![]() |
|
''...yalnızlığın gövdesinde en çok parçalanmış 'o' parça,suskun bir hecede takılı(kala)kalmış olsa da apansızlık; yüzünden ilmek ilmek geçirdiğim haykırışlar, ne kadar azalırsa o kadar çok artan...'' Çırpınışların masum ellerine,lirik bir şiirin teninde yazılmış...''Bir'' benden başka,hiç kimsenin okumayı beceremeyeceği bir lisan hüzmesinde...Zamanın ve mekanın nice zarflarını hatırlayamadığım fakat sadece ikimizin sahip olduğu bir evrenden yaratılmış, lavanta kokulu bir alfabede... Ve... ''Yürek Dili''nde... sen varken,gücüm olurdu,zaman akmadan dururdu, hatırlasana(!)... Bildiğini,adımla ''bir'' biliyorum...Biz'den geriye kalan ve payımıza sözüm ona düşen birer adet yalnızlık değil(di)...Yalnızlık;seni ilk gördüğüm an'da da yanıbaşımdaydı,gözlerinin ellerinden sıkıca tutmaktan vazgeçtiğim an'da da... Yalnızlık; ne ben'den bir avuç eksık(ti),ne de sen'den bir avuç fazla...Kıvamı Tanrısal bir gücün kusursuz ellerinden çıkma...Aynadaki suretimin,ruhumun aslına kadar uzanmış her bir arşınında... hani aşk seni yormuştu,yolun sonuna koymuştu,dokunma bana(!)... Vaad edilmemiş,kuraklığına çoraklanmış,sinsice,her bir metre kareme bulaşan hastalıklı bir toprak parçası var içimde...Yaşam(ak)ları teker teker takvim sayfalarında doldurduğum...''Yağmur''un ağlamaktan vazgeçmişlik kokularını sürmüş bir buhran...Kendi tenhalığı içinde kıvranan... şimdi,eskiye döner mi,dönse de buna değer mi,cevaplasana(!)... Zamanın asla doymak bilmeyen,cani miğdesinde öğütülmüş ve dumanına dağılmış hayat(lar)...Bir film afişinin;son satırlarına düşmüş başrol oyuncuları... ''Önce bir 'sen' ve sonra bir 'ben'...'' insan aynı durur mu,ayrılık kolay oyun mu,dokunma bana(!)... Acımtrak bir gecenin koynundan, boynuma sarılmış kördüğüm(ler)...Lacivert bir hüznü, fondip yapmış ve dolmuş ve boşalmış ve bir kez daha boşalmaya dolmuş sarhoş kadehler... ''Gitsem, geri dönüş yasaklısı,kalsam 'aşk'a firari giyinmiş müebbet zanlısı...'' artık ben vazgeçtim,(yalnızlığı) seçtim,herşey bitti,anlasana(!)... Bazı artık sabahların,en nef(es) alınılası sebepsizliklerinde,ayrılığı ''ortak bölen'' saymış yazgıların,aynı bedende hecelenmiş heceleri... Ve... Hep ''o'' son'a lal olmuş sevgilileri... Çıkardım yüreğimden ''o''na dair dikilmiş en şeffaf kıyafetleri... Ve... Tek celsede kırdım bedelsizce hükmedilmiş ruhların boynu bükük kalemlerini... |
Bir varmış, bir yokmuş ..! Böyle mi başlardı bildiğimiz bütün masallar.. ¿ Mutlu olmuşlar …! Böyle mi biterde okuduğumuz masallar.. böyle mi son bulurdu aşklar ¿ Masallar kadar olamadık ..! Hiç sevmedim zaten masal okumayı.. hiç sevemedim .. Bir varmış, bir yokmuş ..¿ Böyle başlarmış masallar.. Böyle başladık bizde ..Böyleydik.. Vardık..yok olduk ! Mutlularmış. ..! Mutlu muyduk..¿ Mutsuzduk ! yok olduk .. Bizde birer masalız şimdi .. ; Bi varmış bi yokmuş..Aslında hiç olmamış .. Sevmiyorum Masalları.. Hiç sevmeyeceğim ..! Konu "biz" bile olsak .. Yazık (! ) bize masallar kadar olamadık … |
o gün büyük bir sesle uyandıhemen pencereye koştu… şaşırdı çünkü 3 yıl aradan sonra apartmanlarına yeni biri taşınıyordu “yine yaşlıdır ,kafa dengi çocuğu yoktur ” diye düşünerek içeri girdi…Ama yanılmıştı taşınanların 2 tane güzeller güzeli kızı vardı…Hemen büyük olana gözleri dikti…ANCAK kızlardan küçük olanının onun hayatında derin bir etki yapacağını nerden bilebilirdi ki… aradan 2-3 hafta geçtii kızlarla tanışmak zorundaydı…en azından kendin, öyle hissediyordu…Kızlardan büyük olan çok kopuktu “küçüklerle işim olmaz” diyen tiplerdenBu durum karşısında ilgi odağı küçük kız oluyordu bir kaç arkadaş yardımıyla tanışmayı becerdi… aradan 3 ay geçtiÇocuğun aşkı o kadar büyüktü ki onun uğruna ölmeyi göze alabilirdi…o kızı nasıl seviyorsa bi o kadarda kız onu seviyordu…okullar açıldı yeni arkadaşlar edinildiaradan yine 2 ay geçtionun üzerindeki baskı çok artmıştı “liseliyiz,kız çok, boşver onu” arkadaş baskısı,çevre etkisi,gençliğe adım ve lise polemiği o büyük aşkı parçalamaya yetti… o kızı çok ama çok seviyordu…ayrılmaya karar verdi… aklında hep şu düşünce vardı “ileride onun kalbini kırmak bana acı verir” kızı önüne çekti herşeyden habersiz etrafa gülücükler saçan ağzından “aşkım ” lafı eksik olmayan o biricik aşkını…kız tm bir şey söyleyecekken çocuk aşkının sözünü kesti ve kararını açıkladı…”AYRILALIM” kız için ve çocuk için herşey donmuştu sanki…öyle bir duyguydu ki ağlamak yanında tarif edilemez şekilde küçük kalırdı… çocuk dayanamayıp ayağa kalktı ve arkasına bakmadan yürüdütam bir iki adım atmıştı ki yere küçük bir şeyin düştüğünü duydu arkasına dönüp baktı düşen şey küçük mavi bir kutuydu… kız ağlayarak…koşar adımlarla çocuktan uzaklaştıkız uzaklaşınca çocuk hemen yerdeki düşen kutunun yanına gitti ve kutuyu açtı…kutunun içinde güzel bir bileklik ve bir not vardı notta şöyle yazıyordu “doğum günün kutlu olsun aşkım” çocuk o anda yıkıldı bugün kendisinin doğum günüydü… Aradan 9 ay geçti kız apartmandan taşınmıştı…ama taşınmalarından tam 8 ay sonra çocuğa bir mektup geldi mektupta şöyle yazıyordu… sen bu mektubu okurken ben seni izliyor olacam…ama bu sefer kapı komşunuz biricik aşkın olarak değil ayrıldığın günün sabahı kanser olduğunu öğrenip yıkılan ve tek desteği tarafından bir kez daha yerin dibine gömülen bir kız olarak…BEN ÖLDÜM–AŞKIM ÖLDÜ– şimdi o çocuk hep düşünür durur “neden? neden? neden?” “neden? arkadaşlarına yenik düştü neden? iradesine güvenmedi? neden? korktuuuuu NEDEN??”" VE HALA DÜŞÜNÜYOR… biliyorum çünkü o çocuk benim…… severek ayrılmak…bile bile ölmek demektir… |
VARSIN NEYLER ELEM ÜFLESİN Varsın neyler elem üflesin sazlar vedâ kemanlar cefâ alevden kor olsun yaksın sinemi geda… varsın bir ömre bedel olsun aşk her durakta seni bekleyeyim ey göğsümün nakışı kalbimin atışı yar bastırıp göğsüme acılarımı bağrımı ateşlere verip beklerim ben git ki, hazan olsun döksün yaprağını ağaçlar çöle dönsün bahar ey gözümün ışığı yar varsın yokuşa sürsün hayat gün karanlığa düşsün esmesin rüzgar bahar gelmesin kokmasın gül küssün dünyaya gönül. gözlerimde ay ellerimde yıldızlar deli bir buluta yükleyip hasretimi beklerim ben ey hüzünler güzeli ömrümün gazeli yar… varsın marjinale çiksın adım boynu bükük çiçekler gibi eğip başımı önüme hep ağlayayım… varsın saçlarım özlem sakalım hüzün koksun karda, kışta, soğukta, darda kalayım... sevgin acıtsada içimi özlem acıtsa da seveceğim, bekleyeceğim hep seni Yeterki gelmesin ecel dağ devrilmesin beklerim ben unutulmuş istasyonların trenlerinde taşınan kimselerin el sallamadığı kimselerin karşılamadığı yalnızlarımla... |
iç yakan emir kipi dilimde...neredeysen, orada bekle!.. kımıldarsan, ölürüm... gece bilmez halimi, duygusuz şey..oysa, nasıl da bakar eğilip yüzüme, yıldız yıldız...her göz kırpışında bir kirpik dökülür yüreğime; gözlerin büyür...yeni doğan bebekler, ölen aşklar gizinde... ah bu mevsimler!..soyunur giyinir; giyinir soyunur...hamarat gelin devinir günlerinde.düğüne giden zamanların çeyiz sandıklarını eşelemek arzusu yatar içimde ya, korkarım!..korkarım çünkü; orada bulacaklarımın hepsi dudaklarındır... değersem, yakar elimi... boş ver şiiri; o da ne!..sen bana dokundur kalemi; bak nasıl da bembeyazım, nasıl da harfsizim, cümlesizim, imgesizim...uyaklarımda boşluklar yarattım senin için; haydi dol, bekleme..gözün varsa eğer, güneşliysen, büyüt sevgimi gene... gitme!.. sana akarken delta oldum, düştüğüm yerde...sular kapladı üç yanımı, ağzımda lav... iç ve yan geceme!.. öylesine... |
Artık susuyorum sözLerim bitti Bu kez gidiyorum sahiden bitti Bu evin içine yaLnızLık girdiğinden beri Her odası darmadağın,tıpkı ruhum gibi Ya aşk bitti,ya zaman.. ikisinden biri… HaLa yanağımda gözyaşımın izLeri… Artık susuyorum… sözLerim bitti.. bu kez gidiyorum.. sahiden bitti…. MutLu sonLa biten hikayen oLamam.. eLLerinden tutsam iyiLeşmez yaram.. Yüzüne baksam..aynı aşkLa bakamam.. SevgiLim hoşçakaL… Yüzüme yalanlarla Baktigindan beri.. Aklimda bir karmasa icimde aci izleri.. Ya aşk bitti,ya zaman.. ikisinden biri… HaLa yanağımda gözyaşımın izLeri… Savruk bir eLdim ben.. tutamadım.. aktın…. Güzçsüz bedendim ben.. ardından yokLuğuna baktım.. Bitmez sandığımdan beLki, çok acıdım… yandım… |
Kolay olan gitmektir bence. Herşeyden,herkesten kaçıp ,alıp başını gitmektir. Zor olan kalmaktır. kalıp sorunlarla başetmek, yakılmadan ayakta kalabilmektir, zor olan hayat mücadelesine devam etmektir. zor olan sorunlarla yüzleşmektir. |
İçim acıyor :(çünki gidenin arkasında kaldım, aslında yeni hissettiklerimi açıkladığım an gidiyor....çooook uzaklara hemde çok uzaklara ne diyeceğimi bilemiyorum fakat bugün içim acıyor:(bulmuşken kaybetmek bu sanırım... Arkada kalanın acı çektiğini bugün anladım... Aslında buraya şiir eklemek istedim fakat içimi dökmek istedim birden belki de kimbilir bu yazdığım bu sayfadan kaldırılacak... İÇİM ACIYOR....ÇOOK HEMDE.... |
Hadi git, Hadi gitHadi... Dur dememe aldanma sakın... O koca bir yalan -Hoşuna gitsin için söylediğim- Hoş ben sana her zaman yalan söyledim ki... Adını Can koyduğumu mesela Mesela ben sardunyayı da hiç sevmedim Mesela ben lale de ekmedim hiç bahçeme Senden esen rüzgarlarda yüzümü sana döndüğüm, Senden gelen yağmurlarda kendimi ıslattığım yalan Ve seni ............ Hadi git... İpini bıraktığım uçurtmam... *** Sen artık yalnızlıklarımdansın benim. Duvarlarımda gölgen büyür, Gölgen küçülür Parmaklarımla pencereme vuran ay ışığına utanmadan oynadığım çırıl çıplak, edepsiz oyunlarımdan birisin. Ne getirir artık Nede götürür bir şeyleri med-cezirlerin.-Belki ağladığım hiç olmaz- *** Birer düş delisi, -Oyuncak yoksulu Oyun tutkulu- Çocuk olur hep sevdiklerim Oynar oynar giderler -Usanmayı beklemeden, kırarak bir yerlerimi-Hallaçlar çırpar içlerini Beni ayırır onlardan Oysa ben Hiçbir hallaca açmadım henüz kendimi Henüz çırptırmadım hiç kimseye içimi. Ben, içimde kimleri biriktirmedim ki dağ be dağ... Kara saplı terk edilişler koydum adını tümünün Atmaya kıyamadım hiç birini Kaç terk ediliş yaşadıysam Kaç Sende Terk et!! Ama bil Ben Senide atamam ki.... *** Kısacık zaman dilimlerinde çıkarım ortaya -mutsuz öykülere gülümseyiş olmak için- Bir bakış, Bir gülüş, Bir söz, Bir şiirden birkaç dize Ve sonra unutulurum yeniden Yakılmış öykülerden bir parçayım. Yakıldım sanılan -Dilimin altında küllerim saklı Bu yüzden Ahrazım biraz, Anlatamam- Meddahlar anlatır beni Sonra yine unutulurum. Sonra yine Yeni baştan .......... *** Hadi git Sende kaç Yarım kalmam korkma Ve ölmem tamamlanmadan Daha güz gelmedi Suya düşmedi yaprak Yazdayım Yarısındayım Daha anlatılacağım yıllarca *** Kim bilir Kim bilir belki Belki yine bir gün bir yerde Belki ....... Hadi git ipini bıraktığım uçurtmam..... Belki bir bahar ipin bir badem ağacına takılı olur Kim bilir.... Ama bunu da bil Ben en çok sende kalmak istedim. |
Gidecek yerim yok benim, zaten hiç olmadı ki bu güne kadar. Gelen geldi, sesimizi çıkarmadık, razı olduk kadere. Giden gitti, gitme kal diyemedik, yüreğimizde acıyla… Seni seviyorum bile diyemedik, gururumuz yıldızlar misali üzerimize yağıp yıprattı bizi… Oysaki sadece başımızı dayamak için bir omuzdu aradığımız… Karşılıksız selam bile verilmez olmuş, anladık ama geç oldu… Yalnız geldik bu dünyaya, yalnız yaşayıp gidiyoruz… Aslında kalabalıkların olduğu bir sahnenin içindeyiz ama bize verilen rol yalnızlık olmuş bu senaryoda. Günler geçip gitti, kaydı avuçlarımızın içinden… Bir tutam kır çiçeğinin intihar edişi misali… Tutamadık… Koştuk peşinden… Yakalayamadık… Çok şey değildi istediğimiz, bir ufak tebessüm, bir sıcak dokunuş… Sıcak bir merhabaya bile razı olurduk aslında… Dostları kaybettik belki de anlamsız birkaç nedenle, ama yas tutmadık, kuyruğumuz dik dolaştık bu hayatta, içimiz kan ağlasa da… Özür dilemek tonlarca ağırlıkta bir kayayı yerinden oynatmak gibi geldi bize. Uçurumlardan düşeriz diye korktuk… Yapamadık… Belki de bundandı gidecek yerimizin olmaması… Aslında o kadar yumuşaktı ki ruhumuz ve kalbimiz ama fırsat vermediler bunu göstermemize… Utandık saf kalpliliğimizden ve hapsettik onu ruhumuzun derinliklerine… Bize kötü davrananlara kötülükle karşılık verdik… İyi olanlara yazık oldu, kaynayıp gittiler arada… Avucumuzda kalansa mavi bir hüzün oldu… Derinlerde bir yerlerde çekilen bir acı vardı içten içe ruhumuzu zehirleyen… Tedavisi imkansız… Doktoru kayıp… Şımarık dediler, hırçın dediler, geçimsiz dediler… Aslında değildik hiçbirimiz de hep öyle yansıttık kendimizi çarpık bir ayna misali… Ayna kırıldı, zira doğru göstermiyor hiçbirinizi… Zaten insanlar aynaları görmezlermiş, onlar sadece içlerindekine bakarlarmış, aynen böyle dedi dün izlediğim bir filmde aktör… Dün izlediğim filmde… Dün yalnız izlediğim filmde… İzlerken yalnız olduğum filmde… Yalnızlığın filminde… Asıl olan, insanın gidecek yerinin olmaması mıydı? Yoksa gideceği yerde beklediğinin olmadığını bilmesinden miydi gidemeyişi? Yoksa sizin de gidecek bir yeriniz, dökmeyin yazıya bunu mümkünse… İşte böyle saçma bir yazı oluyor zira… :) 09.12.2007 22:34 Pelin Ö. |
Gittiğinden Beri Gittiğinden beri ötmedi kuşlar , Konmadılar pencereme , Uzaklardan geçip gittiler. Gittiğinden beri güneş uğramadı , Parlamadı , ısıtmadı , Anladım ki o da sana kırgındı. Gittiğinden beri hava hep yağmurlu , Yollar , caddeler ıslak Onlarda benim gibi yastaydı. Gittiğinden beri müzikler çalmadı , Ne senin sevdiklerin , ne de benim, Söylemedim şarkımızı . Gittiğinden beri sevemedim renkleri, Ne elayı , ne sarıyı , Sensiz renklerde solgundu. Gittiğinden beri konuşmadı dilim , Görmedi gözlerim , Gülmedi hiç yüzüm. Gittiğinden beri yalnızdı sırlarım , Saklı kutular ardında , Açmadım kapağını yıllarca. Gittiğinden beri buralarda gece, Herşey karanlık ve hüzünlü, Gündüzler hiç olmadı. Gittiğinden beri yoktu yüreğim , Çarpmadı bir daha , Ve kapattı kapılarını sevdalara. Gittiğinden beri sevmedim çiçekleri , Her gün mezarına bıraktığım , Tek bir dal kırmızı gülü sevmedim... Seval Günaltay |
Gitmek mi zor Kalmak mı? Gitmek mi zor, yoksa kalmak mı? Kaçmak mı zor, yoksa olduğun yerde rüzgara karşı savaşabilmek mi? Veda mı zor, yoksa bir veda cümlesine katlanmak mı? "Benim Afrika'm" filminde ki bir diyalogdan kalan veda tanımlaması geldi şu an aklıma; "Veda;gidenin cesareti, kalanın ise sabrı ile ölçülür" demişti aktrist aktöre... yada aktör aktriste, canlandırdıkları karekter ile!!! Vedanın gelişi dünden belli değil midir? Aleni bir şekilde göz kırpan alamete neden yürek kapalı kalır, zor geldiği için mi? Zor gelmesi yürekle beraber gözün de kapanmasını mı gerektirir? Göz kapandığında bilmez mi ki, ağrıyacak olan yüreği süsleyecek olan yine kendi salgısı olan gözyaşlarıdır!!! Bir veda edildi, dilde!!! Yürek istememişti ancak dil duramadı... oyununa geldi, gururunun!!! bekleyemedi, gidenin dilinden dökülecek sözcükleri... kırılmışlığını kattı yüreğinin kelimelerine... kırdı kendi ile birlikte, birlikteliği!!! Adı bile konmamıştı aslında, daha ufacıktı... nazardan korunması için dile düşürülmemişti... emekleme dönemine gelebilseydi belki başaracaktı yürümeyi!!! çift taraflı istem olmadan , dayanaksız nasıl yürüyebilirdi ki??? Gitmek zor... Kaçmak zor... Veda zor... Kendi yaptığın şeylere katlanmak çok zor... dönüşü başaramayacağını bilirsin, eylem kendindedir... "Sabır" dileme zamanıdır, kendine!!! Anı kurtarmak kolaydır, önemli olan sonra gelecek olan anlar topluluğudur.... Bir "Elveda" dedi, bu yürek... umarım geceleri uzunluğuna uzunluk katmaz... umarım, mutlu olur.... Kırılmıştı bir kere çin vazosu... parçalanmamıştı ama kırılmıştı!!!! Vedasız bir ömür diliyorum sizlere... Alıntıdır |
Bir tren geçer Hayallerimin ortasından Şikago sokaklarında, Türküler, şarkılar yarım kalır. Bir muhabbetin ortasından geçer Sohbet ortada kalır. Nağmeler, kelimelerim Rayların altında kalır. Ezilmiştir nağmeler, Kulağın almaz. Eziktir kelimeler Gördüğünde tanınmaz. Herşey ortada kalır. Gidersiniz.. |
Gitme ne olursun Acılar içinde bırakma beni Sen terkedilmişliğin acısını bilemezsin Hep terk etmeye alışmışsın Terk edilmek nasıl da yakar kavurur insanı Ölümü aratır çölde susuz kalmışçasına Hele bir umutlar tükenmeye dursun Tüm sevgilere, sevdalara kapanır gönlün Yaşadığına bin pişman olursun Gitme ne olursun Acılar içinde bırakma beni Yaşamak seninle el ele ve diz dize Yaşamak...ve seninle bir ömür boyu İnan bana sevgilim dayanılmaz bir tutku |
Tuba ağacı, kökü göklerde olan bir ağaçtır. Kökü gökte meyveleri ise yeryüzünde... Kimi insanlarda tıpkı tuba ağacı gibi olurlar. Kökleri olsa bile bunu istemeden köksüzlüğü şiar edinerek yaşarlar. Ve bu insanlar en çok gitmek ve kalmak arasında sıkışırlar... Bulundukları mekan, zaman ve insanlarla aralarında bir kök olmasa bile gidemezler ve hep gitmeyi arzularlar... Oysa gitmek fikri ne kadar ötelenirse ötelensin her daim peşlerinden gelir... Ve farkında olmadan bi çemberde yürürler gitmek fikri onları takip eder onlar gitmek fikrini... Ve günlerden birgün kuyruğunu yakalamaktan vazgeçmiş bir köpek gibi gitmeyi yakalamaktan yorulup durduklarında gidiverirler... Ve işte tam da o an, hep hayalini kurdukları gitmeyi gerçekleştirdiklerinde içlerinde garip bir sızı meydana gelir. Ellerini nereye koyacaklarını, adımlarını ne yöne atacaklarını ve en çok da bakışlarının ne yöne çevireceklerini şaşırırlar... Sanki derinlerde bir yerde birşeyler ölmüştür. Ve bütün yürek o ölünün arkasından yas tutmaktadır... Çünkü aranan bulunmuştur... Evet gidilmiştir... Ama artık gitmenin büyüsü de gitmiştir... |
Korkuyorum Sana Alışmaktan..Ya Gidersen???? Neden bu kadar hayatımın içindesin ki sanki? Beklenmeyen bir anda geldin ve hayatımın tamda merkezine oturdun kaldın... Oysa ki sen davetsiz bir misafirdin sence de haddini aşmamış mıydın uzun zamandır kimsenin girmediği(giremediği)kalbimin gizli kapısını tıklarken(!) ? Önce o kapıyı duymamazlıktan geldim , kaçmaya çalıştım ; yok olmadı işte... Sen o masumluğunla o kapıyı tıklarken sana karşı kayıtsız kalamazdım duyuyordum seni.. Günden güne alıştım sana... Oysa ki ben çok korkuyordum sana alışmaktan; çünkü biliyordum , adım gibi biliryordum bir gün gideceğini... Sen bambaşka bir mevsimin çiçeğisin , ben hep sonbahar.Ben bir çiçeği yeşertecek kadar güçlü değilim anla bunu,güneşim yalancı ısıtamaz ki yüreğini! Kaçıp kurtulmaya çalıştıkça daha çok içine girdiğim bir girdap gibisin...Yok mu bir kurtuluşum? Adı aşk mı bu alışkanlığın? Aşk olmamalı ben hep kaçtım aşktan , aşk beni böyle ansızım , ummadığım bir anda yakalamış olamaz.. Biliyor musun kalbimin senden önceki davetsiz misafiri de böyle masumca ansızın gelmişti... Kendimce kalbimdeki misafire hürmette kusur etmemiştim ; ama neden bilmiyorum o giderken kalbimide yakıp yakıp öyle gitmişti , ancak toparlandım derken şimdi de sen? Yoo hayır kalbim artık çok güçsüz bir kez daha yıkılırsa toparlayamam onu , bir gidişi daha kaldıramaz .. Ah bir bilsem ki hak edeceksin bu sevgiyi kabulümdür senle gelen her hüzün ; ama bilmiyorum.. Tek bildiğim er ya da geç gideceksin, ben benle tek bırakıp gideceksin... Evet korkuyordum sana alışmaktan , korktuğum başıma geldi alıştım; ama daha vakit erken gideceksen şimdi git sana daha çok bağlanıp sevmeden... Hiç girme kalbime sessiz sedasız git... Gitmeyeceksen de öğret bana sevgiyi taa en başından yalansız , yanlışsız! |
GITMEKMI? KALMAKMI? gitmekmi zor kalmakmıı bilmiyorum hayatta herşeyii yendimm kötülükleriizor günleriiölümleriibir kendimii yenemedim. kendi kararsızlığımıı ne yapmalıyımmm bılmıyorumm bu kadar zormuu yaşamak karar vermek hayata dair özgür olmak istiyorumm artıkk bir kuş gibii kanat çırpıpp uçmakk başka diyarlaraa korkuyorumm bu kezz yenilmektenn korkuyorumm kendii kabugumaa çekiliyorumm salyangoz misalii kafamı çıkarıpp hayat bakmaktann ezilmektenn korkuyorumm eyy hayatt itiraff ediyorumm işteee SENDEN KORKUYORUMMM... yorgunumm... takvimlerden haberim yok artıkk bugunn gunlerdenn neydii hangii aydayız? bıraktımm artıkk bır rüzgara bedenimii hadii savurr nereye savuracaksann bitsinn artıkk buu çilee. nerdee o deliii doluu günlerr.. nerdee oo hesapsızcaa yasanan güzel günlerr ama yaaa şimdiii aynalarr düşmann olduu bana baktığımdaa kendimii göremiyorumm artık. gördüğümsee kimm bilmiyorumm.. bu yüz kime aitt. bu bakışlarrr.bu sahtee gülüşlerr.. bu hayattann bıkmışşş bedenn nedenn bu korkularr.. neden bu yanlızlıkk.. neden bu karasızlıkkk.. çekipp gitmek istiyorumm artıkkk BİLMEDİĞİMM HAYATLARAA ama bilmiyorumm.. GİTMEK Mİ ZOR KALMAKMI?? |
Valla beni bırakıp giden 3 Günde alıştığını söylemişti. Beni geride bırakıp gitti.. Ben ise; 9 Ay oldu halen alaşamadım yada beceremedim desem daha doğru olur. Herkez istediklerini Unutabilme kabileyitine sahip değil ne yazıkki "Benim gibi. |
Geçen ayları halının altına süpürmek istiyorum. Hiçbir işe yaramaz biliyorum ama en azından zevahiri kurtarır. Hem, yok olsunlar istemiyorum ki, gözüme gözükmesinler yeter. Ve lütfen, ama bizler de senin hayatının bi parçasıydık felan demesinler, hiç çekecek halim yok. Olur öyle bazen. Keşke'ler nasıl çıkıyorlar sanıyorsun kapı arkalarından? Hayatın çalı süpürgeleridir onlar, süpürürler ayları, yılları.. Hiçbir hayal kırıklığım yok. "Çünkü hayalim yok" demek isterdim ama, bende hayalden başka bi şey yok. Sadece, hayallerim kırılgan, derbeder, Allah'ına yan bakıyor, canları sıkkın, doğuştan ve oluştan yarım. Bildiğin yalan dolan. Yalanlar için gelsin o zaman: Bir defter aldım kendime, üstüne “Büyük Yalanlar Defteri” yazacağım. Küçük yalanları cebimde taşıyorum, bu gece onları çıkarıp Büyük Yalanlar Defterime kenar süsü yapacağım. Dolan her sayfanın ucunu yakıp telgrafın tellerine kuş diye konduracağım. Biten sayfaları biraz sileceğim, biraz yırtacağım, biraz atacağım. Bu gece büyük yalanlar peşindeyim, her beyaz sayfanın ortasına masum bir öpücük yollayacağım. Yarın defterimi görücüye çıkaracağım, kısmetlerine az şekerli kahve taşıtacağım. Her sayfasının arasına bir çiçek koyacağım, her yalanımı süsleyip püsleyip ilk kez söyleniyormuş gibi yutturacağım. Yaldızlı ve pembe kalpli ve parlayan yıldızlı, ve minik kanatlı, minik melekli bir örtüyle sarıp sarmalayacağım. Yandan biraz açacağım, küçük yalanlarımı kaçamak seyirlere sunacağım. Çok zaman geçtiğinde defterim dönecek geriye, ona börekler açacağım. Büyük lokma yiyip büyük laflar edeceğiz birlikte, her büyük lafımızı küçük kağıtlara yazıp, sayfalarının arasına saklayacağım. Kavuşmanın sevinciyle ona defalarca sarılacağım ve oyuna çağıracağım. Nazlanır da kalkmazsa kıvırmaya, ısrarla kollarından çekeceğim. Karşılıklı döktürürken eteklerinden dökülen büyük laflarımızın üstünde tepineceğim. Bu gece büyük yalanlar peşindeyim, sararıp solmuş her sayfasına sarılıp, dizlerimde uyutacağım..... Geçen aylarımı sana bağışlıyorum.. Püf diyorum, uçuyorsun. |
Gitmek mi kalmak mı...hangisi? gitmek mi kalmak mı hangisi dedim kendime... saatler geçiyor, ömür dersen(!) kapat gözlerini; önce ruhun toprak oluyor eğer sahip çıkmazsan duygularına.... işte o yüzden varım diyorum her vazgeçisin ardından yeniden başlamaya işte o yüzden aşığım hayata ve sımsıkı sarılmışım; sebebi sonucu ne olursa olsun avucumda hayat bulacaklara.... Emine Ataşlı |
Gittiğin Yerde Yıllara vurdum da çürütemedim Destanlar yazılı gittiğin yerde Azabın hancıymış yürütemedim Mezarlar kazılı gittiğin yerde Dünya işlerini sattım bir düşe Yanarak alıştım ben bu gidişe Beklemekten başka yaramam işe Üzerim çizili gittiğin yerde Gözümde bir hayal uyukladım hep Sen başka birşeydin ayıkladım hep Tesbih eder gibi sayıkladım hep Dualar dizili gittiğin yerde Bütün güvercinler adresi buldu Senden habersize gör bak ne oldu Yediğim vurgunun adı konuldu Sırlarım çözülü gittiğin yerde Göksel Ateşali |
Kaçış bu gece ömrümden uzun sürecek gibi. avuçlarım karıncalaşıyor, gözlerim doluyor, ama ağlayamıyorum. her yerde düşlerimin gölgeleri, kaçmak istiyor, senden öteye gidemiyorum. |
Gitmek mi Zor Kalmak Mı? bir akşamüstü gitmek... kalkıp gitmek bir geceyarısı veya şafağa kucak açarken karanlık..gitmek mi kolay olan, geride kalmak mı? bunu sorarız kendimize.. birbirimize.. sorarız sormasına da.. cevap alabilir miyiz, soruya verilen yanıt ne derece gerçeği yansıtır, gerçeğin yanına yaklaşır? işte bu tartışılır. gideni yolcu edene geride kalmak zor olsa gerektir. el sallamanın acı burukluğu, boğazda düğümlenen hıçkırıkların görünmezliğini sağlam çabası.. ve bunu başarmak için dudağa yerleştirilen sahte bir tebessüm. gözler! .. ya gözler? gülermiş gibi görünen fakat dikkatli bakan bir diğer gözün rahatlıkla yakalayabileceği, derine gizlenmiş acı bir gölge durur ve mahzun bakar gözbebeklerinin derininde. 'Hadi git' dersiniz... 'git artık, yolun açık olsun.' diliniz bunu telaffuz ederken yüreğinizde yangınlar başlamıştır bile çoktan. kalmak zordur.. zorlu bir yoldur.. bilseniz de gitmenin gerekli olduğunu, güzel geleceklerin doğumu için gidişlerin bir başlangıç hatta zorunluluk olduğunu... katlanılası değildir, çekilesi değildir. bedenin içine yerleşmiş yüreğin onunla birlikte gideceği korkusu mudur bu endişe? ateşi yakan kıvılcım bu korku mudur? bu şehrin kaldırımları.. kaldırım taşları da alışmışsa yolcunun varlığına? nefes alışına, koşuşuna üzerlerinde... sonra koşmayı bırakıp (sözünü tutmak adına) yürüyüşlerine... 'ben bu şehri sevmiştim' diyorsa yürek? ... gitmek kolay mıdır acaba? geride kalmak zordur da! ya bir de beden ile yürek aynı mekanı paylamaktan yoksun sa? .. yüreği bırakıp gitmek.. akşamın karanlığında.. her ne kadar sabah olacak ta olsa, şafağın sökmesi yakın da... dost dediyse giden, geride bırakıp gittiklerine? dağlarına, kaldırım taşlarına, yaşlı kadınlarına, yetim çocuklarına... her biri tutup çekmez mi yüreğinin uçlarından sündürerek? ' kal! kal ne olur! ' diye feryat etmez mi? gündoğumu yakındır artık... geceler sabahlara gebe... gitmemek olmaz ki! ' kal' diyen sesin büyüsüne kapılmak olmaz ki.! acılar diner mi yaraya merhem çalmadan? güneşler doğar mı sabah olmadan? ha yüz km ötede olsun beden, ha bu miktarı katlayın istediğiniz kadar. yüreğin bedende hapsolmadığı sürece gidiş değildir gitmeler. ağlayışlar gereksiz, üzülmeler yersizdir. fakat; mücessem varlığın içinde sıkışıp kalmışsa can; bir nefeslik mesafe de olsa da yakın değildir. gidenler ten olsun, etle kemik... canlar burda dursun, yeter... hatıralar canlı kalsın, bunu istedik... mesafe dediğin nedir ki, nedir kilometreler? Meryem Şahin |
Ağlamazdın Değilmi? birgün gözyaşlarıyla buluştuğu an ellerin içine düşen sızıyla bakarken pencerenden senden kopan birşeyleri yakalamak isterken neyi kaybettiğini anlayamıyacaksın.... ağlamazdın değilmi? ne ölüye, ne aşka, nede kendine.. hangi limanda yakaladı seni bu fırtına tanıdığım sen eski sen değilsin boynun bükük,ruhun kırık düşkırıklarını topluyorsun! söyle yiğit bakışlı cesur yürek attığın adımdan geri durmazdın ne yük olsa taşırdın, tartışırdın susmuş dilin söyle.. ne sevda vardı yüreğinde yaşattığın nede uğruna hayaller kurduğun kadın? pimi çekilmiş bomba gibiydin, suçlu kedi gibi olmuş gözlerin.. ağlamazdın değilmi? ağlatırlar hüzün gözlüm ağlatırlar... Lale Bahar |
Giden Mi Kalan Mı Yalnızdır? Giden mi kalan mı yalnızdır bilinmez demiştin, gözlerimi gözlerinden ayırmak istemediğim o hüzün dolu ayrılık akşamında... Bu ayrılık diğer ayrılıklara benzemiyordu. Sen bunu benden önce fark ettin. Bense, hissettiğim halde görmezden geldim... Gözlerimin içine bakıyordun, yeni başlayan ve sanki hiç bitmeyecek olan bir özlemle... İçimdeki fırtınaları dindirmek istiyorum gözlerinde... diye yazmıştın... O akşam kelimeler, içindekiler, kalbine sığdırmaya uğraştığın onca yoğun duygular, bana söylemek istediğin halde bir türlü söyleyemediğin, gözlerimin içine bakarak o anlamlı bakışlarınla anlatmaya çalıştığın o kaos içinde çırpınan tüm kelimeler artık isyan ediyordu... Adeta kilitlenmiştik o anda, ve biliyorum, ikimizde aynı şeyi düşünüyor ve aklımıza takılan bu zor soruya cevap bulmaya çalışıyorduk... Giden mi yalnızdır kalan mı? Bu sorunun cevabını her gün, her an düşündüm sevdiğim... Senden uzak kaldığım o işkence dolu günlerde, o uykusuz saatlerde, seni düşündüğüm, yüzünü hayal ettiğim zamanlar hep bu soru hançer gibi saplanıyordu yüreğime... Senden çok uzaktaydım artık, günlerdir konuşmuyorduk... Seni, benliğini o kadar özlemiştim ki, sanki baktığım her tarafta senin o vazgeçilmez yüzünü, o benliğinin açıkça yansıdığı o eşsiz yüz ifadeni görüyordum... Ama içimden gelen alışkın olduğum o his, bana yalnız olduğunu ve bana sorduğun o sorunu cevabını senin çoktan bulduğunu, kalanın yalnız olduğunu kabullendiğini ve bedeli ne olursa olsun senin yanında olmamdan başka bir şey istemediğini söylüyordu... Ama bilirsin, içimden gelen o seslere inanmayı sevmem ben... O hisleri yaşamımda karşılaştığım yapmacık insanlara benzetirim. Ne olduklarını ve neler yapabileceklerini bilirim, ama asla inanmam ve güvenmem onlara...güvenmek istemem... Sanki ben istediğim, ben düşündüğüm için iyi görünürler gözüme, ama gerçekle hiçbir alakaları yoktur... İşte bu yüzden inanmak istemiyordum yalnız kaldığına, acı çektiğine, beni özlediğine ve ne olursa olsun beni bekleyeceğine... Acı çektirmeyi sevmem ben, bilirsin. Acı çekmek, yalnız kalmak ve o sessiz yalnızlıklarda içimden ismini sayıklamak, yanımda olman için umutsuzca yalvarmak bana göre... Beni buna sen alıştırdın, ben yıllardır buna alıştım, acı çekmek artık yandaşım... Ben bunları yaşarken aynılarını senin de yaşamanı kaldıramam. Yalnızlığı ben yaşamalıyım, sensizliğin acılarını, isyanlarını ben çekmeliyim, tek başıma... Sen ne kadar anlamaya çalışsan da, sensizken yaşadıklarımı asla yaşayamazsın, hissedemezsin. Kalan değil, gidendir yalnız kalan sevdiğim... Giden yalnızlık için, acı çekmek için, isyan etmek için bırakır gider, kalan aynılarını yaşamak zorunda kalmasın diye... Yalnızım işte...bunu yaşayacağımı bile bile kalmadım, kalamadım yanında... Yalnız kalmaya, sensiz olmaya, acı çekmeye ve buna ne kadar dayanabileceğimi görmeye ihtiyacım vardı. Sensiz kalmak bana çok şey öğretti... İlk öğrendiğim, son dakikalarımızda bana sorduğun o sorunun cevabı oldu... Gidendir yalnız kalan sevdiğim... Yalnız değilsin, biliyorum. Yalnızım, görüyorsun... İkinci öğrendiğim şey ise ben burada sensizken, mutsuzken, içimde hayata karşı hiçbir istek, hiçbir beklenti ve yaşama hırsı yokken, senin orda yalnız olmadığını ve seni düşündüğüm, seni yaşadığım kadar beni yaşamadığını çok iyi biliyorum... Bir gün mutlaka döneceğim, biliyorum... Çünkü bu ölümcül yalnızlığa daha fazla dayanamayacağımın farkına vardım. Ben burada yalnız olsam da, senin orda yalnız olmadığının ve sırf tek başına olmamak için en olmadık, sana ve ruhuna en yabancı ve bilinmez insanlarla birlikte olduğunun farkındayım. Bütün bunlarla yüz yüze geleceğini bilerek terk ettim seni ve yola çıktım kendi yalnızlığımla... Yalnızlığımı yaşadıkça, sensiz olduğumu hissettikçe aklıma sorduğun soru geldi, sorunun cevabını bulmaya çalıştıkça aklıma sen geldin, ve sen aklımda oldukça bu yaşadığım hayat, bu hissettiğim yalnızlık, durmadan duymazdan geldiğim o içimdeki sesler ve yalnız olanın ben olduğumu kabullenişim çığrından çıktı içimdeki fırtınalarda... Döneceğim seni bıraktığım o yerlere, giden ve gittiği gibi geri dönen olacağım, biliyorum... Oysa biliyorum, kalan değil, gidendir yalnız olan... Oysa özlediğim, biliyorsun, giden değil kalandır terk eden... Gidişini düşünmek bile korkutuyor beni... Tarifi olmayan duygularımla sana uyanıyorum her sabah, Varlığınla çoğalıp yokluğunla eksiliyorum...” |
Senden Sonra Kahretmişim kadere, çekilmiyor hasretin. Sensiz hayat zulümmüş, anladım senden sonra. Adını anmadığım, bir günümü görmedim. Bahtıma karaları, bağladım senden sonra. "Kime hangi nameyi, söyledin benden sonra; En acı şarkıları dinledim senden sonra..." Seni hayal etmeden, geçmez oldu bir günüm. Ah bir bilsen, bir bilsen! Ne kadar da üzgünüm. Sonu gelmez meçhule sürülmüşüm, sürgünüm. Sele verdim kendimi, çağladım senden sonra. "İnşallah hiçbir çile, çekmezsin benden sonra; Bin cefaya bir sefa, sürmedim senden sonra..." Sen yokken acılara, bilsen nasıl dayandım. Kor ateşler içinde naçar, yandıkça yandım. Ben sensiz bu hayattan artık, bıktım, usandım. Ne urganlar boynumda, yağladım senden sonra. "Kimi sevdin ayrıldın, bilmedim benden sonra; Hiç kimseyi sevmedim, öpmedim senden sonra..." Sen yoksun ya yanımda, kırık kolum, kanadım. İstesem de olmuyor, seni unutamadım. Ceza verdim kendime, suçu sana atmadım. Bine böldüm kendimi, dağladım senden sonra. "Ağladın mı güldün mü? Görmedim benden sonra; İnim inim inledim, ölmedim senden sonra..." Azıcık olsun sevgi, hakkım sandım istedim. Acımasız hayattan, hep mutluluk dilendim. Oysa bir avuç gözyaşı, olmuş şimdi servetim. Yıllar yılı gülmedim, ağladım senden sonra. "Kimden gül aldın verdin, bilemem benden sonra; Hiçbir gülü dalında(n), üzmedim senden sonra..." Süleyman Göktekin |
Bence Gitmek daha zorr ..bense hala gidemedim.. |
Gitmekmi Zor Kalmakmı? Yokluğunda odamın fersiz ışığına sığınıyorum Lambada titreyen alev ürkütüyor beni Olumsuzluk çıkmazında ellerim duada Dönmenin imkânsızlığı günahkâr kılıyor beni Özlem yürekte çığlıklarda, dilime ulaşmakta Belkiler bedenimde belde belde yayılmakta Düşüncelerim beni hasta sayıp yatağa bağlıyor Yaşanmışlığımız, dönmeni imkânsız kılıyor bende Bir avuç umut yutuyorum gözü kapalı Kendimden geçiyorum karanlık göz kapaklarımda Sabahın boz mavisi ayıltıyor beni Yokluğun umutlarımı yakarcasına mavilerimi kızıl kılıyor Bir kar tanesi gibi düşüyor kirpiklerime hayalin Gitmek mi zor kalmak mı der, ağlar gözlerim hayaline Ölmek mi zor yaşamak mı diyerek hayalini urgan yapıyorum Hayalinin ömrünü az kılıyor kar tanesi Hasretin kızgın çöllerindeyim, adımlarım özlemine gömülüyor Tek bir umudum kaldı elimde, bir yudum suyla arakam Çatlamış dudaklarıma dayandı bir yumruk canım Döneceğinin umudu beni yaşar kılıyor Kızgın çöllere kar yağar mı sevgili? Belki de ben bu imkânsızlığa duacıyım Bir kar tanesine razı oluyorum tüm nefesimi adayarak Bir kar tanesi yeter miydi sevgili, yangınlarıma? Bendeki sevdan, böyle delicesine beni ihtimali kılıyor Selma Koç |
İşte yeni bir başlangıç daha.. Yeni bir ilk daha... Aslında ilk değil bana gelişin. Daha önceler de gitmiştin.. Gidipte, dönmüştün hani... Alışmıştım bu git-gellerine.. Ve bir gün tekrar geleceğini biliyordum.. Biliyordum da, Ne bir zaman nede bir saat verebiliyordum.. Oysa ben sana içimde kalan tek bir cümleyle Gel-me demiştim.. Gel-me demiştim ya gelmeyecektin! Şimdi anladım ki, dilim ve yüreğim aynı şeyi söylemiyormuş.. Gelme derken aslında hep seni çağırmışım... Yüreğim sana GEL derken "me" eklerini sadece dilim eklemiş... Bazen istemeyerek bazen de susarak sana Gel-me demişim... Oysa bende hep sana gelmişim, Beni bende ararken senin sıcacık yüreğinde buldum b(s)enliğimi... Seni aramışım her yüzde ve her yüzü sen sanmışım oysa kimse sen olamaz ki... Bilememişim.... Kimbilir belki de Gelmemeliydin(m)... Çok zaman geçti aradan, çok şeyler yaşandı ve bitti.. Belki birazda değiştik.. Eskisi kadar masum değilim artık.. Yüreğim ilk aşkta ki gibi heycanlı ve hızlı çarpmıyor.. Galiba büyümüşüm ben... Çok geç kalmadık mı dersin? S(b)ana... Ya da erken mi bana bu gelişin bilemiyorum...O kadar zaman geçmiş ki sayamıyorum.. Senin gelmenle şunu anladım ki, ben senelerce yada asırlarca hatırlamıyorum, geleceğini bilir gibi sende, seni beklemişim... Zaman ne çabuk geçmiş değil mi? Bunca zamandan sonra, Kimbilir belki de Gelmemeliydin(m)... Kimbilebilirdi ki, tekrar geleceğin(m)i... Şimdi seninle tekrar birlikte olmanın mutlluluğunun yanısıra tekrar gideceğin(m) korkutuyor beni.. Belki de bu sefer ben giderim senden... Gidemem gitmem ki.. Sende gitme sakın ! Bu son gelişin olsun b(s)ana.. Çünkü B(s)en son kez sendeyim.. Ben sen olmuşum, Sen zaten bendesin... |
|
http://img261.imageshack.us/img261/6938/alma1xe7.jpg Gittin... Ben arkandan sadece baktim.Oysa soyleyecek o kadar cok seyim vardi ki...``Gidersen, iyiye dair ne varsa içimde yitirecegim hepsini.Gidersen, sönecek içimdeki ates ve bir daha hiç kimse yakamayacak.Gidersen karanliga mahkum edeceksin günlerimi.O karanlikta yolumu kaybedecegim``diyecektim sana.Konusamadim... Gittin... Gidisini görmemek için gözlerimi kapattim.Öylesine acidi ki içim, tutup koparsalardi kolumu, bacagimi bu kadar aci duymazdim.Acim yas olup akmaliydi gözlerimden.Aglayamadim... Gittin... Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa.Tutkum seninle olmakti, tutkum teninde erimek, tutkum hayati seninle, sadece seninle paylasmakti.Anlatamadim... Gittin... Gidisini önlemek için tutmak vardi ellerinden.Ellerim degil miydi her dokunusumda seni ürperten? Ürperirdin yine biliyorum.Bir kez dokunsam, bir kez tutsam ellerini, gitmek için biriktirdigin bütün cesaretin kaybolurdu.Tutamadim... Gittin... Bir yikim gibiydi gidisin.Sen adim adim uzaklasirken benden, çöküp kaldi bedenim oldugu yere.Nice terkedilislere dayanan bu yürek bu kez yenilmisti.Bu kadar zayif degildim ben, kalkmaliydim.Kalkamadim... Gittin... Oysa geldigin gün gidecegini biliyordum.Hazirdim gidisine.Kaçak zamanlari yasiyorduk.Zaman bitecek ve sen gidecektin.Bense gidisinin ertesi günü hayatima kaldigim yerden yeniden baslayacaktim.Baslayamadim... Gittin... Bir sey söyledin mi giderken? `Kal`dememi istedin mi? Son bir kez`seni seviyorum`dedin mi? `Bekle beni döneceğim`diye umut verdin mi? Beynim öylesine ugulduyordu ki...Duyamadim... Gittin... Nereye gittigin önemli degildi.Binlerce kilometre uzakta da olsan, iki metre ötemde de farketmiyordu.Artik yoktun ve asil bu düsünce beni felç ediyordu.Kurtulmaliydim.Kurtulamadim... Gittin... Unutulanlarin arasina katilmaliydin.Anilari bir sandiga koyup hayati bir yerinden yakalamaliydim.Bu ask noktalanmaliydi, bu sevdadan vazgeçmeliydim.Yapamadim... Gittin... Bir okyanusun ortasinda tek küregi kaybolmus sandalda dev dalgalarla bogusan bir denizciyim simdi.Bil ki sevmekten vazgeçmedim seni, bil ki seninle birlikte sevdani da tasiyacagim yüregimde.Bil ki seni...Unutamadim... VE YINEDE GİTTİN... |
Kar Yağıyor bu Şehire!.. Ve Sen Yoksun Senden ayrılalı kaç yıl oldu, kaç asır geçti, kaç yaz, kaç kış, kaç gün, kaç ay..? Saymadım.. Sen giderken ardında bir dağbaşı yalnızlığı bıraktın bana. Bir çöl ıssızlığı, yokluğun kimsesizliğim oldu, yokluğun kederim, söyle şimdi ben nerelere giderim… Yağmurlar bu şehre kızgın artık, yağmıyor sokaklara… Şimdi kar içinde bedenim, buza döndü dünya... Sen gittin kar yağıyor bu şehire! Ve ben üşüyorum, gökyüzü yere dökülüyor sanki, bembeyaz bir gülücükle, nazla... Gözlerimin içinde bir eski hikaye geziniyor sokakları... İnsanlar farkında değil, bilmiyorlar bu hikâyeyi… Hani hayallerimiz vardı geleceğe dair, mutluluk dolu. Rüzgarlar savurdu, ulaşamayacağımız yüksek dağlara yağdı. Öyle de olsa koynumda hala mavi mavi hayaller taşıyorum sana dair... Sen gideli yüreğim yangın, gözlerim buğuludur benim...Kar yağıyor bu şehire ve sen yoksun, üşüyorum!.. Yoksun!.. Gözlerime, dudaklarıma, yüreğime yağıyor kar!.. Giderken ardından son bir çığlığımı ekleyebilmiştim sadece... Giderken "beni de al" diye bağırabilmiştim sadece... Ama nafile duymamıştın... Yıllarca hayalinle yaşadım bu kahrolası yerde, hayalinle avundum senden uzaklarda da olsa, bir tatlı sözüne, bir tebessümüne hasret kaldım…. Sen bir serap gibi yıllardır içimin çöllerinde; yaklaştıkça uzaklaştın benden, uzaklaştıkça yaklaştın... Bilki hayalin bile serinliktir kavrulan ruhuma, üşüyen yüreğime sıcaklıktır… Gel ey sevgi meleğim, cangülüm, bir bahar sabahı toprağıma can olmak için gel!.. Damarlarıma kan olmak için gel!.. Hasretlik boyu uzayan raylarda, gönlünün sıcaklığına muhtacım... Bilki, kaynağı sendedir mutluluğumun, çaresi sendedir yüreğimin. Uzaklığın çekilmiyor, uzaklığın işkence… Ne zaman seni düşünsem şiirler dökülüyor kar gibi kaldırımlara, şarkılar ağlıyor yokluğuna.. Uzak dağbaşlarının serin seherlerinde, gökyüzünü süsleyen gözlerini aradım kaç kez. Seni ararken ırmaklara döktüm derdimi, rüzgârlara döktüm. Bin 'âh'la iniledi dağlar, bin 'âh'la aktı pınarlar, 'âh'ımdan kan damladı gül yapraklarından, yaralı bülbüller figan etti… Özlemin bir bulut gibi sardı beni, bir yağmur gibi üstüme yağdı her gece. Damlalar yüreğime vurdukça, seni sevmek her gün biraz daha büyüdü içimde... Gel ey gül-i rana; gel ey cangülüm, ayakların kanasa da dikenlerden, binbir pusu kurulsa da yollara, prangalar vurulsa da ayaklarına, kırıp zincirleri gel… Gelmezsen yok olurum, tükenirim. Gelmezsen bil ki, ölüme savurur beni hayat… Geceler boyu hayalinin peşinden koşarken şaşırdım yolumu... Bir uçuruma düştüm, canım yandı, kanadı her yerim... Gel ki, uzak dağyollarında küçük bir su olup, sevda pınarı gönlüne akayım… Ürkek ceylanlar gibi sokulayım yanına. Gel koru beni zamanın zulmünden, merhametinin gölgesine al… Kucakla beni şefkatinle, yüreğime bıraktığın o kutsal ışık için, aşk için kucakla… Her gece ismini anarım gecenin en ıssız saatlerinde. Korkuyorum senden uzaklarda sensiz, yüreğim sensiz dağbaşı ıssızlığı, yüreğim sensiz en karanlık gece... Sana doğru kayıyor gönlümün bütün yıldızları, sana doğru akıyor gönlümün ırmakları… Uykusuzum her gece böyle, yorgunum sensiz. Hani diyorum bir gece hasretini yüklenerek çıkıp gelsen, ısınsa üşüyen duygularım. Sonra başımı koysam dizlerine kapansa kirpiklerim; uyusam, bir daha hiç uyanmasam… NURİ CAN |
http://www.gifanimasyon.com/freeking/elveda.gif Artık gitme demeyeceğim, zaten iyice hazırsın bu sefer. Herşeyi yanında götür; anılarımızı, umutlarımızı, sevgimi de al belki lâzım olur. Tek kelime etmesem diyorum, ama etmeliyim, sana bilmediğin bir şeyden bahsetmeliyim; kendimden. Evet, onca zaman tanıdığını sandığın benden. Hırçın yanımı gördün daha çok, oysa öyle uysal bir çocukmuşum ki. Neydi beni zaman zaman hoyrat yapan? Sanırım, düşünmedin. Birini ayrı tutsam da renklerin hepsini sevdim, mevsimleri de. Aslında çok şey var sevdiğim, kavgalar ve savaşlar dışında bir de niye olursa olsun vedalaşma anları, İsterdim ki uyumlu halimi yaşasaydın daima ama bana hep vurgun saatlerinde geldin, ya da sen vurdun. Uzaklara bakardım uysal çocukluğumda içimde dolmayan derin boşluğumla, denizden gelecek bir gemi bekledim durdum, sonra yıldızlara baktım yıllarca ve sen sandığım bir yıldıza. Kadınlar, erkekler, çocuklar ve şehirler tanıdım, çoğunu da sevdim. Aşklarım da oldu, hem de uğruna ölebileceğim aşklar, ama en çok seni sevdim. Ve şimdi gidiyorsun, evet git içimdeki melek sana dua edecek. Sanırım kahrolmayacağım bu veda sahnesine - senin baban öldü mü? Bu gidiş ölümden beter olamaz. Hangisi doğru bilmiyorum, Seni uğurlayıp öylece kalmak mı? Yoksa, benim uyumamı bekleyip gitmen, benim de sensiz sabaha uyanmam mı? Bence şimdi git, hayır gitme! Yani git de önce üstümü ört, ben uzanayım şöyle, ışığı kapat ve git. Hayır hayır gitme! Yani git de ışığı yak git, ben karanlıktan korkuyorum da! Hem sensizlik hem karanlık bu kadarı fazla. Üstümü de örtme bu şevkat de fazla, ışıkların hepsi açık olsun. İçim burkuluyor sen nasıl gidersen git. Dur, burayı iyi dinle; birkez daha söylüyorum ve son kez. Seni seviyorum. Sen giderken ben içimden haykıracağım 'kusursuz bir aşktı bu' diye. Kusursuz bir aşktı benim sana büyüttüğüm sen ne yaşadın bilmiyorum... Yine de tanıdı gönlüm yaşadı Bir kusursuz aşk büyüttüm sana pişman değilim Her akşam vaktinde bu gönül üzülür Hüzünle dolar seni düşünür Şimdi çok uzakta kimbilir neredesin Geri dön ya da dönme ben sendeyim... |
Giderken sen, “Unutma!.. ben seni yeniden toprağa doğ diye bıraktım. Bir gün öyle bir filizlenip, dallanıp, olgunlaşacaksın ki, sen bile şaşıracaksın. Ben hiçbir kimseye böyle özenmedim, çocuğum gibisin ...” diyordun . Evet papatyam, toprağa attığın filizin, yeniden doğdu, dallandı fakat ne kadar olgunlaştı bilmiyorum. “Kolay olmamalısın” diyordun, “Varsın ulaşılmaz görsünler” diyordun ... Bense kendi halimce acabalar içerisinde, yeniden çizmeye gayret gösterdiğin resmime, alışmaya çabalıyordum, şaşkınlık içerisinde ... Kuşkusuz hayatıma kattıkların tartışılmaz gerçekler, “Gözlerin, saçların, sözlerin, duruşun, salınışın, ana sıcaklığında ki şefkatin, ya yüreğine ne demeli; bir anda hiç yoktan yere, öfkeyle ortalığı kasıp kavuran, diğer bir yanda, kor ateşler içerisinde yanarken bile, hiç düşünmeden, közlerin içine ellerini daldırıp, yanmacasına ateşleri avuçlayıp, sevgiyi kadife sıcaklığında insanlara sunan bir yürek. Duygusallığın, mantığın, ellerin, ruhun ve sayamadığım pek çok güzel yanların” şimdi düşünüyorum da keşke yanımda olsaydın neyse... Evet hayatıma kattıkların tartışılmaz gerçekler. Peki ya benden götürdüklerin, hiç bunları düşündün mü? Poyraz eserdi başımın üzerinde, yel gibiydim, uçardım, esti mi alır başımı giderdim, enginlere sığmaz taşardım, fark etmez uzakmış yakınmış, yüreğimi dinler vururdum incemi yollara, sevda ağrı dağının tepesindeymiş, hiç umurumda olmaz, yalınayak tırmanırdım, gün yirmi dört saat derdim, sev sevebildiğin kadar, her saniye, her dakika; milim, milim yaşa sevgiyi, aşkı, hayatı ... her şeye rağmen insanları daha çok sevmeli, biz kardeşiz derdim, insanlığın sorunu benim sorunum yaralara merhem olmalı, çözmeli, anlamalı, korumalı derdim, ayırt etmeden insanları doğru bilirdim, bağışlardım, severdim, yüreğimin sarp yamaçlarında gezer dururdum, bıkmadan tükenmeden, şiirler yazardım, türküler söylerdim, dergahlarda molalar verirdim, dualar ederdim, yahu insanları çok severdim, merhaba derdim, beni anlarlar, benden asla zarar gelmez derdim ... derdimde bazen kızardın . Ey!.. sevgili; zaman, zaman hasretin yüreğimin baş ucuna bağdaş kurup oturuyor, öylece beni seyre koyuluyor, uzanıyorum tutamıyorum. Seyretme, gel ne diyorsan söyle diyorum, mümkün değil aldırış etmiyor ... Senin hasret yanını hiç sevmedim ... Şimdi dalkavuk zamanların, pişkin yansımaları ile karşılaşıyorum, çörek otu kokusundan uzak, yamaçlardan akan; şırıl, şırıl mutluluk şarkılarına hasret, tebessüm yüzüme kalleş, bilmek zorunda olanların bile bilmediği mekanlar kardeş, kendi içimde inceme bir yer arıyorum, bulamıyorum ... Peki şimdi ne olacak? Yeniden filizlensin, yeni baştan oluşsun diye toprağa attığın ince ne yapacak? Kime akacak? Yüreğinin yoksulluğunda hangi limana sığınacak yada hangi karaya vuracak? Offf !.. Sevgili oldu mu şimdi ?... Bazen anlattıklarına hak vermiyor değilim, haklısın anlayan anlasın ama olmuyor papatyam ... Sadece yüreğimi senin bilmen yetmiyor ki ... Yoksun ki ... Nasıl kaş kırarım, yüz çeviririm? Nasıl on adım uzakta kalırım? Nasıl memleketimde bunca insan haksız yere şehit düşerken, sessiz kalabilirim ki ?.. Ağlayan, iki satır yazıp yüreklerine bir hoş seda duymak isteyen gönüllere off!... diyebilirim ?.. bağışla be sevgili !.. yine sözlerine aldırış edemiyorum, yaşamak bana hep bir gömlek fazla geldi. Üzülme be sevgili !.. yazdıklarıma bakma, bu karamsar adam ne anlatıyor yine deme, biliyorsun ben hayatı hep ajitasyon ederdim, aşkın içinde bile hep keder arardım, maalesef tema ayrılıktan dem vururken, ölümü işlememem, biraz ölüme haksızlık olurdu. Biliyorum, yaşamak her şeye rağmen çok güzel ve şu satırları yazamayacak kadar çok kısa ... Hasretinde söylediklerini aklımdan hiç çıkarmadım, zaman zaman, sana kızdım, hiddetlendim, uzaklarda oluşuna ağladım, lüzumsuz bir çok laf ettim. Sazların teline, türkülerin rengine, yamaçlardaki geçmişimize daldım, sızım sızım ağladım, merak etme kimse görmedi, görmeyecekte. Bir gün milyonların önünde, seni ne çok sevdiğimi haykırırsam, bil ki, o gün nergiste bir çiğ tanesiyim ... Az kalsın unutuyordum, hani babamdan yıllar önce, bayram hediyesi olarak hatıra kalan radyom var ya, yadigara kilitli kalmışım bağışla. Şimdi O, pulsuz bir mektup yazıyor sanki kulaklarıma. “Söyle birbirimizi nasıl sevdik, saçları sırma gelincik, gözleri sürme gelincik, suçumuz neydi bizim ? Sevdik, birbirimizi deli sevdik, saçları sırma gelincik, gözleri sürme gelincik, suçumuz neydi bizim ?” Toprağa attığın incen filizlenmişti, gürbüzleşmişti, dal yaprağa bezenmiş, en güzel çiçeklerini giyinmişti ki !.. Erken gelen yokluğunun fırtınasına kapılıp, doğduğu toprağın mistik diyarında, yağmur kokularıyla harmanlandı gitti ,maalesef üzgünüm . |
Ördüm yokluğunun sancılarını Sen üzülme diye satır aralarına ördüm yokluğunun sancılarını. Duyup ağlama diye bir saçak altına sığınıp şimşek gürültülerinde yutkundum sensizliğin çığlıklarını. “ Yüreğinde bir bahar göremeden, kanayan yaralarımı iyileştirmeden çekip gittin. Gitmeliydin, hiçbir zaman dönmeyecek şekilde yüreğimde sana dair ne varsa alıp gittin. Gittin diyorum hiçbir zaman yüreğime gelmemiştin sen. Evet, bu cümleyi kurmamak için ne savaşlar verdim yüreğimin hücrelerinde bir bilsen. Seni üzmemek için acılarımda demlenmiş bu cümleyi hep erteledim dudaklarımdan. Yalnızlığında depreşen yaralarımı görme diye kalemi kırdım, ismini anan dudaklarıma kilit vurdum seni üzecek tek bir kelime söylemesin diye. Sen varken taze tomurcuklar açan kelimelerim yokluğunda paslansın istedim. Sen benim canımdın. Sana ve gözyaşlarına kıyamadım işte. Sana acı vermemek için yüreğimdeki “ senden ” kaçtım. Senin olduğun her yerden uzaklaştım. Hayattan, bu satırlardan kısacası her şeyden kaçtım unutmak için değil senin gidişini kendimden gizlemek için. Gitmelerini erteledim yüreğimin kıyılarında. Bitkisel hayata girmiş varlığını kendi soluğumla yaşatmak istedim. Soluğu tükenmiş bir cana “ canımı “ verircesine yokluğuna anlatan kelimelerden kaçtım..Canımdan canımı koparıp biraz daha varlığında gülümseyebilmek için kendimi seni hatırlatan kelimelerle avuttum. Kendimi “ yalnızlığımla “ aldattım. Gidişlerine kaç kuyruklu yalan uydurdum. Kaç kez kaçınılmaz bu gerçekle aynalarda yüzleşmekten korktum. Hiçbir zaman dillendiremedim senin gidişini hatırlatan kelimelerle. Ama yutkunamadım, dudaklarıma kilit vuramadım işte .” Hiçbir zaman yüreğime gelmemiştin sen. “. Gece olup herkes evine döndüğünde anladım senin bir daha dönmeyecek şekilde gittiğini. Gittin, hiçbir zaman geri gelmeyecektin…. Varlığındayken her gece aradığın vakitlerde ben hala sen ararsın diye seni bekledim sen kokan köşelerde. Seni bekledim hep. Seni beklerken karanlıklarla oyalandım biraz. Körebe oynadım zamanla. Kovalayan yalnızlıktı ben ise sana ve varlığına kaçan oldum. Hep yokluğuna ebe oldum bilmediğim oyunlarda.. Gözyaşlarımı avuç içlerimde saklayıp seni bekledim işte zamanın kör saatlerinde. Seni götüren tarihi alnımın ortasında bir mıh gibi çaktım. Ve hala gittiğin günde hala bıraktığın yerdeyim…Bir gün gelecekmişsin gibi seni bekliyorum sen kokan köşelerde…. Hatırlar mısın bilmiyorum. Senden önceki terk edişlerimi yazdım sana. Acılarımı katık yapıp aynı sofrada paylaşmadık mı seninle. Hüznün içinde umutsuz kaldığımda “ Pes etmeler bize göre değil, yılmakta öyle. Şimdi hadi tut ellerimden. Gir hadi yüreğimden içeri böyle hüzünlü olduğun zamanlar. Orada cennetten bir köşe var senin için. Kuşlar, çiçekler, kelebekler. Orada biraz mutluluk doldur yüreğine, huzur doldur. Sığınağın olsun orası, sığındığın. İçinde akan derede yıkan ve sıyrıl tüm acılarından. “ satırları geliyor dilimin ucuna. Yüreğim ise her satırında seni arıyor. Susup bakakalıyorum senden kalan tek hatıra bu satırlara..Huzur arıyorum gözlerindeki mutluluk ülkelerinin baharlarında. Sığınak arıyorum yalnızlığın ayazlarından kaçıp yüreğimi ısıtabileceğim. Seni arıyorum lakin yüreğimde bulamıyorum. Ruhum gitti derken yüreğim kabullenmiyor gidişine.. Ruhumla kalbim arasında tek başıma kaldım. Gittin mi yoksa giden sadece mevsimler miydi bilemiyorum. Bildiğim tek bir şey var ; yalnızlığında yetim, karanlıklarda sensiz kaldım… Bu satırları yazarken annem ile kız kardeşim yan odada ben ise sessizce gözyaşlarımla sana akıyordum senin sırtınmış gibi yokluğunu hatırlatan duvarlara yaslanarak. Hiçbir zaman gelmeyecek olsan da imkânsızlığına bırakıyordum fakir kelimelerimi. Ağlıyordum, sesimi kimseler duymasın diye ağzımı ellerimle kapatıp ağlıyordum. Yüreğim gözyaşlarını giyinip sana ve yalnızlığa akıyordu kirpiklerimden. Biliyorum ki bu gözyaşlarım senin için. Kirpiklerimden akan her gözyaşına bir dua ekledim canım. “ Benim her ıslak gözyaşım sana umut dolu bir gülücük olarak dönsün “ duasını dudaklarıma ilmekleyip sana bıraktım ıslak gözyaşlarımı..Ve mektubu okurken ağlarsan dokunma gözyaşlarına, bırak aksın yüreğin satırlara, toprağa. Aksın ki ; susuz kalmış ceylanlar gözyaşlarınla beslensin. Sen bu satırları okurken ben tek hayalimiz olan kızımıza “ sonbahar mektupları “ yazıyor olacağım. Gittiğin günün tarihini kaderime mühürleyip yalnızlığın demli çayından sensizliğini yudumlayacağım. Seni anacağım yıldızların karanlıklarla dansını izlerken. Ve yağmur yağarken yüreğine dokunacağım usulca.. Bir gün kavuşmamızın ahiretin güneşinde olacağını düşünerek ismini anacağım imkânsızlığın kör saatlerinde. Elinde yıldızlar, yüreğinde beni alarak gelmeyecek olsan da her zamanki gibi gecenin en dar vaktinde seni bekliyor olacağım.. Her kelimem yalnızlığa tutsak. Her gülüşüm sana uzak. Yüreğimle yüreğine dokunsam, Gülüşün düşer haramın avuçlarına. Gözyaşlarımı yüzüne bıraksam, İmkânsızlık düşer hasret paydalarımıza. Güneşler kurutmaz ıslak kirpiklerimizi. Şarkılar avutmaz ikimizi de. Gün gelir, Gözlerimizden akan Yaş olur ayrılığımız. Gün gelir, Yüreğimizi yakan Yangın olur yalnızlığımız. Gün gelir, Yoklukta yüreğimizi dayandığımız sırt, Uçurumlarda tutunduğumuz bir dal olur İmkânsızlığımız. Ve bir gün Cennetin köşelerinde Sarıldığımız gül kokulu bir sevda olur Islak gözyaşlarımız….. |
Gidersen; Boş bir anı dolduracak Kadehlerin sesinden taşan sarhoşluklar Sen şişelerin dibinde ararken derin vakitleri Ben üç şarkıda bir fal tutuyor olacağım adına Özleyeceğim Çaldığın kapıların ardında olmak isteyeceğim Bedbaht nahoşlukla Alnının çizgileri kader yolum olacak Boşaltacaksın kalbimi bir gün nihayetinde Başkaları dolduracak Ayrı yatakların isimsiz kahramanlarıyla terlerken Gözlerimizde aynı fotoğraf canlanacak... Gidersen; Öfkeleneceğim Heyhat zamanın beyaz gölgelerini Saçlarımda göreceğim... Bulanık hafızamda olacak adın Titrek ellerimi kalbime götürecek Sana sesleneceğim Duymayacaksın! İzimi silecek zaman Arasan da bulamayacaksın... Gidersen; Yılgın bir kederle yaşlanacağım Hiç kimse kaderimle beni barıştıramayacak... Gitme... Zaman bir kez daha bu kadar insaflı olmayacak.... ELIF SEZGIN |
GİDEN KİŞİ SEVİYORSA GİTMEK DAHA ZORDUR.KALAN KİŞİ GİDEN KİŞİNİN ARTIK ONU SEVMEDİĞİ DÜŞÜNÜP ONDAN SOĞUYABİLİR.AMA SOĞUYAMIYORSA VE EMİNSE GİDEN KİŞİNİN ONU SEVGİSİNDEN OZAMAN KALAN KİŞİYEDE ZİNDAN OLUR HAYAT.OFF YA BENDE BİLMİYORUM KİM DAHA ÇOK ACI ÇEKİYOR DİYE DELİ OLUYORUM ZATEN..ASLINDA LAFIN KISASI KİM DAHA ÇOK SEVİYORSA O DAHA ÇOK ACI ÇEKER... |
Dönüşsüz Gidişler Yeniden hayata dönebilmek zor Dönüşsüz gidişler var hatıramda Bu günden Yarını görebilmek zor Görüşsüz hükümler var hayatımda Bir aşk için bir kaç ömür harcadım Delikanlı çocuk gençlik yıllarım Hepsini ayrı bir yerde bıraktım Ölümsüz ömürler var hayatımda Gönülden seveni bulabilmek zor Gönülsüz sevenler var yıllarımda Bir yerde sevgisiz kalabilmek zor Dönüşsüz gidişler var yollarımda |
Birakma.. Tut elimden Birakma.. Sat beni pazar pazar Sat yarim Umudum var İnsanım yar İnsanca sevilmek sevmek varya Umudum var Tut elimi Vuslat yakındır ey sevgili Umudum var yarınlarla Vuslata inan ki az zaman var Umudum var bin sevda boyu Kır zincirlerini Gel benimle Sevda bir umut Hasret bir umut "Sev" dedi Tanrı bana Sevdim işte.. Ağlama N'olur gül yarim Can yarim canan yarim Ben senin aşkına kul yarim Götür pazar pazar sat yarim Öyle güzel bak bana Beste beste Şiir siir Tut elimden Bırakma.. Sat beni pazar pazar Sat yarim |
Gitmek mi Kalmak mı? Gitmek isterdim. Herşeyi ve herkesi bir kenara atıp gitmek... Yalnız kalmak yalnız yaşamak. Issız, kimsenin olmadığı sakin ve huzurlu, Kimsenin karışmadığı özgür bir yere. Yeryüzünde böyle bir yer var mı? Varsa beni de oraya alırlar mı? Ne olur var desin birileri. Beni de götürsün, yol üstünde bıraksın. Çok birşey istemiyorum Yol göstersin, yol üstünde bıraksın yeter. Sonra ne bir kimse sorsun, Ne bir kimse arasın. Lütfen var desin birileri, Teselli vermek için sadece var desin. ''Hadi gel, seni de yol üstünde bırakırız.'' desin. O zaman gelirim, Herşeyi ve herkesi bir kenara atıp gelirim. Yalnızlık huzur verir mi acaba? Issız, kimsesiz ve sessiz bir yer Huzur verir mi bana? Arar mıyım yoksa eskiyi? Özler miyim geçmişi? Kalmalı mıyım yoksa? Biraz daha dayanmalı mıyım? Hayat değişir, belki yüzüm güler. Sabredemezsem eğer daha da kötüye gider. Gitmeli miyim yoksa? Ama vicdanım... Nasıl karar vermeliyim? Kalmak için tek bir neden Gitmek için bir sürü neden Peki, bu kararsızlık neden? Gitmek mi kalmak mı? Bir yarım git diyor, diğer yarım kal Nasıl bir bütünüm ben? Kararsız, çaresiz, boşluğun içinde kimsesiz... Tek bir neden yüzünden Sonunda söz geçiriyor bir yarım diğerine Kal diyor, kal ve dayan. Dayan çaresizliğim, dayan sessizliğim İçimde hala bir umut Sabredince değişecek Sabredince geçecek Bir gün hayat bana da gülecek Evrim Güneş |
Hani; Bir ayağın içerde Tam çıkacakken Kalbimin kapısından Gitme Kal, desem? .. Hani; Başka gözlere Dalmamışsa gözlerin, Yankılanmıyorsa Başka bir ses Kalbinin dağlarında, Kurşun sıkmamışsa Sevdama kalbin, Çıkma Kal, desem? .. Sen de seviyorsan Beni halâ, Ve düşünüyorsan Seni düşündüğüm kadar, Yok ediyorsa mesafeleri Sevgin, Gitme! Bir kez daha düşün! .. (alıntı) |
Sana gitme diyemediğim zaman; gözlerine baktım ağlamaklı ve çaresizce. Belki anlar anlar da gitmez diyen bir umutla. Ellerin kayarken ellerimden yavaşça seni seviyorum dedim sessizce belki de vaz geçip yanımda kalmanı bekleyerek.Sararken kolların beni yavaşça kokluyordum saçının her telinive güzel tenini unutmak istemezcesine. Verirken bana son buseni akıyordu gözlerimden yaşlar usulca. Sana gitme diyemediğim zaman; ağlıyordum önce sessizce bir köşede dönecek diyen bir umutla. Gözyaşlarımı akıtırken gönlüme ılık ılık başımı kaldırıp bir daha baktım ardından belkide geri dönmeni bekleyerek. Düşerken kar taneleri kirpiklerime hayalin vardı gözlerimde ve hala kokunu duyuyordum esen rüzgarda. Fırtınalar eserken ardından son busenin sıcaklığı duruyordu yanağımda. Sana gitme diyemediğim zaman; bir yanlızlık resmi çizildi önce. Sonra hafiften bir rüzgar esti, üşümeye başladı ellerim senin yokluğunu hatırlatırcasına. Bir buruk ses vardı hala kulağımda sevda türküleri söyleyerek rüzgarın uğultusuna karışan. Sessizce sallarken elimi ardından bir küçük tebessüm belirdi yüzümde bu son vedaya aldırmayan... |
Bir an kaybettim seni.. Uçtun ellerimden.. Ardında bıraktığın satırlar darmadağındı. Bir müddet toplayamadım kendimi satırları. Bir müddet anlayamadım ne olduğunu. "Bırak dağınık kalsın satırlar" dedim oluşturamadım cümleleri. Seni anlatacak kelimeleri bulamadım karşındayken. Hiçbir sihir yoktu seni yanımda canlandıracak. Ne kadar çoksan o kadar yoktun hayatımda ! Seni yaşamadan Ölmek istemedim.. Kerim Özkara |
http://www.askmasali.com/resimler/kalp.gif Bu Can Sensiz Yaşayamaz http://www.askmasali.com/resimler/kalp.gif Melek bile saçlarını okşamaya kıyamaz Severm de unutamam diye gözlerine bakamaz Ne olur bırakıp gitme Bu can da sensiz yapamaz Rüzgar incitirim diye yüzüne vuramaz Kararsız kalır da ellerini doyasıya saramaz Ne olur bırakıp gitme Bu can da sensiz kalamaz Güneş sen uyurken doğamaz Etrafını aydınlığa boğamaz Seni bir daha göremeyeceğini duysa Ufukta da olsa batamaz Kış geldi ama karlar niye yağamaz Uşüyen havayı ısıtamaz Onlar da bir can gibi derdini mi anlatamaz Ne olur bırakıp gitme Bu can sensiz yaşayamaz Alıntı |
Ağlamak Istedim Sensiz Bu Akşam Elveda diyip de gittikten sonra Ağlamak istedim, sensiz bu akşam Gözümde yaşlarla çöküp bir kenara Ağlamak istedim, sensiz bu akşam Önce yalnızlığım doldu içime Sonra tüm anılar düştü peşime Şöyle bir baktım da kendi halime Ağlamak istedim, sensiz bu akşam Seni arıyorum, senden uzakta Ne buldum bilmem benden kaçmakta Sessiz ve karanlık bomboş odamda Ağlamak istedim, sensiz bu akşam Sensizliğin izleri varken yüzümde Sevdamı sakladım seven gönlümde Seninle gezdiğim o ıssız yerde Ağlamak istedim, sensiz bu akşam. Taner Duru |
Terkeden Kimdi kimdi kalan Giden mi suçludur herzaman? Ne zaman başlar ayrılıklar Dostluklar biter ne zaman Her geçen gün bir parça daha Aldı götürdü bizden Aynı kalmıyordu hiçbir şey Değişiyordu herşey kendiliğinden Artık çözülmüştü ellerimiz Artık bölünmüştü yüreğimiz Birimiz söylemeliydi bunu Ötekini incitmeden Kimdi giden kimdi kalan Aslında giden değil Kalandır terkeden Giden de bu yüzden gitmiştir zaten Murathan Mungan... |
Kalan Bir şey kaldı gecelerden birinde Senden. Öncesinde bilinmemiş birşey, Silinmez bir ses gibi giden.. Kelimelerden büyük, kelimelerin içinde, Bir şey kaldı senden Yaşamalar'ın arasında kaçamaklı. Veriliş rengi başka, alınış rengi başka.. Söylemeye vakit kalmadan Dudakların altına bırakılmış bir şey. Karanlıkların tam ortasında bir kırmızı nokta.. Gözlerce pırıl pırıl, ellerce saklı. Bir şey kaldı, bir denizin kıyısında senden, Bakışlarla yüklü, söylemelerle sessiz.. Seninle dolu, seninle sensiz bir şey.. Arandıkça bulunmamış yıllar yılı, Bulundukça aramaklı. Özdemir Asaf... |
Giderken. Yanında götür gülüşlerini. Öpüşlerini. Özlemeyeyim. Kokunu da götür. Arzulamayayım seni. Tenini. Yanımdasın zannetmeyeyim. Sevişmeyeyim gölgenle. Unutma sakın hayalini. Onu da götür. Odamda dolanmasın. Kırmızı pabuçlarını da götür. Gelmesin ayak seslerin. Gül tablosunu. Kül tablasını. Ne varsa. Kuş tüyü yastığını da al yanına. Sarılmayayım sen diye. Yanında götür hasretini. Burnumda tütmeyesin. Ve bu şehirden al götür kendini Çıkıpta karşımdan gelmeyesin. Kalbini de sök kalbimden. Yokluğun acıtmasın. Ellerini de çek ellerimden. Kanatmasın. Yanımdan götür maziyi. Hatırlayıpta her gün. Yaş düşmesin tek tek gözlerimden. N’olur sevgilim n’olur. Allahını seviyorsan. Al elimden şu masum bakışlı resmini. İstemem tesellisini. Yakmasın beni ateşlerde. Bakıp bakıp öfkelenmeyeyim. Öpüp öpüp delilenmeyeyim. Bende sana ait hiç bir şeyin kalmasın. İstemem bana hatıra olmasın. Alıntı |
Vur da Öyle Git İdam mahkumunun söz hakkı vardır Bari son arzumu sor da öyle git Arının çiçekte göz hakkı vardır Bir buse için dur da öyle git Madem gidiyorsun bura son durak Ne adres, ne mektup, ne resim bırak Kendinden bir parça bir cisim bırak Saçından birkaç tel ver de öyle git Ardımdan bir damla yaş dökeceksen Adımı andıkça ah ah çekeceksen Kabrime bir gonca gül dikeceksen Ne olur yaşatma vur da öyle git Hem yıllarca oyna gönül sahnemde Hem perdeyi kapat en mutlu demde Sitem oklarına hedef sinemde Açtığın yarayı sar da öyle git Pişmanlık duyarda dönersen geri Gel de gör aşkından kalan eseri Seyret ateşinin düştüğü yeri Hasretin zulmünü gör de öyle git CEMAL SAFI |
| Saat: 17:00 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık