaki oranı da azalmıştır. Afyon türevlerinin üretimiyle ele geçirilmesi arasında bir yıllık bir sürenin olduğu görülmektedir. Yine buna bağlı olarak 2001 yılında Afganistan’ın afyon üretiminde görülen büyük düşüşün en büyük etkisi 2002 yılındaki ele geçirme vakalarında ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte, bu düşüş eğiliminin daha fazla sürmeyeceği düşünülmektedir. 2002, 2003 ve 2004 yıllarında Afganistan’da afyon üretiminin giderek arttığı göz önünde bulundurulduğunda afyon türevlerinin ele geçirilme eğiliminin tersine dönmesi beklenebilir. • Kokain ele geçirme vakalarının önce artması sonra da sabit kalması : kokainin küresel ele geçirme vakalarındaki oranı 1990’larda, o dönemde Kolombiya’da koka yetiştirilmesinde görülen artış doğrultusunda yükselişe geçmiştir. Son dönemlerde ise ele geçirme vakalarının sayısında bir değişiklik olmamıştır ve bu da Kolombiya’daki koka üretiminin azalmasının bir sonucudur. Miktar olarak en çok ele geçirilen madde kenevirdir. 2000 yılında 165, 2001 yılında 161 ve 2002 yılında 152 ülke ve bölge tarafından verilen bilgilere bakıldığında kenevir ürünlerinin (ot ve reçine hallerinde) ele geçirilen yasa dışı uyuşturucular içinde en büyük miktara sahip olduğu görülmektedir; bu ürünleri koka türü maddeler (koka yaprağı ve kokain), afyon türevleri, uyarıcılar (amfetamin ve metamfetamin) ve ecstasy takip eder. Son on yılda ATS’nin önemi nispeten artsa da bu sıralama değişmemiştir. Farklı kategorilerdeki uyuşturucuları ele geçirilen ağırlıklara göre sıralamak ise pek işe yaramaz. Örneğin; kenevir otu ya da koka yaprağı, eroin ya da ecstasyden hacmen daha büyük ürünlerdir. Ele geçirilen miktarların yıldan yıla, eğilim analizi yapmak amacıyla izlenmesi ise her durumda fayda sağlayacaktır. 1.2.3. Dünya uyuşturucu piyasalarına bakış Uyuşturucu yollarının kesişme noktası Afganistan’da afyon türevi piyasası Ekim, üretim ve tüketimdeki eğilimler göz önünde bulundurulduğunda, küresel eroin piyasasının 2002 yılında büyük ölçüde sabit kaldığı, bununla birlikte 2003 yılında birtakım önemsiz büyüme belirtileri olduğu görülmekte ve 2004 yılında bu büyümenin artacağı tahmin edilmektedir. Haşhaş kozası üretimi, son dönemde dünyadaki yasa dışı afyonun dörtte üçünü üreten Afganistan’da giderek daha fazla yoğunlaştığından dünya eroin piyasasının kaderi büyük ölçüde bu ülkede ne olacağına bağlıdır. Geçen yıl UNODC, 1998 – 2002 döneminde üretimde genel olarak bir değişme olmamasına rağmen başlıca grupların iş başında olduğunu bildirmiştir. Bu analiz 2003 yılı için gerçekleştirilmiştir. Piyasada sürmekte olan eğilimlere bir örnek olarak ekimin konsolide edilmesi ve kısılması gösterilebilir. Küresel afyon üretiminin % 90’ından fazlası Afganistan, Myanmar ve Laos’ta gerçekleştirilmektedir; bu oranın büyük kısmı günümüzde Afganistan tarafından üretilmektedir. 2003 yılında Myanmar ve Laos, sırasıyla eksi % 24 ve eksi % 14 oranlarıyla yetiştirmede ciddi düşüşler yaşamışlardır. Her iki ülke de son yıllarda afyonun tasfiye edilmesi yönünde kararlı bir şekilde çeşitli programlar yürütmektedir ve 1996 yılından beri, ekilen alanların % 60’ı oranında toplam bir azalma görülmüştür. Eğilimin 2004 yılında da sürmesi beklenmektedir. Bu eğilim, takip eden birkaç yılda da sürdürülürse Güneydoğu Asya, küresel yasa dışı afyon üretimi haritasından silinecektir. Bununla birlikte afyonun hızla sökülmesi, çoğu etnik azınlıklara mensup olan ve geçimlerini sağlamak için uzun zamandır afyon üreten çiftçiler üzerinde büyük bir ekonomik baskı oluşturmaktadır. Myanmar’ın doğusundaki Shan eyaletinde, çiftçilikle uğraşan nüfusun ciddi bir insani kriz yaşadığı yönünde bulgular vardır. Myanmar ve Laos, uluslararası toplum tarafından UNGASS (Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Özel Oturumu)’ta kararlaştırılan hedeflere ulaşılması konusunda üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmektedir. Bu noktada, bağış yapan toplumların da üzerlerine düşen sorumluluğu tam olarak yerine getirmesi ve dünyanın en yoksul halkları arasında yer alan bu halklara yönelik iyileştirme ve kalkındırma yardımı sağlaması son derece önemlidir. Myanmar and Laos, 2003 yılı İnsani Gelişme Endeksi’nde 175 ülke içerisinde sırasıyla 131 ve 135. olmuştur; uzaktaki afyon üretim alanlarında yaşayan etnik azınlıkların yaşam standardı ise nüfusun genelininkinden çok daha kötüdür. Afganistan’da ise, aksine, 2003 yılında haşhaş kozası yetiştirme alanlarında % 8’lik bir artış görülmüştür. Bu artış, Güneydoğu Asya’daki azalma sonucu ortaya çıkmıştır. Küresel olarak ise yasa dışı afyon üretiminde % 6’lık bir düşüş gözlemlenmiştir. Belki bundan daha da önemli olan ise üretimdeki kaymalardır. Bu kaymalar, eroin piyasasının arz yönüyle ilgili hususları belirlemeye devam etmektedir ve bunu gelecekte de sürdürecektir. Özellikle de afyon veriminin yetiştirme alanları arasında çeşitlilik göstermesi üretim eğilimlerini etkilemeyi sürdürmektedir. Dolayısıyla, üretimdeki büyük azalmaya rağmen Afganistan’da üretimin artması ve hektar başına düşen yüksek verim (Güneydoğu Asya’dakine oranla genellikle üç ya da dört kat daha fazla) 2003 yılında dünyada yasa dışı afyon üretiminde % 5 oranında artışa yol açmıştır. Özellikle de Afganistan’daki üretimin 2004 yılında artacağının tahmin edilmesine bağlı olarak bu eğilimin sürmesi ve küresel afyon / eroin üretiminin artması beklenmektedir. Bu arz eğilimlerinin piyasayı, özellikle de Batı ve Doğu Avrupa, Orta Asya ve Rusya Federasyonu piyasalarını ne ölçüde belirlediği, beraberlerinde getirdikleri sosyal ve sağlıksal yıkımlar dolayısıyla daha da iyi anlaşılmıştır. Bu durum, 2002 yılında eroin kullanımında kaydedilen sabitlenmenin – 2001 yılında Afganistan’da afyon üretiminin yasaklanmasının bir sonucudur - sürdürülmesini tehlikeye atabilir. 2002 yılında İntravenöz Uyuşturucu Kullanımı (IDU)’na bağlı olarak yeni bildirilen HIV virüsü bulaşması vakalarının Avrupa’nın en büyük eroin pazarı olan Rusya Federasyonu’nda büyük ölçüde (eksi % 43) azaldığı yönünde belirtiler vardır. Bununla birlikte Rusya Federasyonu da dahil olmak üzere bazı ülkelerde sabitlenme oldukça yüksek düzeylerde gerçekleşmiştir. Bunlar günümüzde yerleşik eroin tüketim pazarları olduğundan, arzın tahmin edildiği üzere bu yıl ve gelecek yıl (Afganistan’ın 2004 yılındaki afyon üretimi pazara ulaştığında) artması halinde uyuşturucuların kolaylıkla temin edilebilmesi talebi arttırabilir. Afganistan’daki afyon üretimi sorunu Güneydoğu Asya’nın aksine ülkenin genel siyasi ve sosyoekonomik durumuyla yakından ilişkilidir. Bunun sonucu olarak da tek başına çözülemez ve bu nedenle istikrar ve yeniden yapılandırma gündeminin ayrılmaz bir parçası olarak aşılması gerekmektedir. Afganistan’ın yasa dışı afyon arzında oynadığı etkin rol göz önünde bulundurulduğunda bu ülkedeki afyon üretiminin durdurulması yönünde (birkaç yıl içinde) hızlı çalışmalar yapılması dünya eroin piyasasını kurutabilir. Ancak bu çalışmaların aşamalı olarak yapılması geçmişte de olduğu gibi piyasasının duruma uyum sağlamasına ve üretimin başka alanlara kaymasına sebep olacağı için zamanlama son derece önemlidir. Afgan Hükümeti, afyon üretiminin beş yıl içinde % 75 azaltılmasını ön gören ulusal bir uyuşturucu kontrol stratejisini kabul etmiştir. Bu stratejinin uygulanması önündeki başlıca engeller ise eyaletlerdeki kötü güvenlik koşulları ve yerel diktatörlerin ve bazı durumlarda illerdeki yetkililerin uyuşturucu işiyle uğraşması olarak öne çıkmaktadır. Tüketimin yayılması ile dengelenen kokain arzının kontrol edilmesi yönünde ilerleme Piyasalar farklı olsa da küresel eroin piyasasında son dönemde gözlemlenen konsolidasyon ve istikrar belirtilerinin bazıları küresel kokain piyasasında da mevcuttur. |
http://www.ntvmsnbc.com/news/84149.jpg Uyuşturucu kullanıyor mu?Gencin içinde bulunduğu aile, okul, yakın çevre alkol kullanan, bağımlı olan genci ne kadar erken fark eder, ona yardımcı olmaya çalışırsa, gencin bağımlılıktan kurtulma şansı o kadar artar. 10 Nisan — İstanbul Emniyet Müdürlüğü, aile ve yakın çevrenin gencin uyuşturucu kullanımını erken teşhis edebilmesi için internet sayfasında şu bilgileri sunuyor... Teşhis belirtileri fiziksel ve ruhsal-toplumsal olarak iki grup içinde toplanır. Bunların birkaçının bir araya gelmesi alarmı harekete geçirir. FİZİKSEL - Bitkinlik - Dalgınlık - Uyuklama - Uyku bozukluğu - Konuşma güçlüğü - Burun akıntısı - Terleme - Titreme - Dengesizlik - Gözde kanlanma - Göz bebeğinde daralama - Yüzde kızarma-soğukluk - Kabızlık - İshal - Mide-Bağırsak yakınmaları - Yürüme bozukluğu - Solunum güçlüğü - Ağrılar TOPLUMSAL RUHSAL - Duygu durumu değişikliği - İlgi-istek kaybı - Donukluk - Bilişsel bozukluklar - Başarıda azalma - Bakımsız dış görünüş - Gerçek dışı konuşma - İçe kapanma - Çevre değişikliği - Konuşma içeriğinde değişme - Aşırı para harcama - Suç işleme eğilimi - Evden uzaklaşma - Madde kokusu |
Afyon Eroin Piyasası DÜNYA UYUŞTURUCU PİYASALARININ DİNAMİKLERİ AFYON / EROİN PİYASASI 2.1.1. Üretim 2003 yılında haşhaş kozası üretimi bir miktar azalmıştır… 2003 yılında küresel düzeyde yasa dışı haşhaş kozası üretimi tahminen 169000 hektar alanda gerçekleşmiştir, bu da 2002 yılındakine oranla yüzde altılık bir düşüş anlamına gelmektedir. Şu anda haşhaş kozası üretimi, yaklaşık 270000 hektar alanda üretim yapılan 90’lı yılların başına göre % 40 daha azdır. Bununla birlikte, üretimin dağılımı Güney - Doğu Asya’daki düşük verimli afyon üretim alanlarında düşüş ve Afganistan’daki yüksek verimli afyon üretim alanlarında artış olması dolayısıyla son on yıl içinde değişmiştir. 2003 yılında yasa dışı haşhaş kozası üretiminin % 90’ı halen üç ülkede yapılmaktaydı : Afganistan, Myanmar ve Laos. Myanmar (- % 24) ve Laos (- % 14)’taki düşüşler dolayısıyla bu üç ülkedeki haşhaş kozası üretiminde 2002 yılına kıyasla % 9’luk bir genel düşüş görülmüştür. Bu düşüşler, Laos’ta hükümetin özellikle çiftçilere ekinlerin yasa dışı statüsü hakkında bilinç aşılama, alternatif geçim kaynakları sağlama ve ekinleri kendi rızalarıyla imha etme gibi çabalarına bağlanmaktadır. Diğer taraftan, 2002 ve 2003 yılları arasında Afganistan’da haşhaş kozası üretimi tekrar artarak ( + % 8) 80000 hektara çıkmıştır. … ancak afyon üretimi artmıştır Afganistan’daki üretim artışı Güney - Doğu Asya’dakinden (13 kg / ha) yüksek afyon verimi (45 kg / ha) ile birleşince 2002 ve 2003 yılları arasında küresel yasa dışı afyon üretiminde % 5 oranında genel bir artışa sebep olmuştur. 2003 yılında Afganistan’da 3600 metrik ton afyon üretilmiş ve dünyanın yasa dışı afyon arzının dörtte üçünü sağlamıştır. Bu sayı, Afganistan tarihindeki en yüksek ikinci afyon üretim tahminidir. 1995 yılından beri Pakistan’da haşhaş kozası üretimi 1000 hektardan az bir alanda yapılmaktaydı, hatta 1999 ve 2001 yılları arasında bu rakam 250 hektardı. 2003 yılına gelindiğinde ise Pakistan Hükümeti 4200 hektarlık alanın imha edilmesinin ardından toplam 2500 hektarlık alanda haşhaş kozası üretildiğini bildirdi. Bu artışın nedeni, yüksek afyon fiyatları ve çiftçilerin komşu Afganistan’daki afyon üreticilerinin sahip oldukları açıkça görülen refaha erişebilmek istemeleri gibi pek çok etken olabilir. Güney – Batı Asya kaynaklı eroin çoğunlukla komşu ülkelerin, Orta Asya’nın ve Avrupa’nın ihtiyacını karşılarken ABD eroin pazarının ihtiyacı esas olarak Kolombiya ve Meksika’da üretilen afyondan karşılanmaktadır. Her iki ülkede de afyon üretim alanları imha edilmiş olmasına rağmen üretilen net haşhaş kozası miktarının yıllık (2002 – 2003) eğilimi belirsizdir. Bu iki ülkedeki haşhaş kozası üretiminin belirli koşulları – sistemsiz ekin takvimi, ulaşılamayan alanlar, Kolombiya’da sıklıkla görülen bulutlu havalar – ekinlerin izlenmesini zorlaştırmaktadır. Dolayısıyla, dünyanın bu bölgesi için sağlıklı tahminler yapmak halen güçtür. And Dağları civarındaki birkaç ülkeyle sınırlı olan koka üretiminin aksine haşhaş kozası dünyanın birçok yerinde yetiştirilmektedir. Vietnam, Rusya, Ukrayna, Orta Asya, Kafkaslar, Mısır, Peru ve Tayland gibi bazı ülke ve bölgelerde düşük miktarlarda yasa dışı üretim halen mevcuttur. Altmışlı yıllarda önemli bir yasa dışı haşhaş kozası üretim merkezi olan Tayland son yıllarda önemsiz bir afyon üretim kaynağı haline gelmiş, hatta üretimde 2003 yılında daha da fazla düşüş olmuştur. Bilgi yetersizliği nedeniyle bu rakamların dikkatle ele alınması gerekse de 2003 yılında afyon üretiminin dünyada çiftlik çıkışı muhtemel değerinin yaklaşık 1,2 milyar ABD Doları olduğu tahmin edilmektedir. Bu tutarın % 85’inden fazlası Afganistan’da toplanmaktadır. Eroin fiyatları biraz artmıştır… ABD Doları olarak telaffuz edilen eroin fiyatları 2002 yılından bu yana ABD ve Batı Avrupa’da çok küçük bazı artışlar göstermiştir. Eroin fiyatlarındaki küçük artış da çelişki yaratacak şekilde eroin arzındaki artışla paralel gitmektedir. Avrupa’da Euro’nun dolara karşı güçlenmesinin ardından fiyatların ABD Doları cinsinden artması, fiyatlarda Euro cinsinden gerçekleşen düşüşü maskelemiştir. Daha da garibi, hem ABD’de hem de Avrupa’da bu yılın özellikle de Avrupa ile ilgili bilgileri eksik olsa da eroinin saflığının 2003 yılında arttığı gözlemlenmiştir. Eroinin saflığının arttığı doğrulanırsa bu, eroin piyasasının eroin arzındaki artışa daha kaliteli ve etkili türde eroini biraz daha yüksek fiyatla pazarlayarak tepki verdiği anlamına gelecektir. 2004’e genel bakış : daha da fazla artış bekleniyor… 2004 yılında Afganistan’da üretilen haşhaş kozası miktarı, dünyanın yasa dışı afyon ve eroin arzının düzeyini belirlemeye devam edecektir. UNODC ve Afgan Hükümeti tarafından Ekim 2003 yılında, 2004 haşhaş kozası sezonu için ekim yapılacağı dönemde, Afgan çiftçilerinin niyetleriyle ilgili olarak yapılan araştırmada görüşülen afyon üreticisi çiftçilerin % 69’unun 2004 yılında haşhaş kozası üretim miktarlarını arttırmayı hedefledikleri sonucu ortaya çıkmıştır. Çiftçilerin sadece % 4’ü miktarı azaltmayı düşündüğünü belirtmiştir. Afganistan’dan Şubat 2004’te edinilen son bilgiler ve BM Barış Gücü’nün koza üretim alanlarıyla ilgili gözlemlerine dayanarak Mart ve Nisan 2004’te verdiği bilgiler, çiftçilerin 2004 yılında aslında 2003 yılındaki üretim düzeylerini aşacak kadar çok miktarda koza ektiğini doğrulamaktadır. 2.1.2. Kaçakçılık Ele geçirme vakaları 2001 yılındaki azalmanın ardından 2002 yılında tekrar artmıştır… Dünyada afyon türevlerinin (eroine eşdeğer olarak telaffuz edilen eroin, morfin ve afyon,) ele geçirilme vakaları 2001 yılında % 22 azalmasının ardından 2002 yılında % 9 artmıştır. Görülen artış, morfin ele geçirme vakalarının iki katına çıkmasının bir sonucudur; bu da 2002 yılında Afganistan’da büyük ölçekli haşhaş kozası üretiminin ve işlenmesinin yeniden başladığını göstermektedir. Diğer taraftan eroin ele geçirme vakaları % 10 azalmıştır, bunun muhtemel sebebi de 1999 ve 2000 yıllarındaki bereketli hasat mevsimlerinde oluşturulan büyük stokların tükenmeye başlamasıdır. Bununla birlikte, 2003 yılının ilk verilerinde eroin kaçakçılığının Afganistan’daki verimli haşhaş kozası hasatının ardından yeniden hız kazandığı belirtilmektedir. Ele geçirme vakaları Asya’da, özellikle de Güney – Batı Asya’da yoğunlaşmıştır... 2002 yılında tüm afyon türevi ele geçirme vakalarının % 65’i Asya’da, % 28’i Avrupa’da, % 6’sı da Amerika kıtasında olmuştur. Dünyadaki afyon türevlerinin büyük bir kısmı, en büyük iki üretim alanınn bulunduğu Asya’da gerçekleşmiştir. Güney – Batı Asya bu iki alanın büyük olanıdır. Dolayısıyla, Afganistan’ın komşuları olan İran ve Pakistan 2002 yılında dünya genelinde sırasıyla % 25 ve % 16 ile afyon türevi ele geçirme vakalarının en büyük miktarda gerçekleştiği yerler olmuştur. Güney – Batı Asya bir bütün olarak 2002 yılında dünyadaki afyon türevi ele geçirme vakalarının % 43’ünün gerçekleştiği bölge olmuştur. Orta Asya ülkeleri de buna dahil edildiğinde dünyadaki ele geçirme vakalarının % 49’unun bu bölgelerde gerçekleştiği görülmektedir. Güney – Batı Asya’da afyon türevi ele geçirme vakaları 2002 yılında % 18 artmıştır, bu da özellikle Güney ve Doğu Afganistan’da büyük ölçekli haşhaş kozası üretiminin yeniden başlamasının bir sonucudur. Orta Asya’da afyon türevi ele geçirme vakaları 2002 yılında sabit kalmıştır. Bununla birlikte, afyon türevi ele geçirme vakaları 2000 yılına (Afganistan’da koza yasağının uygulanmasından önceki yıl) kıyasla Orta Asya’da % 24 artmış, Güney - Batı Asya’da % 36 azalmıştır. Bu da eski kaçakçılık yöntemlerinin 2002 yılında tam olarak önceki gibi uygulanamadığını göstermektedir. Diğer bir deyişle, Orta Asya rotasına kayan kaçakçılar Pakistan ya da İran yoluyla geleneksel rotaya geri dönmemiştir. Eroin kendi içinde ele elınırsa Orta Asya’da, Afganistan’a komşu ülkelerdeki tüm ele geçirme vakalarının üçte biri gerçekleştirilmiştir. Bu oran 2002 yılında 2000 yılındakinden iki kat daha yüksekti, bu da Orta Asya kaçakçılık yolunun son yıllarda sıklıkla kullanıldığını göstermektedir. Pakistan ve İran’dan ihraç edilen malların çoğu hala afyon türevi ve morfin şeklindeyken Orta Asya yoluyla kaçırılan malların çoğunun eroin şeklinde olduğu yönünde kanıtlar da vardır. Bu durum, Afganistan’ın doğu ve kuzeydoğu bölgelerinde genellikle sınıra yakın yerlerde kurulmuş pek çok gizli eroin imalathanesiyle ilgili raporlarda da belirtilmiştir. Güney – Batı Asya’da eroin, ele geçirilen afyon türevlerinin üçte birini oluşturmaktadır. Orta Asya’da ise bu oran 2002 yılında % 94’tür. 2002 yılında Orta Asya’da tüm eroin ele geçirme vakalarının % 78’inin gerçekleştiği Tacikistan’da eroin ele geçirme vakaları 2003 yılının ilk on ayında % 80 artmıştır. Güney – Doğu Asya’da da birtakım ele geçirme vakaları olmuştur... Asya’daki ikinci üretim alanı, 2002 yılında dünyada afyon türevi ele geçirme vakalarının % 14’ünün gerçekleştiği Güney – Doğu Asya’dır. Bu oran, Myanmar ve Lao Demokratik Halk Cumhuriyeti’nde afyon üretiminde sürmekte olan azalma dolayısıyla 2002 yılında % 23 düşmüştür (Altın Üçgen’deki afyon üretimi de 2002 yılında % 23 azalmıştır). 2002 yılında Güney – Doğu Asya’daki afyon türevi ele geçirme vakaları, Orta ve Güney – Batı Asya’daki afyon türevi ele geçirme vakalarının % 29’u oranındaydı. Aynı şekilde Güney – Doğu Asya için 2002 yılı afyon üretim tahminleri, Güney – Batı Asya için yapılan tahminlerin yaklaşık % 28’ine eşitti. Dolayısıyla bu bölgelerdeki ele geçirme oranları (aşağıda verilmiştir) birbirleriyle benzerlik göstermektedir : 2002 yılında Orta ve Güney – Batı Asya’da % 11, Güney – Doğu Asya’da % 12,5. 2000 – 2002 yılları arasındaki dönemde Myanmar, Çin’e bağlı özel idare bölgesi Hong Kong, Hindistan ve Malezya’da eroin imalathanelerinin kapatıldığına ilişkin bilgiler alınmıştır. 2002 yılında Çin’in Tayvan eyaletinde ve 2003 yılında Avustralya’da ele geçirilen eroinlerin Güney – Doğu Asya ya da Güney – Batı Asya’dan gelen eroinle aynı özelliklere sahip olmaması Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (Kuzey Kore)’nde eroin üretiliyor olabileceği yönünde şüpheler uyandırmıştır. Avrupa’da da ele geçirme vakaları gerçekleşmiştir 2002 yılında dünyadaki afyon türevi ele geçirme vakalarının % 28’i Avrupa’da gerçekleşmiştir. Avrupa pazarlarına yönlendirilen afyon türevlerinin % 90’ının Afganistan’dan geldiği tahmin edilmektedir. Büyük ve hızlı gelişen CIS (Bağımsız Devletler Topluluğu) pazarının büyük bir bölümüne Orta Asya ülkelerinden geçirilen afyon türevleri sunulmaktadır. Batı Avrupa’ya yönlendirilen eroinin büyük kısmı halen Balkanlar üzerinden getirilmektedir. Türkiye de en önemli aktarma noktası olmaya devam etmektedir. Bugüne kadar Orta Asya yoluyla gelen afyon türevlerinin önemli bir kısmının sadece Kuzey ülkelerine, özellikle de Finlandiya’ya gittiği bildirilmiştir. St. Petersburg ve Baltık ülkeleri bu faaliyetlerde önemli aktarma noktaları görüntüsündedir. Küçük miktarlar Rusya ve Beyaz Rusya yoluyla Polonya’ya götürülmekte, oradan da Almanya’ya sokulmaktadır. Almanya piyasasındaki eroinin küçük bir kısmı da doğrudan Orta Asya’dan Almanya’ya sevk edilmektedir. 2002 yılında Avrupa’daki afyon türevi ele geçirme vakaları yaklaşık % 20 artmış ve 2000 yılında bildirilen seviyeye gelmiştir. Bu artış, 2002 yılında dünyada afyon türevi ele geçirme vakalarında üçüncü sırada yer alan Türkiye’de morfin ele geçirme vakalarının büyük bir artış göstermesine bağlıdır. Türk yetkililer özellikle ülkenin doğu bölgelerinde eroin imalathanelerini kapatmaya devam etmişlerdir. Son yıllarda (Kosova, Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti ve Arnavutluk kökenli) Arnavut gruplar bazı Batı Avrupa ülkelerinde önemli bir pazar payı elde etse de Batı Avrupa’daki toptan eroin satışının büyük bir bölümünün Türk / Kürt gruplar tarafından kontrol edildiği belirtilmektedir. İngiltere’nin kuzey kesimlerinde eroin işleri Asya kökenli gruplar tarafından kontrol edilmekte ve eroin doğrudan Pakistan’dan temin edilmektedir. İngiltere’nin güney kesimlerinde ise Türk gruplar toptan eroin satışını büyük ölçüde kontrol etmeye devam etmektedir. Diğer taraftan Avrupa’daki perakende eroin satışı ise nadiren Türk gruplar tarafından kontrol edilmektedir. Türkiye’den gelen veriler hariç tutulduğunda 2002 yılında Avrupa’da afyon türevi ele geçirme vakaları % 10 azalmış ve 2000 yılındaki sayının % 16 altına inmiştir. 2002 yılında eroin ele geçirme vakaları % 16 azalmıştır. Ele geçirme vakalarındaki azalma uygulamanın zayıf olmasının bir sonucu olsaydı arz artar ve eroin fiyatları düşerdi. Oysa bu söz konusu olmamıştır. 2002 yılında eroin fiyatları, ele geçirme vakalarının azalmasının daha az kaçakçılık yapılmasının bir sonucu olduğunu doğrulayacak şekilde sabit kalmıştır. Afyonun üretilmesi ve eroinin Avrupa piyasasına ulaşması arasında 6 ila 18 aylık bir süre bulunduğundan 2002 yılındaki bu azalmanın büyük ölçüde Afganistan’da 2001 yılında afyon üretiminin ciddi biçimde azalmasının bir sonucu olduğu söylenebilir. 2002 yılında Afganistan’da haşhaş kozası üretiminin yeniden başlaması, 2003 yılında verimli bir hasat yapılması ve 2004 yılında bunun daha da artacağı yönünde belirtiler olması Avrupa’ya uyuşturucu kaçakçılığının tekrar artabileceği anlamına gelmektedir. Örneğin; Almanya daha şimdiden 2003 yılının ilk iki çeyreğinde eroin ele geçirme vakalarında bir önceki seneye göre % 42 artış olduğunu bildirmiştir. Aynı şekilde, Türkiye’de eroin ele geçirme vakaları 2003 yılının ilk üç çeyreğinde bir önceki yıla oranla % 70 artmıştır. 2003 yılında fiyatların artan ele geçirme vakalarına açık bir tepki verdiği yönünde herhangi bir belirti yoktur. 2003 yılında, toptan eroin fiyatları Euro bazında düşse de ABD Doları bazında büyük ölçüde sabit kalmıştır. Ele geçirme vakalarının arttığı ve fiyatların sabit kaldığı / düştüğü yönündeki belirtiler, afyon türevlerinin Batı Avrupa’ya yasa dışı yollardan sokulmasının 2003 yılında tekrar artabileceğini ve 2004 yılında da bu artışın sürebileceğini ortaya koymaktadır. 2.1.3. Kullanım AVRUPA Batı Avrupa’da değişmeyen / düşüşe geçen eroin kullanımı eğilimleri UNODC’ye Batı Avrupa ülkelerinden gelen bilgilere göre eroin kullanımı istikrarlı bir eğilimden sonra düşüşe geçmiştir. Bu eğilimler; hane halkı anketleri, eroin kullanımı dolayısıyla tedavi edilmekte olan kişilerin sayısı ve yaşı, uyuşturucu bağımlıları arasında HIV / AIDS görülme oranı, uyuşturucuyla ilgili kanunları ihlal suçunu ilk kez işleyen suçluların sayısı ve uyuşturucuya bağlı ölümler de dahil olmak üzere birtakım istatistiki verilerle doğrulanmıştır. Bu belirtilerin birçoğu 1980’lerde gerileme göstermiştir. Bu kullanım eğilimleri son yıllarda pek çok Batı Avrupa ülkesinde sabit kalmış ve hatta düşüşe geçmiş, 2001 ve 2002 yıllarında daha çok telaffuz edilir hale gelmiştir. Dolayısıyla, bildirimde bulunan 16 ülkeden sadece ikisinde 2002 yılında afyon türevlerinin kullanımında artış olmuştur. Bu ülkelerin onu istikrarlı bir eğilim olduğunu, dördü de düşüş görüldüğünü bildirmiştir. UNODC, bölgesel uyuşturucu kullanımı eğilimlerine ilişkin daha ayrıntılı bir analiz yapabilmek amacıyla birkaç yıl içinde Üye Ülkelerden toplanan eğilim bilgilerinden faydalanarak Uyuşturucu Kullanımı Eğilimleri Üzerine Ağırlıklı Analiz (kısaca Uyuşturucu Kullanımı Eğilimi Endeksi de denir) adı verilen yeni bir analitik araç tasarlamıştır. Afganistan’da büyük ölçekli afyon üretimi yeniden başladığı ve 2004 yılında Afganistan’ın afyon üretiminde daha da büyük bir artış beklendiği için bu olumlu eğilimin önümüzdeki birkaç yıl boyunca devam etmesi ne yazık ki oldukça güçtür. |
UYUŞTURUCU MADDELER ve ETKİLERİ İnsanoğlu, fiziksel ve beyinsel işlevlerinin kendisini rahatsız eder bir niteliğe dönüşmesi ve bu rahatsızlık verici durumları ortadan kaldırmak istemesinin sonucu olarak uyuşturucu maddelerle tanışmıştır. insanlık tarihi boyunca ortaya çıkan hastalıklar ve bunların tedavisi ile ilgili çalışmalar, tıp ve eczacılığı geliştirmiş, çeşitli drog ve ilaçlar bulunarak tedavide kullanılmıştır. Bazı drogların amaç dışı kullanımında ortaya çıkan etkileri insanoğlunun hoşuna gitmiş ve bunlara da tıpkı ilk çağlardan beri kullanılan bitkiler gibi alışmış ve müptela olmuştur. Drogların tedavi dışı bu kullanımına , amaç dışı kullanım veya suistimal denir. Bazı droglar, kişisel ve duygusal gereksinimlerin drog olarak giderilmeye çalışılması nedeniyle psikolojik bağımlılık, bazıları ise hem psikolojik hem de uzun süreli kullanımlarda drogun kesilmesi durumunda yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması ile belirlenen, organizmada droga karşı gelişen, bireylerin sağlığı ve toplumun geleceği için tehlikeli olan fizyolojik bağımlılık yaparlar. Narkotik Maddeler Morfin türü ağrı kesici doğal, yarı yapay ve yapay drogların tümüne narkotikler, narkotik analjezikler veya opiyatlar denir. Narkotik terimi Yunanca “Narkotikos”kelimesinden gelir. Uyuşukluk, rehavet, miskinlik durumunu ifade eder. Farmakologlar narkotik drogları acı dindiren, hafifleten ve uyku veren maddeler olarak sınıflandırırlar. Ancak drogların hepsinin narkotik (uyuşturucu) özelliğe sahip olmadıkları da bilinmelidir. Örneğin, kokain uyarıcı, esrar halusinojen etkiye sahiptir. Yanlış bir tanımlama olmakla birlikte psikolojik ve fizyolojik bağımlılık yapan drogların hepsine uyuşturucu madde denmesi gelenek haline gelmiştir. Narkotik droglar merkezi sinir sistemi üzerine deprese etki göstererek acıyı dindirir, uyuşukluk ve uyku verirler. Narkotik drogların düzenli kullanımı daima korkunç sonucu olan fiziksel bağımlılığa götürür. Göz pupillalarında iğne başı kadar daralma, solunum yetersizliği, uyuşukluk gibi belirtiler görülürse morfin ve benzeri zehirlenmelerden şüphe edilebilir. Çoğu analjezik narkotiklerin kaynağı olan afyon sakızı, haşhaş bitkisinin kapsülünden elde edilir. Afyon sakızı renk olarak siyah-kahverengidir. Muhtevasında başlıca morfin, kodein, noskapin, papaverin, tebain ve mekonik asit bulunur. Ham afyondan elde edilen morfin tedavide ameliyatlarda kullanılır. Eroin, morfinin asetil klorür veya asetik anhidrid ile tepkimeye sokulmasıyla sentetik olarak elde edilir. Suda kolay çözündüğünden damara kolayca enjekte edilebilir. Ayrıca deri altına verilebilir ve buruna çekilebilir. Yüksek derecede psikolojik ve fizyolojik bağımlılık yapar. Bağımlılar arasında sıkça kullanılan uyuşturucu maddelerden bir tanesidir. Depresanlar Barbitüratlar, tedavide ağrı kesici, uyutucu, anestetik olarak ve kasılmalara karşı kullanılır. Genelde ağız yoluyla alınır. Uzun süre sıkca kullanımları fiziksel bağımlılık yapabilir. Uzun, orta ,kısa ve çok kısa olmak üzere etki süreleri farklıdır. Tıpta en çok kullanım alanı bulan barbitüratlar amobarbital, sekobarbital, fenobarbital, pentobarbital ve bütabarbital’dır. 2500 den fazla türevi vardır. Bunlardan 50 kadarı klinikte kullanılmaktadır. Sadece 12 tanesi uluslararası kontrol altına alınmıştır. Alkol, MSN üzerine depresen etki yapar. Adli açıdan kişinin ne miktar alkol aldığı ve bunun hangi miktarının dokularda bulunduğu önemlidir. Araç sürücülerinin alkollü olup olmadığının kontrolü için kanda, nefeste ve bazı koşullarda idrarda alkole bakılabilir. Benzodiazepinler, tedavide teskin edici, uyutucu ve adale gevşetici olarak kullanılır. Yasa dışı üretildiğine dair delil yoktur. Ancak yasal olarak üretilenler suistimal edilmektedir. Son olarak 33 benzodiazepin türevi uluslararası kontrol altına alınmıştır. Bunlar arasında en çok Flunitrazepam (Rohypnol-ROCHE), Clonazepam (Rivotril-ROCHE), diazem ve Klordiazepoksit suistimal edilmektedir. Halusinojenler Esrar, hint keneviri bitkisinden elde edilir. Esrar, değişen oranlarda kenevir bitkisinin çiçek veren tomurcuklu tepelerinden, sap ve yapraklarından, toz, plaka ve sıvı şeklinde hazırlanır. Esrar aktif maddeleri dişi ve erkek bitkinin her tarafında en çok reçine, çiçek ve yapraklarda bulunur. Tohumda bulunmaz. Kenevir bitkisi yaklaşık 400 madde sentezler. Bunların %60’ı kannabinoid yapılıdır. Esrar tütüne ya da tömbekiye karıştırılarak sigara veya nargile şeklinde içilebilir. Bir esrar sigarası en etkili tütün sigarasından daha çok kansere neden olan aktif maddeler içerir. Bazen bal, reçel veya lokuma konularak yutulabilir. Sıvısı damara ya da deri altına enjekte edilebilir. Halusinasyonlar, afrodizyak, uyutucu ve ağrı kesici etkilere sahiptir. LSD (Lysergide), bilinen halusinojenik maddelerin en önemlilerinden biridir. Lysergic asitten sentezlenir. Lysergic asit çavdar mahmuzundan türeyen bir maddedir. Çavdar mahmuzu (ergot) bazı çimen, çayır ve ağaçlara musallat olan mantar veya küfün bir tipidir. LSD’nin 25 mg’dan daha azı görsel halusinasyonlar için yeterlidir. Kesme şeker, bisküvi, emici kağıtlara damlatılarak, etken olmayan ilaç katkı maddelerine emdirilerek boş jelatin kapsül içinde çeşitli boyut, şekil ve renklerde tabletler halinde pazarlanır. |
Ectasy Kullanımı 13' Yaşına Düştü Ecstasy kullanma yaşı 13'e dayandı Ege Üniversitesi'nin araştırması gençler arasında ecstasy alışkanlığının alkolü solladığını gösteriyor. On sekiz yaşının altında madde kullanan gençler arasında yapılan araştırma ecstasy sorununun son iki yılda alkolün önüne geçtiğini gösterdi. Ege Üniversitesi Çocuk Ergen Alkol ve Madde Bağımlılığı Uygulama Merkezi son iki yılda tam 332 bağımlı genç üzerinde araştırma yaptı. Veriler yeni neslin bağımlılık şeklinin eskiye oranla farklılık gösterdiğini ortaya çıkarttı. 18 yaşın altındaki gençlerin maddeye başlama yaşı ağırlıklı olarak 13. Bu gençler üç yıl içinde tedaviye muhtaç hale geliyorlar. Bağımlı gençleri ilk deneyimlerinde maddeyi arkadaşlarından aldıklarını söylüyorlar. SİGARA YÜZDE 94 Erkekler kızlara oranla üç kat daha fazla oranda bağımlı yapıda. Bağımlı gençlerin yüzde 88'ini erkekler oluşturuyor. Verilere göre sigara kullanımı uyuşturucu madde kullanımının ilk adımı sayılıyor. Bağımlıların yüzde 94'ü sigara da kullanıyor. Sigaraya diğer maddeler eşlik ediyor. Bağımlıların yüzde 75'i esrar tutkunu. İlaç kullananların oranı yüzde 53. Son yıllarda ilgi çeken istatistiklerden bir diğeri ise ecstasy'nin alkol bağımlılığının önüne geçmiş olması. 18 yaşının altındaki bağımlı gençlerin yüzde 43'ü ecstasy kullandığını anlatırken yüzde 42'sinde alkol kullanımı sorunlar oluşturabilecek düzeyde belirleniyor. Bütün bu sonuçlar gençlerin ecstasy'ye biradan daha kolay ulaştığını gösteriyor. 2000'li yılların başında yapılan araştırma ecstasy'nin kullanım oranının genç bağımlılarda ancak yüzde 2 düzeyinde olduğunu gösteriyordu. Madde bağımlısı çocukların yüzde 81'i şehirlerde yaşıyor. Araştırma şehir çocuklarının daha büyük oranda bağımlı olduğunu doğruluyor. Buna karşılık yüzde 17'si ilçelerde ve ancak bin bağımlı çocuktan 9'u köylerde oturuyor. |
URFİ ÇETİNKAYA'ya 10 yıl ağır hapis 27 Aralık, 2005 18:08:00 (TSİ) Mersin'de beş yıl önce ele geçirilen 21 ton esrar ve 600 kilo baz morfinin sahibi olduğu iddiasıyla Adana'da yargılanan Urfi Çetinkaya, 10 yıl ağır hapis, 450 bin YTL para cezasına çarptırıldı. Adana Yedinci Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada, 'Matador Operasyonu' kapsamında 'teşekkül oluşturmak suretiyle uyuşturucu ticareti' yapmakla suçlanan ve kendisi katılmayarak avukatları aracılığıyla savunmasını yapan sanık Urfi Çetinkaya'nın, beraat talebi kabul edilmedi. Mahkeme Urfi Çetinkaya'nın, 'duruşmalardaki iyi halini' göz önünde bulundurup cezasında iki yıl indirim yaparak, 10 yıl ağır hapis ve 450 bin YTL para cezasına çarptırılmasına ve 'yakalama emri çıkarılmasına, başka bir suçtan tutuklu veya hükümlüyse sonucun tebliğ edilmesine' karar verdi. Haklarında gıyabi tutuklama kararı bulunan İran uyruklu Sibel ve Ahmet Semiroğlu çifti hakkındaki suçlamaların da ifadelerinin alınabilmesi için dava dosyasından ayrılması kararlaştırıldı. Dava süreci Mersin'de ele geçirilen uyuşturucunun sahibi olduğu iddiasıyla Çetinkaya ile birlikte yargılanan 12 sanık hakkında 29 haziran 2003 tarihinde karar verilmişti. Sanıklardan Mustafa Nergiz, Mehmet Bakır Nergiz, Arif Özcan, Orhan Abo ve Servet Yiğit 10'ar yıl hapis ve 677'şer bin 445 YTL, Mehmet Köse İsmailoğlu ile Galip Yüzbaşıoğlu ise 7'şer yıl 6'şar ay hapis ve 21'er bin 984'er YTL para cezasına mahkum edilmişti. Aynı davada yargılanan Çetinkaya'nın resmi nikahsız yaşadığı Hediye Sekmen ile Şükrü Menem, İlyas Yavuz, Fadime Naciye Haydar beraat etmiş, Mehmet Demir ise öldüğü için davası düşmüştü. Ömür boyu kamu hizmetlerinden de men edilen sanıklar, cezaevinde bulundukları süre göz önünde bulundurularak tahliye olmuşlardı. |
:turkiyem::turkiyem: :skull:arkadaşlar bunlara karşı elimizden geleni yapalım:skull: (ci)bunlar zararlı otlar(ci) |
Esrar (KENEVİR) HaKKında YazıLanLarınn Tümü YanLıstırrrr ! TekeLLerin Dahada GücLenmesiii AğaLarın Cebine daha Cok para Girmesi için Esrar YasakLanmıstır ama ALkoL diiL Unutmayın İsLam Dİnene Gore İçki Haramdır ama SatıLmayan dükkan yoktur ! Biraz oLsun Düşünün Yeşil Hazine: Kenevir Savunanlar, giyim sektöründeki yerini, kâğıt yapımında kullanılabilmesi nedeniyle ağaç katliamını önlemesini, yakıt ve ilaç sanayiindeki katkılarını öne sürüyorlar. Karşı çıkanlar ise, uyuşturucu etkisine dikkati çekiyorlar. Tarihin ilk zamanlarından beri var olan kenevir, artıları ve eksileriyle birçok tartışmaya konu oluyor... Kenevir, tarım alanında son yılların en önemli keşiflerinden biri... Halk arasında daha çok uyuşturucu maddelerin yapımında kullanıldığından, "günah bitkisi" diye anılıyor. O nedenle de, insanlık için gerçek yararları ne yazık ki pek bilinmiyor. Birçok ülke, kenevir bitkisinin (Cannabis sativa) ekimini ve yetiştirilmesini yasaklamış durumda. Bazı Batı Avrupa ülkelerinde, sadece deney amaçlı kullanım için ilgili bakanlıktan alınan özel izinlerle ekimi yapılıyor. Doğanın bir parçası olan bir bitkinin bu denli denetim altında tutulmasının nedeni ise, içerdiği bir maddeden kaynaklanıyor: Thc (tetraidrocannabinolo)... Doğal kenevir az miktarda Thc içeriyor ve bu nedenle de asla uyuşturucuya dönüştürülemiyor. Öte yandan, tarladan elde edilen kenevir liflerinden, tekstil sanayiinde, çekirdeklerinden de kozmetik sektöründe yararlanılıyor. Odunsu sapı ise, kâğıt ve kumaş üretiminde kullanılıyor. Kısaca kenevir, derisinden, etinden, sütünden yararlanılan bir çeşit büyükbaş hayvan olarak nitelendirilebilir. Ana maddesi kenevir olan keten giysiler, hafiflikleri ve terletmemesi nedeniyle, tüm dünyadaki modacıların kreasyonlarında yer alıyor. Hatta, İsviçre'de "Her şey kenevirden" adlı mağazada, kitaptan şampuana ve biraya kadar birçok ürün kenevirden üretiliyor. Kenevirle yakından ilgilenen en ilginç sektör ise otomotiv sanayi. Son üretilen Opel Astra'nın kaplamasında hangi bitkiden yararlanıldı dersiniz? "Kâğıt, kumaş ve gıda ürünlerinin yapımına, endüstriyel ve özel enerji üretimine katkısı olan ve aynı zamanda havayı temizlerken toprağı besleyen bir tek doğal kaynak bulunuyor: marihuana yani kenevir." Bu cümlenin sahibi 50 yaşındaki Jack Herer, birçok engellemeye rağmen halen faaliyet gösteren Hemp'in (Help end marijuana prohibition) 20 yaşından beri önderi. Hemp, Amerika'da yasaklanamayan en önemli gruplardan biri. Herer, kenevirin en ateşli savunucularından... Bazı botanikçiler, çevre ve tarım bilimciler de onunla aynı kanıyı paylaşıyorlar. Öte yandan, Almanya'da bulunan çevre bilimleriyle ilgili bir enstitüde yapılan araştırmaya göre, kenevir, elverişsiz topraklarda ve bataklık bölgelerde yetiştirilebilen ender bitkilerden biri. Araştırmada varılan bir başka sonuca göre, derinlerde filizlenen kökleri toprağın verimliliğini artırıyor. Ayrıca, pamuk gibi lifli bitkilerin tarladan toplanmadan önce %50'si ziyan olabili-yor. Ama araştırma, kenevirin çürümeye yol açan asalakların saldırısına daha az maruz kaldığını gösteriyor. http://www.cannabist.net/images/2006_yesilhazineparfum.jpgKozmetik sektöründeki bir Fransız firmasında üretilen parfümlerin esansı için kenevir bitkisi test ediliyor. Parfümeride kenevir yağı esansının kullanımı giderek yaygınlaşıyor. Kenevirin kullanım alanlarını daha iyi inceleyebilmek için uygarlığın ilk dönemlerine bakmak yeterli. Örneğin, 1920'li yılların sonlarına kadar giysi için üretilen kumaşların %80'i, denizcilerin kullandıkları sicimlerin %90'ı ve kâğıt üretiminin %75'i, tüm dünyadaki yüzlerce hektarlık kenevir tarlalarından sağlanıyordu. Gutenberg 15. yüzyılda matbaayı icat edip hammaddesi kenevirli yüzlerce sayfadan oluşan İncil'i çoğalttı. 1776'da kenevirin üretiminde katkısı olduğu kâğıtlara Amerika'nın ilk bağımsızlık bildirgesi yazıldı. 1900'lü yıllarda, İtalya ve Rusya, yüzbinlerce hektarlık ekilmiş topraklarıyla dünyanın önde gelen kenevir üreticileriydi. Mucizevi bitki kenevirin kullanım alanları ve yararları geçtiğimiz yıllarda çok sayıda araştırma ve yazıya konu oldu. Bu kitaplardan biri olan "Kenevir", Amerikalı kenevir savunucularından Jack Herer tarafından kaleme alındı. Kenevir hakkında 1940'lı yıllardan beri süregelen önyargıları ve bilgi eksikliğini bu kitapla gidermeye çalışan Herer, birçok alanda kullanılabilen bu bitkinin, sadece "uyuşturucunun suç ortağı" olarak anılmasına karşı çıkıyor. 1937 ise, kenevir için en önemli yıl oldu. Ağaçtan ilk kez kâğıt üreten ve petrolden plastik (naylon) elde etmeyi başaran, her iki buluşun da belgesine sahip Lammont Du Pont firması, Amerika'da hızla yayılan kenevirin tarlalardan toplanması ve selülozlarının korunması amacıyla yeni makineler icat etti. Bu gelişmelerin ardından aklanmaya başlayan kenevir, kimya devlerinin ilgisini çekmeye başladı. Aynı dönemlerde, otomotiv sektörünün efsanelerinden Henry Ford, tamamıy-la kenevirden imal ettiği ve kenevirle çalışan "Biomasscar" adlı arabasıyla bir devri-me imza attı. Ford'un yeni icadı, kısa sürede insanların ilgi merkezi oldu. Bu durumu fark eden bazı kesimler, kenevirin zararlarını öne sürerek bitkinin karşı propagandasını yapmaya başladılar. Dönemin ünlü basın krallarından William Randolph Hearst, gazetesinde kenevir karşıtı haberlere yer verirken, Narkotik Federal Büro Başkanı Harry Anslinger de, kenevirden üretilen marihuananın insanlık tarihindeki en tahrip edici özelliğe sahip uyuşturucu olduğunu belirtiyordu. Anslinger'in 1948'de yapılan bir kongrede iddia ettiğine göre, komünistler Amerikan askerlerini etkisiz hale getirebilmek için, onları marihuanaya alıştırıyorlardı. Kenevir, zaman içinde siyahların tekeline girdi ve insanlara bir çeşit rahatlatıcı olarak pazarlanmaya başladı. Artık günahkâr ilan edilen bitkinin diğer özellikleri göz ardı edildi ve dünyanın birçok yerinde yasaklandı. Öte yandan, Avrupa Birliği, 1989'da bu çok tartışılan bitkiye kendi üslubuyla onay verdi. Kenevir bitkisinin içerdiği ve uyuşturucuya dönüştürülmesini sağlayan Thc maddesinin oranı %0,3'ün altında (marihuanada ise %7,8 civarında) bulunacaktı. Bugün ise kenevirin durumu bir hayli farklı: 1996'da yeryüzünde 13.722 hektarlık a-landa yetiştirilirken, günümüzde 22.850 hektarlık alanda üretiliyor. Kenevirin katkıda bulunduğu ürünlerin başında kâğıt ve yağ geliyor. Avustralya'da sabun, şampuan ve hatta vücut şampuanına kadar çeşitli ürünlerin içeriğinde rastlamak mümkün. Kenevir konusunda lider ülke olan Fransa'da, Thc maddesi 0,1 ve 0,2 oranında olmak üzere 10.900 hektarlık bir alanda kenevir yetiştiriliyor. Ülkedeki "Le Mans la federation nationale du chanvre" adlı kuruluş, kenevir bitkisiyle ilgili araştırmalara yer veriyor. Ayrıca, bitkinin lifli kısmının arabaların fren ve debriyaj mekanizmasında kullanılma-sını hedefliyor. Peki ya giyim sektöründe? Pamuklu kumaşlar nemin %8'ini emiyor. Ancak, keten giysilerde bu oran %12'ye yükseliyor. O nedenle, yazın tercih edilen kumaşları arasında yer alan ketenin ana maddesi kenevir, tekstil sektöründe de prestij sahibi bir bitki olarak yerini koruyor. Modanın öncü ülkelerinden İtalya'nın Milano kentinde bulunan Vimercate şirketine, Çin ile Doğu Avrupa ülkelerinden yılda 130 bin ton kenevir ihraç ediliyor ve bitkiden 500.000 metre kumaş dokunuyor. http://www.cannabist.net/images/2006_yesilhazine.jpg Şifalı bitki kenevirin her zaman uyuşturmayan öyküsü: Sigarasını içiyorlar. Hap ya da şurup olarak kullananlar, tatlı ya da kekle birlikte tüketenler de bulunuyor. San Francisco'daki Kenevir Severler Derneği'ne, kenevir bitkisini arzu ettiğiniz şekilde sipariş edebiliyorsunuz. Tıpkı uyuşturucunun serbest olduğu Avrupa'nın en uçuk ve uyuşuk kenti Amsterdam'daki 300 coffee-shop'ta ısmarlayabileceğiniz gibi...İnsanlar uyuşarak dünya sorunlarından biraz sıyrılmak ve kendilerine has eğlenme anlayışlarını gerçekleştirmek için bu tip yerlere ilgi gösteriyorlar. Peki ya polis bu durumda ne yapıyor? Birkaç yıl önce Dannis Peron adlı bir Amerikalı tarafından kurulan ve 1996'da zorla kapatılan kenevir dostu bir dernek, Amerika'da geçtiğimiz yıl yeniden faaliyete geçti ve büyük bir gelişmeye ön ayak oldu: Marihuana iyileştirici özelliklerinden ötürü artık serbestti. İsrailli kimya profesörü Raphel Mechoulam'ın 1964'te keşfettiği Thc, yani tetraidcannabinolo, kenevirin içerdiği en önemli maddelerden biri. Uzmanların belirttiğine göre, Thc, AIDS'li ve kanserli hastaların iştahını açmak için kullanılıyor. Yapılan bir araştırmada, kemoterapi tedavisine geçilmeden önce, Thc takviyesi alan kanserli çocuk hastalarda, mide bulantısına rastlanmadığı ortaya çıktı. Dahası da var. Bir başka araştırmada, çocukluğunda beyin felci geçirmiş iki hastaya sentetik Thc hapları verildi. Bir süre sonra, hastaların ağrılarının azaldığı, hareket yeteneklerinin geliştiği ve ağrı kesici hap kullanımında azalma görüldüğü kaydedildi. <DIV class=style17 id=lijevi> <H2><FONT color=#0000ff>------------------------------------------------------- Esrar Nedir ? Esrar, kenevir otundan (Cannabis) elde edilen maddenin ismidir. Yetiştirilmesi oldukça kolay ve maliyeti düşük bir bitki olduğundan yüzyıllar boyu Anadolu'nun köylerinde alkole alternatif olarak kullanılmıştır. Kenevir, sanayide, keyif verici olarak, eski toplumlarda dinsel ayinlerde, tıp alanında vb. bir çok alanda binlerce yıldır insanların hayatında var olmuştur. Ancak tüm bunlara rağmen halen üzerinde en çok tartışılan konulardan biridir. Bir kesim uyuşturucu olarak nitelerken, diğer bir kesim esrarın uyuşturucu olmayıp, keyif verici bir madde olduğunu ve hatta sigara ve alkolden daha zararsız olduğunu savunur. Esrar üzerine tartışmalar ve savunanların yasallaştırma çalışmaları tüm dünyada sürmektedir. Bir çok ülkede esrar belli miktarda "kullanım amaçlı" olarak serbest bırakılmıştır. Kenevir bitkisinin boyu yetiştirildiği yere göre değişir ve bazen 1-2 metreye kadar uzar. Liflerinden ip, halat, çuval vb. yapılır. Kenevir bitkisi dişi ve erkek olarak ikiye ayrılır. Esrar dişi kenevirden elde edilir. Esrardaki temel aktif içerik THC (Tetrahidrokannabiol)’dür. http://www.cannabist.net/images/bitki_1.jpg Kenevir Bitkisi Esrar Türkiye'de genellikle tütünle birlikte sarılarak içilir. İkinci olarak "kova" daha sonrada "şaşal" olarak isimlendirilen yöntemler gelir. Nargile ile birlikte de kullanılır. Esrar dumanının çekilmesinin dışında kek gibi yiyecekler içerisine katılarak ta kullanılabilir. Esrarın tüketilen farklı çeşitleri mevcuttur. Türkiye'de en yaygın tüketilen çeşitleri ot, gubar ve afgandır. Bunlar kenevir bitkisinden farklı işlemler sonucu elde edilir. Türkiye'de esrar en fazla ot halinde olarak tüketilir. Olgunlaşmış dişi kenevir bitkisinin kurutularak kullanılmasıdır ve en doğal halidir. http://www.cannabist.net/images/kuru_ot_2.jpg Kurutulmuş kenevir bitkisi Bununla birlikte Türkiye'de toz (gubar) olarakta kullanımı yaygındır. Toz esrar (Gubar) Kenevir bitkisinin baş kısımlarının (sömek) çok ince elekten geçirilmesiyle elde edilir. Kınaya benzer ve kalitesine göre farklı renk ve kokulardadır. Toz esrar kullanılmadan önce "basma" olarak nitelendirilen bir işlemden geçirilir. Bu, toz halindeki esrarın nemli kağıt ve aluminyum folyoya sarılarak ateşte ısıtıldıktan sonra, üzerine basınç uygulayarak plaka haline getirilmesi işlemidir. http://www.cannabist.net/images/gubar.jpg Gubarın (toz esrar) basılarak plaka haline getirilmiş hali Afgan olarak isimlendirilen türüde fazla olmasada kullanılmaktadır. Afgan cam macunu rengi ve kıvamındadır, Afganistan, Fas, Suriye, Pakistan gibi ülkelerde yaygındır ve Türkiye'ye de buralardan gelir. Afgan toz halindeki esrara farklı karışımlar katılarak elde edilir. Zaten afgan çeşidinin tutulmamasının bir sebebi de içinde kimyasal maddelerin bulunabileceği ihtimalidir. Dişi kenevir bitkisinin çiçekli tepe kısımlarında reçine denilen koyu bir sıvı vardır, buna da reçine esrar denir. Türkiye'de esrar kullanımı ve satışı yasaktır. Türkiye'nin belli bölgelerinde kaçak yollardan yetiştirilen kenevir, kurutullarak ya da toz haline getirilerek (gubar) yine kaçak olarak piyasaya sunulur. Türkiye'de yoğun olarak Hatay, Mersin, İzmir/Ödemiş, Samsun/Bafra'da yetiştirilir. Sanayide ve tıpta kullanımı için kenevir bitkisinin ekimi denetimli olarak yapılmaktadır. Esrar Avrupa'ya Doğu'dan gelmiştir. Napolyon 1798-99 yıllarında Arap yarımadasına geçmek için Mısır'da kamp kurduğunda, askerler arasında esrar kullanımının giderek yayıldığını görmüş, bir emirle bunu yasaklayarak kullananların şiddetle cezalandırılmalarını istemiştir. Bütün bu sıkı önlemlere karşın, esrar askerler arasında yayılmaya devam etmiştir. Askerler yurda döndüklerinde, alışkanlıklarıyla birlikte esrarı da Fransa'ya sokmuşlar, ayrıca Orta ve Yakındoğu'ya seyahat eden ya da orada çalışan Fransızlardan bazıları bu maddeyi Fransa'ya dönüşlerinde beraberlerinde getirmişlerdir. http://www.cannabist.net/images/life.jpg "Life" Dergisi Ekim 1969 Kapağı Zamanla Avrupa'da Cannabis (esrar) başlı başına bir sektör olmuştur. Konu hakkında yapılmış sağlığından, eğlencesine, yetiştirilmesinden, satışına, televizyonundan, müzik gruplarına hatta parti organizasyonlarına kadar bir çok oluşum ve internet sitesi mevcuttur. Özellikle serbestliğin bulunduğu ülkelerde evde kenevir yetiştirmek yaygındır. Evde yetiştirme (indoor) hakkında bilgi içeren bir çok site mevcuttur ve bu sitelerde yetiştirme aletleri ve farklı ırklardan kenevir tohumları satılmaktadır. Avrupa'da esrar genellikle ot şeklinde kullanılır. Pipe, bong gibi ot içmek için materyaller Avrupa'da yaygın olarak kullanılır. Ayrıca Avrupa'da esrarın çok etkili bir çeşidi olan skunkta yaygındır. http://www.cannabist.net/images/avrupa.jpg Hollanda'da shoplarda cannabis satışı yapılmaktadır. Esrara ilk olarak milattan önce 2700 yıllarında yazılan Çin metinlerinde esrara rastlanmaktadır. Perslerin kitabı olan "Zerdüşt" te esrardan bahsedilmektedir. Hint kaynaklarında da yaygın olarak esrar adı geçmektedir. Bergamalı Galen de (MS 131-201) kenevirin etkilerinden sözetmiştir. Esrarın Arap dünyasına girişi Müslümanlık'tan çok sonra olmuştur. Esrar Uzakdoğu, Çin ve Hindistan'dan gelmiştir. Ibn-i Sina kunnaptan nasıl ilaç yapılabileceğini anlatmıştır. Birçok tarikatta ilaç ve keyif amacıyla kullanılmıştır. Esrar Avrupa'ya ilk olarak gezginlerin seyahatleri, daha sonra ise Napolyon'un seferleri sırasında askerler aracılığıyla girmiş ve çok hızlı bir biçimde yaygınlaşmıştır. Bu bilgilere ayrıntılı olarak nostalji bölümünden ulaşabilirsiniz. Esrarın öfori (neşe, keyil) etkisi binlerce yıldır bilinmektedir. Ağrı kesici ve uyku verici etkisi 19. ve 20. yüzyılda keşfedilmiş ve tıpta kullanılmaya başlanmistir. Kenevir asırlar boyu tıp için en önemli kaynaklardan biri olmuştur. Esrar, kanser tedavisi sırasında oluşan kusmayı azaltmak, AlDS'li hastalarda iştahı artırmak amacıyla ve glokom adı verilen göz tansiyonunun arttığı durumların tedavisinde kullanılmaktadır. Tedavi alanından çıkarılıp yasaklanıyor. 1860 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde esrar üzerinde yapılan araştırmaların sonucunda, bu maddenin uzun süreli öksürükve belsoğukluğu tedavisinde etkili olduğu belirtilmiştir. Bu araştırmalara dayanarak, 1902 yılında, Amerika Birleşik Devletleri'nde esrar ilaç olarak kabul edilmiş, tedavi alanına girmiştir. Esrar Birinci Dünya Savaşı sırasında başağrısı, durgunluk, iştahsızlık, zayıflama gibi bedensel-ruhsal yakınmalarda, döl yatağının gevşemesi sonucu görülen kanamalarda ve sara hastalığında ilaç olarak kullanılmıştır. 1937 yılında esrar Amerika Birleşik Devletleri ilaç kodeksinde yer almış, ancak aynı yıl çıkarılan bir yasayla esrar içeren otuz sekiz ilacın satışı yasaklanmıştır. 1937 yılına kadar birçok Avrupa ülkesinin ilaç kodekslerinde yer alan esrar içeren ilaçlar yavaş yavaş kodeksten çrkarılmış, satışları yasaklanmıştır. Türk ilaç kodeksinde "Herba Cannabis Indica" ve "Extra Cannabis Indica" adıyla yer alan ilaçlar 1940 yılından sonra kodeksten çıkarılmış, satışı yasaklanmıştır. 1990'lı yıllarda esrarın ve etkili maddesi olan tetrahîdrokanabinolün kesin tedavisi olmayan hastalıklarda ağrı kesici olarak kullanılmasının yararlı olduğuna ilişkin yayınlar yapılmış; yeniden tedavi alanına girmesi, ilaç kodekslerine alınması konusunda öneriler olmuştur. Esrar Hakkında Diğer Notlar:
Esrarın etkileri nelerdir? Esrarın insan üstündeki etkisi, esrarın cinsine, kullanım miktarına, kullanılış tarzına, çevresel koşullara, kullanan kişinin ruhsal durumuna göre değişiklik gösterir. Esrarın fizyolojik ve pisikolojiye etkileri şeklinde ayrım yapmak gerekir. Bunlardan psikolojiye olan etkileri, fizyolojik etkilerinden daha önemli bir konumdadır. Psikolojik etkileri konusunda araştırmalar dünyada halen devam etmektedir. Esrarın etkileri konusuna bir çok internet sitesinden ulaşabiliriz. Ancak bu bilgilerin çoğu yanlıştır. Özelliklede esrarın uyuşturucu maddelerle bir zikredildiğini ve etkileri konusunda, bağımlılık adı altında ortak başlıkta yer verildiğini görüyoruz. Esrarın etkileri konusunda verilen bilgilerde kullanım miktarının baz alınmaması en büyük yanlıştır. Türkiye'de esrarın etkileri konusunda aktarılan bilgiler hangi kullanım şekli ve miktarı için yazılmıştır bilinmez. Bu ayrım çok önemlidir çünkü, arada bir (15 günde bir gibi) esrar kullanan ile kullanmayan kişi arasındaki fark, arada bir esrar kullanan ile hergün kullanan kişi arasındaki farktan daha azdır. Marihuananın içindeki başlıca aktif madde keyif verici, THC (delta-9-tetrahydrocannabinol)'dir. THC, kanabinoidler denen maddeler arasında yer alır. Esrar kullanıldığında, cinsi ve kullanım şekline göre, keyif verici etkisi birkaç dakika içinde vücudu sarar. Yarım saat içinde etkisi en üst düzeye gelir ve bu etki 2-4 saat devam eder. Gelen olarak; Gözlerde kırmızılık, gözbebeklerinin genişlemesi, kalp atışının hızlanması, iştah artışı, ağız kuruluğu esrar kullanımı sonrasında ortaya çıkan belirtilerdir. Kişinin dışarıdan gelen uyanlara duyarlılığı artar, yeni ayrıntılar keşfeder, renkleri daha parlak ve canlı görür, zamanın akışı yavaşlar. Kişinin hareket becerilerini ve motor performansını düşürür. Zamana ve yere karşı yönelim bozulur. Esrar yağ dokusunda birikir. Bunlar daha çok beyin ve üreme organlarıdır. 30 güne yakın burada depolanabilir. Yoksunluk: Aş erme (craving), yeniden esrar kullanmak için ani bir arzu oluşabilir. Esrar kullanımı kesildiğinde, kısa dönemde, sinirlilik, rahatlayamama, uykusuzluk, iştahsızlık ortaya çıkabilir. Fizyolojik etkileri: Akciğere etkisi: Bu noktada esrarın kullanım şekli ön plana çıkar. Eğer esrar sürekli, tütün ile sarılıp kullanılıyorsa tütünün neden olduğu, kuru öksürük, balgam, kuru bronşit gibi sorunlarla karşılaşılabilir. Buradaki etkilerde tütün başroldedir.Esrarlı sigara genellikle hava ile sert şekilde ciğerlere çekildiğinden tütünün etkiside normal sigaradan fazla olacaktır. Şaşal, bong, kova diye tabir edilen kullanım yöntemleri akciğer için daha zararlıdır. Özellikle "kova" yani, dumanın pet şişeye doldurulup, birden çekilmesi uzun süreli tekrarlanmada akciğer için oldukça tehlikelidir. Bir süre esrar kullananlarda burun mukozasında ve konjuklivalarda kuruma olur. Kalbe Etkisi: Esrar, kalp hızı ve kan basıncını arttırır. Beyne etkisi: Esrar, algısal bilgilerin hipokampusa girişini ve işlenmesini baskılar. Böylece öğrenme, bellek, ve algıların duygu ve motivasyonla entegre olmasını sağlayan limbik sistem etkilenir. Ayrıca hipokampusa bağlı olan öğrenilmiş davranışlar bozulur. Beyinde küçülme (serebral atrofi) görülebilir. Unutkanlığa sebep olur. İştahı artırır. Nature dergisinin 2001 Nisan sayısındaki bir çalışma, marihuananın neden iştah artırdığını daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır. Endokanabinoidler denen moleküller, yani beynimizde zaten var olan marihuana benzeri kimyasalların görevi, beyindeki resöptörlere bağlanıp açlığı harekete geçirmektir. Beynin hipotalamus bölgesinde yer alan bu endokanabinoidler, gıda alınımından sorumlu olan kanabinoid reseptörlerini uyarırlar. Marihuanadan gelen kimyasallar ise bu kanabinoid reseptörlerine bağlanıp açlığa neden olurlar. Biraz karmaşık değil mi? Belki de kafanız bunu almayacak kadar iyidir. Psikolojik etkileri: Esrar kullanıldıktan kısa süre sonra keyif verici etkisini gösterir. Esrar Önce sempatik sistemin etkinliğini artırır. Bu anda kişinin yaşadıkları kullandığı esrarın cinsi, kalitesi ve miktarına göre farklılık gösterir. Esrar alındıktan sonra duygu durumu değişiklikleri ortaya çıkar. Bu değişiklikler elemle haz arasında yer alan geniş bir duygulanım yelpazesi içinde bulunur. Kimi kez bunlara algı ve düşünce değişiklikleri de eklenir. Duygulanım ve coşkuda haz yönüne doğru artma olabilir. Aşırı neşeyle birlikte konuşma ve hareket artar. Çağrışım ve düşünce akışı hızlanır. İmgeleme ve tasarım gücü canlanır. Çevreyle ilişki artar. Neşe dönemini algı ve düşünce bozukluklarının bulunduğu dönem izleyebilir. Görme hallüsinasyonları olabilir. Zaman ve mekân algısı bozulur. İrade zayıflar, cinsel istekte artma olabilir. Cinsel sapmalarla ilgili davranışlara rastlanır. Esrar kullanan kişi her kullanışında aynı psikoloji ve duygular içerisinde olmayabilir. Kullanan kişi "good trip" diye adlandılan mutlu ruh haline bürünür. Bununla birlikte "bad trip" olarak adlandırılan kötü bir ruh haline girildiğide görülebilir. Bunlardan birinin etken olması kullanan kişinin o anki psikolojik durumuna göre değişkendir. Kişinin dışarıdan gelen uyanlara duyarlılığı artar, yeni ayrıntılar keşfeder, renkleri daha parlak ve canlı görür, zamanın akışı yavaşlar. Esrar kısa vadedeki bu etkileriyle birlikte yaşam tarzı olarak insan üzerinde oldukça etkilidir. Bu noktada esrar kullanım miktarı çok önemlidir. Belli aralıklarla düzenli şekilde ömür boyu esrar kullanıp, normal bir aile ve iş yaşantısı sürdüren kişiler azımsanamaz. İlk esrar kullanmaya başlandıktan sonra aşama aşama farklı bir psikoloji ve yaşam tarzına girilebilir. Sosyal çevresi esrar kullandığını bilmesede, bu kişinin iş hayatında, ortaya koyduğu eserlerde, aile yaşantısında esrar etkilidir. Geçmişten günümüze bir çok sanat erbabının esrarın bu etkisiyle harmanlanıp, eserler icra ettiği görülmüştür. Düşünme yeteneğini artırarak, düşüncede boyutlanmaya sebep olur ve farklı fikirler doğmasında etkendir. Bazı kullanıcıların normali yakalamak için belli aralıklar ve düzenle kullanarak, bunu bir hayat biçimi haline getirmeleri görülebilir. Düzenli esrar kullanımı ile birlikte şüpheci, mantıklı ve sorgulayıcı düşünce yapısı gelişir. Bu durum kullanan kişinin psikolojik yapısına göre bazen tehlikeli boyutlara ulaşabilir. Burada bahsedilen tehlike boyutunu şu şekilde açıklayabiliriz; Düzenli esrar kullanan kişi bu şüpheci düşünce yapısını artık hayatının belli kademelerine yayar. Bu zamanla bazı olaylar hakkında takıntı haline dönüşebilir. Örneğin bu durum yani şüpheci ve mantıklı yaklaşım kişiyi inançla ilgili konularda inançsızlığa götürebilir. Sosyal açıdan pasif olan, kişilerde özgüvenin arttığı ve sosyalleşme açısından olumlu gelişmeler gözlenmiştir. Esrarın kendisinin agresyona ya da “amotivational syndrome” denilen isteksizlik ve uyuşuklukla giden bir hale neden olup olmadığı tartışmalıdır. Esrar kullanımının yol açtığı ruhsal durumlar ilk kez 1845 yılında Fransa'da, Moreau de Tours tarafından tanımlanmıştır. Moreau de Tours ruhsal bozukluk tablosu içinde aşırı neşe, duygusal bozukluk ve dengesizlik, algı bozuklukları, düşüncede taşkınlık, sapma, saplantı, takıntı, sabuklama, bellek karışıklığı ve kaybı gibi belirtileri saptamıştır. Hey ve Porot, Moreau de Tours'un saptadığı belirtilerin kişisel Özellikler ve kullanılan esrar miktarına göre değiştiğini belirtmemistir. "Esrar Psikozu" İngiltere'de birçok uzmanın katılmasıyla sürdürülen uzun araştırma ve çalışmalar 1968 yılında, Home Office tarafından Cannabis raporu olarak yayınlanmıştır. Bu raporda, esrarın uzun süre kullanılması sonucu ruhsal bozuklukların ve hastalıkların ortaya çıkabileceği görüsü kabul edilmiş, esrarın neden olduğu davranış bozuklukları akut (esrar kullanımı sırasında) ve kronik (uzun süre esrar kullanımından sonra) olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Raporda bu tür bozukluklara ilişkin olarak şu bilgiler verilmiştir: Akut bozukluklar çoğunlukta esrar kullanmaya yeni başlayanlar arasında sık görülür. Bilinç bulanır. Yer ve zaman yönelimi karışır. Korku, sıkıntı ve panik durumu olur. Bu dönem geçtikten sonra yeniden anımsanmaz. Tam bir unutkanlık olabilir. Bu tablo içinde korku, endişe, düşünce sapmaları ve sabuklamalar olabilir. Ender de olsa şizofreninin katatoni tipini andıran belirtiler gözlenmiştir. Uzun süre esrar alanlarda topluma ve kişiye bağlı olarak değişik belirtileri ortaya çıkan ruh hastalıkları görülebilir. Bu tablolara "Esrar Psikozu" (Cannabis Psychosis) adı verilir. En Çok basit ve katatoni tipinde şizofreniyi andıran belirtiler görülür. Ayrıca bunama, durgunluk, mani, melankoli ve paranoid ruh hastalıklarını andıran tablolar da yazılmıştır. Uzun süre esrar kullananlarda görülen bu ruhsal durumlara karşın, esrarın ciddi bir ruh hastalığına, özellikle şizofreni ve erken bunamaya neden olup olmadığı sorunu henüz açıklığa kavuşmamıştır. Genel olarak esrar kullanıcılarında görülen şizofreni ve erken bunama tablolarının daha çok bu hastalığa eğilimi olanlarda ortaya çıktığı kabul edilmektedir. Ancak bu görüşün değer kazanabilmesi için henüz yeterli araştırma yapılamamış ve veri toplanamamıştır. Özetle, uzun süre esrar kullananlarda, Esrar Psikozu adı verilen, belirtileri bakımından şizofreniyi andıran, ayırıcı tanısı güç olan ruh hastalıkları sıklıkla görülebilir. Son yıllarda ülkemizde, Ortadoğu ve Uzakdoğu ülkelerinde olduğu gibi, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkelerinde de uzun süre esrar alanlarda ruh hastalıklarının, şizofreni ve erken bunamaya benzer tabloların daha sık ortaya çıktığını belirten araştırmaların sayısı artmıştır. Tıbbi kullanımları:
<DIV class=box style17 style18 style15>EMCDDA 2006 Raporundan, Esrar Kullanımının Sağlığa Etkileri: Son yıllarda, esrar kullanımının sosyal ve sağlığa ilişkin potansiyel sonuçlarına dair duyulan endişe artmıştır. Her ne kadar eldeki kanıtlar konuların tam anlamıyla anlaşılmasına yetmese de, bazı sonuçlar çıkarılabilir. Örneğin, yoğun esrar kullanımının ruhsal hastalıklarla ilişkili olduğu açıktır ama bir hastalığa diğer hastalıkların eşlik etmesi sorunu, sebep sonuç sorunlarıyla içiçedir. Bu bağlantının getirdiği karmaşıklıklar, yeni çıkacak olan bir EMCDDA kitabında incelenmekte ve tartışılmaktadır. Yoğun esrar kullanımının genellikle uyuşturucu tipine özel olmayan ruhsal sorunlarla birlikte meydana gelmesi gerçeğinin uygulamaya yönelik sonuçları vardır. Esrar kullanıcıları için bir tedavi planı oluştururken, klinisyenler için uyuşturucu kullanımından mı yoksa ruhsal sağlık sorunundan mı başlamak gerektiğini bilmek güç olabilir. Sorunlu esrar kullanımı tedavisinin etkilerine dair çalışmalar hala seyrek olup, var olan birkaçı da yalnızca belirli psikososyal tedavileri kapsamaktadır. Tüm diğer tedavi şekilleri üzerinde ya hiç çalışılamamış ya da yeterince çalışma yapılmamıştır; dolayısıyla etkinlik ve verimliliğe dair kanıt bulunmamaktadır ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------ Esrarın Hukuki Yönü: KULLANMAK İÇİN SATIN ALMAK, KABUL ETMEK VEYA BULUNDURMAK MADDE 191. - (1) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kendisi tarafından kullanılmak üzere uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran bitkileri yetiştiren kişi, bu fıkra hükmüne göre cezalandırılır. (2) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında, tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine hükmolunur. (3) Hakkında tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine hükmedilen kişi, belirlenen kurumda uygulanan tedavinin ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranmakla yükümlüdür. Hakkında denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranmakla yükümlüdür. Hakkında denetimli serbestlik tedbirine hükmedilen kişiye rehberlik edecek bir uzman görevlendirilir. Bu uzman, güvenlik tedbirinin uygulama süresince, kişiyi uyuşturucu veya uyarıcı maddenin kullanılmasının etki ve sonuçları hakkında bilgilendirir, kişiye sorumluluk bilincinin gelişmesine yönelik olarak öğütte bulunur ve yol gösterir; kişinin gelişimi ve davranışları hakkında üçer aylık sürelerde rapor düzenleyerek hakime verir. (4) Tedavi süresince devam eden denetimli serbestlik tedbirine, tedavinin sona erdiği tarihten itibaren bir yıl süreyle devam olunur. Denetimli serbestlik tedbirinin uygulanma süresininn uzatılmasına karar verilebilir. Ancak, bu durumda süre üç yıldan fazla olamaz. (5) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan dolayı hükmolunan ceza, ancak tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranmaması halinde infaz edilir. Kişi etkin pişmanlıktan yararlanmışsa, davaya devam olunarak hakkında cezaya hükmolunur. İMAL VE TİCARETİ MADDE 188. - (1) Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imal, ithal veya ihraç eden kişi, on yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. (2) Uyşturucu veya uyarıcı madde ihracı fiilinin diğer ülke açısından ithal olarak nitelendirilmesi dolayısıyla bu ülkede yapılan yargılama sonucunda hükmolunan cezanın infaz edilen kısmı, Türkiye'de uyuşturucu veya uyarıcı madde ihracı dolayısıyla yapılacak yargılama sonucunda hükmolunan cezadan mahsup edilir. (3) Uyşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, beş yıldan onbeş yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. (4) Uyuşturucu maddenin eroin, kokain, morfin veya bazmorfin olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. (5) Yukarıdaki fıkralarda gösterilen suçların, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. (6) Üretimi resmi makamların iznine veya satışı yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye bağlı olan ve uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran her türlü madde açısından da yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanır. (7) Uyuşturucu veya uyarıcı etki doğurmamakla birlikte, uyuşturucu veya uyarıcı madde üretiminde kullanılan ve ithal veya imali resmi makamların iznine bağlı olan maddeyi ülkeye ithal eden, imal eden, satan, satın alan, nakleden, depolayan veya ihraç eden kişi, dört yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. (8) Bu maddede tanımlanan suçların tabip, diş tabibi, eczacı, kimyager, veteriner, sağlık memuru, laborant, ebe, hemşire, diş teknisyeni, hasta bakıcı, sağlık hizmeti veren, kimyacılıkla veya ecza ticareti ile iştigal eden kişi tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. KULLANILMASINI KOLAYLAŞTIRMA MADDE 190. - (1) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırmak için; a) Özel yer, donanım veya malzeme sağlayan, b) Kullannaların yakalanmalarını zorlaştıracak önlemler alan, c) Kullanma yöntemleri konusunda başkalarına bilgi veren, Kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Bu maddede tanımlanan suçların tabip, diş tabibi, eczacı, kimyager, veteriner, sağlık memuru, laborant, ebe, hemşire, diş teknisyeni, hasta bakıcı, sağlık hizmeti veren, kimyacılıkla veya ecza ticareti ile iştigal eden kişi tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. (3) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını alenen özendiren veya bu nitelikle yayın yapan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------ Mitoloji, Din, Edebiyat Hintililere göre, kenevir Tanrı Visnu'nun sırtında bulunan tüylerden meydana gelmiştir. Hint rahipleri bu bitkiye başarı ve mutluluk anlamına gelen "Vijemia"; doğuran, yaratan anlamına gelen "Ananda" adını vermişlerdir. Göklere egemen olan Tanrı İndra savaşçılarına tanrısal bir güç verebilmek için Hint kenevirinden yapılmış "Soma" içkisini sunmuştur. "Soma" havanda ezilen bitkinin mayalanmış olan özsuyudur. Tanrı'ya kurban edilecek olanı beslemek, sarhoş etmek ve güçlendirmek için kullanılmıştır. Perslerin kutsal kitabı olan Zerdüşt'tie kenevir bitkisinin insana mutluluk ve neşe verdiği, keder ve üzüntüyü dağıttığı yazar. Herodot (M.Ö. 480-425) gerek Mezopotamya'da yaşayan Asur ve Sümerlilerin, gerek Aral ve Hazer bölgesinde yaşayan İşkillerin kenevir olduğunu düşündüğü bir bitkinin yapraklarını ateşe atarak çıkan dumandan sarhoş olduklarını yazmıştır. İskitler kenevir tohumlarını sıcak suya atıp havaya karışan buharı soluyarak neşelenirlermis. Farsçadan Arapçaya geçmiş olan ve kenevir karşılığı kullanılan "Şah Tohumu" (Şah Danaç) adı da bu bitkiye verilen önemi göstermektedir Esrarın Doğu'dan Batı'ya yolculuğu Ortaçağ İslam döneminin ortak bir görüşünü aktaran Binbir Gece Masalları'nda (X. yüzyıl) Hint kenevirinin İran, Mısır ve Bağdat'ta bilindiği ve kullanıldığı anlatılmaktadır. Bu masalların Batı dillerine çevrilmesiyle ve Marco Polo'nun (1254-1323) Uzakdoğu yolculuğuyla, esrar ya da haşiş Batı'ya tanıtılmış, böylece tüm dünya Tanrı İndra'nın ünlü Soma içkisinden ve onun yarattığı mucizelerden haberdar olmuştur. Hint keneviri XVI. yüzyılda Spamiaros tarafından Avrupa'da da kullanılmaya başlamıştır. İspanyol farmakolog Nicolas Mo-nardes (1493-1588) Cannabis Saîiva bitkisinden elde edilen ve Hintlilerin "Bhang" dedikleri maddenin çok yaygın olarak kullanılmasına karşın, tedavide pek ise yaramadığını yazmıştır. VII. yüzyılda Güney İran'da yetişen bitkiler üzerinde araştırma yapan Alman botanikçisi ve hekimi Engelbert Kapfer 1685' te Hint kenevirini inceleyerek, bunun "erkek ve dişi bitkilerin yapısı bakımından bir yumurtanın başka bir yumurtaya benzemesi gibi, Avrupa kenevirine benzediğini" göstermiştir. Hatta çok sıcak bir bölge oian Bandar Abtaas'dan getirdiği kenevir tohumlarını İsfahan'ın en yüksek ve soğuk bölgesine ekince, bunların "uyuşturucu" etkisinin kaybolduğunu görmüş, bunu daha başka deneylerle de doğrulamıştır. Napolyon 1798-99 yıllarında Arap yarımadasına geçmek için Mısır'da kamp kurduğunda, askerler arasında esrar kullanımının giderek yayıldığını görmüş, bir emirle bunu yasaklayarak kullananların şiddetle cezalandırılmalarını istemiştir. Bütün bu sıkı önlemlere karşın, esrar askerler arasında yayılmaya devam etmiştir. Askerler yurda döndüklerinde, alışkanlıklarıyla birlikte esrarı da Fransa'ya sokmuşlar, ayrıca Orta ve Yakındoğu'ya seyahat eden ya da orada çalışan Fransızlardan bazıları bu maddeyi Fransa'ya dönüşlerinde beraberlerinde getirmişlerdir Esrar macunu satan dükkanları 1611-1682 yıllan arasında yasayan Evliya Çelebi, Seyahat-name'sinde, İstanbul'da esrar yapan ve satan dükkânların bulunduğunu yazmıştır, "Esnafi Benkciyan" denilen bu dükkânların sayısı on altı olup, buralarda altmış "Nefer" çalısmaktaymış. En çok Süleymaniye'deki tiryakiler çarşısında bulunan bu dükkânlardan kolayca "Esrar Macunu" sağlama olanağı varmış. IV. Murad'dan sonra da zaman zaman yasaklar çıkmasına karşın, İstanbul'da, Batı ve Güney Anadolu'da esrar kullanımı yayılmaya devam etmiştir. O dönemlerde, özellikle Bursa bölgesinde yetişen Hint keneviri günümüzde bile en iyi cins olarak kabul edilmiştir. Hint keneviri daha sonra Konya ovasında da yetiştirilmiştir. Orada bu bitkiye verilen ad "Ban Otu" ya da sadece "Ban"dif. Osmanlılar devrinde afyon alışverişi önemli olmakla birlikte, afyon içimi esrar kadar yaygın değilmiş. İstanbul'un esrar tekkeleri XV. yüzyılda "Macunu Müferriha" ve XVIII, yüzyılda "Cevahir Macunu" adı verilen ve afyon içeren macunlara, daha sonra yalnızca esrar karıştırılmıştır. Esrar, bal ve baharatla karıştırılarak "Devaimisk" (güzel kokulu deva) adı altında satılırmış. Zamanla Avrupa'ya da yayılan bu macunlar "Devamesk" ya da "De-vamsk" olarak tanınmıştır. Bu macunlan çok kullanan ünlü şair Baudelaire, onları "ye-şil renkli, özel ve garip kokulu bir reçel" olarak tanımlamış ve çok zevk verdiğini yazmıştır. Ülkemizde uyuşturucu maddeler ve esrarla ilgili araştırma-^. lar yaparak Hachisch adlı bir kitap yazan P.Broüeau'ya görs, ^ XIX. yüzyıl sonlarında istanbul'da esrar kullananların çoğunluğunu "yoksul sınıftan" gelenler oluşturmakta, az olarak da zenginler arasında kullananlara rastlanrnaktayrnıs. Esrar kullanan zenginler üçer, beşer toplanarak kentin uzak ve kenar semtlerine giderler, evlere kapanıp kapıya gözcüler koyarak esrar âlemleri yaparlarmış. Büyük kentlerde, özellikle istanbul'da seyyar satıcılar, hammaflar, kahveciler, berberler, manavlar, kayıkçılar, balıkçılar arasında esrar kullananlar çoğunluğu oluşturuyormuş. Esrarkeşler çoğu kez gizli ve kuytu yerlerdeki kahvelere toplanıp "Keyif Âlemi"ne geçerlermiş. Özellikle istanbul'da bu şekilde esrar içilen yerler çok olup bunlara "Esrar Tekkeleri" deniimek-teymiş. Ancak esrar tekkelerini bazı mezheplere ait tekkelerden ayırmak gerekir. Gerçi Bektaşi ve Nakşibendi tekkelerinde de esrar içildiği olmuştur, ama bizim burada sözkonusu olan "Esrar Tekkeleri"dir. Gizli olan bu evlere parola verilerek girilir, tekke sahibi para karşılığı nargile ya da kabak denilen kabın içine "Cuk" adı verilen siyah ve kıvamlı bir madde halindeki esrar otu tozunu koyup ateş üzerinde hazıriarmış. İlk örgütlü terör: Haşşaşin Devleti Tarihte, Haşşaşin, Haşhaşiler, Haşii, Batmiye, Melahide, El-mutiye gibi adlarla anılan ve 1091-1276 yılları arasında İran'da yüksek bir dağ üzerinde bulunan Alamut kalesinde yaşayan ilginç bir devlet vardır. Devletin kuruluşu Alamut kalesinin 1091 yılında Hasan Sabbah (1056-1124) tarafından alınmasıyla gerçekleştirilmiştir. Ancak Hasan Sabbah'tan önce, Haşşaşin Devleti'nde geçerli olan değerlerin, ilkelerin ve kuralların geliştiği uzun bir dönem yaşanmıştır. Bu gelişme İslam dininde İsmaili tarikatının çıkmasıyla başlamışîır. Alamut kalesinde otuz üç yıl egemen olan Hasan Sabbah devletini İsmaili tarikatındaki derecelere göre örgütlemiş; alkol, esrar ve telkinden yararlanarak uyguladığı "beyin yıkama" yöntemiyle yetiştirdiği fedailere tarihte önemli yeri olan birçok ünlü kişiyi öldürtmüştür. Fedailerle doğrudan doğruya ilişki kuran, üçüncü derecede olan Dailer'le, dördüncü derecede bulunan büyük Dailer'di. Hasan Sabbah bunlarla ya doğrudan doğruya ilişki kurar ya da beşinci ve altıncı derecede bulunan kişiler aracılığıyla ilişkisini sürdürür, isteklerini yaptırırmış. Hasan Sabbah ve Haşşaşin Devleti, daha sonra değişik biçimlerde karşımıza çıkan gizli örgütlenme ve militan yetiştirme, beyin yıkama açısından üzerinde önemle durulacak tarihi bir olgudur. Hasan Sabbah'ın ilk ve en önemli siyasi cinayeti, eski medrese arkadaşı, yakın dostu Selçuk Veziri Nizam-ül Mülk'ü öldürtmek olmuş; bunu birçok siyasi cinayet izlemiş, Hasan Sab-bah'a ve İsmaili tarikatına karşı olan birçok bilim, devlet ve sanat adamları acımasızca ortadan kaldırılmıştır. Esrar Dede ve Esrar Baba XVIII. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış ünlü bir sair ve mev-levî dervişi ofan Esrar Dede yaşamını Galata Mevlevîhanesi'nde geçirmiştir. Çağdaşı Şeyh Galip'in yakın dostu otan Esrar De-de'nin 1797'de Ölümü üzerine Sururİ şu tarihi düşürmüştür. "Hayflar göz yumup Esrar Dede sır oldu." ( KimyasaLar konusunda da Size katıLıyorum ) Esrar Hakkında YapıLan sacma Sapan YorumLarı YazıLarı düzeLtmek için Girdim DüzeLtim ve gidiyorum ! '' HırsLa Çakarım Kibriti İLk Nefeste YarıLanır [ CİGARAM ] Bir Duman ALırım Bir Duman Kendimi ÖLdüresiye BiLiyorum Sendemi Diyeceksin Ama AkŞam Erken İniyor MAPUSHANEYE Dışarda DeLikanLı Bir Bahar Seviyorum Seni ÇILDIRASIYA ... |
UYUŞTURUCUYA HAYIR ! Uyusturucular.Com kişisel bir sitedir. Her hangi bir kurum, dernek, vakıf veya şirkete ait değildir. Web sitesindeki mevcut bilgiler, sadece bilgilendirme amaçlıdır. Bir isyan, serzeniş, haykırıştır ve uyarıdır. Lütfen dikkate alınız ! http://www.uyusturucular.com/images/uyusturucuyahayir.gifBu sitenin tek amacı " Uyuşturucu Maddelere, bunları satan ve pazarlayan alçak vijdansızlara " karşı gençlerimizi, anne - babaları ve tüm yurttaşlarımızı uyarmaktır. Çünkü :
Nasıl Uyuşturucuya Alıştırılır? Uyuşturucu Tuzağı Nasıl Kurulur? Lütfen Hepsini Okuyunuz..
Gençler ! Eğer bu illete bulaştıysanız ve her hangi bir şekilde ilk veya bir kaç denemenizi yaptıysanız, lütfen hemen şimdi bu alışkanlığınızı " ailenizle paylaşınız ". Aileniz size yardımcı olacaktır. Bundan emin olunuz ! Lütfen...Hemen Şimdi...http://www.ntvmsnbc.com/news/261176.jpg Sigara uyuşturucu etkisi yapıyor Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan araştırmaya göre, sigara beyinde uyuşturucununkine benzer etki yaratıyor ve beyin dokularında kimyasal değişiklikler yapıyor. |
UYUŞTURUCU HER YERDE!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!! Geleceğimizin temelini kökünden sarsan, annelerin, babaların korkulu rüyası haline gelen uyuşturucu hakkında ne düşünüyorsunuz. Bu konudaki düşünce ve önerilerinizi bilgi ve deneyimlerinizi bu platforma taşımanızı ve toplumumuzun başına bela olan bu illet konusunda nasıl bir savaş vereceğimizi sorgulamanızı istiyorum. Yılmaz Erdoğan yalvarıyorum diye bir metin hazırlamıştı biliyorsunuz. Kurşunla insan bir kez ölür. Ama siz bilir misiniz? Bir uyuşturucu müptelasının annesi kaç kez ölür? Yarınlarımız için... gençlerimiz... çocuklarımız için!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!! Haydi arkadaslar, hep birlikte uyuşturucuya hayııııııııııııırrrrrrrrrrrrrrr diyelim!!!!!!!!!!!!!! ------------------------------------------------------------ UYUŞTURUYA HAYIIIIIIRRRR!!!!!! bence toplumumuzun din ve ahlak bilgisi eksikliğinden kaynaklandığını düşünüyorum. özdeğerlerimizi yitirdiğimiz böylesi acı sahnelerin eksik olmadığı günümüzde öncelikle kendi bilgi eksikliğimizi giderip bizim meyvelerimiz olan gelecek nesilide din ve ahlak bilgisiyle yeteri derecede donatırsak sorunu çözeriz diye düşünüyorum. eğitim şart UYUŞTURUYA HAYIIIIIIRRRR!!!!!! ----------------------------------------------------------- Çek hadi bir nefes!... Babasını kaybetmiş ıraklı bir kız çocuğunun gözyaşları var o nefesin içinde! Çek hadi bir nefes daha çek, bebesini emzirirken üzerine bomba yağdırılan bir annenin, son çığlığı var o dumanın içinde..... Çek hadi bir nefes daha çek,zevkten dört köşe ol.... Filistin'li gencin patlamış gözleri, kopmuş kolu, binbir parçaya bölünmüş cesedinin kanı var her nefesinde.... Vietnam'a atılan bombanın molekülleri, Filistin'li kızın, dünyayı gözyaşına boğan baba özlemi var her nefesinde... Bir köy ağasının zulmü, asgari ücretlinin, çalınmış alın teri var her nefesinde... Çek hadi çek tırman zirveye... Kana, zulme, sömürüye hizmet et... Çek hadi biraz daha, biraz daha duman..... Yetmedi mi hapa saldır... O da yetmedi eroine... O da yetmedi kokaine.... Tırman hadi tepeye, en tepeye........ Zirveye!!!!! Hadi daha çok kan, daha çok gözyaşı...... Daha da.... daha da çok anne laneti var... Her nefesinde!!!!!!! ---------------------------------------------- Dilek Cihan'ın uyuşturucu ile ilgili bir yazısını paylaşmak istiyorum. Son günlerde yaşanan acı olaylar, bir gerçeği daha gözler önüne serdi. Uyuşturucu kullanma yaşı 11’lere düştü. Ortaya çıkan vahim tablo bir kez daha gösterdi ki uyuşturucu ile mücadelede alınan önlemler yeterli değil. İstanbul Emniyeti’nin geçtiğimiz hafta yayınladığı rapor acı bir gerçeği daha gözler önüne serdi. Son altı ay içerisinde 51 kişinin uyuşturucu madde kullanımından dolayı hayatını kaybettiği belirtilen raporda, madde bağımlılığı yaşının da ilkokul çağına kadar düştüğü vurgulanıyor. Emniyet’in raporundaki acı tablonun üzerine, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi bünyesinde hizmet veren ÇEMATEM (Çocuk, Ergen Madde Bağımlılığı Tedavi ve Eğitim Merkezi) Şef Yardımcısı Dr. Defne Tamar Gürol’un sözleri tuz-biber oluyor: “2004 yılında merkeze ilk kez başvuran çocuk sayısını bu yılın ilk yarısında geçtik. ÇEMATEM’e geçen yıl toplam 2 bin 750 hasta başvurmuştu, bu yılın ilk altı ayında 1600’ü geçti...” Gençleri, hatta çocukları bile pençesine düşüren uyuştucu madde kullanımı yaygınlaştıkça, ölüm oranları da artıyor. Ölüm sebebi ise malum: Aşırı dozda uyuşturucu kullanımı ve maddenin alkolle birlikte alınması. Uyuşturucu madde kullanımının artmasındaki en önemli faktör uzmanlara göre kentleşme. Kentleşme arttıkça sosyal destek sistemleri zayıflıyor ve ailenin çocuğu kontrol etmesi güçleşiyor. Özellikle ergenlik döneminde ailesiyle çatışma içine düşüp evden uzaklaşan çocuklar, kötü arkadaşları sayesinde madde kullanımına başlıyor. Narkotik ekiplerinin araştırmalarında okullarda kullanımı yaygın olan maddelerin dağıtımı öğrenci tarafından yapılıyor. Madde bulunamadığı zamanlarda ise öğrenciler akla gelmedik para bulma metotları (hırsızlık, yankesicilik vs.) uyguluyorlar. Hatta sokak satıcılarıyla işbirliği bile yapıyorlar. Ayrıca zengin aile çocuklarının ya da varoşlarda yaşayan çocukların daha sık kullandığı yönündeki söylemler sadece bir varsayım; çünkü uyuşturucu ile mücadele kapsamındaki ÇEMATEM, AMATEM gibi merkezlere her kesimden bağımlı başvuruyor. Çocukların uyuşturucu kullanıp kullanmadığı onların gözlerine, kollarına bakarak anlaşılmaz. Özellikle ergenlik döneminde ailesi ile aşırı çatışma içerisine giren çocuklara dikkat. Çocuğun okul başarısında birdenbire ciddi bir düşüş başladıysa, giyim kuşamında bir değişiklik varsa, fazla para harcıyorsa ve hepsinden önemlisi arkadaş ortamı değiştiyse tehlike çanları çalıyor demektir. Emniyet ve narkotiğin beraber yürüttüğü operasyonlar neticesinde binlerce uyuşturucu madde ele geçiriliyor ama bu konuda somut iyileşmeler sağlanamıyor. Çünkü Türkiye uyuşturucu ticaretinde transit bir konuma sahip ve Emniyet yetkililerine göre Türkiye’den geçen uyuşturucunun bir kısmı muhakkak burada kalıyor. Bunun için de çocuklar ve gençler maddeye çok kolay ulaşabiliyor. Maddeye ilk önce arkadaşlarının ikramıyla başlayan çocuklar, sonra da nereden nasıl alacağını öğreniyor. Öyle ki eskiden madde kullandığını saklayan gençler, şimdi gururla söylüyorlar.. Dr. Defne Tamar Gürol’a göre madde bağımlılığı kesinlikle tedavi edilebilir bir hastalık. Maddesiz yaşamayı başarmak kolay değil, ama imkansız da değil. Ancak bağımlıların dikkat etmesi gereken en önemli nokta tedavi olduktan sonra asla bir daha denememeli. Kişi “Ben tedavi gördüm, artık arada sırada içebilirim” moduna asla girmemeli. Tekrar kullanmaya başladığı anda da tekrar tedaviye gitmeli. Tamar Gürol “20 yıl eroin kullanıp şu an tertemiz olan birçok hastam var ve hiçbiri tekrar kullanmayı asla düşünmüyor.” diyor ve ekliyor: “Çünkü maddesiz hayat çok daha güzel.” Gürol, gençlere “Bir kez kullanmış olsanız dahi mutlaka bize gelin.” şeklinde çağrıda bulunuyor. Çocukların eğitimi ve uyuşturucu dağıtımı konusunda ciddi politikaların üretilmesi için narkotik ekiplerinin ve bu konudaki uzman psikiyatrların bir araya gelerek ortak çalışmalar yapmasını isteyen Gürol, “Uyuşturucu ile mücadele, terörle mücadele kadar ciddi bir iş.” şeklinde konuşuyor. Uzun yıllar bu konuda AMATEM’de çalışan Yeniden Sağlık ve Eğitim Derneği Başkanı Doç. Dr. Kültegin Ögel ise gençleri uyuşturucuya iten en önemli sebebin merak olduğunu savunuyor. Ögel, ailelere büyük işler düştüğünü, çocukları, uyuşturucu tuzağından ancak onların çıkarabileceğini düşünüyor. Tedavi için ÇEMATEM’e gelen çocukların hemen hemen hepsinin hikayesi birbirine benziyor. Kısacık hayatlarında uyuşturucu her maddeyi kullandıkları için başları beladan hiç eksik olmamış. Kimi kendi başına, kimi ailesinin teşvikiyle, kimi de polis zoruyla tedaviye gelmiş. Ama hepsi de “iyi ki de geldik buraya” diyor ve uyuşturucu maddeye ulaşabilmenin çok kolay olduğundan yakınıyor. ÇEMATEM’li gençler anlatıyor: Burada yeniden doğduk K.K. (17): 4 sene önce arkadaş ortamıyla başladım. Ailemle ilişkilerim bozuktu. Hırsızlıktan adam vurmaya kadar birçok suç işledim. Uyuşturucu içe içe beynim kalmadı, sonraları yaşamak istemedim, hep ölümü düşündüm. Bu arada ailemle ilişkim iyice zayıfladı, çoğu zaman eve uğramıyordum ama farkında bile değillerdi. 1 ay önce beni buraya getirdiler ve şimdi hayata sımsıkı tutunmaya çalışıyorum. Dışarıdan lise sınavlarına girip okulumu bitireceğim ve insanlarla daha iyi ilişkilerde bulunacağım. B.İ. (17): Arkadaşlarıma özenip sigara, alkol sonra esrarla başladım. Derslerden hiçbir şey anlamıyordum, onun için okulu bıraktım. Ailem öğrenince çok üzerime geldi, onun için düşman gibi gördüm onları. Sonra hayattan zevk almamaya başladım, insanların bana bakışı değişti, geceleri ağlıyordum. 1 ay önce buraya geldim ve hayatım değişti artık ailemi daha iyi anlayabiliyorum. Yeniden doğmuş gibiyim... T.Z. (18): 4 sene önce birayla başladım. Ailem üzerimde yakalayınca eve gitmemeye başladım. Hep kötü yollardaydım, gasp ederek hap alıyordum. Bir gün yakalandım ve cezaevine girdim. Ailemden destek görmeyince ölmek istedim ve intihara kalkıştım. Ölümü bir çıkış olarak düşünüyordum. Kendi isteğimle buraya geldim, çok memnunum, üç haftadır hiçbir şey kullanmıyorum. Aradığım zamanlar oluyor; ama aklımdan silmeyi öğrendim. R.K. (18): İlk kez liseye başladığımda sigara, alkol ve esrarla başladım. Sonra kuyumcuda çalışmaya başladım. İki günde bir mutlaka alıyordum. İşyerinde iki kez kriz geçirince işten çıkarttılar. Ailem buraya getirmek istedi ama ben kaçtım, kendimi öldürmekle tehdit ettim. Onlar da savcılığa dilekçe yazmışlar, polisler de kolumdan tutup zorla beni buraya getirdiler. 41 gündür hiç içmiyorum. Bazen kriz geçiriyorum ama her şey düzelecek biliyorum. Düzenli bir hayatım olacak, buna inanıyorum. ------------------------------------------------------------- Ailelere sesleniyorum Hep şunu söylüyorum. Refah seviyemiz artıkça elektronik aletlere ilgimiz artıyor. Para kazandıkça evimize taksitle de olsa televizyon alıyoruz. Çocuğumuza ayrı, hanıma ayrı televizyon alıyoruz. Ve insanlar aynı evde olmalarına rağmen çoğu kez ayrı kanallarda ayrı şeyler izliyor. Ve sanki ev, birlikte duygunun bilginin, kanaatlerin, sevginin vb. paylaşıldığı yer olmaktan çıkıyor adeta yağmurdan doludan, gece sokakta kalmaktan korunan bir fizik mekân haline geliyor. Bu, insanın yabancılaşmasıdır. Çok ciddi olarak söylüyorum, ey insanlar, ey aileler haftada bir gün, hiç olmazsa iki saat elektrikler kesilmiş muamelesi yapın da çocuğunuzla ailenizle lütfen toplanın. Aileler birbirinden kopmasın... Uyuşturucu müsteşarlığı kurulmalı Türkiye’de uyuşturucu meselesi çok önemli bir beladır. Toplumda % 1’dir. Yetmiş milyonda % 1 oran, 700 bin yapar. Bu yediyüzbin mikrop kadar çoğalır. Bir satıcı, yirmi kişiyi zehirler ve HİV virüsü gibi çoğalır. Bu sosyal bir belâdır. Bunu herhangi bir yöneticinin yönetimine vermek, başıboş serseri mayın gibi gelişmeleri, yalnızca emniyet müdürlerine havale etmek kadar yanlış bir fikir yok. Bizim ısrarlı ricamız şu ki, Allah rızası için, Başbakanlığa bağlı, uyuşturucuyla mücadeleyi ele alan bir müsteşarlık kurulsun. Bunun da bir bilimsel danışma kurulu olsun. Ve olay, bir orkestra şefi gibi tek elden yönetilsin. Hepsi bu. Siyaset üstü. Bu herhangi bir Bakanlığa da bağlı olmasın. Emniyet olarak söylemiyorum. Emniyet güçleri gerekeni yapsınlar, o ayrı mesele. Ama o müsteşarlık bilgi biriktirsin, bilgi depolasın, laf üretsin, laf söylesin konuşsun, etsin eylesin, halkı uyandırsın... Propaganda faaliyetleri yapılsın vs. Profesör DR. Arif verimlinin yeniçağ gazetesine verdiği bir röportaj'dan alıntı ------------------------------------------------------------- ÇOCUK YETİŞTİRİRKEN ANNE VE BABALAR NELER YAPMALI, NELERE DİKKAT ETMELİ? Günümüz, çocuklarımızın her türlü bilgi bombardımanı altında kaldığı iletilerle dolu bir gün. 1990’lar sonrası artan kitle iletişim araçları ile globalizmin etkileri çocuk gelişiminde hem olumlu hem olumsuz bir takım sonuçlar doğurmaktadır. Burada anne ve babalara düşen internet dahil tüm kitle iletişim araçlarının olumlu etkilerini maksimum düzeye çıkarmak, olumsuz etkilerini ise minimum düzeye indirmektir. Globalizm dediğimiz olgu; insani, dinsel ve ahlaki değerleri dişli çarkların içerisinde ezmekte, hem fiziksel hem de ruhsal olarak gelişmemiş çocuklarımızı toptan ezip geçmektedir. Hiçbir şeyden tatmin olmayan, kısa yoldan ve emeksiz başarılı olmayı hayal eden, sapık ahlaki ve dini akımların ( satanizm gibi), alkol ve uyuşturucunun, yoz bir şöhretin peşinden koşan çocuk ruhları oluşabilmektedir. Her doğan çocuk önce kendi ailesinin, sonra eğitim ve sosyal çevresinin modellendirmesiyle kişilik gelişimini tamamlar, çocuklarımızın beyin bilgisayarlarına hangi programı yüklersek beyinleri o şekilde işlem üretirler. Yani çocuk yetiştirirken anne-babalar ne ekerlerse onu biçerler. Özellikle 5- 15 yaş arasında onları televizyonun, internetin ve yalnızlığın pençesine bırakırsak geleceğin suç potansiyeli yüksek, terör, uyuşturucu, mafya çetelerinin içerisinde odaklanmış, kişilik gelişimini sağlıklı tamamlamamış, ruhsal hastalıkları nükseden evlatlar yetiştirir ve bir daha da bunun önünü alamayız. Çocuklarımız madem bizim geleceğimizse işte onları yetiştirirken dikkat etmemiz için bazı tavsiyeler: * Çocuklarınıza dokunun, sarılın, onları öpün ve sevginizi fiziksel olarak gösterin * Çok zaman onların yanında faydanız olmadan oturacağınıza, faydalı birkaç saat geçirin * Sorunlarını önemseyin, mantıksız da olsa fikirlerini küçümsemeyin * Evle ilgili bir değişiklik yapacaksanız onun da fikrini alın * Sohbet edin, derslerine yardımcı olun * İyi davranışa ödül, kötü davranışa eğitim verin * Öfkenizi bile yumuşak sözlerle anlatın * Çocuklarınızın yanında tartışmayın, başkalarının dedikodusunu yapmayın, onu başkalarıyla kıyaslamayın * Öğretmek istediğinizi lafla değil, davranışla gösterin * Zorlamayın, sıkmayın, boğmayın, onun kişiliğini zorla değiştirmeye çalışmayın, sabırla ve emekle onu kazanabilirsiniz * Endişeli, aşırı korumacı ve kaygılı davranmayın, ona sorumluluklar da verin * Arkadaşlarını tanıyın, arkadaşlarının aileleriyle tanışın * Sanat ve spor faaliyetlerinden uzak tutmayın * İlahi, tasavvuf müziği, klasik müzik… gibi ruha terapi yapan müzikleri daha bebekken kulağına aşina hale getirin * Siz bir modelsiniz önce kendi eksiklerinizi eleştirin * Hayatta her şeyin maddiyat olmadığını öğretin ve hatta ezberletin * Şov dünyasını yansıtan programlardan uzak tutun, kimseye özenmesin, * Kitle iletişim araçlarını beraber kullanın. -------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Uyuşturucu ve alkol bağımlıları bu maddeleri kullanmaya genellikle genç yaşta başlarlar; ileride giderek kötüleşecek olan bağımlılık macerasının ilk adımları erken yaşlarda atılır. Bunun pek çok nedenleri vardır. Bu nedenleri anlatabilmek için öncelikle gençlik dönemindeki doğal psikolojik ve sosyal gelişimi anlatacağız. Ergenlik döneminde psikososyal gelişim ve madde kullanımına zemin hazırlayan süreçler Gençlik, değişim ve toplumda yer edinme dönemidir. Genç, doğumundan itibaren bağımlı olduğu anne ve babasından özerk hale gelirken arkadaşlarına bağlanır ve onların baskısına açık bir hale gelir. Bu dönemde kimlik gelişimi gerçekleşmekte, toplumsal roller belirginleşmektedir. Bunlarla ilgili yaşanan zorluklar güçsüzlük, yabancılaşma ve isyan duyguları doğurur. Anne ve babadan bağımsızlaşma doğal sürecinde genç, davranışlarını bir grup içinde deneyerek geliştirir. Grup içinde reddedilme bir genç için katlanılabilecek en zor şeylerdendir. Sigara, alkol ya da herhangi bir uyuşturucu o grup içinde norm olmuşsa ya de o grubun elemanı olmanın bir şartı gibiyse, gruptaki yerini kaybetme ya da alay edilme endişesi gence uyuşturucunun etkilerinden daha korkunç gelir. Bu grup etkileşimini dar kapsamlı bir arkadaş grubu olarak düşünmemek gerekir. Örneğin okulda, gencin doğrudan yakın arkadaş olmadığı ama ortamda baskın olan diğer kişilerin tutumları dahi gencin davranışlarını yönlendirmede etkilidir. Ayrıca, gençlikte farklı bir boyut kazanmaya başlayan kız-erkek ilişkileri ve bu ilişkiler içindeki bağlanma durumları, kendini kabul ettirme çabaları, çekici görünme isteği de kişinin davranışlarını yönlendirir. Ergenlikte düşünce dünyası genişler, soyut ve teorik düşünme başlar. Dolayısıyla bu yaşlardaki genç her şeyi sorgular. Yetişkinler için doğal kurallar haline gelmiş şeyleri kendi süzgecinden geçirerek içselleştirmek ister. Çoğu zaman da sırf kendisini farklı bir birey olarak ortaya koyabilmek amacıyla yerleşik değerleri reddedebilir. Çünkü kendisinin anne ya da babasının bir kopyesi ya da uzantısı değil ayrı ve bağımsız bir birey olduğunu ispatlamaya çalışma bu dönemin en doğal çabasıdır. Aynı zamanda gençlik, en idealist dönemdir, bu çağda kişi her şeyi mümkün görür. Ayrıca ego sentrik (ben merkezci)’dir ve herkesin kendisi gibi düşünmesini bekler. Gereği gibi aşılırsa bu dönemin sonunda hayat felsefesi, kişisel değerler, hayatın anlam ve amacı gibi kavramlar oluşur. Gençlikte riskler daha kolay alınır. Çevreyi etkileme ve kendini ispatlama çabasının yanında Testosteron hormonundaki artış da bunda etkilidir. Olası kötü sonuçlar kolaylıkla minimize ve göz ardı edilir. “Bana birşey olmaz” düşüncesi hakimdir. Gelecek ve gelecekte olabilecek riskler çok uzak uzak görülür. Genç, o anda oradaki sonuçlarla daha çok ilgilidir. Örneğin alkol ya da maddenin o anda vereceği doyum ya da çevrenin baskılarından kurtulma genç için önemliyken sigaraya bağlı yıllar sonra çıkabilecek sağlık sorunlarını pek de umursamaz. Bağımlılıkla ilgili risk faktörleri: Aile ile ilgili risk faktörleri: Anne ve baba desteğinin az olması Anne ve babada madde kullanımı Anne ve babanın gencin alkol kullanımına izin verici, fazla toleranslı bir tutum içinde olması Anne ve babanın çocuk ile ilişkisinin kalitesi (ayrılan vaktin uzunluğundan çok bu vaktin nasıl değerlendirildiği önemlidir.) Tutarsız disiplin (anne ve babadan birinin yasakladığına diğerinin izin vermesi ya da farklı zamanlarda aynı ebeveynin farklı tutumlar sergilemesi) Anne ve babanın çocuğun aktivitelerine ilgisizliği Başarının ödüllendirilmeyişi, suçluluk duygusu uyandırmanın eğitim metaodu olarak kullanılması Çevrenin gerçekçi olmayan beklentileri (çok başarı beklenmesi ve bu nedenle mevcut başarının takdir edilmeyişi gibi) Çocuğun okuldan sonra kendine bakması Sosyal risk faktörleri: Yaşam stresleri (göç, işsizlik vs) Madde kullanan arkadaş grupları içinde olmak Düşük okul başarısı Düşük sosyoekonomik düzey Göç yaşama Okul döneme çalışma Cinsel ya da fiziksel taciz yaşama Kişilikle ilgili faktörleri: Girişkenliğin az olması Kendine güvenin az olması Kendini kontrol etme yeteneğinin az olması Başetme mekanizmalarının kötü olması Dışarıdan kolay etkilenme Agresif kişilik yapısı Heyecanlı, dürtüsel, asi, kötümser kişilik yapıları Sosyal değerlere yabancılık Davranış bozuklukları Rol modelleri: Gencin kendisine örnek aldığı kişiler, bazı maddelere başlamasını kolaylaştırır. Örneğin ağzında sigarayla çekilmiş pozları ünlü olan James Dean’e hayran olan bir genç, O’nu taklit etmek, O’nun gibi çekici görünmek için sigaraya başlayabilir. Bu yönden de gerek medyaya gerekse anne ve babalara görev düşmektedir. Gençler aile içinden ve çevresinden başlamak üzere iyi rol modelleri bulabilmelidirler. Genetik faktörler: Araştırmalar göstermektedir ki özellikle alkol bağımlılığı genetik yatkınlıkla yakından ilişkilidir. Hatta evlatlık verilmiş kişilerde alkolik olma sıklığının, kendilerini yetiştiren aileden daha fazla biyolojik anne ve babalarındaki alkolizmle ilişkili olduğu bulunmuştur. Alkolizme yatkınlık alkole dayanıklılık şeklinde nesilden nesile aktarılmaktadır. Yani alkole daha dayanıklı olanlar çok içtikleri halde az etkilendikleri için daha çok içerler ve sonunda daha kolay alkolik olurlar ve bu özellik yani alkolün etkilerine dayanıklı olma kalıtımsaldır. Özellikle babası ya da erkek kardeşinin alkol problemi olan erkekler sosyal içicilikten bile sakınmalı, alkolden tamamen uzak kalmalıdırlar. Beklenti: Alkolün sosyal ilişkileri kolaylaştırdığına, amfetaminin performansını arttıracağına, sigaranın kendisini olgun gösterdiğine vs. inanan kişiler bu maddeleri kullanmaya daha kolay ve erken başlarlar Koruyucu faktörler: Duygusal olarak destekleyici anne ve baba. Anne ve baba ile iyi iletişim Organize okul aktivitelerine katılım Akademik başarıya önem verilmesi Madde kullanımına başlama Madde kullanımı genellikle erken başlar. 15 yaşından önce başlaması kötü gidiş işaretidir. Başlangıç en sık 18-25 yaş arasıdır, 25 yaşından sonra azalır. Kokain bu açıdan istisnadır. Sigara, daha sert maddelere en önemli geçiş maddesidir. Gençlerde alkolizmin en güçlü belirleyicisi sigaradır. Sigara bağımlısı gençlerin büyük çoğunluğu alkolik değildir ama alkolik gençler arasında sigara tiryakisi olmayan yok gibidir. Yoğun alkol kullanımı da gençler arasında silah taşımanın en güçlü belirleyicisidir. Yanı yanında silah taşıyan gençlerin önemli çoğunluğu aynı zamanda yoğun alkol kullanan gençlerdir. Alkol de dahil olmak üzere bütün uyuşturucu maddelerden dolayı olan ölümleri intihar ederek ölenlerle toplayın yine bir yılda sigaraya bağlı nedenlerle ölen gençlerin sayısına ulaşmaz. Esrar, en sık kullanılan yasa dışı maddedir ve diğer yasa dışı maddelere geçiş maddesidir. Esrar kullanımı motivasyonu azaltıp okul başarısını düşürür, bunun verdiği sıkıntıyı bastırmak için esrar kullanımı artar. Madde kullanımı genellikle sigara ile başlar. Ardından alkol, daha sonra da esrar ya da uçucular(bali, tiner vb) gelir. Bunlardan daha ağır maddelere geçerler. Esrar ya da uçucu kullanmadan diğerlerine başlama hemen hiç görülmez. Madde kullanımınının evreleri Madde kullanımı ilk olarak DENEME için olur. Bunda özenti önemli rol oynar. Daha sonra genç, zevk için bu maddeyi ZAMAN ZAMAN KULLANMAya başlar. Bu dönemde maddenin kişiye hiçbir zararı yok gibidir, yalnızca zevk verir. O zamana kadar hakkında çok korkunç şeyler dinlediği bu şeyin aslında hiç de o kadar kötü olmadığını ve bağımlı olmadan kullanbildiğini düşünmeye başlar. DÜZENLİ KULLANMAya başladıkça tolerans (aynı etkiyi elde edememe), madde bulma uğraşısı ve çoğul madde kullanımı (ne bulursa kullanma) gelişir. Bazen maddeyi zaman zaman zevk için kullanan kişi hayatında bir sıkıntı yaşadığında zaten kolay ulaşabildiği uyuşturucu maddeye sığınır, sıkıntı ve üzüntüsünü azaltmak için düzenli kullanmaya başlar ve buradan bağımlılığa kayar. Bu evreden sonra artık kişinin çalışma kapasitesi düşer ve maddeyi kullanmadığı zaman ortaya çıkan yoksunluk belirtilerini yaşamamak için uyuşturucuyu kullanmaya devam eder. BAĞIMLILIK geliştiğimde artık kişi uyuşturucuyu “normal” hissedebilmek için almak zorundadır, başlangışta aldığı zevki almaz. Bu evreler bir noktada durup ilerlemeyedebilir. Kokain ve eroin okula devamı en çok bozan maddelerdir.Son yıllarda LSD gibi hallusinojenlerin kullanımı batı ülkelerinde artışa geçmiştir. Amfetamin, extasy, GBH, anabolik steroidler gibi maddeler arasında bir homeostaz vardır, birilerinin kullanımı azaldıkça diğerleri artar. Genel olarak kullanılan madde türü, miktarı ve yaygınlığı zaman içinde bir moda akımı gibi dalgalı bir seyir izler, artar ve azalır (5-10 yıllık dönemler içinde). Genellikle batı ülkelerinde yaygınlaşan bir madde kısa zaman içinde ülkemizde de moda olur. Uyuşturucu kullanımının erken belirtileri: Aileler ve eğitimciler aşağıdaki belirtileri gösteren gençlere dikkat etmelidirler. Uyuşturucuya yeni başlamış bir genci farketmek, durum ilerlemeden önlem alabilmek için önemlidir. Fiziksel belirtiler: kilo kaybı, burunda iritasyon (tahriş), müzmin öksürük, iğne izleri (tipik olarak koldadır, bazıları sakalamak için ayak parmak araları gibi kolay görülmeyecek yerlere yaparlar) Kişisel alışkanlıklarda değişiklik: giyim tarzı, uyku düzeni, arkadaş çevresi değişebilir. Yeni arkadaş ve ilgiler edinir. Akademik performansında düşme: kötü notlar almaya başlama, sınıfta kalma, disiplin cezası alma vb. Psikolojik belirtiler: Duygulanımda dalgalanmalar, risk içeren davranışlar, çalma vb. Önleme yollarının temel ilkeleri Önleme programaları yukarıda anlatılan risk gruplarına yönelik olmalı. İçeriği “sadece yapma” demenin ötesinde olmalı, çünkü bunun işe yaramadığı artık bilinmektedir. Önleme programlarının bazı zorlukları vardır. Örneğin bu programlara katılan aileler zaten bu konuda duyarlı olan ve çocuklarıyla ilgilenen, dolayısıyla çocuklarında riskin görece düşük olduğu kişilerdir. Okullarda yapılan önleme programlarına o sırada okuldan kaçmış olan madde kullanımına eğilimli öğrenciler katılamyabilir. Bir maddenin toplumda kullanımı ya da genel olarak madde kullanımı toplumda arttığında ona karşı koruma programları başlatılır, oysa bu dönem doğal dalgalı seyir içinde kullanımın zaten azalmaya başlayacağı noktadır. ABD’de “DAIR” isimli önleme programında polisler okullarda verdikleri seminerlerde tek tek uyuşturucu maddeleri öğrencilere tanıtarak etkilerinden bahsediyor, bunları kendilerine satmaya çalışabilecek kişilerin nasıl taktikler güdeceklerini vs anlatıyorlardı. Önce California’da başlayan bu program milyonlarca dolar harcanarak Amerikaya yaygınlaştırıldı ve 5 yıllık bir uygulamanın ardından yapılan araştırmalar, bu programın uygulandığı okullarda uyuşturucu kullanımında diğerlerine göre bir azalma olmadığını hatta bu programın uygulandığı düşük sosyoekenomik seviyedeki, genellikle zencilerin devam ettiği okullarda kullanımın daha da arttığı (muhtemelen bu gençlerde polise karşı beslenen antipati nedeniyle) anlaşıldı. Bu örnekta gayet iyi niyetle başlanan ve çok makul gibi duran programların yararsız hatta zararlı olabileceğinin en tipik örneğidir. Gençleri uyuşturucudan uzak tutmak için maddeyi kullanma nedenlerine alternatif yollar üretmek gereklidir. Onların olgun gözükmek, büyümenin verdiği sıkıntı ile başetme, gruba kabul edilme kaygıları, ebeveynden farklılığını belli etme gibi kaygıları ciddiye alınmalı ve bunları aşabilecekleri sosyal fırsatlar önlerine açılmalıdır. Gençlerin tedavisi erişkinlerden zordur, ve sonuçları genellikle daha kötüdür. Tedavi, belli bir döneme sınırlı kısa bir süreç olarak düşünülmemelidir. Uzun süreli takip önemlidir. Sosyal yetenekleri geliştirici ve sağlıklı sosyal ilişkiler kurmaya yardımcı olan tedaviler yararlıdır. Aynı arkadaş grubuna dönüş sıklıkla yeniden başlama nedenidir. Gençlerin çoğu çevre baskısıyla tedaviye gelir, ama buna rağman tedavi yararlı olur. Maddeyi tamamen bırakmasa dahi miktarını azaltmak ve alternatif yaşam stili oluşturmak büyük yararlar sağlar. kaynak:alkolmadde- alinti Bir çağ yangınıydı bu. Bir çağ yangınıydı bu. Televizyonun evlere girişiyle başlayan. Öncesinde toplayıp komşuları başına bir bir, Sonrasında bir bir koparan komşulardan. Önce evlerimize kapandık. Sonra odalarımıza. Sonrasında kendi içimize. Ne sıcak sohbetker kaldı, Tanşan kanı çayların eşliğinde paylaşılan. Nede sobalar, Üstünde kestaneler pişirilerek,çoluk çocuk yenilen. Şimdilerde bir başka camda arar olduk, Eşimizi, işimizi, benliğimizi, Hemen yanıbaşımızda olanları unutarak. Ne aradiğımızı bilmeden, Ve hergün biraz daha uzaklaşarak kendimizden. Unuttuk ozanlarımızı, şairlerimizi. Unuttuk, yaz yağmurlarında kokusunu mis gibi içimize çektiğimiz, Topraklarımızın değerini. Dallaslarla başlayıp, yalan rüzgarlarıyla devam eden dizilerin, Sahte ve yapay cazibesine kaptırdık kendimizi.... Haraç mezat savurduk rüzgarlarında tüm değerlerimizi. Şimdi bir büyük yalnızlığın içinde kavruluyoruz herbirimiz. Seni seviyorum kelimesinin anlamını unutarak, Ve korkarak sevmekten, Yalnızca yaşıyoruz ... Buna yaşamak denirse! A. Sarıkaya...29 ekim...2005... alinti- |
eroinin insanlara yaptıkları Eroinin Insanlara Yaptiklari .. http://img291.imageshack.us/img291/3540/nometh016th4agbo0.jpg .. http://img225.imageshack.us/img225/6948/nometh024zh4wewq4.jpg .. http://img135.imageshack.us/img135/2840/nometh059zu1qgcf7.jpg .. http://img220.imageshack.us/img220/571/nometh061nv7zreo2.jpg .. Buda Benim Yorumum .. 1 - Resim Baya Bir Kötüymüs Baksana Adam Sacini Bile Kestiremicek Kadar Gücsüz Düsmüs 2 - Pek Fark Yok Kadin Hep Kadin Birazcik Yüzü CiziLmis Hatta GOzler Daha güzel OLmus 3 - Wallaha Bunun Arasinda Baya Bir Fark Sankine Yillar Girmis Arasinada Yaslanmis Gibime Gelio 4 - Pek Birsey Yokmus 2inci Hali Birinci Halinden Daha Güzelmis Şu Yara Izlerini Saymasak ________________________________________________________________ |
kesinlikle iğrenç bişey nedn kendimi yk ediyimki zaten hayat yok ediyor benim katkı etmeme ihtiyacı yok |
EROİNİN İLGİNÇ HİKAYESİ.... Eroinin, ilk kez bilim adamları eliyle ve gerçekte son derece iyi niyetli bir amaca hizmet etmek üzere üretildiğini biliyor muydunuz? 1897'de Almanya'daki Bayer laboratuarlarında kanser ve tüberküloz hastaları için "ağrı kesici" olarak hazırlanan "eroin hidroklor", dehşet verici yan etkileri fark edilince onu ilaç olarak reçetelere yazan hekimler tarafından derhal terk edildi. Ancak iş işten geçmiş ve "şeytanın tozu" hapsedildiği şişeden kaçıp halkın arasına karışmayı başarmıştı bir kez daha Kimya tarihinin ünlü efsanelerinden birine göre, "eroin" maddesi, adını, bu maddeyi deneme amacıyla kolundan enjekte eden bir Bayer mühendisinin o anda yaşadıklarını tanımlamak için kullandığı şu mânidar cümleden almıştı: "Kendimi bir kahraman gibi hissediyorum!" ("I feel like a hero") İşte, o günden bu yana eroin, dünyanın dört bir köşesinde, din, dil, ırk ve sosyal sınıf gözetmeksizin yüz milyonlarca "kahraman" (!) üretmeye devam ediyor. Yalnız, küçük bir sorun var ki, bu sentetik kahramanların büyük bir bölümü kahramanlıklarını pekiştirecek herhangi bir dünyevî icraat yapmaya vakit bulamadan, hayli zamansız bir biçimde toprağın altını boylamaktalar! Elbette ki, eroin şakası yapılamayacak kadar hassas bir konu. Zaten bizim derdimiz de şaka falan değil, yalnızca bir durum tespiti yapmak. Ancak, aşağıda aktaracağımız tarihsel gerçekleri okuduktan sonra, şakayı biz mi yoksa şu anlı şanlı bilim dünyası mı yapıyor, ona siz karar vereceksiniz. İnsan organizması açısından tüm zamanların en yıkıcı kimyasal bileşimlerinden biri sayılan eroin, gerçekte son derece iyi niyetli bir amaca hizmet etmek üzere üretilmişti. Saf morfinin asit anhidritle işlenmesi sonucu ortaya çıkan bu ölümcül toz, ilk kez 21 Ağustos 1897 günü, Bayer'in Almanya’nın Elberfeld kentindeki laboratuarında sentezlendi. Sentezleme işlemi, bu tarihten yalnızca birkaç gün önce aynı laboratuarda "Asprin"i keşfetmiş olan saygın Alman kimyageri Dr. Felix Hoffman tarafından gerçekleştirilecekti. Bayer kayıtları, bizlere bu deneyin hedefinin kuru öksürük, tüberküloz ve kanser gibi önemli hastalıklarda hem şiddetli acıları dindirebilen, hem de tedavi edici yönü bulunan etkili bir ilaç keşfetmek olduğunu bildiriyor. 1868'de Ludwigsburg da doğan Hoffman, Münih Üniversitesi Farmakoloji Bölümü'nden son derece yüksek derecelerle mezun olmuş, geleceği parlak bir kimyagerdi. Nitekim, Alman ilaç sanayinin duayenlerinden Adolf von Bayer de onu keşfetmekte gecikmedi. Genç kimyageri şirketinin Ar-Ge bölümüne alan Bayer, onun sayesinde farmakoloji tarihinin en büyük buluşlarından biri olan asetil salisilik asiti günümüzde "Aspirin" adıyla bütün dünyada tanınan ticarî bir markaya dönüştürecekti. İşte, eroin tam da o günlerde, şirket çalışanlarının "Aspirin"in keşfinin coşkusunu yaşadığı sırada doğdu. Dr. Hoffman büyük buluşunu kayıtlara geçirmesinden yalnızca 11 gün sonra yine aynı laboratuarda, fokurdayan tüplerinin başındaydı. Bunaltıcı Ağustos sıcağına aldırmaksızın gün boyunca aralıksız çalışan ünlü kimyager en sonunda hedefine ulaştı. Deney kabının dibine çökelen beyaz toz, bir süredir kafayı taktığı o yepyeni formülün işe yaradığının da en somut kanıtıydı. Aspirin ve eroinin ortak mucidi: Dr. Felix Hoffman baz morfinden sekiz kat daha güçlü bir uyuşturucu elde eden Dr. Hoffman, bunun kontrollü şekilde kullanımıyla yukarıda anılan hastalıkların tedavisinde çok önemli bir ilerleme kaydedebileceğini düşünüyordu. Kobaylar üzerindeki deneme çalışmaları bir yıl kadar sürdü ve toz eroin, "heroin hydrochlor" ticarî markasıyla şişelenmiş olarak 20. yüzyılın hemen arifesinde Bayer şirketi tarafından piyasaya sürüldü. Bugün için inanılması bir hayli güç olmakla birlikte, eroin o dönemde başta Almanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde eczanelerde rahatça satılıyordu. Hekimler, birçok ağır vakada hastalarını "mutluluktan uçuran" bu toza önceleri büyük ilgi gösterdiler. Eroin yalnız tedavi umudu olanlar için değil, tedavisi imkansız görülen ve ölüm döşeğinde birazcık huzur isteyen hastalar için de gerçek bir umut gibi görülmekteydi. Ancak, madalyonun öteki yüzü kısa sürede ortaya çıktı. Yalnızca bir iki kullanımın ardından "şeytanın tozu"na müptela olanlar şuursuzca ecza depolarına, laboratuarlara saldırıyor ve kendilerine daha fazla ilaç temin etmeye çabalıyorlardı. Eroin yasal olarak son kez 1. Dünya Savaşı yıllarında ağır yaralı askerlerin tedavisinde kullanıldı, ardından da tıp dünyasındaki güçlü bir konsensüs sonucu tedavi prosedürlerinden tümüyle kaldırıldı. İnsanları çok seven ve mesleğine aşık bir kimyager olan Dr. Hoffman, 8 şubat 1946'da son nefesini verirken, ilk kez onun laboratuar kaplarında dünyaya gözlerini açan "diasetilmorfin" artık çoktan bir ilaç olmaktan çıkmış, alım-satımı ya da kullanımı bir çok ülkede en ağır şekilde cezalandırılan lanetli bir maddeye dönüşmüştü. |
Uyuşturucu maddeler bütün dünya ülkelerinin korkulu rüyası. Çünkü yetişkinler, geleceklerini emanet edecekleri gençlerin bu batağa saplanmasından oldukça endişeli. Geçtiğimiz aylarda ABD'de yapılan bir araştırmaya göre önlem almadığı takdirde, Türkiye uyuşturucu tuzağına düşecek. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları AMATEM Kliniği'nden Doç. Dr. Kültegin Öngel'in 'Türkiye'de Madde Bağımlılığı' adlı kitabında da uyuşturucu maddelerin acı gerçekleri yer alıyor. Yapılan araştırmaya göre sırası ile esrar, hap ve uçucu maddeler en çok kullanılanlar arasında. Eroin kullanımında, burna çekme veya ısıtılarak buharını içine çekme yöntemleri daha yaygın. Yaşa göre uyuşturucu madde kullanımı şöyle: Eroin 25-35 yaş arası; uçucu madde (tiner gibi) 10-14 yaş arası; hap ve esrar 16-18 yaş arası. Eğitim düzeyi yüksek olan insanlar arasında kokain ve eroin, düşük olanlarda ise hap ve esrar kullanımı daha yaygın. 20 bin öğrenci üzerinde yapılan SAMAY (Sigara, Alkol ve Madde Kullanımı Yaygınlığı) araştırmasına göre de, bütün uyuşturucu maddelerin en çok kullanıldığı il Muğla. Alkol ise en çok İzmir'de kullanılıyor. Öğrencilerin yüzde 22'si günde en az bir sigara, yüzde 17'si ise ayda en az bir defa alkol kullanıyor. Zararları saymakla bitmiyor Uyuşturucunun, fizikî olarak en büyük tahribatı beyinde görülüyor. Aklı ve iradeyi işlemez hâle getiriyor. Kişiyi normal yaşamdan uzaklaştırıyor. Akıl ve sinir hastalıkları beliriyor. Delilik, erken bunama, şuur kaybı, uykusuzluk, felç gibi hastalıklara neden oluyor. Sindirim sisteminde bulantı, kusma, ülser, gastrit gibi hastalıkları ortaya çıkarıyor. Ayrıca zehir vücuttan atılırken karaciğer ve böbreklerde tıkanmalara, siroz gibi hastalıklara neden oluyor. Gözlerde ışık hareleri, görme mesafesinde uyumsuzluk yaratıyor. Göz bebeklerini küçültüyor. Uyuşturucudan en büyük zararı da kan görüyor. Kanın pıhtılaşmasına, hücrelerinde şekil ve miktar değişikliğine sebebiyet veriyor. Kalp sıkışmasına neden olarak insanı ölüme götürüyor. Sosyal açıdan ise akıl sağlığını bozduğu için insanın çevresi ile olan ilişkisinin bozulmasına sebep oluyor. Kişiyi yalnızlığa ve bunalıma itiyor. Dolayısıyla uyuşturucu, bağımlıya, aile ve iş hayatında, toplum içerisinde büyük zararlar getiriyor. Toplumda intihar, cinayet, gasp gibi olaylar artıyor. Uyuşturucuya başlama ise genellikle arkadaş isteği ile oluyor. Kullanmaya karşı çıkanlar aşağılanarak dışlanıyor. Bunun üzerine kullanılmaya başlanan maddeler zamanla bağımlılığa götürüyor. Kullanma nedenleri arasında bilgisizlik, yani olayı hafife alma, özenti, merak, 'denerim, bırakırım' düşüncesi, kendini ispatlama iç güdüsü, manevî boşluk, güvensizlik duygusu, ekonomik bozukluklar ön plâna çıkıyor. Bir insanın madde bağımlısı olup olmadığı ise el titremesi, ter boşanması, sinirlilik, davranış değişikliği, iştah artması, huzursuzluk gibi davranışların belirmesiyle anlaşılabilir. Uyuşturucu kullananları sadece uyarmak yeterli değildir. Doktorlarla işbirliği içine girmek gerekir. Narkotik şubelerinden yardım istenmelidir. Bu konular hakkında gerekli bilgileri Yeşilay Cemiyeti ve www.uyuşturucu.gen.tr adresinden öğrenmek de mümkün. |
Alıntı:
Öncelikle doğal olduğunu savunduğunuz bu zıkkım tamamen kimyasal yöntemlerle lab. ortamında üretilmiş bir zehirdir. Yukarda bu zehirin tarihçesini okuyabilecek durumdaysanız (!) bence geç kalmadan okuyun derim... Bunun haricinde üzerinizdeki obsesif takıntıları atlattığınızdan emin misiniz? Yersiz ve gerçekdışı bir mesaj içeriği ile kendi içindeki zehri başkalarına da akıtmayı amaç edinen bir insanın insanlığından ben şüphe ederim ... Sizin kastettiğiniz canlı sevgisi bu ise biz almayalım.... ( en azından ben sizin tabirinizle "cani" olarak kalmaya razıyım kendi adıma) İçtiğiniz zehirin insanların ruhsal durumunda nasıl da yıkıcı bir etki yaptığına emsal teşkil etmesi adına mesajınızı silmiyorum...Gençlerimize canlı örnek olsun bu mesaj...İçimizdeki insan sevgisini, beynimizdeki mantığı nasıl da çalıp götürdüğünü bilsinler... En kısa sürede normal bir hayat düzeninize kavuşmanız dileklerimle sağlıklı günler.... |
ayın karanlık yüzü kendine güvenmek için saç jölesine özgür olmak için pantolona mutlu olmak için banka kartına anne sevgisi için bisküviye ihtiyacınız var diyen sürekli haz ,sınırları aşma mesajları veren reklam afişlerinin sınırsız olduğu için dolayısıyla da imkansız olan düşere ulaşmak için çalışan insanların arzularını bir yandan kışkırtıp diğer yandan bastırarak bedenlerini duygu ve düşüncelerini manipule ederek insanları birer düdüklü tencere-buhar kazanı -matrix pili haline getiren ekonominin enerji kaynağı - yani yakıtı insan ... ürün -yani madde satın alıp kullanarak haz elde etme kültürünü günde binbeşyüz kez kafamıza bilinç altımıza kazıyıp durarak insanlara hem daha fazlasını iste hem de sen yeterince iyi yeterince güzel yeterince mükemmel değilsin mesajını verip duran böylece sürekli hem tatminsiz hem kompleksli insanlar yaratan sürekli hayat yaptığınız seçimlerdir diyen seçenek olarak da önümüze bir grup hazır yapılmış marka ve ürün yelpazesi sunan tüketici kültürü ..oysa ki hayat kendi ellerimizle yaptıklarımızdır ..kendi düşgücümüzle düşlediklerimizdir sunulan seçeneklerden seçerek yaşadığımız ..pasif bir tüketici seçimi değildir yaratıcılığımız elimizden alındı yeni seçenekleri ortaya koyma hakkımız yok kendi yollarımızı kendimiz çizemiyoruz yaratıcı olma hakkı sadece reklamcılar ve tasarımcıların tekelinde ..ürün oluşturanların ... bize ise onların arasından pasif seçicilik kaldı ..bir de robot gibi bize ne söylenirse onu yapmak -kendimizden bir şey katamadan çalıştığımız iğrenç çalışma saatleri sonrası yenen plastik yemekler ..berbat bir yaşam kalitesi ..avunmak için çıkılan tatillerde plastik ülkelere ya da kentlere gidip oradaki plastik alışveriş merkezlerinde alışveriş yapmak ,plastik tatil köylerinde doğalmış izlenimi veren havuzlarda yüzmek ..15 gün sonra geri dönüp robot işimize devam etmek -hiç yaşamadan ölüp gitmek tüketici ..nedir? bilinçli veya bilinçsiz hepimiz tüketici olduk -madde bağımlısının diğer korkunç adı bu hepimiz kendimizi ve dünyayı tüketiyoruz -tüketmek için yaşıyoruz bizim yerimize bir başkası da çalışsa hiç bir şeyin değişmeyeceği büyük logolu şirketlerde bir çeşit şirket imajı mankeni olarak çalışmayacağımız ,yerimizin doldurulamadığı gerçek ustalik gerektiren ve insan onuruna yakışan kalifiye işler yerine robot -npc(bilgisayar oyunlarındaki non player karakter ) olarak sürekli boot yaptığımız sıkıcı insan ruhuna aykırı robotlara layık mesleklerde ömür tüketerek kazandığımız az buçuk para ile offroad dünya turları vaat eden reklamlar arasına sıkışmış hayatları dar ,arzuları büyük ,bedenleri ve ücretleri vasat insanların dünyası oldu hayatlarımız... madde bağımlısı denen insanlar bizim aynadaki aksimiz yarınlar için gerçekte hiç var olmayan güvencelerden söz eden sigorta firmalarının ...ölümün hastalığın herşeyin garanti altına alındığı yapay cennetin bir devamı ---bir çarpıtması-bir eğretilemesi ve doğal ama acı sonucu gibi görüyorum -acı bir alay -unuttuğumuz bize unutturulan gerçeklerin dışa vurumu.. sınırsız düşler , sınırlı gerçekler ve acı düşkırıklıkları arasında ruhsal ve bedensel enerjileri manipule edilen ,ekonomiyi beslemek için kullanılmak üzere alttan coşku verilip üstten kapağı kapatılan bir tür sanal cehennem kazanında kaynatılan tüm insanlığı madde bağımlısı yaptılar ne yazık ki :( |
Opiyat İdame (yerine koyma) tedavisi hakkında 42 yaşındayım ve 15 yaşımda iken İsviçrede Eroin illetine bulaştım. Gördüğüm tedavilerin sayısını hatırlamıyorum. Şimdi sadece Almanyada Devlet destekli Methadon, Buprenorfin veya Diamorfin programına girmek için bir Alman Bayanla evlendim. Tahsilli, 5 Lisan bilen bir insanım ve Ülkeme faydalı olabilirim ama EMCDDA-Raporuna göre EMCDDA | 2008 Annual report: the state of the drugs problem in Europe bu tür idame uygulaması olmayan tek Ülkeyiz. Bütün Ülkelerde çok pozitiv sonuçlar veren ve hatta İsviçre, Hollanda, Almanya, İngiltere ve daha çok Ülkede Bağımlılara artık fabrikasyon Diacetylmorphin dağıtılmasına başlanılmışken,sadece türkçe Raporda Polonya gibi gelişmemiş ve uygulamayı eksik yapan bir Ülke örnek gösterilip İdame Uygulaması faydalı olmayan bir Politika gibi sunulunuyor (Diğer dilleri bilenler lütfen kıyaslasın). Benim gibi uzun süreli Bağımlıların tamamen kurtulması imkansıza yakındır (bak.Reward Deficiency Syndrome/Dopamin) ama Devlet tarafından gerekli Opiat idamesi yapılsa tekrar üretken İnsanlar olabiliriz. Benim gibi onbinlerce uzun süreli Bağımlılar var. Neden bu eziyet, hem bizi hasta kabul ediyoruz diyorlar ama çağdaş uygulamalardan uzaklar, halbuki bir idame programı ile PKK'nın ana para kaynağınıda kesmiş olunur ve madde bulmak için suç işleyenlere Cezaevlerinde bakmaktan kurtulmuş olunur ve mağdur insanları baştan korumuş olurlar. Cezaevlerinde yatanların en az 50%si madde temini için işlenmiş suçlardan yatıyor. Rahmetli Yıldırım Aktuna 1996da Sağlık Bakanı iken buna girişmişti ama maalesef kısa süreli bir Koalisyonun kurbanı oldu, kendisi mevzuatın içinden geliyordu ve bu gerekliliği gördü ama o gündür bir adım atmış değiliz. Balıklı Rum Hast.deki subkutan Naltrekson uygulaması ancak yeni Bağımlılar için umut veren bir uygulama, ama bizlerdeki Biokimya artık okadar değişime uğramışki gerekli Reseptörlerin dışarıdan tatmininden başka yol kalmadı (tek.bak.Reward Deficiency Syndrome/Dopamin). Farzedin Şekerhastasıyız ve İnsulin alıyoruz, durum okadar benzerlik gösteriyorki. Ama korkuluyormuşki Methadon v.b. karaborsaya düşermiş, yapmayın lütfen 5YTL'ye günlük Eroini temin edilen bir ülkede Methadon sokağa düşse fiyatını kimse karşılamaz ve Eroin alır. Yazık değilmi yaşlı Ana-Babamı tekbaşlarına bırakıp Almanyaya gideceğim sadece devletten Opiat-idamesi almak için, ama bende bıktım sürekli suçortamlarında olmaktan ve insan gibi yaşamak istiyorum. Cocuk iken yapılmış bir cehaletin hatasını ömür boyu ödüyorum ve son EMCDDA-Raporunu okuduktan sonra artık Ülkemizden umudumu kesmiş durumdayım. Yavru Vatan dediğimiz Kıbrıs bile Buprenorfin idamesi veriyor ama Türkiyeden giderseniz 2 Haftası 4000.-YTL, yani zenginlere çözüm var, olan ortadirek ve garibana oluyor. İran İslami Cumhuriyeti bile Bağımlılarına ömür boyu Methadon veriyor, Allah aşkına 21.YY'dayız ve böyle bir uygulamanın maliyetini sadece Hukuki uygulamalarda azalacak olan harcamalarla kat ve kat karşılanabilinir, Teröre karşı getirecekleri faydaları hiç saymıyorum, çünkü Maddeye talep ortadan kalkacak ve bu olgu aynı zamanda kendi Maddesini temin(finanse) etmek amacıyla aynının satışını yapanlarıda durduracak ve yeni Kurbanlar vermek konusunda acı Frene basılmış olunacak. AB ye tam üyelikten bahsediyorsak olaylara birde bu yönden bakalım lütfen. PS: Raporda kullanılan İkame ve İdame sözleri arasında büyük farklar vardır, ikame detox yardımından ileri gitmez ve tabiki kurtulma yolunda çok faydalıdır, başlıca Detox korkusunu alıp teşvikedici olur çünkü bizde AMATEM usulü detox uygulamaları Bağımlıları ızdırap çektirerek ve hiç bir faydası olmayan Antipsikotik ve Benzodiazepin ilaçlarla boşuna daha da zehirleyerek acı çektirilip aklını başına getirme düşüncesi üzerine kurulu ve 99.9% en kısa zamanda yeniden maddeye bulaşıyor, ama benim bahsetiğim İdame (yerine koyma) anlamına gelen "Substitution" uygulamasıdır. Türkçe Raporda hep ikame sözü geçiyor, halbuki tüm diğer Dillerdeki Raporda İdame anlamına gelen "Substitution" yazmakta ve o Ülkelerdede uygulanmaktadır. Ben sadece Opiat Bağımlılığnın Problematiğine değindim çünkü hem kendim bağımlıyım, hemde tek ağır fiziksel bağımlılık yapan Maddedir ve temin etmek için Bağımlıların Suç işleme oranı en yüksek olanıdır. Keşke tüm Bağımlılıkların çözümünü bulabilsek. (Eroini bıraktım ve kendi kendime bir şekilde bulduğum kuru Haşhaş Kozalarını ağız yoluyla yutmak kaydıyla İdame olarak alıyorum, keyif amacım yok, kendimi ancak normal hissediyor ve diğer tüm Maddelerden ve Çevresinden uzak durabiliyorum, hatta Psikiatristim bile takdir ediyor, ama huzursuzum çünkü bu da legal değil - şimdi bunu Devletimiz Buprenorfin, Methadon v.b. ile yapsa fena mı olur?) Ben 1001 defa AMATEM usulü tedavi oldum ama maalesef sonuçsuz kaldı, o yüzden Ülkemizde yakın zamanda bir değişiklik olmazsa 3 ay sonra üzülerek Almanyaya gideceğim, ama burada kalanlar ne yapsın? Allah korusun hepimizin bir yakınının başına gelebilir. 21nci YY dayız ama en az 50 Yıl geriden takip ediyoruz! Lütfen yeter artık, çözüm ortada ama icrat nerde..... Saygılarımla, Mustafa A. |
Esrar; Mitoloji, Din, Edebiyat Hintililere göre, kenevir Tanrı Visnu'nun sırtında bulunan tüylerden meydana gelmiştir. Hint rahipleri bu bitkiye başarı ve mutluluk anlamına gelen "Vijemia"; doğuran, yaratan anlamına gelen "Ananda" adını vermişlerdir. Göklere egemen olan Tanrı İndra savaşçılarına tanrısal bir güç verebilmek için Hint kenevirinden yapılmış "Soma" içkisini sunmuştur. "Soma" havanda ezilen bitkinin mayalanmış olan özsuyudur. Tanrı'ya kurban edilecek olanı beslemek, sarhoş etmek ve güçlendirmek için kullanılmıştır. Perslerin kutsal kitabı olan Zerdüşt'tie kenevir bitkisinin insana mutluluk ve neşe verdiği, keder ve üzüntüyü dağıttığı yazar. Herodot (M.Ö. 480-425) gerek Mezopotamya'da yaşayan Asur ve Sümerlilerin, gerek Aral ve Hazer bölgesinde yaşayan İşkillerin kenevir olduğunu düşündüğü bir bitkinin yapraklarını ateşe atarak çıkan dumandan sarhoş olduklarını yazmıştır. İskitler kenevir tohumlarını sıcak suya atıp havaya karışan buharı soluyarak neşelenirlermis. Farsçadan Arapçaya geçmiş olan ve kenevir karşılığı kullanılan "Şah Tohumu" (Şah Danaç) adı da bu bitkiye verilen önemi göstermektedir. Esrarın Doğu'dan Batı'ya Yolculuğu Ortaçağ İslam döneminin ortak bir görüşünü aktaran Binbir Gece Masalları'nda (X. yüzyıl) Hint kenevirinin İran, Mısır ve Bağdat'ta bilindiği ve kullanıldığı anlatılmaktadır. Bu masalların Batı dillerine çevrilmesiyle ve Marco Polo'nun (1254-1323) Uzakdoğu yolculuğuyla, esrar ya da haşiş Batı'ya tanıtılmış, böylece tüm dünya Tanrı İndra'nın ünlü Soma içkisinden ve onun yarattığı mucizelerden haberdar olmuştur. Hint keneviri XVI. yüzyılda Spamiaros tarafından Avrupa'da da kullanılmaya başlamıştır. İspanyol farmakolog Nicolas Mo-nardes (1493-1588) Cannabis Saîiva bitkisinden elde edilen ve Hintlilerin "Bhang" dedikleri maddenin çok yaygın olarak kullanılmasına karşın, tedavide pek ise yaramadığını yazmıştır. VII. yüzyılda Güney İran'da yetişen bitkiler üzerinde araştırma yapan Alman botanikçisi ve hekimi Engelbert Kapfer 1685' te Hint kenevirini inceleyerek, bunun "erkek ve dişi bitkilerin yapısı bakımından bir yumurtanın başka bir yumurtaya benzemesi gibi, Avrupa kenevirine benzediğini" göstermiştir. Hatta çok sıcak bir bölge oian Bandar Abtaas'dan getirdiği kenevir tohumlarını İsfahan'ın en yüksek ve soğuk bölgesine ekince, bunların "uyuşturucu" etkisinin kaybolduğunu görmüş, bunu daha başka deneylerle de doğrulamıştır. Napolyon 1798-99 yıllarında Arap yarımadasına geçmek için Mısır'da kamp kurduğunda, askerler arasında esrar kullanımının giderek yayıldığını görmüş, bir emirle bunu yasaklayarak kullananların şiddetle cezalandırılmalarını istemiştir. Bütün bu sıkı önlemlere karşın, esrar askerler arasında yayılmaya devam etmiştir. Askerler yurda döndüklerinde, alışkanlıklarıyla birlikte esrarı da Fransa'ya sokmuşlar, ayrıca Orta ve Yakındoğu'ya seyahat eden ya da orada çalışan Fransızlardan bazıları bu maddeyi Fransa'ya dönüşlerinde beraberlerinde getirmişlerdir. Esrar Macunu Satan Dükkanlar 1611-1682 yıllan arasında yasayan Evliya Çelebi, Seyahat-name'sinde, İstanbul'da esrar yapan ve satan dükkânların bulunduğunu yazmıştır, "Esnafi Benkciyan" denilen bu dükkânların sayısı on altı olup, buralarda altmış "Nefer" çalısmaktaymış. En çok Süleymaniye'deki tiryakiler çarşısında bulunan bu dükkânlardan kolayca "Esrar Macunu" sağlama olanağı varmış. IV. Murad'dan sonra da zaman zaman yasaklar çıkmasına karşın, İstanbul'da, Batı ve Güney Anadolu'da esrar kullanımı yayılmaya devam etmiştir. O dönemlerde, özellikle Bursa bölgesinde yetişen Hint keneviri günümüzde bile en iyi cins olarak kabul edilmiştir. Hint keneviri daha sonra Konya ovasında da yetiştirilmiştir. Orada bu bitkiye verilen ad "Ban Otu" ya da sadece "Ban"dif. Osmanlılar devrinde afyon alışverişi önemli olmakla birlikte, afyon içimi esrar kadar yaygın değilmiş. İstanbul'un esrar Tekkeleri XV. yüzyılda "Macunu Müferriha" ve XVIII, yüzyılda "Cevahir Macunu" adı verilen ve afyon içeren macunlara, daha sonra yalnızca esrar karıştırılmıştır. Esrar, bal ve baharatla karıştırılarak "Devaimisk" (güzel kokulu deva) adı altında satılırmış. Zamanla Avrupa'ya da yayılan bu macunlar "Devamesk" ya da "De-vamsk" olarak tanınmıştır. Bu macunlan çok kullanan ünlü şair Baudelaire, onları "ye-şil renkli, özel ve garip kokulu bir reçel" olarak tanımlamış ve çok zevk verdiğini yazmıştır. Ülkemizde uyuşturucu maddeler ve esrarla ilgili araştırma-^. lar yaparak Hachisch adlı bir kitap yazan P.Broüeau'ya görs, ^ XIX. yüzyıl sonlarında istanbul'da esrar kullananların çoğunluğunu "yoksul sınıftan" gelenler oluşturmakta, az olarak da zenginler arasında kullananlara rastlanrnaktayrnıs. Esrar kullanan zenginler üçer, beşer toplanarak kentin uzak ve kenar semtlerine giderler, evlere kapanıp kapıya gözcüler koyarak esrar âlemleri yaparlarmış. Büyük kentlerde, özellikle istanbul'da seyyar satıcılar, hammaflar, kahveciler, berberler, manavlar, kayıkçılar, balıkçılar arasında esrar kullananlar çoğunluğu oluşturuyormuş. Esrarkeşler çoğu kez gizli ve kuytu yerlerdeki kahvelere toplanıp "Keyif Âlemi"ne geçerlermiş. Özellikle istanbul'da bu şekilde esrar içilen yerler çok olup bunlara "Esrar Tekkeleri" deniimek-teymiş. Ancak esrar tekkelerini bazı mezheplere ait tekkelerden ayırmak gerekir. Gerçi Bektaşi ve Nakşibendi tekkelerinde de esrar içildiği olmuştur, ama bizim burada sözkonusu olan "Esrar Tekkeleri"dir. Gizli olan bu evlere parola verilerek girilir, tekke sahibi para karşılığı nargile ya da kabak denilen kabın içine "Cuk" adı verilen siyah ve kıvamlı bir madde halindeki esrar otu tozunu koyup ateş üzerinde hazıriarmış. İlk örgütlü terör: Haşşaşin Devleti Tarihte, Haşşaşin, Haşhaşiler, Haşii, Batmiye, Melahide, El-mutiye gibi adlarla anılan ve 1091-1276 yılları arasında İran'da yüksek bir dağ üzerinde bulunan Alamut kalesinde yaşayan ilginç bir devlet vardır. Devletin kuruluşu Alamut kalesinin 1091 yılında Hasan Sabbah (1056-1124) tarafından alınmasıyla gerçekleştirilmiştir. Ancak Hasan Sabbah'tan önce, Haşşaşin Devleti'nde geçerli olan değerlerin, ilkelerin ve kuralların geliştiği uzun bir dönem yaşanmıştır. Bu gelişme İslam dininde İsmaili tarikatının çıkmasıyla başlamışîır. Alamut kalesinde otuz üç yıl egemen olan Hasan Sabbah devletini İsmaili tarikatındaki derecelere göre örgütlemiş; alkol, esrar ve telkinden yararlanarak uyguladığı "beyin yıkama" yöntemiyle yetiştirdiği fedailere tarihte önemli yeri olan birçok ünlü kişiyi öldürtmüştür. Fedailerle doğrudan doğruya ilişki kuran, üçüncü derecede olan Dailer'le, dördüncü derecede bulunan büyük Dailer'di. Hasan Sabbah bunlarla ya doğrudan doğruya ilişki kurar ya da beşinci ve altıncı derecede bulunan kişiler aracılığıyla ilişkisini sürdürür, isteklerini yaptırırmış. Hasan Sabbah ve Haşşaşin Devleti, daha sonra değişik biçimlerde karşımıza çıkan gizli örgütlenme ve militan yetiştirme, beyin yıkama açısından üzerinde önemle durulacak tarihi bir olgudur. Hasan Sabbah'ın ilk ve en önemli siyasi cinayeti, eski medrese arkadaşı, yakın dostu Selçuk Veziri Nizam-ül Mülk'ü öldürtmek olmuş; bunu birçok siyasi cinayet izlemiş, Hasan Sab-bah'a ve İsmaili tarikatına karşı olan birçok bilim, devlet ve sanat adamları acımasızca ortadan kaldırılmıştır. Esrar Dede ve Esrar Baba XVIII. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış ünlü bir sair ve mev-levî dervişi ofan Esrar Dede yaşamını Galata Mevlevîhanesi'nde geçirmiştir. Çağdaşı Şeyh Galip'in yakın dostu otan Esrar De-de'nin 1797'de Ölümü üzerine Sururİ şu tarihi düşürmüştür. "Hayflar göz yumup Esrar Dede sır oldu." (Hicri 1211), Esrar Dede'nin bir gazeli şöyle sontanmaktadır; Senin şevki kudûmunla kadeh/er başladı devre Meyin de aksi tâyinle biraz benzine han geldi O şühin nâiü azan olmtış gaaliba esrar Deri dildardan zira bugün pek şâdüman geldi. İstanbul Belediyesi 1934 yılında hazırladığı şehir rehberinde Haliç Feneri Haydar Mahallesi sokaklarından birine "Esrar Dede Sokağı" adını vermiştir. XIX. yüzyılın i!k yarısında yaşamış olan Esrar Efendi de en-derunda yetişmiş, güzel sesli mu*****inas bir şeyh olarak tanınmıştır. 1834 yılında ölen Esrar Efendi, Aydınoğlu tekkesine gömülmüştür. XIX. yüzyılın ikinci yansında yaşamış olan, gerçek adı bilinmeyen, Kalkandereli Esrar Baba adıyla tanınan Bektaşi babası şiirlerinde "Esrar" takma adını (mahlas) kullanmış, 1904 yılında seksen yaşında Kadıköy'de Aziziye hamamında yıkanırken ölmüştür. Esrar Baba'nın ölümü üzerine onun hizmetinde çalışan derviş Haydar su dörtlüğü yazmıştır: Germâbei safâde bir dellâki pâkize Yıkar iken o piri göçdü Esrar Baba hû Mücevher târihini o mahbûba söylettim Ağuuşİmde Esrarım bir dem sır oldu yahu. (Hicri 1322) Osmanlı döneminde Esrarla ilgili yasa ve yasaklar Ülkemizde haşhaş ekimi, afyon üretimi ve uyuşturucu madde kullananlarla bunları sağlayanlara ilişkin olarak yasal Önlemler alınması için yapılan girişimler Osmanlı imparatorluğu döneminde başlamıştır. Osmanlı imparatorluğu döneminde uyuşturucu maddelerin yasaklanmasına ilişkin ilk yasa, Fatih Sultan Mehmet'in (1432-1481) çıkardığı Fatih Sultan Mehmet Kanunnamesi'nde yer alır ve aynen şöyledir: "Eğer biregü hamşr içse. köylü ya da kentil de olsa bin akçe cereme alına." Kanuni Sultan Süleyman (1494-1566) Kanunnamesi'nde de benzer yasaklar bulunmaktaydı. IV. Murat (1612-1640) içki, afyon, tütün ve kahve kullanılmasın! yasaklayarak İstanbul'un bütün kahvehane, meyhane ve esrar içilen yerlerini kapatmış, yasaklara uyulup uyulmadığını denetlemek için kılık değiştirerek bütün kenti dolaşmıştır. Osmanlı İmparatorluğumda XIX. yüzyıl başlangıcında haşhaş ekimini sınırlayan yasaklar konmuştur. Başbakanlık arşivinde bulunan 1811 tarihli bir belgede Anadolu'da naşhaş ekilen yerlerde bu bitkinin yerine buğday ve arpa ekilmesinin gerekli olduğu yazılmış, neden olarak Çin'de afyon satışının yasaklanması sonucu fiyatların düşmesi gösterilmiştir. 1826 yılında başta afyon olmak üzere birçok ürünün alım satımı üzerine devlet tekeli konmuştur. "Yed-i vahid" denilen bu tekelin amacı bir yandan aracılar tarafından üreticinin aldatılmasını önlemek, Öte yandan yeni kurulmuş olan Asâkir-ı Mansurei Muhammedi'nin giderlerini karşılamaktı. 1830 yılında haşhaş ekimi yapan çiftçinin ve afyon alım sa-[ timi yapan tüccarın belediye işlerine bakan daireden belge alması koşulu getirilmiştir. Böylece afyon alım satımı yapan tüccarlara birer belge verilerek, belgesiz olanların bu işi yapması yasaklanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde uyuşturucu madde kullananlara karşı alınması gereken önlemlere ilişkin ilk çalışmalar "Cemiyeti Tıbbiye-i Mülkiye"nin girişimiyle başlamıştır. Cemiyetin çalışmalarında öncelikle esrar üzerinde durularak bu maddenin tedavideki yerinin çok sınırlı olduğu, buna karşılık keyif veri-; ci niteliği yüzünden yaygın biçimde kullanıldığı belirtilip alım sa-: timinin yasaklanması, afyon alırn satımına da sıkı bir denetim ! konması istenmiştir. Cemiyetin sık sık tekrarladığı bu öneriler üzerine 1 Mart 1872 tarihinde yayınlanan "Sadaret Tezkeresiyle Hint kenevirinin ekimi yasaklanmış, haşhaş ekimi ve afyon alım '. satımı sıkı bir denetim altına alınmıştır. 1912 yılı ocak ayında La Haye'de yapılan uluslararası toplantılara Osmanlı İmparatorluğu da katılmış ve anlaşmayı imzalamıştır. Anlaşmaya göre: haşhaş ekimi sınırlarımızın altmış kilometre içinde yapılabilecek, üretim, afyon alım satımı devlet denetimi altında olacaktı. Cumhuriyetin ilk döneminde esrarla ilgili uygulamalar Cumhuriyet döneminde ülkemiz afyon ve diğer uyuşturucu maddelerle ilgili bütün uluslararası toplantılara katılmış ve alınan kararları benimsemiştir. Esrarkeş Bektaşî dervişleri Hacı Bektaş-ı Veli'nin (1247-1337) kurduğu Bektaşilik bir Batınilik türüdür. Bektaşi tekkelerinden bir bölümü zamanla esrar tekkesi durumuna gelerek çevreyle ilgisini kesmiş olan dervişlerle dolmuştur. Bektaşiler arasında esrar kullanan ve "Bektaşi taslağı" diyebileceğimiz bazı dervişlerin, şeyhlerin, babaların da adı karışmış, hatta bunların bazıları mündlerine esrar çekmeyi Öğütle mislerdir. Esrarı anlatan bir Bektaşi tekerlemesi şöyledir: Aşere kimden kaldı? Pirimiz Sultan Bektaş Veli'den Kabak kimden kaldı? Serendibli Şeyh Uryani'den Dalga kimden kaldı? Kafa/ Kahkaha 'da Dalyan Baba Zındâni'den Duman kimden kaldı? O dahi Şeyh Zındâni'den Şorolo yar kimden kaldı? Eflâtûni ilâhiden Kavga kimden kaldı? Hâbii ile Kabil'den XIX. yüzyıl ortalarında esrar kullanırken onun yarattığı "Dalga" âlemi içinde adam öldürmüş olan Server Baba adında esrarkeş bir dervişin "Nefesleri, esrarın bazı Bektaşi tekkelerine girdiğini gösteren başka bir kanıttır. "Nefes"ten anlaşıldığına göre, katil suçuyla zindana atılan Server Baba orada da esrar kullanmayı sürdürmüştür. Esrar sırrın cemidir Sır tutarız dervişiz Dalga duman esrarla Mertebeye ermişiz Libâsımız çul gaput Güzellen yaptık put Aşk ile olduk bulut Maşuka can vermişiz "Zindan Şiirleri" XIX. yüzyılın sonlarında yaşamış olan haik ozanı ve ressamı Kahveci Gürcü Nusret'in Zindan Şiirleri adındaki yapıtında esrar üzerine yazılar vardır. Kahveci Gürcü Nusret, Hasköy iskelesindeki kayıkçı kahvesinin sahibi ve Hasköy Yangın Tulumbası Sandığı'nın ikinci başkanı olan arkadaşını öldürdüğü için küreğe mahkûm olup zindana atılmıştır. Ozan zindanda kaldığı süre içinde şiir, düzyazı yazan ve resim yapan suçluların yaşam Öykülerini ve eserlerini toplayarak eşine az rastlanan, değerli bir antoloji hazırlamıştır. Eserine, zindan yaşamına ilişkin notlar ve kendisi tarafından yapılmış resimler de eklenmiştir. Özellikle genç mahkûmlara ilişkin olan resimlerin çoğunun çevresinde birtakım tılsımlı yazılar ve dualar vardır. Yaşam öykülerinde, notlar ve resimlerin çevresinde esrar hakkında pek çok şey yazılmıştır. Bunlardan II, Abdülhamit devrinde, özellikle ağır suçlar yüzünden zindanda yatanların esrar kullanmalarına göz yumulduğu anlaşılmaktadır, Hatta esrarın zindana bilinçli olarak sokulduğu, böylece azılı katillerin uyuşturulduğu da yazılmıştır. Zindan Şiirleri'nde her koğuş bir esrar tekkesi olarak anlatılmıştır. "Yaman ve bîamandır / Tesellisi dumandır" "Bizim üçüncü koğuş tekâyanın birincisidir. Cümle bisâtı pak olduğundan ve cümle dört duvar karındaşları canlarımız ehli hâl ve cümle can yoldaşları tazelerimiz sahibi cemal olduğundan, birincidir. Kabak dahi gümüş pullu olup, Yedikule-li Mastor Hakkı Usta işi olup birincidir. Dumanı Somuncu Babamız alıştırıp nefeslendikte, kanundur ki, dizi dibinde diz çökmüş muntazır Emin Bey'e verip, o bey dahi aiup, nefes/ey/p ayağa kalkar ve Pâbürehne Uvusî reftâr ile, nazikâne hıram ve ranzada, döşeklerde edibâne teşrifine muntazır karındaş canları dolaşıp cümlesini nefestendirir ve bu minval üzere dört devirden sonra karındaşlarımız yârı gaan can yoldaşları ile tamam dalgaya vardığında, Somuncu Baba'mız çerâğı uyutur..." ...Aşereye girmeyen karındaşa tazyik olmaz. Onlar ranzada ayrı yerde olurlar. Amma onları zindancılar alır. Tekâyadan olmayan bir koğuşa verirler. Lâkin zindanda cümle kavgalarda oradan çıkmıştır, zira lekârâya pirimiz Sultânımız Hacı Bek-taş Veli'nin nefesi sinmiştir. Tekârâde senlik benlik olmaz, kavga da olmaz. Tazelere tasarruf da olmaz. Dalga duman âlemidir. Senin benimdir. Senin benim yoksa bu minnet ve zulmeti zindan çekilmez. Mısır ve Hindistan 'da esrar kullanımı yaygın Hekim ve aynı zamanda sair olan İbn-Daniyal tarafından yazıimış bir hayal oyunundan öğrenildiğine göre, esrar Mısır'da, Sudanlılar tarafından yapılan darı bozasıyla birlikte içkiye katılarak onun sarhoş edici etkisini artırmak için kullanılırmış. Mısır ve Arap ülkelerinde esrar kullanımı hakkında bilgi veren Avrupalı hekimler de vardır. Bunlardan 1581-1584 yılları arasında Kahire'de Venedik Konsoloshanesi hekimi Prospero Alpi-no, esrarın ot ya da macun biçiminde ve boza içinde kullanıldığı zaman ortaya çikan etkisi hakkında bilgi vermiş; "bu şekilde tutku gösterenlerin günlerce kendilerinden geçmiş halde kaldıklarını" yazmıştır. Bugün bile Mısır'da küçük kentlerde ve köylerde esrar alışkanlığı yüzünden perişan olmuş, ancak halk tarafından "Meczup" diye saygı gösterilen derviş ve şeyhlere rastlanmaktadır. Garcia da Ortağa, Hindistan'a yaptığı seyahatte, "Bangue" bitkisini ve bunun çeşitli biçimlerde içildiğinde yaptığı ruhsal değişimleri uzun uzun gözlemleyip anlatmıştır. Hindistan'da uyuşturucu maddeler, özellikle esrar, dervişler ve fakirler arasında yaygın olarak kullanılıyormuş. Ama bazı Hint hükümdarları ve ileri gelen eşraf arasında da esrar kullananlardan söz edilmiştir. Büyük Hint şairi Haydar Bakeh (1750-1816) bir kitabında eski devirlerde Hindistan'da kullanılan ve neşe veren bir bitkiyi şöyle anlatmaktadır: "Yanan sıcak bir yaz gününde alevli güneş parladı. Göz kamaştırıcı şekilde bütün sıcaklığını onun üstünde duymak olanağı vardı. Sanki tanrılar onun kurumasını istiyorlardı... Manastırın dışında durdu. İçeri kadar yalnız yürüdü. Orada yetişmiş bir bitkinin yapraklarından yedi. Eve mutlu döndü." Yoruma göre, bu bilki "Cannabis Sativa", yani Hint keneviridir. Yine aynı kaynaktan öğrenildiğine göre, Hintliler "Plinius" denilen bir bitkinin tohumlarını şaraba katıp içerlermiş. Fuzuli'nin "Beng-ü Bade"si XVI. yüzyılın en ünlü divan sairlerinden olan Fuzuli (1495 -1556) Beng-ü Bade'sinde şarap (bade) ile esrarı (beng) karşılaştırmış ve bu eseri Şah İsmail'e sunmuştur. Mey eydur Ben nebirei tâkim Beng eydur Sen pelit ben pâkim Mey eydur: Ben çırağı encümenim Beng eydur: Riski sebze/ çimenim Yine Beng-ü fiade'de Fuzuli ünlü kişilerin esrar kullandığından söz ederek şöyle demekteydi: Basrada bir müridi ruşendil Benge olmuştu ruzuşeb mail Tahir Ongun, Beng-ü Bade'nm anlamını söyle dile getirmiştir: Hayalî bir savaş bengübadesi Kaçar dayanmaz şiddeti harbe Zannımca Fuzulî bu manzum ile Zaferi badeye vermekte çünki Kısıktır orada esrarın sesi Şarabın eline geçer galebe Göstermiş Cemile Şah İsmail'e Şah şarap içerdi - Beyazıt bengi. Hüzün ve elemleri dinlendirici... Milattan önce 2700 yıllarında, Çin imparatoru Shen Nung zamanında hazırlanan, ilk farmakoloji kitabı olarak kabul edilen kırk ciltlik eserde 265 sifali bitkiye ve devaya ilişkin bilgi verilmiş, bu arada Hint kenevirinin de etkileri, özellikleri anlatılmıştır. Kitapta Hint keneviri "Günahlardan Kurtaran Madde" olarak tanımlanmış; "yoksul insanın gökyüzü", "ilahi yol gösterici", "hüzün ve elemleri dindirici" olarak anlatılmış; beriberi, gut. romatizma, sıtma, zayıflama gibi bedensel; duygu ve düşünce bozukluğu gibi ruhsal hastalıklar için ilaç olarak önerilmiştir. Milattan önce 1600 yıllarında Hint kaynakları Hint kenevirinin huzur ve mutluluk veren etkisine değinmiş, aşırı alındığında coşku ve taşkınlık yaptığını, insanı zehirlediğini belirtmişlerdir. Milattan önce 1500 yıllarında Çin'de yazılmış olan Rhy-Ya adlı kitapta Hint kenevirinin çok dayanıklı bir bitki olduğundan söz edilmiş; ayrıca ağrı kesici, besleyici eîkiieri anlatılmış; bu bitkinin meyvesinden elde edilen yağın özellikle kulak ağrılarında damla olarak kullanılması önerilmiştir. Bergama'da doğan, hekimliğin ternel taşlarından bîri olan, anatomi uzmanı ve hekim Galen (M.S. 131-201} yaşamının uzun yıllarını bitkileri incelemekle geçirmiştir. Roma ordusuyla birlikte Rorna'ya giderek, bir yandan bilgisini, görgüsünü artırmış, öte yandan Roma imparatorlarının hekimliğini yapmıştır. Çağdaş tıp alanında etkisi süren Galen, ilaç olarak kullanılan bütün maddelerin insanda yaptığı bedensel, ruhsal değişmeleri incelemiş; haşhaş, afyon, Hint keneviri ve skopolamin gibi ilaçların tedavide kullanımına ilişkin bilgiler vermiştir. Bu bilgiler arasında, Hint kenevirinin tohumlarından e!de edilen yağın kulak ağrısına iyi geldiğini, cinsel isteği artırdığını, aşırı miktarda alındığında sersemlik, şaşkınlık yaptığını belirtmiştir. İbn-i Sina 'ya göre çok alınan esrar öldürücü olabiliyor Buhara kenti yakınlarında, Kurmeydan'da (Güneş kenti) doğan büyük İslam hekimi İbn-i Sina (M.3. 980-1030), önce din eğitimi almış; sonra doğa felsefesi ve tip alanlarıyla ilgilenmiş, eski Yunan tıbbına ilişkin bilgiler edinmiştir. Sürekli olarak araş tiran, çalışan, düşünen, yazan İbn-i Sina, anadilinin Acemce olmasına karşın, kitaplarının çoğunu Arapça yayınlamıştır. İbn-i Sina tıpla ilgili araştırma ve çalışmalarını ilk olarak Mecmua adı altında bir kitapta toplamış; daha sonra Ei Kanun (Hekimlik Yasası) adlı ünlü yapıtını yazmıştır. Yirmi büyük ciltten oluşan bu yapıt Ortaçağ'ın sonlarına kadar İslam dünyasında ve Latince cevirileriyle Avrupa'da tıp eğitimi sırasında okutulmus-tur. İbn-i Sina bu kitabında tedavi alanında kullanılan ilaçlar arasında "Kunnab" adı altında Hint kenevirine de yer vermiş ve ilaç elde etmek için iki yöntem önermiştir: Yaprakları iyice kaynatıldıktan sonra yumuşayan kısımları hamur haline getirilir. Bu hamurdan pastil yapılır. Ya da yaprakları kurutulur, ısıtılıp toz haline getirilir, susam tohumu ve şekerle karıştırılıp macun yapılır. XIV. yüzyılda yasayan Malağa!) hekim Ebu Muhammed Abdullah Bin Ahmet, Mısır'da yetişen "AI-Haşişa" bitkisinin çiçeklerinden ve yapraklarından yapılan hapların, macunların insanı sarhoş ettiğini, kendinden geçirdiğini, çok miktarda alındığında gevşeme ve felç yaptığını, hatta öldürücü olduğunu yazmıştır. Ayrıca Mısır'da gezici dervişlerin (fukara) bu hapları, macunları kullandıklarını, uzun süre kullananlarda da akıl hastalığı görüldüğünü eklemiştir. Ağrı kesici, kas gevşetici, ruhsal sıkıntı giderici Ağrı kesici, kas gevşetici, ruhsal sıkıntı giderici XIV. yüzyılda Amerika Birleşik Devletleri'nde hekim Marion, yeni doğan bebeklerde görülen tetanoz vakalarında afyonla birlikte esrar verilmesini önermiş, esrarın astma, başağrısı, migren, öksürük, sıkıntı gibi yakınmalarda iyi geldiğini de belirtmiştir. Ünlü İngiliz Kraliçesi Victoria (1819-1901) döneminde yaşayan ve kraliçenin hekimi olan Sir VVilliams Osler, Hint keneviriyle bilimsel açıdan ilgilenmiş, ruhsal gerginliklerden kaynaklanan başağrıları ve migrende tedavi etkisinin olduğunu göstermiştir. Çalışmalarını sürdüren araştırıcı esrarın sara krizlerini önlediğini, belsoğukiuğunda antiseptik etkisinin olduğunu, narkotiklerin kesilmesi sonucu görülen yoksunluk belirtilerini denetim altına aldığını da yazmıştır. Aynı yıllarda Hindistan'da çalışan Shougnesst adlı bir İngiliz hekimi, eski İngiliz halk ozanlarının esrarla ilgili dizelerinden esinlenerek Hindistan'da yetişen Hint kenevirinden elde edilen, "Bhang" ya da "Ganja" adını alan esrar üzerinde araştırmalar yaparak bu maddenin ağrı giderici, kas gevşetici, kasılmaları ve spazmı çözücü etkilerini Hint Keneviri Müstahzarları Hakkında adında bir kitapta yayınlamıştır. Shougnesst'in araştırmalarına esin kaynağı olan dizelerden bir örnek şöyledir: Yaz ortasında. Sol omzunda tırmık taşıyan. Bir genç kız, Sağ eliyle, Kenevir tohumu atarak Bahçede dolaştı. Gelecekte bir gün, Kızın evleneceği adam Elinde orakla çtkagelip Olgunlaşan keneviri biçecek. Shougnesst'in Hint keneviri üzerinde yaptığı araştırmalar ve f yayınladığı kitap Avrupa ve Amerika'da Hint kenevirinin tedavi | amacıyla tıpta kullanılma alanlarının yeniden gözden geçirilmesine ve bu maddenin tarihçesinin iyi tanınması için yeni araştır-| malara başlanmasına yol açmıştır. "Eritilmiş zümrüt" ve "Islak yakut" Şah İsmail'in oğlu olan Birinci Tahmasp, (1510-1575) hem şarap, hem de esrar kullanırmış. Tarihe "ayyaş" lakabıyla geçmiş olan l. Tahmasp'a atfedilen ünlü rubaisinde şöyle yazılmaktadır: Bir müddet eritilmiş zümrütün Yani Bengin peşinde dolaştık Bir müddet ıslak yakuta Yani şaraba bulaştık Hangi renk olursa olsun İkisi de bulaşıktı idi Tövbe suyu yani göz yaşı ile Onları yıkadık Ve mülevveslikten kurtulduk. Doğum tarihi belli olmayıp, 1587'de Edirne'de ölen, Hayatî takma adıyla tanınan ünlü divan şairi de esrar kullanmış, daha sonra bu alışkanlığı bırakarak şarap içmeye başlamıştır. Yeter olduk gubân gamla bengi Getir saki şarabî lâle rengi. Bu kötü alışkanlığa karşın, Kanuni Sultan Süleyman devrinin ünlü şairi olan Hayali, bir Osmanlı şairinin ulaşacağı son basamak olan Haydarî Dervişi kademesine ulaşmış, kalender, samimi, alçakgönüllü anlatımıyla çok sayıda gazel ve kasideler yazmıştır. Gerçek adı Ataullah olan Rev'İ Zade Atai XVII. yüzyılda yetişmiş ünlü bir yazar ve divan sairidir. İstanbul'da doğan ve zamanın modasına uyarak esrar kullanan şair, Salname's inde söyle demektedir: Keyif için esrara oldu müptelâ Etti temamiyle şuurin heba Aynı yüzyılda yaşayan ve şaraba düşkün olan Meliki ona övgüler düzmekte, bengi yani esrarı kötülemektedir. Aferinler şarabı gül renge Lanet olsun boza vü benge. 1572-1635 yılları arasında yaşamış olan, asıl adı Ömer olup, "Nef'i" takma adıyla tanınan ünlü divan sairi Satûnâ-me'sinde şu dizeyle esrar kullandığını açığa vurmuştur. Sana hâşâ benzeden afyonu bengin neşesin Anların dahi hususa keyfini kem bulmadım. Bununla birlikte, başka dizede esrarın zararlarını da anlatmaktadır. Akıllı husyar bu/san gam yeme Bengi ve tiryakiye âdem deme. "Düşünceleri Gıdıklayan Maddeleri" ve "Esrar Kullananlar Kulübü" 1840 yılında Paris'te yeni kuşağı temsil eden bir grup ressam, şair, tiyatro oyuncusu ve yazar Ouartier Latin'deki Pirno-dan Oteli'nde toplanıp "Düşünceleri Gıdıklayan Maddeler" diye adlandırdıkları afyon ve esrarı grup halinde kullanmaya başlamışlardır. Zamanla hepsi kendi alanlarında ün yapan bu gruptan Te-ophiie Gautier (1811-1872) genç yaşta Paris'e resim öğrenimi için gelmiş, çeşitli çevrelere girerek gazeteci ve eleştirmen olarak çalışmıştır. Önce Romantik akım yazarları arasına girerek, güzelliğin duyarlılık biçimlerine oian üstünlüğünü anlatan Mineler ve Akikler adlı yapıtını vermiştir. Bu eser Parnasse grubu şairleri üzerinde büyük etki yapmış, Baudelaire'i kendine hayran bırakmıştır. 1840 yıllarında Romantik akımdan uzaklaşmaya başlayan Gautier Esrar Kullananlar Kulübü adlı bir eser yayınlamıştır. Gautier bu yapıtta afyon ve esrar kullanmak için gruba katılan, zamanla üne ulasan birçok sanatçının kişiliklerini, uğraşlarını ve sanat çalışmalarını anlatmaktaydı. Bu yapıtın yayınlanmasından sonra esrarın yaptığı ruhsal değişmeler ve yarattığı fantastik dünya, çeşitli sanat çevrelerinin ilgisini çekmeye başlamıştır. Öncelikle şiir ve plastik sanat çevrelerinde yansımaları olmuş, birçok izlenimci ressam ve romancı yeni esin kaynağı kazanmıştır. Onların yeni yaşantılar ve yaratıcı güçler aramalarında, dış dünyayı değerlendirmelerinde, esrar vazgeçilmez bir madde niteliği almıştır. Bu grup üyelerinden olan Charles Baudelaire başlangıçta afyon ve esrar kullanmaya karşı çıkarak bu maddelerin yaratıcı gücü bozduğunu ileri sürmüş, ancak zamanla, özellikle Gautier'in etkisi altında bu akıma kapılmıştır. |
Narkotikler (Uyuşturucular) Bu isim altında geçen maddeler, daha çok haşhaş bitkisinden (Papaver somniferum) iki yolla elde edilirler: 1- Haşhaş bitkisinin tohum kapsülünün olgunlaşmadan önce bıçakla çizilmesi ile dışa akan sıvının güneşte kurumasından elde edilen afyon sakızından (opium gum) elde edilirler. 2- Olgun tohum kapsülünün kuru artıklarından elde edilir. Afyon (opium) Morfin Kodein Thebain Hidromorfin (dilaudid) (Yarı Sentetik) Eroin (Yarı Sentetik) Naloksan (naloxane) thebainden elde edilir. Eroinmanlarda husule gelen mahrumiyet tablosunu (abstinens sendromu) azdırır, açığa vurdurur. Meperidin (pethidine) ve metadon (methadone) ise tamamen sentetik olarak laboratuvarlarda sentezlenen narkotiklerdir. Metadon bilhassa eroinmanların tedavisinde, eroine göre daha az zararlı olduğu düşünülüp, bir nevi ehven'üşşer diye verilen bir maddedir.(175) Narkotikler ağrı kesici ve uyku verici olarak bilinirler. Meselâ morfin şiddetli ağrıları olan kanserli hastalarda doktor kontrolünde olarak ağrı kesici olarak verilir. Kodein öksürük kesici bir madde olarak bilinir.(176) Eroin Morfinin ikinci bir ameliyeden geçirilmesi ile elde edilir. Tıbbî maksatla kesinlikle kullanılmaz. Elde edilişi de gayr-ı kanunidir. Eroin bütün narkotik suiistimallerinin % 90'nı teşkil eder. Çok kısa zamanda ve çok cüz'î miktarları dahi alışkanlık yapar. Eroin suiistimali, burundan toz şeklinde çekerek, cilt altına ve damar içine (intra venöz) enjeksiyon ile de yapılabilmektedir. Eroin kullananların o anda göz bebekleri küçülür. Burunları tıkalı gibi konuşurlar. Nezleli birisi gibi, burunları devamlı akar. Eroinin, bir defada bile damar içine vererek kullananlarda iptilâ yapabildiği, otoritelerce ifade edilen bir hakikattir. Bir defa bağımlılık teşekkül ettikten sonra şahsın kendisini o alışkanlıktan kurtarması hemen hemen imkânsızdır. Böyle bir şahısta tolerans olacağı için, sarhoşluğun meydana gelmesi için her seferinde aldığı eroin dozunun artırılması lâzımdır. Şahıs eroini kullanmaya 5-10 mgr ile başlar. Zamanla bu doz 400-450 mgr'a kadar çıkar. Eroin kullananlar da, hayatî organlarda, bilhassa karaciğer ve böbreklerde patolojik bozukluklar kendisini gösterir.(177), (178) Neticede fazla uzun olmayan bir müddet içerisinde, bu şahıs aldığı ekstra bir doz neticesinde solunum merkezi felç olacak, şahıs ya bir tavan arkasında, ya bir park köşesinde veya bir tuvalet kenarında ölü olarak bulunacaktır. Withdrawal Sendromu: Eroinmanların veya başka herhangi bir madde bağımlısının, müptela olduğu maddeyi bulamaması durumunda, 12-16 saat sonra ortaya çıkan durumdur. Ağrılar, asabiyet, uykusuzluk, zihnî melekelerde azalma, göz bebeklerinde büyüme, ürperme, çarpıntı, hızlı nefes alıp verme, esneme, burun akıntısı, terleme, kusma, ishal olur. Bu tablo, şahsın, bağımlısı olduğu maddeyi alması veyahut ta yetecek miktarda narkotik analjezik (ağrı kesici) verilmesi ile ortadan kalkar. Eroinmanların tedavisi için, değişik metotlar ve ilaçlar tecrübe edilse de, genellikle arzu edilen tam tedavi sağlanamamaktadır. En te'sirli çare, şüphesiz bu maddelere baştan uzak kalmaktır.(179) Esrar Türkiye'de suiistimali ve kaçakçılığı en çok yapılan zararlı maddelerden birisidir. Esrar, dünyanın hemen bütün coğrafi bölgelerinde yetiştirilebilen dişi Hint keneviri bitkisinin gövdesi, yaprakları ve çiçekli kısımlarından elde edilmektedir. Asıl müessir aktif madde, bitkinin özsuyunda bulunan delta-9-tetrahidrokannabinol (THC: Tetrahydrocannabinol)'dur. Kuru yapraklarının tütüne sarılarak içilmesi en yaygın kullanılış tarzıdır. Batıda marijuana adı ile bilinen madde ise kenevir bitkisinin daha çok üst yapraklarının kurutularak sigara şeklinde içilmesidir. Amerika Birleşik Devletleri (A.B.D)'nde kanunen yasak olmasına rağmen, 18-25 yaş grubundakilerin, devamlı olmasa bile % 50-70 kadarının marijuanayı kullandıkları tesbit edilmiştir. (Statistical Abstracts of the United States, 1994, sahife: 141). Esrarın belki en önemli zararı, biranın şahsın yüksek dereceli alkollü içkilere geçişte vasıta olması gibi, esrarda, eroin, kokain gibi ağır bağımlılık yapan maddelere alıştırmada geçiş vazifesi yapmasıdır.(180) Esrar kullanan kişilerde, mekân, zaman, şahıs ve cisim idraki bozulur. Cisimleri olduğundan büyük ve küçük görür. Motor koordinasyon bozulmuştur. Bu sebeple trafik kazalarına yol açar. Kullanan şahıslarda kullandığı anda, kalb atışları ve nabız artar. Koroner arter problemi olan şahıslarda enfarktüs görülür. Uzun yıllar esrar kullananlarda ise solunum yolu hastalıkları ortaya çıkar. Yine uzun yıllar kullananlarda kalb, beyin, böbrekler üzerinde zararlı tesirleri görülür. Esrar şahsın sağlığına olan zararlarından başka, esrarı kullanan şahısta bilhassa saldırganlık hislerinin açığa çıkmasına sebep olmaktadır. A.B.D.'de, narkotik büro dosyalarında, marijuananın tesiri altında işlenmiş olan birçok cinayet kayıtları vardır. (U.N. Bulletin of Narcotics, Vol: 18, No: 2, 1966). Hiçbir tıbbî maksatla kullanılışlı olmayan esrar, şahsı deliliğe, hatta ölümü ile neticelenebilecek olan kötü akıbete doğru götürecektir.(181), (182) Kokain Güney Amerika'da yetişen koka bitkisinin (Erythroxylon Coca) yapraklarından elde edilir. Beyaz, kristalize, tuz gibi bir tozdur. Takriben 300 kg. koka yaprağından yarım kilo kokain elde edilir. Kokain müptelâları bu maddeyi toz halinde burundan çekerler veya suda eritip damardan zerk ederler. Kokain kullanıldığı an M.S.S. (Merkezî Sinir Sistemi)'ne tesir eder. Şahsın kalb atışları artar, kan basıncı yükselir ve solunumu hızlanır. Yüksek dozlarda, solunum felci veya kalb durmasından dolayı ölüme yol açar. Kokainin az miktarları dahi, kullanan şahısta zamanla alışkanlık yapar.(183) Uzun yıllar kokain kullananlarda uykusuzluk, ruhî bozukluklar, intihar teşebbüsleri gibi bozukluklar görülür. Kokainin kalb kası ve iskelet adaleleri üzerinde, direkt toksik (zehirli) tesirleri vardır. Kokain müptelalarının tedavileri için birçok değişik ilaç ve usul tecrübe edilmesine rağmen, diğer alışkanlık yapan maddelerdeki gibi, istenen, arzu edilen tam tedavi sağlanamamaktadır.(184), (185) Krak (Crak) Kokainin ucuz, yoğunlaştırılmış bir çeşididir. Kokain eroinden daha zararlı iken, krak kokainden üç defa daha zararlıdır. Nefesle çekme yerine daha çok sigara ile içilir. Tesirleri daha keskin ve öldürücüdür. Uzun müddet kullananlarda ruhî bozukluklar, hatta deliliğe varan tesirleri söz konusudur.(186) LSD (Lysergic Acid Diethylamide: Lizerjik Asid Dietilamid) Bu madde, buğdaya musallat olan bir mantardan elde edilir. Renksiz, tatsız ve kokusuz bir madde olarak tarif edilir. LSD'yi kullanan şahısta bir takım hayaller, parıldayan güzel ışıklar görüldüğü belirtilir. Fakat bu madde öylesine müessir bir madde olarak tarif edilmektedir ki, LSD'nin çok çok cüz'î, mikroskobik miktarları dahi, şahsı âdeta dönüşü olmayan bir yolculuğa gönderebilmektedir.Yapılan tecrübeler, LSD'nin çok ufak dozlarının bile, hücrelerde bulunan ve irsiyetle alâkalı mikroskobik yapılar olan kromozomlarda büyük tahribatlar yaptığını göstermiştir. Bilhassa hamilelik esnasında kullanılan annelerin bebeklerinde çeşitli organ kusurları meydana gelmektedir.(187) Bütün bunlar göstermektedir ki, LSD dediğimiz kimyevî madde bir zehir özelliğini taşımaktadır. Öyle ise aklı başında olan birisi bu maddeyi niçin tecrübe etmeyi düşünsün ki? Ekstasi (Ecstasy) MDMA (3,4 Methylenedioxy Metamphetamine) Ekstasi veya MDMA denilen madde, kullanılınca LSD gibi hayaller gösteren (halüsinojen) bir madde olarak tarif edilmektedir. Tembih edici, uyarıcı te'siri vardır. Ancak şahıs ekstasi hapını aldıktan bir müddet sonra, zararlı te'sirleri görülmeye başlar. Bu maddenin bilhassa beyin üzerindeki zararları çoktur. Beyinde, vücut sıcaklığını kontrolle vazifeli olan merkezlere zarar verir. Vücudu istenmeyen şekilde ateş basar. Uzun müddet kullananlar da, böbrekler iflas eder. Vücuttan su istenilen şekilde atılamaz. Beyin fazla su alır, şişer, telafisi mümkün olmayan tahribatlar ve sonunda da ölüm vukua gelir.(188) Ayrıca, ekstasi hapını kullananlar da, kandaki pıhtılaşma istenilen seviyede olmaz, vücudun değişik yerlerinde kanamalar olur ve ölümle neticelenebilir. Daha birçok hastalığa ve problemlere yol açan ekstasinin zararları, bilinen birçok zararlı maddelerinkinden çok daha fazla olduğu, zaman geçtikçe ve bu konuda araştırmalar yapıldıkça daha iyi anlaşılmaktadır. Fensiklidin (Phencyclidine) Bu zararlı madde de LSD gibi halusinojenik (hayal verici) bir maddedir.(189) Argo ifade ile melek tozu (angel dust) adı verilir. 1963 yılında anestezik olarak ameliyatlarda kullanılmış, ancak zararları müşahede edilince derhal tıbbî olarak kullanmaktan vazgeçilmiştir. 1970'li yıllardan sonra da suiistimali yapılan maddeler grubuna dahil olmuştur. Vücutta, maddenin kullanıldığı anda ve yıllarca sonra ortaya çıkan, birçok problemlere yol açmaktadır. Uçucu (Solvent) Tipi Maddelerin Suistimali Bu tip suiistimalde, bazı zamklarda, boya maddelerinde, mobilya cilalarında, saç spreylerinde bulunan, eter, aseton, benzin, tiner vs. gibi uçucu, organik sıvı maddelerin solunum yolu ile vücuda alınması söz konusudur. Bu maddeler alkol sarhoşluğuna benzeyen bir sarhoşluk yaparlar. Bilhassa bazı solüsyonlar, ciddî toksik (zehirli) tesirlere sebep olurlar, organlarda ciddî patolojik hasarlara yol açarlar ve sonu ölümle bitebilir.(190), (191) |
Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi & MsXLabs.org Eroin Baz morfinden kimyasal yolla yapılan çok kuvvetli uyuşturucu madde. İnce, beyaz, kokusuz, tadı acı bir toz olup 170-233°C'ta ergir. Morfinden 4-5 kat daha etkili, 6 kat daha zehirlidir. Morfine oranla daha çabuk sindirilir. 1898'de bulunan eroin, o zamanlar öksürük kesici ve cinsel isteği bastırıcı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu maddenin keyif verici özellikte olduğu 1912'de anlaşılmıştır. Eroin, ilk alınmasıyla alışkanlık yaratan, çok tehlikeli bir beyaz zehirdir. Kullananlarda delirmeye varan sonuçlara yol açar. Bu nedenle yapımı, kullanım ve satışı yasaklanmıştır. |
Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi & MsXLabs.org Esrar Hintkenevirinden elde edilen, kullanılan miktara göre uyarıcı ya da uyuşturucu etkileri olan bir madde, haşiş. Çok eski çağlardan beri bilinen esrar, nargileye konularak ve sigarayla içildiği gibi, çiğnenerek ya da yutularak da kullanılır. Merkezî sinir sistemini etkiler, uyuşukluk, hafıza kaybı ve baş dönmesine neden olur. Şekerli maddelere karşı aşırı istek uyandırır. Tüm uyuşturucu maddeler gibi vücuda zarar vermesi ve alışkanlık yaratması nedeniyle üretimi, alınıp satılması ve kullanımı yasaklanmıştır. |
UYUŞTURUCU MADDELER Sinirleri ve sinir merkezlerini etkileyerek uyku, bilinçsizlik vb. durumlar yaratan maddeler. Ağrı dindirme, uyku verme gibi özelliklerinin yanında en önemli ve ortak etkileri, zamanla alışkanlık yapmalarıdır. Uyuşturucular başlıca iki gruba ayrılırlar: Doğal uyuşturucular, yapay (sentetik) uyuşturucular. Doğal uyuşturucuların en önemli kaynağı, olgunlaşmamış haşhaş kapsülüdür. Bir Asya bitkisi olan haşhaş, Türkiye'de de önemli miktarda yetiştirilir. Bu kapsüller çizildiğinde süte benzer bir özsu sızdırırlar. Bu sütün kurutulmasından afyon adı verilen madde elde edilir. Haşhaştan elde edilen afyon, binlerce yıldır insanlar tarafından uyku verici ve yatıştırıcı olarak kullanılmıştır. Tedavi edici ilâçların ve cerrahînin yaygın olmadığı eski çağlarda afyon, hekimlerin en büyük yardımcısı olmuştur. Afyonun ve onun en önemli türevi olan morfinin uyuşturucu ve yatıştırıcı etkisi yanında ayrıca keyif verici etkisi de vardır. Küçük dozlarda morfin acıyı azaltır, büyük dozlarda verilirse derin uyku yaratır. Sürekli olarak ve yüksek dozlarda kullanılan morfin solunum zorluklarına ve koma hâline yol açar. Morfinin en önemli toksik etkisi, beyindeki soluk merkezlerini etkileyerek nefes almayı zorlaştırmasıdır. Afyonda bulunan diğer bir uyuşturucu da kodeindir. Kimyasal açıdan morfine benzemekle birlikte daha az etkili ve tehlikesiz bir madde olduğundan tıpta yaygın olarak kullanılır. Bir grup uyuşturucu madde ise morfin ve kodein gibi doğal alkaloitlerin kimyasal yolla değiştirilmesinden elde edilir. Bunlar yarı-sentetik uyuşturucular adını alır. Bunlar içinde en bilineni ve aynı zamanda en tehlikelisi eroindir. Modern tıpta kullanılmayan eroin daha çok uyuşturucu olarak üretilir ve kullanılır. Morfinin diğer türevleri dihidromorfinon, etilmorfin ve nalorfindir. Nalorfin şiddetli morfin zehirlenmelerinde panzehir olarak kullanılır. Tam anlamıyla sentetik olan uyuşturucular kimyasal açıdan morfinden farklıdır. Sentetik uyuşturucular II. Dünya Savaşı yıllarında ya da sonrasında geliştirildiler. Başlıcaları meperidin, metadon ve levorfenol olan bu maddelerin de doğal uyuşturucular ve sentetik uyuşturucular yanında diğer bazı bitkilerden elde edilenleri de vardır. Bunlardan biri, koka bitkisinin yapraklarından elde edilen kokaindir. Ancak, kokain öbür uyuşturucu maddeler gibi yatıştırıcı olmayıp tersine uyarıcı bir etkiye sahiptir. Uyuşturucu maddeler, insan ve dolayısıyla toplum sağlığı üzerindeki son derece zararlı etkileri nedeniyle, dünyanın hemen her tarafında belli kurallara bağlı olarak üretilir ve kullanılırlar. Türkiye de bu ülkelerden biridir. Uyuşturucu maddeleri ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak üretenler, bu maddeleri dağıtan, satan ve kullananlar ağır cezalara çarptırılırlar. Tıbbî amaçlarla satılmaları ve kullanılmaları ise ancak doktor reçetesine bağlı olarak mümkündür. MsXLabs & Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi |
Yeşilay, sigara, alkollü içki ve diğer uyuşturucu gibi alışkanlıklar ile mücadele eden ve bütün zararlı alışkanlıklardan halkımızın ve bilhassa gençlerimizin korunması için yaptığı çalışmalarla kamuya hizmet veren, bu sebeple de “Kamuya Yararlı Cemiyetler” arasında yer alan bir kurumdur. Kamuya Yararlı Cemiyetler, çalışmaları memleket çapında faydalı olan, ülke ve toplum menfaatine hizmet eden cemiyetlerdir. Yeşilay, 19 Eylül 1934 tarihinde toplanan Bakanlar Kurulu tarafından aynı tarih ve 2-1288 sayılı alınan karar ile kamuya yararlı cemiyetler arasına alınmıştır. Aynı zamanda Yeşilay, gönüllü (amatör) bir halk kuruluşu ve genel yapısı ile bir dokümantasyon ve arşiv merkezidir. Dokümantasyon; kendi konularında belge, bilgi ve haber toplama ve değerlendirme işlemleridir. Arşiv ise; bu belge ve haberlerin değerlendirilmeleri ile birlikte tasnif edilerek saklandığı yer demektir. İşte bu işlemle elde edilen bilgileri, hazırladığı dokümanlarla (bülten, broşür, kitap, kaset, bildiri, afiş, yazılı başvuru, rapor vb. gibi) kamuya, ilgili makam ve kuruluşlara sunar. Bununla insanımıza ve yetkili özel ve resmî kuruluşlara gerekli olan önlemlerin alınması için uyarı ve önerilerde bulunur. Sigara, alkollü içki ve diğer uyuşturucu alışkanlıkları ile mücadele veren ve bütün zararlı alışkanlıklardan halkımızın ve bilhassa gençlerimizin korunması için çalışmalar yapan yani umuma (kamuya) hizmet veren, bu sebeple de “Kamuya Yararlı Cemiyetler” arasında yer alan bir kurumdur. Sigara alkol ve uyuşturucu gibi zararlı alışkanlıklarla ilgili çalışmalar yapar . Yeşilay haftaları kutlanır ve bu haftalarda bu alışkanlıkların zararlarını belirten birçok çalışmalar yapılır . Kamuya Yararlı Cemiyetler, çalışmaları memleket çapında faydalı olan, ülke ve toplum menfaatine hizmet eden cemiyetlerdir. Bu cemiyetlere hükümetimiz çeşitli yardımlar yapar, birçok kolaylıklar gösterir. Yeşilay’ın çalışmaları da bu şekilde ülkemiz ve milletimiz için faydalı görülmüş ve Yeşilay, 19 Eylül 1934 tarihinde toplanan Bakanlar Kurulu tarafından aynı tarih ve 2-1288 sayılı alınan karar ile kamuya yararlı cemiyetler arasına alınmıştır. Aynı zamanda Yeşilay, gönüllü (amatör) bir halk kuruluşu ve genel yapısı ile bir dokümantasyon ve arşiv merkezidir. İşte bu işlemle elde edilen bilgileri, hazırladığı dokümanlarla (bülten, broşür, kitap, kaset, bildiri, afiş, yazılı başvuru, rapor vb. gibi) kamuya, ilgili makam ve kuruluşlara sunar. Bununla insanımıza ve yetkili özel ve resmî kuruluşlara gerekli olan önlemlerin alınması için uyarı ve önerilerde bulunur yesilay.net |
| Saat: 20:27 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık