![]() |
Acilmis sarmasik gulleri kokulariyla baygin En gorkemli saatinde yildiz alacasinin Gizli bir yilan gibi yuvarlanmis icimde kader Uzak bir telefonda aglayan yagmurlu genc kadin Ruzgar uzak karanliklara surmus yildizlari Mor kivilcimlar geciyor daginik yalnizligimdan Onu cok ariyorum onu cok ariyorum Heryerimde vucudumun agir yanik sizilari Bir yerlere yildirim dusuyorum Ayriligimizi hisettigim an demirler eriyor hirsimdan Ay isigina batmis karabiber agaclari gumus tozu Gecenin irmaginda yuzuyor zambaklar yaseminler unutulmus Tedirgin gulumser Cunku ayrilik da sevdaya dahil cunku ayrilanlar hala sevgili Hic bir ani tek basina yasayamazlar Her an otekisiyle birlikte hersey onunla ilgili Telasli karanlikta yumusak yarasalar Gittikce genisliyen yakilmis ot kokusu Yildizlar inanilmiyacak bir irilikte Yansimalar tutmus butun sahili Cunku ayrilmanin da vahsi bir tadi var Oyle vahsi bir tad ki dayanilir gibi degil Cunku ayriliklar da sevdaya dahil Cunku ayrilanlar hala sevgili Yanlizlik hizla alcalan bulutlar karanlik bir agirlik Hava agir toprak agir yaprak agir Su tozlari yagiyor ustumuze Ozgurlugumuz yoksa yalnizligimiz midir Eflatuna calar puslu lacivert bir sis kusatti ormani Karanlik coktu denize Yanlizlik cakmak tasi gibi sert elmas gibi keskin Ne yanina donsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin Kapini bir calan olmadi mi hele elini bir tutan Bilekleri bembeyaz kugu boynu parmaklari uzun ve ince Simsicak bakislari suc ortagi kacamak gulusleri gizlice Yalnizlarin en buyuk sorunu tek basina ozgurluk ne ise yarayacak Bir turlu cozemedikleri bu olu bir gezegenin soguk tenhaligina Benzemesin diye ozgurluk mutlaka paylasilacak suc ortagi bir sevgiliyle Sanmistik ki ikimiz yeryuzunde ancak birbirimiz icin variz Ikimiz sanmistik ki tek kisilik bir yalnizliga bile rahatca sigariz Hic yanilmamisiz her an dusup dusup kristal bir bardak gibi Tuz parca kirilsak da hala icimizde o yanardag agzi Hala kipkizil gulumseyen sanki atesten bir tebessum zehir zemberek ASKIMIZ Atilla İlhan |
Ayrılığın Yüreği Sessiz sedasız yaşayan bir ayrık otuydu Orta Anadolu’da Kıtlıktan önce. En küçük bir şeyden coşardı Mesela bir kuş uçmasın Kızılırmak ‘a doğru Köklerine su yürümüş gibi sevinirdi. Bir bulut geçsin üstünden Ayrılıktan çıkardı. Dünyayı, derdi, dünyayı Hiçbir şeylere değişmem. Şimdi yaşamak istemiyor. İlhan Berk |
Buğulu penceremde bir ben bir de yalnızlık... hava soğuk, yağmurlu ve karanlık.. Sakin sessiz ve bomboş ortalık.. Buğulu penceremde bir ben bir de yalnızlık.. Sokak lambaları birer birer yanarken.. insanlar yavaşça sokakları terkederken .. bu akşam yine hüzün benimleyken.. buğulu penceremde bir ben bir de yalnızlık... dolunay çıkınca ortaya kalmadı karanlık.. deniz alabildiğince durgun ve bulanık.. hikayeme henüz bulamamışken bir başlık.. buğulu penceremde bir ben birde yalnızlık.. herkesin hikayesi gibi zannederken.. farklı yaşadığımı henüz bilmezken.. yalnızlığımın farkında değilken.. buğulu penceremde bir yalnızlık bir de ben.. neden acaba bu anlaşılmazlık?? buğulu penceremde ben yokum artık.. hikayemin adı YALNIZLIK.... |
Habersiz Gel Bir akşamüstü gel, habersiz gel Gün dağlardan giderken Kendin bile duyma ayaklarının sesini Ne umudum kaldı ne sevincim hiç direnmem. O gece gökyüzü Bir yıldız çayırına dönsün Uzak kırlarda güz çiçekleri Son güller açsın bahçelerde. Her ne zahmetse bir kadın da Geç bir saatinde gecenin Balkonunda bir sigara içimi O yıldızları izlesin. Dostum filan yoktu, kimim vardı ki Darbelerin bunalttığı İnsanların telle, iple Boğulup da ormanlara Çukurlara atıldığı Bir ülkede yaşadım Ve krallığında çalınmış paranın. Mehmet Karabulut |
bir bahar akşamıydı,, kuşlar ötüşüyor,kelebekler uçuşuyor, çiçekler bütün güzelliği ile açmış, sanki bal yapacak arılarını bekliyormuşçasına hareketli ve canlıydı.benimse gözlerimbuğulu kalbim yaralı beynimse adeta durmuştu soğuk bir kış mevisimi yapıyor gibiydim herşey canlı ama ben yaşayan bir ÖLÜYDÜM. huzursuzdum içimde günden güne büyüyen boşluk deryasında çalkalanıyordum içimdeki bu boşluk içimi kemirio duruyordu sıkılıyordum herşeyden bıkmıştım öyle ki kendi canımdan bile bıkmıştım boğulacak gibi oluyordum tek çareyi yanağımdan damla damla akana gözyaşlarımda buluyordum bu bir nebze beni rahatlatıyordu yalnızdım çok yalnızdım odamda tek başıma teypten gelen müzik sedalarıyla derin hülyalara dalıyordum ızdıraplar çekiyor bu ızdıraplar kalbimde kor kor yanan ateşler bırakıyordu yakıyordu bu ateşi söndürmek için elimde olan tek şey gözyaşlarımdı ama o kadar akmışlardı ki göz pınarlarımdan akacak yaşlar bile bu acıyı dindiremiyordu. dindiremiyordu işte çünkü o ateş o ızdırap dinecek gibi değildi onu yalnızca yakan söndürebilirdi ama o susmayı seçti bir zamanlar gülerken ağlayan ben artık ağlarken ağlayan biri olmuştum o beni yıkmıştı o beni yalnızlık sahilinin dalgaları arasına bırakmıştı ben onu bekliyordum ama o arayıp sormuyordu o kalbime bir ateş atıp arkasına bakmadan taaaa uzaklara gitmişti seni sensiz yaşamak zorundaydım zaten ben kendi hayatımı yaşamıyordum BEN KENDİ İÇİMDE SENİ YAŞIYORDUM |
Ağlama belalım Ağıtlar yakma Yürek paralayıp Can parçalama Umutları tavana asıp Kadere çatma Yaşadıklarını kırıp Olanları ziyan sayma Sevgiyi bırakıp Acılara sarılma Aşkı unutup Dertlere dalma Anıları silip Yarınları sorgulama Kalan hatıraları yıkıp Geleceğe volta sallama Kaçıp gidemezsin Gelmeyi denememişsin Olmuyor deyip vazgeçemezsin Bir daha baştan istemelisin Ağlamayı ağıtı ahı unutup Tekrar sevmelisin İsyan bayrağını yakıp Başka beyaz güller derlemelisin Murat İnce |
Adını koyamadım yalnızlığımın Islak ve dar sokaklarda yaşardım yalnızlığı Ve o zaman aklıma gelmezdi ağaracağı saçlarımın. Babamı kaybettiğimde yaşamıştım ilk acımı Daha sonra ise seni sevdiğimde. Bilmezdim ki ayrılığının Ölümün yansıması olacağını yüreğimde. Ben umutlarıma ip bağlayıp salmıştım gökyüzüne Küçük bir uçurtmanın kanatlarında sana gelmiştim. Rüzgarsız havalara alışıktım ben Fırtınana yenildim... Sen deli bir kısrak, ben isimsiz kahraman Nasıl da sevmişim seni anlayamadım. Bir bir kaybettim güzelliklerini Gözlerime yaşlar doldu ağlayamadım. Sevdalarımı isimsiz bir limana boşalttım Ve uğruna döktüğüm göz yaşlarımdan Küçük küçük denizler yaptım... Kulak asmadım yalnızlığıma Kulak asmadım acılarıma Ben hep seni gözyaşımda yaşattım... Adını koyamadım yalnızlığımın Sevda dedim ben bu karamsarlığa Hiç bestelenmeyecek şiirler yazdım sana Hiç söylenmeyecek şarkılar yaptım. Bir tarafını aldırdım kalbimin Bir tarafını sana bıraktım... Mühürlenmiş gözlerimin dermanı sendin. Her nereye baksam seni görürüm. Gözlerin idam sehpası olmuş Hasretin çöreklenmiş bağrımın ortasında Çek git sevdiğim ne olacak sonunda Ya beni öldürürsün, yada ölürüm Issız sokaklarda sabaha karşı Ezanlar yükseliyor minarelerden. Yüzüm kabeye dönük, dilimde dualarım Rabbimden seni istiyorum ben Öksüz bıraktığın yüreğime dön Gel ey gönlümün mihrabı yeniden... Arif Baltacı |
http://www.siirbul.com/image/kose2.gif YALNIZLIĞIN ÇİLESİ Yüreğim çarpar bir deli sarhoşluk için, Kaybetmek isterim kendimi dalgaların yok oluşu gibi, Hicran gözyaşlarım akar sensizliği kabullendiğimden beri, Yalnızlığımı hissederim düşen yaprağın ölümü hissettiği gibi. Yama olmak isterim yüreğinde bensizliği hissetmemen için, Serzenişte bulunurum kaderime sensizliğimi istediği için, Deli gönlüm kaçmak ister yalnızlığın gölgesinden, Geçmek ister sevgi geçidinden yüreğine ulaşabilmek için. Sevgi ışıltısını görmek isterim her zaman yüzünde, Âşık kalplerin baharı hissettiği gibi, Çile görmek istemem hiçbir zaman gözlerinde, Tıpkı seni tanımadan önce YALNIZLIĞIN ÇİLE’sini ödünç aldığım gibi ZAFER ALTIN |
Yalnızlığım benim kimsesizliğim umarsızlığım ıssız kentlerde kederli sürgünlüğüm sabahsızlığım benim konkunç depresyonum kalabalıklar ortasında üryan kalmışlığım horlanmışlığım dışlanmışlığım örselenmişliğim dağ başlarında umarsızca ağlamışlığım yalnızlığm benim tükenmişliğim konkunç celladım her gün yıkılmışlığım yavan gündüzlerim cinnet gecelerim aniden yaşlanmışlığım her gün yeniden yavaş yavaş ölmüşlüğüm tüketen ve kan ağlatan yalnızlığım ürkek celladım dalgınlığım daralmışlığım çıkmaz sokaklarım melankolim devşelen azgınlaşan korkunç yanlızlığım benim kanserim habis urum hüzünlü yalnızlığım korkunç celladım ölümüm benim yalnızlığım... yalnızlığım benim. Mahmut Ayaz |
İnsan İnsan vardır farkedilmez süsünden Kimi farksızdır koyun sürüsünden Her gördüğün şekle aman kapılma İnsan belli olmaz görüntüsünden Karslı Murat Çobanoğlu |
HÜZME… İkna özürlüyüm… Kör bakışlıyım… Modası geçmiş yüzüm… Yaşam pazarında… Göz alan, gönül çalan renkten yoksun… Maske fukarasıyım… Can... O gün gelince… Solgun olsa da bırak çiçeği… Toprak üstüne… Hüzün damlar ıslığından rüzgar serin tüy diken diken Adı sevdadır sığınağımın Ulaşamadığım Sen… Yaprakların arasından süzülür cismin can bulur beden Adı korkudur yapraklarımın Hüzme Sen… Severim bilemezsin taşırım hissetmezsin Ay karanlığısın gecelerime Siyah Ben… |
YALNIZ UYKU Muazzez uykulu bir kadındı Uyudu kollarımda. Uyuma Muazzez, dedim dudaklarımla Dudakları uyandı. Aklımda kır çiçekleri kızlar Kızlar ağustosböcekleri. Yanımda Muazzez'in Yorulmuş yalnızlığı. Bilmeden özlediğim İçlerinde küçücük Bayramlar olan kızlar. Sevdiğim Muazzez'in Çürümüş çıplaklığı. Bunlar boyalı saçları Muazzez'in Bunlar benim delikanlı kollarım. Cevat Capan |
İKİNDİ bu kaçıncı bahar bilmem , kaçıncı ikindi dilde ki şarkı mahur çiseleyen damla çocuksu hangi bulut gider geceye hangi vakit namazında nafile, yetmez hüküm elveda diyen güneşe vurur ha vurur bir hırçın dalga kuzey denizinde martıların göğsüne Sefer YEŞİLYURT |
Verebileceğinin hepsini verdi Yaşattı sana yaşanmamışlarını Ama sen sonsuz sınırsız doyumsuz Hiçbir sevi sürgit değil Cennet bir tadımlık Mutluluk bir şimşek parıltısınca Zaman nasıl donmuşsa bir resimde Donmuşluğudur zamanın mutluluk Ölümsüz olan bir anmalık Yaşattı seni yaşayamadıklarında Hem de ölesiye Daha ne Aziz Nesin |
Bazen oturduk , bazen yürüdük , zaman hızla ilerliyordu . Zamanın durmasını arzuluyorduk çünkü çok mutluyduk. Ama sabah başlayan güneş batmak üzereydi , akşam oluyordu ve sen gitmeliydin. Ayrılığın hüznü yansımıştı gözlerimize o gün bir hayal gibiydi, mırıldanarak bana yine geleceğini söylemiştin. Giderken sen tutku sahilimden, dalgalanan saçlarının arasından buğulu bakan gözlerin beni bir rüyadan uyandırdı. Sen kayboluncaya dek ardından baktım,gözlerimi alamadım bir türlü seni benden uzaklaştıran arnavut kaldırımı sokaklardan. Gelişin bir rüyaydı, gidişinse bir isyan..... |
http://img233.imageshack.us/img233/544/sensizlikcokzoriw4hm3.jpg sen yoksun üşüyorum.. Üşüyorum!!! Yoksun, yokluğun üşütüyor beni, Bilirsin seni ne çok sevdiğimi, Bilirsin sen gittikten sonra bu şehrin ıssız kalacağını, Şehrin tüm ışıklarının kapanacağını, Simsiyah bir örtü çekeceğim bu şehrin üstüne, Kapatacağım tüm aydınlıkları. Sen yoksun!!! Işığım, sen yoksun, Bu şehir karanlıklarda artık. Söndürün!!!! söndürün ışıkları& Benim ışığım yokken, Ben karanlıklardayım, O yokken ben karanlıkları severim, Söndürün!!!! söndürün ışıklarınızı, Yakmayın ışıklarınızı, yalnız bırakın beni, Geride bıraktığı bir iki anısı, sessiz ve sakin kalsın bende, Susun, susun!!! Sesiniz korkutuyor hatıralarını, Hepsi birer birer gidiyor benden, tıpkı onun gibi Hayalin çıkıyor karşıma sürekli, Ya bir köşe başındasın, Ya da okuduğum gazetenin sayfalarında saklı yüzün, Her şiir sana yazılmış, Her şarkı seni anlatıyor, Her aşk senin varlığınla değerleniyor, Bebeklerin ağlayışında buluyorum seni bazen, Bazen bir binanın ardından yansıyan güneş ışıklarında gizlisin Çekin o koca binaları ışığımın önünden, Çekin, yıkın, toza dumana karıştırın etrafı, O toz bulutunun içinden sıyrılıp,ışığı vursun yüzüme Üşüyorum!!! Üşüyorum bu koca şehirde, Işığı vursun yüzüme ve ısını versin yüreğimdeki buz dağları Hayalinle yaşıyorum sürekli, Her sabah, aynada yüzüne baktığım sensin, Her köşede sen varsın, Bazen elime aldığım gevrek simidimin kokusuna karışıyor teninin mis kokusu. Sen yoksun, ve ben bu koca şehirde, bir bank üstünde, elimde gazete seni bekliyorum Bazen göz yaşlarımda buluyorum seni, Bir daha kaybetmemek için sabahlara kadar ağladığım oluyor, Sonra birden uykuma ortak oluveriyor o deniz gözlerin, Penceremden içeri giriyor nefesin, rüzgar misali vuruyor tenime, İçime çekiyorum nefesini, her iç çekişimde biraz da özlem karışıyor nefesine, Yanıyor yüreğim, her iç çekişimde acı veriyor bana, içime çektiğim nefesin. Üşüyorum!!! Korkularım var artık, Sen buradayken cesurdum oysa ki& Korkmuyordum hiç bir şeyden, Rüzgara karşı yürüyebiliyordum. Ayaklarım taşıyabiliyordu bu aciz bedenimi, Oysa şimdi sen yoksun, Rüzgarlarda esmez oldu üzerime, Yağmurlarda ıslatmıyor bedenimi artık, Açan menekşeler bile zevk vermiyor bana, Güneşin batışını izlemek bile anlamsız, Ay ışığı bile aydınlatmaya yetmiyor gittiğim yolları. Yoksun ve ben üşüyorum& Sevmiyorum aydınlığı, Sen yoksun ve ben karanlıklardayım, İçime çekiyorum, her sabah rüzgar gibi penceremden içeri giren nefesini, Göz yaşlarımda buluyorum seni, Sabahlara kadar ağlıyorum, kaybetmemek için hayalini. Sen yoksun ve ben üşüyorum yüreğim kaldı sokakta... ne giysen yakışır dediğinde düşünmemiştim ayrılığı... gittin işte şimdi! üzerime geçirip ayrılığın elbisesini terk ettin beni. yoksun şimdi yüreğim çırılçıplak kaldı sokak ortasında! yüreğimi ayaza çalan soğuklarda bıraktın.... şimdilerde fark ediyorum yüreğimin hala ısınmadığını gideli ne kadar uzun oldu oysa kaç bahar geçti gidişinin ardından kaç yaz saymadım ısınamadım.. meğer gözlerinmiş güneşim yorganımmış sözlerin... senden sonra çok defalar denedim ısınmayı. seven oldu benide, yine ısıtamadılar yüreğimi. ellerim ısındı sadece... değdiremedim senden sonra kimseyi yüreğime... çok kanıt bırakmışsın sen ardında yüreğimde ayak izlerin var hala! hala aklımdan çıkmayan bakışların var. gelişlerin, sevişlerin var hala yüreğimde.... sen gittinde neden kapanmaz bir iz bıraktın yüreğimde? gel sil kanıtlarını, delillerini yok et! yoksa çıkacak ortaya bir kalbi öldürdüğün. yoksa çıkacak ortaya katilimin sen olduğun.... ve sen yoksun artık keşke son kurşunu yüreğime sıksaydın bu kadar kanarmıydı içim. sen benim canımdın, canımı aldın Senden sonra bir daha ben olamadımki |
Tutuklamayın Ozanları Bir ozanı tutuklamak Tutuklamaktır ana dilini Gökyüzünü yoksunlamak Türkçeden Kırmaktır en taze dalı su yürürken Bir ozanı tutuklamak Tutuklamaktır ana sözcüğünü Dili büyüten güneşli kapı önlerinde Konuşurken gelen geçenle Bir ozanı tutuklamak Tutuklamaktır yaşamın pınarını Bir ulusun yağmurlarını biriktiren Ve akıtan zamanın dağ eteğinden Bir ozanı tutuklamak Nisan başlangıcında bir daldan Üreyen bir gül haberini Dondurmaktır ve sürdürmektir zemheriyi Ozamı tutuklayan toplum, tutuklar kendisini Bir büyük hapishanedir artık orası Devlet adamı da tutukludur orda bir bakıma Muş ovasında ot biçen bir köylüyü de.. Ceyhun Atuf Kansu |
´...seher vakti düş yollara tarlaların yüzüne güneş düşmeden sararmadan başaklar bul beni... ... öyle sessiz öyle ıssız kalmışım ki bulutlardan yağmur çal denize çevir yüzünü umuda ağ at çırpınırken uzağında çaresiz bul beni... ... adımı bağla dilek ağaçlarına uçurumlardan rüzgarlar toplayıp koynuna gel ceylanlar ağlarken yitik ormanlarda tek damla yaşım toprağa düşmeden bul beni...´ |
Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya Çakmak çakmak gözleri Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı Herkes orda sen ordasın Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim Özgürlüğe mutluluğa doğru Her işin başında sevgi diyor Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili Bi de başını çeviriyorsun ki Ben varım Can Yücel |
ŞEYTANIN GÖZYAŞLARI Ne kadar gizlemeye çalışsa da En kuytu köşelerde ağlar ŞEYTAN!!! Zaman ve mekan söz konusu değildir Şeytanın gözyaşlarında! Ağlamayı insanlara Düşman kesildiği gün öğrenmiştir! Ne zaman ağlamaya yeltense Hep insanlar gelir aklına Yoldan çıkardığı insanlar... Ve şeytan onlar için Ağlar... Ağlar ağlamasına da Sadece kendi duyar Kendi feryadını Gözyaşlarını silecek hiçbir varlık yoktur ortalarda! Velhasıl kelam kimse duyamaz feraydını Şeytanın feryadı İnsanların acılarıdır! O hem bizim için Hem de yaptığı kötülükler için ağlar! Ateşin kralı şeytan Ne kadar yalnızdır ağlarken... |
Korka korka değil usul usul değil Elim yüreğimde çarpa çarpa geldim Aç kapıyı bak ne diyeceğim Bir senin ellerinden bir senin gözlerinden Dişlerinden dudaklarından Nergisler ocak ayında açtı Kendimden bahsetmeyeceğim Yediveren güllerden duvarlardan sarkan güllerden Çocuklardan sabah erken okula giderlerken Atlardan bahsedeceğim Kan ter içinde atlardan Aç kapıyı bak ne diyeceğim Ne kadar küsülü çocuk varsa barıştırdım oynuyorlar Tam kırk çeşit sarmaşık gül buldum penceremin dibinde açacak Ekinleri dolu vurmadı çekirge gelmedi kurak olmadı Yorgunum demiyeceğim bir evimiz olsa demiyeceğim Yüreğim daralıyor demiyeceğim Bir baksan gözlerime başını çevirmeyeceksin Yürüyüp gitmeyeceksin elini çekmeyeceksin Bir baksan gözlerime Dağda yakılmış ateşler göreceksin Aç kapıyı kim geldi bak Bak nasıl havalandı güvercin Açmam diyemezsin artık Aç. Berin Taşan |
Mavi gecenin siyah çizgisinde saklı düşlerim, kırık dökük bir aynanın yansıması gibi yüzümde, Hala bir bıçak kesiği gibi sözlerin Bir kurşun gibi vurdun. Bir nakış gibi işledin yüreğime Eksenlerini,boylamlarını çarptım acıların topladım yüreğimde, Senden isteyerek satın aldım sensizliği, Boş bir çerçeve bulup yerleştirdim içine Yalnızlığımın adını. Ortak aramadım, Paylaşmak istemedim yıllarca yalnızlığımı Silen de olmadı zaten ,aylardır camların buğusuna yazdığım bu yalnızlık resmi nisan yağmurları ,eşlik ettiğinde gözlerime, Yeniden defalarca çizdim seni camlara Akıp giden kalabalığın yüzünde gördüm gözlerini, Bütün kalabalıklar soğuktu senin gibi. Gülümsemeleri sahteydi, Teselli vermiyordu. Herkes bana yalnızlığımı hatırlatıyordu, Caddeler boyunca Alnımdaki en derin çizgilerde saklıydın, Gel de oku yalnızlığımı, ama sen anlayamazsın ki Yollarda buldun belki çiğnedin, Ağaçlara kazıdım hiç aldırmadın Beni hep yalnız bıraktın.. Ve artık anladım ki sana değil Sensiz yalnızlığıma aşık olmuşum… Suyun en berrak halinde yıkadım, Ateşin en kor alevinde tuttum yalnızlığımı.. Kederleri dost edindim, Ayrılıkları üstüme yorgan gibi çektim. Acıları tesbih gibi sabır ile dua ile çektim. Her birinde yalnızlığımın adını zikrettim. Bir masum sevdanın bedelini bedenimle ödedim Al işte diyetini… İşte kararmış ruhum, Çatlayan dudaklarım, Sevgiye aç gözlerim, Yalnızlık kokan bedenim… |
bir kış günü ve keskin ayazı şubatın seninle yine bir vurgun yerinde gözlerinde kaybolmuşken unutup şubatın soğuğunu; unutamam seni demiştim, unutamam seni hiç bilmeden benden kopup gitmelerini ama işte unuttum belki sordu belki ihtiyacım vardı sana rağmen sana ihtiyacım vardı belki sana rağmen sana ihtiyacım vardı belki şimdi eser yok şubatın ayazından ve senden sen koptun gittin benden yok yere belki bir hiç uğruna belki o hiç şimdi sana azap veren yapacak hiç birşey bırakmayan ve senin gibi unutulan bir herşey.. senin gibi belki ihtiyacım vardı sana rağmen sana artık herşey bir sokak lambasının donuk ışığı altında ve şubat rüzgarının soğuğu; artık herşey unutulsa senin gibi ve seni unutamamalar yok olsa şunu hiç unutma unuttum seni hatırlamamacasına Ömer Seydi Ekinci |
Yalnızım sessiz kalan yakarışlarımla bitirmeye çabalıyorum sesime dostlarım bile yanıt vermiyor artık penceresiz kaldım şairin dediği gibi kuytu köşelerde acılarımla yanlız kaldım ve ben bunu artık kabul ediyorum yapayanlızım şu sınırları dikenli tellerle çevrili açık hava ceza evine benzeyen mekanda acılarımla ve ızdıraplarımla yanlızım. yanlızlığım bağrımı sıkıyor kimsesiz oluşum duvarlar konuşmuyor gökyüzü yüzümü güldürmüyor artık çalan bir telefonum bile yok mecburi istikametgahımda. günleri tarihi unutum zamanın dışında yaşıyorum ölü bir beden gibi ruhsuz yüzü gülmeyen dalgın biriyim artık oyuncağı elinden alınmış bir çocuk gibi geceleri gizlice gündüzleri gözyaşlarını içine atarak ağlıyorum. kalabalıklar içinde yanlızım kimsesiz oluşu öğrendim kimsesiz kaldı sesim |
Yalnızım aşk mıdır söyle seni sensiz yaşamak yokolmak sensiz sevişmelerde uykusuz bu gece sensizlik ülkesinin sessiz boğucu karanlıkları içinde sular gibi yalnızım sular gibi kimsesiz akıyorum toprağı ve havayı soluyarak sensin diye bu gece bu gece allahlar kadar allahsızım uzaklardan gelen köpek havlamalarına yağmurun son damlalarına ağaçların en incecik dallarına tutunacak kadar yalnızım |
Bir sigara yaktım, durup düşündüm Neyim var, neyim yok döküverdim önüme Yeniden gözden geçirdim kendimi Kendime yabancı düştüm gene Nasıl da sert davranmıştım kendime Şimdi daha iyi anlıyorum Ben sokakların kural bilmez çocuğu Bir başkası olabilir miydim hiç Kendi yerime Biraz da anılarla oyalansam Yaşanmış ve bitirilmiş olanı Nedense bir türlü sevemiyorum Yeniden yaşamayı düşünmüyorum En güzel sevinçlerimi bile Her zaman kendime dar geliyorum Ne zaman derinlerime dönsem Yeni bir sayfa açılıyor önüme Ne zaman yeni bir şeyleri özlesem Neden bilmem Kaskatı bir karanlık yerleşiyor içime Afşar Timuçin |
ağla sömürgem... sen hep mağlup bir ağlayışta ben uzak susarım bu mağlubiyet için hep anlayışta çöpçüler bu geceyi de *** edip süpürdüler ben ise haber değeri bile olmayan bir haykırışta özleminle hala bir yakarışta... * ağla! ben de ağlarım gözyaşlarım özlemine az kalır buralarda nem var! nem varsa sende kalır daha çağırırken beni anı bile kalmaya tenezzül etmeyen o dağ dorukları sömürgem yaslar durur sesime kırgın ayrılıkları... * gittim ve yittim! oralarda usul usul talazlanan nehirlerde yaz kalır yaslarım günleri yüzüme gözyaşım beyaz kalır burada yıllar küfürle uğurlanır ben büyürüm içimdeki haylaz çocukla Yılmaz Odabaşı |
YalnızlıklarYeşertiyorum Gecenin karanlığı tünerken saçlarıma Boyası yitik bir ressamın fırçası gibi Ayaklarım yorgunluğumu çiziyor kaldırımlara. Hıçkırarak bulutlar ağlıyor Islanıyor saçlarımdaki karanlık Sığınıyorum bir durak saçağı dibine Titreyen parmaklarım yüzümde geziniyor Sanki kanunun hüzünlü tellerinde... Küf kokulu gecelere Şiirler yazıyor yüreğim Bir çay tadında hayallerimi içiyorum Koyu karanlıkta damla damla mısralarım düşüyor Gem vuruyorum duygularıma ağlamamak için Sevgimi mumyalayıp gömüyorum El deymemiş yalnızlıklar yeşertiyorum Yüreğimin en saf yerinde... Celal Topo |
Kaç Cemre Düştü Yüreğime.. Kac cemre dusmeli yuregime, isinmak icin yeniden. Unutmak icin, yesil nazarlarini, kac bahar gecmeli, hasretinin ustunden... Kac ceylan su icmeli, sevda sebillerinden. Kac guvercin ucmali, vuslat semalarinda. Kac yagmur islatmali tenimi, arinmak icin ozleminden... Kac menekse acmali saksilarimda, boyun bukmeden. Kac ilkyaz yasamali gonlum, usumeden Ve kac sene, kac ay, kac gun, kac saat, gecmeli, akan kani dindirmek icin, yaralarimin ustunden? |
NEREYE GİDER BU YOLUN SONU, SERSERİ BİR AŞIĞIM, SONA YAKLAŞIRKEN KALBİNDE, BU SONDAN KAÇIŞTAYIM.. ÖZENİRMİYİM SANIYORSUN AYRILIĞIN NEFESİNE, YALINAYAK KALDIM, SENSİZ BOŞLUKTAYIM!.. AYAKLARIMDA SANKİ PRANGALAR VAR! YANAKLARIM ISLAK, GÖZLERİM GÖRMEZ, SENSİZ ÇIĞ GİBİ GELİYOR KORKULAR, BU GÖNÜL SANA MÜEBBETTEN ASLA VAZGEÇMEZ.. Zeynep Orcanel |
Surlarımın dışındaydı şehirlerin Ne subaşım vardı, ne zaptiyelerim Çat kapı girerdin, çocuklar gibi sevinirdim Uslandı derken, bir akşam dönmeyiverirdin Yeni umutlar bulup buluştururdum Kendimi terk ettiğin şehirlere tutuklayıp İpe sapa gelmez bahaneler üretirdim. Dillendirmesem de bilmez miydim hiç Sen aşka aylak, yedi dünyayla barışık; Bense yüklemsiz söz yangınlarından mürekkep İğreti gülüşlerle sırlardım ömrümü Pinalar gibi toprağına saplanmış Yürek haritamı yeniden çizmeyi Aklımın ucundan bile geçiremezdim. Ne kadar isterdim, Günler, haftalar dolusu sevinçlerim olsun Bulutlar dolusu yağmurum Çiçek tazeliğinde güneşim, kokum... Avunurdum çocuklar gibi Sıcak bir gülüşünle Herkesleri oynardım deliler gibi, Herkesler memnun Bir kendimi oynayamazdım, Yitiririm korkusundan büyüsünü gözlerinin. Hamdi Topçu |
Son cümLe... Zaman aldırmadan devam ederken yoluna, taşlar oturmuştu sanki yerine.. Ya da ben öyle zannediyordum. Mutluluklar, seninle alıp başını gitmişken, küçücük mutluluklarım vardı benim, küçücük heveslerim.. Sarılıyordum sıkı sıkı o küçük belkilere.. Sevdan dikilirken önüme koskocaman haliyle, ben görmezden geliyordum.. Yaşıyordum işte, öylesine... Sana "Gel.." diye seslendiğimi mi duydun yoksa? Oysa için için bağırıyordum ben.. Sessizdi tüm çağırışlarım, susmalarım gibi... Sen giderken sustuğum gibi ardın sıra, Belki kendime bile duyurmaktan korkarcasına sesimi.. Yüreğim ağlarken gidişine için için, Gülümsediğim gibi.. Zaten son bakışını da sildim ben gözlerimden, İlk bakışın duruyor orda.. Hala yemyeşil, hala sevda dolu.. Giderken sevdaya dair ne varsa götürdün benden, Sen hiç bilmedin.. Oysa ben sensizlikte hiç bir şeyi sen gibi sevmedim... Yürürüm zannettin kendi yolumda, kendi bildiğimce, Ama sen "yokluğundaki ben" i hiç tanımadın, görmedin.. Hani sen derdin ya: "Nereye gitsen çıkmaz denizin lekesi" Kokusu da çıkmadı... Ne yapsam, ne etsem, neyi sevsem, sen yanım hep eksik kaldı.. Meğer ne çok biriktirmişim içimde özlemini... Ne kadar uzak ta olsan, bir o kadar da yakınmışsın bana aslında. Hasretim, sen yanımdayken bile dinmeyenindendi, Sen bunu hiç farketmedin... Ne vakit vazgeçmeye kalksam senden, Yüreğim inatla direndi, bırakmamaya sevdanı.. Aklımın sesi hükümsüz kaldı... Ben başettim sensizlikle ama, o başedemedi.. Gökyüzüne, denizlere anlatıp sensizliği, avuturken kendimi, O senin ardından geldi.. Limanı olmayan bir şehre demir alıp benden gitti... Ben yine susuyorum şimdi, Sevda kuracak bu hikayenin son cümlesini... ...BİTTİ...BİR YAĞMUR YAĞDI ŞEHİRE VE SİLİNDİ TÜM RENKLERİN... |
Unutamadım Sen gittiğinden beri Göğü tutmuş sefilliğim. Aşkın dizgini yok ki Unutamadım sevgilim. Unuturum sanmıştım Öncekiler gibi. Şimdi adını unuttuğum İlk sevgilim gibi... Yalanların önemi yok Gel bitsin yalnızlığım Gururun kelepçesi yok Bekliyorum sevgilim... Reşide Sarıkavak |
Yalnızlık Kaygısı Nerden çıkacak diyerek gözlendi Üstüne üstlük sokaklar tutuldu Kolumda ekrep yelkovan izlendi Bakmadık ne yol ne park unutuldu Yüz defa bana inan deyip gitti Ne bir telefon ne de haber etti Bence bu sevda başlamadan bitti Sanmasın ki şu gönlüm uyutuldu Randevu denen koskoca yalanmış Nasılda gönlüm bu hayale kanmış Bedel ödeyen hicranı tadanmış O belki benden ebedi kurtuldu Yalana geçit tanımazdım hiç ben Doğru adına kalmadı bir güven Nedir insanı özünden döndüren Büsbütün kul mu kuldan soğutuldu Eyvah diyenin yok mudur duygusu Sorarım size yok mudur sevgisi Bitmeyecek mi yalnızlık kaygısı Nice mecnunlar gamla avutuldu |
Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle Bütün gemiller söndürmüş ışıklarını Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse Yılların içimde bıraktıklarını... Ümit Yaşar Oğuzcan |
Kavuruyor hiç görmediğimiz sancılar İnce bir yağmur yağıyordu karanlıkta. Anlımdan süzülen bir damla , dudağımı yala(YASAK KELİME KULLANDINIZ) boğazımdan bir volkan gibi kavrulan yüreğimde eriyerek kaybolup gidiyordu, tıpkı hatıralar gibi..! Yaşananlar o kadar baskın gelir ki bir an , bir yığın köze dönmüş ne varsa avucunda büyük bir yangına dönmesini bekleriz. Ama sadece bekleriz.. Hiç çaresiz inansak ta inanmasak da avucumuzda sandığımız ama içimizde sakladığımız dualar la yalvarmaya başlarız , sadece bir anlık kabuslarımızdan kurtulmak adına. Ne var ki , kavuruyor hiç görmediğimiz sancılar , zavallı bir et yığınına dönüşüyor üstümüzdeki elbise. Ne yana baksak neyi düşünsek hep bir şeyleri benzetiriz birilerine , hele adına aşk demişsek. Hele her dilde her şarkıda ayni tadı ayni hüznü hemen tanırız, adi aşksa. Ama ne yazık ki hayat sadece anlık değil . Hem bir an kaç zaman yapar ? Kaç zaman bir anıya dönüşür hiç kimse bilemez .. İste o bilinmezlik değilmidir aşkı da sevgide bu kadar yakıcı kılan ? Belirsizlik, imkansızlık asil kavga asil savaş insanin kendisiyle olmuyor mu ? Ne zaman yenilsek o zaman yanalız kalıyoruz . Asıl önemli kavga , korkularımızın ardındaki yalızlığın fesatça , fırsatça beklemesinedir. Bizi ürküten o gerçek ile yüzleşmemektir . Çünkü aşk bir gevence değildir herkesin her an alıp kaçacağı. Bizi aşık eden o duygular bir gün geldiğinde aşktan vazgeçtirenin kendisi değilmidir.? Her zaman söylendiği gibi herkes payına düşeni yaşıyor . Herkes kendini yenileme adına tüketiyor azda olsa her şeyi. Geçmişe saplanmayı , geçmişe sığınarak sevgiyi diri tutmayı öğle can ile isteriz ki , içimizde ne varsa sevgiye dair , yeni bir başlangıç yapmamak için tüketiriz. Acılar ,acıtanlar çoğaldıkça yüreğimiz dem tutar . En ufak şeyde dalar gider aklimizi çelen her şey gözlerimizin ucunda. Acıyı bal eğleriz , o bal öğle hoş gelir ki dilimizden bağrımıza , ne unuturuz nede unuttururuz . Bilincimizin en uyanık yerinde diri tutarız hep onu. Kimseye benzemez , kimsede kendimize benzemez, hep ayrı yaşarış yalnızlıklarımızı. bizi asık eden hisler, o yalnızlık geldiğinde buz çökmüş dağlar gibi hüzünlü kısa dönüştürür kendini ve ardından yalnızlık çırılçıplak bir vücuda şarılmış bir yılana benzer , ısırır gözlerinden askın. sonra bir çığ tutar sol yanımızda usulca bir rüzgar geçer siluet , kangren tutmuş yüzünden süzülüp gider... Aşk bedenin kendi kimyasına yabancı olan enerji üretmesidir. Sevgi ise bu yabancı enerjinin ruh tarafından kimlikleştirmesidir. Varsın bilimsel çözümler üretsinler. Yasak bir cümle inadına askı anlattığında aklımızdan geçenlere o zaman bilimde dilsizleşir.. ..Ama olsun... payıma düşense yasak seviler kurmak inadına ben her gece koynuma alırım seni isterse çelikten isterse telden sınırlar geçsin yinede ben her gece koynuma alırım seni.. Çünkü sevilmek başka bir yürekte var olma ayrıcalığıdır |
Gece Nöbeti Daha az seviyorum seni.. Giderek daha az.. Unutur gibi seviyorum.. Azala azala.. Aramizdaki uzakligin karanliginda.. Geceler kisalip..gündüzler uzuyor öyle olunca.. Daha az seviyorum seni.. Kendini iyilestiren bir yara gibi.. Daha az.. Ve zamanla.. Sen geceyi tutuyorsun..ben nöbetini.. Uzak dag kislalarinda.. Görmüyoruz birbirimizi.. Usul usul sis iniyor.. Kopmus yollara.. Isigi hafif..uykusu agir koguslarda üzerini örtüyorum senin.. Bir çig gibi büyüyorsun rüyalarimda.. Sevgilim sevgilim Yildizlari daha büyüktür bazi gecelerin Nöbet kadar yalnizken ögreneceksin bunu da.. Artik daha az seviyorum seni.. Unutur gibi..ölür gibi daha az.. Yeniden ödetiyorum kendime Onca askin ögretemedigini.. Kolay degildi.. Yalnizca sevgilimi degil..evladimi da kaybettim ben.. Kaç aci birden imtihan etti beni.. Bir tek gece vardir insanin hayatinda.. Ömür boyu sürer nöbeti.. Bu da öyleydi.. Iyi ol.. Sag ol.. Uzak ol.. Ama bir daha görme beni.. Murathan Mungan |
Ayrıldığın birden gönül bahçemden Hergün haber bekledim uçan kuştan Sineme sakladım hep eş dostumdan Arayıpta balımı bulamadığım Hep o sözler dünya küçüktür Özlem çekenlerin acısı büyüktür Dostuyun yarası bağrında çoktur Gel ela gözlerine doyamadığım Sana her dokunuşumu hatırladıkça Dudakların bedende kıpırdadıkça Süzülür gözlerime gelir hayalin Hayaline garçeğine doyamadığım Yunus Aslan |
Yalnızın Yürüyorum bir sokak ortasında Sisli soğuk ve de yalnızcasına Gözlerimde hastetin yorgunluğu Kalbimde ise sen varsın Yorgun bitmiş tükenmişim bu aralar Seni arrıyor seni arıyorum Kalbimin sızısı artarcasına bıkmayarak Arıyor arıyor çıldırıyorum Birden bir ses duyuyorum Beni çağırıyorsun senin sesin bu Yanına gidiyorum kayboluyorsun sanki Kalbimde kaybolduğun gibi Sensizliğin acısı sarsada kalbimi Arasam bulamasamda ben seni Kader mahkumu olsada şu zavallı kalbim Yalnız kalsada seni affetmyecek Hasan Uğur |
Demir aldı son gemi Gidebileceği tek yer sessiz liman Sevmek yalnızlıkmış Yüreğime güneş doğmayacak Toprak hep uyuyacak Her adım atışımda gitmek isteyeceğim bu şehirden Yorulunca yaslanacağım sen kalmadın bende Yüreğimde haylaz yağmurlar Ellerimde ellerinin son kokusu Senin ve sevmenin adı sadece yalnızlıkmış |
Sabah Sevdaları Sevda yüklü bulutlar günaydın dedi bana bu sabah Arkalarına saklayıp kahkahası bol bir güneşi, Umutları toplamışlar yıldız uçlarından dün gece Yüreklerinde o çok sevdiğim yasemin çiçekleri... Kırmızı bir gülün kokusunda kondular pencereme Kanatlarında denizi taşıyan martılarla el ele... Ben de katılabilir miyim size, dedim Güldüler... Anlayamadım. Yüreğimi uzatıp penceremin pervazına, Onları izledim uzun uzun... Suskundum...Ve ürkek Bakışlarımı bıraktım bir yasemin yaprağına, Sustu... Dudaklarımla ağladım bir zaman Düşüncelerimi yıkadım, Ve bir bardağa koyup bıraktım Martının ayakları ucuna Gagasına aldı martı hepsini ve... gitti! Ellerimi uzattım, yağmurlar tuttu Bakışlarım ıslandı dudaklarımın kupkuruluğunda Anlıyordum... Koca bir yalnızlıktı her yağmur öncesinde yaşanan Bir martıyı bekliyordu düşünceler Terketmek için suskunlukları Yürekler hep el eleydi yasemin çiçekleriyle Ve güller kırmızı açardı sevda bahçelerinde hep Tatlı bir melodi uğradı kulaklarıma, sarsıldım! Sevincim gözlerimde nemdi yine işte Bitmişti nihayet yalnızlıklarım Gülümsemeleri getirdi melodiler başka dudaklardan, Gözlerinde sevda sözcükleri, Tellerinde mektuplar... |
Yalnızlıksın bir tek ben yalnızım, gecede, semada yıldızlar başı boş rüzgar ve yalancı güzellikler... sahilde sarhoş balıklar demir atmış yanlızlığa jilet olmayı bekleyen gemiler bitten şeyler mi yanlız acıklı? değil... nasılda verir ağaç, köksalarken toprağa ve acıyla büyür her insan toprak misali yalnızlıkta acıdır kaybetmek kadar hemde şimdi gece çırılçıplak düşünceler alt üst ve sen beyin hücrelerimde başlayan sağnak yağmur üstüme örtün dur yanlızlık senle olsun gelmesende otur... kal yüreğimde bir dağ gibi hasretin çöksün yüreğime yalnızlık mı sadece bana kalan değil... sen ve senden artakalan birde kör olmayasıca yalnızlık sevdan Mustafa Yanardağlı |
Hüzün Karası Gözlerin Yalnız gecelerimin derin sensizliklerinde Hüzün karası gözlerinden Sağanak yüklü Kara bulutlar geçer... Gök gürler Şimşekler, yıldırımlar Derken kara bulutlar parçalanır Sağanaklar boşanır Daha küllenmemiş Sevda yangınlarına Hüzün karası gözlerinden Yalnız gecelerimin derin sensizliklerinde... Yalnız gecelerimin derin sensizliklerinde Hüzün karası gözlerinden Boşanan sağanaklarda Gün ışığının yedi rengi Süzülür iplik iplik Gökkuşağından Hasret kumaşı dokur Ve o hasret kumaşından Hicran elbisesi dikip Giydirir bedenime Hüzün karası gözlerin Yalnız gecelerimin derin sensizliklerinde... |
Sen merhamet sen rüzgar sen tiril tiril kadın Sen bir mahşer içinde en aziz yalnızlığı yaşadın Sen başını çeviren cellatbaşının güne Sen öyle ki sen diye diye seni anlıyamayız Şehrazat ah Şehrazat Şehrazat Sen sevgili sen can sen yarsın Sezai Karakoç |
anımsıyor musun? bir çetemiz vardı: Vahşi Siyah Atlar ısmarlama serserilikler yaşardık kimseden bir şey demeden kaçıp gitmeler gibi sokaklarda sabahlamak, parklarda yatmak yabancıları mahalleye sokmamak gibi Ve bir gün gideceğimiz bir Amerika vardı herkesin bir Amerika'sı vardı o zamanlar herkes gece istasyonlarında kendi Amerika'sını aradı kısık ışıklı arkadaş odaları plağın bir yüzünü kaplayan uzun parçalar eşliğinde kendi rüyalarımıza dalar, dağılırdık okyanuslar, gemi yolculukları, kanayan ıslıklar ve dunyanın bütün limanları önümüzde sessizce uzardı biterdi plak, disk boşa dönerdi. düşlerimiz çarpıp geri dönen sulardı şimdi böyle zamanlarda ilk sözü söylemekten kaçınırdı herkes sonra bir usulca kalkar, herkese çay koyardı anımsıyor musun? vahşi siyah atlardık kentin ışıklı çöllerinde kendi izini arayan deri ceketlerimize sığdıramadığımız düşlerimiz kadar aşık ve düşmandık dünya acıtırdı bizi. her şey kanatır, her şey yaralardı sevişmek çekip çıkarmazdı bizi derinliğimizden öfkemizi dindirmezdi hiçbir şey geceleri uyuyamayan çocuklardık, otobüs garlarında uzun maceralar umar apansız yolculuklara çıkardık uykulu kentlere girerdik gece yarıları ıssız ağaçlar olurdu yol kenarlarında gökyüzünde parlak yıldızlar, her yere aynı uzalıkta sarhoş bindiğimiz otobüsün pencersinden sanki bambaşka bir dünyaya bakardık sonra saklayarak yüzümüzü birbirimizden yumruklarımızı sıkar sessizce ağlardık ışığı açık kalmış pencerelere, kepengi örtülü dükkanlara, yaz bahçelerinden taşan çiceklere, adını bile bilmediğimiz bu kente neye olduğunu bile bilmediğimiz bir hasretle uzun uzun bakardık anımsıyor musun? ahh o gece yolculukları bir başka kentte, bir başka insan olmanın umutları kaç yol arkadaşı kaldı şimdi geriye gençliğin ilk acılarını birlikte keşfettiğimiz kaç yol arkadaşı? sürüyerek götürdüğümüz dargın beraberlikleri saymazsak ne kalıyor elimizde? ölenler, terk edenler, bir de telefonları, adresleri, kendileri değişenler vahşi, siyah atlardık; yılkıya bırakıldık içimizden kimse gidemedi Amerika'ya kendi Amerika'sı da olmadı hiçbirimizin yağmur aldı rüzgar aldı zaman aldı o vahşi siyah atları herşey o eski rüya da kaldı çarpıp geri dönen düşlerimizin üstünde çürümüş cesetleri yüzüyor şimdi vahşi siyah atların öldukleri sahilleri kendileri de bilmiyorlar peki sen anımsıyor musun? Murathan Mungan |
Yalnız Geldim Yine Yalnız Giderim Gurbetlik dokunur yine bu aksam Batmakta olan güneşle biterim Yildizlar cogalirken gökyüzünde Yakilan mumlar misali eririm Yazlar kislar gelir gecer üstümden Bir atesim ne azalir ne sönerim Rüzgar gelip oksadikca sacimi Ben oturur dizlerimi döverim Ana baba gardaş yetti hasretlik Biri biter biri baslar çekerim Sarilacak dostumda yok yanimda Yalniz geldim yine yalniz giderim Seher yeli dokunmayasin bana Bir kuru yaprak misali titrerim Hep sen gelip oksadikça saçimi Ben oturur dizlerimi döverim. Mahkum |
YALNIZ GECELER Bir gece yine bekliyorum kapı ha çaldı, ha çalacak Yanlızım odada eşyalar katıdı yanlızlığıma Hepsi suskun, duvarlar sanki üstüme geliyor Sessiz... sessiz... Bir kedi miyavladı bahçede, oda sustu katıldı yanlızlığıma Saat sanki konuştu benimle bir diye Eski gün bitti, yeni gün başladı, Çekildi kendi alaemine Sessiz... sessiz... Perdeyi araladım dışarısı ne kadar karanlık, Ne kadar sessiz Bir kaç sokak lambası var nöbette Onlarda uyumuş gecenin sessizliğinde Işıkları loş loş, nöbet tutuyor Sessiz... sessiz... Gökyüzüne baktım, yıldızlarla süslenmiş elbisesi Sessizce, gündüzden hiç eser yok, Ne güneş çoşarcasına ışık saçıyor, ne bulutlar oynaşıyor. Gecenin karanlığında uyuyor tüm alem Sessiz... sessiz... Bir bebek saklanmış annesine Emiyor mutlu, gülerek o geceleri daha çok seviyor. Hiç ses yok annesinin kalp atışlarından başka. Gelecekten habersiz dünyadan haberi yok. Emiyor sessiz... sesssiz... Bir delikanlı uzanmış kanepeye, Elinde bir resim, belliki sevdiği dalmış hayallere, Düşünmüş geleceğini uyuya kalmış elbisesiyle Kanı kaynıyor deli dolu, haberi bile yok geceden Umutlarıyla uyuyor Sessiz... sessiz... Bir ihtiyar öksürdü çiğerleri sökülürcesine. Oturmuş yatağının yanında elinde bastonu, Klkmaya gücü kalmamış. Geceler bitmiyor onun için. Dalmış uzaklara yorgun gözleri, Kimbilir belki gençliği geldi aklına; Yağız at gibi koşturduğu yılları, Belki de diyor: "Ben geceden korkmazdım Kırış kırış olmadan yüzler" diye Çaresiz sığınmış yalnız gecenin karanlığına Ağlıyor sessiz... sessiz... |
Gece yarisi yine seni düsündügüm bi vakitte elime sigarayi alip yaktim Dumanlarin arasindan ise senin o güzel yüzünü hayal ettim Sana söyleyemedigim seyleri ona söyledim Ama sonra da aniden kayboluverdi Ve ben yine yapayalniz, dört duvar arasinda kaldim! Senin hasretini cekiyorum, artik dayanamiyorum Vakit gecmek bilmiyor, günler ilerlemek bilmiyor bi türlü.. Bazen de acaba zaman durdu mu diye düsünmekten alamiyorum kendimi..!! Kimse bilmiyor ki benim buralarda ne cektigimi.. Bazen diyorum, bi resmin olsaydi da hic olmazsa Kendimi onunla avutsaydim Ama oda yok oda yook!! Sadece arada bi hayalin canlaniyor gözlerimin önünde, okadar.. Benim hakkediklerim bunlar mi?? Eger öyleyse yasamaktan vazgecebilirim..!! Eger sevipte hasret cekenlerin ödülleri bunlarsa, canima kiyabilirim..!! |
Olur mu sevdasız aşık? Anlamaz irfansız şaşık. Olduğumuz su bulaşık, Yanmayınca kor olur mu? Olur mu dağlardan yüce? Elif ile Nun'dan hece. Cim veElif ile İNCE, Sarmayınca yar olur mu? Sabit İnce |
Bütün yalnızlıklarımı Bütün yalnızlıklarımı, sığdırdım ceplerime inanmazsın. Sırtımda akşamdan kalma güneş, ve sardunya başlı çocuklar pencerelerde... Bütün duygularımı, sığdırdım ceplerime inanmazsın. Gözlerimde akşamdan kalma hüzün, ve yüzümde özlemlerin çarpık çizgisi… Bütün duygularımı, sığdırdım ceplerime inanmazsın. Ellerimde bitmeyen isyanlarımın izleri, ve bitmeyen yanlışlarımın amansız geçişleri… Bütün, bütün duygularımı sığdırdım ceplerime, inanmazsın… Serdar Öztürk |
| Saat: 03:36 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık