MsXLabs
Sayfa 2 / 7

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Tıp Bilimleri (https://www.msxlabs.org/forum/tip-bilimleri/)
-   -   Sağlık Sektöründe Yeni Teknolojiler, Gelişmeler ve Son Haberler (https://www.msxlabs.org/forum/tip-bilimleri/7166-saglik-sektorunde-yeni-teknolojiler-gelismeler-ve-son-haberler.html)

Hi-LaL 6 Ocak 2007 06:06

Göz renginin şifresi çözüldü...
 
Göz renginin şifresi çözüldü...

http://www.internethaber.com/images/news/24834.jpg


American Journal of Human Genetics tıp dergisinde de yayınlanan araştırma, 4 bin katılımcının genleri kullanılarak yapıldı. Queensland’daki uzmanların araştırmaları doğrultusunda, insanların göz renklerinin farklı oluşunun nedeni OCA2 adı verilen bir gene bağlı. Bu gen, bir protein üreterek, saça, tene ve göze rengini veriyor.


sehrazat2415 21 Ocak 2007 02:26

Yarayı yok eden sprey!
Yarayı yok eden sprey!

Bugüne dek tedavi edilemeyen ya da büyük operasyon gerektiren cilt rahatsızları, yaralar bir spreyle tarihe karışıyor!

Mucizevi spreyi Avustralyalı bir plastik cerrah geliştirdi. Recell adlı hücre sprey teknolojisiyle sağlıklı bölgeden alınan deri hücreleri sıvı hale getirilip, sorunlu bölgeye naklediliyor.

20 dakika gibi kısa bir sürede operasyon tamamlanıyor. Hastaneye yatmaya dahi gerek kalmıyor.

Bilimkurgu gibi görünen bu tedavi yöntemi 2006'dan bu yana Avustralya ve Ab ülkelerindeki tıp merkezlerinde kullanılıyor. Türkiye'de de Doktor Tunç Tiryaki ile Dr. Osman Oymak'ın Levent'te kurdukları bir merkezde kullanılmaya başlandı. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde de bu yöntem uygulanıyor.

www.internethaber.com


Hi-LaL 25 Ocak 2007 14:40

HIV Virüsünü Esir Alan Bakteri
 
HIV Virüsünü Esir Alan Bakteri Pazar, 22 Ocak 2006

Ağızda bulunan bir bakteri türü, HIV virüsünü kılıf içine alıyor.ABD'li bilim adamları, insan ağzında, HIV virüsünün diğer hücrelere yayılmasını engelleyebilecek yararlı bakteri buldular. Illionis Üniversitesi bilim adamlarının, ABD Mikrobiyoloji Derneği Toplantısı'nda sundukları yeni bulgulara göre, HIV virüsünü ele geçiren bakteri, virüsün diğer hücrelere yayılmasını engelliyor.
Bilim adamları, gelinen aşamanın, anne sütünden bebeğe HIV virüsü bulaşmasını engelleyecek yolun açılmasına olanak sağladığını söylediler.
Bağlayıcı bakteri
Dr. Lin Tao ile Diş Hekimliği Fakültesi'ndeki meslektaşlarının, sağlıklı gönüllülerin tükürüklerinden alınan yüzlerce bakteri üzerinde yaptıkları çalışma, protein üreten lactobacillus bakteri familyasının altı biçiminin, HIV virüsünün bir kısmını bağlayıcı olduğunu ortaya çıkardı.
HIV virüsünü sabit kılıyor...
HIV virüsüne karşı, sık sık değişim geçirmesi ve varlığını farklı şekillerde sürdürmesi nedeniyle aşı geliştirilemiyor. Bakteri, HIV virüsünün çoğunlukla aynı kalmasına olanak sağlıyor, HIV virüsünü örtüyor ve bir kılıf içine alarak yayılmasını engelliyor.
Gelinen aşamanın önemine değinen bilim adamları, kesin sonuç elde edilmesi için halen erken olduğunu söylüyorlar. HIV virüsünün anneden bebeğe bulaştığı yıllık vaka sayısının dünya genelinde 800 bin olduğu bildiriliyor.


vain 14 Şubat 2007 22:50

Yarayı yok eden sprey!

Yarayı tamamen yok etme diye bişey söz konusu deil yaranın niteliğine bağlı, derin yaralar malesefki çözümsüzdür ...

Diş ağrısı
  • Ağrıyan diş üzerinde ve dişlerin arasında bulunan gıda birikintileri, diş fırçası ve diş ipi kullanılarak temizlenmeli ve yarım su bardağına yarım çay kaşığı tuz ilave edilerek elde edilen tuzlu su ile ağız iyice çalkalanmalıdır.
  • Kesinlikle ağrıyan diş üzerine ASPİRİN ya da herhangi bir ağrı kesici ilaç uygulanmamalıdır. Kimyasal yapıları nedeni ile bu gibi ilaçlar diş etinde ve çevre yumuşak dokularda tahrişlere neden olabilmektedir. Bu da diş ağrısının yanında ikinci bir ağrının oluşmasına neden olacaktır.
  • Eğer iltihap nedeni ile yüzde şişlik oluşmuşsa o bölgeye soğuk kompres yapılmalıdır.
  • Dişhekimine gitmeden önce bir ağrı kesici ilaç alınabilir.
  • Diş üzerinde çürük nedeni ile oyuk oluşmuşsa buraya çok az karanfil yağı (eugenol) emdirilmiş pamuk koyulabilir. Eugenol ağrının azalmasını sağlayacaktır. Ancak, bu işlemi yaparken eugenol fazla kullanılarak diş etine sızmasına neden olunmamalıdır. Çünkü karanfil yağı da yumuşak dokuları tahrip edici özelliğe sahiptir.
  • Bir an önce dişhekimine başvurulmalıdır.
Diş kırılması
  • Tedaviye yardımcı olabilir düşüncesi ile -mümkünse- kırılan diş parçası bulunarak koruma altına alınmalıdır.
  • 30 dakika içerisinde dişhekimine gidilmelidir.
  • Bu arada bölgede kanama meydana gelmişse temiz bir gazlı bez ile basınç uygulanmalıdır. Basınç uygulamasına rağmen kanama 15 dakika içerisinde durmazsa en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
  • Diş kırılmaları, dişlerin yerlerinde oynaması ya da çıkması, ağız dokularında yaralanmalar ve beyin sarsıntısı sıklıkla da basketbol, futbol vs. gibi kontak sporları yaparken oluşan çarpma ve düşmeler ile trafik kazaları sonucunda oluşmaktadır. Özellikle kontakt spor yapan çocuklarda oluşabilecek ağız yaralanmalarını ve diş kırıklarını önlemek için uygulanacak en uygun yöntemagız koruyucu kullanmalarını sağlamaktır.
  • Diş darbe nedeni ile kendi yuvasında yer değiştirir ise hafif bir parmak basıncı ile diş eski pozisyonuna getirilmeye çalışılmalıdır.
  • Dişi yuvasına yerleştirirken kesinlikle zorlanmamalıdır.
  • En geç 30 dakika içerisinde dişhekimine başvurulmalıdır.
Dudak ve yanak yaralanmaları
  • Yaralı bölge ılık su ile temizlenmelidir.
  • Yara bölgesinde kanama varsa kanamanın durması için gazlı bezle basınç uygulanmalıdır.
  • Yanak ya da dudak dışından soğuk kompres uygulanmalıdır.
  • Eğer yara fazla büyükse ve kanama devam ediyorsa, dişhekimine ya da en yakın acil polikliniğine başvurulmalıdır.
Diş çekimi sonrasında oluşan kanamalar
  • Diş çekiminden sonra oluşan hafif kanamalar normaldir.
  • Şiddetli kanama varsa hemen diş hekiminize ya da en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalısınız.
  • Sızıntı şeklinde kanama varsa çekim yeri üzerine konulan gazlı bez basınç uygulayarak yarım saat tutulursa kanama duracaktır.
  • Eğer kanama hala devam ederse en uygun olanı dişhekiminize başvurmanızdır. Bu mümkün değil ise bir çay poşetini suda ıslattıktan sonra gazlı beze sarınız ve çekim yerine basınçla uygulayınız . Çay yaprağı içerisinde bulunan kanın pıhtılaşmasına yardımcı mineraller sayesinde yarım saat içerisinde kanama duracaktır.
  • Eğer sonuç alınmaz ise diş hekiminiz ya da en yakın sağlık merkezine başvurunuz.


evo 5 Mart 2007 16:26

SSPE HASTALIĞI TEDAVİSİNDE UMUT VERİCİ GELİŞME

http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Bilim_Cevre_Saglik/2010/sspe_hasta.jpg

TRABZON
- Osman Kurt
- Japonya'nın Kobe Üniversitesinden Profesör Haku Hotta ve ekibinin geliştirdiği ilacın, laboratuvar ortamında, SSPE (Subakut Sklerozan Panensefalit) virüsü bulaştırılmış beyin hücreleri üzerinde uygulandığı ve etkili olduğu bildirildi.
SSPE Hastaları Yardımlaşma Dayanışma ve Yaşatma Derneği Başkanı Cengiz Kara, Japonya'nın Kobe Üniversitesinde görev yapan Profesör Haku Hotta'nın ekibiyle birlikte yaptığı çalışmalarla SSPE virüsüne karşı önemli bir gelişme kaydettiğini söyledi.
Kara, ''Bu ilacın geliştirilmesi yönünde çok önemli ve umut verici bir gelişme. Bugüne kadarki çalışmaların içinde en başarılı olanı'' dedi.
İlacın şu anda gerek etik gerekse kanuni olarak insan üzerinde uygulanamadığını ifade eden Kara, ''İlacın henüz insan üzerinde emniyetli olarak uygulanabilmesi için önce hayvanlar üzerinde denenmesi, akabinde insana uygun ilaç geliştirilmesi ve klinik deneyler yapılması için ilaç firmaları ile çalışmalar gerekiyor'' dedi.

a.a.


Hi-LaL 6 Mart 2007 13:38

Boy uzatmak artık hayal değil
 
Boy uzatmak artık hayal değil
http://www.internethaber.com/images/news/30389.jpg


Boy uzatmak artık hayal değil. İki Türk bilim adamı bunu gerçekleştirmeyi başardı. Peki boy nasıl uzatılacak?

Dokuz Eylül Üniversitesinden 4 bilim adamı, insan boyunu hem uzaktan kumanda ile hem de belirli bir ağırlık uygulayarak uzatmak için geliştirdikleri 2 farklı projenin patentini almak için Avrupa Patent Ofisine başvurdu.

İlk projede boy uzatmak isteyenler için kemik içerisine çakılan çiviler, uzaktan kumanda ile her gün 1 mm boy uzatacak. Bu projede hasta, yattığı yerden boyunu uzatabilecek. Diğer projede ise günde bir kez ayağını yere sertçe vuran kişinin boyu aynı oranda uzayabilecek. Projeyle birlikte bir kişinin boyu 3.5 ay gibi kısa bir sürede 10 santimetre uzatılabilecek.

Havıtçıoğlu, kendisiyle birlikte Doç. Dr. Önder Baran, araştırma görevlileri Bora Uzun ve Hakan Oflaz ile hem mekanik hem de şekil bellekli alaşımlardan yararlanılarak insan boyunu uzatmak için geliştirdikleri proje için Avrupa Patent Ofisine 18 Eylül 2006 tarihinde başvurduklarını, 3
ay sonra patentlerin gelmesini beklediklerini kaydetti.

Kaynak: İnternet haber.


Pollyanna 10 Mart 2007 01:30

2 Santimlik Cerrah!

(9 Mart 2007 Cuma)

Japonlar bu kez de 2 santimlik cerrah robot, insan vücuduna girip ameliyat yapacak

Japon bilim adamları, geliştirdikleri ’robot doktor’un porototipini dün basına tanıttı. Kesik yoluyla vücuda girecek olan robot, insan bedeninin içinde operasyonlar yapabilecek.
Ritsumeikan Üniversitesi uzmanlarının üç yıl süren bir çalışma sonucu geliştirdiği 2 santimetre uzunluğundaki doktor robot, 1 santimetre genişliğinde ve sadece 5 gram ağırlığında. Küçük bir kamera, algılayıcılar ve ilaç enjektörüne sahip olan robot, gerektiğinde bazı sağlık sorunlarını ilaçlarla tedavi edebiliyor, böylece ameliyata gerek kalmıyor.



Sırada kalp robotu var
Robot, vücudun sorunlu bölgesinden aldığı verileri çok ince bir kabloyla bilgisayara iletiyor. Ancak uzmanlar daha etkili ve kolay iletişim için robota uyumlu telsiz verici geliştirmeye çalışıyor.
Daha önce geliştirilen minyatür sağlık robotları, yutma yoluyla vücuda girebiliyor ve yalnızca fotoğraflar çekebiliyordu. ABD’li bilim adamları, kalp sorunları konusunda uzman ve enjeksiyon yoluyla vücuda zerk edilecek yeni tip bir robot da geliştiriyor.


evo 17 Mart 2007 11:29

TANSİYON İLAÇLARI KANSERE İYİ GELİYOR

http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Bilim_Cevre_Saglik/2010/ilac_8.jpg


WASHINGTON
- Tansiyon ilaçlarının, akciğer kanserinin tedavisinde kullanılabileceği belirlendi.
ABD'de yayınlanan "Cancer Research" adlı dergide çıkan makaleye göre, laboratuvarda hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde, kandaki "anjiotensin" hormonunu artıran tansiyon ilaçlarının, akciğer tümörlerini yüzde 30 oranında azalttığı belirlendi.
Wake Forest üniversitesinden Patricia Gallagher başkanlığındaki araştırma ekibinin çalışması, bu ilaçlarla tedavi edilmeyen farelerdeki tümörlerin, aynı zaman dilimi içinde iki kat arttığını gösterdi.
Araştırma ekibinden Ann Tallant, bunun, bu hormonun kanser tümörlerini azalttığına dair ilk çalışma olduğunu belirtti ve bu sonuçların, akciğer kanserinin tedavisi için yeni bir yöntem geliştirilebileceğini düşündürdüğünü vurguladı.
Tallant, "anjiotensin" hormonunun kanseri tedavi etme potansiyelini araştırma fikrinin, tansiyon tedavisi gören hastalar arasında akciğer kanserinin çok az görülmesinden doğduğunu belirtti.
a.a.


Dj_EmReM 31 Mart 2007 06:18

PAYLAŞIM İÇİN TSK


Hi-LaL 2 Nisan 2007 20:24

Kan grubunda inanılmaz devrim!
 
Kan grubunda inanılmaz devrim!
http://www.internethaber.com/images/news/33202.jpg
02 Nisan 2007 Pazartesi 16:47

Danimarkalı bilimadamları, bir kan grubunu diğer gruba dönüştürecek basit bir yöntem bulduklarını açıkladı. Böylece dünya genelinde kan bulma sıkıntısının ortadan kalkabileceği belirtiliyor.

Kopenhag Üniversitesi'nden Prof. Henrik Clausen başkanlığındaki uluslararası ekip, "0" grubu kan üretebilecek enzimleri belirlediğini duyurdu.
http://www.internethaber.com/images/news/33213.jpg
Bilimadamları, dönüştürülmüş kanın hastanelerde kullanılabilmesi için hastalar üzerinde denemeler yapılması gerektiğini belirttiler.
"A", "B" ve "AB" grubu kan, diğer gruptaki kişilere nakledilmeleri halinde, ölümcül sonuçlara yol açabiliyor.

Yeni yöntemle, diğer gruplara nakledilen kanda, bağışıklık sisteminde reaksiyona yol açabilecek enzim ve antijene rastlanmadı.
Prof. Clausen'in ekibi, "A" ve "B" antijenlerini etkisiz hale getirebilecek 2500'den fazla bakteri ve mantar özü üzerinde çalıştı.

Yeni keşfedilen bakteriyel "B" enziminin kahve çekirdeğinden elde edilen enzimden yaklaşık bin kat daha güçlü olduğu belirtiliyor.

Son olarak "A" antijenlerini ortadan kaldıracak enzimin bulunmasıyla tüm kan gruplarının dönüştürülmesinin mümkün hale geldiği söyleniyor.


(Kaynak: BBC)


Hi-LaL 2 Nisan 2007 20:26

Yapay kalp yolunda büyük adım
 
Yapay kalp yolunda büyük adım
http://www.internethaber.com/images/news/23150.jpg
02 Nisan 2007 Pazartesi 10:12

Dr. Magdi Yacoub ve ekibi, önümüzdeki üç-dört yıl içinde kalbin yapay olarak geliştirilmiş bölümlerinin organ nakillerinde kullanılabileceğini umuyor. Bilim adamlarının kök hücreden geliştirdikleri doku aynen kalp kapakçığı gibi çalışıyor.

Araştırmacılar, laboratuvar ortamında geliştirilen kalp kapakçıklarını önümüzdeki aylarda koyun ve domuz gibi hayvanlara naklederek deneyeceklerini ve sonuçları değerlendireceklerini ifade etti.

Dr. Yacoub, The Guardian gazetesine yaptığı açıklamada, bilim adamlarının kök hücreden kalp geliştirmek için 10 yıla ihtiyaçları bulunduğunu, daha sonra kalp nakillerinde kullanılacak organ bulmakta yaşanan sıkıntının da ortadan kalkacağını söyledi.

Yacoub, laboratuvarda kalp geliştirme projesinin çok iddialı gibi görünebileceğini ancak imkansız olmadığını söyledi. Araştırmacılar başarılarını yapay kalp geliştirmenin ilk büyük adımı olarak gördüklerini belirtti. Bilim adamları daha önce de amniyo sıvısından aldıkları kök hücrelerden kalp kapakçığı geliştirmeyi başarmıştı.

Kaynak >>>>İnternet Haber


vain 3 Nisan 2007 10:05

Düz tabanlık kalıcı olmasın
Uzmanlar bebeklere vaktinden önce giydirilen bazı ortopedik ayakkabıların, düz tabanlığı kalıcı hale getirebileceği uyarısında bulunuyor.
Çocukların 7 yaşına kadarki gelişim süreçlerinde ayaklarının iç kısmında "kubbe" oluşmamasının normal olduğunu belirten uzmanlar, bebeklere vaktinden önce giydirilen bazı ortopedik ayakkabıların, düz tabanlığı kalıcı hale getirebileceği uyarısında bulunuyor.

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Akçalı, çocukların normalde 1 yaş civarında yürümeye başladığını, çocuğunun yere "geniş" ve "patates" gibi basmasının ailelerin dikkatini çektiğini söyledi. Çocukların bu tür adımlarının normal olduğunu, ancak ailelerin "çocuğum düz taban mı?" endişesi yaşadığını ifade eden Akçalı, hemen ortopedik ayakkabılara yönelmenin doğru yaklaşım olmadığını belirtti.

Her çocuğun yürümeye başladığında ayağının iç kısmına bastığını, ayak tabanının düz olduğunu, 2-3 yaşına doğru bu düzlüğün yavaş yavaş yükselmeye başladığını anlatan Akçalı, ayak kavisinin kubbe haline gelmesinin 7 yaşına kadar sürebildiğini ifade etti. Özellikle 3 yaşına kadarki süreçte bu şekildeki çocukları düz tabanlı olarak nitelememek gerektiğini vurgulayan Akçalı, düzlüğün devam etmesi durumunda ortopedik ayakkabılara yönelmek gerektiğini kaydetti.http://image.haber7.com/haber/58604.jpg

Sakız çiğneyerek kilo verilebilir mi?

Çağın sorunu olarak adlandırılan fazla kilolardan, bitkisel ürünler kullanılarak elde edilen ve tokluk hissi veren sakız sayesinde kurtulabilmenin mümkün olduğu öne sürüldü.


Özellikle yaz aylarının yaklaşmasıyla kişilerin fazla kilolardan kaynaklanan ''görüntü çirkinliği''nden kurtulma kaygısıyla hareket etmesinin, piyasaya bunu ortadan kaldırdığı iddia edilen yeni ürünlerin sunulmasına ve rağbet görmesine yol açıyor.
Sakızın yanı sıra ''spirulina yosunu''ndan elde edilen kapsüllerin de vücuttaki yerleşik fazla yağların daha hızlı enerjiye dönüşmesine, yiyeceklerle alınan yağların depolanmadan atılmasına ve tokluk hissi vererek bir ayda yaklaşık 5 kilo verilmesini sağladığı savunuldu.
Şirketin Yönetim Kurulu üyesi Ali Sayın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tamamen yerli sermaye ile üretilen sakız ve ''Naxilite'' adıyla kapsülü, 2 ay önce piyasaya sürdüklerini ve tamamen bitkisel özellikte olduğu, yan etkisinin bulunmadığını iddia etti.
Fazla kiloların en önemli sağlık sorunu olduğunu ve çok sayıda insanın bu konudan şikayetçi olduğunu belirten Sayın, ''Bu amaçla yaptığımız çalışmalar sonucunda, geleneksel olarak Anadolu'da kullanılan bu sakızı seri üretimle, kilo sorunu olanların hizmetine sunmayı uygun gördük'' dedi.
Ürünlerin içeriğinde biberiye, ısırgan ve çörek otu, ardıç, keten, buğday, rezene, kekik ve kiraz sapı karışımlarının bulunduğunu ve doğal yollarla elde edildiğini vurgulayan Sayın, şöyle konuştu: ''Tamamıyla bitkisel olan bu sakızla gıda desteği olan ve spirulina yosunundan üretilmiş kapsülleri fazla kilolardan şikayetçi olanların hizmetine sunduk. Ürünü,fazla kilosu olanlarda kilo düşürücü, ideal kilolularda mevcut halin korunması için bitkisel destek olarak öneriyoruz. Tablet şeklindeki yosunlar yemeklerden 30 dakika önce 2'şer adet alınırken, sakız ise günde 3 defa, yemeklerden yarım saat önce 10-15 dakika arası çiğneniyor. Sakızın içeriğindeki maddeler çiğnenme sürecinde vücut tarafından kolayca emilimi sağlanarak kısa sürede etkisini göstermeye başlıyor. Ürünler tokluk hissi vererek, aşırı iştahlı olma durumunu önlüyor, metabolizmanın da hızlı çalışmasını sağlayarak depolanmış yağların enerjiye dönüşmesini hızlandırıyor.''
-AYDA 4-5 KİLO-
Ürünün hiç bir yan etkisi bulunmadığını savunan Sayın, bünyelerdeki farklılıklar dolayısıyla etkisinin boyutunun kullanım sürecinde gözlenebildiğini söyledi.
Bünyenin uyum sağlaması durumunda ayda 4-5 kilo vermenin mümkün olduğunu vurgulayan Sayın, ''Naxilite formülü, vücuttaki depo yağların kullanımı hızlandırarak enerjiye dönüşmesine ve yemeklerden sonra vücudun depoladığı yağ oranını minimum seviyede tutmaya destek olur. Böylece sağlıklı ve dengeli kilo vermenize yardımcı olur. Başta obezite olmak üzere fazla kilolarından kurtulmak isteyenler, sakız çiğneyerek veya tamamen doğal kapsüllerle bunu sağlayabilirler'' diye konuştu.
Ürünlerin şu an için sadece eczanelerde satışa sunulduğunu vurgulayan Sayın, ''Yakın zamanda ihracata başlamayı hedefliyoruz.'' Eczanelerde, 90 kapsüllük tabletlerin 25 YTL'den satışının yapıldığı bildirildi. (aa)


evo 3 Nisan 2007 10:07

KAN GRUBUNU DİĞERİNE DÖNÜŞTÜREN YÖNTEM GELİŞTİRİLDİ

http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Egitim_Bilim/2010/kan_gruplari.jpg

ANKARA
- Bilim adamları, bir kan grubunu başka kan grubuna dönüştüren bir yöntem geliştirdiler. Böylece, kan vermede ortaya çıkan sıkıntının ortadan kalkacağı belirtiliyor.
İngiliz Yayın Kuruluşu BBC ve Daily Mail gazetesinin internet sitelerinde verilen habere göre, uluslararası bir araştırma ekibi, Nature Biotechnology dergisinde yayınladıkları araştırmada, A, B ve AB gruplarındaki kanı nasıl O grubuna dönüştürdüklerini açıkladılar.
Kan, alyuvarlar hücrelerinin yüzeyindeki, antijenler olarak bilinen şeker moleküllerine göre sınıflandırılıyor. A ve B kan gruplarında farklı şeker molekülleri bulunurken, AB kan grubu her iki şeker molekülünü de ihtiva ediyor. O grubunda ise antijen bulunmuyor.
Danimarka'daki Kopenhag Üniversitesinden Prof. Henrik Clausen başkanlığındaki ekip, bakteriyel enzimleri, bu şeker moleküllerini kesmek için bir nevi biyolojik "makas" olarak kullandı. Böylece kan, antijenin olmadığı O grubuna dönüştü.


vain 3 Nisan 2007 10:08

Bahar geldi alerjilere karşı dikkat!

''Alerjik kişilerin önemli bir kısmında, mevsimsel yakınmalar başlayabilir veya şiddeti artabilir. Sıklıkla bahar ve güz aylarında sorun yaşanmaktadır''
Türk Toraks Derneği Basın Komitesi Başkanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, alerjik kişilerin sıklıkla bahar ve güz aylarında sorun yaşadığını söyledi.
Özlü, AA muhabirine yaptığı açıklamada, toplumda yaklaşık her üç kişiden birinin alerjik bünyeye sahip olduğunu belirterek, ''Alerjik kişilerin önemli bir kısmında, mevsimsel yakınmalar başlayabilir veya şiddeti artabilir. Sıklıkla bahar ve güz aylarında sorun yaşanmaktadır'' dedi.
Mevsimsel alerjinin en sık rastlanan nedeninin solunan havada bulunan polenler olduğuna dikkati çeken Özlü, ''Havadaki polen yükü, yaşanılan coğrafyaya, iklim koşullarına ve mevsime bağlı olarak değişkenlik gösterir. Ağaç polenleri, genellikle şubat-mart, çim polenleri nisan-temmuz, yabani ot polenleri ise yaz sonu ve sonbaharda ortaya çıkar. Ağaçlandırılmış, çimenli alanlarda, bitkilerin tozlaşma mevsimlerinde, rüzgarlı, lodoslu havalarda polen yükü fazladır'' diye konuştu.
İklim koşullarındaki değişime ikincil olarak havada bulunan ev tozu veya küf mantarı gibi diğer birçok alerjen yükünün de bulunduğunu dile getiren Özlü, bu nedenle her mevsim alerjisinin polene bağlanmaması gerektiğini ifade etti. Baharla birlikte alerji hastalarında değişik yakınmalar ortaya çıkabileceğini kaydeden Özlü, ''Alerjik nezleli hastaların elleri, sık sık burunlarına gider. Tatlı bir kaşıntı ve bıktıracak şekilde art arda hapşırmalar, devamlı bir nezle hali, burun akıntısı, burun tıkanıklığı görülebilir. Hastaların 'burnumda et var' şeklinde ifade ettikleri polipler oluşabilir. Kişi burundan nefes alamayıp, ağızdan nefes alıp vermeye başlayabilir'' dedi.
Alerjik göz nezlesinde gözlerde sulanma, kızarıklık ve yanma, adeta göz kapakları altında kum varmış şeklinde rahatsızlık hissedileceğine dikkati çeken Özlü, ''Gözde dayanılmaz bir kaşıntı olabilir. Alerjik sinüzitle ilişkili olarak baş ağrısı, yüzde, alın bölgesinde ağırlık ve ağrı, geniz akıntısına bağlı olarak boğazda gıcıklanma, yanma, kaşıntı, devamlı yutkunma ve boğaz temizleme ihtiyacı olabilir. Kişi, boğazındaki balgamı bir türlü koparıp atamamaz'' diye konuştu.
Prof. Dr. Özlü, astımlı hastalarda ise göğüste sıkışma, tıkanma, nefes alıp verirken darlık ve zorlanma, hırıltılı solunum ve inatçı öksürük nöbetleri olduğunu belirterek, ''Gece sabaha karşı uykudan uyandıran, çok rahatsız edici öksürük ve nefes darlığı atakları gelişebilir. Hasta, yürürken, yokuş-merdiven çıkarken zorlanabilir'' dedi.
Alerjik hastalıkların etkin şekilde tedavi edilmemesinin kişiyi bezdireceğini ve yaşam kalitesini düşüreceğini ifade eden Özlü, şunları söyledi: ''Günümüzde alerjik hastalıkların teşhis ve tedavisiyle ilgili büyük gelişmeler olmuştur. Kişinin alerjik bünyeye sahip olup olmadığı, alerjisinin neyle ilişkili olduğu, alerjik hastalığının olup olmadığı, alerjik hastalığının hangi organda yerleştiği ve ağırlığı kolayca ölçülebilmektedir. Doğru bir teşhis sonrasında, kişinin duyarlı olduğu alerjenleri tanıyıp bunlardan kaçınması, en iyi yaklaşımdır. Bu mümkün olmadığında alerjik reaksiyonları önleyip, kontrol altına alan, şiddeti azaltan, alerjik yakınmaları gideren, yaşam kalitesini düzelten tedaviler uygulanabilir.''


Ağızda sarımsak kokunusuna son

Almanya'da Nisan ayı ortalarında piyasaya sürülecek ''sarmısak zambağı'' artık ağız kokularına son verecek.
Halk arasında ''sosyete sarımsağı'' adı da verilen sarımsak tadında ve aynı derecede sağlıklı bir bitki çeşidi olan ''sarımsak zambağı''nın kötü ağız kokusu gibi yan etkileri bulunmuyor.
Güney Afrika'da yetişen ve açık mor renkli çiçekleri olan ''sarımsak zambağı''nın hem çiçek, hem de sap kısmı yenilebiliyor. İtalya'da da Eylül ayında piyasaya sürülmesi beklenen ''sarımsak zambağı''nın, aynı lezette olduğu ve ağız kokusuna neden olmadığı için bir çok ahçı tarafından sarımsaktan daha fazla tercih edildiği belirtiliyor


NihLe 10 Temmuz 2007 09:51

Kanser hastalarında saç dökülmesi önleniyor
 
1 ek
Alıntıdaki Ek 11416
TOKYO (İHA) - Japon bilim adamları, bir tür antibiyotik olan "alopestatinin" kanser tedavisi gören hastaların kemoterapi sırasında saçlarının dökülmesini önlediğini belirledi.

Araştırmada yer alan bilim adamlarından Toshiyuki Sakai, yapılan deneylerde alopestatin verilen farelerde saç kaybının yüzde 70 azaldığını bildirdi. Sakai, "İnsanların, kanser ilaçlarının yan etkilerini azaltmak amacıyla çeşitli çalışmalar yapıldığını bilmelerini istiyorum. Bu alan, kanser ilaçları geliştirmeye nazaran geri kalıyor, ancak hastanın yaşam kalitesi açısından hala önemli" diye konuştu.

Sakai, konuyla ilgili çalışmaların halen devam ettiğini belirterek, şu anda klinik testlerin yapılmadığını ifade etti.


CyniX 10 Temmuz 2007 15:02

Çinko eksikliği ölümlere neden oluyor

Dünya nüfusunun yaklaşık üçte birinde görülen çinko eksikliği nedeniyle yılda ortalama 1 milyon kişinin öldüğü, binlerce çocukta ise fiziksel ve zihinsel geriliğe yol açtığı bildirildi.

İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hikmet Boyacıoğlu, vitamin ve mineral eksikliklerinin, dünyanın önemli bölümünü etkileyen ve öğrenme güçlüğü, zeka geriliği, bağışıklık sistemi sorunları, düşük çalışma kapasitesi, körlük, prematüre ölümler, depresyon ve daha birçok sağlık sorununa yol açan önemli bir toplumsal sorun olduğunu söyledi.
Minerallerin her birinin eksikliğinin sağlık açısından birçok soruna yol açabildiğini dile getiren Boyacıoğlu, özellikle çinko eksikliğinin dünyada üzerinde önemle durulan bir konu olduğunu bildirdi.
Özellikle Türkiye'de et ve süt ürünleri tüketiminin az olması nedeniyle demir, kalsiyum ve çinko eksikliklerinin görüldüğünü vurgulayan Boyacıoğlu, ''Ekonomik şartlar ve eğitim seviyesi farklılıklarına bağlı olarak kırsal bölgelerde yetersiz beslenme oranı çok yüksek. Kent merkezlerinde de çinko kaynaklı gıdaların alımının az olması bu minarelin eksikliğini artırıyor'' dedi. Boyacıoğlu, çinko eksikliğinin en yaygın olarak görüldüğü bölgelerin beslenmenin hayvansal gıdalardan çok hububatlar ve sebzelere dayalı olduğu az gelişmiş ülkeler olduğunu belirterek, çinkonun genellikle sığır, tavuk, balık ve kabuklu deniz hayvanlarının etleri ile yumurta ve süt ürünlerinde bulunduğunu, ayrıca fındık ve baklagillerin de çinko açısından zengin olduğunu bildirdi.


_PaPiLLoN_ 20 Temmuz 2007 20:34

Yüksek tansiyona aşı!
 


Yüksek tansiyona aşı!

Alman ve İsviçreli bilim adamları, tıp alanında önemli bir başarıya imza attı.

Zürih kentindeki Cytos adlı biyoteknoloji şirketinde araştırma yapan Dr. Martin Bachmann ile Almanya'nın önde gelen hastanelerinden Berlin'deki Charite'de araştırmacı olarak görev yapan Dr. Frank Wagner ve Prof. Hans-Dieter Volk, yüksek tansiyona karşı aşı geliştirdi.

Alman ''Bild am Sonntag'' gazetesinin haberine göre, Bachmann, CYT006 adı verilen aşının yüksek tansiyona karşı aylarca iyi geldiğini belirterek, ''Angiotensin adı verilen hormon vücutta kan basıncını artırır. Yeni geliştirilen aşıyla vücudun savunma sistemi bu hormona karşı bir antikor geliştiriyor. Bu antikor sayesinde hormonun etkisi azalıyor, bunun sonucunda da tansiyon düşüyor'' şeklinde açıklama yaptı.

Wagner de, aşının, yaşları 18 ila 65 arasında değişen 72 kadın ve erkek üzerinde başarıyla denendiğini ve özellikle, kalp krizi riskini artırdığı için sabah saatlerinde daha tehlikeli olan yüksek tansiyonu önlediğini ifade ederek, ''Geliştirilen aşının güvenli olduğunu ve yüksek tansiyonu, özellikle sabah saatlerinde büyük ölçüde düşürdüğünü ispatladık'' dedi.

Volk ise araştırmaları sırasında ciddi hiçbir yan etkiyle karşılaşmadıklarını kaydederek, ''Aşının haftalar sonrasında bile hala etkili olduğunu tespit ettik. Bu, her gün birkaç kez hap almak zorunda kalan yüksek tansiyonlu hastalar için çok önemli. Bu hastaların sorunu, haftalarca, hatta aylarca etkili kalabilecek bu ilaçla çözülebilir'' diye konuştu.

Almanya'da yaklaşık 16 milyon kişinin yüksek tansiyon hastası olduğuna dikkat çekilen haberde, aşının ne zaman yaygın bir şekilde kullanılacağı konusunda bilgi verilmedi.



_PaPiLLoN_ 21 Temmuz 2007 19:43

Kumda yürümek düz tabanlığı önlüyor!
 
http://img472.imageshack.us/img472/8785/19812kumal1.jpg


Kumda yürümek düz tabanlığı önlüyor!

Ortopedi ve travmatoloji uzmanı Opr.Dr. Savaş Tunay, kumda ve sert balçık çamurda yürümenin düz tabanlığı önlediğini söyledi.

Bolu'da özel bir ortopedi merkezinin sahibi olan Opr.Dr. Savaş Tunay, düz tabanlığın ayak içindeki kaslarla, ayak altını örten kasların zayıflığından kaynaklanan bir hastalık olduğunu belirterek, “Düz tabanlık, genellikle ailesel yatkınlıktan kaynaklanan bir hastalık. Bu tür vakalarda, ayağın iç kaslarının güçlendirilmesi gerekir” dedi.

Beyin ve sinir sistemindeki bir takım hasarların yanısıra travmaya bağlı olarak da düz tabanlığın oluşabileceğini söyleyen Opr.Dr. Tunay şöyle konuştu:

“Düz tabanlıkta uygun bir tedavi görülmemesi halinde, ayağın altı bir ayı tabanı gibi düz olur. Hafif ve orta şiddetli düz tabanlıklarda birşey yapmaya gerek yok. Ortopedik ayakkabılarla veya ortopedik tabanlıklarla bu sıkıntı giderilebilir. Ayak parmaklarıyla yere düşmüş bir kalemi ya da bir çubuğu almak, topuk üzerinde veya parmak uçlarında bir balerin gibi yürümek, deniz kumu veya sert vasıflı balçık çamurda yürümek ayak içlerindeki kasları güçlendirir, ayağın altında kubbeyi oluşturan zarı daha güçlü vasıflı yapar. O nedenle aileler küçük çocuklarına yaz sezonunda ne kadar çok kumda yürüme fırsatı verirlerse, düz tabanlık korkuları da o denli azalır.”




_PaPiLLoN_ 23 Temmuz 2007 17:49

Açlık Hissi Veren Gen Bulundu


İsviçre'deki Fribourg üniversitesiyle Fransa'daki Strasbourg üniversitesinin uzmanları, beyin ve bütün vücutta aktif olan "Per 2" adlı genin, açlık hissini haber veren sinyalleri ürettiğini tespit etti. Uzmanlar, genin bulunmasının, obezite ve alkolizm gibi sorunlarla mücadelede çığır açabileceğini düşünüyor.
"Current Biology" adlı dergide yayınlanan makalede, bu yemek saatleriyle fiziksel tepkilerin eş zamanlılığına ilişkin keşfin, uykusuzluk ve depresyon gibi dertlerin tedavisi için yeni yöntemler geliştirilmesi bakımından da ümit verici olduğu belirtildi. Uzmanların araştırmasına göre, biyolojik saatin gece mesaisi veya saat farkı yüzünden bozulması halinde insan alkole daha fazla meylediyor. Uzmanlar, "Per 2"nin vücut ağırlığına da dolaylı etkisi olduğunu düşünüyor.


_PaPiLLoN_ 24 Temmuz 2007 23:26

AIDS ile savaş kaybediliyor


LONDRA - Doktor Anthony Fauci, Avustralya’daki uluslararası bir AIDS konferansında yaptığı konuşmada, şu anda tedavi görmekte olanlardan sayıca daha fazlasının HIV virüsüne yakalandığını söyledi.

Doktor Fauci, gelişmekte olan ülkelerde hastalıktan etkilenen milyonlarca insana yardım edilmesi konusunda ilerleme sağlandığını söyledi. Ancak rakamlara bakıldığı zaman durumun iyi olmadığını belirtti.

Fauci, “Tedavi altına aldığınız her bir kişiye karşılık, altı yeni kişi hastalığa yakalanıyor” diye konuştu.

Sidney’deki konferansa, yüz otuz ülkeden dünyanın önde gelen beş bin AIDS uzmanı katılıyor.

SÜNNET FAKTÖRÜ KORUYUCU
Verilen bilgiye göre, geçen sene gelişmekte olan ülkelerden 2,2 milyon kişinin virüsle mücadeleye yardımcı “antiretroviral” ilaçlara erişim imkanı vardı. Bu rakam, üç yıl öncesine kıyasla 300 bin kişilik bir azalışı ifade ediyor.

Ancak konferansta açıklananlara göre, hastalığın yayılma hızı, hastaların tedavisi ve eğitimleri için sürdürülen küresel çabayı geride bırakıyor.

Katılımcılar, erkeklerin sünnet edilmelerinin HIV virüsüne yakalanma riskini % 60 oranında azalttığı yönündeki bulguları umut verici buldu.

http://www.ntvmsnbc.com/news/269925.jpg
Kenya, Uganda ve Güney Afrika’daki deneklere dayandırılan bu yöndeki çalışma, erkeklerin sünnet edilmelerinin Sahraötesi Afrika’da yirmi yıl içinde 5,7 milyon yeni vakayı önleyebileceği tahminini ortaya koyuyor.

ABD Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü Müdürü Dr. Fauci, “Bu yıl bir önemli buluşla karşı karşıyayız. Bu da sünnetin hastalığın önlenmesindeki rolü” dedi.

YANKI UYANDIRDI
Gelişmekte olan ülkelerin pek çok bölümünde, prezervatif ve steril şırıngalar gibi etkili koruma stratejileri, nüfusun yüzde 15’ten az bir bölümü tarafından kullanılabiliyor.

Uluslararası AIDS Derneği’nin “Dördüncü HIV Nedenleri ve Tedavisi Konferansı”nda konuşan Dr. Fauci’nin uyarıları uzmanlar arasında geniş yankı uyandırdı.

İngiliz HIV Derneği’nden Dr. Brian Gazzard, antiretroviral ilaçlara erişim şansının artmasına rağmen, hastalığın Asya ve Afrika’nın bazı bölgelerinde kontrolden çıkmakta olduğunu söyledi.


_PaPiLLoN_ 1 Ağustos 2007 20:48

İki diyabet ilacı tehlikeli

ABD’li bilim adamları, Türkiye’de de kullanılan şeker hastalığı (diyabet tip 2) ilaçlarından "Avandia" ile "Actos"un kalp yetersizliği ve kalp krizine neden olduğunu ileri sürdü. ABD, ilaçlara kısıtlama getirmeden önce bağımsız araştırmacılardan ikinci bir test istedi. Üretici İngiliz Glaxo Smith Kline şirketi ise "Kalp krizine neden olduğu yönünde kesin kanıt yok, prospektüsünde zaten kalp uyarısı var" açıklamasını yaptı.

Amerika ve Avrupa başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde kullanılan ve piyasada "Avandia" ya da "Avendamet" adıyla satılan şeker hastalığı ilacı üzerine ABD’de yapılan araştırma, kaygı verici sonuçlar ortaya ıkardı. Araştırmanın sonuçları, New England Journal of Medicine adlı derginin mayıs sayısında yayınladı.

GENÇLER İÇİN DE RİSK

78 bin şeker hastası üzerinde yapılan araştırma, 1999’dan bu yana piyasada bulunan İngiliz Glaxo Smith Kline şirketinin ürettiği "Avandia" adlı ilaç ile Japon Takeda Farmakoloji şirketinin ürettiği "Actos" adlı ilacın kalp yetersizliğini 2 kat, kalp krizi riskini ise, yüzde 43 oranında artırdığını ortaya koydu.

Geçen yıl sadece ABD’de 2 milyar dolarlık "Avandia" satan Glaxo Smith Kline, ilacın prospektüsünde uyarı bulunduğunu açıkladı. Ancak North Carolina Wake Forest Üniversitesi’nden Prof. Sonal Singh, "Geçmişte kalp riski bulunmayan, hatta genç yaştaki hastalarda bile kalp krizi riskini artırdı" diyerek firmayı yalanladı.

KUTUYA YAZILMALIYDI

Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi FDA, Glaxo Smith Kline’ın geçtiğimiz aylarda, bazı ürünlerinin prospektüsündeki kalp riski uyarısını güncellemek istediğini, ancak bu denli önemli bir uyarının kapakta ve siyah kutu içine yazılması gerektiği için talebin reddedildiğini duyurdu. FDA, "Avandia" adlı ilaca yönelik kısıtlama kararı almadan önce ilaçla ilgili bağımsız bilimadamları gruplarından da araştırma talebinde bulundu. Kurum ayrıca, Takeda şirketinin Actos, ve Merck & Co şirketinin de "Januvia" adlı ilaçlarının da incelenmesini istedi.

Türkiye’de de kullanılıyor

Avandia, Glaxo Smith Kline (GSK) ilaç şirketinin bir ürünü ve Türkiye’de aynı isimle satışı devam ediyor. Actos ise Lilly’nin bir ürünü, ancak Türkiye’de bu isimle mevcut değil. Bilim İlaç tarafından üretilen jeneriği "Glifix" var. Jenerik ilaçlar ve asıllarında etken maddeleri aynı olduğundan, bu ilaçların her ikisinin de Türkiye’de eczanelerde satıldığını söylemek mümkün. Şimdiye kadar herhangi bir toplatma kararı alınmadı.


BsM 14 Ağustos 2007 13:25

Batılı ülkelerdeki mide kanseri vakalarının gelecek 10 yılda azalmasının beklendiği bildirildi.

http://www.haberx.com/newspictures/10/1040113SmallPicture.jpg

Hollanda'nın Rotterdam kentindeki Erasmus Üniversitesi Tıp Merkezi'nden Ernst Kuipers'in öncülük ettiği ve Gut dergisinde yayımlanan araştırmada, dünyada en çok rastlanan kanser türlerinden biri olan ve genellikle 5 yıl içinde ölüme neden olan mide kanserinin, Batı ülkelerinde yaşam koşullarının iyileşmesi nedeniyle 10 yıl içinde azalmasının beklendiği belirtildi.

Kuipers, geçmiş 15 yıllık dönemi kapsayan dönemde mide kanserinin habercisi olan belirtileri gösteren insanların sayısında yüzde 25 azalma olduğunu belirterek, erkek ve kadınlarda vaka sayısının yüzde 25 azalmasının, kendilerine gelecek 10 yılda da mide kanseri vakalarının düşmeye devam edeceği tespitini yaptırdığını söyledi.

Hollanda'da her yıl mide kanserine yakalananların sayısının yaklaşık 2000 olduğu, dünyada ise bu sayının 760 bin civarında olduğu bildiriliyor.

‘Güneş cildi nasıl yakar’, ‘neden güneşten yanmış cilt kırmızı olur’, ‘cilt neden bronzlaşır’, ‘güneş koruyucuları nasıl işler’, ‘neden plajda daha çok yanarız’ gibi merak ettiğiniz soruların cevapları...

http://www.ntvmsnbc.com/news/270855.jpg

livescience.com adlı internet sitesi güneş ve bronzlaşmak ile ilgili merak edilen 10 soruyu şöyle cevapladı...

10) Güneş cildi nasıl yakar?
Siz şezlongda uzanırken ultraviyole ışınları cildinize nüfuz eder ve yeni hücreler üreten canlı hücrelerinizi öldürür. Ultraviyole A (UVA) cildin daha derinlerine inse de hem UVA hem de UVB cildi yakar.

9) Neden güneşten yanmış cilt kırmızı olur?
Zararı tamir etmek ve ölü hücreleri yok etmek için kan damarları genişler ve yanık yerlere kan akışı artar. Fazla kan cildi kırmızı ve sıcak yapar.

8) Güneşten yanmış cilt neden yanar ve kaşınır?
Tahribata uğramış hücreler beyne yaralandığını anlatan mesajlar gönderir ve acı reseptörlerini harekete geçirir. Bu da cildi temasa karşı hassas yapar.

7) Cilt neden bronzlaşır?
Cildinizin iç katmanını yakan UV ışınlarına tepki olarak vücut cildi koyulaştıran melanin pigmenti üretir. Pigment radyasyonu emerek hücreleri zarardan korur. Çoğu insan güneşe maruz kaldıktan hemen sonra bronzlaşmaz çünkü melanin üretimi uzun sürebilir.

6) Neden kızıl saçlılar bronzlaşmaz?
Melanin vücudun UV radyasyonunu süzmesine yardımcı olur. Fakat melanin zararlı da olabilir. Sarı ve kızıl saçı ve açık teni yapan feomelanin, güneş yanığı ve cilt kanseri gibi güneş zararları riskini arttırır.

5) Güneş koruyucuları nasıl işler?
En etkili güneş koruyucuları hem UVA hem de UVB’ye karşı korur. Bu koruyucular ya UV ışınlarını kimyasal olarak emer ya yansıtır ya da savar.

4) 30 faktör 15 faktörden iki kat fazla mı korur?
Pek değil. Güneşten koruma faktörleri yanmadan önce ne kadar vaktinizin olduğunu söyler. 2 faktörlü koruyucular, hiç koruma kullanmamaya kıyasla güneşte iki kat daha uzun kalmanızı sağlar. 30 faktör size doğal korumanızdan 30 kat daha fazla zaman sunar ve güneş ışınlarının yüzde 97’sini savar. 15 faktör ise güneş ışınlarının yüzde 93’ünü savar.

3) Neden plajda daha çok yanarız?
Güneş ışınları kumda ve suda daha çok yansır. Aynı zamanda UV yazın ve gün ortasında daha güçlüdür.

2) Ufak bir kırmızılık zarar vermez, değil mi?
Yanlış. UV’ye maruz kalmak hücrelerinizi mutasyona uğratıp kansere neden olabilir. Çocukluk ve ergenlik dönemlerinde çok fazla güneşe maruz kalmak yetişkinliğinizde kansere yakalanma riskinizi yükseltir, çünkü bir kanser tipi olan melanomanın gelişmek için çok zamanı vardır. Diğer kötü etkiler: Kırışıklık, kahverengi noktalar ve katarakt...

1) Güneş yanığını tedavi etmenin en iyi yolu nedir?
Derhal Aspirin almak güneş yanığının gelişimini azaltabilir. Bol bol su için. Ilık suyla duş alın, aloe veralı ya da normal nemlendirici sürün, hidrokortizonlu krem sürün. Eğer yanığa başağrısı, üşüme ya da ateş eşlik ederse doktora gidin.


Dark-Line 21 Ağustos 2007 20:20

MEDIST 2007 !

TÜMDEF 3. Dönem Yönetim Kurulu Üyeleri, 31 Temmuz 2007 tarihinde “Sektörel Basın ile Tanışma Toplantısı” gerçekleştirdi. Ankara Ambassadore Boutique Hotel’de gerçekleştirilen toplantıda, medikal sektörün sorunları ve sektördeki son gelişmelerin yanı sıra MEDIST 2007 Fuarı da değerlendirildi. TÜMDEF’in Türkiye’den önce AB’ye girdiğini söyleyen TÜMDEF Başkanı Mehmet Ali Özkan, Avrupa Tıbbi Teknoloji Sanayi Birliği (EUCOMED)’e üye olunduğunu ve Ekim ayında yapılacak olan MEDIST 2007’ye EUCOMED’in de katılacağını söyledi.
TÜMDEF 3. Dönem Yönetim Kurulu Üyeleri, 31 Temmuz 2007 tarihinde “Sektörel Basın ile Tanışma Toplantısı” gerçekleştirdi. Ankara Ambassadore Boutique Hotel’de gerçekleştirilen toplantıda, medikal sektörün sorunları ve sektördeki son gelişmelerin yanı sıra MEDIST 2007 Fuarı da değerlendirildi. TÜMDEF’in Türkiye’den önce AB’ye girdiğini söyleyen TÜMDEF Başkanı Mehmet Ali Özkan, Avrupa Tıbbi Teknoloji Sanayi Birliği (EUCOMED)’e üye olunduğunu ve Ekim ayında yapılacak olan MEDIST 2007’ye EUCOMED’in de katılacağını söyledi.
Sağlık sektörü kabuk değiştiriyor
Sağlık sektörünün bir kabuk değiştirdiğini söyleyen TÜMDEF (Tüm Tıbbi Cihaz Üretici ve Tedarikçi dernekleri Federasyonu) Başkanı Mehmet Ali Özkan, sektörün hizmet, satın alımlar, sosyal güvenlik, ödemeler ve planlar çerçevesinde her yönüyle kabuk değiştirdiğini belirtti. Bu değişmeler sonucunda alışılagelmiş, bilinen sistemler dışında yenilikler olacağını söyleyen Özkan, şöyle devam etti: “Hepimiz bu yeniliklere uyma konusunda şirketlerimizi ve çalışmalarımızı revize etmemiz gerekecek. Bunun en büyük örneği son olarak SGK tarafından yayınlanan Sağlık Bütçe Uygulama Talimatı. Bu Bütçe Uygulama Talimatı’na TÜMDEF olarak kesinlikle karşı değiliz. Bu talimatın ve buna benzer yürütülebilir, sürdürülebilir bir güvenlik ve ödeme sisteminin mutlaka yaratılması gerekiyordu. Sadece bu uygulama tebliğinin sektörü ilgilendiren birkaç maddesiyle ilgili sıkıntılarımız var” dedi.
Teknik servisi olamayan hiçbir eczane şeker aleti satamaz
Sıkıntılardan biri ve en önemlisinin, ‘Şeker Çubukları’ olduğunu belirten Özkan, “Şeker çubuklarının sadece eczanelerde satılıyor olması, medikal sektörde bu cihazları ithal eden, miadlı ürünleri stoklarında bulunan firmaları çok zor duruma sokmuştur. Aynı zamanda millileşmiş, ithalatı yapılmış olan bu ürünlerin satılamayışından dolayı firmalar ve ülke para kaybetmiştir; miadları dolunca bu ürünler atılmak zorunda. Dilerdik ki, SGK bu maddeyi koymadan bizimle bu konuyu görüşsün, sektörümüzü toparlayalım, bir geçiş süresi verilsin, bu geçiş süresi içerisinde insanlar mağdur olmasın. Bir eczane Medula sistemine kayıt olabiliyor ve alt yapısı buna müsaitse, medikal firmaların da alt yapısı buna müsaittir. Şunu anlayamıyoruz; ana cihazı ithal edeceksiniz ve satacaksınız, ana cihaza teknik servis vereceksiniz ama ana cihazın kullandığı birinci kalemi, sarf malzemesini firma olarak satamayacaksınız. Bu tarif edilemeyen bir yanlışlık. Bu ürünü kullanan hasta, cihazının kalibrasyon ve teknik servis konusunda hizmet alabilmek için medikalcı firma, ithalatçı ve dağıtıcı firmaya muhtaç. Eczanenin, bunun satışını yapması söz konusu değil. Mevzuatta da yok. Teknik servisi olmayan hiçbir eczane şeker aleti satamaz. Dolayısıyla hastalar, teknik servis ve kalibrasyon konusunda medikalcı, ithalatçı ve dağıtıcı firmalarla şeker cihazlarının temini konusunda birebir muhatap durumundalar. Bunun en kısa zamanda SGK’dan bir tebliğ ile düzeltilmesini arz ediyor ve bekliyoruz” dedi.
Fabrika çıkış fiyatı üzerinden kar uygulaması yanlış
Aynı tebliğde başka bir konunun da ‘Türkiye’de üretilmeyen, bulunamayan, Bütçe Uygulama Talimatı’nın Ek-5A Listesinde yer almayan tıbbi cihaz ve malzemelerin temini’ hususunda olduğunu söyleyen Özkan, şu değerlendirmeleri yaptı: “Tebliğde ‘bu tür malzemelerde ithalatçı, her türlü belgesini onaylatarak o malı fabrikadan ne kadar paraya aldığını beyan edecek; ben de ona yüzde 40 gibi bir kâr marjıyla vereceğim’ deniyor. Yani fabrika çıkış fiyatı üzerinden. Şimdi bu malzeme Amerika’dan. Örneğin; fabrikada 100 dolara alınan bir ürün, firmanın İstanbul’daki deposuna gelene kadar bunun şirket deposuna maliyeti en az 125 dolar yapar. Burada işletme maliyeti, firmanın kârı yok. Bunu 130 dolar olarak kabul edersek, 10 dolar kâr yüzde kaça gelir? Bundan hiç bir şey çıkmaz. Bu yanlış bir hesaplama. Kâr marj oranının hesaplanması yanlıştır ve adaletsiz bir uygulamadır. Yürümez ve yürütülemez.”
En iyi alım yöntemi, maliyetlerin kontrol edilebildiği, fiyatların en iyi şekilde indirilebildiği yöntemdir
“Ticarette gizlilik esastır. Her şirketin her kurumun bir namahremi vardır” diyen Mehmet Ali Özkan, firmaların yapmış oldukları pazarlıkların ve ortaya çıkan fiyatların deklare edilemeyeceğini söyledi. Özkan “Gizlilik esası vardır. ‘Siz faturanızı getirin, her şeyinizi getirin, ben kontrol edeyim, ona göre size ödeme yaparım’. Bunun hukukta yeri yok. Çünkü bu bilgilerin kuruma gittiği zaman saklanılabilirliği konusunda bir garanti yok. Ben nereden bileyim A firmasının bilgisinin B firmasına gitmeyeceğini? Böyle bir şey olmaz. Bunun yerine ne yapılmalı? İhaleye çıkarsınız, şartnameyi yazarsınız, şartnamenize uyan ve en iyi şarta uyan firmadan alımınızı yaparsınız. Zaten en iyi alım yöntemi, maliyetlerin kontrol edilebildiği ve fiyatların en iyi şekilde indirilebildiği yöntemdir. Burada mağduriyeti hastalar çeker. Hasta mağduriyeti açısından bu iki uygulamanın gerek şeker çubukları gerekse Türkiye’de üretilemeyen ve bulunamayan tıbbi cihaz ve malzemeye verilen yüzde 40 fabrika çıkış fiyatları oranının yürümeyeceğini ve yürütülemeyeceğini, bunun hastaları mağdur edeceğini, kamunun bu işten zarar göreceğini, ilgili insanları sıkıntıya sokacağını söylüyorum ve ‘yanlışın neresinden dönersek kardır’ noktasından hareketle bir an önce düzeltilmesini rica ediyorum” dedi.
Sağlık alanındaki örgütlenme son yıllarda hız kazandı
“Türkiye AB’ye yönelmiş bir ülke. Hepimiz gerektiğinde imdat olarak AB mevzuatına sarılıyoruz” diyen Özkan, AB’ye daha fazla demokrasi, sivil toplu bilinci ve refah açısından girildiğini ve AB’de sivil toplumların değerinin ve öneminin çok büyük olduğunu söyledi. Sivil toplum bilincinin Türkiye’de yerleşmesi için büyük çaba sarf edilmesi gerektiğini belirten Özkan şunları söyledi: “Bu noktada son beş altı yılda 15. yılını kutlayan derneklerimiz var. Bunlardan biri de MASSİAD’dır. Türkiye’nin dernekleşme noktasındaki yaygınlığı son 5-6 yılda olmuş ve örgütlenme federasyon açısından bu süreç içerisinde hız kazanmıştır. Biz, medikal sektörün sağlık sektöründeki üreticiler ve dağıtıcılar noktasındaki yeri olan TÜMDEF ve çatısı altındaki dernekler olarak bu sektörün sesi, sivil toplum adına lokomotifi ve lideri olma noktasında tüzüğümüzde yazıldığı şekliyle hareket ediyoruz.”
Bu sistem dolaylı olarak hastaya zarar verir
“Sektör çok büyük bir değişim içerisinde. Firmalar zor durumda. Firmalar belki eskisinden daha iyi yönetiliyor ama sistem değişiyor” diyen Özkan, ‘sistem neden değişiyor?’ sorusuna ise şu cevabı verdi: “Sağlık harcamaları kısıtlanacak deniyor. Buna göre uygulamalar yapılıyor. Firmaların sattığı ürünün parasını 6 ila 12 ay zarfında alması ve bu vade oranlarının ve geç ödemelerin, kâr oranlarıyla mukayese edildiğinde, ticarette ve matematikte yerinin olmadığını görüyoruz. Firmalar zor durumda. Yüzde 5’le, 10’la mal satıyorsunuz; 6 ay bekliyorsunuz. Bunun bana bir kârlılığını gösterebilir misiniz? Mümkün değil. Biz hep sermayemizden yiyoruz. Bankalara çalışıyor, onlara faiz ödüyoruz. Sonuçta yeni teknolojileri getiremiyoruz, yeni ürünleri takip edemiyoruz. Kongrelere gidemiyoruz. Hastaları da eski teknolojiyle tedavi eder ve teşhis yapılır duruma getiriyoruz.”
TÜMDEF, Türkiye’den önce AB’ye üye oldu
TÜMDEF’in AB’ye Türkiye’den daha önce üye olduğunu söyleyen Özkan, Avrupa Tıbbi Cihaz Teknolojileri Federasyonu ile görüşme içinde olduklarını açıkladı. “Merkezi Brüksel’de bulunan dünyadaki çeşitli ülkelerin sağlık politikalarında öncü kuruluş olan Avrupa Tıbbi Teknoloji Sanayi Birliği EUCOMED’e TÜMDEF olarak üye oluyoruz” diyen Özkan, “EUCOMED’e giriş taahhütlerimiz var; bu olmazsa olmaz. Tüm bu girişimler için kaynaklar ve regüle bir gelir imkanının olması lazım” dedi. TÜMDEF ve diğer derneklerin içinde bulunduğu bir takım aktiviteler olduğunu söyleyen Özkan, bunlardan birinin MEDIST 2007 Fuarı olduğunu kaydetti. Özkan şöyle devam etti: “MEDIST 2007 Fuarı derneklerin değil sektörümüzün fuarıdır. Bu fuar gündeme geldiğinde bir fotoğraf çektik. Medikal Fuar nedir? Dünyada ve Türkiye’de nasıl yapılmaktadır? Fotoğrafı size arz edeyim. Geleneksel fuarlarda ne yapılıyor? Sadece insanlara bir metrekare satışı, stant fiyatlarında yapılan pazarlıklar vs. insanlar 4 gün geliyor ve ayrılıp gidiyor. Fuarda hiçbir etkinlik yok. Workshop’lar yok, seminerler sempozyumlar yok, bilimsel hiçbir şey yok. İnsanlar fuarlara giriyor ve ardından İstanbul sokaklarına dağılıyorlar. Fuar fiyatlarını inceledik; Avrupa’daki en büyük fuar olan Medica fiyatlarının üzerinde metrekare fiyatları gözlemledik. Değerli medikalci meslektaşlarımız zor kazandıkları paraları fuarlarda bir çırpıda bitiriyorlar. Bu olmamalı. Biz bunun alıcısı mıyız? O zaman biz fuarda bir rekabeti getirelim. Bir kaliteyi getirelim ve bir standart geliştirelim. Tüm fuar şirketleriyle görüştük ve en sonunda CNR ile MEDIST 2007 konusunda, MEDIST 2007 markasına federasyon adına yüzde 50 sektörü ortak ederek bir fuar oluşturduk. Oradaki sihirli kelime şudur. Bu fuar sektörün fuarı. Sektör bu fuarın nasıl olmasını istiyorsa kriterleri kendisi belirleyecek, fuar organizasyonu sektörün beklentilerine göre bu fuarı yapacak. Anlaşmamızdaki özet de budur. Fuar bu yıl Ekim ayında gerçekleşecek. Şu anda hummalı bir çalışma var. MEDIST 2007 Fuarını sektör, medyasıyla, firmalarıyla, her unsuruyla desteklemek mecburiyetindedir.
Avrupa Tıbbi Teknoloji Sanayi Birliği EUCOMED de MEDIST 2007’de olacak
Fuara EUCOMED katılımı da olacak. Türkiye’deki diğer sivil toplum dernekleri, özel hastaneler dernekleri, Türkiye Sağlık İşletmeleri Derneği TÜSİDER ile birlikte bu fuar kapsamlı bir fuar olacak. Tüm görüşmeler yapıldı ve bu derneklerin hepsine aktiviteler verilecek. Sempozyumlar için bir takım programlar yapacaklar. Bu fuar sektörümüzün geleceği ve sektörümüzün geleceği için karar alan STK’lar için olmak zorunda. Firmaların beklentilerine yönelik bir fuar gerçekleştirilmesi yönünde bir fuar anlaşması yapılmıştır. Sadece şunu istiyoruz; Nasıl bir fuar istiyorsunuz? Söyleyin onu yapalım. Bu sektörün fuarıdır ve üyelerimiz bu fuara ziyaretçi olarak gelmemeli, kendi fuarları olarak gelmelidir. Bu çok önemli.”
“Medikal” ve “Tıbbi Cihaz Tedarikçisi” tanımları mercek altında
Sektörde “Medikal” kavramıyla ilgili kafa karışıklığı olduğunu ve yanlış kullanıldığını söyleyen Özkan, bu konuda bazı girişimlerde bulunacaklarını belirtti. Özkan şunları söyledi: “Hastane vs tedavi yapan bir kurum da, üretim, ithalat yapan firmalar da medikal olarak yorumluyor. Tüzüğümüzde değişiklik yaparak ve federasyonumuzun ünvanını değiştirerek bir değişikliğe gidiyoruz. Çünkü AB’nin direktifi, artık her şeye tıbbi cihaz diyor. Elektrikle çalışan ekipmanlara cihaz derdik ama bugün bir eldiven de enjektör de pamuk da tıbbi cihazdır. Direktif böyle diyor. Biz de tüzüğümüzü “Medikal Dernekler Federasyonu” yerine “Tüm Tıbbi Cihaz Üretici ve Tedarikçi Dernekleri Federasyonu” olarak değiştirdik. Bugün hastanenin karşısında camında x medikal yazan, ticaret odasına kayıtlı olmadığına inandığım, rafında hiçbir ürün olmayan, sadece hastanenin kapısından çıkan zavallı vatandaşın elinden reçeteyi kaparak malzeme ve ilaç simsarlığı yapan firma görünümlü! yer de, Türkiye’de 500 işçi çalıştırıp 106 ülkeye ihracat yapan medikal sektörün saygın sanayi kuruluşu da medikalci olarak tanımlanıyor. Bir taraftan yapılan yanlış, sıkıntıları çekerek doğruları yapan firmaları zan altında bırakıyor. Biz bunu kaldırdık. Biz üretim, ithalat ve bayi olarak tedarikçiyiz. Bu tanımlamayı bu şekilde koyduk.”
Meslek olma noktasında 2008’in ilk çeyreğinde iyi haberler vereceğiz
2006 yılında Tıbbi Cihaz Üretim ve Tedarikçiler Kanun Taslağı’nı meclise sunduklarını söyleyen Özkan, halen sistemin yürüdüğünü ve bu konuda çok güzel gelişmeler olduğunu kaydetti. Özkan, “Tahmin ediyorum meslek olma noktasında 2008’in ilk çeyreğinde iyi haberlerimizi vereceğiz. 2008 yılında sektörümüz, kime Tıbbi Cihaz tedarikçileri denir? Bu işi kimler yapar? Noktasında iyi bir ivme kazanacak. Bu konu detaylarıyla MEDIST 2007 fuarında ve kongremizde işlenecek. Konuya ilişkin gelişmeleri de orada duyacaksınız” dedi.

Volkan DURMAZ - 20.08.2007
Sağlık Haber Dergisi


BsM 22 Ağustos 2007 12:35

Yaklaşık yüzde 90'ı sudan oluştuğu için düşük enerji içeren salatalık başta olmak üzere yeşil sebzeler ve karpuz, birlikte yendiği yüksek enerji taşıyan gıdaların enerjilerini azaltıyor.

http://www.haberturk.com/kuturesim/salatalik.jpg

Gıda Mühendisleri Odası Konya Şubesi yöneticilerinden gıda mühendisi Tahsin Süer, yaptığı açıklamada, vücutta yağ birikmesi nedeniyle oluşan şişmanlığın en büyük nedeninin, yüksek kalorili besinlerin tüketilmesi ve bu enerjinin yakılamaması olduğunu belirtti.

Süer, her gıda maddesinin, vitamin, karbonhidrat, protein, şeker, yağ gibi farklı maddeler ihtiva ettiğini, diyet yapanların ya da kilo almadan sağlıklı beslenmek isteyenlerin hangi gıda maddesinde ne kadar kalori olduğunu kabaca da olsa bilmesinde yarar olduğunu ifade etti.

Kalorisi düşük, diyete uygun gıdaların özellikle sebzeler olduğuna dikkati çeken Süer, örneğin salatalığın yüzde 90'ından fazlasının sudan oluştuğunu, yüzde 1 oranında bile yağ içermediğini, bu nedenle salatalık yenmesinin su içmekten farksız olduğunu vurguladı.

Diyet yapanlara öneriliyor

Süer, salatalıkta, bünyelerinin yüzde 90'dan fazlası aynı şekilde sudan oluşan diğer yeşil sebzelerde olduğu gibi vücudun ihtiyaç duyduğu çeşitli mineraller ve B vitamininin yer aldığına dikkati çekti.

Bir yaz meyvesi olan, serinletici özelliği ve lezzetiyle yoğun şekilde tüketilen karpuzun da büyük bölümünün sudan oluşan gıdalardan biri olduğunu belirten Süer, "Yaklaşık yüzde 90'ı sudan oluştuğu için düşük enerji içeren salatalık başta olmak üzere yeşil sebzeler ve karpuz, birlikte yendiği yüksek enerji taşıyan gıdaların enerjilerini azaltıyor. Bu meyve ve sebzeler, yoğun şekilde yağ, protein ya da karbonhidrat ihtiva eden gıdalarla birlikte yenildiğinde onları absorbe ederek, vücutta yağ şeklinde birikmelerini azaltır. Bu nedenle diyet yapanlara, bol miktarda salatalık ve karpuz tüketmelerini öneriyoruz" dedi.


_PaPiLLoN_ 24 Ağustos 2007 17:25

"Sigara bulaşıcıdır"


Mersin (AA)- Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Resul Buğdaycı, ''Sigara içme davranışının bulaşıcı olduğunu ve çocuklara daha çok anne ve babalar ile sevilen ve örnek alınan kişilerden bulaştığını'' bildirdi.

Buğdaycı, dünyada önlenebilir ölüm nedenleri arasında çoğunlukla birinci sırada gelen sigaranın, Türkiye'de de aynı konumda yer aldığını belirtti. Ebeveynlerde ''Yaptığımı yapma, söylediğimi yap'' anlayışının hakim olduğuna işaret eden Buğdaycı, iletişimin yüzde 60'ının sözsüz beden hareketleriyle, yüzde 30'unun ses tonu ve vurgulamalarla, yüzde 10'unun da sözle gerçekleştirildiğinin unutulmaması gerektiğini bildirdi.

Çocuklara sigara aldırmanın kötü bir mesaj olduğunun altını çizen Buğdaycı, sigara kullanımıyla mücadelede eğitimin önemine değinerek, ''Şu anda dünyada önerilen ideal sigaraya karşı eğitim yaşı 13-14'tür. Yani ilköğretim 6. ve 7. sınıfları kapsıyor. Türkiye'de bu eğitim ilköğretim 4 ve 5. sınıflarda başlamalıdır ve diğer sınıflarda devam etmelidir'' dedi.

Buğdaycı, yapılan araştırmalara göre, Türkiye'de 15 yaş üzeri nüfusun yüzde 43,5 oranında sigara içtiğini, erkeklerde bu oranın yüzde 62,5 ve kadınlarda yüzde 24,3'e ulaştığını, hekimlerde yüzde 55 seviyesinde bulunduğunu belirtti


_PaPiLLoN_ 25 Ağustos 2007 19:19

sigaranın bir yararı var

Sigaranın size bir yararı olabileceğini hiç düşündünüz mü?
Bugüne kadar hep sigaranın zararları araştırıldı. Kansere yol açtığı, öldürdüğü, süründürdüğü daha bir çok şey. Ama bu kez yapılan araştırma sonucu sizi çok şaşırtacak. Bu araştırmada sigaranın insana olan bir yararı ortaya çıktı.

İşte sigaranın içicilerine olan yararı;

ABD’nin prestijli üniversitelerinden UCLA, 11 bini aşkın kişi üzerinde yapılan çok tartışmalı bir araştırmanın sonuçlarını yayınladı.

Araştırma sonucunda sigara, puro ya da nargile içen kişilerin Parkinson hastalığına yakalanma risklerinin % 54 azaldığı ortaya çıktı. Uzmanlar bu şaşırıcı durumu sigaranın içinde bulunan korbondioksitin beyinde dopamin hormonunun salgısını koruması gerçeğine bağladı.


_PaPiLLoN_ 28 Ağustos 2007 19:24

‘Hastalıklar ilk kez bu hızda yayılıyor’

CENEVRE - Dünya Sağlık Örgütü yıllık raporunda, dünyada korku veren hızda yeni hastalıklar ortaya çıktığını yazdı. “Daha Güvenli Bir Gelecek” adlı raporda 1967’den bu yana hastalığa sebep olan 39 yeni mikrop ya da virüsün bulunduğu belirtiliyor.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), yalnızca geçen yıl yaklaşık 2.1 milyar kişinin uçakla yolculuk ettiğine dikkati çekerek, bulaşıcı hastalıkların bu yüzden eskisinden çok daha hızlı yayıldığını, çıkabilecek sağlık krizlerini önlemek için hükümetlerin, kendilerinin yayımladığı yeni yönergelere uyması ve çok yakın işbirliği yapmaları gerektiğini bildirdi.

WHO Genel Direktörü Dr. Margaret Chan, örgütün “Daha Güvenli Bir Gelecek” başlıklı yıllık raporuna yazdığı önsözde, “Tarihte benzeri görülmemiş bir hızla, her yıl yeni bir hastalık ortaya çıkıyor” dedi.

Chan, “Uluslararası kamu sağlığı güvenliği hem bir ortak istek, hem de karşılıklı bir sorumluluktur” diye konuştu.

Örgüte üye 193 ülkenin ideal durumda herhangi bir salgın hastalıkta ilk haber kaynağı olması gerektiği, ancak salgın haberlerinin ilk olarak medyadan alındığı belirtildi.

Örnek olarak WHO’nun yayınladığı salgın alarmlarının yaklaşık yarısının medyadan kaynaklandığı ve daha sonra ilgili hükümet tarafından izlemeye alındığı kaydedildi.

RAPORDAKİ UYARILAR


Raporda ayrıca ülkeler, aşı üretilmesine yardımcı olmak için ellerindeki virüsleri örgütle paylaşmaya ve salgın hastalıklarla mücadele için ülke içi önlemleri sıkılaştırmaya çağırıldı.

Raporda örgütün, hastalıkların dünya çapında yayılmasını önlemek için ilk sağlık yönergelerini yayınladığı 1951’de, durumun istikrarlı olduğuna dikkat çekildi ve insanların uluslararası yolculuklarını gemilerle yaptığı, bunun da hastalıkların yayılmasını yavaşlattığı, yeni hastalıkların çok seyrek görüldüğü kaydedildi.

Günümüzde uluslararası yolculukların uçakla yapılmasının bir yerde çıkan bir hastalığın başka bir yere ulaşma süresini saatlerle ölçülebilen bir zamana indirdiği belirtilen raporda, geçen 5 yılda WHO’nun dünya çapında kolera, kuş gribi ve çocuk felci gibi 1100’den fazla salgın vakası kaydettiği belirtildi.

Bir kuşak önce hiç bilinmeyen AIDS, SARS ve Ebola dahil 39 yeni hastalığın ortaya çıktığı dile getirilen raporda, “Yakın ya da uzak gelecekte AIDS, Ebola veya SARS benzeri başka bir hastalığın daha ortaya çıkmayacağını varsaymak için saf olmak gerekir” denildi.

WHO’nun yeni Uluslararası Sağlık Kuralları Yönergesi, geçen haziran ayında yürürlüğe girdi.




_PaPiLLoN_ 30 Ağustos 2007 20:49

Hissedilen sıcaklığı hesaplayın

Beklenen sıcaklık ile bağıl nem arasındaki ilişki, hissedilen sıcaklığı veriyor. Bu hesabı yapıp dışarı çıkmakta fayda var.

Sağlık Bakanlığı, vatandaşları hissedilen sıcaklığı hesaplayıp dışarı çıkmaları konusunda uyarıyor. Beklenen sıcaklık ile bağıl nem arasındaki ilişki, hissedilen sıcaklığı veriyor. Buna göre, hava sıcaklığının 42 derece olarak beklendiği bir bölgede, hissedilecek sıcaklık 62 dereceye kadar çıkabiliyor.

Tablodaki rakamlara dikkat
Hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyrettiği günlerde vatandaşlara sıcak uyarısında bulunan Sağlık Bakanlığı'nın hazırladığı tablo, önemli bilgiler veriyor.

Hava sıcaklığının bölgedeki nemin etkisiyle farklılık gösterebildiğini anlatan sıcaklık tablosuna göre yükselen nemle birlikte hissedilen sıcaklık oldukça fazla olabiliyor.

Hissedilen sıcaklık önemli
Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün sıcaklık tahminlerine göre bir değerlendirme yapıldığında vatandaşların tabloya göre hissedilecek sıcaklığı hesaplamadan dışarı çıkmamaları sağlıkları açısından çok faydalı görünüyor.

Ankara:
Ankara merkezde nem oranı gün içinde sürekli değişiyor fakat yüzde 30'un üzerinde olduğu göz önünde bulundurulduğunda hissedilecek sıcaklık en az 38 derece olarak görünüyor. Nem oranı yüzde 40'a ulaştığında ise hissedilecek sıcaklık 42 dereceye çıkıyor.

İstanbul:
Nem oranının yüzde 60 olduğu ele alındığında İstanbul'da hissedilecek sıcaklık 42 dereceye ulaşıyor. İstanbul'da hava sıcaklığının 38 dereceye çıkması halinde aynı yüzde 60'lık nem oranıyla hissedilen sıcaklık 56 dereceye ulaşıyor.

Muğla:
Bölgedeki nem oranının yüzde 45 ve üzerinde olduğu düşünüldüğünde hissedilen sıcaklık değeri 51-55 derece arasında oluyor.

Adana:
Bölgedeki nem oranı gün içinde sürekli değişkenlik gösteriyor ancak yüzde 60 ve üzeri olduğu ele alındığında hissedilen sıcaklık değeri 56 dereceye çıkıyor.

43 derece 77 derece hissedilebilir!
Tabloya göre hava sıcaklığının 43 derece, nemin ise yüzde 60 beklendiği bir bölgede hissedilen sıcaklık 77 dereceye kadar çıkıyor. 44 derece ve yüzde 65'lik nemde ise hissedilecek sıcaklık 89 derece oluyor.

Kahramanmaraş:
Bölgedeki nemin yüzde 45 civarında olduğu göz önünde bulundurulduğunda hissedilecek sıcaklık değeri 62 derece olarak görülüyor. Nemin yüzde 50'ye çıkması halinde sıcaklık 67 dereceye ulaşacak.


DrAm3vLH 31 Ağustos 2007 02:23

Kalp naklinde çığır açacak cihaz


İngiliz bilim adamları, donörden alınan kalbin 12 saat boyunca zarar görmeden atmasını sağlayacak bir cihaz geliştirdi. Cihazla, kalbin çalışması durmadan nakli yapılabilecek.
TransMedics adlı yeni cihaz, vericiden alınan kalbi 12 saat boyunca dokular zarar görmeden canlı tutuyor. Eski yöntemde kalbin 4 saat içinde nakli gerekiyordu.
Bugüne kadar kalp, ameliyattan hemen önce donörden alınıyor ve dondurulduktan sonra en fazla 4 saat muhafaza edilerek alıcıya nakledilebiliyordu.
İngiltere'de Papworth Hastanesi'ndeki bir kalp nakli operasyonunda, vericiden alınan organın hastaya nakledilmesinden önce kalbin yeni geliştirilen bir cihaz sayesinde atışlarını yapay olarak sürdürmesi sağlandı.
Mevcut yöntemde, vericiden alınan kalp durdurulup soğuk bir ortamda saklanırken, yeni yöntemde nakledilecek sağlıklı kalp, operasyon yapılıncaya kadar çarpmaya devam etti.

Cihazın adı 'TransMedics'
22 Mayıs'taki operasyonu Prof. Bruce Rosengard ile Cliff Chung ve David Jenkins adlı cerrahlar yaptı. Doktorlar, 58 yaşındaki hastaya nakledecekleri kalbi, ABD'de geliştirilen "TransMedics" adlı mobil kalp - akciğer makinesinde operasyon saatine kadar canlı ve çalışır vaziyette tuttu.
Şimdiye kadarki nakil operasyonlarında, durdurularak vericiden alınan kalbin hücreleri ölmeye başladığı için soğutulup doku kaybı yavaşlatılıyordu.

Zaman sınırı arttı
Makine sayesinde nakledilecek kalbe düzenli olarak oksijen ve besin içeren uygun sıcaklıkta taze kan pompalandı ve organ böylelikle normal sağlığını korudu. Eski yöntemde kalbin en fazla 4 saat içinde nakledilmesi gerekirken yeni yöntemde zaman kısıtlaması büyük ölçüde ortadan kalktı. Kalp yalnızca 1.5 saat süren nakil operasyonu sırasında durduruldu.

Yöntem, böbrek naklinde de kullanılacak
Tıp dünyasında çığır açan nakli gerçekleştiren ABD'li Profesör Bruce Rosengard, Milliyet'e yaptığı açıklamada, ameliyatın son derece başarılı olduğunu belirterek, hastanın mükemmel durumda olduğunu söyledi. ABD'li cerrah, "Kalbin pompaladığı kan miktarı mükemmel, kan basıncı çok normal. Kalbi genç bir insanınki gibi atıyor" dedi. Kalbin vericiden alındıktan hemen sonra küçük bir aygıta bağlandığını ve bu aygıt sayesinde kalbe kan dolaşımı ile oksijen verildiğini, böylece de organın canlı kalmasının sağlandığını söyleyen Rosengard, şöyle konuştu:

'Organ sağlıklı kalıyor'
"Geleneksel kalp nakli ameliyatlarında vericiden alınan kalp bir solüsyon içine konarak donduruluyor ve hastaya naklediliyor. Yeni yöntem hakkında kesin konuşmak için henüz erken, ancak geleneksel yöntemden daha uzun süre kalbi canlı tutmak mümkün olduğu için birçok testin yapılmasına imkân veriyor. Nakledilen kalbin fonksiyonlarını ve rahatsızlıklarını tespit etmeyi de sağlıyor. Üstelik bu süre içinde organ hem daha sağlıklı kalıyor hem de hastanın organı kabul etmesi daha çabuk oluyor."

20 ameliyat yapılacak
ABD'nin TransMedics firması tarafından geliştirilen aygıt üzerinde 11 yıldır çalışmaların sürdüğünü belirten Rosengard, bu sistemle kalbin sadece 1 saat kansız kaldığını ifade etti. Rosengard, yöntemin daha önce iki kez Almanya'da başarıyla uygulandığını ve kalbe kan dolaşımıyla verilen oksijenin organı taze tuttuğunu belirtti.
Yeni yöntem ve cihaz sayesinde, başarılı kalp nakli operasyonlarının 2'ye, 3'e hatta 4'e katlanabileceğini vurgulayan Prof. Rosengard, ayrıca çok uzak mesafelerdeki vericilerden kalp temin edilebileceğini belirtti. Bu yöntemin ileride karaciğer, pankreas, bağırsak ve böbrek nakillerinde de kullanılabileceğini dile getiren Rosengard, önümüzdeki günlerde bu yöntemle İngiltere ve Almanya'da 20 ameliyata hazırlandıklarını açıkladı.


_PaPiLLoN_ 1 Eylül 2007 20:59

20 saniyede şip şak


Kalp damar rahatsızlıkları tanısında devrim niteliği taşıyan Çok Kesitli (Mustıslıce) bilgisayarlı tomografi cihazı İnönü Üniversitesi (İÜ) Turgut Özal Tıp Merkezi'nde kullanılmaya başlandı. Cihazın bölgede tek olduğu belirtildi.

İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Radyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. H. Muammer Karakaş, bu cihazın dünyadaki en üst seviyede teknolojiye sahip olduğunu belirterek, "Cihaz teknoloji olarak uzay mekiği teknolojisinden bile önde." dedi.

Tıp alanından 10 bin yıldır insanları parçalamadan vücutlarındaki organların görülmeye çalışıldığını belirten Karakaş, "Bu cihaz ile bu artık mümkün oluyor. Normal cihazlar bir kesit alırken bu cihaz ise 64 kesit alabiliyor. Kalbin bile fotoğrafını çekebiliyor." dedi.

Türkiye'ye giren 4. cihaz olduğunu ifade eden Karakaş, cihazın 0.5 saniyede 64 kesit alabildiğini ve vücudu 20 saniyede görüntüleyebildiğini kaydetti. Karakaş, yapay zeka sisteminin kullanıldığı ender cihazlardan biri olduğunu belirtti.

Karakaş, "Özelikle kalp ve damarların katetersiz anjiyografik incelemelerinde, kanser taramasında ve ileri düzey büyük ameliyatlara yönelik sanal cerrahi uygulamalarında kullanılmaktadır. Kalp damarlarının görüntülenmesinde kullanılan en gelişmiş cihazdır. 64 kesit görüntüleme üstünlüğüyle saniyeler içinde tanı olanağı sağlar. Kansız ve katetersiz anjiyografi sağlayan, devrim niteliğinde bir yöntemdir. Yalnızca koldan yapılan bir iğne ile anjiyo gerçekleştirilebilir." şeklinde konuştu.

Fiyatı 1 milyon dolar olan cihazın bir kullanım maliyetinin ise 500 YTL olduğunu ifade eden Karakaş, cihazın ABD'de cesetler üzerinde kriminal incelemede de kullanıldığının altını çizdi. Cihazı kullanmayı ise Malatya'da 2 kişi biliyor. İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Karadeniz bölgelerinde görev yapan tıp personeline bu cihaz üzerinde kullanım eğitimi de verilmiş.


DrAm3vLH 2 Eylül 2007 02:25

TÜMDEF 3. Dönem Yönetim Kurulu Üyeleri, 31 Temmuz 2007 tarihinde “Sektörel Basın ile Tanışma Toplantısı” gerçekleştirdi. Ankara Ambassadore Boutique Hotel’de gerçekleştirilen toplantıda, medikal sektörün sorunları ve sektördeki son gelişmelerin yanı sıra MEDIST 2007 Fuarı da değerlendirildi. TÜMDEF’in Türkiye’den önce AB’ye girdiğini söyleyen TÜMDEF Başkanı Mehmet Ali Özkan, Avrupa Tıbbi Teknoloji Sanayi Birliği (EUCOMED)’e üye olunduğunu ve Ekim ayında yapılacak olan MEDIST 2007’ye EUCOMED’in de katılacağını söyledi.

TÜMDEF 3. Dönem Yönetim Kurulu Üyeleri, 31 Temmuz 2007 tarihinde “Sektörel Basın ile Tanışma Toplantısı” gerçekleştirdi. Ankara Ambassadore Boutique Hotel’de gerçekleştirilen toplantıda, medikal sektörün sorunları ve sektördeki son gelişmelerin yanı sıra MEDIST 2007 Fuarı da değerlendirildi. TÜMDEF’in Türkiye’den önce AB’ye girdiğini söyleyen TÜMDEF Başkanı Mehmet Ali Özkan, Avrupa Tıbbi Teknoloji Sanayi Birliği (EUCOMED)’e üye olunduğunu ve Ekim ayında yapılacak olan MEDIST 2007’ye EUCOMED’in de katılacağını söyledi.
Sağlık sektörü kabuk değiştiriyor
Sağlık sektörünün bir kabuk değiştirdiğini söyleyen TÜMDEF (Tüm Tıbbi Cihaz Üretici ve Tedarikçi dernekleri Federasyonu) Başkanı Mehmet Ali Özkan, sektörün hizmet, satın alımlar, sosyal güvenlik, ödemeler ve planlar çerçevesinde her yönüyle kabuk değiştirdiğini belirtti. Bu değişmeler sonucunda alışılagelmiş, bilinen sistemler dışında yenilikler olacağını söyleyen Özkan, şöyle devam etti: “Hepimiz bu yeniliklere uyma konusunda şirketlerimizi ve çalışmalarımızı revize etmemiz gerekecek. Bunun en büyük örneği son olarak SGK tarafından yayınlanan Sağlık Bütçe Uygulama Talimatı. Bu Bütçe Uygulama Talimatı’na TÜMDEF olarak kesinlikle karşı değiliz. Bu talimatın ve buna benzer yürütülebilir, sürdürülebilir bir güvenlik ve ödeme sisteminin mutlaka yaratılması gerekiyordu. Sadece bu uygulama tebliğinin sektörü ilgilendiren birkaç maddesiyle ilgili sıkıntılarımız var” dedi.
Teknik servisi olamayan hiçbir eczane şeker aleti satamaz
Sıkıntılardan biri ve en önemlisinin, ‘Şeker Çubukları’ olduğunu belirten Özkan, “Şeker çubuklarının sadece eczanelerde satılıyor olması, medikal sektörde bu cihazları ithal eden, miadlı ürünleri stoklarında bulunan firmaları çok zor duruma sokmuştur. Aynı zamanda millileşmiş, ithalatı yapılmış olan bu ürünlerin satılamayışından dolayı firmalar ve ülke para kaybetmiştir; miadları dolunca bu ürünler atılmak zorunda. Dilerdik ki, SGK bu maddeyi koymadan bizimle bu konuyu görüşsün, sektörümüzü toparlayalım, bir geçiş süresi verilsin, bu geçiş süresi içerisinde insanlar mağdur olmasın. Bir eczane Medula sistemine kayıt olabiliyor ve alt yapısı buna müsaitse, medikal firmaların da alt yapısı buna müsaittir. Şunu anlayamıyoruz; ana cihazı ithal edeceksiniz ve satacaksınız, ana cihaza teknik servis vereceksiniz ama ana cihazın kullandığı birinci kalemi, sarf malzemesini firma olarak satamayacaksınız. Bu tarif edilemeyen bir yanlışlık. Bu ürünü kullanan hasta, cihazının kalibrasyon ve teknik servis konusunda hizmet alabilmek için medikalcı firma, ithalatçı ve dağıtıcı firmaya muhtaç. Eczanenin, bunun satışını yapması söz konusu değil. Mevzuatta da yok. Teknik servisi olmayan hiçbir eczane şeker aleti satamaz. Dolayısıyla hastalar, teknik servis ve kalibrasyon konusunda medikalcı, ithalatçı ve dağıtıcı firmalarla şeker cihazlarının temini konusunda birebir muhatap durumundalar. Bunun en kısa zamanda SGK’dan bir tebliğ ile düzeltilmesini arz ediyor ve bekliyoruz” dedi.
Fabrika çıkış fiyatı üzerinden kar uygulaması yanlış
Aynı tebliğde başka bir konunun da ‘Türkiye’de üretilmeyen, bulunamayan, Bütçe Uygulama Talimatı’nın Ek-5A Listesinde yer almayan tıbbi cihaz ve malzemelerin temini’ hususunda olduğunu söyleyen Özkan, şu değerlendirmeleri yaptı: “Tebliğde ‘bu tür malzemelerde ithalatçı, her türlü belgesini onaylatarak o malı fabrikadan ne kadar paraya aldığını beyan edecek; ben de ona yüzde 40 gibi bir kâr marjıyla vereceğim’ deniyor. Yani fabrika çıkış fiyatı üzerinden. Şimdi bu malzeme Amerika’dan. Örneğin; fabrikada 100 dolara alınan bir ürün, firmanın İstanbul’daki deposuna gelene kadar bunun şirket deposuna maliyeti en az 125 dolar yapar. Burada işletme maliyeti, firmanın kârı yok. Bunu 130 dolar olarak kabul edersek, 10 dolar kâr yüzde kaça gelir? Bundan hiç bir şey çıkmaz. Bu yanlış bir hesaplama. Kâr marj oranının hesaplanması yanlıştır ve adaletsiz bir uygulamadır. Yürümez ve yürütülemez.”
En iyi alım yöntemi, maliyetlerin kontrol edilebildiği, fiyatların en iyi şekilde indirilebildiği yöntemdir
“Ticarette gizlilik esastır. Her şirketin her kurumun bir namahremi vardır” diyen Mehmet Ali Özkan, firmaların yapmış oldukları pazarlıkların ve ortaya çıkan fiyatların deklare edilemeyeceğini söyledi. Özkan “Gizlilik esası vardır. ‘Siz faturanızı getirin, her şeyinizi getirin, ben kontrol edeyim, ona göre size ödeme yaparım’. Bunun hukukta yeri yok. Çünkü bu bilgilerin kuruma gittiği zaman saklanılabilirliği konusunda bir garanti yok. Ben nereden bileyim A firmasının bilgisinin B firmasına gitmeyeceğini? Böyle bir şey olmaz. Bunun yerine ne yapılmalı? İhaleye çıkarsınız, şartnameyi yazarsınız, şartnamenize uyan ve en iyi şarta uyan firmadan alımınızı yaparsınız. Zaten en iyi alım yöntemi, maliyetlerin kontrol edilebildiği ve fiyatların en iyi şekilde indirilebildiği yöntemdir. Burada mağduriyeti hastalar çeker. Hasta mağduriyeti açısından bu iki uygulamanın gerek şeker çubukları gerekse Türkiye’de üretilemeyen ve bulunamayan tıbbi cihaz ve malzemeye verilen yüzde 40 fabrika çıkış fiyatları oranının yürümeyeceğini ve yürütülemeyeceğini, bunun hastaları mağdur edeceğini, kamunun bu işten zarar göreceğini, ilgili insanları sıkıntıya sokacağını söylüyorum ve ‘yanlışın neresinden dönersek kardır’ noktasından hareketle bir an önce düzeltilmesini rica ediyorum” dedi.
Sağlık alanındaki örgütlenme son yıllarda hız kazandı
“Türkiye AB’ye yönelmiş bir ülke. Hepimiz gerektiğinde imdat olarak AB mevzuatına sarılıyoruz” diyen Özkan, AB’ye daha fazla demokrasi, sivil toplu bilinci ve refah açısından girildiğini ve AB’de sivil toplumların değerinin ve öneminin çok büyük olduğunu söyledi. Sivil toplum bilincinin Türkiye’de yerleşmesi için büyük çaba sarf edilmesi gerektiğini belirten Özkan şunları söyledi: “Bu noktada son beş altı yılda 15. yılını kutlayan derneklerimiz var. Bunlardan biri de MASSİAD’dır. Türkiye’nin dernekleşme noktasındaki yaygınlığı son 5-6 yılda olmuş ve örgütlenme federasyon açısından bu süreç içerisinde hız kazanmıştır. Biz, medikal sektörün sağlık sektöründeki üreticiler ve dağıtıcılar noktasındaki yeri olan TÜMDEF ve çatısı altındaki dernekler olarak bu sektörün sesi, sivil toplum adına lokomotifi ve lideri olma noktasında tüzüğümüzde yazıldığı şekliyle hareket ediyoruz.”
Bu sistem dolaylı olarak hastaya zarar verir
“Sektör çok büyük bir değişim içerisinde. Firmalar zor durumda. Firmalar belki eskisinden daha iyi yönetiliyor ama sistem değişiyor” diyen Özkan, ‘sistem neden değişiyor?’ sorusuna ise şu cevabı verdi: “Sağlık harcamaları kısıtlanacak deniyor. Buna göre uygulamalar yapılıyor. Firmaların sattığı ürünün parasını 6 ila 12 ay zarfında alması ve bu vade oranlarının ve geç ödemelerin, kâr oranlarıyla mukayese edildiğinde, ticarette ve matematikte yerinin olmadığını görüyoruz. Firmalar zor durumda. Yüzde 5’le, 10’la mal satıyorsunuz; 6 ay bekliyorsunuz. Bunun bana bir kârlılığını gösterebilir misiniz? Mümkün değil. Biz hep sermayemizden yiyoruz. Bankalara çalışıyor, onlara faiz ödüyoruz. Sonuçta yeni teknolojileri getiremiyoruz, yeni ürünleri takip edemiyoruz. Kongrelere gidemiyoruz. Hastaları da eski teknolojiyle tedavi eder ve teşhis yapılır duruma getiriyoruz.”
TÜMDEF, Türkiye’den önce AB’ye üye oldu
TÜMDEF’in AB’ye Türkiye’den daha önce üye olduğunu söyleyen Özkan, Avrupa Tıbbi Cihaz Teknolojileri Federasyonu ile görüşme içinde olduklarını açıkladı. “Merkezi Brüksel’de bulunan dünyadaki çeşitli ülkelerin sağlık politikalarında öncü kuruluş olan Avrupa Tıbbi Teknoloji Sanayi Birliği EUCOMED’e TÜMDEF olarak üye oluyoruz” diyen Özkan, “EUCOMED’e giriş taahhütlerimiz var; bu olmazsa olmaz. Tüm bu girişimler için kaynaklar ve regüle bir gelir imkanının olması lazım” dedi. TÜMDEF ve diğer derneklerin içinde bulunduğu bir takım aktiviteler olduğunu söyleyen Özkan, bunlardan birinin MEDIST 2007 Fuarı olduğunu kaydetti. Özkan şöyle devam etti: “MEDIST 2007 Fuarı derneklerin değil sektörümüzün fuarıdır. Bu fuar gündeme geldiğinde bir fotoğraf çektik. Medikal Fuar nedir? Dünyada ve Türkiye’de nasıl yapılmaktadır? Fotoğrafı size arz edeyim. Geleneksel fuarlarda ne yapılıyor? Sadece insanlara bir metrekare satışı, stant fiyatlarında yapılan pazarlıklar vs. insanlar 4 gün geliyor ve ayrılıp gidiyor. Fuarda hiçbir etkinlik yok. Workshop’lar yok, seminerler sempozyumlar yok, bilimsel hiçbir şey yok. İnsanlar fuarlara giriyor ve ardından İstanbul sokaklarına dağılıyorlar. Fuar fiyatlarını inceledik; Avrupa’daki en büyük fuar olan Medica fiyatlarının üzerinde metrekare fiyatları gözlemledik. Değerli medikalci meslektaşlarımız zor kazandıkları paraları fuarlarda bir çırpıda bitiriyorlar. Bu olmamalı. Biz bunun alıcısı mıyız? O zaman biz fuarda bir rekabeti getirelim. Bir kaliteyi getirelim ve bir standart geliştirelim. Tüm fuar şirketleriyle görüştük ve en sonunda CNR ile MEDIST 2007 konusunda, MEDIST 2007 markasına federasyon adına yüzde 50 sektörü ortak ederek bir fuar oluşturduk. Oradaki sihirli kelime şudur. Bu fuar sektörün fuarı. Sektör bu fuarın nasıl olmasını istiyorsa kriterleri kendisi belirleyecek, fuar organizasyonu sektörün beklentilerine göre bu fuarı yapacak. Anlaşmamızdaki özet de budur. Fuar bu yıl Ekim ayında gerçekleşecek. Şu anda hummalı bir çalışma var. MEDIST 2007 Fuarını sektör, medyasıyla, firmalarıyla, her unsuruyla desteklemek mecburiyetindedir.
Avrupa Tıbbi Teknoloji Sanayi Birliği EUCOMED de MEDIST 2007’de olacak
Fuara EUCOMED katılımı da olacak. Türkiye’deki diğer sivil toplum dernekleri, özel hastaneler dernekleri, Türkiye Sağlık İşletmeleri Derneği TÜSİDER ile birlikte bu fuar kapsamlı bir fuar olacak. Tüm görüşmeler yapıldı ve bu derneklerin hepsine aktiviteler verilecek. Sempozyumlar için bir takım programlar yapacaklar. Bu fuar sektörümüzün geleceği ve sektörümüzün geleceği için karar alan STK’lar için olmak zorunda. Firmaların beklentilerine yönelik bir fuar gerçekleştirilmesi yönünde bir fuar anlaşması yapılmıştır. Sadece şunu istiyoruz; Nasıl bir fuar istiyorsunuz? Söyleyin onu yapalım. Bu sektörün fuarıdır ve üyelerimiz bu fuara ziyaretçi olarak gelmemeli, kendi fuarları olarak gelmelidir. Bu çok önemli.”
“Medikal” ve “Tıbbi Cihaz Tedarikçisi” tanımları mercek altında
Sektörde “Medikal” kavramıyla ilgili kafa karışıklığı olduğunu ve yanlış kullanıldığını söyleyen Özkan, bu konuda bazı girişimlerde bulunacaklarını belirtti. Özkan şunları söyledi: “Hastane vs tedavi yapan bir kurum da, üretim, ithalat yapan firmalar da medikal olarak yorumluyor. Tüzüğümüzde değişiklik yaparak ve federasyonumuzun ünvanını değiştirerek bir değişikliğe gidiyoruz. Çünkü AB’nin direktifi, artık her şeye tıbbi cihaz diyor. Elektrikle çalışan ekipmanlara cihaz derdik ama bugün bir eldiven de enjektör de pamuk da tıbbi cihazdır. Direktif böyle diyor. Biz de tüzüğümüzü “Medikal Dernekler Federasyonu” yerine “Tüm Tıbbi Cihaz Üretici ve Tedarikçi Dernekleri Federasyonu” olarak değiştirdik. Bugün hastanenin karşısında camında x medikal yazan, ticaret odasına kayıtlı olmadığına inandığım, rafında hiçbir ürün olmayan, sadece hastanenin kapısından çıkan zavallı vatandaşın elinden reçeteyi kaparak malzeme ve ilaç simsarlığı yapan firma görünümlü! yer de, Türkiye’de 500 işçi çalıştırıp 106 ülkeye ihracat yapan medikal sektörün saygın sanayi kuruluşu da medikalci olarak tanımlanıyor. Bir taraftan yapılan yanlış, sıkıntıları çekerek doğruları yapan firmaları zan altında bırakıyor. Biz bunu kaldırdık. Biz üretim, ithalat ve bayi olarak tedarikçiyiz. Bu tanımlamayı bu şekilde koyduk.”
Meslek olma noktasında 2008’in ilk çeyreğinde iyi haberler vereceğiz
2006 yılında Tıbbi Cihaz Üretim ve Tedarikçiler Kanun Taslağı’nı meclise sunduklarını söyleyen Özkan, halen sistemin yürüdüğünü ve bu konuda çok güzel gelişmeler olduğunu kaydetti. Özkan, “Tahmin ediyorum meslek olma noktasında 2008’in ilk çeyreğinde iyi haberlerimizi vereceğiz. 2008 yılında sektörümüz, kime Tıbbi Cihaz tedarikçileri denir? Bu işi kimler yapar? Noktasında iyi bir ivme kazanacak. Bu konu detaylarıyla MEDIST 2007 fuarında ve kongremizde işlenecek. Konuya ilişkin gelişmeleri de orada duyacaksınız” dedi.


Sedef 21 2 Eylül 2007 02:27

Aile Hekimliği Türkiye Modeli*


Sağlık hakkının korunması, bireysel sağlıktan toplum sağlığına uzanan zorlu bir süreç gerektirir. Genel tıp hekimliği, başta Avrupa ülkelerinde olmak üzere birçok dünya ülkesinde başarıyla uygulanmakta, birinci basamağın önemi ve maliyete etkisi giderek daha iyi anlaşılmakta, yapılan reformlarla daha da yaygınlaştırılmaktadır.

Dünyada yaygınlaşan anlayışa göre temel sağlık hizmetleri tanımına birinci basamaktaki tanı ve tedavi hizmetleri ile rehabilitasyon hizmetleri de dahil edilmektedir. Temel sağlık hizmetleri konseptinin yeni modelinde aile hekimleri ana görevi üstlenmektedir.

“Sağlıkta Dönüşüm Programı” çerçevesinde yeni bir bakış açısıyla, şimdiye kadar çözülmemiş sorunlara çözüm bulma amacını gerçekleştirmede en önemli adımlardan birisi olan Aile Hekimliği Uygulaması nihayet hayata geçiriliyor. Aile hekimliği ile ilgili olarak ülkemiz insanlarının emekleriyle ortaya koyduğu değerleri dikkate alan bir anlayışla yola çıktık.

Aile Hekimliği Türkiye Modelini, geçmişte yapılan bütün çalışmaları değerlendirerek, sağlıkta önemli mesafeler kat etmiş veya bu yolda ilerleyen çeşitli gelişmiş ve gelişmekte olan ülke örneklerini yerinde inceleyerek, ülkemizin koşullarını da göz önünde bulunduran bir anlayışla hazırladık.

Geçmişi reddederek değil, geçmişi değerlendirerek yeni bir uygulama inşa etmeye çalışıyoruz. Bu amaçla çıktığımız yolda, artık Dünya ülkelerinde genel kabul görmüş aile hekimliği uygulamasının her aşamasında, uygulamanın yapılıp yapılmamasını tartışmak yerine, nasıl yapılması gerektiği konusunda ortak değerimiz olan sağlığa katkıda bulunan ve bulunması muhtemel herkesi yanımıza çağırıyoruz.

Aile hekimliği uygulaması ile ilgili tüm çalışmalar, Sağlık Bakanlığı ilgili birimlerinin, konularında uzman hekim ve öğretim üyelerinin, uzmanlık derneğinin, birinci basamakta çalışan hekimlerin geniş katılımlarıyla hazırlandı. Çalışmaya katkıda bulunan herkese, bugüne kadar ülkemizde sağlığın ve sağlık sistemlerinin gelişmesine emeği geçen bütün hükümetlerimize, gönüllü kuruluşlarımıza, ülkemize destek veren uluslararası kuruluşlara, ilgili özel ve tüzel kişilere bu vesile ile teşekkürü borç biliyorum.

Tüm milletimizi içine alan sağlıklı yaşamanın ön plana çıktığı aile hekimliği uygulamasının sağlayacağı faydalar ile hep beraber daha iyiye gideceğimiz inanç ve umuduyla hepinize saygılar sunuyorum.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ
T.C. SAĞLIK BAKANI


_PaPiLLoN_ 2 Eylül 2007 21:43

Sigara paketinde ceset

Sigara paketlerinin üzerine koca koca harflerle yazılan uyarı yazıları etkili olmayınca daha ’çarpıcı’ bir yöntem denenecek

İngiltere Sağlık Bakanlığı, sigara paketlerinin üzerine koca koca harflerle yazılan uyarı yazıları etkili olmayınca daha ’çarpıcı’ bir yöntem denemekte karar kıldı.

İngiliz Sağlık Bakanlığı yeni yöntem olarak, sigara paketlerinin üzerine ölü insan fotoğraflarının basılmasına karar verdi.

İngiltere Sağlık Bakanı Alan Johnson, yeni paketlerin amacını “insanları şok edip sigarayı bırakmaya teşvik etmek” olarak açıkladı. Johnson, “Bazıları belki abartılı bulabilir ama halk sağlığı açısından böyle bir uyarı gerekli” diye konuştu.


_PaPiLLoN_ 4 Eylül 2007 23:16

Zayıflamak uğruna ölmeyin

Son yılların en önemli tehdidi, zayıflama hapları. Uzmanlar uyarıyor: Öldürüyor!
Kanal 1 Bilgi İşlem Müdürü Ertan Geyik’in 40 yaşında kalp krizinden hayatını kaybetmesi ve ölüm nedeninin uzun süredir kullandığı zayıflama hapı olabileceği iddiası, son yılların en önemli tehdidini yeniden gündeme getirdi.

Ertan Geyik’in kullandığızayıflama ilacının Tarım Bakanlığı’nın izniyle eczanelere dağıtıldığı ancak analizlerde, iştah kesici kimyasal madde ‘sibutramin’in normal dozun üstünde çıkması nedeniyle satışının yaklaşık bir ay önce durdurulduğu belirtildi.

Uzmanlar, uyarıyor. ÖLÜMCÜL OLABİLİR! DOÇ. SELÇUK CAN: YAN ETKİLERİ ÖLÜMCÜL
“Doğal gıda takviyesi olarak pazarlanıyor, ama aslında içinde kimyasal madde bulunan bir bileşen. Yeme isteğini baskıladığı için yemek yemiyor ve zayıflıyorsunuz. Ancak bu ilaçların bir çok yan etkisi var; ağız kuruluğu, kabızlık, tansiyon ve nabız yükselmesi gibi. En önemlisi de kalbe yükleniyor ve kalp krizlerine neden olarak ani ölümlere yol açabiliyor.”

Türkiye’de Sağlık Bakanlığı ruhsatlı iki zayıflama ilacı bulunduğunu belirten Can, doktor reçetesiyle satılan bu ilaçlar dışındaki ürünlere yönelmenin tehlikeli olduğunu ifade etti.

DOÇ. SİNAN DAĞDELEN: İŞLEM GÖRÜNCE DOĞAL OLAMAZ
“Bir şeyin adına doğal dediğiniz zaman insanlara sanki domates ya da salatalık gibi sunuluyor, halbuki öyle değil. Morfin de eroin de esrar da doğal maddelerdir ama yan etkileri vardır.

Bir maddeyi işlemden geçirip ambalajlayıp kullanıyorsanız isterse sarımsak olsun, bu bir ilaçtır. Bu ilaçları tedavi amaçlı kullanıyorsanız mutlaka bilimsel testlerden geçirip kullanmak gerekiyor. Bu tür ilaçların vücuda bazı faydaları olabilir ama önce biz bir ilacın vücuda faydasından çok zararlarını inceleriz."


_PaPiLLoN_ 6 Eylül 2007 00:11

Hastalara ilaç gibi haber

Tek randevu sistemine geçilecek

Hastanelerin randevu sistemini GSM operatörleri üzerinden sağlaması mağduriyetlere sebep oluyor.

Hastaların yaşadığı sıkıntıları dikkate alan Sağlık Bakanlığı, Türkiye genelini kapsayacak tek bir randevu sistemine geçiyor.

Bu ay içinde ihalesi yapılacak sistemde üç haneli rakam yer alacak. Randevu geri bildirim ve iptallerinde kısa mesaj kullanılacak.

İlk etapta dört bölgeye ayrılan ülke genelindeki hastanelerde randevuyu canlı operatörler verecek.

Sağlık Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanı Nihat Akpınar, "Hiç kimsenin randevu sistemi olmayacak. Bakanlığın kuracağı sistemle Erzurum'da oturan bir kişi İstanbul'daki hastaneden muayene randevusu alacak. Yüksek ücretlendirmeler de bitecek." diye konuştu.

Hastanede yatanın ilacı, ayağına gelecek

Hastaları zor durumda bırakan uygulamalardan biri daha tarih oluyor. 15 Ekim'den itibaren hastaneler hastadan tıbbî malzeme isteyemeyecek.

Hastaların tedavisi için gerekli malzemeleri hastaneler ihale yoluyla alarak SSK Sağlık İşleri'ne fatura edecek.

Ameliyat ve ameliyat sonrası tedavi olanlar ile yatarak tedavi görenlerin hasta yakınlarına reçete verilemeyecek.

Özel sağlık hizmeti veren kurumlar da dahil hiçbir hastane hasta yakınına 'git şu malzemeyi al gel' veya 'git şu ilacı al' diyemeyecek.


_PaPiLLoN_ 6 Eylül 2007 21:07

Aşırı terlemeye son

Aşırı terlemeye kesin çözüm. Yarım saatlik ameliyatla bu iş kökten çözülüyor.
Kış aylarında bile yaşam standardını önemli ölçüde düşüren ve kişiyi zor durumda bırakan el, kol ve koltuk altı bölgelerindeki aşırı terleme sorunu, yarım saatlik basit bir cerrahi müdahaleyle ortadan kaldırılabiliyor.

Universal Hospital Kadıköy Göğüs Cerrahisi Kliniği’nden Op. Dr. Oryal Erdik, botoks, iontoferez gibi tedavi yöntemlerinin, el, ayak, koltuk altı, sırt ve yüz kısmındaki aşırı terleme sorununu çözmediğini, geçici süre azalttığını belirterek, bu tedavilerin kısa ve orta vadede tekrarlandığına dikkat çekti.

YARIM SAATLİK AMELİYAT

“Kapalı ameliyat teknikleri (endoskopik sempatektomi) kullanılarak kolaylıkla ve sorunsuz gerçekleştirilen operasyon 20-30 dakika sürmektedir. Ameliyattan göğüs dreni takılı olarak çıkan hasta, ertesi gün dreni alındıktan sonra taburcu edilmekte ve bundan sonra aynı gün günlük aktivitelerini rahatlıkla yapabilmektedir. Tek taraflı yapılan bu işlemin daha sonra diğer taraf için de tekrarlanması en doğru ve geçerli olanıdır.

Artık tüm dünyada geçerli olan görüş, sempatik sinir bütünlüğünü kısmen bozmaktır. Bu sinir bütünlüğünün geniş olarak bozulması, ellerde kaybolan terlemeyi vücudun başka yerlerinde yan etki olarak ortaya çıkarabilmektedir. Yapılan klinik çalışmalar da bunu doğruluyor. Sempatik sinir bütünlüğünün bozulması, geçici veya kalıcı felç, his kaybı gibi birtakım rahatsızlıklara yol açmaz.”

Op. Dr. Erdik, her cerrahi müdahalede olduğu gibi endoskopik sempatektominin de önceden, kanama, hava kaçağı gibi hesaplanamayan risklerinin, deneyimli göğüs cerrahlarının yaptığı ameliyatlarda minimuma ineceğini vurgulayarak, daha önce geçirilmiş olan akciğer hastalıklarının, cerrahi müdahalenin endoskopik yöntemle yapılmasını zorlaştırabileceğini, çok nadir de olsa ek bir cerrahi operasyonun gerekebileceğini sözlerine ekledi.


_PaPiLLoN_ 8 Eylül 2007 20:47

Kokulu Silgilerde Gizli Tehlike

Kokulu kırtasiye malzemelerindeki çözücülerin sağlığa zararlı olduğunu belirten uzmanlar, anne ve babaları çocuklarına kokulu kalem ve silgi almamaları konusunda uyardı.

Çocukların çok sevdiği kokulu kalem ve silgiler tehlike saçıyor. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Recep Akdur, aileleri kokulu kalem, silgi, yapıştırıcı, resim boyaları ve beyaz tahta kalemlerinin tehlikeleri konusunda uyardı.Akdur, kırtasiye malzemelerindeki “gizli tehlikeye” dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.

SU BAZLI YAPIŞTIRICI TERCİH EDİLMELİ
Organik çözücü içeren yapıştırıcılar konusunda da aileleri uyaran Akdur, sağlığa zararlı ve alışkanlık yapan “xylol, toluol, hexol ve tiner gibi organik çözücüleri (solvent bazlı)” içinde barındıran yapıştırıcılar alınmaması gerektiğini söyleyen Akdur, bu yapıştırıcıların yerine suda çözünen maddelerden yapılmış (su bazlı) yapıştırıcıların tercih edilmesi gerektiğini belirtti ve “Anne babalar çocuklarına yapıştırıcı alırken mutlaka incelemeli ve üzerinde ‘su bazlı olduğuna’ dair bilgi aramalıdırlar” diye konuştu.

BEYAZ TAHTA KALEMLERİNE DİKKAT
Akdur, içinde çözücü olarak etilasetat ve ksilen (xylene) bulunan beyaz tahta kalemlerinin kullanılmasının öğretmenlerin ve öğrencilerin sağlığını tehdit ettiğini de söyledi. Akdur, şunları kaydetti: “Etilasetat ve ksilende çözülmüş boyalardan yapılmış beyaz tahta kalemleri kullanılmamalıdır. Anne babalar beyaz tahta kalemi alırken, üzerinde ‘alkolde çözülmüş boyadan yapılmış (alkol bazlı)’ olduğuna ilişkin bilgi ya da ‘sağlığa zararlı madde içermediğine’ dair uyarı aramalıdır.”

RESİM BOYALARI VE KALEMLERİ
Resim boyaları ve renkli kalemlerin üretiminde kullanılan “azo boyalarının” da kanserojen olduğunun altını çizen Akdur, “Bu nedenle anneler babalar, çocuklarına resim boyaları ve kalemleri alırken üzerinde ‘azo boyası’ içermediğine ilişkin bilgi ve not olup olmadığına dikkat etmeliler” dedi.

TSE VE CE BELGESİ
Akdur, kırtasiye malzemesi alırken mutlaka TSE ve CE damgalı ürünlerin tercih edilmesi gerektiği belirterek, şunları söyledi:
“Öğretmenlerimiz bu konuda bilinçli davranmalı ve hem kendi hem de öğrencilerinin sağlığına zararlı olan kırtasiye malzemeleri konusunda öğrencilerini ve velileri uyarmalıdır. Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı denetim, eğitim ve uyarılarını sıklaştırmalıdır.”


Sedef 21 9 Eylül 2007 02:56

Teknoloji gözümüzü bozdu


Dr. Bozkurt Şener gününün büyük bir bölümünü bilgisayar ya da TV karşısında geçirenlerin gözlerinin ciddi sorunlarla karşı karşıya kaldığını söylüyor.


http://www.milliyet.com.tr/content/saglik/sag014/resim/sag32.jpg
Ayşegül AYDOĞAN
Günümüz insanı çok çalışıp neredeyse hiç ayrılmamacasına bilgisayarın karşısına çakılı kalınca, akşam bir de bu göz yorgunluğunun üzerine evde televizyon izleyince çoğu kez gözlerinde batma, yanma veya ağrı şikayetiyle soluğu doktorda alıyor.
Gözümüzü olması gerekenden daha az kırpmamıza yol açan bilgisayar ekranı ve televizyon, son yıllarda "kuru göz" diye tabir edilen sorunun daha fazla görülmesine yol açtı. Hatta 10 yıl öncesine kadar çok görülmeyen ve fazla bilinmeyen bu sorun, "computer vision syndrome / bilgisayar görüş sendromu" (CVS) diye anılarak modern çağ hastalıkları arasında yerini aldı.
Dr. Bozkurt Şener özellikle gününün ciddi bir bölümünü (yaklaşık 10 saat) bilgisayar ekranı karşısında geçiren bankacı, borsacı ve çocukların gözyaşının azalmasına neden olan bu sorunla karşı karşıya olduğunu söylüyor. "Artık CVS dediğimiz özel bir hastalık var" diyen Şener, bu sorunu "Gözde yorgunluk oluşturup ondan sonra birtakım sıkıntılara yol açan bir sendrom. Teknolojinin ortaya çıkardığı hastalıklardan biri" diye özetliyor.
Gözü yeterince kırpmama yol açıyor

Bu sendrom nedeniyle göz yorgunluğu, gözyaşı kuruması gibi belirtilerle hastaların başvurduğunu anlatan Şener şunları söylüyor: "Gözyaşının eksikliği vücudun yapısına bağlı da görülebildiği gibi dış etkenler nedeniyle de ortaya çıkıyor. En çok tetikleyenler bilgisayar ekranı ve televizyon. Normal şartlarda gözümüzü 8-10 saniyede bir gözümüzü kırpıyoruz. Ama bir şey seyrederken bu süre çok uzamaya başlıyor. Özellikle TV seyretme, ekran karşısında olma, bir şey okuma süresinde kırpma azalıyor. Azaldıkça da gözde kurumuş alanlar ortaya çıkıyor. Gözümüzdeki tabaka bunu bir süre tolere etse de bir süre sonra tolere edemiyor. Kişi ani bir batma, yanma, kuruma veya gözüne bir şey kaçma hissiyle yaptığı işi bırakıyor. "
Lens takmaya ve ameliyata engel
Göz kuruluğunun iki grupta çok önemli olduğunu anlatan Şener, ilk grubun kontak lensliler olduğu söylüyor. Lens takan kişilerde gözyaşı miktarının ve kıvamının hem hastaya hem de lense yetecek miktarda olması gerektiğini belirten Şener, eksikliği halinde kontak lensin hastaya kullandırılmadığını kaydediyor. Lazer ameliyatları sonrasında da en az bir ay, bazen altı aya kadar uzayan bir sürede gözyaşında belli bir azalma olduğunu da anlatan Dr. Şener, hastada önceden ciddi bir gözyaşı eksikliği varsa lazeri o hastaya uygulamamak gerektiğini de sözlerine ekliyor.
Son zamanlarda gözyaşının az olduğunu ve neden kaynaklandığını saptayabilen muayene yöntemleri bulunduğunu belirten Şener, birkaç tedavi yönteminin olduğunu söylüyor. Bunlardan biri suni gözyaşı damlaları. Şener ayrıca, "Bilgisayar başında çalışma ve televizyon izleme süresini azaltın, gerek televizyon gerek bilgisayar başında sık sık ara verin, örneğin 45 dakika çalışıyorsanız 15 dakika gözünüzü dinlendirin" uyarısında bulunuyor.
Uyum spazmına dikkat
Şener teknolojinin getirdiği ve daha çok görmeye başladıkları bir diğer sorunu, "uyum spazmı"nı ise şöyle anlatıyor: "Hasta bize 9 derece miyopla geliyor. Aslında hastanın gözüne bir damla koyup gözbebeğini büyütüp gözü rahatlattığınız anda hasta sıfır dereceli oluyor. Hiçbir problemi olmayan, tamamen sağlıklı bir göz. Uyum spazmı dediğimiz olayda hasta yakın bir noktaya kilitliyor gözünü ve orada spazm haline geçiyor. Ondan sonra çözemiyor. Bu fotoğraf makinesinin diyaframının kapaklarının takılması gibi. Hastaya damla uygulamayıp muayenesini eksik yaparsanız hastada hiç böyle bir problem yokken miyop lazer tedavisi yaparsınız.
Bu sorun bilgisayar başında olan kişilerde çok sık görülmeye başladı. Yıllar önce bir tane gördüğüm vakaya artık haftada bir-iki defa rastlıyorum. Uyum spazmı bilgisayar ışığına alışıp daha sonra ortam ışığına uyum sağlayamamaya da yol açıyor."


Dark-Line 9 Eylül 2007 12:40

Yeni Teknolojilerin Sağlık Sektöründeki Etkileri ve Internet Kullanımı?

Günümüzde, insan yaşamının her alanında hız kazanan teknolojik değişimler, etkilerini özellikle sağlık sektörünü etkileyecek iki yönde; medikal ve enformasyon teknolojileri alanlarında göstermektedirler. bu yüzyılın başlarında, etkili farmakolojik ajanların ortaya çıkışıyla birlikte medikal teknoloji sağlık sistemlerini yönlendiren başlıca faktör halini almıştır. etkileri önümüzdeki yıllarda da devam edecektir. enformasyon teknolojilerinde yaşanan gelişmelerse sağlık endüstrisini henüz diğer endüstrileri olduğu kadar etkilememiştir. ancak medikal ve enformasyon teknolojilerine ait sınırların birbiri içine geçmesi bu durumu değiştirecektir. medikal teknolojilerde yaşanan gelişmelere hızla uyum sağlayan sağlık alanında, önümüzdeki yıllarda daha da artacak olan yeniliklerden en ilginçleri şu şekilde sıralanabilir: 1. rasyonel ilaç dizaynı: belli bir reseptöre hedeflendirilebilecek ilaçların bilgisayar kullanılarak dizayn edilebilmesi mümkün olacaktır. 2. görüntüleme tekniklerinde gelişmeler: daha önce sadece cerrahi müdahelerle mümkün olan organ şekil ve fonksiyonlarının izlenmesinde elektron-ışın bilgisayarlı tomografi, uyumlu ultrason, yüksek kararlıkta pozitron emisyon tomografisi ve fonksiyonel rezonans görüntüleme gibi yeni görüntüleme teknikleri kullanılmaya başlanacaktır. 3. en az düzeyde hasar veren cerrahi müdaheleler: minyatürize aletlerin, dijital görüntülemenin, nörocerrahide vasküler kateterlerin kullanılması gündeme gelecektir. 4. genetik haritalama ve test etme: genlerin ve hastalıklara yol açan gen etkileşimlerinin tanınması ve test edilmesi mümkün olacaktır. 5. gen tedavisi: pekçok kalıtımsal ya da sonradan kazanılmış hastalığın tedavisinde hasta bölgeye spesifik genler kullanılacaktır. 6. aşılar: bağışıklık sisteminin desteklenmesi için kullanılan aşılar, tümörlere hedeflendirilecek, virüslere karşı bağışıklık sağlanabilecek, oral ve nazal spreylerin devreye girmesiyle aşılama süreci kolaylaşacaktır. 7. suni kan: rekombinant hemoglobin ve e. coli kullanılarak suni kan elde edilecektir. 8. farklı organizmalardan organ nakli: kemik iliği veya sağlam doku ve organların hayvanlardan insanlara nakli sağlanabilecektir. enformasyon ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelerinse sağlık alanındaki esas etkilerini önümüzdeki on yıl içinde göstermeleri beklenmektedir. daha genç ve bilgisayar kullanabilen sağlık uzmanları ve bu uzmanların oluşturduğu gruplar, hastalarla ilgili bilgilerin bilgisayarlarda kaydedilmesine geçişi kolaylaştıracaktır. kaydedilen bilgiler önümüzdeki yıllarda, toplumun gelecekteki hastalıklarını belirlemek ve riskler gözönünde tutularak sağlık ödeneklerinin ayarlanmasında kullanılacaktır.


_PaPiLLoN_ 15 Eylül 2007 22:00

Bu randevu sistemi ilaç gibi

'Ankara, İstanbul, İzmir ve Erzurum'da kurulacak çağrı merkezleriyle hastanelerde randevu sistemi hayata geçirilecek. Sistemin ne zaman hayata geçeceği belirtilmedi.

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, konuyla ilgili açıklama yaptı. Buna göre sistem şöyle işleyecek:

Hastaneden randevu almak isteyenler çağrı merkezini arayacak. Burada görevlendirecek tıbbı teknisyen vatandaşı yönlendirecek.

Hangi hastaneye ve polikliniğe gitmesi gerektiği söylenecek ve randevu saati verilecek.

Randevu T.C. kimlik numaralarıyla alınacak. Gereksiz sorgulama ortadan kalkacak.

Erzurum'daki Çağrı merkezi Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu illerine hizmet verecek.


_PaPiLLoN_ 21 Eylül 2007 21:31

Kansere 2 yıl içinde çare

Kansere karşı mücadelede devrim. Bilim adamları önemli bir buluşa imza attı.

Bağışıklık sistemleri kansere dirençli kişilerden alınacak bir hücreyle kanser hastalarının ömrününün uzatılabileceği öne sürüldü.

ABD'li bilim adamları, bağışıklık sistemleri kansere dirençli kişilerin kanından alınacak bir hücrenin kanser hastalarına verilmesine dayanan bir tedaviyi 2 yıl içinde geliştirebileceklerini ileri sürdü.

Wake Forest Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde görevli uzmanlar, bazı kişilerin bağışıklık sistemi hücrelerinin kansere karşı diğer insanlara göre 50 kat daha fazla dirençli olabildiğini belirtti. Uzmanlar bu kişilerin kansere direnç gösterebilmelerini, kanda bulunan "granülosit" hücrelerinin kanserli hücreleri öldürmedeki başarısına bağladı.

Deneyler başarılı oldu

Bilim adamları, kansere dirençli kişilerin kanından özel bir cihazla ayrıştırılacak granülositlerin kanserli hastalara nakledilmesiyle, milyonlarca kişinin hayatının kurtarılabileceğini ya da "en kötü ihtimalle kanser hastalarının ömürlerinin bir ya da 2 yıl uzatılabileceğini" kaydetti.

Daha önceki deneylerde, kansere dirençli farelerden alınan granülosit hücrelerinin kanserli fareleri tedavi edebildiğini vurgulayan uzmanlar, "Aynı teknolojiyi insanlar üzerinde uygulayabilirsek, kanserli hastaların yarısının hayatı kurtulur. Bunu 2 yıl içinde yapabiliriz" dediler.


_PaPiLLoN_ 23 Eylül 2007 19:56

Dinlendirici gözlük yalanı!

Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Savaş Eriz, gözlük kullanımıyla ilgili yanlış bilinenlerin başında "dinlendirici gözlük" geldiğini ifade ederek, "Dinlendirici gözlük diye bir gözlük yoktur" dedi.
Dinlendirici gözlük kavramının yanlış bir inanış olduğunun altını çizen Opr. Dr. Savaş Eriz, ara sıra gözlük takma diye de bir durumun söz konusu olmadığını kaydetti. Eriz, gözlük kullanımıyla ilgili yanlış bilinen ve ilk akla gelen konun "dinlendirici gözlük" olduğunu belirterek, "Dinlendirici gözlük diye bir gözlük yoktur. Bir insanın gözünde ya derece vardır, ya yoktur. Varsa gözlük kullanır, yoksa kullanmaz. Gözlüğünüzü çıkarttığınızda normal hayatınızı idame ettiriyorsanız zaten o gözlüğe ihtiyacınız yoktur. Gözünde derece varsa mutlaka gözlük kullanılmalı, gözünde derece yok ise mutlaka gözlük kullanmamalı. Dinlendirici diye bir şey yok" diye konuştu.
"Ben ara sıra gözlük takabilir miyim?" şeklindeki sorulara da açıklık getiren Eriz, "Böyle bir şey de yok. Bir insanın ara sıra kullanacağı tek gözlük yakın gözlüğüdür. 40 yaşından sonra derece olmayan herkes okumak için gözlük kullanır. Bu fizyolojik doğal bir gereklilik" şeklinde konuştu.


_PaPiLLoN_ 28 Eylül 2007 21:19

Türk doktora uluslararası ödül!

Dünya Kemik İliği Donör Federasyonu (WMDA) Türkiye temsilcisi Doç. Dr. Sarper Diler’e Uluslararası Kemik İliği Bankacılığına ve insanlığa katkılarından ötürü ünlü 2007 Uluslararası Tzu Chi Madalyası ve Nişanı verildi.
Merkezi Tayvan’da bulunan Tzu Chi Vakfı, dünyada yardıma muhtaç tüm insanlara, hiçbir karşılık beklemeksizin, özellikle yaşanılan felaketler, sağlık ve eğitim konularında yaptığı büyük desteklerle uluslararası bir üne sahip.

NAKİLLERİMİZ DÜNYAYLA YARIŞIYOR

Vakıf 2007 yılı Onur Madalyası ve Nişanını, Uluslararası Kemik İliği Bankacılığı’na ve insanlığa katkılarından ötürü Dünya Kemik İliği Donör Federasyonu Türkiye temsilcisi Doç. Dr. Sarper Diler’e layık gördü. Doç. Dr. Sarper Diler “Ben bu ödülü tüm Türk hekimleri adına alıyorum. Türkiye’deki Kemik İliği Bankacılığı her geçen gün hızla büyük atılımlar yapmaktadır ve nakillerimiz dünya ile yarışabilecek düzeyde başarılıdır.” dedi.


_PaPiLLoN_ 5 Ekim 2007 17:03

'Ücretsiz ilaç' ertelendi

Sağlık Bakanlığı, yatan hastaların ilaç ve malzemelerinin hastaneler tarafından karşılanmasına ilişkin tedavi yardımıyla ilgili tebliğin 15 Ekim'den itibaren geçerli olacak hükmünün ''tekrar incelenmesi'' için ilgili mercilere yazı gönderdi.

Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Orhan Gümrükçüoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tedavi yardımıyla ilgili tebliğin, 15 Ekim'den itibaren yatan hastaların ilaç ve malzemelerinin hastaneler tarafından karşılanmasını öngördüğünü hatırlattı.

Gümrükçüoğlu, ''Sağlık Bakanlığı olarak bu konunun tekrar hassasiyetle incelenmesi için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Sosyal Güvenlik Kurumu'na müracaatta bulunduk'' dedi.

Yatan hastaların ilaç ve malzemelerinin hastaneler tarafından karşılanmasıyla ilgili olarak bazı üniversite hastanelerinin yetkilileri Kamu İhale Yasası'ndan kaynaklanan sıkıntıları olduğunu, ilaç ve malzemelerin temininin 15 Ekim'e kadar yetişemeyeceğini dile getirmişlerdi.




_PaPiLLoN_ 9 Ekim 2007 20:22

Kırmızı biberle acısız anestezi

Tıpta devrim niteliğinde olduğu düşünülen yeni bir anestezi türü geliştirildi. ABD'li araştırmacıların, özellikle cerrahi, dişçilik ve doğumda, ağrı tedavisini dönüştürecek buluşu tıpta, 1846'da eterin bulunmasıyla cerrahide yaşanan devrime benzer bir büyük sıçrama yaratabilir.

Şu anda kullanılan yöntemde, lokal anestezi ilaçları sadece ağrıyı hisseden hücreleri değil tüm sinir hücrelerini uyuşturuyor; bu da geçici felç ve hissizliğe neden oluyor. Yeni anestezideyse, yalnızca ağrıyı hisseden sinir hücreleri hedef alınıyor; kas hareketi ve dokunma gibi duyulardan sorumlu hücrelere dokunulmuyor. Yeni formülde, kırmızı biberin içinde bulunan ve bugünkü anestezinin yarattığı yan etkilere, örneğin bilinç kaybına veya felce neden olmayan etkin madde 'kapsaisin'le, genelgeçer lokal anestezi ilacı 'lidokain'in türevi olan QX 314 bir arada kullanılıyor.

Sadece ağrı veren hücreyi hedefliyor
Massachusetts Hastanesi'nden Dr. Clifford Woolf ve Harvard Tıp Okulu'ndan Prof. Bruce Bean, bu iki kimyasalın bir araya geldiğinde, yalnızca ağrı sinyali veren sinir hücrelerini hedef aldığını ve o hücrelerin beyne 'acı' sinyalleri göndermesini engellediğini gözlemledi. Bu iki molekülün acıyı durdurmasının sırrı, yalnızca acı tespitiyle görevli sinir hücrelerinin gözeneklerini hedef alabilmelerinde. Bu bileşim, acıyı ileten sinir hücrelerinin dışarıyla bağlantısını da kesiyor. Yöntemin diş operasyonlarında, diz ve diğer eklem ameliyatlarında, doğumda ve kronikleşme potansiyeli taşıyan ağrıların tedavisinde faydalı olacağı düşünülüyor.


_PaPiLLoN_ 10 Ekim 2007 22:10

Türk profesörden önemli buluş

http://www.haberden.com/photos/472307169.jpg

ABD'nin Connecticut Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Nejat Olgaç ve başında bulunduğu araştırmacıların, kök hücreler üzerinde araştırmalara hız getirecek yenibir yöntem geliştirdiği öğrenildi.
Connecticut Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Nejat Olgaç, yaptığı açıklamada, ''Buluşumuz sadece kök hücre konusunda değil, aynı zamanda tüp bebek ve klonlama sahalarında da çok etkili ve pratik klinik uygulamaları beraberinde getirecek'' dedi.

Olgaç'ın verdiği bilgiye göre, rotasyonel-titreşimli hücre delici ''Ros-Drill'' olarak isimlendirilen bu buluş sayesinde araştırmacılar, fareler üzerinde yapılan biyolojik testlerde oldukça ''hızlandırılmış, yüksek hassasiyette ve otomatik duruma getirilmiş tüpte'' yavru yetiştirme ve klonlama sonuçları gözlemlediler.

http://www.haberden.com/photos/Image/khtek01[1].jpg

''Bu buluş kök hücre çalışmalarında çok kritik bir açığı kapatmakta'' diyen Olgaç, yeni teknolojinin laboratuar çalışmalarını son derecede hızlandıracağını bildirdi.

Olgaç, çalışmalarının teknoloji ağırlıklı özetini geçen ay ''Journal of Biomedical Microdevices'' adlı bilim dergisinde yayınladığını söyledi.

Olgaç, buluşunu bu yıl mart ayında Connecticut'ta düzenlenen uluslararası kök hücre konferansında da (StemCONN07) tanıttığını ve aralarında dünyada ilk kez koyun klonlaması yapan Prof. Dr. Ian Wilmut'un dabulunduğu araştırmacıların yeni yöntemin son derece değerli bir katkı olduğunu ifade ettiklerini dile getirdi.

Konuyla ilgili daha fazla bilgiye Connecticut Üniversitesi'nin internet sitesi UConn Advance - April 2, 2007 - Team creates precision device) adresinden ulaşılabilir.


_PaPiLLoN_ 11 Ekim 2007 20:47

Kuş gribi mutasyona uğradı

Araştırmacılar, H5N1 tipi kuş gribi virüsünün, henüz salgına yol açabilecek biçimde olmamakla birlikte, insanlara daha kolay bulaşmasına neden olabilecek şekilde mutasyona uğradığını bildirdi.
ABD’de Wisconsin Üniversitesinden Dr. Yoshihiro Kawaoka, H5N1 tipi virüsün uğradığı değişimin endişe verici olduğunu söyledi.

ÜST SOLUNUM YOLUNDA İLERLİYOR

Kawaoka, kuş gribi virüsünde, insanın üst solunum yolunda ilerlemesine neden olabilecek belirgin bir değişiklik tespit ettiklerini kaydetti.
Afrika ve Avrupa’dan temin edilen son virüs örneklerinin hepsinde bu mutasyonun görüldüğünü belirten Kawaoka, kuş gribi virüslerinin, insanda görülebilecek türdeki virüslere dönüşmeye en yakın olanlardan olduğunu söyledi.

MUTASYON KORKULACAK DÜZEYDE DEĞİL

Çoğunlukla kuşlarda görülen H5N1 tipi kuş gribi virüsü, 2003 yılından bu yana 12 ülkede 329 kişiye bulaştı ve 201 kişi bu hastalıktan öldü. Korkulansa virüsün, insandan insana geçen türe dönüşecek şekilde mutasyona uğrayarak küresel çapta salgına yol açması.
Kawaoka’nın ekibinin çalışmasında da görülen mutasyonunun, henüz korkulacak düzeyde olmadığı vurgulandı.


_PaPiLLoN_ 26 Ekim 2007 19:36

Kanserli hücreye buz topu

Kanser tedavisinde uygulanan "ameliyat" ve "ışın tedavisi" yöntemlerine alternatif olan "kriyoterapi" yöntemi, Türkiye'de ilk defa Gazi Üniversitesi (GÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji Anabilim Dalı "Üroonkoloji Ünitesi"nde uygulandı.

GÜ Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Sinan Sözen'in başkanlığındaki ekip tarafından, 2 prostat ve 1 böbrek kanseri hastası önceki gün "kriyoterepi" yöntemi uygulanarak ameliyat edildi.

Yöntemin 2000'li yıllardan itibaren Avrupa'da ve ABD'de birçok merkezde uygulandığını ve başarılı sonuçlar alındığını söyleyen Sözen, "Yaptığımız 3 ameliyat da son derece başarılı geçti. Hastalarımız, 12 gün içinde sosyal yaşamlarına dönebilecekler" dedi.

Buz topu oluşuyor

Sözen, prostat kanserinde kriyoterapi tedavisinin ultrasonografi eşliğinde, böbrek kanseri tedavisinin de bilgisayarlı tomografi ve laparoskopik (ufak kesiler açılarak vücudun içinin kamera yardımıyla görüntülenmesi) yöntemle yapıldığını belirterek şunları kaydetti:

"Böbrek veya prostat dokusundan kaynaklanan tümörün yeri kesin olarak tespit ediliyor ve tümörün içine özel iğneler yerleştiriliyor. Bu iğnelerden doku içine basınçlı olarak Argon ve Helyum gazı verilerek dokunun sıcaklığı yaklaşık (20) dereceye kadar düşürülüyor.

Bu sıcaklıkta hiçbir hücre yaşayamadığı için tümör dokusu yok olmaya başlıyor. Donmaya devam eden doku, giderek büyüyen buz topu haline geliyor. Oluşan buz topunun, kanserli dokunun tamamını yok edecek kadar büyüdüğünden emin olduktan sonra işleme son veriyoruz."


Kanserin erken evresi

Sözen, şunları söyledi: "Yöntem, kısmi organla sınırlı, erken evre ya da organın sınırlarını aşmamış, erken evrede tanı konulan böbrek tümörü ve prostat kanseri hastaları için kullanıldığında başarı şansı çok yüksek. Bu tedavi ile yaşı veya mevcut hastalıkları (diyabet, hipertansiyon, kalp damar hastalıkları gibi) nedeniyle ameliyat edilemeyen hastalar da tedavi olma şansına sahip oluyorlar."


Sedef 21 26 Ekim 2007 19:38

AIDS için yeni ilaç umut verdi

ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından gelecek ay onaylanması beklenen yeni bir ilacın, diğer AIDS ilaçlarına karşı bağışıklık gösteren hastalarda 1 yıl süreyle HIV virüsünü baskıladığı ve kandaki virüs oranını azalttığı tespit edildi.

Merck’in deneme aşamasında olan "Isentress" adlı ilacı, 48 hafta boyunca kullanıldığında deneklerin kanındaki HIV virüsü oranını düşürdü. İlacın, bu süre sonunda hastaların yüzde 46 ila yüzde 64’ünün kanında bulunan HIV miktarını milimetre başına 50 virüsün altına indirdiği belirlendi. Daha önce üretilen ilaçların yeni bir karışımından oluşan "optimize edilmiş terapi kombinasyonu" Isentress, şirketin 1999’dan bu yana çıkardığı ilk AIDS ilacı olacak. FDA heyeti, ay başında verdiği görüşte ilacın süratle onaylanmasını tavsiye etmişti. İlacın piyasa çıkar çıkmaz yılda 1 milyar dolarlık pazar oluşturması bekleniyor.

Öte yandan Singapur’da yapılan bir araştırmayla kuş gribi virüsünü kısa sürede tespit edebilen bir alet geliştirdiği bildirildi. Bilim adamları, aletin akut solunum yetmezliği sendromu (SARS), AIDS ve Hepatit B gibi hastalıkların tetkikinde de kullanılabileceğini vurguladı.


Hi-LaL 18 Aralık 2007 07:48

Kök hücre, kansızlığa da çare oldu
 
Kök hücre, kansızlığa da çare oldu...
Kök hücre sayesinde kansızlığa yakalanan fareler iyileşti!

- ABD’li bilim adamlarının yaptığı araştırmada, drepanositoze yakalanan farelerde kan hücresi elde etmek ve hastalığın etkilerini ortadan kaldırmak amacıyla kök hücre kullanıldı.

Farelerin kuyruk derisindeki hücrelerle kök hücre üreten Whitehead Biyomedikal Araştırma Enstitüsünden Jacob Hannah ve ekibi, daha sonra drepanositoza neden olan genin yerine özel bir teknikle sağlıklı gen yerleştirdi.Sağlıklı kan hücrelerinin üretilmesi sayesinde farelerdeki hastalık belirtilerinin büyük ölçüde azaldığı görüldü.

Bilim adamları, her tür organ ve dokuya dönüşebilen kök hücrelerin sadece 4 gen yardımıyla elde edilebileceğini açıklamıştı. Deri hücrelerinde “zamanı geriye alan” ve onları her hücrede olduğu gibi ilk bulundukları hal olan kök hücreye çevirebilen yöntem, tıpta devrim olarak nitelendirilmişti.

Bununla birlikte bu yöntem, gereken 4 genin elde edilmesi amacıyla hücreye enjekte edilen bir retrovirüsün mutasyona neden olma riskini taşıması nedeniyle insanlar üzerinde henüz uygulanmıyor.Yine de araştırmacılar söz konusu yöntem sayesinde bir gün insanlarda görülen hastalıkları tedavi etmeyi umuyor.

Araştırma Science dergisinde yayımlandı.



Saat: 00:53
Sayfa 2 / 7

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık