![]() |
Yalnızlığıma vurgundur yüreğim.... Yalnızlığıma vurgundur yüreğim... Rakı masalarında mezeler gibi soğuğumdur, Yazılıp atılan metuplar gibi buruşmuş Yalnızlığıma vurgundur yüreğim... Yolları titreyen bastonum gibi sever ellerim Ağlayan kumrulardan farksızdır kaderim. Yalnızlığıma vurgundur yüreğim... Kangurunun kesesi ayaklarım Eritilmiş buz kalıbı gözlerim Yalnızlığıma vurgundur yüreğim... Yalnızlığıma yığılmış yüreğim Yalnızlık sensizliğim, .... Yalnızım.... .... Yüreğim... .... Yüreğim yalnızlığıma, Yalnızlığım yıldızlara, Yıldızlar sensizliğe vurgun.... Barış Ardahan |
Yorgun bir rüzgar gibi ne bir toz kaldırıyorum Ne bir yaprak düşüyorum Budanacak dallarım ağırlaştıkça ağırlaşıyorum Tutanacak dallarım çürümüşler Bir damla yağmura muhtacım Sımsıkı sarıyor benliğimi geçmiş Kurtulmak istiyorum Rüyalar bırakmıyor her gece her gece Medet umuyorum her gülen yüzden Her güleni dost zannediyorum Ben değil miydim hep yalnız olan Yalnızlık neden şimdi bir çığ gibi büyüyor gözümde Ve sancısı yüreğime vuruyor ruhumun zergül torun |
Bir rüzgâr esse ellerin fesleğen kokuyor Kırlangıçlar konuyor alnına akşamüstleri Bu yüzden bir kanat sesiyim yamaçlarda Üzgün bir erguvan ağacıyla konuşuyorum Ayrılığın zorlaştığı yerdeyim ve dalgınlığım Bir mülteci hüznüne dönüyor artık bu kentte Çocuksun sen alnına kırlangıçlar konan Bir bulutun peşine takılıp gittiğimiz yer Okyanus diyelim istersen ya da sen söyle Batık bir gemiyim orda, seni bekliyorum Upuzun bir sessizliğim fırtınalar patlarken Gövdem köle tacirlerinin barut yanıkları içinde Ve gittikçe acıtıyor yaralarımı tuzlu su Çocuksun sen, büyümek yakışmazdı hiç Gülüşünün kokusuyla yeşerdi bu elma ağacı (Soluğunun elma kokması bundandı belki) Bir elma kokusuna tutundum düşerken Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle Çocuksun sen, çocuğumsun Ahmet Telli |
Adam koydum masaya dokuzu Pencere yanındaydı gökyüzü yanında Uzandı masaya sonsuzu koydu Bir bira içmek istiyordu kaç gündür Masaya biranın dökülüşünü koydu Uykusunu koydu uyanıklığını koydu Tokluğunu açlığını koydu. Masa da masaymış ha Bana mısın demedi bu kadar yüke Bir iki sallandı durdu Adam ha babam koyuyordu. Edip Cansever |
YANLIZLANMA SENFONİSİ Karanlıkları aydınlatmanın bedeli ağır Bir yerde ışık varsa Görünmeyen bir yerde tükenen birşey vardır. Her aydınlatan eksilir kendinden Güneş de yıldızlar da, çıra da mum da Tüketerek kendisini karanlığı aydınlatır. Yatak odamdaki saat durmadan Şarkısını söylüyor zamanın Öleceksin tükeneceksin Öleceksin öleceksin Bağırma öyle bağırma Yanlızlığını uyandıracaksın Bütün ağırlığını bırakıp geride Yerde koyduğum kendimden Tütüyorum göklere Bir ben gökyüzünde Seyrediyorum kendimi kuşbakışı Küçük küçük yiterken yerdeki ağırlığım. Yayılıp gökyüzüne büyümekte yanlızlığım. Yalınayak çırılçıplak Yağmurların da üstünde gökyüzündeyim Hiç kimse yanlızlığıma dokunamıyacak Ayaklarıma yıldızlar batıyor Yaralarımı bulutlara sarıyorum. Zaman yuvarlanan bir kaya Gittikce daha ivecen Düşecek hiçliğin sonsuzluğuna Tutup kendimi kurtaramıyorum düşmekten Senden başka kimim var. Otur yokluğumun başucuna Ağla yanlızlığım, ağla yanlızlığım... Sen benim silahım gücüm Sevdiğim sevdiceğim Herşeyim sensin yanlızlığım Öldürülmüş zamanlarımın katili kiö. Ellarim kendi kanıma bulanmış Ya; öldürülmüş aşklarımın katili kim... Neden dudaklarım kan içinde Ben bütün dünyayım Bütün dünyada ben Seviyorum her güzellikte yanlızlığımı Sevdiğimi gizliyerek Kimdimden ve kendisinden Hiçbir sevgilimi sevmedim daha çok Yanlızlığı sevdiğimden Herkes de soruyor mu kendisine Sezmeden, ayrımsamadan bilmeden Nasıl bu denli yaklaştım ölüme Öyle uzağındayım ki şimdi kendimin Ne sesimi işitebiliyorum Ne görüyorum artık yerdeki kendimi Karanlıkları aydınlatmanın bedelini ağır Ödüyorsun ay tükenerek Güneş hem yanıyor hem sönüyor Ben de hem seviyorum hem ölüyorum Aşkla ölüm iç içe sarmal Yanarken sönmekte güneş Severken ölmekteyim ben Boşuna bağırma kimseler kurtaramaz İşte yanlızlığın bir de sen varsın Son gününde İnsan doğumundan daha yanlız ölümünde... |
Her bakışında bir kuş konar o dilsiz çig damlasına ve sarhoş bir duman huruç eder güneşten sana hüzün buluttan iner ve yığılır hayal libaslı akşamlara ki akşam bir yansımadır müphem sularda ve akşam güllerden ateş yakan sağır bir uyku olup bana sırnaşır işte o zaman ben çıkarım aşkın burçlarına bir ok çekip kıskançlık sadağımdan kahkahayla fırlatırım sana ve tutunarak öfkenin eteğine çıktım sanırım gizemli patikaya ne zaman ki kristal bir vazonun kırılışı gibi kaybolunca sarhoşluğun ayak izleri ve zaman süt verince ak kanatlarıyla emekleyen bebeğe ağlamak denilen bir orduyla çarpıştım. Adem Özbay |
Yalnızlık http://www.aruz.com/huya-siir/metin.gif Yalnızlığımı büyütür kalabalık Gökdelen'in gölgesine siner Karanfil Sokak kalınlaşır yoksul kadın çocuklarıyla çöplerin üzerine konar gözleri cam kırıkları sevgilim gelir yalnızlığım büyür çocukken gökkuşağına düştüğüm gökyüzü gelir kirli güvercinleriyle. Kimin öznesiydi mevsimler işkence öyküleri kimindi ayrılığın sesi miydi adımnlarım suyu bekleyen uçurum mu kanatlandım yalnızlığımla son mevsime içimde bir kedi yavrusu. A. Kadir |
Ayrılık Değil Gün ışığına söyle Boğamaz içimin karanlığını, Hep yağmurun sesine karışır, Hüzün dolu bir şarkı. Ve hep bir şeyler eksik kalır, Sende ben, Bende sen... Umutsuzca özleriz birbirimizi.... Gün ışığına söyle Gökyüzü çılgın mavileri de bilir. Atamadıkça birbirimizi yüreğimizden Ve vurdukça yüreğimiz birbirimizi Sokakları sarmışken yağmur bulutları O çılgın bir mavi yüreğimizde dururken, Gülüşlerim çok uzaklarda kalır. İçimdeki tamtamlar ayrılık çığlıkları atar, Ama bu hayattan çalınmış zamanlar. Bizi yine ayıramazlar. Gün ışığına söyle Vedalar kavuşmak içindir, Bir yanılgı, Bir saçmalık, Bir pişmanlık değil, Bu bir sevgi, Belki ölümsüz de değil. Her şeyimizi kaybettiğimiz bu hayatta. Hep bir şeyler eksik kalacak bil... Bende sen, Sende ben... Bu yaşadığımız dayanılmaz hasret, Ayrılık değil... -Ayrılık Gözyaşına Sığmaz isimli kitabından Ahmet Beltekin |
SAKLANBAÇ Aşkı arıyorum... O hep saklanan Bense hep ebe... Aşkı arıyorum Şarkılarda... Türkülerde... Araya araya bulduğum Kendisi değil Saklandığı yerler: Beyinler...gönüller... Yerini buldum ya Şimdilik bu da yeter... Pusudayım... Aşkı arıyorum Ayak seslerini duyuyorum Umutlanıyorum... Mutlaka bir gün O da elime geçer diyorum... Alper Kürük |
Yalnızlık Bütün bir haziran evin önünde Akasyanın dallarını eğerken rüzgar İpeğe kırmızı bir gül işlerdi Kulağı ıssız ve tozlu yollarda Yoksulluğun kedileri kapıyı Bir yaz boyu her gece tırmaladı Sırtının teline mavi bir horoz düşü Dokunmadan uykuya varamazdı Uzak denizlerden atlar geçerdi Bulutlar güze yakın gözlerinden Bekledi ölümün beyaz elinde Solgun bir gül oluncaya kadar Onat Kutlar |
Bilirim geceleri uykun kaçar, Dayanamazsın ararsın! Kalbin ağlar ama, sen ağlayamazsın! Bensizliğe bir türlü alışamazsın! sen beni asla unutamazsın! Gururun hayır dese de, kalbin kan kusar. Ateşin söndü!desen de, küllerim bağrını yakar! Maziye dalıp her gece resmime bakar, bir türlü ağlayamazsın! Sen beni asla unutamazsın! Unutabilsen,gece yarısı telefonlarımı çaldırmazdın! Unutabilsen,böyle isyankar olmazdın! Sen beni unuttum desen de unutamazsın! Kalbini başka gönüllerde asla avutamazsın!. Zeynep Orcanel |
Gözlerin yağmurlarla dolar, Ellerin cebinde düşersin yollara. Seni uzak gecelerin birinde unutur, Birinde soluk bir resimle hatırlar. Sigara dumanlarında şekillenir kahırla, Çaresizliğine içerlersin. Ağlarsın, ağlarsın... Seni deli sanırlar. Ahmet Beltekin |
Kıvılcım Bana aşkın tarifini sordular Önümde bir kutu başladım okumaya: Emniyet kibriti Çocuklardan uzak tutunuz Çevre dostu Kükürtsüzdür. Fikret Çalışlar |
Unutmaliyim, her ne olursa olsun unutmaliyim seni.. Baska carem yok bunu sende kabul etmelisin Mutsuz oldugumuz o günlerin acisini birbirimizden cikarmaya calisiyoruz Oysa elimize hic birseyin gecmeyecegini ikimizde biliyoruz.. Bizim hedefimiz ne? Imkansizi basarmak mi? Basaramayiz, hersey ortada.. Mutlu olmak icin her yola basvurduk Hep reddedildi istediklerimiz.. Devam etmek neyi degistirecek ki söylermisin bana?? Bizim sonumuz baslamadan belliydi aslinda Oysa biz galip geliriz düsüncesiyle inat ettik söylenenlere Üzünü - Aci - Keder.. Herseyden yüklü miktarda payimizi aldik.. Tüm bunlari tekrar yasamak niyetinde olamayiz ikimizde.. Cünkü bundan hic bir cikarimiz olmayacagini kabul etmeliyiz.. Vazgecmek icin cesaretimiz olmali yüregimizde.. Vazgecmek icin cesaretimiz olmali yüregimizde.. |
Karar kıl gönül ikrara, Murşidler şahı hünkara. Kamil olup hak yoluna, Gelen bilsin ahvalimiz.. Arif ile kıl pazarı, Göresin aşkı nazarı. Bülbül olup zarı,zarı, Yanan bilsin ahvalimiz... Çirkin ile aç arayı, Melhem ile sar yarayı. Sıratı geçip sılayı, Bulan bilsin ahvalimiz.. Dost yolunda olak sefil, Düşünme hiç boşa gafil. Çağlarim der söze dahil, Olan bilsin ahvalimiz. Aşık Çağları (Muammer Çalar) |
Yalnızlık Korkusu Sevdiğimiz eşyayı, dostları yada sevgiliyi. Sonunda yürekte kalan hep ayni duygu, hüzün... Çünkü yitirilene alışmışızdır, sevmişizdir, bizimle olan beraberliği keyiflendirmiştir. Çünkü o beraberliğe değer vermişizdir. Ya o güzelliği yasarken; paylaşımı, keyfi, sevmeyi ve sevilmeyi birlikte hissederken... Hep korkmaz miyiz? İçimizi en güzel anlarda bile hep sarmaz mı? Ya biterse? Ya yok olursa bu güzellik?; endişesi.. Tabii ki bitecek. Yaşadığımız mutluluklar, hüzünler hep bitmedi mi? Hep yerine başka başka hüzünlere, mutluluklara bırakmadı mi? Gene ayni korkular, ayni endişeler... Peki sahip olduğumuz güzellik için yitirme korkusuyla ağlamak niye? Kime? Ne için ? Biliyor musunuz? Dökülen göz yaşları sadece kendimiz için.. O değere sahipken de, yitirdiğimizde de.. Çünkü bizi asil korkutan YALNIZLIK.. İçimizde hissettiğimiz o güzel duyguları uzunca bir süre tekrar yaşayamamak.. Özlemek, özlenmek, sevmek, sevilmek, sım-sıkıca sarılmak, o bedenin canini, kanını hissetmek, sevişmek.. Hangisi kolay vazgeçilir hazlar ki? Biten aşklarda da, biten ömürde de yanaklarımıza dökülen gözyaşları hep kendimiz için. Çünkü merkez hep biziz, doymak bilmeyen egomuz.. Ve o egoyu doyurabilmek, hoşnut kılabilmek için ne kadar çok çırpınır dururuz. Bizim sevdiklerimiz bizi muhakkak sevmeli, özlediklerimiz özlemeli, doğrularımız her zaman tek doğrudur. Ya yanımızda ki insan ? Onun egosu ? Arzuları, özlemleri veya usandıkları... Ne kadar o sevdiğimiz insana karşı fedakarız? Vermeden neyi ne kadar alabiliriz ki? Bizler; hep ilişkilerimizde hesap kitap içinde değil miyiz ? Her zaman denge.. Verdiğimiz kadar alalım, aldığımız kadar verelim hesapları yapar dururuz. Sonuç YALNIZLIK . Peki bu kadar yalnızlıktan korkuyor, yaşanılan güzellikleri, paylaşımı bir daha yasayamamak endişesiyle kaybedeceğimiz değere ağlıyorsak niye bu kadar ince hesaplar. O değer bize mutluluk yerine hüzün, kargaşa yaşatıyorsa zaten vazgeçmeliyiz. Yok eğer yaşamın sıkıntılarından biraz da olsa bizi alıp mutluluk veriyorsa o zaman gözyaşı yerine biraz daha akilci olmak daha doğru değil mi? Sıkıca, hiç bitmeyecekmiş gibi o güzelliği, huzuru sonuna kadar yasamak varken neden korku?? Bilirsiniz.. Anılarımızda öylesine anlamlı, mutlu anlar vardır ki, kimi zaman onca geçen yıllara değerdir. Tabii ki bu değerler karşılık bulduğunda daha da değer kazanacaktır. Eh iste o zaman bize biraz daha is düşüyor demektir. Daha çok özen... Çünkü yasam içinde, ayni frekansı yakalamak o kadar zor ki... Sevgiyi, özlemi birlikte yasamak doyumsuz bir hazdır. Artık o sevdiğin insan kendin olmuşsundur. Korursun, tıpkı kendini koruduğun gibi. Üzmekten, incitmekten korkarsın. Artık hesap, kitap yapılamaz. ; Daha çok vermek vermek istersin. Çünkü ego vererek de doyumu öğrenmiştir. Çünkü gönlünü ayna tutmuşsundur o sevgiliye. Çünkü yitirme korkusu askı ölümsüz kılar. Çünkü ayrılmanın da bir vahşi tadı var Öyle vahşi bir tat ki dayanılır gibi değil Çünkü ayrılık da sevdaya dahil Çünkü AYRILANLAR HALA SEVGILI.. |
İlk yazın ucu göründü Harlayıverdi çiçek çimen Kalktım Akçadoruğa çıktım Bi ova serildi önüme Karşıma bi dağlar dikildi Elim ağzımda baka kaldım Bir yanda dumanlı toprak Bir yanda deniz Eriklerin bademlerin şavkı vurmuş havaya Ortalığı tutmuş zeytin Gözlerim yeşile kesti Hey ne dünyaymış dünyamız Çamların heybetinde sesinde kaynakların Yaşamak uğul uğuldu Kımıldıyordu yamaçlarda tarlalar Tepemde gök Çevrilmiş üstüme sayısız sevdalı göz Güp güp atıyordu yüreğim Kıyısında söğütler göveren Bir nehir yatağına dönmüştü içim Üstüme üstüme geliyordu ıraklar Yankısıyla nice ilk yazların Coşkun sular geçiyordu derinlerimden Yosunlu kayaların dibinde Ordan ordan dürtüyordu tohum tomurcuk Elimi uzatsam özgürlüğe dokunacaktım Yeni düşünceler patlıyordu zihnimde Açtım bağrımı güne güneşe Eh beee Mehmet Başaran |
GELDİM YOKTUN Dün gece düşüncelerim yine sen kokuyordu Beynimin her köşesini esir almıştın Yine içime girmişti yokluğun Yine kendi kendimle seni konuşmaya başladım Biliyor musun, sen gittikten sonra hayat bulanık bir hayal Ev soğuk, çayın tadı yok Sen gittikten sonra ne uyku var gözümde Ne de merakla okuduğum kitabın son yedi sayfası Sarı bir hüzün şimdi firara meyilli aklımın rakibi Seni daha da ısıtmak için içimde Gözlerimi kapatıp yüzüne sürüyorum yüzümü Sözlerin gözlerimde birkaç damla yaş Dudağında bakire bir gülümseme Ve tenime işliyor tenin kokusu Ellerin ateş topu sen dokundukça ben eriyorum Gözlerimi açsam gideceksin, biliyorum Dün gece kafatasım dar geldi beynime Beynim dar geldi düşüncelerime Bir infilak arifesi terkettim evimi Yollara düştüm, şuursuzca değil Dümeni sana kırdım Rotam geçici vuslat, yalancı bahar, bir kelebeğin hiç göremiyeceği mevsim Yağmur başlamadı ben yürürken Hani filmlerdeki gibi Kuruydu hava, kuruydu yollar, kuruydu gözlerim Nasıl bir cesaretti dün geceki bilemezsin Gel yine bir parçam ol, demeye gelmemiştim Senden aşka dair hiçbir şey istemiyecektim Geldim çünkü sen herşeyimi bilenimsin Sen benim kapısı olmayan, duvarı olmayan Dört bir yanı açık hanemsin Dün gece bildik bir yüz görmek istedim En bildik yüz sendin Aşka mı esirim sana mı bilemedim Aşk sende mi anlam buluyor dersin ? İşte dün gece sana bunları anlatmaya geldim Defalarca çaldım kapını Kapı aşındı, elim aşındı, yüreğim aşındı Dün gece sana geldim, çaldım kapını Açan olmadı... Funda Güven |
Yalnız Gün olur kar da yağar buralarda Güneşe de kavuşursun Ama tanıyamazsın bile bir acımasız rüzgar savurur deli dalgalar boğuverir vicdanını o hep masmavi sandığın kara sularının içinde ve hep sarı bildiğin güneş kızıllaşır birden Ben bunu tanıyorum dersin ateş bu; Ama nafile hepsi birer azılı düşmanın oluverir Sonra bir de bakarsın etrafında kimsecikler kalmamış işte o zaman hatırla beni yanlız o zaman Ömer Seydi Ekinci |
YaLNıZLıK Derin bir sessizlik içinde geldi yalnızlık Hüzünlü bir sonbahar gibi geldi Sokuldu gecenin koynuna usulca Sokuldu ve sustu ! Ansızın bastıran bir kış gibi geldi yalnızlık Yorgun ve üşüyen bir kadın gibi geldi Yürüdü ışıksız sokaklarımdan birinde Yürüdü ve yoruldu ! Yaralı bir kuş gibi geldi yalnızlık Pulsuz ve adressiz bir mektup gibi geldi Sırtüstü uzanıp yattı içime / bir gece Yattı ve uyudu ! Ağzı kokan bir adam gibi geldi yalnızlık Bulutunu arayan bir yağmur gibi geldi Kınından çıkartılan bir bıçaktı sanki Düştü ve kayboldu ! |
ACI HAYKIRIŞ Siz hiç terkedilmenin ne olduğunu bilirmisiniz Hiç gecenin karanlıkları sıkarmı boğazınızı Acı bir sızı kaplar mı yüreğinizi Hiç ağlamak isteyipte ağlayamadığınız Gözyaşlarınızı içinize damla damla akıttığınız olur mu? Hiç yalnızlığın acı burukluğunu hissete bildiniz mi içinizde Söylemek isteyipte söyleyemediğiniz. Sevmek isteyipte sevemediğiniz olurmu Hiç içinizi kaplarmı bir karanlık geçeleri Sabaha kadar düşündüğünüz ama bir sonuca varamadığınız Bir yağmur gibi çöreklenen karamsarlığınızı Atamadığınız olur mu? Bir elinde şarap şişesi, bir elinizde sigara Sabahladığınız olur mu? Herşeyi unutmak için Gecenin karanlıklarından korkmadığınız Sabahlara dek ıslak ve karanlık kaldırımları Çiğnediğiniz olur mu? Tek dileğim olmamasıdır İşte ben hep böyletim... |
Bir cam gibi önünde Yüzümü elinle sil Hohlayarak üstüne Seyret boş bir sokağa Hüzünle yağışını yağmurun. Sonra kaplasın yavaşça Ilık buğusu soluğunun Yüzümü baştanbaşa. Ve bırakıp gittiğinde Bir küçük boşluk kalsın Alnını dayadığın yerde; Bir yalnızlık işareti İşleyen ta içime. |
Harp içinde Babalar evlerine mahçup döndü her akşam Harp içinde. Anaların sütü kesildi, Çocuklar ağladı, Erkekler askere gitti. Kadınlar bir deri bir kemik. Har***inde kızlar sarardı. Savaşanlardansa Ancak bir hatıra kaldı. Cahit Külebi |
YOKSUN SEN Kör karanlık yıllarımda Sensiz geçen her baharda Eksikliğin çöktü yine Hakkım yokmu ağlamaya Yine yoksun sen yanımda sevgilim Yine yoksun sen Hiç sordunmu kilit vururken yollara Hiç sordunmu bana Gölgesinde karanlığın Çaresizliği akşamların Yine sensiz yanlızlığın Bilinmeyen ufkundayım Yine yoksun sen yanımda sevgilim Yine yoksun sen Hakkım yokmu ağlamaya Sonsuzlarda yok olmaya Bekledim hep aşk yolunda Yanlızlığımı sonum sanma Yine yoksun sen yanımda sevgilim Yine yoksun sen Hiç sordun mu kilit vururken yollara... |
Yalnızlık Bir dag golunde zambak olmaktir yalnizlik |
Ezberlenecek hiçbir şey yok bu dünyada Kirletilmemiş bir bulut bile yok artık Böyle diyorsun her yolculuğa çıkışımda Yaşadığın kent de sana benziyor gitgide Ne zaman dönmeyi düşünsem yangın çıkıyor Ya da erteletiyorum biletimi son anda Uzun bir sessizlik oluyorsun dağlara baksam Karşılıksız mektuplar kadar burkuluyor kalbin Yazdığım şiirler de canımı sıkıyor artık Fotoğraflarımı yırtıp atıyorum tek tek Ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi Eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık Üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için Uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara Kendine bir deniz bul artık bir de rüzgâr Parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada Tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı Ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor Tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde Konuşacak bir şeyler bulamıyorsak günboyu Derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa Ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın Ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını Ahmet Telli |
yalnızlık senfonisi.. Dışarda tipi, içimde poyraz ... sallanır boşlukta sarmaşığı dostların.... yurduyum şimdi en koyu yalnızlıkların.. sararmış kağıtlarda solmuş mısralar ... burkulur yürek; elde mumyalanmış anlar, dilde hüzzam sözler kalır.. başlar yalnızlık senfonisi iki enstrümanlı operamın ... duvar saati: tik! tak! tik! tak! ve poyrazın vokali, uğul uğul uğuldar.. nasıl içli söylenir.. bekarodası şarkısı.. tiktak! ve uğultu.... ırak köyler, inanılmış masallar.... içimin sinematografından beyazkağıda yansılar ıssız bir Gemlik akşamında yalnızlık-lar dalga dalga kıyılarıma vuruyorlar |
Yalnızlık Karmaşası bana sorma yalnızlığın ne demek olduğunu hiç medet umdunmu kayan yıldızlardan bana sorma uykusuzlugun ne demek olduğunu barışık yaşama dair ne varsa küstünmü sen hiç hayal yüklendinmi ne olacağından ümit fişkırmadan masum gülüşündeki ritimde ağlamak gözyaşi değildir paniklerimizde cansız oyuncağa sarılmak telaşla ağlamak budur ne bağırıp sana küfürün neresinde kalayım senden ne alayım aldıklarımla ne yapayım niçin öleyim hocalar vaazlansın musallada beklemekteyim de nerede bekleme salonu mendille silip aşkını gitmeye hakkın varmı gel bir kere teorisiz firtinasiz maksatsız yosun tutumuş kapımı yavaş aç gıcırdamasın bir sen anlarsın kardan adamı eritmesini Serdar San |
...ve nihayet gelip çattı Bir dilimi zehir zıkkım Bir dilimi candan tatlı. Masallarla indi yere Sebil oldu cümle hikayelere kara kara kazanlarda kaynadı Diyar diyar al kanlara boyandı Türkülerde ateş alev yandı tutuştu Gördes kiliminde nakış Minyatür bahçelerinde suret kesildi. Ve nihayet gelip çattı Elveda belirsiz bedava sevince Uçan kuşa eşe dosta elveda Bütün haşmetiyle gelip çattı Bir dilimi zehir zıkkım Bir dilimi candan tatlı. Bedri Rahmi Eyüboğlu |
Besledin, büyüttün, kol-kanat gerdin Ömründen kiymetli, zamanlar verdin Her zaman ben oldum,en büyük derdin Üstümde emegin büyüktür annem... Uykuyu terk ettin, ben uyaninca Basimda bekledin, hastalaninca Göz yasi akittin, canim yaninca Üstümde emegin büyüktür annem... Cennet ayagina, Hakk'tan serilmis Böyle güzel rütbe, sana verilmis Anaya isyânkâr evlad yerilmis Üstümde emegin büyüktür annem... 09.06.2000 Berlin 21:15 M. Engin Karatay |
YAŞAMA DÜŞEN GÖLGE Yalnızım…. Kalabalıklar içerisindeyim… Nedenini bilmediğim bir his… Yürüyorum mavi sonsuzluğa… Acı, tatlı yılları sığdıramıyorum cümlelere… Cümleler dargın kelimelere.. kelimeler ise harflere... “tek bir söze sığdırabilseydim yaşamı” düşüncelerimi parçalardım, yüreğimde tutmaya kıyamadığım güvercinim de… Beyaz gelincikler içerisinde… Bir panter’in pençesinde bulurdum kendime acırken… “Yalnızım…Yalnızsın…Yalnız” “Yalnızsınız” O Söz ki gökleri deliyor… yüreğe şimşek gibi çakıyor, yatağınıza yıldırım düşüyor. Sessizce uyuyorsunuz ay adamın gölgesinde… Bakıyorsunuz, saf uyuyan çocuğa… Kendinle barışık sarılmak ve öpmek istercesine… Sokuluyorsunuz yanına beni kabul et dercesine… Bilseniz ne kadar hastalık hastasıyım… Bilseniz ne kadar kendini küçük görmeler… Bundandır kalemimin doğum sancıları… Bundandır aynanın yansıması…Bundandır adını yazmaya bile korktuğum öfkem…nefretim… Yalnızlığım… Ben ve Sen! ... Bu gün de yatağıma yalnızlık düştüğü bundandır. Kalemimin notalar üzerinde gezindiği bundandır…Bilseniz derin okyanusların ıssızlığında bir gölge gibi yüzümü okşadığı bundandır…. Kaygılarım bundandır…imkansızlıklarım bundandır… olmazsa olmazlarım bundandır…Tedirginliğim… sevgisizliğim bundandır… aşka inanmayışım hep bundandır… Kalabalıklar içerisinde yalnızlıklardır kilime işlenircesine… Yaşama sevincine düşmüş yağmur taneleri neden bir gölge benden önce yürür… Yalnızlık Sana sarılmak seni öpmek istiyorum... Her yanına dokunmak rahatladığını görmek… süreyya aktaş |
sen geldin eskidi biryerleri zamanın, eskidi gözleri kadınların - sen geldin evler eskidi birden - eskidi evimsilerde kölemsi yalnızlıklar bayramlar eskidi gülüm, derinlikler eskidi - ve pişmanlıklar eskidi yatakbiçimlerde iğreti ikililer - ve çok çok saksılarda çölbitkileri, salonlarda kartpostal mutluluklar eskidi maskelerin sırıtan düşmanlıkları - ve nice yazlar oh ne güzel yeniden - bu senin güzelliğin ne demek sel ne demez azime'm, savaşlarda durma ne demek, güzel ne demek sen geldin ey benim kadınülkem - yepyeni ufuklar geldin dürülü bayraklarım güldü gülüm - sen geldin kutuplarım değişti bir horoz öter biryerlerde bir horoz bir horoz bir horoz daha bir ateş yanar biryerlerde bir ateş bir ateş bir ateş daha bir yumruk sıkılır biryerlerde bir yumruk bir yumruk bir yumruk daha düşer barış cemreleri sabah çaylarımıza biter *****lik biter bu gökyüzünün çok uzaklığı sen geldin ey anamın en güzel kızı - yaşamak geldin badem çiçek açar gibi geldin, yürek sızlar gibi geldin - sen geldin al beni kankırmızılardan vur beni kankırmızılara dürülü bayraklarım gülsün gülüm, kutuplarım değişsin ey benim ülkem bitsin bu zulüm bitsin bu zulüm bitsin bu zulüm sanki dünyada ilk şafaktı kollarımda uyanmaların o büyük barışa bir adım kala (temmuz bildirisi) Hasan Hüseyin Korkmazgil |
Kör bir talihti peşimi bırakmayan.. Hayat seninle oyun oynadı dedi, arkadaş, Güldüm geçen zamana Ben miyim ilk yanlız şu dünyada... Sana değildi yazmak istediklerim aslında. İsyanın yalnız bana oynadığı oyuna. Kaç sabahlar eskittim, sensizliğin koynunda Umarsızca. Kaç yıllarım geçti sensiz, bu fani dünyada? Bekliyorum bir gün geleceksin papatya fallarında.... |
Yalnızca Yalnızlıkla Süzülünce pencereden Sabahın ilk ışığı Terk eder mavi düş perisi Kalır ulu orta Boş yatakla baş başa Eser esrik bir rüzgar Soyunan çılgın geceden Mahzun, hüzünbaz yürek Kayıp can aramakta Koşar canhıraş aynalara Dökülür sırrı pul pul, çehresiz Harelenmiş göz bebekleri Yandan çarklı acı kahve elinde Tüter kıvılcım bekleyen iğreti sigara İki dudağı arasına sıkışmış hayat Tutturur bir sohbet Sohbetin en koyusu, en acısı Yanar dil, kül olur her bir harf Yok olur şiir, silinir imge Kayar avuçtan Yansımasız çırılçıplak ayna Kırıkları arasında kan revan Kör karanlık bir de ağlamaklı yürek Dibe vurur panik deryasında Alabora arzular Duyulmasa da feryat figan Paylaşır yalnızca yalnızlıkla Sessiz, çaresiz Basar sırra kadem Meral Yağcıoğlu |
Ağıtlarımızı Gizledik Ağıtlarımızı perçemlenmiş dişlerimiz arasına gizledik. Sarışın bir bedenin pamuk tenine dokunurken Ağlamadık, sızlamadık... Gün olur dedik, Zemheri ayını bekledik, Siftah ederken Ölümün sıcak nefesini ensemizde Çıkardık Zulamızdaki kızılcık şerbetini. Savurduk suratlarına. Ağıtlarımızı gün batımından gün doğumuna birer birer söyledik. Abdülvasi Köse |
YALNIZLIK hangi hain mızrak deşti yarayı, hangi büyük ateş yaktı, dağladı? insanoğlu yandı, döndü, ağladı. eğmedi başını selvi yalnızlık. yangınlar taşıdı kırık beliyle, kızgın demirleri dövdü eliyle, ateşe ram olmuş emelleriyle, ömrümü bitirdi, yedi yalnızlık. ne bir su sarnıcı yolum bekleyen, ne bir gölgesine sindiğim sedir, ne ***** dünyanın sesine gelir, yalnızlık ateşse, yaşamak nedir? gülme hallerime, anla yalnızlık. ruhunu, sevdayla dağla yalnızlık. göğsümde taşıdım bunca yıl, yeter! kendini mezara bağla, yalnızlık. Bilge Esra |
Bir rıhtım Yalnızlığı başlıklı şiirim aktarılmış ancak altına yazarı yani ismim yazılmamıştır. bilginize Nail Yavuz |
Ben hep yalnızlıklarımda düştüm. Yanlışlarım, yalnızlıklarımdan bana kaldı. Yalnızlıklarımda katmerli burukluklarda yatılı kaldım. Yalnızlıklarımda en çok dizlerime sarıldım. Pencereye bi daha yapıştım. Yalnızken, rüzgara yenik düştü tabelalarım. Sağ elimin boş olduğu zamanlar ayağım kaydı. Ben hep yalnızlıklarımda düştüm. Yanlış insanları hep yalnızken gördüm. Yanlış söylemlerim hep yalnızken çıktı ağzımdan Yalnızken duruşumda eksiklik oldu. Yalnızken yan bastım. Yalnızken izbe sokaklarda dolaştım. Çamuru yalnızken tanıdı ayaklarım. Ben hep yalnızlıklarımda düştüm. Yalnızlıklarımda telefonumu tekmeledim. Yalnızlıklarımda gözlerim güz baktı. Yalnızlıklarımda yüreğimi yok saydım. Yalnızlıklarımda insanları sokaklardan çaldılar. Yalnızlıklarımda lambalarım söndü. Yalnızlıklarımda tökezledim. Ben hep Ben hep yalnızlıklarımda düştüm. Lokman Ali Yavuz |
Bu gece de... O gecelerden biri daha… Tek kişilik uyku bekler beni Oysa tüm şehir sen… Şehirdeki tüm sesler Seslerdeki tüm dudaklar, yine sen Anlayacağın ana baba günü ortalık. Düşlerin çıplaklığında Üşür parmak izlerin Ben üşürüm… Arzularım kan ter içinde ayazım sen. Anlayacağın, sana titrer gece. Kirpiğimde intihar eder gülüşler Gönül kıyılarıma vurur kendini İhanetinde bir hançer çıkar kınından Delik deşik aşk Pişmanlığın ben. Anlayacağın iç çekişlerimdesin. Şişe dibi öfkelerim Sarhoşsa yıldızlar, benim yüzümden Başımda döner, başım da döner Birini üflesem sen soluğumla Karanlığın ben. Anlayacağın o gecelerden biri daha Tek kişilik yağmurların efendisiyim Gel gör ki gölgene kul köle. Sensiz, ana baba günü yalnızlığım Sen kaç kişilik uykudasın ? yine sen...yine... Anlayacağın bu gece de Kendimle sevişteyim. Arzu Altınçiçek |
insandır suda akan yaprakta yeşil gülde kırmızı zorlu bir dal gibi eğleniriz de fırtınalarla ince bir sızı birdenbire kırar kollarımızı ve bir akşam kuşlar gibi elimizden uçup giden mutluluk bir sabah ebemkuşaklarının altından dörtnala gelir yaşayalım çocuklar her şey bizimdir bir giysi örtüsünde buldum ben bu yedi satırı bozkırda yüzükoyun bir hitit kasabası yedi satır yedi bülbül yavrusu vurmuşlar ******* da kalmış yavrusu bir sürgün şair yazmış vaktin birinde bir genç kız işlemiş onu örtüye yedi renk ipek iplik, yedi bülbül yavrusu ak örtüde yedi satır, gökkuşağı iğrisi bu yalnızlık bu sürgün, insan olmak acısı aldım yedi yavrucuğu koydum buraya yaşıyor mu bilmiyorum o sürgün şair yaşıyorsa bilsin diye o sürgün şair bir gün çıkıp gelsin diye o sürgün şair ‘uçun kuşlar’ ‘uçun kuşlar’ koydum adını bir giysi örtüsünde yedi bülbül yavrusu yedi satır, yedi renk, gökkuşağı iğrisi Hasan Hüseyin Korkmazgil |
Yalnız Kalırsın Hiç bir güç yalnızlıktan üstte değildir, Bir gün sende yalnız kalırsan, bunu anlarsın... Ne varlıklar, ne güzellikler hep kalıcıdır, Yaşadıkça gün be gün yok olduğunu anlarsın... Düşün var mıydı daha dün, yüzünde şu çizgiler, Peki ya şu beyazlar saçlarına ne zaman düştüler, Bak gözlük te takmışsın, gözlerin mi sana küstüler, Geri dön de bak, geçmişinden özüne ne kaldığını anlarsın... Hani aslan gibi kükrer, kartal gibi de kapardın, Ne zamandı o, sen ki her işin en hasını yapardın, Kalabalıkta bir başına gibisin, neredesin, hani sen vardın, Dememiş miydim sana bir gün yalnızlığını anlarsın... Ne kadardır gittiğin yol, kendi gücünle, dimdik başınla, Ölçüsü ne iyiliğinin-kötülüğünün, yarinle, arkadaşınla, Sevdan, anıların da yalnızlar şimdi, sen gibi, bir başına, Takatsiz bedenine baksan, ruhundaki boşluğu anlarsın... Gördün mü gençlik aşkın da senin gibi, yorgun ve bitkin, Yetti mi ayrılıklara varlığın, aklınla, beyin gücün, Gönlün inzivaya çekilmiş, korkarak, duyuyorsun ölüme kin, Demedim mi yalnızlığın tanrı'ya has ve paylaşılamaz olduğunu anlarsın, En sonunda bir mezar taşında bir tek isim kaldığını anlarsın... 17.01.2006 Taşkışla/Taksim Bayram Tunca |
NEDEN Neden bilmiyorum hiç bilmiyorum Yanlızlığın verdiği acıyı ben çekiyorum Gözlerim yaşlı delice isyan ediyorum Neden ben böyle çile çekiyorum Dünyam şimdi karanlıklar içinde Mutluluk güneş gibi dolmuyor gönlüme Çekmişler bir perde gibi dertleri gözlerime Neden ben mutluluğu yaşamıyorum Suskunum yıllardır hep ben böyle Feryat etsem kim dinler söyle O vefasız söyle şimdi nerede Neden bilmiyorum hep ızdırap çekiyorum Neden hep ben gülmeyip ağlıyorum. |
Ertelemeyelim mutluluğumuzu.. mutluluğun içimde binlerce yıldız, ayrılığın beni bırakmayan en kötü hırsız, Yokluğun içimde yaramaz bir kız, en büyük günaha mecbur etti beni! Rüyalarımda bile avutmuyor,sensiz yaşadığım bu hatıralar, canım sevgini istiyor, Ayrılığın her anında.. ertelemeyelim mutluluğumuzu gel yalancı baharlara, Ne cenneti görüyor gözüm senden uzakta,cehennem bile mutluluktur senin yanında.. Zeynep Orcanel |
Bir Yalnızlıksın Bir yalnızlıksın sen bana Yanımda olsan bile dokunamayacağım Sevsem bile hissedemeyeceğim Bir yalnızlıksın sen bana Ağlasam görmeyecek Seslensem duymayacak Asla ulaşamayacağım Bir yalnızlıksın sen bana Ama ne çare olmadı senden başka Varlığın kadar gerçek olan Yokluğunla benimsin Bedenimde içimdesin Ohhh kıskan sen bile senle Bu kadar başbaşa kalmamışsındır..... Sennur Çetin |
Gidecek başka yerim yok Ama Ait olmadığım yerde kalamam Biliyorum, Kaybolmadım sadece Yanlızım... |
YalnızlıklarYeşertiyorum Gecenin karanlığı tünerken saçlarıma Boyası yitik bir ressamın fırçası gibi Ayaklarım yorgunluğumu çiziyor kaldırımlara. Hıçkırarak bulutlar ağlıyor Islanıyor saçlarımdaki karanlık Sığınıyorum bir durak saçağı dibine Titreyen parmaklarım yüzümde geziniyor Sanki kanunun hüzünlü tellerinde... Küf kokulu gecelere Şiirler yazıyor yüreğim Bir çay tadında hayallerimi içiyorum Koyu karanlıkta damla damla mısralarım düşüyor Gem vuruyorum duygularıma ağlamamak için Sevgimi mumyalayıp gömüyorum El deymemiş yalnızlıklar yeşertiyorum Yüreğimin en saf yerinde... Celal Topo |
Yalnızız en kesif kalabalıkta Ayrı dünyalarda gezer gönlümüz Layık olamadık her ne yapsak ta! Neticede abes, geçen günümüz Isınmaz ellerim kara batırsam Zehir vaktindeyiz burdan çıkınız Ilık gölgelerle gönül eğleriz Zaten beraberken bile yalnızız Hayalet sanırız hakiki ruhu Ard arda dizilir kibir ve gurur Leyla olmaklığın nerede kaldı İçimizde ümid, yaralı durur Münafık hislerle zor mu savaşmak En rahat ne ise, en doğru o mu? Yalnızız.. ve bizde bu bir sevda ki En doğruyu bozar, kırar atomu! . Hünkar Dağlı |
Dayan dayanabilirsen bir bir yitiriyorum sevdiklerimi ellerimden kuşlar gibi uçup uçup kuşlar gibi uzak dağlar ardına çivilenmiş gözlerime kiminin o yalvaran gözleri yakıyor kollarımı kiminin kanı kimi sitem sitem vuruyor beni dövünmek tepinmek neye yarar ki neyi kurtarır ki üzmek şu canı her bahar yenilense de dallarda tomurcuklar o bahar gitti gider kolay değil ozanın ağlamaması gülmesi kolay değil bulutlar her zaman yağmur getirmez şimşek gülmez bulutlardan herzaman bulut var ki yaz yağmuru güzelim geçip gider gül kokulu yel gibi bulut var ki taş başına yoksulun orman söken köy göçüren bir karabasan tam da başlamışken sevmeği öğrenmeğe tam da başlamışken bal doldurmağa özlem denen peteğe bir bir uçup gidiyorlar canlarım gidiyorlar kopar gibi acılı kollarımdan dönülmez karanlığa dövünmek tepinmek neye yarar ki neyi kurtarır ki ölüme sövmek sövmemek ne yazar ki dağbaşında tek ağaç fırtınada bir tekne uçurtması kopup gitmiş bir çocuk bakıyorum yalnızca şaşkın ve umarsız gözlerle arkalarından dayan yavrum dayan hasan hüseyin dayan dayanabilirsen Hasan Hüseyin Korkmazgil |
Yalnızlık Kör kelebekler uçuşur kapımda Kapım açık ey karanlık Virane kuşlar ötüşür damımda Dam tarumar ey yalnızlık Girdi içeri yalnızlık Buyur otur desem Oturulacak yer ölüm döşeği Otursa yalnızlık Terk ederim eşiği Dedim, sana ömrüm bulandı kandır Yel ile gelen can ile canandır Seni arayan ömür taşta hayat bulandır Çatladı sabır taşı ey bahtı karanlık Bırakmıyor dizlerim iki adım öteye Duyan yok sesimi, ey fısıltılar siz nereye? Kaçar oldum kendimden köşe bucak Yakalayabilirsen yakala ey Bal’lı bacak Kamber Bal |
Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur... Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında. Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de... Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan... Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye... Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya... İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır... Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara... Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi... İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu... Birazdan sabah olacak... Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak... Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım... Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek... Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak... Aşkta yarın yoktur sevgili... Cezmi Ersöz |
| Saat: 17:56 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık