![]() |
Zahida! Aç gözün, sahraya bak da, ibret al! Şu direksiz kubbe-i semaya bak da, ibret al! Görmek istersen, Cenab-ı kibriyanın kudretin, her sabah, seher vakti, dünyaya bak da ibret al! Padişah olsan da, derler “Er kişi niyetine”, var, musallada yatan mevtâya bak da, ibret al! Bir kefendir akıbet, sermaye-i beğ ve fakir, varlığa mağrur olan, mecnun değil de, ya nedir? |
GERÇEK DOST Geceymiş ben gündüz sandım, Ateş böceklerini yıldız sandım, Bir kabus görmüşüm uyandım, Huzura Gerçek Dost ile vardım. Dünyayı gerçek sanıp aldandım, Mavisi yeşilinde gaflette daldım, Şu ömrüm bitmez ebedi sandım, Gerçek Dosta gözümü kapadım. Nefis verildi insana ama bir de akıl, Nefis şımartıldı susturuldu hep akıl, Hep nefsi dinledi, şeytana uydu kul, Gerçek Dosta değil nefsine oldu kul. Sensiz yapılanlar yıkıldı anlamadım, Bütün tatların tadı kaçtı anlamadım, Tüm güzeller çirkin oldu anlamadım, Gerçek Dostu sağır olup duyamadım. Her nefes de hayatı yeniden vermişsin, Ben kördüm, bu gerçeği görememişim, İnsan olabilmenin sırrına erememişim, Gerçek o Dosta gerçek kul olamamışım. |
Allah Derim Sırtımda, taşınmaz yükü göklerin; Herkes koşar, zıplar, ben yürüyemem! İsterseniz hayat aşını verin; Sayılı nimetler bal olsa yemem! Ey akıl, nasıl delinmez küfen? Ebedi oluşun urbası kefen! Kursa da boşluğa asma köprü, fen, Allah derim, başka hiçbir şey demem! Necip Fazıl Kısakürek |
eLLErinize sağLık çok güzeL olmuş ALLAH razı olsun |
ATEŞTE AÇAN GÜL GÖNÜL EŞİĞİNE BOYUN EĞENDE BAKIŞLARIN GÖZLERİME DEĞENDE YALIN KILIÇ BİR AŞK ŞAHLANIR BENDE GÜL ATEŞTE NASIL AÇAR EFENDİM? KUL DEDİĞİN HER DEM NAÇAR EFENDİM BENİ NE BEN NE AYNALAR TANIYOR NERESİNDEN TUTSAM AKLIM KANIYOR TOPRAK ŞERHA ŞERHA, GÖKLER YANIYOR RÜYALARIM BİLE SOLDU EFENDİM İNSANLIĞIM TALAN OLDU EFENDİM BİLİRİM GÜN BATMAZ ŞEFKAT ÜLKENDE BİR SIRLI UYKUYA DALSAM GÖLGENDE GARİPLERİN HÜZNÜ MÜ VAR HEYBENDE? HER NE YANA BAKSAM GURBET EFENDİM YOLLAR TEKİN DEĞİL MEDET EFENDİM HER GECE ÇAĞIRIR KIRK MELAL BENİ SUSUZ KIYILARDAN ÇIKAR AL BENİ HUZUR KOKAN BİR SEFERE SAL BENİ KOYNUMDA VERDİĞİN FERMAN EFENDİM YAKAMI BIRAKSIN ZAMAN EFENDİM EY BİR ÖZGE MUHABBETİN ALİMİ KİMSELERE ANLATAMAM HALİMİ SEN BİLİRSİN İÇİMDEKİ ZALİMİ CAN ÖĞÜTÜR DEĞİRMENİ EFENDİM TUT ELİMDEN KALDIR BENİ EFENDİM.... |
YA RASULALLAH Firkatin acısına can dayanmaz, Bir gece geliver , Ya Rasulallah. Tabibler yarama çare bulamaz, Derdimin dermanı , Ya Rasulallah. Kalplerin bağı , gönlümün huzuru, Kaşın hilal , gözlerin çeşm-i ahu, Yüzün güneş , rayihan gül kokusu, Sen ayın ondördü , Ya Rasulallah. Taş , toprak dekor canlı bir ahenksin, Ulvi bir nasip , yegane rehbersin, Hürmetle beklenen gül misafirsin, Sen bahar müjdesi , Ya Rasulallah. Ilgıt ılgıt esersin gönüllerde, Davetin nurdur feyyaz şebnemlerde, Sevgin büyüdü , devleşti kalplerde, Sevgini çok görme , Ya Rasulallah. Yoktur mislin , vücud-i mübareksin, Gidilecek yol , en parlak çizgimsin, Ummanlar gibi en derin fikrimsin, Salat , selam sana , Ya Rasulallah. |
Seccaden kumlardı... Devirlerden, diyarlardan Gelip göklerde buluşan Ezanların vardı! Mescit mü’min, minber mü’min... Taşardı kubbelerden Tekbîr, Dolardı kubbelere “âmin!” Ve mübarek geceler, dualarımız, Geri gelmeyen dualardı... Geceler, ki pırıl pırıl, Kandillerin yanardı. Kapına gelenler, yâ Muhammed, -Uzaktan, yakından- Mü’min döndüler kapından! Besmele, ekmeğimizin bereketiydi, İki dünyada aziz ümmet; Muhammed ümmetiydi. Konsun –yine- pervazlara güvercinler, “Hû hû”lara karışsın âminler... Mübarek akşamdır; Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler! Şimdi seni ananlar, Anıyor ağlar gibi... Ey yetimler yetimi, Ey garipler garibi; Düşkünlerin kanadıydın, Yoksulların sahibi... Nerde kaldın ey Resûl, Nerde kaldın ey Nebi? Günler, ne günlerdi, yâ Muhammed, Çağlar ne çağlardı: Daha dünyaya gelmeden Mü’minlerin vardı... Ve bir gün, ki gaflet Çöller kadardı, Halîme’nin kucağında Abdullah’ın yetimi Âmine’nin emaneti ağlardı. Hatice’nin goncası, Aişe’nin gülüydün. Ümmetinin gözbebeği Göklerin resûlüydün... Elçi geldin, elçiler gönderdin... Ruhunu Allah’a, Elini ümmetine verdin. Beşiğin, yurdun, yuvan Mekke’de bunalırsan Medine’ye göçerdin. Biz bu dünyadan nereye Göçelim, yâ Muhammed? Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet Altın devrini yaşıyor... Diller, sayfalar, satırlar “Ebu Leheb öldü” diyorlar. Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor! Neler duydu şu dünyada Mevlidine hayran kulaklarımız; Ne adlar ezberledi, ey Nebî, Adına alışkın dudaklarımız! Artık, yolunu bilmiyor; Artık, yolunu unuttu Ayaklarımız! Kâbe’ne siyahlar Yakışmamıştır, yâ Muhammed Bugünkü kadar! Hased gururla savaşta; Gurur, Kafdağı’nda derebeyi... Onu da yaralarlar kanadından, Gelse bir şefkat meleği... İyiliğin türbesine Türbedâr oldu iyi. Vicdanlar sakat Çıkmadan yarına, İyilikler getir, güzellikler getir Âdem oğullarına! Şu gördüğün duvarlar ki Kimi Tâif’tir, kimi Hayber’dir... Fethedemedik, yâ Muhammed, Senelerdir. Ne doğruluk, ne doğru; Ne iyilik, ne iyi... Bahçende en güzel dal, Unuttu yemiş vermeyi... Günahın kursağında Haramların peteği! Bayram yaptı yapanlar; Semâve’yi boşaltıp Sâve’yi dolduranlar... Atını hendeklerden -bir atlayışta- Aşırdı aşıranlar... Ağlasın Yesrib, Ağlasın Selman’lar! Gözleri perdeleyen toprak, Yüzlere serptiğin topraktı... Yere dökülmeyecekti, ey Nebî, Yabanların gözünde kalacaktı! Konsun -yine- pervazlara güvercinler, “Hû hû”lara karışsın âminler... Mübarek akşamdır; Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler! Ne oldu, ey bulut, Gölgelediğin başlar? Hatırında mı, ey yol, Bir aziz yolcuyla Aşarak dağlar, taşlar, Kafile kafile, kervan kervan Şimale giden yoldaşlar! Uçsuz bucaksız çöllerde, Yine, izler gelenlerin, Yollar gideceklerindir. Şu tekbir getiren mağara, Örümceklerin değil; Peygamberlerindir, meleklerindir... Örümcek ne havada, Ne suda, ne yerdeydi; Hakkı göremeyen Gözlerdeydi! Şu kuytu cinlerin mi; Perilerin yurdu mu? Şu yuva -ki, bilinmez- Kuşları Hüdhüd müdür, güvercin mi, kumru mu? Kuşlarını, bir sabah, Medine’ye uçurdu mu? Ey Abvâ’da yatan ölü, Bahçende açtı dünyanın En güzel gülü; Hâtıran, uyusun çöllerin Ilık kumlarıyla örtülü! Dinleyene, hâlâ, Çöller ses verir; “Yaleyl!” susar, Uğultular gelir. Mersiye okur Uhud, Kaside söyler Bedir. Sen de bir hac günü, Başta Muhammed, yanında Ebû Bekir; Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü Destan yap, ey şehir! Ebû Bekir’de nûr, Osman’da nûrlar... Kureyş uluları, karşılarında Meydan okuyan bir Ömer bulurlar; Ali’nin önünde kapılar açılır, Ali’nin önünde eğilir surlar, Bedir’de, Uhud’da, Hayber’de Hakk’ın yiğitleri, şehîd olurlar... Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı, Yerde kalmazdı ruh... kanatlıydı. Konsun –yine- pervazlara güvercinler “Hû hû”lara karışsın âminler. Mübarek akşamdır; Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler! Vicdanlar, sakat çıkmadan, Yâ Muhammed, yarına; İyiliklerle gel, güzelliklerle gel Âdem oğullarına! Yüreklerden taşsın Yine, imanlar! Itrî, bestelesin Tekbîr’ini; Evliyâ, okusun Kur’ân’lar! Ve Kur’ân-ı göz nûruyla çoğaltsın Kayışzâde Osman’lar Na’tını Galip yazsın, Mevlid’ini Süleyman’lar! Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle Geri gelsin Sinan’lar! Çarpılsın, hakikat niyetine Cenaze namazı kıldıranlar! Gel, ey Muhammed, bahardır... Dudaklar ardında saklı Âminlerimiz vardır... Hacdan döner gibi gel; Mi’râc’dan iner gibi gel; Bekliyoruz yıllardır! Bulutlar kanat, rüzgâr kanat; Hızır kanad, Cibril kanad; Nisan kanad, bahar kanad; Âyetlerini ezber bilen Yapraklar kanad... Açılsın göklerin kapıları, Açılsın perdeler, kat kat! Çöllere dökülsün yıldızlar; Dizilsin yollarına Yetimler, günahsızlar! Çöl gecelerinden, yanık Türküler yapan kızlar Sancağını saçlarıyla dokusun; Bilâl-i Habeşî sustuysa Ezânlarını Dâvûd okusun! Konsun –yine- pervazlara güvercinler, “Hû hû”lara karışsın âminler... Mübarek akşamdır; Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler! Arif Nihat Asya |
Gözyaşı Bir sonbahar ve ardında kuruyan yapraklar Dökülen gözyaşlarını andıran bir yağmur Gökyüzünün ağlayışı ve gökgörültüsü bir hıçkırık Kana susamış isyankarlar gibi içiyor toprak masumların gözlerinden akan gözyaşlarını andıran yağmuru Yağmur, yağ bağrıma yanıyor filistin, bosna, ben ve çeçenya Kuruyor içimde filizlenen fidanlar Suya hasret, özgürlüğe hasret zambaklar yeşermek istiyor, yaşamak istiyor onlar da herkes ve herşey gibi Hiç ağlamadan, yaz bulutu misali gölge olmak istiyor çiçekler Kızıl ejder ve vampirlerin içtiği kan değil Ebu Leheb'ler ve Ebu Cehil'ler dökün dökebildiğiniz kadar masum kanı Dinmese de İslam yıldızlarının gözyaşı ve yağmur dinmese de gökgörültüsünün radı ve hıçkırıklar seviniyorum diyorum ki; yaşasın kafirler için cehennem Kanımızda boğulacaksınız en sonunda birer firavun misali Hakkı bulacaksınız ama son nefeste Yetmeyecek son nefes iman etmeye yetmeyek Sonbahar; ne kadar uzun ve çileli olursan ol senin kışını çıkardık yazına az kaldı Sevinin ey insanlar, korkun ey ahmaklar Gecelerimiz çok karardı Zira çok kararan gecelerin sabahı yakın olur Doğacak güneşimiz yakındır Bu Güneş bağrınızı yakacak susuzluktan çatlayan toprak sizleri görünce haline şükredecek |
Bir gece Ondört asır evvel yine böyle bir geceydi Kumdan ayın ondördü bir öksüz çıkıverdi! Lakin o ne hüsrandır ki: Hissetmedi gözler Kaç bin senedir halbuki, bekleşmedelerdi Dünya neye sahipse O'nun sevgisidir hep Medyun O'na cem'iyyeti, medyun ona ferdi Medyundur o masuma bütün bir beşeriyyet Ya Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret. M.AKİF ERSOY |
EY İNSANOGLU Ey insanoğlu! yaptığınla sevinme,ettiğinle yerinme Ulu dağlarla yücelik yarışına girip,kendinle övünme Senden büyük ALLAH vardır,onun sözü hep haktır Büyüklenerek ona karşı gelene,cehennem müstehaktır Kalemle yazı yazmayı o öğretti,bilmediğini belletti Beşikten mezara dek, hiç durmadan seni gözetti Nice nimetlerle bezedi etrafını,donattı bedenini Akıl,idrak ve imanla güzelce süsledi her yerini Sakın nankörlük edip de şeytana uyma hayasızca Son pişmanlık fayda vermez,cehennemde yanınca Uy onsekizbin alemin efendisi Hz. Muhammed'in sünnetine Gir hiç tükenmek bilmeyen sonsuz nimetler cennetine. |
| Saat: 23:15 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık