![]() |
Alaca Karanlık Dayan bakalım, Dağları delen Ferhat! Dizboyu çamurdasın. Bütün gün parkta uyuyan insanların, Resmini çizen Ömer, Aslan Ömer! Haklısın... Yaprağın yeşili, Vay anam vay! İçimi dağlar göğün mavisi. Dayan bakalım, Dağları delen Ferhat! Vakit alacakaranlıktır şimdi. |
Artık Uzaklardasın Nasıl anlatamazsan aşkın ne olduğunu Ben de anlatamıyordum sana dokunduğumda kanatlanıp uçtuğumu Artık uzaklardasın, göklerde kalmak mümkün olsaydı seni görürdüm Neden bulut olmayı istemedim masal cinlerinden, pişmanım Üç dileğim olsaydı Üçü de seninle olmak olurdu Uzun bir yaşam boyu Uykusuz gecelerinden Mutluluk sağmayı bilirdim ben Artık uzaklardasın, tutunmak mümkün olsaydı sana, bırakmazdım Sarmaşıklar ne tutkundur hayata, gökyüzü hedef gibi sanki Kollarım boynuna dolandığında kokuna kilitlenir kalırdım Ben nefesi varlığından alırdım Ne yapacağım şimdi, boğulmak üzereyim Nefes ver nefesime dediğimde Gördüğüm yıldızların bir tanesine gidecek kadar bir nefes Sana parlamak istiyordum, karanlıklar içinden göz kırpmak Artık uzaklardasın, sadece hayallerim ve anılarım var şimdi Sakın geri dönüp, hayallerimi yıkma Ben yüreğimle çıktım buraya İnemem oraya, bil ki senin getireceğin ne varsa Götürdüklerinden daha değerli olamaz İşte onlar, Götürdüklerin Yani Çocukluğum Gençliğim Deli rüzgarlarım Ateşim Dağlarım, denizlerim Ölümü bilmediğim günlerim Özür dilerim Ben artık sensiz de giderim…………… |
Akşamı geciktirebilirsin belki - Feride için Gün batarken sula fesleğenleri balkonun kokusu sokağa taşsın sokaklar kayıp çocuklar gibi hırçındır, ürkek ve biraz şaşkın Sular bulutlanır sen susarsın ve kent çıngıraklı bir yılan kadar zehirlidir artık sevgilin mahpusken üstelik kirli bir lekeye döner umutlar Acılar katlanır mendil yerine sarışınlaşırsın bu kaçıncı güz ellerin üşür, çiy düşer çiçeklere beklediğin mektuplar da gelmez Bomboş sayfalara dönerken aklın tecrit’teki kitabı fareler kemiriyor ve düşlerin sonsuz bir boşluktayken bir sigara yakıyorsun, tutuşuyor sular Akşamı geciktirebilirsin belki suladığın fesleğenlerle, kimbilir ama vaktin ayırdındadır şimdi kuşlar, çocuklar ve mahpuslar Usulca inse de koldemirleri |
İmkansızlığım Serpildiği zaman gül ağacına goncalar Seni el değmemiş çocuk yüreğiyle severim Hayatımın felsefesi, Uykularımın gülücükleri, Sevgilim Anladığın zaman yüreğimdeki sevda kuşlarını Sana daha bir bağlıyım İmkansızım, İmkansızlığım, Sevincim Güzelliklerin çoğalan yanıyla severim seni. |
Kadın Gibidir Yalnızlık…. yalnızlık……….. hep var gecede…. nedensiz/dir, insana ait olan… duvarlardadır çizgileri… silinmez….. anlar, anılara döner; mum ışığında….. besler gerçeği, dolunay ….dönüştüremez…… cılız karanlığı… vakur bir kelebek konar, papatya tarlasında gelinciğe….. pencerededir mavi…. kırmızı dağılmıştır… kanadını bırakır, hüzün… bilmek üzerinedir özlem, dağıtır duyum…. ve kadın gibidir yalnızlık…. yaşadığın olur… habersizce… camda yansımıştır özün…. ağır gelir kokusu mumun… kaymalarda dolanırken us…. bir kadeh daha gelir, derin gölgesine, yalnızlığın…… |
BULURSAN DİYE BU ŞİİRİ... Senden ne çok görüntü var bende düşünmeden gelirler aklıma aklımdan kovmam onları,gitsinler diye uğraşmam olmayan fotoğrafına bakarım ağladıktan sonra çekilmiş fotoğrafına bir arkadaşın var yanında,kızarmış mavi gözlerin ellerim ıslanır,göz yaşını tutarım O fotoğrafın bile yok bende belki, iyi ki yok halimiz böyle bazen, aklımız eski aşkımızda Yara izim altındandır üç santim sen kesmişsin, beş santim ben derimin altında kalmış yara derimde izi kapanmış fakat hala parlar zihnimin karanlık yerinde altından yara izim ara sıra hala üşütür beni... |
YOKLUĞUN VARLIĞIMA MUSALLA Yalnızlığın gölgelerine eğilip sağır cümlelerin topal satırlarını bir bir topladım bu gece. Doğum günü hediyesi olarak yine ayrılıklar sunuldu yüreğimize. İnsanlar, bilmeseler de her zaman hak ettiklerini yaşarlar. Ben hep yalnızlığa tutsak, ben hep sevdaya ırak..Acıyı kurşun rengi gecenin küçük çaydanlığında demleyip hediyene bakıyorum gözüm yaşlı, gönlüm yaralı. Yaprakları taş dibeklerde dövülüp yüreğimde demlenmiş yalnızlığındı dudaklarıma zorla içirdiğim. Bedenimi acının eleğinden geçirip arda kalanlarıyla günahlarına közlediğim bendim. Ben sana hasret, sen ayrılıklara müebbet. Sen dilimden akan ıslak duayken, ben avuçlarında solandım. Sen, gözlerimde umut iken ” sendeki ben ” hep sevdana uçurum. Hicranı kalabalık yüreğimde yine hüzünlerin suflesinde yeniden sahne alacağım karanlıkların son sahnesinde. Başrollerde hüzün, ben ve bir de sen…Oysa acıyı bal eyleyip mutluluğu sahte gözyaşlarıyla oynayacak kadar usta değilim ben . Ben fakir cümlelerin hüzün kokan satır aralarında ağır aksak yürüyen figürandım sadece..Herşeyi unutup gerçeğime dönüyorum. İçimdeki kanayan yaralarıma, yüreğimde yanan yalnızlığıma bakıp bakıp sensizliğin suskun kaldırımlarına düşüyorum. Dizlerim yılgın, yollarım hep sana kırgın..Elimde kurdelelerle süslenmiş hediyen, yüreğimde kekeme yalnızlığım. Düşünüyorum, düşündükçe karanlıkların debisinde yavaş yavaş boğuluyorum. Haklısın belki de. Yaralı bedenin, yamalı bir kalbin doğum gününde alacağı en büyük hediye yalnızlıktan öte ne olabilirdi ki ! Boşlukları ağrılı kelimelerin bile dolduramayacağı devasa bir yalnızlıktı doğum günü hediyem..Elimde yalnızlıkla süslü hediyen, kirpiklerimde yorgun bir kelebek gözbebeklerimin nemini emen… Umuda gebe yüreğimi kanatıp, sonsuzluğa yürüyorum birkaç cümleye sığmayan yalnızlığımla. Yol alıyorum kanlı bıçağın keskin yüzünde. Ayaklarım yalınayak ve gözyaşlarım çıplak. Ne dipsiz kuyularda Züleyha´ sını arayan amber kokulu Yusuf´um ne de Leyla´sı için çölleri aşan Mecnun’num. Ben yalnızlığa mülteci, ben yokluğa kelepçeli. Ölüme dilenci yüreğimle imkânsızlığına inat gözümden sakındım seni. Gözlerindeki Cennete bakıp bakıp terinden kıskandım tenini..İmkansızdı biliyorum bu aşk. Tıpkı kanatları kırık kelebeğin mavi gökyüzüne duyduğu aşk kadar imkansızdı bu sevda.. Ama aldırmadım imkânsızlığına, yıkılmadım yalnızlığına. Bir nefes bildim sevgini, üşümüş gönlünü dilimdeki dualara sarıp yüreğimdeki ılık meltemlerde büyüttüm seni.. Seni yaşarken hiçbir zaman durmadım. Yokluğunda, varlığına sarıldım; varlığında gözlerine…Gidişlerim hep acılarında yanmaya; gelişlerim ise hep sanaydı.. Yalnızlığın hediyesini alan yüreğimde nice birikmiş kelimelerim var oysa. Ama dilim sana lâl, gözlerim hicranını taşıyan sal..Kozasından yeni çıkmış ipekböceği gibi yalnızlığı taşımakta acemiyim, hüzne boyalı yüzümle yokluğunda hep ölüme gebeyim… Ben kambur halimle hep acıların en delikanlı hamalıyım. Söz sana sevgili acı olsa da taşırım devasa yalnızlığını. Giderken ne olur karanlıkları örtme üstüme . Ve giderken söyleme ne olur . Gerçi biliyorum söylemediklerini gebe kalmış cümleleri. Evet, evet ben ömür boyu yalnızlığına yamalıyım… “ Ben seni gülüşlerin için sevseydim; hiçbir zaman günahlarına kefil olmazdım. Ben senin acılarını sevdim. Acılarını bedenimde közleyip gözlerindeki Cenneti solumak için sevdim seni” Gidiyorum işte.. Aşılmaz dağlarında bir avuç toprak, Kırılmaz dallarında Açan bir yaprak olmaya gidiyorum. Denizlerinde bir yudum deryâ, Gözlerinde solmaz ziyâ olmaya gidiyorum. Suskunluğun baş harflerini ezerek Gidiyorum işte. Bakışlarına tutsak, Dudaklarına yasak halimle Günahlarında ateş olmaya gidiyorum. Sakın üzülme sen. Közlerin yaralarıma devâ. Heybemde acılarını toplayıp Düşlerinde solmaya gidiyorum. Sakın üzülme sen. Yokluğun varlığıma musallâ. |
Günlerden bir gün, hiç bir yerin tam ortasında, zamansız bir anda karşılaşırsın yalnızlıkla. Hiç hesapta yokken... Herşey ne kadar güzeldi değilmi?.... Toz pembe hayallerden kara bulutların içine girmeden önce... .... Hayatın o çukur dolu yollarında düşe kalka yürürken, destek aldığın omuzun sana çelme takması ne kadar acı vericidir?.. Hiç bir yara öyle kanamaz, hiç bir kırık bu denli acıtmaz insanın canını bilirim dostum... Yaşamak anlamsızlaşır, hayat ağırlaşır gitgide... Artık iki seçenek vardır... Ya herşeyi kabullenip dizlerinin üzerine düşe düşe bu yükü taşıyacaksın ya da dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkacaksın... Ama farketmeden kanayan dizlerinin üzerinde yürürsün umarsızca. Bu yük seni iyice ezene kadar. Bu arada sürekli yolculuğa çıkmaya hazırlanırsın. Yapamazsın... Bazen sevenlerin döndürür seni yarı yoldan bazen hiç tanımadığın bir insan. İyilik yaptıklarını sanıp mutlu olurlar. Bilemezler ki hiç bir zaman, senin için yaşamanın ne kadar acı verici olduğunu ve aslında en güzelini yaptığını... Sıkılırsın sonunda geri dönüşlerden. Karar verdinmi kalmaya, hayatı umursamazsın artık. Kendine yeni meşkaleler bulma çabaların sonuçsuz kalır ve her defasında yeniden denersin. Yeniden bir omuz ararsın ama nafile. Artık yalnız kaldığını kendine itiraf etme zamanın geldi dostum. Bak etrafına, bak ve gör artık senin yanında olmadığını. Gör ki artık gözlerin aramasın onu. Hayatın bu engebeli yolunda artık tek başınasın. Kurduğun hayalleri unut artık, geçmişi unutamasanda... Ama üzerine bir tül çek perde değil. Belki gün gelir, yine birisi sana yaklaşmaya çalışır. Bırak tülün arkasından az da olsa görsün ne kadar kanlı yaşlar akıttığını ve kırıldığını... Ya korkup kaçar senden senin kendinden kaçtığın gibi ya da yavaş yavaş silmeye çalışır o yaşları, sarmaya çalışır kırıkları... Ne kadar iz bıraksada acılar bakarsın üstünü mutlulukla kapatır. Artık sararan sevgi ağacını aşılar belkide... Saygı tomurcuları eker gönül tarlana ve önce kendine sonra karşındakine yeniden bağlanabilirsin... Sıkıldın artık biliyorum bu yalnızlıktan. Sıkma artık kendini dostum. Bırak kendini bir rüzgara bakalım nerelere ve kimlere savuracak seni... Ama unutma yalnızlıktır insanı kendine getiren... Bak bana... Günlerden bir gün, hiç bir yerin tam ortasında, zamansız bir anda karşılaştım yalnızlıkla. Hiç hesapta yokken... Herşey ne kadar güzel geliyordu gözüme, toz pembe hayallerden kara bulutların içine girmeden önce... |
Bırakıpta Gidene... Burnu bir karış havada, gözü yükseklerdeydi ben onu sevdiğimde. Hele hele benim aşkımı yerden yere vurup, nasıl kırmıştı kalbimi zalim. Dudaklarından dökülen acı sözleri; öyle ki, bugün bile unutamadım. Ne tebessümdü o, zehirden beter. Her olayda içim paramparça, gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı olurdu. Yorgun düşerdim onsuz geçen, onunla dolu, koyu siyah gecelerden. Pişmanlıktan kendime lanetler eder, sevgimi söylediğim günü düşündükçe, kaleme sarılıp yazardım ona nefretin aşkla kucaklaştığı o uzun mısralarımı. Derdim ki; alın yazımdı, onbeşimin çocuksu aşkıydı. Nasıl da gülerdi canı istedi mi... En anlamlı bakışlarıyla önce ümitlendirir, ardından bir uçurumun kenarına yapayalnız bırakır giderdi. Ben çaresiz, ben yorgun, ben bıkkın bu sevdadan. Ah bilirdi o insafsız, diri diri yanardım o böyle yaptıkça... Şubatın buz gibi kasvetli soğuğunda; onda ne bulduğumu bugün bile bilemem. Ama o günlerde hayatımın amacı, varolma gibi gelirdi bana. Çocukluk mu, yoksa gençliğimin safça tutkusu muydu bu kölesiye bağlanış, içten içe kopan fırtınalar, bu delice yakarış? Kimbilir, belki de sevilmeye muhtaç bir kalbin bitmek bilmeyen kaprisi... Ondan hiçbir şey istememiştim. Sadece sevgi... Evet, şimdi yıllar sonra ben, onu düşünüyorum ilk defa kucağımda resimler, hatıralarla. Hava yine soğuk, yine kasvetli gözleri gözlerimde yine sevgi, derin yüreğimde. Unuttum sanırdım, meğer aldanmışım, ağladım saatlerce. Bu onun "ölüm yıldönümü"dür. 17'sinde toprakla kucaklaşan, o zalimin hikayesidir anlatılan. Bir melodidir kırık, umutsuz... Doldururken sensizlik o an odayı gönlüm hala boş, kafam yine dumanlı. Bir feryat yankılanmıştı acı dolu tam 15 yıl önce bugün bomboş kırlarda. Deli gibi koştum sınıfa, sırası boştu. Benim kadar çaresizdi her köşe. Kendi kendime konuşarak yaklaştım sırasına; "Sen ölemezsin; canımsın, sevgimsin, emelimsin Dileğince nefret et, alay et duygularımla Kızmam sana Ama ne olur bir yalan olsun, acı bir şaka. Evet, evet beni üzmek için yapıyorsun. Herşeyini özledim... Allahım son defa göreyim yeter bana" Bu sensiz yakarış defalarca sürmüştü ta ki, ölümün o sinsi kokusunu içimde duyana kadar. Hıçkıra hıçkıra ağladım, sıraya kazıdığın ismini öptüm. Sonra, ona ait birşeyler bulmak için aradım her köşeyi... Yalnızca buruşturulmuş bir sayfa, rengi solmuş. Yazı, onun yazısı. Bir mektuptu, özenilerek yazılmış, belki de çok emek verilmiş her satırına... Çok şaşırdım, mektup bana hitabendi. Korkakça, kaybolmasından korkarak, acıyla okudum her cümleyi kalbimde büyüyen bir özlemle... Hele hele o ilk satırı... Öyle ki, bugün bile unutamam, okudukça ağlarım. "İnsan sevdiğini yerden yere vururmuş bir tanem, AFFET BENİ !!!..." |
rüzgârlı sokaklar "Şöyle böyle bir günün kurcalanmasından Bir tırnak izidir nehir -yüzümde akan- Bulutlar bulutlar bulutlar -dudak izleri, beyaz- Ötede bir köprü (üstünden geçeceğim birazdan. " Edip CANSEVER rüzgârlı sokaklar o bank orada durur.-hafızamın hatırlayabildiği-karşılara geçilir. vapur düdükleri, gemiler ve birkaç kayık suları yararak gelirler kıyıma-ki kıyılar ağlamak-yaprak döken ağaçların altında mı otururum düşümde? bir salkımsöğüt uzanır toprağıma ellerinden yaralanırım. hangi ay tutulurken edindim bu hayıflanmaları? elimde bir boya fırçası habire boyuyorum beyaz kağıdı. yazı da boyuyorum sonbaharı da. göğe bakan kadının duvardaki posterini çizdim geçen gün. açtım kalbimin yamalarından sızan canımın kırıkları çıktı gün yüzüne. yastığıma onca gün düşürdüğüm gözyaşımı nerelere bıraksaydım gelmezdin? kaşık, çatal sesleri... bıçak masanın üzerinde. tabağımdaki yemek soğudu. içim huzursuz göğe bakıyorum, uçsuz bucaksız mavilere. geride mi kaldı içime sır düşürdüğün kalbin? sonbaharın bıraktığı en büyük iz gidişler. sokaklardan geçmiş günleri süpürmese de çöpçüler, unutulmaya başlıyor şen kahkahalar. postacılar yorgun adımlarla duruyorlar kapı önlerinde. çocukların oyunlarına yağmur değiyor. pencerenin önünde solan sardunyanın çiçeği ömrüme eş. bu kadar sevmiyorum her şeyi. yollarda karşılaşılan genç yüzler tanıdık değil artık. köşedeki bankta çekirdek çıtlatanlardan biri değilim. kaç zamandır oturmadık güneşle karşılıklı. bulutlar kararmış tepelerin üzerinde, beyazlıklarını özlüyorum, mavilere düşmüş küçük kayıklarını ülkemin. yoldayım. serin bir bahçeden geçer gibi hafif üşümüş. gönlüm uzun süredir bazı şeyleri düşleyip durdu. bu yoldan giderken sıra sıra evlerin geride kalmasına hayatıma atılan çalımların bir özeti diyorum. ışıklı yollar. deniz kararan günün yansıması. yitiyor gördüklerim. burada bir hayat var. o evlerde merdivenlerin varolduğu yerlerde. yaşıyor olmak nedir? -rüya görmenin iyilikleri: bedenin kımıldanışı ve sağa sola dönerken karşına çıkan sayısız süpriz. bir gün ani bir kalp çarpıntısı gibi çıksan karşıma. hayatıma yazılan skorların hiçbiri kötü bir oyuncu olduğumu göstermemeli. bazen kendi dışımızda hareket etmemiz gerekir. bana düşen rollerin hiçbiri bedenime göre değildi. iyi bir suflör söylese de içimden mırıldanacaklarımı yeni bir hayat istemez miyim?! o kadın girer kitapçıdan içeri rafların önünde durur. kitap isimlerine bakınır. içlerinden birini çekip almak o sayfaları aralamak gençliğini geri getirir mi? deli aşk. fransa. peride celal. çocuğun okuldan dönmesine bir saat var. balkona atılan yer minderlerinin üzerine uzanıp okunan kitaplar alır içimin boşluğunu. "ne çok hayal kuruyorsun?" hayatın yazılanlar gibi olmadığını düşünmek. yüzünüz benimkine ne çok benzer. yeni bir ay başlarken sokaklar rüzgârlı. kırmızı kabanım elimde. bir bank bulmalıyım. belki zürafalar henüz soğukları hissetmemiştir. deniz yavaşta olsa uzanıyordur yosunlu kıyıya doğru. bir balıkçı kayığı artık uzak-bir ışık gibi değildir parıldamaz. ağları toplayan genç bir adam. pul pul mudur denizden ayrı düşenlerin kalbi? uzak kelimesi hep bir pencereyi açar önüme. mavi bir gökyüzü, dut ağacım ve serçelerim olur uzakta. yollarında bisikletli çocuklar. uçurtmanın ipi hep yükseğe uzamalı. ayrı yöne kesilmiş biletlerimiz. tren geçer günün içinden. hep bir çığlık başka günlere kucak açar. kompartımanda farklı yüzler getirir uzakları. "senin adın ne küçük?" 'elimdeki yara oynarken düştüğümden oldu. çok ağlamadım, hem büyüdüm ben.' henüz akşam üzeridir ve korkmam karanlıktan. uzandığım yataktan duyarım kapı önünden gidenlerin seslerini. pencereden bakınan orta yaşlı kadınların yüzleri uzak. sokağın başında görülen sigaralı adamın adımları uzaklaşmıştır duyulmaz. o kırmızılı çiçek kapanmıştır içine.-dönecek diye bekledim.-artık yılların bir önemi yok, eskiyip yitirdik çocukluk özlemlerini. çıktığımız ağaçların dalları kurudu ve küçüldü. sevinecek nedenler uzaktır. günlerden salı, minübüs görülmüştür dönmektedir aşağı tepelerden. yağmur, sesli yağar. bir hıçkırık nöbeti gelir yerleşir boğazıma. koşmalar uzak. zaman yağmacı, nedensiz kızgınlıkların üzerinden geçer, unuturum susamlı simitleri. "ten yoksunluğu sizinki. yüzünüze gülecek insanlar edinmelisiniz, uzaklaştırmayın sizi sevenleri." bulutlar durdurulamaz. çeşmenin yanında elimdeki şişeyi doldururken de yakalardı beni ıssızlık ve sarardı içimdeki az kaldığını düşündüğüm umudu. kibritler de yetmedi bu günleri saymaya. hepsini yaksam aydınlanacak yollarında uzak. deniz kıyısında otursam ve bakınsam içindeki uzaklara. en güvendiğin yerdeyim; hayatın ta içinden gülümsüyorum her sabah yan dairedeki çocuklara. balkondaki çiçekleri unuttum kaç zaman, sulanmadıkça hırslandı biri, eğdi aşağıya doğru yapraklarını. kalbimde bir yokuş buldum geçenlerde, eskilerden kalmış düş kırıklığımın telafileri... bakındım ufuk çizgisinin ötelerine doğru. vardı bir yerlerin yalnızları. "bu şehrin yalnızı benim." dedim kendime sessizce. bakındım etrafta herkes iş, güç koşuşturuyor. sustum. zürafalar boyunlarını uzatmışlar çiğniyorlardı geçen saniyeleri. şimdi özlemiyorum kasım yağmurlarını, kırık camların önünden geçiyor anılarım. boynum tutuluyor, ellerimde üşüyor düsündükçe eskileri. elimde gidebileceğim hiçbir adresi yok. durmuyor hiçbir yolun ortasında otobüs. bir gözü kör kadın, şoför ve yolcular, güvercinleri yerinden kaldıran kalabalığa karışmıyor adımların. arkamda kalan biri için söylemiyor kimse "unutursun.." isimli bir şarkıyı. hatırlasam ellerinin kirlerini, tutup bir yabancı oluyor sesin. havanın karanlık olması. günün bir yerlerinde yeni sevinçler bekliyor mudur beni? ağrılarımı taşıyamadığım o sayısız an, bakındığım çocuk yüzleri benzemeyen hikayelerle koşuşturup duruyorlar nefes nefese. kaç kişi gördüm saçları rüzgârlı? güzdür belki de yarısına gelinmiş kıştır mevsim. camdan bakınıp duran yüzlerimiz solgundur. camların buğusunda yapılıp silinen kaç adam var içimde? gelmiyordur beklenen. en çok neyi unutmak istiyorsak hatırlayarak ödüllendiriyoruz hafızamızı. bellekte kuru yapraklar, patika yollar, kızıl saçlar ve birkaç kitap ayracı. neden dururlar deli aşk'ın arasında. uzak yolların hikayeleri, trenin açılan kapısı bir ölümü bağışlar bize. bir koltukta oturup olmayacakları düşlerken bozulmamış bir rüya diledim hepimize. daha çocuk sayılabilecek yaşlarda birkaç teneke kutuyu ve saksıyı barındıran balkon bütün dünyamken, şimdi giderek eskiyen bir eşya gibi hissettiğim bedenim, dünyayı aramaktan vazgeçti. rüzgarlarını özlediğim tepeler yeşilliklerini kimlere verdi kimbilir? cam parçacıklarını güneşe tutup görmek istediğimiz renkli dünya, gökyüzüm-bana ait olmadıysan da hiç- daha bir yakın sanırdım. uçakların içinden geçtiği ve yollar bıraktığı bulutlar beyaz değiller şimdilerde... |
odamdaki kelebek.. Bir kelebek kondu omzuma.. sonra göğsüme.. kalbimin attığı sol yarıma.. sevginin çiçek olup açtığı bir kırdı sanki aradığı. buldu mu bilmiyorum.. göğsümde kanatlarını usulca kıpırdatışını izledim. günler sonra bir geceyarısı evimin kapısını açıp düşümün odasına bağdaş kurduğum anda; kanatları benek benek, kahverengi kanatlı bir kelebek, kahvemi yudumlarken konuvermişti omzuma. Günler sonra eve dönen babasına sevinç gösterisinde bulunan bir çocuk gibiydi sanki..Bir gün olması muhtemel çocuğumu düşündüm..nasıl bağrıma basmazdım ki onu.. Bir an gecenin herkesin uyuduğu bu vaktinde yağmurun ıslattığı toprak kokusu içime dolarken penceremden,artık uzak oduğumu düşündüm.. artık uzaktım çok uzaktım eski günlerden..eski düşlerden..çok uzak.. uzaktım çünki artık kimse kimseyi hesapsız sevmiyordu..artık kendimi anlatmaktan yorgundum..kirlenen bir dünyada masumiyetten ,renklerini yitirmiş bir yerde rengarenk düşlerden dem vurmanın tutulablir bir yanı yoktu...gülüşler sahte,söyleyişler dil lakırdısı..Tek duyduğum hayallerini yitirenlerin boşlukta sallanan anlamsız sözcüklerinin gökte çarpışmasından çıkan şangırtı..artık bende bir kelebekle konuşacak kadar masum kelimeler taşımıyordum dediğim anda içimde dolaşan sözcükleri duydum.. Desem ki:ey yalnız kelebek.ne uçarsın bu yalnız gecede;benim yalnız odamda.. bir kırgınlık mı..bir küskünlük mü.. bir söz bir müjde mi getirdin yoksa bana bilmediğim uzaklardan. belkide içine birikmiş hüzünleri anlatabileceğin yufka bir yürekti aradığın.. benim yüreğim yufkadır..dinlerim seni.. varsa bir yaran sarmak,kalbine bir teselli çeşmesi akıtmak isterim. ama şunu iyi bil-ki:ben yüce biri değilim.. dokunduğum yerlerde çiçek açmaz.. hem ben senini dilini bile bilmem ki. hiç öğretmediler bana küçükken kelebekçeyi.. çiçeklerle konuşurdum eskiden.. tamam balıklarla söyleştiğim zamanlarda oldu..akvaryum camına çarpan balığın, suyun içinde dağılan gözyaşlarının ne anlama geldiğini çok iyi bilirdim.. bazı sabahlar uyandığımda, suyun üstünde yüzen çaresiz ve cansız cesetlerini görürdüm.. duyardım o su damlası hüzün sözcüklerini.. ama kelebekçe..kelebekçe nasıldı ki..bilsem.. inan sana bende çok şey anlatırdım. bende senin gibi yalnızdım.bende senin gibi içimde sözcükleri dolaşan mütebessim bir bakışa asla yok demezdim..ne mi derdim.. konuşmaya susamışım günlerdir..kendi kelimelerimle...içten ve hesapsız.. yüreğiyle konuşup yüreğiyle dinleyen mütebessim biriyle..çatık kaşlı eleştirel bakışlardan sıkıldım..gözleri tenkit etmek için bir ayrıntı arayan insanlarla dolu dünya...kimse bilmiyor artık birbirini nasıl hesapsız çıkarsız sevebileceğini.bunu yapabilenlerin nasıl yapabildiklerini sorarlar birbirlerine.hiçbirinin cevabı yoktur..çünki onların kısır tartışmalarında senin için bir taraf yoktur..ya ikiside hakıldır..yada ikiside haksız.bilmem bir kelebeğin ömrü bunu anlamaya yeter mi ki..bir kelebek ömrü bunları anlamak için çok kısadır bilrim..çünkü bu yazıyı yazarken verdiğim bir arada.oturduğum yerde senin cesedine rastladım..ya odada yanmakta olan sobanın ateşine değmişti kanadın..ya da anlattıklarım ağır gelmiş ve ölmüştün... artık bir kelebek uçmuyordu odamda..bu gece kendimle söyleşilerime şahit olmuş son tanık ölü bir kelebekti..aslında bir çok zaman bir çok kez böyle sırdaşlarım olmuştur..bir vapurda bir otobüste yada gittiğim yabancı bir şehrin kalabalık bir caddesinde..ayaküstü söylemişimdir beynimden geçenleri..ve bir daha asla karşılaşmama temennisiyle ters yollara sapmış ayrılmışızdır..tıpkı kanatları yanmış bu yalnız kelebek |
Sessizliğin Çığlığı ‘bir ses vardır çözer her şeyi, yasaktır duyamazsın’ Karanlıktan bir el uzanır sana Görürsün, uzanırsın kurtarsın seni diye Asla ulaşamazsın… Kaybolduğunu hissedersin derin kör bir kuyuda Sessizlik çığlıklını hapseder Artık duyulan tek ses, sessizliktir! Ne bir umut vardır hayata bağlayacak Nede bir ışık kalbindeki karanlığı aydınlatacak Güneş hiç doğmayacak, tek bir şey olacak yakıp kavuran; Aşk ateşi… Belki hiç yağmur yağmayacak onsuzluğu yaşadığım diyarlara Gözlerini açacaksın göremeyeceksin hiçbir şey, Karanlıktan başka. Üşüten, ürküten, üzen bir soğukluk olacak etrafta Bir rüzgar esecek, Nefreti hissedeceksin o an. Zaten kaybolan umudun Artık asla sahip olamayacağın şey olduğunu anlayacaksın. Bir taş bağlanmış ayaklarına, adı aşk Kocaman bir okyanusun ortasındasın hayat denilen Yüzmeye çalışacaksın ama kara yokmuş anlayacaksın! Sonra teslim olup kaderine batacaksın, denizin derinliklerine Bazen düşüneceksin suçum neydi diye Aslında olmayacak suçun vazgeçmemekten başka Son bir nefes alıp tekrar deneyeceksin hayata tutunmayı Vazgeçemeyeceksin ama kaybedeceksin Anlayacaksın ki mühürlenmiş kalbinin kapıları, Anahtar yalnız onda… Bekleyeceksin, ‘belki bir gün’ deyip umutsuzca Ama bileceksin ki gelmeyecek o ‘bir gün’ asla. Bir daha açılmamak üzere kapanmış kapılar. Bileceksin ki; direniş boşuna Nafile gözyaşları akıp gidecek Fark eden olmayacak… Gülmeyi bile unutacaksın bir süre sonra Artık senin için tek bir şey olacak Tek bir çare, tek bir seçenek, tek bir son… |
Yalnızlık,çoğul özlemler biriktirme sürecidir... Yalnızlık,umudu karanlık bir köşede unutma sürecidir.. Yalnızlık,diğer insanların varlığını aklının kıyısına vuran dalgalarla hissetme sürecidir.. Yalnızlık,kendi sesinden başka sese hasret odanda dört duvarın hareket edip üstüne üstüne gelme sürecidir... Yalnızlık,Kemalettin Kamu'nun Varsın bir bardak su verenim olmasın biri "Su yok!" desinde dizeleriyle ucu sivri bir yokoluşun ruhunun kalbine acıta acıta batma sürecidir... Yalnızlık;alışamadığın,açıklayamadığın,paylaşamadığın duygularına minare kılıfı arama sürecidir... Yalnızlık;başka insanlardan çok kendinden koşarcasına belki de hatırlamak istemediğin bir anıdan kaçma sürecidir... Yalnızlık,yalnızlıktan kurtulabilme planlarını yapabildiğin en iyi SÜREÇTİR... Yalnızlık,bir SÜREÇTİR ve yaşamayan zıtların birliği yasası gereği ÇOĞUL olmanın tadını almakta gecikir... |
Korkuyorum Korkuyorum Hani ellerin ellerimde Gözlerin gözlerimde Seni seviyorum derken Korkuyorum Sabah erken olacak Yıldızlar kaybolacak Yağmurlar ağlayacakken Korkuyorum Güller elimden Sevgi dilimden Öpmek içimden kaybolacakken Korkuyorum Yüreğimden sıcaklığın Hayatımdan farklılığın Dualarımdan adın silinecekken Korkuyorum Benim olman için Elin olman için Kaybolman için Korkuyorum Varken yoksun gibi Severken solmak gibi Teninden olmak gibi Korkuyorum Gelmeyeceksin diye Sevmeyeceksin diye Elveda edeceksin diye Korkuyorum Korkmam ben aslında Adın dudağımda Adım yanında yok diye Korkuyorum Seni kaybetmekten Beni kaybetmekten Bizi kahredecek diye |
GECE YARISI BAŞLAR BU FIRTINA BOZMAK İÇİN SESSİZLİĞİ RAHATSIZ OLUR YATANLAR MEZARLARINDA ÜŞÜŞÜRKEN UĞULTULAR TOPRAĞA GECE YARISI BAŞLAR BU FIRTINA SAHİPSİZ BİR ÇOCUĞUM ŞİMDİ ANNEM YOK TUTAN ELLERİMDEN VE YANAĞIMDAN ÖPEN YOK ARTIK EDİNCE GÖK GÜRÜLTÜLERİ GECEYE EŞLİK YALNIZLIĞIMI SÖYLERİM BİR ŞEHİRDE SAHİPSİZ BİR ÇOCUĞUM ŞİMDİ TOPRAK OLMASAYDI OLMAZDI İNSAN VE YARATMASAYDI ALLAH OLMAZDI KIYMETİ ANLAMANIN ANNESİNDEN UZAK YİRMİSİNDE BİR GENCİN DÖKTÜĞÜ GÖZYAŞLARININ |
Bilirim ki aşkın bahçesinden bir gül koklayan, şeyda bülbül olurmuş. Bilirim ki aşkın pınarından bir damla içen, ömrünce sarhoş gezermiş. Bilirim ki kavuşmak olmasa sevdalılar, ağlayı ağlayı kör olurmuş. Biliyor musun, iki gözüm; bugün ayın kaçı? Hangi mevsimdeyiz? Bahar mı, kış mı, sonbahar mı, yaz mı; inan farkında değilim. Sıla ne yana düşer, gurbet ne yanda? Nerdeyim, nasılım? Bilmiyorum. Derdim, kederim ne ? Biliyor musun yanıtını?... Neşemi, sevimcimi, yaşama gücümü yitirdim. O coşkulu, mutlu, umutlu günlerimi ne de çok özlüyorum. Öylesine bir özlem ki bu; ne sen sor, ne ben söyleyeyim. Sevdiklerim, özlediklerim ve bana dost olanların her biri başka bir yerde; hiç birine kavuşamıyorum. Dalları fırtınada kopmuş bir ağaç gibiyiz iki gözüm. Her dalımız bir sınır boyunda, her yaprağımız bir ülkeye savrulmuş. Bir yanımız vizeli, bir yanımız kaçak. Çocukluğumu, ilk gençliğimi, geçmişimi, memleketimi velhasıl eskiye ait herşeyimi nasıl özlüyorum biliyor musun? Özümü özlüyorum, özümü.....Kendim olabilmeyi, sözümde durmak için verdiğim çabayı, kendime dürüst olmak için kendimle olan mücadelemi, özümle barışık yaşamayı özlüyorum. En iyi sen bilirsin, bir huyumu terk etmek için sarf ettiğim gayreti. Doğaya, insanlara, hayvanlara, çocuklara olan sevgimi, tutkumu ve yüreğimdeki ateşi, dimağımdaki tadı da en iyi sen bilirsin. Zaman geçiyor, hayat geçiyor, ömrümde akşam çanları çalmaya başladı bile. İnsanın mutlulukları, heyecanları, hayatı, yaşadıkları geride kalıyor iki gözüm. Bizim gibileri yıllar geçtikçe daha bir duygusallaşıyor. Toplumların gittikçe bencilleştiği, duyarsızlaştığı dünyamızda olup bitenler beni hüzünlendiriyor. Acaba bu durumun bilincinde ve farkında olan çevremizde kaç insan var ? Binbir düşünce üşüşüyor beynime. Anılarla, özlemlerle boğuşmak beni yıpratıyor. İç acısıyla dolu, yaralı, bin yerinden vurgun yemiş bir gönülle acılara karşı umarsız olmaya çalışıyorum ama olmuyor. Belki bir gün son bulacak ufuklarda solar hüznümüz. Hala bir şeyler bekleyerek bulutsu bir sise gömülüyor her şey. Şimdi ise, gülmek-ağlamak arası monoton bir hayatın girdabında kaldım. Üzerime ölü toprağı serpilmiş gibi. Silkinip çıkamıyorum. Gün ışığına, suya hasret bitkiler gibi tatsız ve tuzsuzum. İşte şimdi böyle bir insan oldum iki gözüm. Gayesiz ve huysuz . Evden sokağa her çıkışımda, penceremden dışarı her bakışımda, karabasan gibi çöken sis ve karanlık dokunuyor bana. Oysa ışık umut, umutsa hayat demektir. Ben mi o ışığı yitirdim, yoksa o ışık mı beni; bilmiyorum. Nedense hep geçmişe bir özlem duygusu büyüyor içimde... İşte böyle iki gözüm. Hangi gündeyiz? Bugün ayın kaçı? Hangi mevsimdeyiz ? Bilmiyorum. Bilsem de, benim için artık hiç bir önemi yok.......... Uzun yıllar önce sevdamı yüreğime yükleyip geldiğim bu yabancı ülkede, koynunda volkanları taşıyan bir dağ gibi sustum. Suskunluğumu delicesine haykırmak isterken, içime ağuları akıttım ve öylece sustum. Kara bir diken gibi yuttum ve içime yığılıp öğlece kalakaldım. İçimdeki yangını, yüreğimdeki yarayı, gözlerimdeki damlayı sorma. Hasretlere dayayıp başımı, hüzünle geçip giden günlere, gecelere döndüm sırtımı iki gözüm. Yorgun, yetim ve yaralı. Gönlümün duvarına kocaman bir sevda resmi çizdim, bir de ateş yaktım ocağıma dağ gibi.Ki, okyanuslar söndüremez. İnsanlar, var olalı beri kabullenmiş sevdayı. Herkes kendi sevdasının Mecnunu; kendi hasretinin delisi olmuş. Kendi hikayesini, kendi sevdasını en büyük sanmış ve saymış; büyütmüş yüreğinde dağ dağ. Sabır sabır beyninin gergefine işlemiş. Benim sevdam da benim için dünyanın en büyük, en kutsal sevdası.... Ben ki, sevdanın çöllerinde ayrılıkların en büyük hasretini çektim Leyla ‘mın. Ferhat oldum dağları deldim. Kerem oldum yaktım kendimi. Pir Sultan oldum asıldım, Nesimi oldum yüzüldüm. Kavuşmak için gönlümü yollara düşürdüm. Horlandım, ezildim, hakaretlere, işkencelere maruz kaldım. Yüreğimdeki yangını, gözlerimdeki hicranı sorma iki gözüm. Acılarımı kimsesizliğime yükleyip, uzayıp giden yollara düştüm. Yorgun, yetim ve yaralı. Aşık oldum, yaktım kendimi. İçimde bin yangınla çıktım yola. Sevgilime şiirler yazmak, şarkılar bestelemek, türküler yakmak en büyük ibadetimdi. Kavuşmak ise en inanılmaz hayalim. Bilirim ki aşkın bahçesinden bir gül koklayan, şeyda bülbül olurmuş. Bilirim ki aşkın pınarından bir damla içen, ömrünce sarhoş gezermiş. Bilirim ki kavuşmak olmasa sevdalılar, ağlayı ağlayı kör olurmuş. Aşk olmasa iki gözüm, içimde biriktirdiğim bu yangın olmasa, dolmasa iliklerime aşkın hasreti, bu yangın yüreğimi sarmasa, avuçlarımı yakmasa bu ateş, akar mı damarlarımdaki kan! Bir gün kavuşmak hayali olmasa, nasıl dayanılır bu yaşama, bu kimsesizliğe, bu gurbete, bu hasrete iki gözüm, nasıl? sorma ben kimim, adım ne, nereden geldim kim açtı bu kahrolası çukuru yüreğimde kimi sevdim, kime özlemim kaç yıl sevda doldu iliklerime kaç yıl eksildim. tut ki, bir pınarım suyu kesik akamadım nazlı nehirlere tut ki susturulmuş binlerce türkü bastırılmış binlerce acıyım baştanbaşa aşk ve ateş tut ki, incinmiş bir gülüşüm gecikmiş bir düş bir ateşin çemberinde yarım kalmış sevinçler kanayan tut ki, kar altında sevincim bütün mevsimlere küsmüşüm kanadı kırık bir serçeyim tut ki dağlarda koparılmış kınalı bir çiçek ateşin zulmünü gördüm suyun ihanetini baştanbaşa aşk baştanbaşa hasret susturulmuş milyonlarca türküyüm bir sarı çiçek bir sarmaşık belki çözer dilini yüreğimin ihanetlerin kilitlediği... |
Tekil Yalnızlık... http://img352.imageshack.us/img352/8930/foot6gs.jpg Okyanusta Kaybolmuş Adalar Gibiydik.. Ne Yere Ne Göğe Tutunabildik.. Suya Sırtüstü Düşen Bir Ceset Gibi, Haraketsizce Batarken, ..................Sadece Gökyüzüne Bakabildik... ...................................Ve Hep Tekil.. |
Tanrı Daha Yalnız, Bilmiyorlar! Son günlerde bir durgunluk var üzerimde. Tarifi zor yorgunluğu atmak için uyumak ya da dinlenmek çare olsaydı, kendimi yatağa bağlar ve göz kapaklarımı bantlardım. (Mazoşistim sanki) Sigaram yok! Uykusuzum! İnsanlar da var? “Anne ben manyak oldum!” :) Neden hep aynı önsöz çıkıyor karşıma, karaladığım her kâğıdın ardında? Ön sevişme tadında başlayıp, aniden bitiyor. Değer yargısı zamana acımadan bir bir gömüyor insanları karanlığına. -S**erim lan böyle işi! deyip küfürü gündelik dilime yapıştırmak, sonra kaynatıp suyunu sıkmak istiyorum. Yanlış yerdesin ey güzel! Bakma bana! Aşk; ekmek su gibi muhtaçlığım Ve yalnızlığımdır. Rol yapmak zorundayım, yanındayım, Ama yüz gönül yılı uzağındayım… Bırak özlemin ebedi kalsın, Ben seni bende yaşayım… -- Şiir mi bu şimdi? Ya da ne amaçla yazıldı? Anlatmak için mi? Sen de sor! Bir kez olsun sor kendine… Korkmadan sor!? “-Ben ne yapıyorum” diye. Bırak insanları, onlar Tanrı’ya her gün azapla dua ediyorlar. Sağ bacağın sol elden medet umması gibi; yıldızlarda, sönen mumda, mezar taşında, üç beş santimlik sakalda arıyorlar mutluluğu – yalnız kalmamayı. Ve Tanrı herkesten daha yalnız bilmiyorlar. Ağlıyorlar isyan bayraklarıyla, onun adına (bedduayla) küfrediyorlar, günah ve sevap adını verdikleri –Tanrı’nın koymadığı- kurallarla yollarını aydınlatıyorlar. İnsanlar düşünüyorlar; düşünmeyi hayalle karıştırıp, şarapta gerçeği arıyorlar. Milyar yıl geçti, Bulamıyorlar… |
Bir seferden döneriz seninle bazı akşamlar Gün bulutları açık mora boyadıktan az sonra Bile bile karanlığın bizi kalın örtülerle örteceğini Son ışıklara dalarız koşa koşa gene de Sürgününüm, izini sürerim her yerde seve seve Alacakaranlıkta hem özlemlin hem öksüzün olmak için Kapanmaya hazırımdır kat kat kendi üstüme Yağmurdan, güneşten, poyrazdan, uzun yollardan Biz şimdi gurbetimize çıkıyoruz, vakit tamam Çanlarla, türkülerle, davullarla ayrılmak uzak bize Yüzüme vuran sıcaklığınla çocuk dudaklarınla Sen giderken, ellerimde ellerinden ayrılmanın öfkesi Varlığında yeniden kurulur eksiksiz bir sıla Seni her düşünmemde benzersiz bir yurt özlemi Bana düşen, gelişini aralıksız beklemek Beklerken bakışında eriyip gitmek yavaşça Beklerken sonsuz bir ormanı yürümek saçlarında Benim tutkum, ölümüm, serüvenim bu işte |
Senden Sonra... Şimdi ne halde olduğumu biliyor musun Gecelerin nasıl geçtiğini Uykulardan nasıl feryatlarla uyandığımı Sensizliğin nasıl acı verdiğini Ağlamaktan nasıl yorgun düşüp uyuduğumu Senden uzak kaldıkça sanma ki senden uzaklaşıyorum Daha da bağlanıyorum… Sanma ki artık acı çekmiyorum Sanma ki gözlerini görmeden yaşayabilirim Sanma ki bu duruma alışabilirim Sanma ki bu duruma daha fazla dayanabilirim |
birgün dalıyorum derin bir uykuya aslında daldığım derin bir deniz konuşuyorum bilmeden ve bir balık geçiyor tam yanımdan ve ben balık oluyorum engin denizlerde yol alıyorum rengarenk balık surulerinin içinden geciyorum ve yukseliyorum semaya tam atlayacagım bir yunus edasında bir kuş geçiyor ustumden ve ben bir kuş oluyorum uçuyorum uçsuz bucaksız gökyüzünde yuksek dağların zirvesindeyim ve dokunulmaz bulutlarda kocaman delikler açıyorum ve bulut oluyorum çok geçmeden ne mutluyum aglayacak kadar ne de üzgün ama ağlıyorum durmadan ve kendimden bir damla oluyorum duşuyorum yeryuzune bir agacın üzerindeyim ve ağacım farkında olmadan bedenimin her zerresinde hissediyorum topragı ve havayı ve bir ruzgar esiyor... sanki alıp göturuyor benliğimi ve rüzgarım artık esiyorum uzak diyarlara özgürüm yolumu kesen hiçbir engel yok ama zamana karşı koyamıyorum geçiyor hesapsızca ve zaman oluyorum... ertelenmiş aşklardan geçiyorum yaşanması gereken ama yaşanamayanlardan ve aşk oluyorum... hiç çekmediğim kadar acı çekiyorum hiç kilitlenmediğim kadar kilitleniyorum her öyku kitabında ve yalan oluyorum yaşamamış ve yaşanmamış oluyorum. |
HÜZÜNÜ VERİN BANA Keder getirin bana karanlık gecelerden Mutluluğu siz yazın, hüzünü verin bana Dertlerim dökülecek kalemden, hecelerden Sevdamın kan ağlayan yüzünü verin bana… Çiçeklerle dans edin, her bahar sizin olsun Kelebeklerle uçun, nevbahar sizin olsun Yüzünüzde gül açsın, gülbahar sizin olsun Yaprak döken dalların güzünü verin bana… Çatıma bülbül değil, baykuşları kondurun Atın kara kışlara bedenimi dondurun Yanardağın lavını yüreğimde söndürün Aşkın kor ateşini, közünü verin bana… Kerem gibi Aslı’nın mezarını eşeyim Ferhat ile dağların ciğerini deşeyim Mecnun olup Leyla’nın çöllerine düşeyim Efsane sevdaların özünü verin bana… Maşallahı istemem, eyvahı istiyorum Gönüllerden dökülen her ah’ı istiyorum Alı, beyazı değil, siyahı istiyorum Yârin kömür karası gözünü verin bana… Yüreğim yanıyorken tebessümle gezemem Mutluluk derya olsa, boğulurum, yüzemem Bende bu dert olmasa tek kelime yazamam Hüzüne yüzük takıp, sözünü verin bana… |
Yalnızlığımız Bitpazarlarına düşmüş kitaplara benziyor yalnızlığımız kimselerin açıp okumadığı. bu çizgiler alnımızda uzanan bir gün bitimidir belki belki bir gecenin yarısıdır yastıklarda yırtılmış uykusuz rüzgarın dallara hicran dokuduğu kapıların kapalı tutulduğu bir ‘neozoik’te göğümüzü mavi ışıklarla doldurmalıyız kurtulmak için beynimizi kuşatan prangalardan ve yeniden öğrenmeliyiz, sevgilere sığınmayı yüreğimizle ısınmayı yeniden kar demeden kış demeden… ‘’Neozoik’’ yeryuvarlağının üçüncü zamanı |
Yalnızlığın Nasıl? Telefonun öteki yalnızlığında kadın; "yalnızlığın nasıl sevgili" der. Yalnız sevgili cevap verir "paranoyaklaşacak kadar iyi,ya senin? " - "Aynı tas aynı hamam ne olsun diyebilecek kadar iyi" Kadın" bugün doğumgünün mü?" der. Adam cevap verir " Eylül'de... Çok özledim seni " sonrası kadının gözlerindeki uçurumun sessizliği. Balkondaki uçuruma takılır kadının gözleri, bir vakitler sevgilisinin gözlerinden içtiği boşluğun Süryani şarabına.Sesi yabancılar kadın baş ucundaki kırlangıç kanatlarında,balkonu... Onun kırk metre yüksekliğini hayata, bir vakitler güneşin önünde eğildiği;akşam güzelliğini. Kumrallığını sevgilisinin, seviştiği mevsimlerin sararmışlığını... Derin bir offf çıkarır kadın kısa metrajlı bir konuşmanın naftalin yüklü hatırasından.Oysa kadın o adama bir daha dokunmamak için yaşamıştır o son gecenin alacalığını. Telefonun öteki yalnızlığında kadın; " bir şey sormayı unuttum o nedenle aradım. Tatlım sarımsak iyi mi? " "İyi canım iyi... bizler kadar iyi... yalnız o da seni çok özledi". Hıçkırıklanmış bir yağmur boşalması geçer kadının sesinden. "Ona çok iyi bak emi" der kadın.Yalnız adam şaşkın. "olur canım" der. Yalnız her itirafı gizleyen, söylenmesi gereken şey "bye" ve "bye". nasıl da bir uğurlanmayı gösteremez böylesi zamanlarda. Sarımsak;yalnız adamın teriyer, kanış karışımı köpeğidir. Kapının ardında gelecek olan yalnızlığın bekçisi. Kadın sarımsağın ölümünden korkar, sevgilisinin ölümü kadar... Önce düşlerini sokağa atar kadın, ardından darmadağın aklını. Arar acele de olsa bir köpeği sevmelidir kadın, kimsesizliğine sarılan; sahibinin başıboş bıraktığı bir sokak köpeğini. Akordiyon sesleri duyulur bir kaç sokak öteden. Tinerci çocukların kalbi lekeli ıstırabı yayılır ıssız limanların ıslak taşlarına. Bulut adımları ilerler gece yarısı eskizlerinde, nasıl zorsa bir çocuğu beslemek, bir sevgiyi de öyle... Bilir çekmeceli dolabın üzerindeki sesi gibi kendi de unutulmuş bir manzaradan artakalan akordiyon. Hiç paylaşılamamıştır çünkü, paylaşılan herşeyi seyretmiş ve gizlemiştir aralıklarına. Artık kendi bile dolduramaz o manzaradan yaralanan ellerin sessizliğini. Yalnız adam yine bir kaza kurşunu mu arıyordur acaba? Ruhunun kanını akıtmak için körpe kagıtlara. Ya da her giden sevgiliden sonra çekip sarımsağı karşısına " biliyor musun sevgilim, bütün sevgililerim ****** çıktı benim, hepsi terketti beni sana. Ya sen de birgün gidersen.. İşte o zaman o en büyük terk bir ölümü anlatamaz kağıtlara. Ben de gelirim peşin sıra ben de..." mi der. Kadında kalır aşk gibi birşeyler ne olduğuna dair anlaşılamayan.... Ve adamda saklanır yalnızlık kainatının yazılamaz kalabalığı, paranoyak bir isyan bayrağından... Ne kadar sürer acaba buharlanmak geçmiş yılların hızıyla koşsa kadın Beylikdüzün'den Boğaz Köprüsü'ne. Kaç damla, gövdesi oyulmuş bir kemanın acısını tarife soyunur.. Ağustos tavkimlerinden damlayıp hüznün fısıltısı hüzzamla bir daha kaç Makberi doğurur kederin sazende çocukluğuna. Bunları düşünmeden edemez kadın, parmaklarındaki su kesiklerine bakmadan edemez. Bir umudu yarılır ansızın orta yerinden Saat Kulesi tekleyen Kabataş'ın. Işığı kırılmış bir yolun karanlığında yüzü gerilere çekilmiş Dolmabahçe artık;saraysızlığın. Eli tüfekli oyuncak askerler karşısında ağlayan bir kaç Atatürk resmi. Kadın dedi ki " ne Beşiktaş'a varır bu yol ne de Kabataş'a geri döner. Bir şeyler eski güzelliğini yitirmiş belli ki ; ağaçlar da konuşturulmamış, duygularda dinlenme sökülememiş! Tam da burada işte tamda burada göğün dibine batmayı denemeli" der kadın. O sırada karşıdan karşıya geçmeye çalışır simsiyah bir sokak köpeği, bir karanlığın iki ışık gözü gibi hurda bir araba tam ortada tam anlamıyla buhar hızıyla yaklaşmaktadır kadına ve köpeğe. Telefonun öteki yalnızlığında adam çaldırıp durur telefonu. Adam sarmısağa sarılmış ağlamaklı. Kadın ve köpek, yol ve araba; cevapsız aramada kalmış telefon, tanıdık yabancı! |
Sen Söylemeden de Biliyorum Seziyorum ki kaçacaksın.. Yalvaramam koşamam Ama sesini bırak bende Biliyorum ki kopacaksın Tutamam saçlarından Ama kokunu bırak bende Anlıyorum ki ayrılacaksın Cok yıkkınım yıkılamam Ama rengini bırak bende Duyumsuyorum ki yiteceksin En buyuk acim olacak Ama isini birak bende Ayrimsiyorum ki unutacaksin Aci kursun bir okyanus Ama tadini birak bende Nasil olsa gideceksin Hakkim yok durdurmaya AMA KENDINI BIRAK BENDE |
|
|
Ayrılık Sevdaya Dahil Acilmis sarmasik gulleri kokulariyla baygin En gorkemli saatinde yildiz alacasinin Gizli bir yilan gibi yuvarlanmis icimde kader Uzak bir telefonda aglayan yagmurlu genc kadin Ruzgar uzak karanliklara surmus yildizlari Mor kivilcimlar geciyor daginik yalnizligimdan Onu cok ariyorum onu cok ariyorum Heryerimde vucudumun agir yanik sizilari Bir yerlere yildirim dusuyorum Ayriligimizi hisettigim an demirler eriyor hirsimdan Ay isigina batmis karabiber agaclari gumus tozu Gecenin irmaginda yuzuyor zambaklar yaseminler unutulmus Tedirgin gulumser Cunku ayrilik da sevdaya dahil cunku ayrilanlar hala sevgili Hic bir ani tek basina yasayamazlar Her an otekisiyle birlikte hersey onunla ilgili Telasli karanlikta yumusak yarasalar Gittikce genisliyen yakilmis ot kokusu Yildizlar inanilmiyacak bir irilikte Yansimalar tutmus butun sahili Cunku ayrilmanin da vahsi bir tadi var Oyle vahsi bir tad ki dayanilir gibi degil Cunku ayriliklar da sevdaya dahil Cunku ayrilanlar hala sevgili Yanlizlik hizla alcalan bulutlar karanlik bir agirlik Hava agir toprak agir yaprak agir Su tozlari yagiyor ustumuze Ozgurlugumuz yoksa yalnizligimiz midir Eflatuna calar puslu lacivert bir sis kusatti ormani Karanlik coktu denize Yanlizlik cakmak tasi gibi sert elmas gibi keskin Ne yanina donsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin Kapini bir calan olmadi mi hele elini bir tutan Bilekleri bembeyaz kugu boynu parmaklari uzun ve ince Simsicak bakislari suc ortagi kacamak gulusleri gizlice Yalnizlarin en buyuk sorunu tek basina ozgurluk ne ise yarayacak Bir turlu cozemedikleri bu olu bir gezegenin soguk tenhaligina Benzemesin diye ozgurluk mutlaka paylasilacak suc ortagi bir sevgiliyle Sanmistik ki ikimiz yeryuzunde ancak birbirimiz icin variz Ikimiz sanmistik ki tek kisilik bir yalnizliga bile rahatca sigariz Hic yanilmamisiz her an dusup dusup kristal bir bardak gibi Tuz parca kirilsak da hala icimizde o yanardag agzi Hala kipkizil gulumseyen sanki atesten bir tebessum zehir zemberek ASKIMIZ |
Mağrur Sevgilim Ey benim mağrur sevgilim Dünya sanamı kalacak Uğruna yanıp öldüğüm Dünya sanamı kalacak Hep böyle gençmi kalacan Bir gün sararıp solacan Elbette pişman olacan Dünya sanamı kalacak Saçlarına kar yağacak Gözlerinden yaş akacak Seni gören acıyacak Dünya sanamı Kalacak Bitecek dostun ahranın Viran olur bahçe bagın Tutmayacaktır kolların Dünya sanamı Kalacak Nice güzel geldi geçti Ecel şerbetini içti Leyla bile kondu göçtü Dünya sanamı Kalacak Turap ol aklın var ise Hizmet eyleme nefise Evlen özün doğru ise Dünya sanamı kalacak Güner'i yandırma nara Mutlulukmu mal mülk para Huzur ve saadet ara Dünya sanami Kalacak |
Bir biz ikimiz varız güzel öbürleri hep çirkin Bir de bu terli karanlık Sora bir şey daha var mutlak ama adını bilmiyorum Nederen başlasam sonunda o ışıkla karşılaşıyorum Yarı çıplak utanmaz bir kadın resmini aydınlatıyor Akşam ölüyor ya bir türlü inanamıyorum Oturmuşlar iri yapılı adamlar esrar çekiyorlar Daha bir aydınlık olsun diye içtikleri su Sarı topraktan testileri güneşte pişiriyorlar Bir korkuyorum yalnız kalmaktan bir korkuyorum Gündüzleri delice çalışıyorum geceleri kadınlarla yatıyorum Sonra birden büyümüş görüyorum ağaçları Kısrakları birden yavrulamış Havaları birden güneşli Kadınlarla yattığım yetse ya Bir de kadınlarla yattığıma inanmam gerekiyor |
canım...dın... can olmak... canı olmak... hep beni bekledin... kollarını; iki yana açarak... az heceli kelimelerle sevdim seni... ve... nefret ettim senden... çok hücreli kelimelerle... yine... yine... azaldım... çoğaldın... çoğaldım... azaldın... azla çok arasında kaldım... küstüm.. barıştım... kandım... kanadım... kanatlandım... kaçtım... kaçtığımı sandım... kaçarken... yine sana vardım... yolun sonuydun hep... yalnızlığım... |
Hayata Küskünüm Ne ilham geliyor ne de bir istek Hayata küskünüm sayende senin En kötü günümde olmadın destek Hayata küskünüm sayende senin Yıllar boyu ardın sıra gezdirdin Tatlı dilin ile gönlüme girdin Abdal olduğumu çok iyi bildin Hayata küskünüm sayende senin Dünyanın malına değer vermedim Senden hiç bir şeyi esirgemedim Gönül oyununu oynama dedim Hayata küskünüm sayende senin Hani yaşayamaz bensiz ölürdün Her gece rüyanda beni görürdün Bütün zorluklara göğüs gererdin Hayata küskünüm sayende senin Kırılmıs dal gibi yerdeyim şimdi Bilmiyorum bana garezin neydi Aşkımıza yoksa nazarmı degdi Hayata küskünüm sayende senin Kapanmaz bu yara yıllarca sürer Gözlerime uyku artık zor girer Laf anlamaz gönlüm hep seni ister Hayata küskünüm sayende senin Aşkın çöllerinde gezdirdin beni Yıkıp harap ettin gönül hanemi Canından bezdirdin Ozan Güner'i Hayata küskünüm sayende senin |
"Ölürsen affetmem," deyip yüreğimi dağlıyorsun, Beni de ağlatıp göz yaşlarına boğuyorsun, Neden sen kendi Allahına bunu sormuyorsun ? Ona inanmıyorum, diye niye bana kızıyorsun ? Gelecek yıl kızının gidişini düşünürsün, Beni de tâa 30 yıl evvellere götürürsün. Ne yapacaksın, kızın büyüyünce kötürümsün, Ama gene de boynunu büküp onu düşünürsün. Bana,"Galiba yine sen haklısın," diyorsun, Bunu kaç kez söyleyip hep aksini yaparsın, Durup durup babanın yüreğini hep dağlarsın. Sonra da "ne haltettim ben," diye ağlarsın. Yo yo Ayşeciğiğm, manasız olan hayat değildir, Onu manasız yapan, senin aptal ahmak eşindir, Beni dinlemeyip ağlatmak da senin işindir, Sen ne dersen de, seni sevmek benim işimdir. Yoo Yo; inanın kat'iyen olmaz, İnan, Necdet Ayşeyle Fatoş'suz olamaz, Olsa da zaten onun hayatı olmaz, Sen ne dersen de, o, sizsiz olamaz. Onun için üzülme nasıl olsa görüşeceğiz, Ama bilmem şu hasreti biz nasıl gidereceğiz ? Ya sonra nasıl boynu bükük buraya döneceğiz ? Dönüpte bizi sizlerden edenlere söyleneceğiz . |
Yalnızlık zordur be Gün gelir için sıkılır Yakarsın bir sigara İçtikçe için gider Uçar kaybolur havada... Nefes alamazsın bir zaman sonra... Tükenirsin, bitersin... Yalnızlık acı koyar insana Etrafına bakarsın; Her giden iki kumrunun ardından İç çekip, hüzünlenirsin Belkide ağlarsın... kim bilir? Yalnızlık, hasrettir... Özlemektir, sevmektir, acı çekmektir... Hele birde o en sevdiği şarkı çalınca... Adama bir de oradan koyar... Yakarsın bir sigara daha... Yine dönersin eskiye Getirirsin once yaşananları gözüne Doğrusuyla ve yanlışıyla... En çok yanlışları düşünürsün ama... Sonra bir sabah uyandığında Bakarsın ki kimse kalmamış Her şey yalan, her şey palavra olmuş Yalnızlık koyuyor be adama Sen ne dersen de... Ben acı çekiyorum sen yokken İçtiğim sigaranın bile tadı kalmadı... Seni gittikten sonra; Yalnızdım birtanem... Yine yalnızım... Yalnızdım... |
? |
...Keske yalnizligim kadar yanimda olsaydin Yalnizligimla paylastiklarimi seninle paylassaydim. Keske senin adin yalnizlik olsaydida ben hep YALNIZ kalsaydim... |
İkili Yalnızlığımız Suskunuz… hem de çığlık çığlığa bir suskunluk Evet ama bu konuşacak bir şey olmadığından değil.. Konuşmaya çalıştığımız şeylerin bizi alıştığımız yalnızlığımızdan uzaklaştırması aslında korktuğumuz… İkimizde cesaret edemiyoruz Öylesine alışmışız ki içimizde büyüttüğümüz yalnızlığımıza Seviyoruz onu Belki de Yaşandığında yok olacağı korkusu Bizi tereddütte düşüren Kaybetmekten korkacağımız bize ait bir şey oluşturma kaygısı… Sen Yapamadığın hamlenin, Hayatın boyu inanmak istediğin değerlere sahip gibi gördüğün düzeni yok etme girişiminden Başka bir şey olmayacağını düşündün hep… Ben ise yılların verdiği bir alışkanlık çerçevesi içinde var ettiğim varlığa daha fazla acı vermemek için tek yıkım çalışmasından sonra, susmayı tercih ettim… İçimden çığlık atarak susuyorum… Susuyorum… İçimde o kadar güzelsin ki… Sana susuyorum … Demiştim ya yüreğim susmayı öğreniyor.. Aslı yok .. Sevdiğini anladığında içinde duyduğun çığlığın yankısı hiç bitmiyor… O hiç susmayacak… Her gün, her saat bana haykıracak, bağıracak , parçalayacak içimi,benimse yüzümde o gülümsemem yer edinecek tekrar… ona her şey yolundaymış gülücüğü atmaya devam edeceğim… Sadece bundan sonra kimse onun sesini duymayacak ve bundan sonra kimse, onun tarafından sevildiğini öğrenemeyecek… Her soğuk üşütemediği gibi ,her ateş de ısıtamazmış insanı …üşüyorum…alev alev üşüyorum…hani saatlerce sessiz,tek kelime etmeden sana bakışlarım var ya gözlerinde beni ısıtacak olan anlamları yakalamaya çalışma çabamdan başka bir şey değil… Ve her yakaladığımda kaybettiğimi hissetmemden öteye gitmeyen bekleyişler… Ve her kaybettiğimde yeniden yakalama çabam… |
**Acilar parki** bir yerdeyim.. sebebini bilmiyorum ya cikmaz sokakta yada nereye gittigimi bildigim ama bir türlü sonuna ulasamadigim bir yerdeyim... acimasiz dertlerimle yapayalniz yasiyorum biri var uzakta dokunsam kaybolacak sanki uzatsam ellerimi birakacak beni bu kapkaranlik dünyama terkedecek.. bir yerdeyim.. kimsenin bilmedigi acilarla dolu adini 'acilar parki' koydum bilmem anlarmi birileri halimden tutarmi ellerimden masumca yürekten severmi bilmem.. |
SENSİZLİĞİN ÖTESİNDE sensizliğin ötesinde dur durak bilmeden giden yolcuyum kaç dünyanın eşiğinden kararsız kalıp dönen yolcuyum bildiğim sadece hayat demektin bir soluk bir kader bir su demektin şimdi ödendiğim ölüm borcuyum kaçıncı turum bu yeryüzündeki dönüp dönüp geldim aynıyım işte yerinde duruyor bıraktıklarım sen varsın sevgi var umutlarım var bulut var deniz var varda yok işte |
BİRGÜN DÖNERSEN Hani bana son kez sarılıp yumruklarını sıktığın ve gözlerini sıkıca kapattığın o ayrılık günü vardı ya sevdam,gidişini kabullenemeyip “görüşürüz” demiştim sana asla görüşmeyeceğimizi bile bile.. Dost meclislerinde ayrıldık diyemedim günlerce , aşk nasıl yaşanır onca insana öğretmiştik ,yitip giden zaman mıydı bizler miydik yoksa kocaman sevdamız mıydı anlam verememiştim çünkü.Zordaydım,dardaydım ve yenilmiştim. Gittiğin günden sonra, beni ölmeden ölümlere uğurladığını düşündüm hatta hiç sevmediğini ama biliyor musun sana hiç kızmadım eğer kızsaydım, nefrete teslim etseydim seni de beni de,yaşananları da hafife almış olurdum.Sabır diledim hani yolda, kırmızı ışıkta durduğumuzda, tespih satan kadından ihtiyaç düşkünü diye aldığın, nazar boncuklu tespih bende kalmıştı hatırlar mısın? İşte onu çekerken sabır diledim..Yanıp tutuştukça, seni andıkça ,ve geri döneceğin günü bekledikçe ağıtlarım Ankara yağmurlarına karıştı ben ağladım Ankara ağladı... Aylar bu kısır döngüyle geçti, duygularımın omuzlarımdaki ağırlaşan yükü bedenime kaydı ve hastalandım.... Bir gün dönersen, artık iyiyim ağıtlarım tükendi.. Bir gün dönersen, yaşadıklarımız tebessümümde Bir gün dönersen, tanıdığım en iyi insansın hala, koca adamımsın çiçek yüreksin Bir gün dönersen, taç yapraklarım odamda. Bir gün dönersen sevdam, yenik düştüm ayrılığa,alıştım hayallerimdeki sana Artık BİR GÜN DÖNME BE SEVDAAM GİT!! ve ASLA DÖNME YOLUN AÇIK OLSUN.... |
BEN ZATEN DOGUŞTAN YALNIZIM |
Akşam Erken İner Mahpushaneye Akşam erken iner mahpusaneye. Ejderha olsan kar etmez. Ne kavgada ustalığın, Ne de çatal yürek civan oluşun. Kar etmez, inceden içine dolan, Alıp götüren hasrete. Akşam erken iner mahpusaneye. İner, yedi kol demiri, Yedi kapıya. Birden, ağlamaklı olur bahçe. Karşıda, duvar dibinde, Üç dal gece sefası, Üç kök hercai menekşe... Aynı korkunç sevdadadır Gökte bulut, dalda kaysı. Başlar koymağa hapislik. Karanlık can sıkıntısı... "Kürdün Gelini"ni söyler maltada biri, Bense volta'dayım ranza dibinde Ve hep olmayacak şeyler kurarım, Gülünç, acemi, çocuksu... Vurulsam kaybolsam derim, Çırılçıplak, bir kavgada, Erkekçe olsun isterim, Dostluk da, düşmanlık da. Hiçbiri olmaz halbuki, Geçer süngüler namluya. Başlar gece devriyesi jandarmaların... Hırsla çakarım kibriti, İlk nefeste yarılanır cıgaram, Bir duman, kendimi öldüresiye. Biliyorum, "sen de mi?" diyeceksin, Ama akşam erken iniyor mahpusaneye. Ve dışarda delikanlı bir bahar, Seviyorum seni, Çıldırasıya |
Gidiyorsun Havada bir ağırlık var Eziliyorum sanki altında Nefes alamıyorum,boğuluyorum Gidiyorsun... Gökyüzünü simsiyah bulutlar kaplıyacak Güneş saklanacak ardına ısıtmayacak Bir sağanak başlıyacak,şimşekler çakacak Gidiyorsun... Tarumar olacak bahçeler bağlar Güllerin boynu bükük,bülbüller ağlar Hasretlik ateşi ha yandı,ha yanar Gidiyorsun... Ayrılık vakti gelmişse zamanda, Boşuna figanlar,boşuna çırpınışlar. Elimde olsa dur derdim zamana Gidiyorsun... Çare yok bu gemi kalkacak limandan, Rüzgar hüzünlenecek,ağlayacak dalgalar Sallanan mendiller havada kalacak Gidiyorsun... Umutlar tükenecek anılar kalacak, Dünya dönmeyecek,dağlar yıkılacak Hala anlamıyormusun kıyametler kopacak Ve sen gidiyorsun....... |
Kendi yalnızlığımla tükeniyorum, Kentteki son trende kalkmak üzere. Artık çalacak bir kapı yok, Bütün yollar sana varmak üzere.... |
:turkiye: ya şiirler güzelde ben yeni geldim bu siteyede mesajları silmeyi söyleye bilirmisiniz |
Zaman kendini doğurur sensizliğe çıkan sokaklarda Yabancı gölgeler öper telaşlı adımlarımı nefes nefese Yağmursuz kalır kaldırımlar kurşuniyse gözyaşları avuçlarında Gülüşü olmayan hüzün cemresi düşer elindeki gülün dikenlerine Çığlık çığlığa rüyanın yalanları ölümü tadar zamanın dudaklarında Bitimsiz ve ışık-gölge oyunları yansır perdesi olmayan gözlerine |
Sonra Sen Gittin ...SONRA SEN GİTTİN ... sonra sen gittin. Yüreğimde açık bir yara gibi kanadığını bilerek geride adımlarını taşıyan merdiven ve duvarlarda gölgen ve mehtabı silkeleyip de gecenin koynuna yürüyüşün ... sonra sen gittin. Gece rüzgara ses verip de “dur” derken kaybederim soluğumu beni yaşama bağlayan göbek bağım kopar, ölüm sancısı içindeyken yedeği olmayan yaşamımdan gidişin şimdi koca çınarlar başını eğerken sevdalar denize dökülür gecenin içinde kaybolursun ... sonra sen gittin. Gece gibi yüreğim buz keser |
BİR İNTİHARIN AYAK SESLERİNİ DUYUYORUM… Kıştan kalma bir ayazın içimi kemiren karanlık kulvarlarında… Bir kıyıdan bir kıyıya savruluyor yalnızlığım… Kan ağlayan gözlerimde… Yorgun ,uykusuz gecelerin dinginliği, ve yanıtsız kalmış dilekçelerimin çığlığıyla, sesim ulaşmıyor ağladığım yollara.. Bir intiharın ayak seslerini duyuyorum,gecenin orta yerinde.. susturuyorum ağrımın köhnemiş çağrısını.. Bir ben değilim “Bu hayatta en çok cevap bulamadığı sorulara alışık”olan… Bir intiharın ayak seslerini dinliyorum,gecenin orta yerinde… Kendi intiharlarımdan bir parça alıp,deney yapıyorum kendi bitmişliğime.. Sonuç:kangren…. kızıp kendime haykırıyorum gökteki kuşlara: Hey Kuşlar!! daha dün sevgimle yürüdüğüm,coşkuyla yaşadığım gençliğim,hangi cehennemin dibine kaçıyor..Kendimi sizinle bir tuttum da bakın ne oldu bana… Şimdi yoruldu direncimde..aşk bir yana ,düş bir yana düştü/ler.. Silkinip kendime gelsem diyorum…gelemiyorum… Ağır, çok ağır taşlar bağlanmış ayaklarıma Bir ölü mü taşıyorum içimde ? sevgisizlik ve sevimsizliğin yaylım ateşinde,, görüntüler biçiminde yağan mermilerin ortasındayım… kanser kokulu odamın eşiğinde ,bir intiharın ayak seslerini duyuyorum.. “Sana bile ulaştıramadığım çığlıklarıma,kim buyur eder beni içeri ,kim..” Yeter artık yar!! Sensiz bu hayat, Beni hayati tehlike geçirecek şekilde yaralamaya matuf cürüm işliyor… Ve sen gidince izbe odalar bıraktın ardında.. Acılı duvarlarla çevrelenmiş… |
Yokuş aşağı bir yolda, yolun eğimine bırakmış kendimi ilerlerken, Eylül hüznüyle üşüyor yüreğim ve git gide solan bir maviye benziyor hayat... Kısa ve öz bir bildirge son sayfada... Bildiren kimliği, bilgilendirmiş sayıyor kendini... Ve bilgilenmiş farzediyor bildirilen kimliği... Yan yana düşmüş ve sahipsiz bir kaç kelime, boş bir sayfanın iki satırında ince bir sızı gibi asılı dururken, sessiz bir film gibi akıp gidiyor hayat, sahneler arasındaki kopukluk anlaşılamadan... Kaç kelime içimize hapsedilmiş sorulara yanıt olabilir ki? İnadına bir çözümsüzlükle, faili meçhul bir cinayet dosyası gibi tozlu raflara kaldırıldığında aşk; iğreti kalıyoruz... Muhatabı olmayan her söz kadar anlamını yitiriyor ve şahitsiz kalıyor hayat... Yakamızı bırakmayan bir eksiklik duygusu... Hiç bir yere not düşülmüyor artık hiç bir söz... Yaşamaktan daha zorlu bir sınav yokken, hangi not belirler, tekrarı olmayan bu sınavdaki başarıyı? Barikatlar kurulsa da yollar üstüne, ölümün ölümsüzlüğüne uzanıyor bütün yollar... Bir siper ardına saklanıyor kaçak yolcu... Baştan sona yazılamıyor hiç bir masal... Her masal biraz eksik ve biraz yarım... Bir yıldız kayıyor... Bir kahraman eksiliyor masalımızdan... Ve her ölüm, kendi ölümsüzlüğünün destanını yazıyor... |
odamdaki kelebek.. Bir kelebek kondu omzuma.. sonra göğsüme.. kalbimin attığı sol yarıma.. sevginin çiçek olup açtığı bir kırdı sanki aradığı. buldu mu bilmiyorum.. göğsümde kanatlarını usulca kıpırdatışını izledim. günler sonra bir geceyarısı evimin kapısını açıp düşümün odasına bağdaş kurduğum anda; kanatları benek benek, kahverengi kanatlı bir kelebek, kahvemi yudumlarken konuvermişti omzuma. Günler sonra eve dönen babasına sevinç gösterisinde bulunan bir çocuk gibiydi sanki..Bir gün olması muhtemel çocuğumu düşündüm..nasıl bağrıma basmazdım ki onu.. Bir an gecenin herkesin uyuduğu bu vaktinde yağmurun ıslattığı toprak kokusu içime dolarken penceremden,artık uzak oduğumu düşündüm.. artık uzaktım çok uzaktım eski günlerden..eski düşlerden..çok uzak.. uzaktım çünki artık kimse kimseyi hesapsız sevmiyordu..artık kendimi anlatmaktan yorgundum..kirlenen bir dünyada masumiyetten ,renklerini yitirmiş bir yerde rengarenk düşlerden dem vurmanın tutulablir bir yanı yoktu...gülüşler sahte,söyleyişler dil lakırdısı..Tek duyduğum hayallerini yitirenlerin boşlukta sallanan anlamsız sözcüklerinin gökte çarpışmasından çıkan şangırtı..artık bende bir kelebekle konuşacak kadar masum kelimeler taşımıyordum dediğim anda içimde dolaşan sözcükleri duydum.. Desem ki:ey yalnız kelebek.ne uçarsın bu yalnız gecede;benim yalnız odamda.. bir kırgınlık mı..bir küskünlük mü.. bir söz bir müjde mi getirdin yoksa bana bilmediğim uzaklardan. belkide içine birikmiş hüzünleri anlatabileceğin yufka bir yürekti aradığın.. benim yüreğim yufkadır..dinlerim seni.. varsa bir yaran sarmak,kalbine bir teselli çeşmesi akıtmak isterim. ama şunu iyi bil-ki:ben yüce biri değilim.. dokunduğum yerlerde çiçek açmaz.. hem ben senini dilini bile bilmem ki. hiç öğretmediler bana küçükken kelebekçeyi.. çiçeklerle konuşurdum eskiden.. tamam balıklarla söyleştiğim zamanlarda oldu..akvaryum camına çarpan balığın, suyun içinde dağılan gözyaşlarının ne anlama geldiğini çok iyi bilirdim.. bazı sabahlar uyandığımda, suyun üstünde yüzen çaresiz ve cansız cesetlerini görürdüm.. duyardım o su damlası hüzün sözcüklerini.. ama kelebekçe..kelebekçe nasıldı ki..bilsem.. inan sana bende çok şey anlatırdım. bende senin gibi yalnızdım.bende senin gibi içimde sözcükleri dolaşan mütebessim bir bakışa asla yok demezdim..ne mi derdim.. konuşmaya susamışım günlerdir..kendi kelimelerimle...içten ve hesapsız.. yüreğiyle konuşup yüreğiyle dinleyen mütebessim biriyle..çatık kaşlı eleştirel bakışlardan sıkıldım..gözleri tenkit etmek için bir ayrıntı arayan insanlarla dolu dünya...kimse bilmiyor artık birbirini nasıl hesapsız çıkarsız sevebileceğini.bunu yapabilenlerin nasıl yapabildiklerini sorarlar birbirlerine.hiçbirinin cevabı yoktur..çünki onların kısır tartışmalarında senin için bir taraf yoktur..ya ikiside hakıldır..yada ikiside haksız.bilmem bir kelebeğin ömrü bunu anlamaya yeter mi ki..bir kelebek ömrü bunları anlamak için çok kısadır bilrim..çünkü bu yazıyı yazarken verdiğim bir arada.oturduğum yerde senin cesedine rastladım..ya odada yanmakta olan sobanın ateşine değmişti kanadın..ya da anlattıklarım ağır gelmiş ve ölmüştün... artık bir kelebek uçmuyordu odamda..bu gece kendimle söyleşilerime şahit olmuş son tanık ölü bir kelebekti..aslında bir çok zaman bir çok kez böyle sırdaşlarım olmuştur..bir vapurda bir otobüste yada gittiğim yabancı bir şehrin kalabalık bir caddesinde..ayaküstü söylemişimdir beynimden geçenleri..ve bir daha asla karşılaşmama temennisiyle ters yollara sapmış ayrılmışızdır..tıpkı kanatları yanmış bu yalnız kelebek gibi. |
| Saat: 20:45 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık