MsXLabs
Sayfa 2 / 4

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Zooloji (https://www.msxlabs.org/forum/zooloji/)
-   -   Hayvanlar Hakkında Detaylı Bilgi Merkezi (https://www.msxlabs.org/forum/zooloji/6453-hayvanlar-hakkinda-detayli-bilgi-merkezi.html)

nötrino 10 Nisan 2012 10:51

Çekirge'nin Uçuş Özellikleri , Kas Hareketleri
 
Böceklerden İnsansız Hava Aracı


Son zamanlarda böceklerin uçuşunu uzaktan kontrol etmeye yarayacak bir sistem üzerinde çalışılıyor...

Uçuş simülatörünün karşısında havada bir çekirge asılı. Simülatör çalışmaya başladığı anda, çekirge de hızla kanatlarını çırpmaya başlıyor.Uzmanlar, iki kameranın çektiği görüntüleri kullanarak, çekirgenin uçuş sırasında kaslarının nasıl hareket ettiğini belirliyor.

Çekirgenin kaslarına takılan elektrotlar da uçuş sırasında böceğin vücudunda dolaşan elektrik akımlarını tesbit ediyor. Uzmanlar, bu iki veriden elde edilecek bir kodu kullanarak, böceklerin kaslarındaki hareketleri kontrol etmeyi başaracaklarına inanıyor. Ancak asıl önemli olan böceği sürekli değil, ihtiyaç olduğu zaman kontrol etmek. Şimdiye kadar bu başarılamadı ama hayvanlara zarar vermediği belirtilen deneyler devam ediyor.

Bu çalışmanın amacı, böcekleri insansız hava aracı olarak kullanabilmek.Hürriyet gazetesinde yer alan habere göre, projeyi yürüten isim,Böcekler ve hayvanlar üzerindeki havacılık çalışmalarıyla tanınan Profesör Daniel Weihs.Böceklerin uçuşunu uzaktan kontrol etmeye yarayacak sistemin finansmanını ABD ordusu sağlarken, projeyi yürüten bilim insanlarının açıklamaları Haaretz gazetesinde yer aldı.


Kaynak : Ntvmsnbc / Hürriyet (10 Nisan 2012,06:54)


nötrino 14 Nisan 2012 12:38

Filipin Tarsier'inin Sesi
 
Hiçbir Memelide Ondaki Özellik Yok



Bilim insanları, devasa gözlere sahip Filipin Tarsier’inin, küçük cüssesinden beklenmeyecek kadar güçlü bir sese sahip olduğunu açıkladı.

Öyle ki, insan kulağının algılamayacağı kadar yüksek bir frekansta ses çıkaran Filipin Tarsier’inin kendisine özgür bir iletişim kanalı olduğunu söylemek bile mümkün. ABD’nin California Üniversitesi’nden Marissa Ramsier’in başında olduğu araştırma grubu, “cadı makigiller” olarak da bilinen küçük canlının, 20 kilohertz’in üzerinde ses çıkardığını ve bu frekanstaki sesleri algılayabildiğini tespit etti.

Bilim insanları, aralarında yarasa, balina, evcil kedilerin bulunduğu birkaç memeli türünün bu frekans aralığında ses çıkarabildiğini ancak bu konuda Filipin Tarsier’ine yaklaşamadıklarını belirtti.

Filipin Tarsier’i, bir tehdide karşı uyarıda veya cırcır böceği avına çıkmak için çağrıda bulunurken, 70 kHz civarında ses çıkartıyor ve 90 kHz’in üzerindeki sesleri algılayabiliyor. Biology Letters dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, bu frekans aralığı memeliler için ölçülen en yüksek rakamları ortaya koyuyor.

Güneydoğu Asya adalarında yaşanan Tarsier’in ağırlıkları genelde 160 gramı geçmiyor. Küçük ve sevimli oldukları için evcil hayvan olarak da beslenen bu canlıların bir ilginç özelliği de kuyruklarının vücutlarından neredeyse iki kat daha uzun olması.


Kaynak : Ntvmsnbc / Biology Letters (09 Şubat 2012,17:24)


nötrino 15 Nisan 2012 13:45

Ağustosböceği Bacağındaki Enerji
 
Doğadaki En Dayanıklı Madde


Ağustosböceğinin bacağı, dökme demirden sağlam çıktı.

İrlanda'nın Dublin kentindeki Trinity College yüksekokulunda çalışan Dr. Jan-Henning Dirks başkanlığındaki bilim adamları, ağustosböceği bacağını bükerek çatlatmak için ne boyutta bir enerjiye ihtiyaç bulunduğunu belirlemek için yaptıkları çalışmayı The Journal of Experimental Biology adlı bilimsel derginin internet sitesinde yayımladı.

Dökme Demirden Daha Sağlam

Bacağı bükmek suretiyle çatlatmak için gerekli enerjinin 5,56 kilojul m üzeri -2 olduğunu bulan araştırmacılar bunun bir dökme demiri koparmak için gerekli enerjiden daha yüksek olduğuna dikkati çekti. Bulgularının, ağustosböceği bacağının insan kemiğinden daha dayanıklı ve kemik bazlı boynuzla eşit dayanıklılıkta olduğunu gösterdiğini anlatan araştırmacılar, bu sonuçlara göre ağustos böceği bacağının doğadaki en dayanıklı çok tabakalı malzeme olduğunun ortaya çıktığına işaret etti.

Bilim adamları, ağustos böceklerinin yaptıkları yüksek çarpmaya dirençli sıçrayışlara karşı koyabilmeleri için böylesine dayanıklı bacaklara ihtiyacı bulunduğunu belirtiyor.



Kaynak : Gençbilim / The Journal of Experimental Biology (13 Nisan 2012,10:42)


nötrino 17 Nisan 2012 13:38

Diğer Balinalara Göre Ses frekansı Farklı Balina : '52 Hertz' Balinası
 
Dünyanın En Yalnız Balinası


Çıkardığı ses türdeşleri tarafından algılanamayan yalnız balinanın şarkısı iç burkuyor.Yalnız balina türlerinden başka bir dilde konuşuyor, diğer balinalara göre farklı bir ses frekansı yaydığı için denizde fark edilmiyor. Normal bir balinanın çıkardığı ses aralığı 15-25 hertz arası değişirken onunki 52 hertz.

Yalnız Balinanın Şarkısı

Yıllardır okyanusta kendi türünden bir balina bulmak için gezen '52 hertz' balinası, sesini balıklara duyuramasa da, 1989’da ABD’li denizciler tarafından fark edildi.

Balina çıkardığı özel ses sayesinde bilim adamları tarafından kolayca takip ediliyor. Ancak balinanın neden bu frekanstaki sesi çıkardığını kimse açıklayamıyor.

Tahminler iki farklı türün birleşmesinden meydana gelen bir melez olduğu yönünde. Bir kriptozooloğa göre '52 hertz' balinası sandığımızdan çok uzun süredir yalnız ve türünün rastlanan tek örneği.



Kaynak : Ntvmsnbc / Earthsky (13 Nisan 2012,16:47)


nötrino 17 Nisan 2012 13:53

Anlamsız Harf Dizilerini Tanıyabilen Babunlar
 
4 Harfli Kelimeleri Tanıyabiliyorlar



Araştırmacılar, maymunların gerçek kelimeler ile anlamsız harf dizilerini birbirinden ayırabildiğini söylüyor.

Babunlar kelimeler ile anlamsız harf dizilerini birbirinden ayırabiliyor. Fransız bilim adamları, babunların bilgisayar ekranındaki 4 harfli kelimeleri tanıyabildiklerini ortaya çıkardı.Araştırmacılar, maymunların gerçek kelimeler ile anlamsız harf dizilerini birbirinden ayırabildiğini söylüyor. Eğitildikten sonra kelimeleri okuyamasalar da babunlar bu ayrımı yapabiliyorlar. Araştırma sonuçları, kelimeleri tanımanın dilbilimsel beceriden çok objeleri tanıma yeteneğine bağlı olduğunu ortaya koydu.

Aix-Marseille Üniversitesi'nden Dr John Grainger ve Dr Joel Fagot tarafından gerçekleştirilen araştırmanın sonuçları Science Dergisi'nde yayınlandı. Dr Grainger ''Deney öncesinde babunların kelimeler ile kelime olmayan harf dizilerini biribirinden ayırabileceğini gösteren hiç bir ipucu yoktu, bu yüzden bunu başarabildiklerini gördüğümüzde oldukça heyecanlandık'' dedi.

Araştırmacılar çalışmalarını üniversitede babunlar için özel olarak tasarlanmış bir tesiste gerçekleştirdi. Deney düzeneğini tasarlayan Dr Fagot ''Araştırmaya katılıp katılmamak tamamen maymunların özgür iradesine bırakılmıştı'' dedi. Dr Fagot sözlerine ''Hayvanlar sosyal gruplarından ayrılıp bilgisayarlarla ilgilenmeye başladıklarında bilgisayar programı bunu fark ediyor ve ekrana bir kelime getiriyordu. Hayvanların kullanabileceği on farklı bilgisayar vardı'' diye devam etti.

Her bir testte babunların karşısına bir kelime ya da anlamsız bir test dizisi getiriliyordu. Maymunlar karşılarındaki dört harfin anlamlı olup olmadığına doğru karar verebilirlerse ödüllendiriliyorlardı.

Tanıma Yeteneği Sanılandan Daha Basit

Dr Fagot babunların uzun süre eğitildiklerini söyledi. Her babun bu testi ortalama 61 bin kez tekrarladı. Dr Fagot'a göre ''Maymunlar teste katılmaya kendi iradeleri ile karar verdikleri için tüm dikkatlerini veriyorlardı''. Özellikle Dan isimli bir maymun üstün başarı gösterdi ve arka arkaya 300 doğru cevap verdi.

Dr Fagot ''Bilişsel yetenekler insandan insana da değişiyor, bunun babunlarda da aynı olduğunu görmek enteresandı'' dedi. Dr Grainger'e göre bu araştırma sonuçları daha önce dilbilimsel becerinin yapı taşı sayılan kelimeleri tanıma yeteneğinin sanılandan çok daha basit bir beceri olduğunu ortaya koydu.

Dr Grainger ''Babunlar kelimeleri tanımak için harfler ve harflerin birbirleri ile ilişkileri hakkında öğrendiklerini kullanıyor. Bu aslında gündelik hayatta objeleri tanımlama yeteneğinden farksız'' diyor.



Kaynak : BBC Türkçe / Science (14 Nisan 2012,10:16)





nötrino 21 Nisan 2012 13:44

Köpeklerin Öğrenme Kapasitesi
 
Köpekler Ne Kadar Zeki Olabilir?



Köpekler sandığımızdan fazlasını anlayabiliyorlar.

Köpeklerin zeki olduğu bir gerçek. Peki bir köpeğin zekası kaç yaşındaki insanla aynı olabilir? Pek çok köpek bekle, gel gibi basit komutları rahatlıkla öğrenebiliyor ve uygulayabiliyorlar. Eğitime özen gösterildiği taktirde köpeklerin anlayabildikleri basit komutların sayısı yüzlerle ifade edilebilecek seviyeye kadar çıkabiliyor. Üstelik bu komutların tamamı sözlü olmak zorunda da değil. Bilim adamları köpeklerin el kol hareketleri dışında, insanların yüz ifadelerini de tanımlayabildikleri ve bu ifadelere göre davranabildiklerini ortaya koydu.

Kanadalı bilim adamları, bir İskoç çoban köpeği üzerinde yaptıkları testte, köpeğin doğru eğitimden sonra 5'e kadar sayabildiğini ve sonucu 5'i geçmeyecek basit matematik işlemleri yapmayı öğrenebildiğini ortaya koydu. Bilim adamları bu sonuçtan sonra köpeklerin zekasının 2,5 yaşındaki bir çocuğun zekasına eşit olduğunu ortaya koydular.



Kaynak : CHİP (17 Nisan 2012,00:02)


nötrino 22 Nisan 2012 11:45

Arıların Nesneler Arasında Bağ Kurabilme Yetenekleri / Kavram Oluşturma
 
Arılar da Nesneler Arası Bağ Kurabiliyor



Bugüne kadar yalnızca memelilerinki kadar büyük beyinle mümkün olabileceği sanılan bir özelliğin arılarda da olduğu ortaya çıktı. Yapılan bir araştırma arıların nesneler arasında bağ kurabildiğini; benzerlik, farklılık ve büyüklük gibi kavramları oluşturabildiğini ortaya koydu.


Arıların, nesneler arasındaki ilişkilerin farkında olduğu ortaya çıktı. Fransa'daki Bilimsel Araştırma Merkezi'nden bilimadamları, bugüne dek bu ilişkilerin memelilere özgü olduğunun sanıldığını ancak arıların da bir nesnenin diğerinin "altında", "yanında" ya da "üzerinde" olduğunu "anlayabildiğini" belirledi.

Bu "beklenmedik saptama", "kavramsal bir bilginin özümsenmesinin" ancak memelilerinki kadar büyük beyinle mümkün olabileceği tezine gölge düşürdü.

İnsanların farklı nesneler arasında bağ kurduğunu ve "aynı", "farklı", "daha büyük" ya da "diğerinin üzerinde" gibi kavramlar kullandığını belirten bilimadamlarından Profesör Martin Giurfa, arıların da besin kaynağına ulaşmak için kavramlar oluşturabildiğine dikkati çekti.

Araştırmacılar, konumu değişen bazı görüntülerin arasına yerleştirilen iki delik aracılığıyla arıların şekerli suya ya da acı bir sıvıya ulaşabilmelerini sağladı. Otuz kadar denemeden sonra arıların hatasız olarak şekerli suya giden "bağı kurduğu", hatta bunu daha önce görmedikleri görüntüler kullanıldığında bile yapabildiği vurgulandı.

Bilimadamları insanlara ve bazı primatlara özgü olduğu sanılan bu yeteneğin arılarda da bulunmasının "konuşma olmasa da" ve "beyin çok küçük olsa da" karmaşık bilişsel çözümlemelerin mümkün olduğunu gösterdiğini belirtti.

ABD Bilimler Akademisi'nin dergisi PNAS'ta yayımlanan araştırma ayrıca hayvanlarda kavrama, insan psikolojisi, sinirbilimi, yapay zeka gibi konulardaki birçok teze de gölge düşürmüş oldu.



Kaynak : AA / ABD Bilimler Akademisi,PNAS Dergisi (21 Nisan 2012,20:20)




nötrino 9 Mayıs 2012 18:17

Ayılarda Kış Uykusu Süresince Yaraların İyileşme Mekanizması
 
Ayılar Uyurken İyileşiyor



Bir grup Amerikalı araştırmacı, siyah ayıların yaralarının kış uykusu boyunca şaşırtıcı bir hızda iyileştiğini ortaya çıkardı.

Tıp uzmanları ve zoologların birlikte yaptıkları çalışmalara göre ayıların yaraları kış uykusu sırasında, mikrop kapmadan ve iz bırakmadan iyileşiyor.Bilim adamları, ayıların kış uykusu sırasında vücut ısılarının düşmesine ve kalp atışları ile metabolizmalarının yavaşlamasına rağmen yaralarının nasıl iyileştiğini hala araştırıyorlar.

Araştırma sonuçlarının insanlarda yaraların iyileştirilmesine yönelik tedavilere de yardımcı olması bekleniyor.Bulguları Integrative Zoology dergisindeki makalede yayımlanan araştırmaya göre, bu bilgiler yaşlıların, şeker hastalarının ve yetersiz beslenen insanların, iltihap kapan ve yavaş iyileşen yaralarının tedavisinde gelişmeler sağlayabilir.

Minnesota ile Wyoming üniversitelerinden ve Minnesota Doğal Kaynaklar Ofisinden bilim adamlarının yaptığı araştırmada 25 yıl boyunca, davranış biçimleri ve sağlık durumlarını anlamak için 1000 siyah ayı izlendi.Araştırma sırasında radyo vericili tasmalarla izlenen ayılardaki hızlı iyileşme süreci dikkat çekti.

Takip edilen ayıların her yıl avcıların mermi ve oklarıyla, diğer ayılarla ve yırtıcı hayvanlarda kavgaları sonucunda yaralandığı tesbit edildi.

İz Bırakmadan İyileşme

Bu yaraların ayıların kış uykusuna yatmadan önce iltihaplandığını ekleyen uzmanlar, inlerinde yatan ayıların yaralarının temizlenmeden, dikiş atılmadan ve antibiyotik kullanmadan iyileştiğini söyledi.Ayıların iyileşme sürecinin anlaşılabilmesi için Kuzey Minnesota'da radyo vericili tasma takılan ayıların vücutlarındaki 14 yara yakından izlendi.

Ayıların kış uykusunun başladığı Kasım ayıyla, uyandıkları Mart ayları arasında yaralarının neredeyse hiç iz bırakmadan iyileştiği görüldü.Ayrıca iyileşme sürecinde hiç iltihaplanma görülmediği belirtildi.İyileşme sürecinde ayıların derilerinin yenilendiği ve hatta yaralanmış bölgelerde yeni tüylerin çıktığı fark edildi.

Kış Uykusu
*Siyah ayılar yılda 5 ila 7 ay arası uyuyor.

*Siyah ayılar, kış uykusu boyunca yemiyor, içmiyor ve dışkılamıyor.

*Siyah ayıların metabolizma hızları, normal hızlarının dörtte biri oranında yavaşlıyor.

*Siyah ayıların kalp atışı hızı dakikada 55'ten 9'a düşüyor.
Minnesota Üniversitesi araştırma grubundan Prof. David Garshelis BBC'ye yaptığı açıklamada 'Ayıların kış uykusu sırasında metabolizmalarının yavaşlamasına rağmen yaralarının tamamen iyileşmesi bizi çok şaşırtıyor' dedi.Prof Garshelis ayıların kış uykusunda başka olağanüstü özelliklerinin olduğunu da söyledi.

İnlerinde 6 ay kalmalarına rağmen kayda değer bir kas ya da kemik doku erimesinin olmadığını belirten Prof Garshelis, kas ve kemik dokusunun korunmasına siyah ayıların doğaya uyum sağlayan metabolizmalarının neden olduğunu söyledi.Kış uykusu sırasında siyah ayıların temel vücut ısısı 7 dereceye kadar düşüyor ve kalp atış hızları azalıyor.

İnsanlarda düşük vücut ısısı veya kan damarlarındaki hareketlerin azalması iyileştirme sürecinde ciddi komplikasyonlara yol açıyor.Uzmanlar, insanlarda yaşanan bu sağlık problemlerine çözüm bulmak amacıyla ayıların iyileşme mekanizmalarını çözmeye çalışıyor.Elde edilen bilgilerin tıp dünyası için çok olumlu sonuçlar doğuracağını söyleyen Prof. David Garshelis, ayıların iyileşme sürecini anlayıp insanlara uygulamayı umut ettiklerini ifade etti.



Kaynak: BBC / Integrative Zoology (20 Mart 2012,09:58)


nötrino 21 Mayıs 2012 17:58

Yarasaların Genel Özellikleri
 
Yarasalar Neden Kan Emer?


Yarasalar tabiatın harikulade yaratıklarından biridir. İnanılmaz özelliklere ve örnek bir toplumsal dayanışmaya sahiptirler. Kan ile beslenmeleri insanların gözünde onları vampir ile özdeşleştirmiş, hep korkulan bir hayvan olmuşlardır. Halbuki yarasaların çoğu kan ile beslenmez. Zararlı böcekleri yiyerek insanlığa faydaları dokunur.

Sadece bir yarasa bir saat içinde 300 böcek yiyebilir. Muz, avakodo gibi ticari değeri yüksek ağaçların çoğalmaları için polenlerinin taşınmasında en önemli rolü yarasalar oynar. Yarasalar gece ava çıkmak için, ay varsa onun kayboluşunu, yani tam karanlığı beklerler. Sıcak kanlı memeli hayvanların kanları ile beslenen yarasalar genellikle atları sığırlara tercih ederler.

Salgısında bulunan pıhtılaşmayı önleyici bir madde 20-30 dakika kanın sürekli akmasını sağlar ve beslenme gerçekleşir. Bir kez kanını emdikleri hayvanla karşılaşırlarsa diğerlerini bırakıp yine ona saldırırlar. Vampir yarasalar arka arkaya iki gece kan içmedikleri takdirde ölürler.

Her gece vücut ağırlığının en az yarısı kadar kan içmek zorundadırlar. Doğumdan sonra anne, emzirmenin yanında yavruya takviye olarak, kusarak kan da verir. Bu yetersiz kalırsa bir başkası yardımcı olur. Hatta yetişkin yarasaların, ölmek üzere olan bir başkasına ağızdan kan verip onu kurtardıkları görülmüştür.



Kaynak : Bilgiara net


nötrino 22 Mayıs 2012 17:33

Orangutanların Yuva Yapma Süreci,Becerisi
 
Orangutanların Mühendislik Becerisi



Araştırmacılar orangutanların yuva yaparken oldukça gelişmiş mühendislik beceriler kullandıklarını ortaya çıkardı.

Manchester Üniversitesi'nden araştırmacılar orangutanları Sumatra ormanlarında takip etti ve görüntüledi ve aynı zamanda orangutanların yuvalarını parçalayarak bu yuvaların nasıl oluşturulmuş olduğunu da inceledi.PNAS adlı dergide yayınlanan araştırmaları orangutanların yuvanın iskeletini oluşturmak için kalın dallar, üzerine yattıkları taban için ise ince ve elastik dallar kullandıklarını ortaya çıkardı.Manchester Üniversitesi'nden Roland Ennos bu verilerin orangutanların oldukça gelişmiş alet kullanma ve inşaat becerileri olduğunu gösterdiğini söyledi.

Araştırmayı yöneten doktora öğrencisi Adam van Casteren, kuzey Sumatra'da orangutanlarla birlikte bir yıl kaldı.Londra'daki Royal Veterinary College'den Julia Myatt ile birlikte çalışan van Casteren orangutanları yuvalarını inşa ederken filme almayı başardı.Orangutanların bir yuvayı 5 ya da 6 dakikada tamamlayabildikleri görüldü.Araştırmacılar bazen 30 metre kadar yüksekte olabilen orangutan yuvalarını hayvanlar yemek için uzaklaştıklarında dikkatlice ölçtüler.Bilim adamları bazen de yapılarını anlayabilmek için boş yuvaları parçalayıp tekrar bir araya getirdi.

Adam van Casteren yuvalardan alınan örnekler üzerinde yapılan incelemelerin orangutanların dalları nerede kullanacaklarını seçerken elastikiyet ve sertlik gibi bir çok özelliği dikkate aldıklarını gösterdiğini söyledi.

Yuvaların çok sağlam olduğunu da söyleyen van Casteren ''Erkek orangutanlar 80 kilo ağırlığında olabiliyor. Ve orangutanlar yuvalarını çok yüksek yerlere yapıyorlar. Güvenli bir biçimde, düşmekten korkmadan uyuyabilmeleri için yuvaların çok sağlam olması gerekiyor'' dedi.

Doktora öğrencisi ''Orangutanlar sadece bir ağaç dalı görmüyorlar, yuva yapabilecekleri bir materyal görüyorlar'' dedi.St Andrews Üniversitesi'nden hayvan davranışları uzmanı Dr Amanda Seed ''Orangutanların yuva yapma sürecini böyle detaylı bir şekilde izleyebilmek çok güzel'' dedi.Seed ''Şimdiye dek maymunların ve kuşların yuva yapma yetenekleri alet kullanma yeteneklerine oranla çok daha sınırlı oranda araştırıldı'' dedi. Yine St Andrews Üniversitesi araştırmacılarından Prof Richard Byrne yuva yapımının şimdiye dek bilim adamları tarafından araştırılması ihmal edilmiş bir konu olduğu konusunda Dr Seed'e katılıyor.

Byrne ''Bilim adamları 'alet'i birşeyler inşa etmekte kullanılan bağımsız obje olarak tanımlıyor. Orangutan yuvaları ise ağaçlardan bağımsız değiller. Orangutanlar dalları kırıp bükerek ama ağaçlardan koparmadan yuva yapıyor'' dedi.Bilim adamı ''Ancak bu yuva yapma yeteneği sınırlı da olsa şempanzelerde gördüğümüz alet kullanma yeteneğinin kökenini oluşturuyor olabilir'' diye konuştu.



Kaynak : BBC / PNAS (17 Nisan 2012,12:28)




nötrino 28 Mayıs 2012 17:20

Güvercinlerin Genel Özellikleri
 
İnsanoğlunun Yaşamı Paylaştığı Dostları Güvercinler

Güvercinler,tür açısından en zengin kuş ailesinden(Columbidae) biridir(1672 tür+alttür içerir). Aile olarak vücutlarının güçlü ve kafalarının küçük olması ile karakterize edilirler. Gagalarının üzerindeki etsi çıkıntı bu grubun en temel özelliğidir. Palearktik bölgede bulunan 29 türün sekizinin Anadolu’da yaşadığı saptanmıştır(1 ve 2), oysa Orta Avrupa’daki güvercin türü sayısı sadece beştir. Bu da Anadolu’nun kuşlar açısından ne denli zengin bir ekosistem olduğunu kanıtlar.

Güvercinler Antarktika ve polar bölgelerin dışındaki tüm alanlarda yayılış gösterir. Getirdikleri çalı çırpıyı üst üste koyarak basit yuvalarını çatı arası, ağaç üstü, kaya oyukları ve yerde yaparlar. Bir ya da iki beyaz renkli yumurta bırakırlar. Güvercinler çok iyi uçar. Bunda on bir adet olan el uçma tüyleri ile 12-18 adet olan kol uçma tüyleri ile 12-14 kuyruk tüyüne sahip olmalarının rolü vardır. Güvercinlerin yaşadığı ortamlardaki (örneğin şehir ve diğer yerleşim alanlarındaki) yoğun beslenme ritmi, ya da beslenme saatleri, genellikle iş dönemi, ya da trafiğin yoğun olduğu saatlerdedir.

Daha çok tohum, tomurcuk, üzüm ve benzeri bitkisel besinleri yerler. Beslenme alanına bağlılık güvercinlerde oldukça gelişmiş bir davranış biçimidir. Güvercinler kendilerini sürekli olarak besleyen kimseleri ya da beslenmeyi başlatan bir işareti, örneğin ıslık çalmayı, çok iyi tanır. Onlar ulaşabildikleri her noktadan, hatta fıskiyelerden bile rahatça su içer. Revir, yani yaşama alanı tesis döneminde, erkek birey, önceleri oldukça büyük bir bölgeyi savunur.

Komşu sürtüşmeleri, bazen tüm bir kuluçka süresince görülebilir. Güçlü erkekler, zayıfları revirlerinden kovar. Anneler uçabilen genç erkek çocuklara revirde hoşgörü göstermediği halde, babalar bu hoşgörüyü gösterir. Gruptaki birey sayısı besin miktarına bağlı olarak değişebildiği gibi, bazen binden daha fazla bireyin oluşturduğu sürülere rastlanır.İstanbul Yenicami güvercinleri bunun için iyi bir örnektir.

Açık alanlarda çok sıkışık gruplar meydana getirilir. Yerleşimin olduğu mahallelerde daha küçük gruplar oluşturulur. Yerleşim alanlarını çevreleyen tarlalarda gruptaki birey sayısı 60-100 arasında değişir. Beslenme bölgelerinde bazen sayıları 6 bini bulan gruplara rastlanır.



Kaynak : Popüler Bilim (Haziran 2009,Sayı:184)


nötrino 2 Haziran 2012 12:42

Biyoçeşitliliğin Korunmasında Atların Fonksiyonu
 
Yılkı Atları Doğayı Koruyor



Akdeniz havzasının en önemli sulak alanlarından olan Gediz Deltası’nın ayrılmaz parçaları arasında atlar yer alıyor.

Deltada yaşayan atlar, birçok sulak alan bitkisinin dağılışını kontrol ederek başka canlıların yuva yapması için korunaklı alanlar oluşturuyor. Özellikle Gediz Deltası gibi farklı habitatları bir arada barındıran mozaik yapının korunması için atların deltadaki varlığını devam ettirmesi kritik önem taşıyor.Tuzlu, tatlı ve acı su ekosistemlerini içeren sulak alan özelliği ile adeta bir mozaik olan Gediz Deltası 263 kuş türünün yanı sıra geniş bir bitki çeşitliliğine de ev sahipliği yapıyor.

Gediz Deltası’nda yaşayan yaklaşık 80 kadar yılkı atı ise deltanın bu zenginliğinde önemli bir rol oynuyor. Bu atlar genelde, civarda yaşayan insanların eskiden buraya otlatma amaçlı ya da bakamadıkları için saldıkları hayvanlar ve onların devam eden nesilleri.

Alandaki biyoçeşitliliğin korunmasında önemli bir rol oynayan atların otlaması sayesinde, çok yıllık bitkilerin gelişmesi engellenerek bu türlerin baskın hale gelmesinin önüne geçiliyor. Bu durum da yıllık bitki türlerinin gelişmesine büyük katkı sağlayarak çeşitliliğin artmasına neden oluyor. Bazı araştırmalar, otlatmanın engellenmesi halinde bitki türlerinin yaklaşık yüzde 50 oranında azalmasına, tek ve iki yıllık türlerin yok olmasına yol açtığını ortaya koyuyor.

Bu nedenle otlatma deltadaki diğer canlı türleri ve sağlıklı bir sulak alan ekosistemi için de vazgeçilmez bir unsur haline geliyor.Yılkı atlarının Gediz Deltası için büyük bir değer olduğunu belirten Doğa Derneği Genel Müdürü Engin Yılmaz, yaptığı açıklamada “Gediz Deltası, içinde yaşayan insanı, kuşu, atları ve barındırdığı farklı habitatlar ile benzersiz bir alan. Bizim bu alanı bugünkü değerleriyle geleceğe bırakma sorumluluğumuz var. Atlar da buna dahil” diye konuştu.Doğa Derneği ile birlikte Gediz Deltasının korunması için çalışan Tour du Valat sulak alan uzmanlarından François Mesléard’ın yakın zamanda kaleme aldığı bilimsel makalesinde Gediz Deltasında yaşayan atların Gediz Deltası’ndaki biyoçeşitliliği korumak için önemli bir rol oynayabileceğini belirtiyor.



Kaynak: Doğa Derneği (01 Haziran 2012,10:59)


nötrino 4 Haziran 2012 16:24

Ahtapotların Kamuflaj Özelliği
 
Taklit Yeteneğine Sahip Kurnaz Ahtapot



Endonezya sahillerinde görülen bir ahtapot türünün, aynı suları paylaştığı zehirli balık ya da deniz yılanı türlerini taklit etme yeteneği.

1998 gibi çok yakın bir tarihte türü keşfedilen bu kurnaz ahtapot (Thaumoctopus mimicus) düşmanlarından saklanmak yerine kendini aynı sularda yaşayan başka canlılara benzetme yolunu seçiyor.Ahtapotun DNA'sını inceleyen bilimadamları, taklit yönteminin diğer deniz canlılarını korkutmayı amaçladığını söylüyor.

Başını ve kollarını yassılaştıran, renklerini koyu kahve ve beyaza dönüştürüp suda dalgalanarak yüzmeye başlayan ahtapot, bu şekilde çevresindekilere ''beni lezzetli bir öğün olarak düşünmeyin, ben aslında zehirli bir yassı balığım'' mesajını veriyor.Taklitçi ahtapotun gizlenmek yerine kendini bilhassa ortaya çıkaran bir yöntemle korunma sağlaması doğada çok nadir rastlanan bir durum.

ABD ve Endonezya'dan bilimadamları, aynı sularda yaşayan akraba ahtapot türlerinin soluk renklere bürünerek deniz dibinde kamuflaj yöntemine başvurmasına karşın, taklitçi ahtapotun seçtiği görece daha riskli korunma yönteminin nasıl geliştiğini hayvanın genlerinde aradı.

Araştırma ekibinden Dr. Christine Huffard, ''Diğer ahtapotlar kamuflaj yöntemini başarıyla kullanarak düşmanlarından korunuyor. Thaumoctopus mimicus ise atalarından devraldığı kamuflaj yeteneğini bir kenara itip, bunun tam aksine kendini daha dikkat çekici hale getiriyor.''
diyor.Taklitçi ahtapotun DNA'sını analiz eden araştırmacılar, yassı bir balık gibi yüzmesinin ya da kahverengi ve beyaz renklere bürünmesinin kalıtımsal olarak ne zaman ortaya çıktığını tesbit etti.

Bilimadamları, yassı balık taklidinin başarılı olduğunu çünkü aynı çevrede yaşayan zehirli yassı balık türlerini -'zebra ya da tavuskuşu dilbalığı' olarak bilinen balıkları andırdığını söylüyorlar.Araştırma ekibinden Dr. Healy Hamilton, ''Belki yassı balık taklidini mükemmel bir şekilde yapmıyor ama, düşmanlarını şaşırtacak kadar iyi taklit yapmak yetiyor.'' diyor.''Düşmanları işin farkına varıp saldırıya geçtikleri zaman, taklitçi ahtapot çoktan ortadan kaybolmuş oluyor.''



Kaynak : BBC (30 Ağustos 2010,17:02)


nötrino 9 Haziran 2012 11:35

Evarcha Culicovora Örümcekleri
 
Vampir Örümcekler Kurbanlarını Nasıl Seçiyor?

http://cdn1.cnnturk.com/handlers/file.ashx?FileID=605990&Width=292&Height=0&BlackWhite=False&Quality=80

Yeni bir araştırmaya göre Doğu Afrika'da yaşayan zıplayan ''Vampir'' örümcekler kurbanları olan sivri sinekleri antenleri sayesinde tanıyor..

Yeni Zelanda'daki Canterbury Üniversitesi'nden araştırmacılar bu şaşırtıcı örümcek cinsini uzun süredir araştırıyor.Bilim adamları örümceğin yeme alışkanlıklarını öğrenebilmek için ''Frankenstein sivrisinek'' modelleri ve üç boyutlu animasyonlardan yararlandı.

Yaşamlarını kan içerek sürdürdükleri için vampir olarak anılan Evarcha culicovora örümcekleri Kenya'da yaşıyor.Bu örümcekler canlılardan kan emmek yerine, yeni beslenmiş sivri sinekleri yiyerek kan ihtiyaçlarını karşılıyorlar.Ancak erkek sivrisinekler kan içmiyor. Bu da örümceklerin avlanırken dişi ile erkek sivrisinekleri birbirinden ayırabilmelerini gerektiriyor.

Vampir örümcekler genellikle Anopheles sivri sineklerini yiyor. Sıtma taşıyıcısı olan bu sineklerin dişileri ile erkekleri neredeyse aynı boyutlarda ve tamamen aynı görünüyor.Bu sivrisineklerin iki cinsi arasındaki tek fark dişilerle erkeklerin gözle zor görülen antenlerinin birbirinden farklı oluşu.

Canterbury Üniversitesi'nden Dr Ximena Nerlson ''Beni en çok şaşırtan şey antenler arasındaki farkın gözle görülemeyecek kadar küçük olmasıydı'' diyor.Anopheles sivrisineklerinin erkeklerinin antenleri hafifçe tüylü, bu sayede dişilerin kokularını algılayabiliyorlar. Dişi sineklerin antenlerinde ise tüyler bulunmuyor.

İşte vampir örümcekler avlanırken bu gözle zor görülen anten tüylerini fark ediyor ve bu sayede kendileri için besleyici olan dişilere yöneliyorlar.Bilim adamları bu deney sırasında ölü sivrisinek parçalarından Frankenstein sinek modelleri oluşturmuş. Yani erkek sivrisinek vücuduna dişi kafası, dişi vücuduna ise erkek kafası takmış.Sivri sineklerin genelde vücudu bir erkeğe ait olsa da dişinin antenlerine sahip olan bedeni yemeyi tercih ettiği görülmüş.



Kaynak : BBC / CNN (08 Haziran 2012,15:29)


nötrino 11 Haziran 2012 12:21

Bukalemunların Genel Özellikleri
 
Doğanın Renk Cambazları: Bukalemunlar

Bukalemunların deri rengi sarı, yeşilin çeşitli tonları, kiremit kırmızısı, kestane rengi ve siyaha dönebilir, hatta deri üzerinde benekler ve çizgiler oluşabilir. Gözleri birbirinden bağımsız olarak döner. Gözlerden biri yukarı ve sağa odaklanırken diğeri aşağı ve sola bakabilir ve 360 derecelik görüş alanı vardır. Bu özelliğini avının uzaklığını hesaplamada kullanır. Solucan şeklinde olan dil, bukalemunun vücudundan daha uzun olup, dillerinin ucu sürekli olarak yapışkan bir sıvı ile nemlendirilen piston şeklinde yumruya sahiptir.

Günümüzde bulunabilen ve pet hayvanı olarak yetiştirilen bukalemun ırkı peçeli bukalemunlardır. Bakımları için tüneyebilecekleri uzunlukta bir kafese, ilave ısı ve ultraviyole ışığı kaynağına, damlama tarzında akan su kaynağına ve beslenme için çeşitli böceklere gereksinim duyarlar.

Peçeli bukalemunların doğal yaşam alanı Yemen’in batısı ile Suudi Arabistan’ın güneyindeki dağlık bölgeler kenarında su birikintisi, yeşilliğin ve dolayısıyla böceklerin bulunduğu yerlerdir. Bu bölgeler nisbeten daha nemlidir ve çevre sıcaklığı 20-43 C arasında değişir. Yapraklardan sızan damlaları dilleriyle emerek su içerler. Bukalemunları sabah serinliğinde güneşlenirken, ağaç dalları ve çalılar üzerinde görmek olasıdır.Bukalemunların tırmanmaya yarayan uzun kuyrukları ve dalları kavramaya yarayan güçlü ayakları vardır.

Nasıl Avlanırlar?

Avlanacakları zaman avlarına sessizce yaklaşırlar, gözlerini avlarına odaklarlar ve bir dil boyu kadar yaklaştıklarında ağızlarını yavaşça açarlar, dil kemiği ileriye doğru sürülür ve dilin üçte ikisi çok hızlı şekilde ileriye doğru fırlatılır. Dilin ucundaki yumru avına yapışır. Sonra dil ağza çekilir. Bukalemunlar böcek yiyerek beslenirler. Yaşayabilmeleri için günde en azından 20-30 canlı sinek, 7-8 orta boy canlı çekirge ya da 10 kadar ufak canlı hamamböceği ile beslenmelidir.

Neden Renk Değiştirirler?

Erkekler ve dişiler arasında bazı yapısal görünüm farklılıkları vardır. Erkekler 45-60 cm, dişiler 30 cm uzunluğundadır. Her iki cinste de renk değiştirme özelliği vardır, fakat erkekler daha parlak görülür. Renk değiştirme sinirsel uyarımlarla denetlenir. Bukalemunların rengi sağlık durumuna, bölgesine yapılan saldırılara, çiftleşme dönemine, deri değiştirme dönemlerine, yaşa, cinsiyete, çevre sıcaklığına, ışığa ve mevsime göre değişiklik gösterir. Korku ve sinirlenme halinde ani ya da kademeli renk değişikliği meydana gelir.

Yalnız Yaşarlar

Yaşam süreleri erkeklerde 7-10, dişilerde 4-6 yıldır. Bukalemunlar yalnız yaşayan hayvanlardır. Yanlarına başka bir bukalemun konulduğunda strese girip iştahsız hale gelirler. Bukalemunlar ürkek ve yavaş hareket eden canlılardır. Korkutulduklarında tıslar ve renk değiştirirler. Tutulduklarında strese girip hastalanabilirler. Ele alınmak istendiğinde sırt, boyun ya da kuyruğundan tutulmamalıdır. Bukalemunun kendiliğinden ele tırmanmasına izin verilmelidir.

Akvaryum tarzında camdan yapılan kafesler bukalemunlarda strese neden olduğundan kafesler camdan başka bir materyal kullanılarak yapılmalıdır. Kafeste bukalemunun tırmanabileceği dallar yeşil bitkiler bulundurulmalıdır. Çevre sıcaklığı gündüz 26.5 C, gece 21 C, güneşlenme alanı 32-37.5 C olmalıdır. Isıtma için 75 wattlık lamba ve reflektörden yararlanılır. Geceleri gerekli ısıya ulaşmak için oda ısıtıcıları ve kızılötesi lambaları kullanılabilir. Direkt güneş ışığı D3 vitamini sentezi için uygundur fakat aşırı sıcaktan kaçınılmalıdır. Direkt güneş ışığına alternatif olarak full spektrumlu ultraviyole lambaları kullanılabilir.



Kaynak : Popüler Bilim (Ocak 2006,Sayı:143)


Huni 11 Haziran 2012 12:22

Arıların zararlısı yaban(eşek)arısıdır. Yaban arısı bal yapamaz. Yaban arısı insanı sokar ve zehirler. Bilmeden yuvasına yaklaşırsanız hep birlikte saldırabilirler. Hemen ilaçlama yaptırmalısınız. Yaban arısı ilaçlama için arı ilaçlama İzmir şubemizi arayın size arı ilaçlama ve böcek ilaçlama konusunda yardıma hazırız.


nötrino 14 Haziran 2012 10:31

Kedilerin Gözleri
 
Kedilerin Gözü Karanlıkta Neden Parlar?



Karanlık bir ortamda gördüğümüz iki parlak nokta bizi bir an korkutsa da, onun bir kedi olduğunu anlamamız çok zamanımızı almaz. Evet kedilerin ve bazı hayvanların gözü karanlıkta parlar.

Kedigillerin ve bazı memeli hayvanların gözlerinin damar tabakasında Tapetum Lucidum adı verilen ve insanlar da olmayan bir yapı mevcuttur. Bu yapıda bulunan kristallerin yardımı ile gözün arka kısmına düşen karanlık yerdeki ışık yeniden retinaya yansır, yani retinadan iki kez ışık geçer. Retinaya geri gelen ışığın bir kısmı göz merceğinden geri döner ve gözlerin parlamasına neden olur.

Bu farklı göz yapısı sayesinde kediler ışıktan daha fazla yararlanmış olur. Gözbebekleri karanlıkta olabildiğince çok ışık alabilmek için büyüyerek yuvarlaklaşır. Bu göz yapısına sahip hayvanlar karanlıkta daha iyi bir görüşe sahiptir, hatta insanlardan daha iyi görebilmektedirler. Kediler demek ki bu yüzden karanlıkta ağaçlara tırmanmaktan ve çatılarda gezinirken düşmekten, korkmuyorlar.Sonuç olarak kedilerin gözlerinin parlaması ışığın geri yansımasından meydanan gelen bir parlamadır.



Kaynak : Bilimania (16 Ocak 2012)


nötrino 15 Haziran 2012 11:33

Mantis Karidesinin Teknolojik Özellikleri
 
Asabi Karides Tıpta Çığır Açabilir


Küçük boyutuna oranla dünyanın en sert ve öldürücü darbelerini indirmesiyle bilinen mantis karidesi, bilim dünyasında büyük bir atılım yaşanmasını sağlayabilir.

Singapur’un Nanyang Teknoloji Üniversitesi’nde mantis karidesleri üzerinde yapılan bir araştırma, seramikten çelik yeleğe kadar birçok nesnenin çok daha sağlam ve dayanıklı yapılmasını öngörüyor.NTU’da akademisyen olan Ali Miserez’in, küçük deniz canlısı mantis karidesini inceleyen araştırması, birçok protezde kullanılan seramik ve metallerin, bugün olduğundan katlarca sağlam üretilmesinde yardımcı olabilir.

Mantis karidesinin akvaryum camını kırabilen, yengeçlerin kabuklarını parçalayan son derece sert, ‘sopaya’ benzeyen dokunaçlarını inceleyen Miserez, küçük canlının sahip olduğu güç karşısında şaşkınlığa uğradı. Mantis karidesi, kıskaçlarıyla 50 kg gücünde darbe vurabiliyor. Bu rakam, karidesin kendi ağırlığının yüzlerce katına denk geliyor. Hint Pasifiği bölgesinde yoğun olarak yaşayan karidesin düşmanlarına kollarını savurma hızı 5.56 mm mermi kullanan bir tüfeğinkine neredeyse eşit.

Miserez, çalışmasında, ABD’nin Harvard Üniversitesi’nden Dr James Weaver ve Purdue Üniversitesi ile Brookhaven Ulusal Laboratuvarları’nda görevli bilim insanlarıyla çalıştı. Bilim insanları, mantis karidesinin dokunaçlarını nano ölçekte inceledi ve karidesin dokunaçlarının mühendislikle üretilen seramiklerden bile daha sert bir yapıya sahip olduğunu gördü.

Bilim dünyasında ilk kez mantis karideslerinin dokunaçları bu kadar detaylı incelendi. Geçmişteki araştırmalar, mantis karidesinin, vücuduna oranla dünyadaki en sert vuruş gücüne sahip canlı olduğunu göstermişti. Güçlü olduğu kadar zehirli dokunaçlarıyla düşmanının kalbini oyan karides, kabuklu rakiplerini de vura vura parçalamayı tercih ediyor.


Birçok Alanda Kullanılabilir

Miserez, Science dergisinde yayımlanan araştırması hakkında, “Mantis karidesinin darbelere son derece dirençli yapısı, kalça ve eklem protezlerinin sağlamlığında büyük bir atılım sağlayabilir. Bu protezler yürüyüş ve günlük aktiviteler esnasında yüzlerce darbeye maruz kalıyor” dedi.

Mantis karidesleri üzerindeki araştırması için Singapur Ulusal Araştırma Merkezi’nden beş yıl boyunca 3 milyon dolarlık destek alacak olan Miserez, “Kalça protezleri her yıl dünyada yüz milyonlarca dolar maliyet çıkarıyor. Yenilenmeleri gerektiği zaman çok ağır bir ameliyat gerekiyor. Doğadan öğrendiklerimizi protezlere katarak bu işe ‘karides’ çözümü bulabiliriz’ dedi.

Miserez, protezlerin kemiklerde aşınmalara neden olabildiğini, metal protezlerin insan vücudunda zehirlenmelere yol açabileceğine dikkat çekti ve yapacakları araştırmalarda insanların biyolojik yapısına uyumlu kemik materyali üretmeye çalışacaklarını belirtti. Mantis karideslerinin dokunaçlarının sertliğine sahip olan protezler üretilebilirse, tıp alanında önemli bir gelişme yaşanacağı süphesiz.


Zırh Bile Üretilebilir

Miserez ve ekibinin elde etmeyi amaçladığı materyal, var olan protez materyallerinden çok daha hafif ve darbe dirençli olacak. İstenilen materyal üretilirse, vücut zırhından, daha hafif zırhlı araçların ve daha dayanıklı motorların üretilmesini sağlayacak.

İsviçreli bilim insanı Miserez, ekibine genç araştırmacılar katarak araştırmalarını sürdürmek istiyor. 36 yaşındaki Miserez, “Eğitimde genç insanlara rol vererek onlara ilham vermeyi ve en son teknoloji ve bilimsel gelişmelerde onlara fırsat vermeyi istiyorum” dedi.

Uzaylı Karides

Okyanusların en ufak ve bir o kadar büyük özelliklere sahip canlısı olan mantis karidesi, aynı zamanda üstün görme yeteneğine sahip bir canlı. Karides, en az 100 bin renk algılayabiliyor. Bu rakam, insan gözünün algı kapasitesinin 10 katına denk geliyor.Dairesel polarize filtre (CPL) olarak bilinen ışık düzenini algılayabilen tek dünyalı olan mantis karidesi, 12 farklı ışın algılayıcı hücreye sahip. İnsanlarda ise bu rakam dört. Mühendisler, görüntü teknolojilerini geliştirmek için de mantis karidesinin üstün görme özelliğini inceliyor.



Kaynak : Ntvmsnbc / Science (14 Haziran 2012,16:58)


nötrino 16 Haziran 2012 11:07

Dağ Aslanı'nın (Cougar) Nesli
 
Dağ Aslanlarının Dönüşü


Amerika Birleşik Devletleri'nde dağ aslanları, nüfuslarının yeniden artmaya başlamasıyla, daha önce terk ettikleri yaşam alanlarına geri dönüyor.

Orta batı Amerika'da görülen ve cougar olarak da anılan bu büyük kedilerin neslinin tükenmesinden korkuluyordu.Zira beslendikleri av hayvanları da, cougarlar gibi insanlar tarafından aşırı avlandıklarından, cougerların nesli yüz yıldır giderek azalıyordu.Vahşi Doğa adlı dergide yayımlanan araştırma cougarların yeniden çoğalmaya başlamasıyla, insan ve cougar arasında olumsuz karşılaşmalar yaşanabileceğine işaret ediyor.

Araştırmayı yürüten bilimciler insanların yeniden bu hayvanlarla birlikte yaşayabilmeleri konusunun düşünülmesi gerektiğini söylüyor.Doğulu cougarların sayısı öylesine azalmıştı ki ABD Balıkçılık ve Vahşi Hayat hizmetleri bu hayvanların neslinin artık tamamen tükendiğini açıklamıştı.

Cougarlar özellikle 1970'lerin sonlarına kadar yoğun şekilde avlandı.Cougarlar tarım alanlarına da zarar verdiği için çiftçilerin başına ödül koydukları hayvanlar oldukları için azalıyordu.Hayvanların neslini korumak için 1960'lı yıllarda para ödülleri kaldırıldı, avlanma kotaları getirildi.1990'lara gelindiğinde sayılarının artmaya başladığı gözlendi.Connecticut'ta ölü olarak bulunan bir hayvanın 3 bin kilometre yol kat ettiğinin belirlenmesi hayvanların kıta boyunca yayıldığının göstergesi olarak kabul edildi. Şimdi cougarların nüfusu yeniden yükselişe geçiyor.

Cougarları yine ABD'de de geniş bir alanda görmek mümkün oluyor.Araştırmacılar çalışmaları sırasında hayvanların varlığını ülkenin güneyindeki Texas'tan kuzeydeki Kanada'ya kadar geniş bir alanda belirledi.Neslin yeniden güçlenmesinin nedenleri arasında cougarların avlandığı kimi geyik türlerinin avına getirilen yasak da etkili oldu. Bugün gelinen aşamada cougar nüfusunun 30 bine ulaştığı söyleniyor.

Araştırmacılar, cougarların nüfusundaki bu artışı, erkeklerin uzun mesafeler katederek kendilerine yeni topraklar bulmuş olmalarına bağlıyor.Ne var ki, bilim insanları bu yalnız erkeklerin ancak daha fazla sayıda dişiyi birlikte doğuya göçmeye ikna etmeleri halinde yerleşik ve sabit bir nüfus yapısını yakalayabileceklerini söylüyor.



Kaynak : BBC / Vahşi Doğa (15 Haziran 2012,13:09)


nötrino 20 Haziran 2012 11:57

Siyah Ayı'ların Sayı Sayma Becerisi
 
Siyah Ayılar Sayı Sayabiliyor



Araştırmacılar siyah ayıların sayı sayabildiklerini ortaya çıkardı.

Animal Behaviour adlı dergide yayınlanan araştırmaya göre üç ayı dokunmatik ekranlı bir bilgisayarda yapılan sayılara dayalı bir grup testten başarıyla geçmeyi başardı.Testlerde ayıların iki farklı boyuttaki noktadan birini seçmeleri gerekiyordu. Ayılar elde ettikleri her doğru cevap için ödüllendirildiler. Araştırmayı yöneten Jennifer Vonk, ''İnsanlar ayıların ne kadar yetenekli olduklarının genelde farkına varamıyor'' dedi.

Ayılar, tüm etcil hayvanlar arasında en büyük beyin boyutu oranına sahip olsalar da zekalarının tam kapasitesi henüz bilinmiyor.Oakland Üniversitesi Psikoloji Profesörü Dr Vonk Kuzey Amerika siyah ayılarının ilk defa testleri anlayabilecek şekilde eğitilebilen ayılar olduğunu söyledi. Dr Vonk, ''Bu ayıların dokunmatik ekran kullanarak geçtikleri bir testle ilgili yapılmış ilk araştırma. Daha önce etcil hayvanlarla bu tarz bir çalışma yapılmamıştı'' dedi. Deney sırasında ayılara iki çeşit nokta ya da nokta dizisi gösterildi.Vonk, ''Basitçe ayılar daha büyük ya da küçük sayıları seçecek şekilde eğitilebilir mi ona bakıyorduk'' dedi.

Ayılar istedikleri şekli seçmek için ekrana dokundular. Her doğru cevap verdiklerinde ise ödüllendirildiler.
Deneye katılan ayılardan biri en çok noktayı içeren diziyi seçtiğinde ödüllendirildi. Diğer ikisi içinse doğru cevap en az noktanın bulunduğu diziydi.Bilimadamları deneyi gerçekleştirirken ayıların gerçekten sayı sayabildiğinden ve sadece boyut farkını algılamadığından emin olmak istedi.Doğadaki bir çok canlı sayı sayamasa da boyut farklarını kolayca algılayabiliyor. Bunu sağlamak için araştırmacılar her deneyde noktaların yerleşme şeklini değiştirdi, noktaların arkaplanının da rengi değiştirildi hatta bazı testlerde noktalar hareket ediyordu.Araştırma sonucunda ayıların önlerindeki noktaların sayısını algılayabildiği anlaşıldı.Siyah ayılar doğal ortamlarında genelde yalnız başlarına yaşıyorlar ve sosyal hayvanlar değiller.

Yani bu araştırma sayesinde grup içinde yaşamayan canlıların da sayılarla ilgili kararlar alabildiği görülmüş oldu.Vonk, ''Bu deney ilk defa sosyal hayat yaşayacak şekilde gelişim göstermemiş bir canlının sayılarla ilişkisini inceledi. Bu noktada kesin olarak sayı sayıyorlar diyemem ancak sadece boyut analizi yapmıyorlarmış gibi görünüyor'' dedi.

Benzer araştırmalar sayesinde bilimadamları ayılar ile maymunların bu konudaki yeteneklerini karşılaştırma imkanına sahip olacak.Bu deney ayıların belki de maymunlar kadar yetenekli olduğunu gösteren ilk araştırma.Dr Vonk, ''Bu ayılarla bir süredir çalışıyorum ancak bir süredir bir şempanze ile de çalışıyordum. İki türün soyut şekilleri anlama ve objeleri kategorize etme konusundaki yetenekleri birbirine oldukça yakın'' dedi.



Kaynak : BBC / Animal Behaviour (19 Haziran 2012,09:51)


nötrino 26 Haziran 2012 11:16

Karga ve Güvercinlerin Ses ve Yüz Tanıma Özelliği
 
İnsanların Yüzlerini Tanıyorlar


Bilim insanlarının yaptığı yeni bir araştırma, bazı kuşların insanların ses ve yüzlerini tanıyabildiğini ortaya koydu. Kuşların bu özelliklerinin, hayatta kalmalarında çok önemli bir rol oynadığı belirtildi.

İngiltere’nin Lincoln ve Avusturya’nın Viyana Üniversitesi’ndeki hayvan davranışı uzmanları, iki ayrı çalışmada güvercinleri ve kargaları inceledi. Araştırma sonucunda, güvercinlerin insanların yüz özelliklerini inceleyerek, tanıdık ve tanıdık olmayan yüzleri ayırt edebildikleri anlaşıldı.

Avian Biology Research dergisinde yer alan araştırmaya göre, araştırma ekibi, güvercinlere fotoğraflar göstererek tanıdıkları ve tanımadıkları cisimler arasındaki farklılıkları anlayabildiklerini fark etti.Güvercinlere, nesnelerin ardından insan yüzlerine ait fotoğraflar gösterildi. Fotoğraflardan biri, kuşları eğiten kişilerden birine aitken, diğeri önceden görmedikleri birine aitti. Eğitmenin ilgilendiği kuşların yer aldığı ilk grup gösterilen yüzü tanırken, önceden eğitim almamış ikinci grup yüzü tanımadı. Böylece, güvercinlerin yüz özelliklerini tesbit ettikleri insanları diğerlerinden ayırabildikleri ortaya çıktı.

Kim Olduklarını Biliyorlar

Lincoln Üniversitesi’nden araştırmaya katılan Anna Wilkinson, “Güvercinlerin sahip olduğu gelişmiş algı yeteneği, onların insanları tanımakla kalmadıklarını, aynı zamanda kim olduklarını da bildiklerine işaret etti. Bu hayatta kalmalarında önemli bir özellik olarak ortaya çıkıyor” dedi.

Kargalar üzerinde geçmişte yapılan bir araştırmada, bu kuşların kendi türleri arasında daha yakın oldukları kuşların seslerini daha iyi ayırt edebildiği anlaşılmıştı.



Kaynak : Ntvmsnbc / Avian Biology Research (26 Haziran 2012,10:18)


nötrino 30 Haziran 2012 11:37

Ağustos Böceğinin Sesi
 
Ağustos Böceği Nasıl Ses Çıkarır?



Böceklerin genellikle erkekleri öter. Bu ötüşlerin dişileri çiftleşmeye çağırdığı sanılmaktaysa da anlamları tam olarak belli değildir.

Ağustosböceğinin erkekleri karın zarlarını titreştirerek çekirgeler gibi vızıltılı bir sesle öterler ama çekirgelerle yakından uzaktan bir akrabalık ilişkileri yoktur. Zar gibi saydam olan iki çift kanatlarıyla daha çok gece kelebeğine benzerler. Buna rağmen insanlar hep ağustosböceğini, cırcırböceğini ve çekirgeyi karıştırırlar.

Edebiyatçılar bile ağustosböceği ile çekirgeyi pek ayırt edemezler. Örneğin Orhan Veli’nin ‘Ağustosböceği ile Karınca’ adıyla Türkçe’ye çevirdiği Lafonten hikayesindeki meşhur ağustosböceği aslında bir yeşil çekirgedir. Zaten ağustosböceğinin yazın saz çalarak yan gelip yatması, kışın da karıncaya muhtaç kalması mümkün değildir. Ağustosböceklerinin yeryüzündeki yaşam süreleri, sıcak yaz aylarına özellikle adını aldıkları Ağustos ayına rastlayan bir sürede ancak birkaç hafta sürer, hiçbiri kışı göremez.

Yaklaşık 2.000 türü bulunan ağustosböceğinin yaşam çevrimi ilginçtir. Dişi ince dallara yarıklar açıp içine yumurtalarını bırakır. Yumurtadan çıkan yavrular yerlere düşer ve toprağın içine gömülürler. Toprak altında yıllarca ağaç köklerinden emdikleri özsularla yaşarlar. Amerika’da yaşayan bazı türlerde toprak altındaki yaşam süreleri 17 yıl sürer.

Uzun yıllar toprak altında yaşayan kanatsız ağustosböcekleri aniden kanatlanırlar ve binlercesi birdenbire ortaya çıkar. Toprağın üzerindeki yaşam süreleri ancak birkaç hafta sürer. Zaten çoğu kuşlara ve yaban arılarına yem olur. Geriye kalabilen yüzlercesi, bu birkaç haftalık ömürlerinde bir araya gelerek, tiz seslerle, hep beraber koro halinde öterler.

Bütün gün akşama kadar öten ağustosböceği ne zaman yer ve içer demeyin. Böcek bu sesleri ağzından çıkartmadığı için hem öter hem de bu arada beslenir. Erkeklerin kuyruk kısımlarında, yanlarda birer ses çıkarma organı vardır. Bu organ yapı itibariyle, öten diğer böceklerin ses çıkarma mekanizmalarından farklıdır. Oval şekilli zarlardan oluşan bir çeşit davuldur ancak davulun tokmağı yoktur. Ses, etrafındaki kasların sarsılma şeklinde kasılma ve gevşeme hareketleriyle zarda yarattıkları titreşimlerle oluşur. Vücutlarında bulunan baloncuklar sayesinde frekansları üst üste binen yani rezonansa gelen sesler iyice güçlenip uzaktan duyulabilecek hale gelirler.



Kaynak : Bilimnet


nötrino 5 Temmuz 2012 11:50

Yaşlı Bal Arılarının Beyinsel İşlevleri
 
Sosyal İşler Gençleştiriyor



Bal arıları üzerinde yapılan bir araştırma, sosyal sorumluluk üstlenen yaşlı arıların kısa sürede beyinsel işlevlerinin arttığını ortaya koydu. Uzmanlar araştırmanın, insanlarda sosyalleşmenin ileri yaşa bağlı unutkanlığı önlemesine ışık tutabileceğini belirtiyor.

Yaşlı bal arılarının beyinlerinin, genç arılara özgü sosyal işleri yaptıklarında gençleştiği belirlendi.Amerikalı ve Norveçli bilim adamlarının yaptığı araştırma, yaşlı arıların yuvada sosyal sorumluluk üstlenmesinin beyinlerindeki moleküler yapının değişmesini sağladığını gösterdi.

Araştırmaya imza atanlardan Gro Amdam, daha önce yapılan araştırmalardan arıların yuvada kaldıklarında ve larvalarla ilgilendiklerinde beyinlerinin aktif olduğunu, yuvadan ayrıldıktan sadece iki hafta sonra ise bu hayvanların kanatlarının zayıfladığı, tüylerinin döküldüğü ve beyin faaliyetlerinin durduğunun bilindiğini belirtti.

Amdam, bu bulgulardan yola çıkarak yaşlı arıların yeniden larvalarla ilgilendiklerinde beyinlerinin nasıl etkileneceğini araştırdıklarını ifade etti.Araştırmacılar, yuvadan larvalarla ilgilenen genç arıları çıkardı ve sadece kraliçe arı ve larvaları bıraktı. Bazı yaşlı arılar besin aramaya gitti, bazı yaşlı arılar ise yuva ve larvalarla ilgilendi. 10 gün sonra yuvada larvalarla ilgilenen yaşlı arıların yaklaşık yarısının yeni şeyler öğrenme yeteneğinin büyük oranda arttığı görüldü.



Bu arıların beyninde insanlarda da bulunan ve unutkanlığa karşı koruyan Prx6 ile diğer proteinleri koruyan şaperon proteinine de rastlandı.Gro Amdam ve ekibi, bu sonuçların insanlarda sosyalleşmenin ileri yaşa bağlı unutkanlığın yavaşlamasına ya da önlenmesine ışık tutabileceğini vurguladı.



Kaynak : Gençbilim / Experimental Gerontology (04 Temmuz 2012,08:43)


nötrino 9 Temmuz 2012 12:42

Uzun Ömürlü Solucan Türü : Caenorhabditis Elegans
 
Uzun Ömrün Sırrı Uzay Solucanlarında



Bilim insanları, uzaydaki deneylerde kullanılan solucanların, Dünya’daki türlerine göre çok daha uzun ömürlü olduklarını ortaya çıkardı.

Caenorhabditis elegans türü solucanlar, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS) gerçekleştirilecek bir deney için uzaya götürülmüştü. Dünya’ya döndükten sonra laboratuvar ortamında incelenen solucanların, Dünya’da olduğundan çok daha uzun ömürlü oldukları anlaşıldı. Analizler, solucanlarda yaşlanmayla ilgili beş genin faaliyetlerinde önemli bir azalma olduğunu, böylece solucanların hayat sürecinin önemli ölçüde arttığını belirtti. Scientific Reports dergisinde yer alan araştırmaya göre, bilimsel araştırmalara en çok konu olan canlılardan biri olan C. Elegans, insanlığın uzayda karşılaşabileceği biyolojik zorlukların tesbit edilmesi için uzaya gönderiliyor.

C. elegans, Şubat 2003’te Dünya atmosferine girdikten sonra parçalara ayrılarak düşen Columbia uzay aracında da yer almış yedi kişilik mürettebatın öldüğü kazadan sağ çıkmayı başarmışlardı.İngiltere’nin Nottingham Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada, bilim insanı Nathaniel Szewczyk ve Japon meslektaşları, ISS’de 11 günlük bir görevden döndükten sonra dondurulan solucanları inceledi.Uzay solucanları görevdeyken Dünya’da gözlem altına alınan bir ‘kontrol grubu’ solucanları da eş zamanlı olarak donduruldu. Ömürleri iki veya üç hafta olan her iki gruptaki solucan da, yaşamlarının önemli bir kısmını tamamlamıştı.

Gen Faktörü

Araştırmacılar, uzaydan gelen solucanların kaslarında, yaş ilerledikçe ortaya çıkan poliglütamin proteinin çok daha az olduğunu fark etti. Ayrıca, Dünya’daki solucanlara kıyasla, uzaydan gelen solucanlarda beş gen neredeyse tamamen faaliyetini durdurmuştu. Beş genin, sinir ve metabolik sistemini etkilemesinin yanı sıra, bir tanesinin kimyasal olaral insüline benzediği ifade edildi. Bu gen, 2003’te yapılan ve Science dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, değiştirilmesi halinde C.elegans’ın yaşam ömründe çok önemli artışa sebep oluyordu.

Dr Szewczyk, “Birçoğumuz kasların uzayda erimeye başladığını biliriz. Solucanlardan elde ettiğimiz sonuçlar, patalojik değil ama metabolizmada yapılacak değişikliklerin, uzaya daha uyumlu hale gelmemizde bize yardımcı olabileceğini gösteriyor” dedi.Astronotlar, uzayda geçirdikleri süre içinde kemik ve kas erimesine maruz kalıyorlar. Önemli ölçüde kemik ve kas kaybını önlemek için, her gün birkaç saat egzersiz yapıyorlar.



Kaynak : Ntvmsnbc / Scientific Reports (08 Temmuz 2012,13:30)


nötrino 10 Temmuz 2012 12:28

Aynı Çevrede Bulunan Kuşların Görünüş ve Ötüşlerindeki Farklı Özellikler
 
Aynı Habitatta Farklı Renkte Kuş Tüyleri...



Kanadalı araştırmacıların kuşların ötüşlerinde ve tüylerinde keşfettikleri bir özellik, doğadaki renk ve nağme çeşitliliğini tarif etmeye yarayabilecek.

Araştırma ekibi, aynı habitatlarda bulunan birbiriyle yakından ilişkili kuş türlerinin görünüşlerinin ve ötüşlerinin farklılaşabildiğini tesbit etti.Deneyime dayalı bu özellik, kuşların kendi türlerini tanımalarına yardımcı oluyor. Dr. Paul Martin bu yeni keşfi Ottawa’da düzenlenen Biyoloji Kongresi’nde paylaştı.Dr. Martin ve ekibi dünya çapında 250 kuş türü üzerinde çalıştı.

Macaulay Kuş Ötüşleri Kütüphanesi’nin de yardımıyla, kuşların yaşam alanları ile görüntüleri ve ötüşlerini derleyen bir veri tabanı oluşturabildi.Dr. Martin BBC’ye “Defalarca, yakın akrabalarıyla [aynı yerlerde] yaşayan kuşların farklı ötüşleri ve farklı renk desenleri olduğunu fark ettik” diye konuştu ve ekledi: “Yani, yakın akrabalarıyla aynı yaşam alanını paylaşmaları, tanık olduğumuz o muhteşem çeşitliliği oluşturuyor gibi görünüyor.”

Dr. Martin kuşların çeşitliliğinden büyülenmiş olmasının, onları çalışmaya başlamasının tek nedeni olduğunu söylüyor. “Bu çeşitliliği nedenini bilmek istedim, özellikle de çok uzun süredir ayrı türler olarak düşünülmeyen türler arasında.Bir kuş için farklı olmak türünün devamlılığı açısından çok önemli.''

“Ötüş ve renk farklılıkları kendi türünü ayırt edebilmek ve farklı türlerle çiftleşmekten kaçınmak açısından kritik,” diyor ve ekliyor Doktor Martin: “Renk desenleri ve ötüşler genelde eş seçimi ve eşi cezbetmek için öne çıkan karakter özellikle, dolayısıyla bu özelliklerin bir türden diğerine farklılaşmasını bekliyoruz.” Kuşların bu şekilde farklılaşmaları, doğadaki yiyecek ve yaşam alanı rekabetinde uygunsuz biçimde “yakalanmalarını” önlemek için de ayrıca gerekli.



Kaynak : BBC (10 Temmuz 2012,10:25)


nötrino 11 Temmuz 2012 12:30

Köpeklerde Kemirgenlik
 
Köpekler Neden Kemirir?

Bilim adamları köpeklerin neden et yemeyi ve kemikleri kemirmeyi bu kadar çok sevdiğini buldu.Köpeklerin kökenini araştıran bilimadamları sürekli sürüler halinde yaşayan ve avlanan bu hayvanların diyetlerinin zamanla değiştiğini ortaya çıkardı.Kolombiya Ulusal Üniversitesi'nden araştırmacıların yaptığı incelemeye göre ilk köpekler, daha büyük avlar yakalayabilmek için sürüler halinde yaşamaya yaklaşık 8 milyon yıl önce başlamış.

Çenelerinin bu yeni yaşam tarzına uygun olarak gelişmesi sonucu bugün insanın en iyi dostu olarak bilinen ilk köpekler ''hiperetcillere'' dönüşmüş.Dr Joao Munoz-Doran ve ekibi ilk köpekler için bir aile ağacı oluşturmuş ve 300'den fazla köpek benzeri türün birbirleri ile olan akrabalık bağlarını ortaya çıkarmış.Bu aile ağacı sayesinde artık hangi köpek türünün yaklaşık hangi zamanda ortaya çıktığı görülebiliyor ve bu sayede bilim adamları bir hayvanın yaşam tarzı ve içinde yaşadığı ortamın kafatası şeklini nasıl etkilediğini görebiliyor.BBC'ye konuşan Dr Munoz-Doran ''Çok farklı şekillerde beslenen türleri birbirleri ile karşılaştırdık'' dedi.

Bilim adamı sözlerine ''Bundan sonra da her köpek türünü etcil, hiperetcil ve omnivor yani hem et hem de sebze yiyen cinsler olarak kategorilere ayırdık'' diyerek devam etti.Modern köpeklerin en yakın akrabası olan gri kurtların da içinde bulunduğu hiperetcil grubunu inceleyen bilim adamları, bu hayvanın güçlü çenesinin ve keskin dişlerinin grup halinde avlanmayı öğrenmesinin ardından daha da geliştiğini görmüş.

Munoz-Doran ''Bu tip özelliklerin ortak bir gelişimsel nedenden geldiğini fark ettik. Sekiz milyon yıl önce Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika'da orman alanları azalıp, geniş çayırlar artmıştı. Böyle ortamlarda av hayvanları gruplaşır. Bu sayede kendilerine saldırabilecek avcılara karşı daha dikkatli olabilirler'' dedi.Bilim adamı ''Böyle bir durumda avlanan hayvanların aç kalmamak için tek seçeneği birlikte hareket etmektir, bu toplu avlanma ve yaşama da köpeklerin gelişim sürecinde etki sahibi olmuş'' diye sözlerine devam etti.

Yani bu dönemde, dişleri daha büyük ve çeneleri daha güçlü olan hayvanlar avlanmada başarılı olmuşlar ve hayatta kalarak genlerini sonraki nesillere aktarmayı başarmışlar.Dr Munoz-Doran ''Böylece zamanla köpeklerin kas güçleri artmış. Özellikle de ağızlarının çevresindeki kaslar güçlenmiş. Zamanla bu değişim de bizim hiperetcil dediğimiz hayvanların ortaya çıkmasını sağlamış'' dedi.

Araştırmacılara göre evcil köpeklerin kemik kemirip et yemekten hoşlanmalarının nedeni bu şekilde bir gelişim göstermiş olmaları.Munoz-Doran ''Köpekler en mükemmel şekilde et yiyebilecek ve birşeyler kemirebilecek şekilde yaratılmış. Bunları yapmakta çok yetenekliler ve bu yeteneklerini kullanmak istiyorlar'' dedi.



Kaynak: BBC TR (10 Temmuz 2012,17:50)


nötrino 13 Temmuz 2012 11:32

Hayvan Davranışları Üzerinde Yapılan Araştırmalar
 
Hayvan Davranış Araştırmalarındaki Son Keşifler

Aniden Kaybolma


Hamam böcekleri ve gekolar genellikle evsahipleriyle yarışacak kadar hızlı değillerdir; ancak bilim adamları bu canlıların tehlike anında ninjalarınkini andıran numaralar yaparak gözden kaybolduklarını keşfetmiştir. 6 Haziran’da, PloS ONE dergisinde yayınlanan bir makaleye göre: Bir çıkıntıya doğru koşan hamam böceği ve gekolar hızlarını azaltmazlar, bunun yerine kendilerini çıkıntının kenarına sabitleyerek yüksek hızda çıkıntının altına dğoru salınırlar. Hamam böcekleri bunu arka bacaklarındaki tırnaklarla yaparken gekolar pürüzsüz yüzeylerde yürümelerine olanak veren, ayaklarındaki mikroskobik kıllar aracılığıyla yapar.

California, Berkeley Üniversitesi’ndeki ekip bu keşfi küçük yaratıkların hızlı hareketlerini yavaşlatmada kullanılan özel kameralar kullanarak gerçekleştirmiştir. Bu canlıların hareketleri dijital ortama aktarılmış ve ardından bu modele uygun, aynı yeteneklerde robot yapılması amaçlanmıştır. Ekibin amacı doğadan ilham alarak mümkün olduğunca çevik arama-kurtarma robotları geliştirmektir.

Wired to Run

15 Nisan’da, Journal of Experimental Biology dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre hepimiz dayanıklı birer atletiz. Arizona Üniversitesi ve Eckerd College’daki araştırıcılar insan ve köpekleri ayrıca zamanının çoğunu pasif geçiren feretleri (küçük, etçil memeli) koşu bandına koyarak runner’s high (yüksek performans sonrası memelilerde oluşan mutluluk hissi) seviyelerini ölçtüler.

Koşu bandı öncesi ve sonrasında insan ve köpeklerden alınan kan örnekleri endocannabinoid anandamide (pozitif duyguların göstergesi bir molekül) seviyelerinde yükselme olduğuna işaret etmiştir. Feretlerde ise böyle bir moleküler düzeyde yükseliş görülmemiştir.

Endocannabinoidler beynin ödülleme merkezini aktive eden nörotrasnmitterlerdir (sinir sisteminde haberleşmeyi sağlayan moleküller.) Koşudan sonraki bu yükselme doğal seleksiyonun bazı memelileri bu yönde desteklediğini akla getirmektedir. Çalışmacılardan Greg Gerdeman: “anandamide-uyarımlı bu motivasyon, Homo sapiens atalarının hayatta kalma ve üremelerinde çok önemli bir rol oynadığını düşünüyoruz. “

Vampir Sıçrayan Örümcek Dişileri Erkeklere Tercih Ediyor

1 Temmuz'da, Journal of Experimental Biology ’de yayınlanan bir araştırmaya göre vampir sıçrayıcı örümcek en leziz avları onların antenlerine göre belirliyor. Doğu Afrika’ya özgü bir sıçrayıcı örümcek türü henüz kan emmiş sivrisinekleri yakalayarak dolaylı yoldan omurgalı kanıyla besleniyor. Ayrıca erkek sivrisinekler kan emmedikleri için daha besleyici olan dişileri tercih ediyorlar.

Vücut parçalarıyla örümceği ikna etmeyi test etmek için araştırıcılar ölü erkek ve dişi sineklerin vücut parçalarını kullanarak frankeştayn sivrisinekler ürettiler. Kanla dolu abdomenlerin en dikkat çekici parçalar olması beklenirken sıçrayıcı örümcekler kafası dişi bireyden alınan sinekleri tercih etmişlerdir.

Tohum Tüküren Fare

Bitkiler kendilerini kimin yiyeceği konusunda çok seçici olabiliyorlar. Current Biology ’de 14 Haziran’da yayınlanan bir çalışmaya göre İsrail çölündeki sevimli muhabbetçiçeği meyvelerini yiyip tohumlarıın yayması için dikenli fareyi diğerlerine tercih ediyor.

Tohum çiğnendiği zaman serbest kalan enzimler meyvedeki toksik bir maddeyi aktive ederek farenin ağzında sıcak hardal tadı oluşmasına sebep olup aniden hayvanın meyve ve tohumları tükürmesine sebep oluyor. Amerikalı ve İsrailli araştırıcılar hardal bombalarını deaktive ettikleri zaman farenin meyve tüketiminin %50 arttığını gözlemlemişler. Bu da bitkinin fareleri etkili bir tohum yayıcı olarak kullandığı anlamına gelmektedir.Biyolog ve yardımcı yazar Denise Dearing: “Bu küçük farelerin analitik kimya yapmaları gerçekten müthiş!”

Kurnaz Kannibalizm

American Journal of Primatology ’da 23 Mayıs’ta yayınlanan bir çalışmaya göre: Radyo etiketli bir dişi boz fare lemurunu arayan ekip onu bulduğunda şaşkına döndü; çünkü dişi lemur erkek bir birey tarafından yenilmekteydi, insan dışındaki primatlarda kurbanın bir erişkin olduğu böyle bir kannibalizm olayı ilk kez kayıtlara geçmiş oldu.Jüvenil-yamyamlığı gösteren türler arasında şempanzeler, bonobolar, orangutanlar bulunmaktadır. Ancak insan dışındaki diğer primatların ergin bireylere yönelik kannibalizm sergiledikleri ilk defa bu örneklerle belgelenmiştir.

Goril Bebek Konuşması


29 Mayıs’da American Journal of Primatology ’de yayınlanan bir çalışmaya göre goriller de tıpkı insanlar gibi yavrularıyla erişkinlerle yaptıklarından farklı iletişim yolları izliyor. Max Planck Antropoloji Enstitüsü araştırıcıları anne gorillerin ses yerine daha çok el hareketleri ve yüz ifadeleri kullanarak yavrularıyla iletişim gerçekleştirdiklerini açıkladı. Ekip benzer davranışları erişkinler arasında da gözlemlediğini belirtirken bunların genç ve yavru bireylerde çok daha yaygın olduğunu belirtti.

Dokunsal jestlerin anne bebek iletişiminde önemli bir yer tuttuğunu da bildiren ekip bunun bebeklerin grup içi iletişimde önemli bir adım olduğunu söyledi. Ekip, bulguların aynı zamanda ebeveyn gorillerin nispeten az yetenekli bebeklerle iletişime daha fazla özen gösterdiklerini de ortaya çıkardığını ekledi.



Kaynak : TheScientist (15 Haziran 2012)


nötrino 15 Temmuz 2012 12:51

Gergedanlar Hakkında
 
Gergedanlar'ın Genel Özellikleri



Siyah Gergedan

Günümüzde yaşayan beş farklı gergedan türünden ikisi, siyah gergedan ve beyaz gergedan, Afrika’da bulunmaktadır. İkisinin de iki boynuzu vardır. Diğer üç tür Asya’da yaşar. Hindistan ve Cava’da yaşayan gergedanların tek boynuzu varken Sumatra’da yaşayan gergedanların iki boynuzu bulunmaktadır.

Gergedanların gövdesi büyük ve ağırdır, genelde çok yavaş hareket ederler. Etrafına pek dikkat etmez, yemek için diğer hayvanları avlamazlar. Gergedanlar, yalnızca çimen ve diğer otlarla beslenir. Gergedanın büyük gövdesi dört kısa bacak üstünde bulunur. Her ayakta üç parmak vardır. Gergedanlar, toynaklı hayvanlardır ve atlarla akrabadır.

Gerçek Dosyası: Bu devasa yaratık normalde çok sessiz ve gösterişsizdir. Ancak köşeye sıkıştırıldığını hissederse çok saldırgan ve tehlikeli olabilir. Bir gergedan saatte otuz mile varan hızla saldırabilir.


Kaynak : Bilenyok (İlginç Bilgiler Ansiklopedisi)


nötrino 17 Temmuz 2012 11:43

Çekirgelerin Uçuş Özellikleri / Mekanik Çekirge Projesi
 
2 Gram Ağırlığında Ama 100 KM Gidiyor



Bilim adamları çekirgenin uçuş tekniğini ve fiziki yapısını inceleyerek, mekanik bir çekirge üretme çabası içindeler.

Dile kolay, iki gram ağırlığına bakmadan günde tam 100 kilometre mesafe kat edebiliyor. Uzmanlar çekirgenin bunu nasıl başardığını çözdü. Sıra geldi 'mekanik çekirge'yi üretmeye.Çekirge, insanlık tarihi boyunca genelde kötü şekilde anılan canlılardandır. Adeta bir karabulut gibi göç eden çekirge sürüsü, indiği yerdeki bitkileri kısa sürede yer ve bitirir. Çekirge, çoğu zaman felaket anlamına gelir. Oysa çekirgenin bir önemli özelliği daha var, o da iyi bir uçuş sistemine sahip olması. Bu sistem öylesine etkin ki, birçok araştırmaya konu oluyor. Oxford ve Göttingen'de yürütülen bir çekirge araştırması, bazı sırların aydınlanmasını sağladı.

Yaklaşık 2 gram ağırlığa sahip çekirge, bir gün içinde 100 kilometre mesafe kaydedebiliyor. Çekirgenin bu muazzam mesafeyi nasıl kat ettiğini araştıran uzmanlardan biri de Andreas Schröder. Alman Havacılık ve Uzay Merkezi'nde (DLR) görev yapan Schröder, çekirgenin sırrının gelişmiş kanat sistemi olduğuna işaret ediyor. Schröder, "Çekirgeler, enerjiyi son derece etkin bir şekilde kullanıyor. Çekirgenin kanatları, taşıma ve itme kuvvetini belli bir düzen içinde birleştiriyor" diyor.

Çekirgeler kuşlardan farklı olarak son derece ince iki çift kanada sahip. Yine kuşlar ve uçaklardan ayrı bir şekilde taşıma kuvveti kanatların her seferinde katlanması suretiyle elde ediliyor. Çekirgenin uçuş devinimi, denizde kayıkta kürek çekmeyi andırıyor. Uzman Schröder, "Çekirgenin bu verimli uçuş hareketinin teknik olarak bir hava taşıtına adapte edilmesi son derece ilgi çekici olacaktır" değerlendirmesinde bulunuyor.

Hava hareketlerini görünür kılmak için tünele aerosol yöntemiyle su damlacıkları sıkıldı. Tünelin 8 farklı noktasına yüksek çözünürlüklü görüntü alabilen kameralar yerleştirildi. Çok kısa aralıklarla çalışan iki yüksek yoğunluklu lazer, tünelin aydınlatılması işlevini gördü. Çekimler, sonunda yıldız haritasını andıran siyah-beyaz iki görüntü ortaya çıkardı. Birbirine benzeyen iki görüntü, bilgisayar ortamında üç boyutlu hale getirilerek karşılaştırıldı. Tünele her açıdan bakışı sağlayan bir tomografik görüntü elde edildi. Böylece havadaki en ufak hareket dahi belirlendi. Bu hava akımlarının hızları saptandı. Hava hareketlerinin aynı hızda olmaması görüntüde farklı renklerle vurgulandı. Hızlı harekete kırmızı, yavaşa mavi, hareketin görülmediği alanlara ise herhangi bir renk atanmadı.

Uzman Daniel Schanz, şunları söylüyor: "Çırpma hareketinin oluşturduğu girdabın tamamını görebiliyoruz. Çekirge kanatlarını çırptığında, özellikle uçlarda olmak üzere, kanatlarının çevresinde güçlü bir hava hareketine neden oluyor. Bu hava hareketleri taşıma kuvvetini analiz edebilmemizi, sistemin nasıl bu denli etkin olabildiğini anlayabilmemizi sağlıyor." Uzmanlar, çekirgelerle ilgili yürütülen çalışmaların henüz temel bilimler seviyesinde olduğunu, "mekanik çekirge" üretebilecek seviyeye gelebilmek için on yılların geçmesi gerektiğini belirtiyor.



Kaynak : Gençbilim / Deutsche Welle (DW) Türkçe (16 Temmuz 2012,11:23)


nötrino 28 Temmuz 2012 11:08

Termit Adı Verilen Beyaz Karıncaların Savunma Mekanizmaları
 
Böcek Aleminin İntihar Bombacıları


Bilim insanları, kolonilerini korumak için düşmanlarına karşı intihar saldırısı düzenleyen bir böcek cinsi keşfetti.

‘Science’ dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre termit olarak adlandırılan beyaz karınca topluluklarını inceleyen bilim insanları, bir termit türünün kolonilerini savunmak amacıyla davetsiz misafirlere zarar veren kimyasal bir madde salgılayarak ‘patladıklarını’ ortaya çıkardı.

Belçika’nın başkenti Brüksel'deki Free Üniversitesi'nden Prof. Dr. Yves Roisin, yaşlandıkları için görevlerini yerine getiremeyen termitlerin, kolonilerinin savunmasında büyük rol oynadığını söyledi.Prof. Dr. Roisin, termitlerin üzerinde daha önce bilinmeyen kristal bir yapı keşfettiklerini, bu yapının içinde düşmanların yaralanmasına neden olan kimyasal bir maddenin bulunduğunu belirtti.Bir tehditle karşı karşıya kalındığında birçok termit türünün saldırganları engellemek amacıyla vücutlarında bulunan zehirli enzimi kullanarak intihar saldırıları düzenlediğine işaret eden Roisin, bazı türlerde işçi termitlerin de asker termitlerle birlikte kolonilerin savunulmasına yardımcı olduğunu söyledi.

Düşmanın Vücuduna Yapışıp Çürütüyor

Roisin, Fransız Guyana'sında buldukları "Neocapritermes taracua" türü termitlerin ise diğer hiçbir kolonide görülmeyen bir özelliğe sahip olduğunu belirtti.Neocapritermes taracua türünün kendilerini parçalayarak davetsiz misafirlerin vücutlarına yapışıp çürüten kimyasal bir zehir salgıladığını keşfettiklerini ifade eden Roisin, sözlerine şunları ekledi:

"Savunma amaçlı salgılar, genellikle tükürük bezlerinde depolanır. Ancak Neocapritermes taracua türü termitler, vücutlarının dış yüzeyinde bu salgıları içeren iki kristalli bir kabuğa sahipler. Termit, kolonisini korumak uğruna kendini patlattığında söz konusu iki kristal, daha fazla zehir bileşeni üreterek birbirine karışıyor. Bu türdeki işçi termitler, yaşlanıp görevlerini yerine getirmekte yetersiz kaldıklarında tükürükleriyle birleştiğinde kimyasal reaksiyona giren kristaller depoluyor. Böylece herhangi bir tehlikeyle karşılaştıklarında intihar bombacıları haline geliyorlar."

Termitlerin sırt çantasına benzeyen kristal kabukları nasıl sentezlendiği ise henüz bilinmiyor.Tropik ve subtropikal bölgelerde yaşayan termitlerin, yaklaşık üç bin türü bulunuyor.Termit kolonileri, düşmanlarına saldırmak amacıyla çok geniş çene kemiklerine sahip "askerler" ile çeşitli görevleri yerine getiren işçilerden oluşuyor.



Kaynak : AA / Science (27 Temmuz 2012,17:17)


nötrino 5 Ağustos 2012 10:26

Böcekler Hakkında / En Eski Böcek Fosili : Strudiella Devonica
 
En Eski Eksiksiz Böcek Fosili



Belçika'da, bilinen en eski, bütün halinde korunmuş böcek fosili bulundu.

Fransız ve Belçikalı bilim adamları, Belçika'nın güneydoğusunda, 370 milyon yıllık böcek fosili buldu. Fosil, sadece Devoniyen dönemine (günümüzden 417 milyon ile 354 milyon yıl öncesi) ait olması nedeniyle değil, en eski, bütün halinde bulunan böcek olmasıyla da bilim çevrelerinde merak uyandırdı

Paris Tabiat Tarihi Müzesi uzmanlarından Romain Garrouste ve ekibinin, Nature dergisinde yayımlanan makalelerine göre, Strudiella devonica olarak adlandırılan böcek 8 milimetre uzunluğunda, 1,7 milimetre eninde. Üçgen ağız yapısı bulunan böceğin antenleri, göğüs kafesi etrafında altı bacağı ve on segmentten oluşan karın bölgesi bulunuyor..


Strudiella devonicanın, böcek türlerinin gelişimindeki bir kayıp halkayı tamamladığını ifade eden bilim adamları, böceğin küçük ve kanatsız olması nedeniyle yavru olduğunun düşünüldüğünü kaydetti.Bugüne kadar bulunan en eski böcek fosili 407 milyon yıllık Rhyniognatha. Alt Devoniyen dönemine ait fosilde böceğin tamamı ise görülemiyor.



Kaynak : CNN / Nature (02 Ağustos 2012,10:19)


nötrino 16 Ağustos 2012 10:46

Kürklü Hayvanların Vücutlarını Kurutma Mekanizması
 
Bir Saniyede Kurulanıyorlar



Bilim insanlarının yaptığı bir araştırma, kürklü memeli hayvanların bir saniyede vücutlarının yüzde 70’ini kurutabildiklerini ortaya koydu.

Araştırmada, aralarında fare, aslan ve ayıların da yer aldığı, küçükten büyüğe 16 tür hayvan incelendi. Araştırma sonucunda, kürklü hayvanın boyutu küçüldükçe, kendini kurutmak için daha fazla silkelenmesi gerektiği anlaşıldı. ABD’nin Georgia Tech Üniversitesi’nden David Hu, “Hayvanların kendilerini bu kadar kısa sürede kurulayabilmelerinin, milyonlarca yıl süren gelişim sonucu olduğunu düşünüyoruz... Düşünün ki havuzdan çıkıyorsunuz ve havlu kullanmak yerine bir tuşa basıyorsunuz. Vücudunuzun yüzde 70’i bir anda kurulanıyor” dedi. Hu, LiveScience sitesine yaptığı açıklamada, elde ettikleri bulguların, kendi kendini temizleyen ve kurulayan robotik cihazlar geliştirilmesinde bilim insanlarına ilham verebileceğini ifade etti.

Ölüm Kalım Meselesi

Hu, memeliler için kurulanmanın bir ölüm kalım meselesi olduğunu belirtti. Sıradan bir insan banyodan çıktığında üzerinde yarım litreye yakın su taşıyabiliyor. Islak bir farenin kürküne, vücut yoğunluğunun yüzde 5’i kadar su bulaşıyor. Bir karınca ise su altında kaldığında, vücut ağırlığının üç katı kadar baskı görüyor.

Sivrisineklerin yağmur damlalarından nasıl kaçabildiği üzerine araştırmalar yapmış olan Hu, meslektaşlarıyla köpekler üzerinde bir analiz yaptı. Buna göre, 32 kiloluk bir köpeğin, yarım litre suyla ıslanması halinde, sadece havanın etkisiyle kurumayı beklemesi esnasında sıcak kalmak için günlük kalori girdisinin yüzde 20’sini harcaması gerekiyor. Kış şartlarında kuru kalmanın çok kritik olduğuna dikkat çeken Hu, “Bir göle düştüğünüzü ve kurulanacak hiçbir imkanınız olmadığını düşünün, bu çok zor bir durum olurdu” dedi.

Hu ve meslektaşları, kendi kendine kurulanma özelliğini daha detaylı gözlemlemek için 16 hayvan türüne ait 33 hayvanı inceledi. Hayvanların vücut büyüklükleri ve silkelenme hızları ölçüldü. Fare, ayı yavrusu, aslan ve köpek gibi memelilerin yer aldığı incelemede, hayvanlara su püskürtülerek silkelenmeleri gözlemlendi. Ayrıca, kürk silkeleyen bir cihazla ayrı gözlem yapıldı.

Sonuçlar Şaşırtıcı

Sonuçlara göre, ıslak hayvan ne kadar büyükse, kurulanması için o kadar yavaş silkelenmesi gerekiyor. Bunun sebebi, daha büyük olan hayvanın sahip olduğu kürkün fazla hareket etmesi ve küçük hayvanlara kıyasla merkezcil çekim kuvvetine maruz kalması. Böylece, yetişkin bir ayı kurulanmak için saniyede üç-dört kez silkelenirken, bir köpek aynı sürede dört-altı defa silkeleniyor. Fare ve sıçanların ise 10 defa silkelenmeleri gerekiyor. Hu, “Küçük canlıların saniyede 30 defaya kadar silkelenmeleri gerekebiliyor. Tabii ki bunu düşünmek olanaksız” dedi.

Araştırmacılar, sarkık derili hayvanların, gergin derili hayvanlara kıyasla daha kolay kurulandıklarını çünkü aşırı hareket ederek dokuz kat daha fazla güç ortaya çıkardıklarını belirtti. Hu, buna rağmen büyüklükleri fark etmeksizin tüm kürklü memelilerin kurulanmakta son derece usta olduğunu ifade etti.



Kaynak : Ntvmsnbc / LiveScience (15 Ağustos 2012,16:07)


nötrino 25 Ağustos 2012 11:26

Jibonların Ses Tekniği
 
Jibon Maymunları Ormanda Soprano Tekniğiyle Anlaşıyorlar



Japon araştırmacılar, Asya'da yaygın bir maymun türü olan jibonların ormanda birbirlerine çağrıda bulunurken bir sopranoyla aynı ses tekniklerini kullandığını ortaya çıkardı.

American Journal of Physical Anthropology dergisinde yayımlanan araştırma raporuna göre, maymunlar ses yollarının doğal ses frekanslarını kontrol edebiliyor. Sopranoların da kullandığı bu yöntemin şimdiye kadar insanlara özgü olduğu düşünülüyordu.Hem insan, hem de hayvanlarda sesin kaynağı olan ses telleri bulunuyor. Üst özefagus, soluk borusu ve ağzı kapsayan ses yolu ise insanların şarkı ve sesli harfleri söylemesinde büyük önem taşıyor. Ses yolu, kaynaktan gelen sese karşı bir filtre görevi görüyor.

'Kaynak-filtre teorisine' göre ses yolunun bu denetleyici özelliği, sözlü dilin uzun bir süre içinde gelişmesinin bir ürünü.Sopranolar güçlü, yüksek notalara çıkabilmek için ses telleri ve ses yollarının frekanslarını birbirine eşitliyor.Kyoto Üniversitesi'ndeki Primat Araştırmaları Enstitüsü'nden Takeşi Nişimura ve ekibi, helyum gazı kullanarak jibon maymunlarının da aynı kontrol mekanizmasına sahip olup olmadığını araştırdı.

Araştırmacılar, helyum solumuş maymunların ses telleri ve ses yollarındaki değişiklikleri, helyum solumamış jibonlarınkiyle karşılaştırdı. Frekansların detaylı analizi, jibonların ses yollarını adeta sopranolar gibi kullandığını ortaya çıkardı.Biyologlar, insanların kontrollü bir şekilde konuşabilmesini mümkün kılan mekanizmanın uzun bir gelişim süreci sonucunda oluştuğu kanısında.


Dr. Nişimura, "Bu araştırma, insanlar da dahil olmak üzere primatların konuşma yöntemlerindeki farklılıkların biyolojik temellerine dair yeni fikirler ortaya attı. Sonuçların daha çok araştırmaya yol açacağını ve somut kanıtlar sayesinde konuşma ve dilin gelişimine dair daha kapsamlı bilgiler elde edebileceğimizi umuyoruz" dedi.



Kaynak : BBC / American Journal of Physical Anthropology (23 Ağustos 2012,14:57)


nötrino 28 Ağustos 2012 10:24

Tahtakurusu'nun Mikroplardan Korunma Mekanizması
 
Böcekler Korunmak İçin Güneşleniyor



Tahtakuruları, güneş enerjisini kimyasal maddeye çevirerek üzerlerindeki mikropları öldürüyor.

Bilim insanları, böceklerin mikroplardan korunmak için güneşlendiğini ortaya çıkardı. Kuzey Amerika'da yaygın olarak görülen Rhopalidae familyasından bir tür tahtakurusunu inceleyen bilim insanları, bu böceklerin güneşlenirken üzerlerindeki mikropları öldürmelerini sağlayan keskin kokulu kimyasal maddeler salgıladığını buldu. Araştırmacılar, güneş ışığında biyosenteze uğrayan kimyasal maddelerin daha sonra böceğin vücudunun üzerindeki mantar sporları kapatarak böceği mikroplardan koruyan bir sistem oluşturduğunu açıkladı.

Simon Fraser Üniversitesi Biyoloji Bölümü'nden Prof. Gerhard Gries, böceklerin yuvalarında bulunan patojenlere karşı korunmak için güneş ışığından yararlandığını belirtti. Daha önce böceklerin söz konusu kimyasalları çiftleşmek için ya da savunma amaçlı olarak salgıladığını düşündüklerini ifade eden Prof. Gries; böceklerin, mikrobik ortakyaşarların yardımı olmadan güneş enerjisini kimyasal maddeye çevirebilmesini hayvanlar alemindeki en büyük mucizelerden biri olarak tanımladı. Araştırmacılar, aynı durumun diğer böcekler için de geçerli olabileceğini ancak bunun için çalışmalar yapılması gerektiğine dikkat çekti. Keşif, "Entomologia Experimentalis it Applicata" dergisinde yayımlandı.



Kaynak : AA / Entomologia Experimentalis it Applicata (27 Ağustos 2012,16:03)


_AERYU_ 28 Ağustos 2012 15:48

Harlequin Yengeçleri
Harlequin yengeçleri yumurtalarını karın bölgelerinin alt kısmında yer alan bir bölümde taşır. Yengeçler bu dönemde kıskaçlarını açarak düşmanlarına karşı saldırgan bir hava vermeye çalışır. Alt soldaki resimde yengeç tarafından çok dikkatli bir şekilde karın bölgesinde



Hayalet Yengeci
Hayalet yengeci doğal kamuflaj yöntemiyle savunma yapan canlılara güzel bir örnektir. Hareketsiz bir şekilde dururken, kumlu rengi sayesinde sahilde görünmez hale gelir. Başka bir hayalet yengeç yuvasına
yaklaştığında, onu uzaklaştırmak için uyarı mahiyetinde bir sürtünme sesi çıkarır. Hayalet yengecinin ilginç özelliklerinden bir tanesi de yuvasını terk ettiğinde orada yaşamış olduğunu belirtecek işaretleri ortadan kaldırmak için yuvanın boşluklarını kapatmasıdır.




Fiddler Yengeci

Bilindiği gibi pek çok canlı renk değiştirme yeteneğine sahiptir. Fiddler yengecinin renk değiştirme mekanizması ise diğerlerinden çok farklıdır. Fiddler yengeçleri çamur oyuklarında yaşarlar ve günlük olarak renk değiştirirler. Akıntıların durumu, gece ve gündüz gibi etkenler yengeçlerin renk değiştirmesinde rol oynar. Yengeçler, gece olduğunda cansız ve solgun bir renk alırlar, gündüz olduğunda ise renkleri koyulaşır. Çünkü;
gündüz vakitlerinde dışarıda hareket eden yengeçler için koyu renk, çamurda rahatlıkla kamufle olmalarını sağlayacak bir yardımcı olacaktır. Bu, Allah'ın sanatıdır. Allah herşeyden haberdar olan, sonsuz güç sahibi olandır.





nötrino 12 Eylül 2012 11:43

Böcekler Hakkında / Kehribar Böcekleri
 
Tarihin En Eski 'Kehribar Böcekleri'



Antik Meyve Sineği

Bilim insanları, İtalya’nın kuzeyinde yapılan araştırmalarda donmuş kehribar içinde 230 milyon yıllık üç böcek buldu. Böceklerin, geçmişte donmuş halde bulunan en eski antik böceklerden en az 100 milyon yıl daha yaşlı olduğu belirtildi.

Arkeologlar, bugüne kadar ‘böcek tuzağı’ olarak adlandırdıkları kalıntılar içinde bulunan en eski böcek fosillerini buldu. Triasik Döneme ait olduğu belirtilen fosillerin, kehribar veya ağaç reçinesi içinde keşfedilen en eski böcekler olduğu ifade edildi. Geçmişte donmuş kehribar içinde bulunan en eski böcekler 130 milyon yıllıktı.

İki kene ve bir sinekten oluşan antik böcekler, 70 bin kehribar taneciğinin incelenmesi sonucu ortaya çıkarıldı. Kenelerin gözle görülemeyecek kadar küçük olduğu, sineğin ise meyve sineğinden biraz daha küçük olduğu belirtildi. Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, birçoğu kaya fosilleri içinde bulunan antik böceklere kıyasla, kehribar içinde keşfedilen en son fosiller çok daha iyi korunmuş durumda. Bunun sebebi böceklerin kehribar içinde sıkışmamış olması.

Araştırmada yer alan New York’taki Amerikan Doğal Müzesi’nden David Grimaldi, “Fosillerin iyi korunmuş olması onları daha iyi incelememize izin veriyor... Kehribarın en harika tarafı bu. Fosilleri yaşayan canlılarla mükemmel bir şekilde kıyaslayabiliyoruz” dedi.



Antik Kene

İlginç Sonuçlar

Grimaldi, 230 milyon yıllık keneleri bugünkü türleriyle kıyasladığında, arada çok büyük bir benzerlik olduğunu gördü. Antik kenenin, ağız yapısının farklı olduğu ve daha az bacağa sahip olduğu, bunun dışında modern kan emicilerden çok uzak kalmadığı tesbit edildi. Grimaldi, “230 milyon önce dünyada sadece tek bir kıta vardı. Dinozorların ilk türleriyle bazı bitkiler hayattaydı. O dönemde yaşamış bir böceğin modern türlerine bu kadar benzemesi şaşırtıcı... Çok küçük böcekler bugün bitki yapraklarında yaşıyor ancak en eski böcekler büyük olasılıkla ağaçlarda yaşıyordu” dedi.

Yale Üniversitesi Peabody Doğal Tarih Müzesi direktörü Derek Briggs, ‘antik böceklerin keşfinin çok büyük bir gelişme olduğunu ve karadaki yaşamın nasıl geliştiğini anlamak açısından bilim dünyasına büyük katkısı olabileceğini” ifade etti.



Kaynak : Ntvmsnbc / Proceedings of The National Academy of Sciences (28 Ağustos 2012,11:39)


nötrino 21 Eylül 2012 10:45

İşçi Arıların Aldıkları Görevlere Göre Beyinlerindeki Gen Gruplarının Değişimi
 
İşçi Arılar Her Görev İçin Ayrı Gen Grubu Kullanıyorlar



Yapılan yeni bir araştırma, işçi arıların görev tanımları değiştikçe beyinlerindeki gen gruplarının kullanım şeklinin de değiştiğini ortaya koydu. Böylelikle, farklı davranışların ilk kez farklı gen dizilimlerine sahip olabileceği öne sürüldü.

İşçi arıların, kraliçe arıya bakan ‘evci’ ve yiyecek arayan ‘tarlacı’ rolleri arasında gidip gelirken, beyinlerindeki farklı bir gen grubunun aktif hale geldiği ya da devre dışı kaldığı ortaya çıktı.Hayatlarının başında kraliçe arıyı ve larvalarını beslemekten sorumlu olarak ‘evci’ rolünü alan, ancak ortalama 2-3 hafta içinde yiyecek aramak için ‘tarlacı’ görevine geçen bal arıları (Apis mellifera) üzerinde yapılan araştırmaya göre, bu rol değişiminin gen ifadesinin farklılaşmasıyla alakalı olduğu keşfedildi. Bu keşiften yola çıkarak, insan davranışlarının da beyin ve vücuttaki bazı genleri ‘açıp kapıyor’ olabileceği ve farklı davranışların belli genetik modellerle ilgili olduğu öne sürüldü.

Gen İfadesi İki Görevde de Farklı

Nature Neuroscience dergisinde yayımlanan araştırmada, gözlemlenmekte olan bal arılarından bakım görevine sahip olan ‘evci’ arılar, bir süre sonra yiyecek aramaya başlayıp ‘tarlacı’ arı görevini aldı. Araştırmada yer alan Andrew Feinberg ve ekibi, arıların kovanında bulunan bütün ‘evci’ arıları kovandan çıkartarak, geri dönen ‘tarlacı’ arıları rol değiştirmeye zorladı. Bu gruptan bazıları, kraliçe arıyı ve larvalarını korumak ve beslemek amacıyla ‘evci’ rolü üstlendiler.

Bu rol değişiminin arıların beyninde oluşturduğu etkiyi gözlemlemek isteyen Feinberg ve meslektaşları, beyin hücresi DNA’larını tarayarak, gen ifadesinin dış etkenlere bağlı olarak değişmesi anlamına gelen ‘epigenetik değişme’ izleri aradılar. ‘Metil’ adlı kimyasal maddenin DNA’lara eklenip çıkarılmasıyla gerçekleşen epigenetik değişmeyle, bazı gen grupları aktive edilirken, bir kısmı da devre dışı bırakılıyor. DNA metilasyonu adı verilen bu tepkime, herhangi bir gen dizisini değiştirmeden, bunun gerçekleşmesini sağlıyor.

Araştırmacılar, ‘evci’ ve ‘tarlacı’ görevleri için farklı gen gruplarının aktif olduğunu keşfetti. ‘Tarlacı’ arılar ‘evci’ görevine geri döndüklerinde, eski görevlerinin gerektirdiği genleri devre dışı bırakıp, ‘evci’ görevi için gereken genleri yeniden aktif hale getirdikleri tesbit edildi. Oluşan genetik değişikliğin 150 geni etkileyecek büyüklükte olduğu görüldü. Feinberg, genetik ifadenin farklılaşmasının mı yoksa tam tersinin mi davranışlardaki değişikliğe sebep olduğunu söylemenin şu an mümkün olmadığını ifade etti.

Bulgular Bazı Tedavileri Kolaylaştırabilir

Feinberg, “Elde edilen bulgular, herhangi bir organizmadaki davranışsal değişikliklerin, epigenetik değişmeden kaynaklanıyor olabileceğini gösteren ilk kanıt. Bunlar aynı zamanda, bağımlılık gibi problemlerin ya da öğrenme, hatırlama gibi eylemlere daha farklı bir açıdan bakmamızı sağlayabilir.”

Bağımlılık, şizofreni ve manik depresyon olarak bilinen bipolar bozukluk gibi psikiyatrik bozukluklar ve yaşlanma ve obezite gibi zaman bağlı olarak değişen durumların gen ifadesinin dış etkenlere bağlı olarak değişmesi sebebiyle gelişebileceği biliniyor. Bu sebeple, epigenetik değişmeyle ilgili yeni keşiflerin daha etkili tedavilerin bulunmasını sağlayacağı öne sürülüyor.Epigenetik konusunda bir otorite olan, Alabama Üniversitesi’nden David Sweatt, “Feinberg ve ekibi gen ifadesinin değişiminin, karmaşık davranışlar üzerindeki etkisiyle ilgili tatmin edici kanıtlar sundu” dedi.


Kaynak : Ntvmsnbc / Nature Neuroscience (17 Eylül 2012,14:38)


nötrino 22 Eylül 2012 10:54

Japon İstiridyesi Crassostrea gigas'ın Gen Haritası
 
İstiridyenin Savunma Kalkanı



İstiridyenin gen haritası çıkarıldı. Kendini ısıya ve ağır metallere karşı koruyan istiridyenin, oksitlenmeyi ve hücre ölümünü engelleyen, bakteri ve hastalık yapıcılara karşı savunmayı sağlayan bazı genlere sahip olduğu da belirlendi.

Bilimadamları ısı değişikliklerine, kuruluğa, bakterilere, ağır metallere rağmen hayatta kalmayı başarabilen, Japon istiridyesi olarak da bilinen 'Crassostrea gigas'ın gen haritasını çıkararak, bu canlının özelliklerini inceledi.İngiliz 'Nature' dergisinde yayımlanan araştırmada, Çin Bilim Akademisi'ne bağlı Okyanus Bilimleri Enstitüsü'nden bilimadamları ve meslektaşları, 7 yumuşakçayla istiridyenin genlerini karşılaştırdı.Araştırmacılar, istiridyenin ve diğer yumuşakçaların gelişim süreci ve ortama uyum sağlamada önemli olan 8 bin 600'den fazla gene sahip olduğunu belirledi.

İstiridyenin, hücrelerin ısıya ve ağır metallere karşı korunmasında önemli rol oynayan 88 HSP70 genine sahip olduğu görüldü.Denizkestanelerinde 39 HSP70 geninin olduğunu belirten bilimadamları, insanlarda bu genin sayısının sadece 17 olduğunu vurguladı.Bilimadamları; istiridyenin, oksitlenmeyi ve hücre ölümünü engelleyen, bakteri ve hastalık yapıcılara karşı savunmayı sağlayan bazı genlere sahip olduğuna da dikkati çekti.



Kaynak : Ntvmsnbc - Ajanslar / Nature (20 Eylül 2012,09:12)


nötrino 23 Eylül 2012 12:04

Örümceklerin Ağ Kurma Mekanizması
 
Örümcekler İki Ağaç Arasına Nasıl Ağ Kurarlar?



İki ağacın dalları arasında, yüksekte örülü örümcek ağları görmüş olabilirsiniz. Örümcekler, normalde bir metreden daha geniş olan bu ağları örmeyi nasıl başarmıştır?

Örümcekler, bunu özel tükürük bezlerindeki sıvı ipeği dizilere çevirme yeteneğinden yararlanarak yapar. Örümcek bunu fiziksel olarak karnında yer alan ve örümcek ipeği üreten organından (spinnerets), proteinden oluşan örümcek ipeğini çekerek yapar. İp yapılmaya başladığı anda, örümcekler ip üreten organlarını esintiye doğru kaldırırlar. Örümceğin, ağını bir ağaçtan diğerine örmesini sağlayan şey esintidir.

Örümcek ipeği çok hafiftir. Hafif bir esinti –güneşle ısınan zeminden gelen ısı yayılımı bile- ipi ağaçtan ağaca taşımaya yetebilir. İp yapışkanlı ya da uhulu olmamasına rağmen ağaca yapışabilir. Küçük çıkıntıların üzerine dolaşır ya da statik elektrik sayesinde tıpkı bir balonun televizyona yapıştığı gibi yapışır.Bu noktada örümcek, ipi cambaz gibi bir ağaçtan diğerine geçmek için kullanabilir. Genellikle örümcekler ağaçtan ağaca geçerken ipin altında asılı dururlar.Bir çok örümcek, avlanmalarına bağlı olarak her gece ya da her sabah yeni ağlar örer. Ayrıca örümcekler geri dönüşüm de yaparlar. Bazıları eski ağlarını yerler ve sindirilmiş ağı yeni ağlarının yapımında kullanılırlar.


Kaynak : EarthSky (13 Eylül 2012)


nötrino 24 Eylül 2012 11:28

Böcek Kanadındaki Teknoloji
 
Depreme Karşı Böcek Kanadı


İrlanda'da yapılan araştırma, binaların böceklerin kanat sistemi örnek alınarak tasarlanması durumunda depreme çok daha dayanıklı olabileceğini ortaya koydu.

İrlanda'daki Trinity College Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, çekirgeler başta olmak üzere çeşitli böceklerin kanatlarını inceledi. Araştırma sonuçları değerlendirildiğinde, oldukça kırılgan görülen böcek kanatlarının çok dayanıklı olduğu ortaya çıktı. Araştırma, saniyede 2 bin kere kanat çırpabilen sineklerin dahi bulunduğunu gösterdi.

Çekirgelerin de saç telinden yaklaşık 10 kat daha ince kanatlarla günlerce uçarak, okyanusları ve çölleri aşarak, uzun bir göç yolculuğu gerçekleştirdiklerine dikkat çekilen araştırmada, çekirgelerin bu yolculuk sırasında, neredeyse yüz binlerce kez kanat çırptıkları belirtildi.Araştırmanın sonucuna göre, doğadaki canlılar incelendiğinde günümüzdeki mühendislik sorunlarına mükemmel yanıtlar bulunabileceği ileri sürüldü.

Depreme Dayanıklı Bina

Sadece çekirgenin kanatlarındaki sistem taklit edilerek, hafif bir malzemeyle dayanıklı yapılar üretilebileceğini belirten araştırmacılar, bu sayede depreme dayanıklı yüksek binalar da geliştirilebileceğini belirtti.


Kaynak : Ntvmsnbc - Ajanslar (22 Eylül 2012,11:30)


nötrino 1 Ekim 2012 11:18

Karınca Kolonileri Üzerinde Yapılan Araştırmalar
 
Köle Karıncalar Baskıcı Rejime İsyan Ediyor



Kolonileri başka karıncalar tarafından ele geçirilen işçi karıncaların, kölelikten kurtulmak için sabotaja başvurduğu ortaya çıktı. Yapılan bir araştırmaya göre, köle edilen karıncalar, kendilerini çalıştıran karıncaların ailelelerini sabote edip, maruz kaldıkları baskıdan kurtulmaya çalışıyor.

Karınca kolonileri üzerinde yapılan araştırmalarda elde edilen sonuçlar, bazı karınca grupları tarafından köleleştirilen diğer karıncaların, bu durumu sessiz kalıp kabullenmediğini gösterdi. Araştırmaya göre, köle karıncalar, kendilerine baskı uygulayanların ailelerini sabote ederek baskıcı rejimi devirmeye çalışıyor.RedOrbit'in verdiği bilgiye göre, işçi karıncaların isyanları, ilk olarak 2009 yılında Almanya’nın Mainz şehrindeki Johannes Gutenberg Üniversitesi’nde araştırmacı olan Dr. Susanne Foitzik tarafından fark edildi. Dr. Foitzik, keşiften üç yıl sonra, baş kaldırma davranışının köle karıncalarda sıkça görüldüğü ve gittikçe yaygın hale geldiğini ifade etti.

Yavruları Öldürülen Düşman Zayıflıyor

Ohio, New York ve Batı Virginia’daki karınca kolonilerin incelendiği araştırmada, baskı altındaki köle işçilerin, köleleştiren karıncaların yavrularına bakmak yerine, onları ihmal ettikleri ve bazen öldürdükleri gözlemlendi. Sistematik bir şekilde bu yavruların ölümüne sebep olan işçi karıncalar, gelecek jenerasyonu oluşturacak baskıcı karıncaların yüzde 45’inden fazlasınının yetişkinlik dönemine kadar yaşayamamasını garanti altına alıyor. Köle karıncalar uzun süre bu ‘dümeni çevirerek’ diğer karınca türünü yavaşça zayıflatırken, kendi kolonilerinin hayatta kalma şansını artırıyor.
Dr. Foitzik, “Bu tür parazitik ilişkilere nadir rastlanmıyor. İşçi karıncaların kendilerini köleleştirenleri sabote ettiği veya onları istismar etmeye çalıştıkları sık sık gözlemlenen bir durum” açıklamasını yaptı.

Normal şartlar altında, köleleştiren karıncalar, ilk olarak diğer kolonilerin yuvasına saldırıyor. Bu saldırılarda yetişkinleri öldürüp onların yavrularını çaldıktan sonra, bu yavruları, ceviz veya meşe palamudu kabuklarından yaptıkları yuvalarına götürüyor. Köleleştiren karıncalar, bir sonraki aşamada bu yavruları kendi isteklerini yerine getirecek şekilde yetiştiriyor.

Türdeş Olmadıklarını Farkedip Saldırıyorlar

Devişirilen' karıncalar, onlara, kendilerini esir alanların yavrularına bakma görevi verildiğinde, kendi türleriyle bu yavrular arasındaki farklılıklara dikkat edip, onlara saldırmaya başlıyor. Bu köle karıncaların, baskıcı olanların yavrularıyla bir süre ilgileneceklerini ve onlara bakacaklarını ifade eden Dr. Foitzik, “En başta büyük ihtimalle larvaların başka bir türe ait olduğunu anlayamayan köleler, larvaların böceğe dönüştükleri pupa evresinde, farklı olduklarını görmeye başlıyor. Karınca görünümünü almış olan pupaların kütiküllerinde bulduğumuz kimyasal izler sayesinde, köle karıncaların bu yavruların önemli bir kısmını öldürdüklerini gördük” dedi.

Dr. Foitzik, yaptığı araştırmada, köle karıncaların ya yavruları tamamen ihmal ettiği ya da onları parçalara ayırarak öldürdüğünü ve birkaç köle karıncanın bir yavruya saldırabildiğini gözlemledi. Henüz pupa evresinde olan yavrular, hareket edemedikleri için kaçamıyor ve kozaları onları koruyacak bir yapıya sahip olmadığı için bu saldırılara karşı tamamen korunmasız kalıyor.

Köleler Nüfuslarını Artırmaya Çalışmıyor

Batı Virginia’da incelenen karınca kolonilerinde, kölelerinin ‘bakımı’ sonrasında baskıcı karıncaların sadece yüzde 27’sinin hayatta kaldığı görüldü. New York eyaletinde yüzde 49 olduğu belirlenen oranın, Ohio eyaletinde ise yüzde 58 olduğu tesbit edildi. ABD’deki köleleştiren karınca yavrularının hayatta kalma oranının ülke çapınca yüzde 85 olduğu ve incelenen üç farklı yerdeki oranların bundan çok daha düşük olduğu belirtildi.

Bu köle karıncaların, düşmanlarının sayılarını azaltmalarına rağmen, kendi nüfuslarını artırmaya çalışmadıkları gözlemlendi. Dr. Foitzik, bu durumla ilgili olarak, “Köleleştirilen işçilerin onları esir alan karınca yavrularını öldürmesi, kendileri üremeye devam etmedikleri için, onlara pek de faydalı olmuyor. Bu köle işçiler, yönetimi saldırgan bir şekilde ele geçirmeye çalışmadan, kendi türlerinden başka kolonilerin aynı şeyi yaşamayacaklarından emin olmaya çalışıyor” dedi.


Kaynak : Ntvmsnbc / RedOrbit (28 Eylül 2012,15:48)


nötrino 2 Ekim 2012 11:11

Yengeçlerin Yaşı
 
Yengeçlerin Gerçek Yaşı Midelerinde Saklı



Kanadalı bilim insanlarının yaptığı araştırma, yengeçlerin yaşının midelerinin incelenmesi yoluyla belirlenebileceğini gösterdi.

Bilim insanları, yengeçlerin yaşını tesbit edebilmek adına vücut büyüklükleri dışında değerlendirebilecek yeni bir yöntem buldu.Balık türleri gibi deniz canlılarının, kulak kemiklerinin üstündeki çizgi sayısından yaşının belirlenebilmesine karşılık, kabuklu hayvanların kaç yaşında olduğu şimdiye kadar sadece vücut ölçülerine bakılarak tahmin edilmeye çalışılıyordu.

Ağaçların yaşlarının belirlenmesi için üzerindeki halkaların sayılması gibi, suda yaşayan canlı türlerinin yaşları da genellikle vücudunun sert parçaları üzerinde biriken, her yıl yenisi eklenen büyüme çizgilerinin sayısıyla ölçülüyor.Ancak kabuklu hayvanların deri değiştirdikten sonra vücutlarının sert parçalarını denize bırakmaları nedeniyle yöntemin bu tip canlılarda geçerli olmadığına inanılıyordu.


"New Scientist" bilim dergisinde yayımlanan haberde, Kanada'daki New Brunswick Üniversitesi'nden Raouf Kilada'nın yengeçlerin denize bırakmadığı sert bir parçayı keşfetmesi üzerine bu durumun değiştiği belirtildi.Haberde, yengeçlerin, midelerinde yere alan ve yiyecekleri öğütmede kullandığı sert bir parçayı denize bırakmadıklarına ilişkin keşif sayesinde, yaşlarının daha hassas bir şekilde belirlenebileceği kaydedildi.Güney Avustralya Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü'nden Adriann Linnane, Kilada'nın Haziran ayında Yunanistan'ın başkenti Atina'da yapılan Kabuklular Kurumu toplantısında bilim dünyasına tanıttığı keşfinin, yengeçlerin ölüm oranları konusundaki bilgilerin geliştirilmesine imkan vereceğinin altını çizdi.


Kaynak : AA / New Scientist (01 Ekim 2012,15:10)


nötrino 12 Ekim 2012 11:46

Örümcek Saldırısı / 100 Milyon Yıllık Fosil
 
100 Milyon Yıllık Örümcek Saldırısı



Araştırmacılar dinozor çağında gerçekleşen ve nadiren rastlanacak bir olaya ait önemli bir keşif yaptı. Bir amber içerisinde bir örümceğin (Geratonephila burmanica türünde), ağına takılmış bir yaban arısına (Cascoscelio incassus türünde) saldırı anı yer alıyor.Bulunan amberdeki yer alan 15 adet el değmemiş örümcek ağı ipi de araştırmacılara göre bir saldırının kanıtını sunuyor. Burmese madeni kazıları ile 97 ile 110 milyon yıl öncesi Erken Kretase dönemine ait bulgular elde edilmişti.Historical Biology dergisi Ekim sayısında yayınlanan habere göre bulunan fosil 100 milyon yıl öncesine ait.


Kaynak : DıscoveryNews / Historical Biology (08 Ekim 2012,03:44)


nötrino 23 Ekim 2012 12:16

Örümcek Ağı ve İpek Böceğinden Elde Edilen İpekten Protez Yapımı
 
İpekten Elektronik Protezler Üretilecek



Bilim insanları, örümcek ağının çözülerek dokularla kaynaşabilme özelliğine dayanarak, yeni nesil protezler geliştirilmesi üzerinde çalışıyor.

Örümcek ve ipek böceği, maliyeti çok düşük elektronik protezlerin geliştirilmesine yardımcı olabilir. Kopmasından önce uzunluğunun yüzde 30 ila 40’ı kadar gerilebilen ve gerilme kuvveti bakımından çeliğe benzetilen örümcek ağı, giysilerde kullanılmaya başlanmasının ardından fiber optik kabloların ve biyomedikal cihazların üretiminde de rol oyanayacak.

Discovery News’in haberine göre, insan vücuduna uyumlu olmayan bakır kablo ve cam elyaf içeren medikal cihazların yerine, ipeğin insan vücuduna enfeksiyon veya yara riski oluşturmadan uyum sağlaması, protez alanında kullanılacak yeni cihazlara kapı aralayabilir. ABD’nin Tufts Üniversitesi’nden Fiorenzo Omenetto ve Fransa’nın Renne Fizik Enstitüsü’nden Nolwenn Huby tarafından yapılan araştırmalar, optik özelliklerine dayanarak, ipeğin elektronik protezlerde kullanılabileceğini öne sürdü. İki araştırmacı, protezlerde kullanılması düşünülen ipeğin örümcek ve ipek böceklerinden elde edilebileceğini düşünüyor.

Işın İpeğe Veri Taşıyacak

Her iki canlıdan elde edilen, saç telinin sadece 5 mikrometre kalınlığındaki ipekler üzerinde deney yapan Huby, ipek telleri disk şeklindeki ‘su keseciklerine’ bağladı. Böylece uzun dalgaboyundaki ışınlar ipeğe yönlendirildi. Araştırmacılar, iyi bir şekilde yansıtılan ışının ipeğe veri taşıyabildiğini tesbit etti. Discovery News’e konuşan Huby, “Örümcekler yedi çeşit ipek üretebiliyor... Biz, örümceğin avını paketlemek için kullandığı değil, ağını örnek için kullandığı ağ üzerinde araştırmalar yaptık” dedi.

Örümceklerin ve ipek böceklerinin aynı çapta ipek ürettiklerine dikkat çeken Huby, optik fiberlerin çok titiz bir şekilde üretilerek çok düşük bir maliyetle medikal amaçlar için üretilebileceğini ifade etti. Öte yandan, genetik yapıları değiştirilecek ipek böcekleri, örümceklerin ürettiği ağın aynısını ortaya çıkaracak.

İpek İle Doku Kaynaşacak

Huby’nin araştırmalarının yanı sıra, Omenetto ipek tabanlı polimerler üzerinde çalışmalar yaptı. Araştırmanın amacı, ipeğin zamanla doku tarafından emilmesini sağlayan proteinleri kullanarak ilk önce protez olarak kullanılabilecek protezler haline çevrilmesi, ardından dokuyla kaynaşmasını sağlaması. Her iki araştırmacı, çalışmalarını New York’taki Optical Society (OSA) konferansında sundu.

Örümcek ve ipek böceğinden elde edilecek ipeğin protezlerde kullanılmasına yönelik benzer bir araştırma, ABD’nin llinois Üniversitesi’nden John Rogers ve ekibi tarafından da yapılıyor. Dokuyla kaynaşacak elektronik düzenekler üzerinde çalışan Rogers, ipeği bu donanımı örtecek bir girdi olarak düşünüyor. Her iki çalışmada ilerleme kaydedilmesi halinde, bilim insanları sakatlıkların önüne geçmek için insan vücudunu makineleştirecek teknolojilerde büyük atılımlar sağlayabilir.



Kaynak : Ntvmsnbc / Optical Society (19 Ekim 2012,12:37)


nötrino 24 Ekim 2012 11:30

İnsan Sesini Taklit Eden Balina
 
'Konuşan' Balinanın Ses Kaydı İlk Kez Yayınlandı



ABD’de Ulusal Deniz Memelileri’ne ait akvaryumun sakinlerinden beyaz balina Noc’un insan seslerini taklit ederek eğitmenlerle iletişim kurduğu ortaya çıktı. Bilim insanları birkaç yıl önce ölen balinayla ilgili yaptıkları araştırmayı ilk kez yayınladı.

ABD’nin Kaliforniya eyaletinin San Diego şehrinde bulunan Ulusal Deniz Memelileri’ne ait akvaryumda yaşayan beyaz balinanın insan seslerini taklit ederek iletişim kurmaya çalıştığı tesbit edildi. Şu anda hayatta olmayan balinanın bu özelliği kendisiyle birlikte yüzen bir dalgıç tarafından keşfedildi. Bilim insanları konuyla ilgili olarak yaptıkları araştırmayı ilk kez yayınladı. “Current Biology” adlı dergide yayınlanan rapora göre yaklaşık 20 yıl önce Noc adlı balinayla yüzen bir dalgıç suyun altından kendisine seslenildiğini duyduğunu sanarak su yüzüne çıktı.

Arkadaşlarının o sırada orada bulunanların hiç kimseyle konuşmadıklarını söylemesi üzerine dalgıç seslerin balinadan geldiğini tesbit etti. Balinayı inceleyen bilim insanlarının gözlemleri “Scientific American” adlı dergide de ilk kez yayınlandı. Raporda balinada görülen “ses taklidi” şu sözlerle anlatıldı: “Biz balinanın örneğin bir papağan gibi insan sesini kusursuz bir şekilde taklit ettiğini söylemiyoruz. Fakat görünen o ki Noc insanlarla çok fazla vakit geçirdiği için seslerini taklit etmeye başlamış. Sesler net kelimelerden oluşmuyor. Çıkardığı sesler kulağa sanki çok uzakta konuşan insanların yaydığı ahenkli uğultular gibi geliyor. “

İngiliz Daily Mail gazetesinde yer alan habere göre deniz biyoloğu Sam Ridgway yaptığı açıklamada yaptıkları gözlemlerin paylaşılarak memelilerle ilgili gelecekte yapılacak çalışmalara ışık tutmasını umduklarını söyledi. Ridgway sözlerine şöyle devam etti: “Bizim elde ettiğimiz bilgiler umarım ileride deniz canlılarıyla ilgili öğrenme ve ses kullanımı konusunda yeni keşiflere yön verir.”


Kaynak : Ntvmsnbc / Current Biology - Scientific American (23 Ekim 2012,12:52)


nötrino 31 Ekim 2012 11:22

Kargaların Avlanma Mekanizması
 
'Kargaların Yemek Kapma Numarası Planlı Değil'



Bilim insanları, bazı hayvanların eş zamanlı olarak eylemlerini planmadan gerçekleştirebildiğini, bazı kuş türlerinin yemek elde etmek için ortaya koydukları çözümlerin sanıldığı gibi kafalarında çözüm yaparak oluşmadığını ifade etti.

Yeni Zelandalı araştırmacılar, kuşların bazı türlerinde olmak üzere çok az hayvanın eş zamanlı olarak eylemlerini planlamadan hareket edebildiklerini belirtti. Bu hayvanlardan biri olan karganın, yemekleri elde etmek için ortaya sunduğu akılcı çözümlerin de sanıldığı gibi ilk önce kafalarında oluşmadığını ortaya çıktı. Yeni Zelanda’nın Auckland Üniversitesi Psikoloji Okulu’ndaki araştırmacılar, kuşların 400 yıldan beri sırrı çözülemeyen yemek elde etme yöntemlerinin, eylemin yapıldığı esnada eş zamanlı olarak gerçekleştiğini ifade etti.

Plansız Eylemle Çözüm Geliyor

Proceedings of the Royal Society B: Biological Sciences dergisinde yayımlanan araştırmanın başını çeken Dr. Alex Taylor, “Karga ve papağanların ipin ucundaki yemeği kendilerine çekerek veya bir nesne kullanarak elde ederken plan yapmadığını gördük. Yaptığımız yeni araştırma, kuşların eylemlerini kafalarında kurduklarını değil, eylemlerine tepki göstererek devam ettiklerini ortaya koydu” dedi.

Taylor, Kaledonya kargası üzerinde yaptıkları araştırma hakkında, “Yemeği elde etme yöntemleri sandığımızdan daha farklı bir istihbarat çalışmasına dayanıyor. Kargalar, dünyayı modellemek için üstün algı yeteneklerini kullanmak yerine, sahip oldukları sinir ağı, gerçekleştirdikleri eylemlere en doğru şekilde tepki veriyor. Bu sayede diğer kuş türlerinin çözemediği problemlerin üstesinden geliyorlar” dedi.


Kaynak : Ntvmsnbc / Proceedings of The Royal Society B: Biological Sciences (30 Ekim 2012,11:52)


nötrino 1 Kasım 2012 09:55

Yunusların Uyku Mekanizmaları
 
Yunuslar 2 Hafta Boyunca Uyumadan Hayatlarını Sürdürebiliyor



Yunuslar hiç uyumadan en az iki hafta geçirebilirler. PLOS ONE dergisinde yayınlanan yeni bir araştırma, bunun sebebini yunusların uyurken beyinlerinin yarısının aktif diğer yarısının pasif yani uykuda kalmasına dayandırıyor.

Ulusal Sualtı Memeli Bilimi Kuruluşlarının araştırmacılarına göre yunuslar 15 günlük bir süreci kapsayan, sürekliliğe sahip echolocation yani yankı yolu ile yön bulma yetisi ile neredeyse mükemmele yakın hedef belirleme ve çevrelerini gözlemleme yetisine sahiptir.Araştırmacılar bir dişi ve bir erkek birey üzerinde çalışmalar yapmış ve yunusların bu yetilerinin 5 günlük bir sürece kadar yorulmadan kullanabildiklerini ortaya çıkarmışlar. Buna ek olarak dişi yunus balıklarının 15 günlük bir periyoda kadar çıkabildiklerini bulmuşlar fakat ne kadar daha fazla periyotta bu performansı gösterebilecekleri araştırmaya dahil edilmediğinden bilinmemekte.

Beyinin sadece bir yarısı ile uyumak yani terim dilinde "tekloblu uyku" (orunihemispheric sleep) yunus balıklarının su yüzeyinde de yarı uyku halinde iken nefes alabilmeleri için oluşan bir gelişim süreci olduğuna inanılmakta. Bu sebeple bu araştırmanın bulguları yunusların bu yetilerinin bir uyuma davranışının gelişim süreci sonucu olduğuna dayandırılmıyor.

Ulusal Memeli Bilimi Kuruluşundan araştırmacı Brian Branstetter'ın konu üzerine yaptığı konuşmadan alıntı:"Bu görkemli yaratıklar denizlerin göz kırpmayan nöbetçileri gibi. Okyanus hayatının gerekliliklerinden biri olan hava ile solunumu yapabilmeleri onlara sürekli belki de sonsuz sürede devam edebilen echolocation gibi inanılmaz yetenekler vermiştir."


Kaynak : EarthSky / PLOS ONE (18 Ekim 2012)


nötrino 2 Kasım 2012 11:34

Konuşan Fil : Koshik

Güney Kore'de bir filin insanların konuşmasını taklit edebildiği belirlendi. Bilim insanlarını şaşırtan fil, Korece 5 kelime söyleyebiliyor."Current Biology" dergisinde yayımlanan makaleye göre, "Koshik" adlı fil, hortumunu ağzının içine sokup ses tellerinden gelen sesi değiştirerek Korece 5 sözcük söyleyebiliyor.

Asya fili, "annyeong (merhaba)", "anja (otur)", "aniya (hayır)", "nuwo (yat)" ve "joa (güzel)" diyerek herkesi şaşırtıyor. Çeşitli ülkelerden Koshik'i incelemek üzere Güney Kore'ye gelen araştırmacılar, farklı bir bölmeye alınarak diğer fillerden ayrılan filin bakıcıları ile ilişki kurmak istediği için konuşmayı öğrendiğini ileri sürdü. 1983 yılında Kazakistan'daki hayvanat bahçesi yetkilileri, fillerinin Rusça bazı sözcükleri söyleyebildiğini ileri sürmüş, ancak herhangi bir bilimsel çalışma yapılmamıştı.



Kaynak : AA / Current Biology (02 Kasım 2012,08:01)


nötrino 3 Kasım 2012 11:26

Köpek Balıklarının Beyinleri Üzerinde Yapılan Araştırmalar
 
Köpek Balıklarının Beyni İnsan Beynine Benzerlik Gösteriyor


Büyük beyaz köpek balıkları, son bir yıl içinde Avustralya’nın batı kıyısı ve ABD kıyıları başta olmak üzere çok sayıda insanı öldürdü. Bilim insanları, büyük beyaz köpek balıklarının saldırı yöntemlerini inceledikleri çalışmalarda elde ettikleri bulgular, bu canlıların beyni ile insan beyni arasında büyük benzerlikler olduğunu ortaya çıkardı.

Büyük beyaz köpekbalıkları, dünyanın dört bir yanında sörfçülerin kabusu olmaya devam ediyor. Avustralya hükümeti, 10 ay içinde beş kişiye saldırarak öldüren beyaz köpekbalıklarıyla mücadele etmek için ‘yakala-öldür’ yasası açıklarken, dev balıkları insanlardan uzak tutmak için yeni teknolojiler geliştiriliyor.

Batı Avustralya Üniversitesi’ndeki araştırmacılar ise beyaz köpekbalıklarına yönelik araştırmalarında, dev balıkların insanlara düzenledikleri saldırıların iç boyutunu ortaya koyan sonuçlar elde etti. Köpekbalığı uzmanı olan Kara Yopak, 150 türün beyinleri üzerinde yaptıkları analizler sonucunda, büyük beyaz köpekbalıklarıyla insanların beyinleri arasında büyük benzerlikler olduğunu ortaya çıkardı. Yopak, “Büyük beyaz köpekbalıklarının beyinlerinde görsel algıyı değerlendirmek için büyük kısımlar yer alıyor. Bu köpekbalıkları aynı zamanda kendilerinden uzak durmaya çalışan canlıların hareketlerini daha iyi tesbit edebiliyor” dedi.

Brain, Behaviour and Evolution dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, bugün beyaz köpekbalıklarını insanlardan uzak tutmak için kullanılan en yaygın teknoloji, balığın başında bulunan ve avın yaydığı zayıf elektrik sinyallerini tesbit etmesini sağlayan elektrik hassasiyetli gözeneklere müdahale edilmesi.

Küçük Beyin,Güçlü Algılar

Yopak, güçlü elektrik sinyali göndererek köpekbalığının algısını yanıltmaya yarayacak teknolojinin bugüne kadar her denemede başarısız olduğunu belirtti. Avustralyalı araştırmacı, büyük beyaz köpekbalıklarının beyinleri üzerinde yapılacak araştırmalarla, yeni ve işe yarayan önlemler bulabileceklerini ifade etti. Yopak, “Köpekbalıkları, zehirli bir deniz yılanının izlerini fark edebilir ve ondan uzaklaşabilir. Biz de buna benzer bir yöntem geliştirebiliriz... Bu kapsamda köpekbalıklarının sinir sistemlerini çok iyi anlamamız gerekiyor” dedi.

Birçok köpekbalığının memeliler ve kuşlarla aynı büyüklükte beyne sahip olduğuna dikkat çeken Yopak, büyüklüklerine kıyasla küçük beyinleri olan köpekbalıkları için ‘ufak beyinli yeme makineleri’ ifadesini kullandı. Son zamanlarda köpekbalığı saldırıların artmasına da değinen kadın araştırmacı, “artan nüfusun ve su sporlarının yaygınlaşmasında da bunun etkisi olduğunu” ifade etti.


ABD'nin California eyaletinde geçtiğimiz hafta büyük beyaz köpekbalığı saldırısı sonucunda ölen Javier Solorio'nun sörf tahtası.


Kaynak : Ntvmsnbc / Behaviour and Evolution (01 Kasım 2012,16:11)


nötrino 8 Kasım 2012 13:16

En Nadir Rastlanan Balina Türü:Kürek Dişli Gagalı Balina
 
En Nadir Görülen Balina İlk Kez İncelendi

Bilim insanları, 2010 yılında Yeni Zelanda’da karaya vuran bir dişi balina ile yavrusunun, dünyanın en nadir rastlanan balina türüne ait olduğunu ortaya çıkardı. Araştırmacılar, ilk kez türleri net bir şekilde incelenen ve davranışları hakkında hiçbir bilgi bulunmayan canlıların, kürek dişli gagalı balina olduğunu belirtti.

Yeni Zelanda’da 2010 yılında kıyıya vuran iki balinanın, bilim dünyasına en nadir görülen balina türünü ilk kez inceleme fırsatı kazandırdığı ortaya çıktı. İki balina, Aralık 2010’da Yeni Zelanda’nın Kuzey Adası’ndaki Opape Kumsalı’na vurmuş ve ölmüştü. Anne balinanın uzunluğu 5.3, yavrusunun ise 3.5 metre olarak ölçülmüştü. Balinaların DNA analizlerine ait bilginin de yer alacağı araştırma, Current Biology dergisinde yayımlandı.

Yeni Zelanda’nın Auckland Üniversitesi’nden deniz biyoloğu Rochelle Constantine, “Bugüne kadar kürek dişli gagalı balinaları 140 yıl boyunca Yeni Zelanda ve Şili kıyılarında bulunan üç ayrı kafatası parçalarına dayanarak inceleyebildik. Bu kadar büyük bir memeli hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyor olmamız gerçekten inanılmaz” dedi. Constantine, “İlk kez bu türe ait canlıları tek bir parça halinde inceleme fırsatı yakaladık ve iki tanesini birden bulmuş olmak büyük bir şans” dedi.

Türleri Anlaşılamadı

Bilim insanları, kıyıda keşfedildikleri günden itibaren geçen uzunca bir süre boyunca, insan gözüne neredeyse hiç görünmemiş balinaları Gray gagalı balinası zannetti. Yeni Zelanda sularında 20 yılda elde edilen DNA analizlerinin incelenmesi sonucunda, 2010 yılında kıyıya vuran balinaların farklı bir tür olduğu ortaya çıktı. Current Biology dergisinde yayımlanan araştırmada, Yeni Zelanda kara sularının balina türü çeşitliliği ve sayısı bakımından en zengin bölgelerden biri olduğuna dikkat çekildi.





Kürek dişli gagalı balinaların türünün kesinleştirilmesi aşamasında, Yeni Zelanda Koruma Departmanı canlıların doku örneklerini analiz etti ve fotoğraflar üzerinden karşılaştırmalar yaptı. Constantine, “İki balina laboratuvarlarımıza getirildiğinde, aldığımız doku örneklerinden DNA analizleri yaptık. Sonuçlar, karşımızdaki canlıların kürek dişli gagalı balinalar olduğunu gösterdiğinde çok şaşırdık... Bu sonucu doğrulamak için aynı testi birkaç kez daha yaptık” dedi.

Neden Karaya Vurdular?

Constantine ve meslektaşları, iki balinanın neden karaya vurduğunu bilmiyor. Yeni Zelandalı biyolog, “Bu balıklar derin sularda yaşıyor olmalı. Okyanusun derinliklerinde öldüklerini varsayarsak, çok azı kıyıya vuracak şekilde sürükleniyor” dedi. Constantine, öne sürdükleri bu teori hakkında kesin bir fikre sahip olmadıklarını belirtti. Çünkü bugüne kadar hiç kürek dişli gagalı balinaların yaşayışları incelenmedi ve davranışları hakkında hiçbir bilgi bulunmuyor.


Kaynak : Ntvmsnbc / Current Biology (06 Kasım 2012,16:32)



Saat: 11:40
Sayfa 2 / 4

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık