MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Yalnızlığıma (Yalnızlık) (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/8336-yalnizligima-yalnizlik.html)

Nephthys 11 Mayıs 2007 22:55

Yalnızlığıma vurgundur yüreğim....




Yalnızlığıma vurgundur yüreğim...
Rakı masalarında mezeler gibi soğuğumdur,
Yazılıp atılan metuplar gibi buruşmuş
Yalnızlığıma vurgundur yüreğim...
Yolları titreyen bastonum gibi sever ellerim
Ağlayan kumrulardan farksızdır kaderim.
Yalnızlığıma vurgundur yüreğim...
Kangurunun kesesi ayaklarım
Eritilmiş buz kalıbı gözlerim
Yalnızlığıma vurgundur yüreğim...
Yalnızlığıma yığılmış yüreğim
Yalnızlık sensizliğim,
....
Yalnızım....
....
Yüreğim...
....
Yüreğim yalnızlığıma,
Yalnızlığım yıldızlara,
Yıldızlar sensizliğe vurgun....




Barış Ardahan


arwen 12 Mayıs 2007 00:33

Yorgun bir rüzgar gibi ne bir toz kaldırıyorum
Ne bir yaprak düşüyorum
Budanacak dallarım ağırlaştıkça ağırlaşıyorum
Tutanacak dallarım çürümüşler
Bir damla yağmura muhtacım
Sımsıkı sarıyor benliğimi geçmiş
Kurtulmak istiyorum
Rüyalar bırakmıyor her gece her gece
Medet umuyorum her gülen yüzden
Her güleni dost zannediyorum
Ben değil miydim hep yalnız olan
Yalnızlık neden şimdi bir çığ gibi büyüyor gözümde
Ve sancısı yüreğime vuruyor ruhumun


zergül torun


Mystic@L 12 Mayıs 2007 00:37

Bir rüzgâr esse ellerin fesleğen kokuyor
Kırlangıçlar konuyor alnına akşamüstleri
Bu yüzden bir kanat sesiyim yamaçlarda
Üzgün bir erguvan ağacıyla konuşuyorum
Ayrılığın zorlaştığı yerdeyim ve dalgınlığım
Bir mülteci hüznüne dönüyor artık bu kentte

Çocuksun sen alnına kırlangıçlar konan

Bir bulutun peşine takılıp gittiğimiz yer
Okyanus diyelim istersen ya da sen söyle
Batık bir gemiyim orda, seni bekliyorum
Upuzun bir sessizliğim fırtınalar patlarken
Gövdem köle tacirlerinin barut yanıkları içinde
Ve gittikçe acıtıyor yaralarımı tuzlu su

Çocuksun sen, büyümek yakışmazdı hiç
Gülüşünün kokusuyla yeşerdi bu elma ağacı
(Soluğunun elma kokması bundandı belki)
Bir elma kokusuna tutundum düşerken
Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı
Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle

Çocuksun sen, çocuğumsun
Ahmet Telli


Mystic@L 12 Mayıs 2007 02:18

Adam koydum masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu.

Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.

Edip Cansever


MVDRNSLRD 12 Mayıs 2007 04:02

YANLIZLANMA SENFONİSİ

Karanlıkları aydınlatmanın bedeli ağır
Bir yerde ışık varsa
Görünmeyen bir yerde tükenen birşey vardır.
Her aydınlatan eksilir kendinden
Güneş de yıldızlar da, çıra da mum da
Tüketerek kendisini karanlığı aydınlatır.

Yatak odamdaki saat durmadan
Şarkısını söylüyor zamanın
Öleceksin tükeneceksin
Öleceksin öleceksin
Bağırma öyle bağırma
Yanlızlığını uyandıracaksın

Bütün ağırlığını bırakıp geride
Yerde koyduğum kendimden
Tütüyorum göklere
Bir ben gökyüzünde
Seyrediyorum kendimi kuşbakışı
Küçük küçük yiterken yerdeki ağırlığım.
Yayılıp gökyüzüne büyümekte yanlızlığım.

Yalınayak çırılçıplak
Yağmurların da üstünde gökyüzündeyim
Hiç kimse yanlızlığıma dokunamıyacak
Ayaklarıma yıldızlar batıyor
Yaralarımı bulutlara sarıyorum.

Zaman yuvarlanan bir kaya
Gittikce daha ivecen
Düşecek hiçliğin sonsuzluğuna
Tutup kendimi kurtaramıyorum düşmekten
Senden başka kimim var.
Otur yokluğumun başucuna
Ağla yanlızlığım, ağla yanlızlığım...

Sen benim silahım gücüm
Sevdiğim sevdiceğim
Herşeyim sensin yanlızlığım
Öldürülmüş zamanlarımın katili kiö.
Ellarim kendi kanıma bulanmış
Ya; öldürülmüş aşklarımın katili kim...
Neden dudaklarım kan içinde

Ben bütün dünyayım
Bütün dünyada ben
Seviyorum her güzellikte yanlızlığımı
Sevdiğimi gizliyerek
Kimdimden ve kendisinden
Hiçbir sevgilimi sevmedim daha çok
Yanlızlığı sevdiğimden

Herkes de soruyor mu kendisine
Sezmeden, ayrımsamadan bilmeden
Nasıl bu denli yaklaştım ölüme
Öyle uzağındayım ki şimdi kendimin
Ne sesimi işitebiliyorum
Ne görüyorum artık yerdeki kendimi
Karanlıkları aydınlatmanın bedelini ağır
Ödüyorsun ay tükenerek

Güneş hem yanıyor hem sönüyor
Ben de hem seviyorum hem ölüyorum
Aşkla ölüm iç içe sarmal
Yanarken sönmekte güneş
Severken ölmekteyim ben
Boşuna bağırma kimseler kurtaramaz

İşte yanlızlığın bir de sen varsın
Son gününde
İnsan doğumundan daha yanlız
ölümünde...


Mystic@L 12 Mayıs 2007 10:53

Her bakışında bir kuş konar
o dilsiz çig damlasına
ve sarhoş bir duman
huruç eder güneşten sana
hüzün buluttan iner ve yığılır
hayal libaslı akşamlara
ki akşam
bir yansımadır müphem sularda

ve akşam
güllerden ateş yakan sağır
bir uyku olup bana sırnaşır
işte o zaman ben
çıkarım aşkın burçlarına
bir ok çekip kıskançlık sadağımdan
kahkahayla fırlatırım sana
ve tutunarak öfkenin eteğine
çıktım sanırım gizemli patikaya

ne zaman ki
kristal bir vazonun kırılışı gibi
kaybolunca sarhoşluğun ayak izleri
ve zaman süt verince
ak kanatlarıyla emekleyen bebeğe
ağlamak denilen bir orduyla çarpıştım.

Adem Özbay


P.u.S.u 12 Mayıs 2007 10:59

Yalnızlık http://www.aruz.com/huya-siir/metin.gif
Yalnızlığımı büyütür kalabalık
Gökdelen'in gölgesine siner
Karanfil Sokak kalınlaşır
yoksul kadın çocuklarıyla
çöplerin üzerine konar
gözleri cam kırıkları
sevgilim gelir yalnızlığım büyür
çocukken gökkuşağına düştüğüm
gökyüzü gelir kirli güvercinleriyle.

Kimin öznesiydi mevsimler
işkence öyküleri kimindi
ayrılığın sesi miydi adımnlarım
suyu bekleyen uçurum mu
kanatlandım yalnızlığımla son mevsime
içimde bir kedi yavrusu.

A. Kadir


Mystic@L 12 Mayıs 2007 12:14

Ayrılık Değil

Gün ışığına söyle
Boğamaz içimin karanlığını,
Hep yağmurun sesine karışır,
Hüzün dolu bir şarkı.
Ve hep bir şeyler eksik kalır,
Sende ben,
Bende sen...
Umutsuzca özleriz birbirimizi....


Gün ışığına söyle
Gökyüzü çılgın mavileri de bilir.
Atamadıkça birbirimizi yüreğimizden
Ve vurdukça yüreğimiz birbirimizi
Sokakları sarmışken yağmur bulutları
O çılgın bir mavi yüreğimizde dururken,
Gülüşlerim çok uzaklarda kalır.
İçimdeki tamtamlar ayrılık çığlıkları atar,
Ama bu hayattan çalınmış zamanlar.
Bizi yine ayıramazlar.

Gün ışığına söyle
Vedalar kavuşmak içindir,
Bir yanılgı,
Bir saçmalık,
Bir pişmanlık değil,
Bu bir sevgi,
Belki ölümsüz de değil.
Her şeyimizi kaybettiğimiz bu hayatta.
Hep bir şeyler eksik kalacak bil...
Bende sen,
Sende ben...
Bu yaşadığımız dayanılmaz hasret,
Ayrılık değil...


-Ayrılık Gözyaşına Sığmaz isimli kitabından

Ahmet Beltekin


P.u.S.u 12 Mayıs 2007 20:07

SAKLANBAÇ
Aşkı arıyorum...
O hep saklanan
Bense hep ebe...
Aşkı arıyorum
Şarkılarda...
Türkülerde...
Araya araya bulduğum
Kendisi değil
Saklandığı yerler:
Beyinler...gönüller...
Yerini buldum ya
Şimdilik bu da yeter...
Pusudayım...
Aşkı arıyorum
Ayak seslerini duyuyorum
Umutlanıyorum...
Mutlaka bir gün
O da elime geçer diyorum...


Alper Kürük


Sedef 21 12 Mayıs 2007 20:17

Yalnızlık
Bütün bir haziran evin önünde
Akasyanın dallarını eğerken rüzgar
İpeğe kırmızı bir gül işlerdi
Kulağı ıssız ve tozlu yollarda

Yoksulluğun kedileri kapıyı
Bir yaz boyu her gece tırmaladı
Sırtının teline mavi bir horoz düşü
Dokunmadan uykuya varamazdı

Uzak denizlerden atlar geçerdi
Bulutlar güze yakın gözlerinden
Bekledi ölümün beyaz elinde
Solgun bir gül oluncaya kadar


Onat Kutlar


Mystic@L 12 Mayıs 2007 21:29

Bilirim geceleri uykun kaçar,
Dayanamazsın ararsın!
Kalbin ağlar ama, sen ağlayamazsın!
Bensizliğe bir türlü alışamazsın!
sen beni asla unutamazsın!

Gururun hayır dese de,
kalbin kan kusar.
Ateşin söndü!desen de,
küllerim bağrını yakar!
Maziye dalıp her gece resmime bakar,
bir türlü ağlayamazsın!
Sen beni asla unutamazsın!

Unutabilsen,gece yarısı telefonlarımı çaldırmazdın!
Unutabilsen,böyle isyankar olmazdın!
Sen beni unuttum desen de unutamazsın!
Kalbini başka gönüllerde asla avutamazsın!.

Zeynep Orcanel


Mystic@L 13 Mayıs 2007 15:29

Gözlerin yağmurlarla dolar,

Ellerin cebinde düşersin yollara.

Seni uzak gecelerin birinde unutur,

Birinde soluk bir resimle hatırlar.



Sigara dumanlarında şekillenir kahırla,

Çaresizliğine içerlersin.

Ağlarsın, ağlarsın...

Seni deli sanırlar.

Ahmet Beltekin


Mystic@L 13 Mayıs 2007 19:51

Kıvılcım

Bana aşkın tarifini sordular
Önümde bir kutu başladım okumaya:

Emniyet kibriti
Çocuklardan uzak tutunuz
Çevre dostu
Kükürtsüzdür.

Fikret Çalışlar


nünü 13 Mayıs 2007 23:03

Unutmaliyim, her ne olursa olsun unutmaliyim seni..
Baska carem yok bunu sende kabul etmelisin
Mutsuz oldugumuz o günlerin acisini birbirimizden cikarmaya calisiyoruz
Oysa elimize hic birseyin gecmeyecegini ikimizde biliyoruz..
Bizim hedefimiz ne?
Imkansizi basarmak mi?
Basaramayiz, hersey ortada..
Mutlu olmak icin her yola basvurduk
Hep reddedildi istediklerimiz..
Devam etmek neyi degistirecek ki söylermisin bana??
Bizim sonumuz baslamadan belliydi aslinda
Oysa biz galip geliriz düsüncesiyle inat ettik söylenenlere
Üzünü - Aci - Keder..
Herseyden yüklü miktarda payimizi aldik..
Tüm bunlari tekrar yasamak niyetinde olamayiz ikimizde..
Cünkü bundan hic bir cikarimiz olmayacagini kabul etmeliyiz..
Vazgecmek icin cesaretimiz olmali yüregimizde..
Vazgecmek icin cesaretimiz olmali yüregimizde..


Mystic@L 14 Mayıs 2007 21:26

Karar kıl gönül ikrara,
Murşidler şahı hünkara.
Kamil olup hak yoluna,
Gelen bilsin ahvalimiz..

Arif ile kıl pazarı,
Göresin aşkı nazarı.
Bülbül olup zarı,zarı,
Yanan bilsin ahvalimiz...

Çirkin ile aç arayı,
Melhem ile sar yarayı.
Sıratı geçip sılayı,
Bulan bilsin ahvalimiz..

Dost yolunda olak sefil,
Düşünme hiç boşa gafil.
Çağlarim der söze dahil,
Olan bilsin ahvalimiz.

Aşık Çağları (Muammer Çalar)


HayLaZ61 15 Mayıs 2007 03:54

Yalnızlık Korkusu

Sevdiğimiz eşyayı, dostları yada sevgiliyi.
Sonunda yürekte kalan hep ayni duygu, hüzün...
Çünkü yitirilene alışmışızdır, sevmişizdir, bizimle olan beraberliği keyiflendirmiştir. Çünkü o beraberliğe değer vermişizdir.

Ya o güzelliği yasarken; paylaşımı, keyfi, sevmeyi ve sevilmeyi birlikte hissederken...

Hep korkmaz miyiz? İçimizi en güzel anlarda bile hep sarmaz mı?
Ya biterse? Ya yok olursa bu güzellik?; endişesi..

Tabii ki bitecek. Yaşadığımız mutluluklar, hüzünler hep bitmedi mi?
Hep yerine başka başka hüzünlere, mutluluklara bırakmadı mi?

Gene ayni korkular, ayni endişeler...

Peki sahip olduğumuz güzellik için yitirme korkusuyla ağlamak niye? Kime? Ne için ? Biliyor musunuz?

Dökülen göz yaşları sadece kendimiz için..
O değere sahipken de, yitirdiğimizde de..
Çünkü bizi asil korkutan YALNIZLIK..

İçimizde hissettiğimiz o güzel duyguları uzunca bir süre tekrar yaşayamamak..

Özlemek, özlenmek, sevmek, sevilmek, sım-sıkıca sarılmak,
o bedenin canini, kanını hissetmek, sevişmek.. Hangisi kolay vazgeçilir hazlar ki?

Biten aşklarda da, biten ömürde de yanaklarımıza dökülen gözyaşları hep kendimiz için.

Çünkü merkez hep biziz, doymak bilmeyen egomuz..
Ve o egoyu doyurabilmek, hoşnut kılabilmek için ne kadar çok çırpınır dururuz.

Bizim sevdiklerimiz bizi muhakkak sevmeli, özlediklerimiz özlemeli,
doğrularımız her zaman tek doğrudur.

Ya yanımızda ki insan ? Onun egosu ? Arzuları, özlemleri veya usandıkları...

Ne kadar o sevdiğimiz insana karşı fedakarız?
Vermeden neyi ne kadar alabiliriz ki?

Bizler; hep ilişkilerimizde hesap kitap içinde değil miyiz ?
Her zaman denge.. Verdiğimiz kadar alalım, aldığımız kadar verelim hesapları yapar dururuz.

Sonuç YALNIZLIK .

Peki bu kadar yalnızlıktan korkuyor, yaşanılan güzellikleri,
paylaşımı bir daha yasayamamak endişesiyle kaybedeceğimiz
değere ağlıyorsak niye bu kadar ince hesaplar.

O değer bize mutluluk yerine hüzün, kargaşa yaşatıyorsa zaten vazgeçmeliyiz.

Yok eğer yaşamın sıkıntılarından biraz da olsa bizi alıp mutluluk veriyorsa o zaman gözyaşı yerine biraz daha akilci olmak daha doğru değil mi?
Sıkıca, hiç bitmeyecekmiş gibi o güzelliği, huzuru sonuna kadar yasamak varken neden korku??

Bilirsiniz.. Anılarımızda öylesine anlamlı, mutlu anlar vardır ki, kimi zaman onca geçen yıllara değerdir. Tabii ki bu değerler karşılık bulduğunda daha da değer kazanacaktır.

Eh iste o zaman bize biraz daha is düşüyor demektir. Daha çok özen...
Çünkü yasam içinde, ayni frekansı yakalamak o kadar zor ki...

Sevgiyi, özlemi birlikte yasamak doyumsuz bir hazdır.
Artık o sevdiğin insan kendin olmuşsundur.
Korursun, tıpkı kendini koruduğun gibi. Üzmekten, incitmekten korkarsın.
Artık hesap, kitap yapılamaz. ; Daha çok vermek vermek istersin.
Çünkü ego vererek de doyumu öğrenmiştir. Çünkü gönlünü ayna tutmuşsundur o sevgiliye. Çünkü yitirme korkusu askı ölümsüz kılar.

Çünkü ayrılmanın da bir vahşi tadı var
Öyle vahşi bir tat ki dayanılır gibi değil
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil Çünkü

AYRILANLAR HALA SEVGILI..



Mystic@L 15 Mayıs 2007 12:39

İlk yazın ucu göründü
Harlayıverdi çiçek çimen
Kalktım Akçadoruğa çıktım
Bi ova serildi önüme
Karşıma bi dağlar dikildi
Elim ağzımda baka kaldım
Bir yanda dumanlı toprak
Bir yanda deniz
Eriklerin bademlerin şavkı vurmuş havaya
Ortalığı tutmuş zeytin
Gözlerim yeşile kesti
Hey ne dünyaymış dünyamız
Çamların heybetinde sesinde kaynakların
Yaşamak uğul uğuldu
Kımıldıyordu yamaçlarda tarlalar
Tepemde gök
Çevrilmiş üstüme sayısız sevdalı göz
Güp güp atıyordu yüreğim
Kıyısında söğütler göveren
Bir nehir yatağına dönmüştü içim
Üstüme üstüme geliyordu ıraklar
Yankısıyla nice ilk yazların
Coşkun sular geçiyordu
derinlerimden
Yosunlu kayaların dibinde
Ordan ordan dürtüyordu tohum tomurcuk
Elimi uzatsam özgürlüğe dokunacaktım
Yeni düşünceler patlıyordu zihnimde
Açtım bağrımı güne güneşe
Eh beee

Mehmet Başaran


Mystic@L 15 Mayıs 2007 22:49

GELDİM YOKTUN

Dün gece düşüncelerim yine sen kokuyordu
Beynimin her köşesini esir almıştın
Yine içime girmişti yokluğun
Yine kendi kendimle seni konuşmaya başladım
Biliyor musun, sen gittikten sonra hayat bulanık bir hayal
Ev soğuk, çayın tadı yok
Sen gittikten sonra ne uyku var gözümde
Ne de merakla okuduğum kitabın son yedi sayfası
Sarı bir hüzün şimdi firara meyilli aklımın rakibi
Seni daha da ısıtmak için içimde
Gözlerimi kapatıp yüzüne sürüyorum yüzümü
Sözlerin gözlerimde birkaç damla yaş
Dudağında bakire bir gülümseme
Ve tenime işliyor tenin kokusu
Ellerin ateş topu sen dokundukça ben eriyorum
Gözlerimi açsam gideceksin, biliyorum
Dün gece kafatasım dar geldi beynime
Beynim dar geldi düşüncelerime
Bir infilak arifesi terkettim evimi
Yollara düştüm, şuursuzca değil
Dümeni sana kırdım
Rotam geçici vuslat, yalancı bahar, bir kelebeğin hiç göremiyeceği mevsim
Yağmur başlamadı ben yürürken
Hani filmlerdeki gibi
Kuruydu hava, kuruydu yollar, kuruydu gözlerim
Nasıl bir cesaretti dün geceki bilemezsin
Gel yine bir parçam ol, demeye gelmemiştim
Senden aşka dair hiçbir şey istemiyecektim
Geldim çünkü sen herşeyimi bilenimsin
Sen benim kapısı olmayan, duvarı olmayan
Dört bir yanı açık hanemsin
Dün gece bildik bir yüz görmek istedim
En bildik yüz sendin
Aşka mı esirim sana mı bilemedim
Aşk sende mi anlam buluyor dersin ?

İşte dün gece sana bunları anlatmaya geldim
Defalarca çaldım kapını
Kapı aşındı, elim aşındı, yüreğim aşındı
Dün gece sana geldim, çaldım kapını
Açan olmadı...

Funda Güven


Mystic@L 16 Mayıs 2007 01:33

Yalnız

Gün olur
kar da yağar buralarda
Güneşe de kavuşursun
Ama tanıyamazsın bile
bir acımasız rüzgar savurur
deli dalgalar boğuverir
vicdanını o hep masmavi sandığın
kara sularının içinde
ve hep sarı bildiğin güneş kızıllaşır birden
Ben bunu tanıyorum dersin ateş bu;
Ama nafile hepsi birer azılı düşmanın oluverir
Sonra bir de bakarsın etrafında kimsecikler kalmamış
işte o zaman hatırla beni

yanlız o zaman

Ömer Seydi Ekinci


Misafir 16 Mayıs 2007 01:41

YaLNıZLıK



Derin bir sessizlik içinde geldi yalnızlık
Hüzünlü bir sonbahar gibi geldi
Sokuldu gecenin koynuna usulca
Sokuldu ve sustu !

Ansızın bastıran bir kış gibi geldi yalnızlık
Yorgun ve üşüyen bir kadın gibi geldi
Yürüdü ışıksız sokaklarımdan birinde
Yürüdü ve yoruldu !
Yaralı bir kuş gibi geldi yalnızlık
Pulsuz ve adressiz bir mektup gibi geldi
Sırtüstü uzanıp yattı içime / bir gece
Yattı ve uyudu !
Ağzı kokan bir adam gibi geldi yalnızlık
Bulutunu arayan bir yağmur gibi geldi
Kınından çıkartılan bir bıçaktı sanki
Düştü ve kayboldu !


MVDRNSLRD 16 Mayıs 2007 02:32

ACI HAYKIRIŞ

Siz hiç terkedilmenin ne olduğunu bilirmisiniz
Hiç gecenin karanlıkları sıkarmı boğazınızı
Acı bir sızı kaplar mı yüreğinizi

Hiç ağlamak isteyipte ağlayamadığınız
Gözyaşlarınızı içinize damla damla akıttığınız olur mu?
Hiç yalnızlığın acı burukluğunu hissete bildiniz mi içinizde
Söylemek isteyipte söyleyemediğiniz.
Sevmek isteyipte sevemediğiniz olurmu
Hiç içinizi kaplarmı bir karanlık geçeleri
Sabaha kadar düşündüğünüz ama bir sonuca varamadığınız
Bir yağmur gibi çöreklenen karamsarlığınızı
Atamadığınız olur mu?
Bir elinde şarap şişesi, bir elinizde sigara
Sabahladığınız olur mu?
Herşeyi unutmak için
Gecenin karanlıklarından korkmadığınız
Sabahlara dek ıslak ve karanlık kaldırımları
Çiğnediğiniz olur mu?
Tek dileğim olmamasıdır
İşte ben hep böyletim...


Misafir 16 Mayıs 2007 11:28

Bir cam gibi önünde
Yüzümü elinle sil
Hohlayarak üstüne
Seyret boş bir sokağa
Hüzünle yağışını yağmurun.
Sonra kaplasın yavaşça
Ilık buğusu soluğunun
Yüzümü baştanbaşa.
Ve bırakıp gittiğinde
Bir küçük boşluk kalsın
Alnını dayadığın yerde;
Bir yalnızlık işareti
İşleyen ta içime.


Mystic@L 16 Mayıs 2007 20:15

Harp içinde

Babalar evlerine mahçup döndü her akşam
Harp içinde.
Anaların sütü kesildi,
Çocuklar ağladı,
Erkekler askere gitti.
Kadınlar bir deri bir kemik.
Har***inde kızlar sarardı.

Savaşanlardansa
Ancak bir hatıra kaldı.

Cahit Külebi


MVDRNSLRD 17 Mayıs 2007 03:38

YOKSUN SEN

Kör karanlık yıllarımda
Sensiz geçen her baharda
Eksikliğin çöktü yine
Hakkım yokmu ağlamaya
Yine yoksun sen yanımda sevgilim
Yine yoksun sen
Hiç sordunmu kilit vururken yollara
Hiç sordunmu bana
Gölgesinde karanlığın
Çaresizliği akşamların
Yine sensiz yanlızlığın
Bilinmeyen ufkundayım
Yine yoksun sen yanımda sevgilim
Yine yoksun sen
Hakkım yokmu ağlamaya
Sonsuzlarda yok olmaya
Bekledim hep aşk yolunda
Yanlızlığımı sonum sanma
Yine yoksun sen yanımda sevgilim
Yine yoksun sen
Hiç sordun mu kilit vururken yollara...


nünü 17 Mayıs 2007 12:43

Yalnızlık
Bir dag golunde zambak olmaktir yalnizlik
Bir kir evinin golgesinde papatya olmaktir yalnizlik
Gunesin ipeksi isiltilarinda tebessum etmektir yalnizlik
Yagmurun hizma gibi burun ucunda aglamasidir yalnizlik
Gecenin kollarina kefenlenerek irmektir yalnizlik
Yalnizlik yalnizken bile yalniz olmadigini bilmektir
Yalnizlik gokkusaginin renklerinde ucurtma ucurtmaktir
Yalnizlik bana, sana ona degil kaderin oykusudur hepimize
Yalnizlik aglamaktir
Yalnizlik aglarken kahaha atmaktir
Yalnizlik derinliktir ama yukseklik degildir
Yalnizlik bir kusun iki kanidindan birisidir ozgurluk adina
Yalnizlik yarindir
Yalnizlik yarinlar adina soylene guzel bir oykudur...



Mystic@L 17 Mayıs 2007 22:44

Ezberlenecek hiçbir şey yok bu dünyada
Kirletilmemiş bir bulut bile yok artık
Böyle diyorsun her yolculuğa çıkışımda
Yaşadığın kent de sana benziyor gitgide
Ne zaman dönmeyi düşünsem yangın çıkıyor
Ya da erteletiyorum biletimi son anda

Uzun bir sessizlik oluyorsun dağlara baksam
Karşılıksız mektuplar kadar burkuluyor kalbin
Yazdığım şiirler de canımı sıkıyor artık
Fotoğraflarımı yırtıp atıyorum tek tek
Ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi
Eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık

Üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için
Uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara
Kendine bir deniz bul artık bir de rüzgâr
Parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada
Tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı
Ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü

Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor
Tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde
Konuşacak bir şeyler bulamıyorsak günboyu
Derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa
Ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın
Ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını

Ahmet Telli


MaLiNBeR 18 Mayıs 2007 00:40

yalnızlık senfonisi..

Dışarda tipi,
içimde poyraz ...
sallanır boşlukta
sarmaşığı dostların....
yurduyum şimdi
en koyu yalnızlıkların..
sararmış kağıtlarda
solmuş mısralar ...
burkulur yürek;
elde mumyalanmış anlar,
dilde hüzzam sözler kalır..

başlar yalnızlık senfonisi
iki enstrümanlı operamın ...
duvar saati:
tik! tak! tik! tak!
ve poyrazın vokali,
uğul uğul
uğuldar..
nasıl içli söylenir..
bekarodası şarkısı..
tiktak! ve uğultu....
ırak köyler,
inanılmış masallar....
içimin sinematografından
beyazkağıda yansılar
ıssız bir Gemlik akşamında
yalnızlık-lar
dalga dalga
kıyılarıma vuruyorlar


Sedef 21 18 Mayıs 2007 01:26

Yalnızlık Karmaşası
bana sorma yalnızlığın ne demek olduğunu
hiç medet umdunmu kayan yıldızlardan
bana sorma uykusuzlugun ne demek olduğunu
barışık yaşama dair ne varsa küstünmü

sen hiç hayal yüklendinmi ne olacağından
ümit fişkırmadan masum gülüşündeki ritimde
ağlamak gözyaşi değildir paniklerimizde
cansız oyuncağa sarılmak telaşla ağlamak budur

ne bağırıp sana küfürün neresinde kalayım
senden ne alayım aldıklarımla ne yapayım
niçin öleyim hocalar vaazlansın musallada
beklemekteyim de nerede bekleme salonu

mendille silip aşkını gitmeye hakkın varmı
gel bir kere teorisiz firtinasiz maksatsız
yosun tutumuş kapımı yavaş aç gıcırdamasın
bir sen anlarsın kardan adamı eritmesini


Serdar San


Mystic@L 18 Mayıs 2007 10:42

...ve nihayet gelip çattı
Bir dilimi zehir zıkkım
Bir dilimi candan tatlı.
Masallarla indi yere
Sebil oldu cümle hikayelere
kara kara kazanlarda kaynadı
Diyar diyar al kanlara boyandı
Türkülerde ateş alev yandı tutuştu
Gördes kiliminde nakış
Minyatür bahçelerinde suret kesildi.
Ve nihayet gelip çattı
Elveda belirsiz bedava sevince
Uçan kuşa eşe dosta elveda
Bütün haşmetiyle gelip çattı
Bir dilimi zehir zıkkım
Bir dilimi candan tatlı.

Bedri Rahmi Eyüboğlu


Mystic@L 18 Mayıs 2007 18:15




Besledin, büyüttün, kol-kanat gerdin
Ömründen kiymetli, zamanlar verdin
Her zaman ben oldum,en büyük derdin
Üstümde emegin büyüktür annem...

Uykuyu terk ettin, ben uyaninca
Basimda bekledin, hastalaninca
Göz yasi akittin, canim yaninca
Üstümde emegin büyüktür annem...

Cennet ayagina, Hakk'tan serilmis
Böyle güzel rütbe, sana verilmis
Anaya isyânkâr evlad yerilmis
Üstümde emegin büyüktür annem...

09.06.2000 Berlin 21:15

M. Engin Karatay


arwen 19 Mayıs 2007 01:21

YAŞAMA DÜŞEN GÖLGE

Yalnızım….

Kalabalıklar içerisindeyim… Nedenini bilmediğim bir his… Yürüyorum mavi sonsuzluğa… Acı, tatlı yılları sığdıramıyorum cümlelere… Cümleler dargın kelimelere.. kelimeler ise harflere... “tek bir söze sığdırabilseydim yaşamı” düşüncelerimi parçalardım, yüreğimde tutmaya kıyamadığım güvercinim de… Beyaz gelincikler içerisinde… Bir panter’in pençesinde bulurdum kendime acırken…

“Yalnızım…Yalnızsın…Yalnız”

“Yalnızsınız”

O Söz ki gökleri deliyor… yüreğe şimşek gibi çakıyor, yatağınıza yıldırım düşüyor. Sessizce uyuyorsunuz ay adamın gölgesinde… Bakıyorsunuz, saf uyuyan çocuğa… Kendinle barışık sarılmak ve öpmek istercesine… Sokuluyorsunuz yanına beni kabul et dercesine…

Bilseniz ne kadar hastalık hastasıyım… Bilseniz ne kadar kendini küçük görmeler… Bundandır kalemimin doğum sancıları… Bundandır aynanın yansıması…Bundandır adını yazmaya bile korktuğum öfkem…nefretim… Yalnızlığım… Ben ve Sen! ...

Bu gün de yatağıma yalnızlık düştüğü bundandır. Kalemimin notalar üzerinde gezindiği bundandır…Bilseniz derin okyanusların ıssızlığında bir gölge gibi yüzümü okşadığı bundandır…. Kaygılarım bundandır…imkansızlıklarım bundandır… olmazsa olmazlarım bundandır…Tedirginliğim… sevgisizliğim bundandır… aşka inanmayışım hep bundandır…
Kalabalıklar içerisinde yalnızlıklardır kilime işlenircesine…

Yaşama sevincine düşmüş yağmur taneleri neden bir gölge benden önce yürür…

Yalnızlık

Sana sarılmak seni öpmek istiyorum...
Her yanına dokunmak rahatladığını görmek…


süreyya aktaş


Mystic@L 19 Mayıs 2007 02:32

sen geldin
eskidi biryerleri zamanın, eskidi gözleri kadınların - sen geldin
evler eskidi birden - eskidi evimsilerde kölemsi yalnızlıklar
bayramlar eskidi gülüm, derinlikler eskidi - ve pişmanlıklar
eskidi yatakbiçimlerde iğreti ikililer - ve çok çok
saksılarda çölbitkileri, salonlarda kartpostal mutluluklar
eskidi maskelerin sırıtan düşmanlıkları - ve nice yazlar
oh ne güzel yeniden - bu senin güzelliğin ne demek
sel ne demez azime'm, savaşlarda durma ne demek, güzel ne demek
sen geldin ey benim kadınülkem - yepyeni ufuklar geldin
dürülü bayraklarım güldü gülüm - sen geldin
kutuplarım değişti

bir horoz öter biryerlerde bir horoz bir horoz bir horoz daha
bir ateş yanar biryerlerde bir ateş bir ateş bir ateş daha
bir yumruk sıkılır biryerlerde bir yumruk bir yumruk bir yumruk daha
düşer barış cemreleri sabah çaylarımıza
biter *****lik
biter bu gökyüzünün çok uzaklığı

sen geldin ey anamın en güzel kızı - yaşamak geldin
badem çiçek açar gibi geldin, yürek sızlar gibi geldin - sen geldin
al beni kankırmızılardan vur beni kankırmızılara
dürülü bayraklarım gülsün gülüm, kutuplarım değişsin ey benim ülkem
bitsin bu zulüm
bitsin bu zulüm
bitsin bu zulüm

sanki dünyada ilk şafaktı kollarımda uyanmaların
o büyük barışa bir adım kala

(temmuz bildirisi)

Hasan Hüseyin Korkmazgil


MVDRNSLRD 19 Mayıs 2007 03:02

Kör bir talihti peşimi bırakmayan..
Hayat seninle oyun oynadı dedi, arkadaş,
Güldüm geçen zamana
Ben miyim ilk yanlız şu dünyada...
Sana değildi yazmak istediklerim aslında.
İsyanın yalnız bana oynadığı oyuna.
Kaç sabahlar eskittim, sensizliğin koynunda
Umarsızca.
Kaç yıllarım geçti sensiz, bu fani dünyada?
Bekliyorum bir gün geleceksin papatya fallarında....


NiliM 19 Mayıs 2007 07:42

Yalnızca Yalnızlıkla

Süzülünce pencereden
Sabahın ilk ışığı
Terk eder mavi düş perisi
Kalır ulu orta
Boş yatakla baş başa
Eser esrik bir rüzgar
Soyunan çılgın geceden
Mahzun, hüzünbaz yürek
Kayıp can aramakta
Koşar canhıraş aynalara
Dökülür sırrı pul pul, çehresiz
Harelenmiş göz bebekleri
Yandan çarklı acı kahve elinde
Tüter kıvılcım bekleyen iğreti sigara
İki dudağı arasına sıkışmış hayat
Tutturur bir sohbet
Sohbetin en koyusu, en acısı
Yanar dil, kül olur her bir harf
Yok olur şiir, silinir imge
Kayar avuçtan
Yansımasız çırılçıplak ayna
Kırıkları arasında kan revan
Kör karanlık bir de ağlamaklı yürek
Dibe vurur panik deryasında
Alabora arzular
Duyulmasa da feryat figan
Paylaşır yalnızca yalnızlıkla
Sessiz, çaresiz
Basar sırra kadem


Meral Yağcıoğlu


Mystic@L 20 Mayıs 2007 20:03

Ağıtlarımızı Gizledik

Ağıtlarımızı perçemlenmiş
dişlerimiz arasına gizledik.

Sarışın bir bedenin
pamuk tenine dokunurken
Ağlamadık, sızlamadık...

Gün olur dedik,
Zemheri ayını bekledik,

Siftah ederken
Ölümün sıcak nefesini ensemizde
Çıkardık
Zulamızdaki kızılcık şerbetini.
Savurduk suratlarına.

Ağıtlarımızı gün batımından
gün doğumuna birer birer söyledik.

Abdülvasi Köse


VerSchL@GeN 21 Mayıs 2007 01:13

YALNIZLIK


hangi hain mızrak deşti yarayı,
hangi büyük ateş yaktı, dağladı?
insanoğlu yandı, döndü, ağladı.
eğmedi başını selvi yalnızlık.

yangınlar taşıdı kırık beliyle,
kızgın demirleri dövdü eliyle,
ateşe ram olmuş emelleriyle,
ömrümü bitirdi, yedi yalnızlık.

ne bir su sarnıcı yolum bekleyen,
ne bir gölgesine sindiğim sedir,
ne ***** dünyanın sesine gelir,
yalnızlık ateşse, yaşamak nedir?

gülme hallerime, anla yalnızlık.
ruhunu, sevdayla dağla yalnızlık.
göğsümde taşıdım bunca yıl, yeter!
kendini mezara bağla, yalnızlık.

Bilge Esra


Nail Yavuz 21 Mayıs 2007 01:16

Bir rıhtım Yalnızlığı
başlıklı şiirim aktarılmış ancak altına yazarı yani
ismim yazılmamıştır.

bilginize

Nail Yavuz


NiliM 21 Mayıs 2007 09:08

Ben hep yalnızlıklarımda düştüm.

Yanlışlarım, yalnızlıklarımdan bana kaldı.
Yalnızlıklarımda katmerli burukluklarda yatılı kaldım.
Yalnızlıklarımda en çok dizlerime sarıldım.
Pencereye bi daha yapıştım.
Yalnızken, rüzgara yenik düştü tabelalarım.
Sağ elimin boş olduğu zamanlar ayağım kaydı.
Ben hep yalnızlıklarımda düştüm.

Yanlış insanları hep yalnızken gördüm.
Yanlış söylemlerim hep yalnızken çıktı ağzımdan
Yalnızken duruşumda eksiklik oldu.
Yalnızken yan bastım.
Yalnızken izbe sokaklarda dolaştım.
Çamuru yalnızken tanıdı ayaklarım.
Ben hep yalnızlıklarımda düştüm.

Yalnızlıklarımda telefonumu tekmeledim.
Yalnızlıklarımda gözlerim güz baktı.
Yalnızlıklarımda yüreğimi yok saydım.
Yalnızlıklarımda insanları sokaklardan çaldılar.
Yalnızlıklarımda lambalarım söndü.
Yalnızlıklarımda tökezledim.
Ben hep
Ben hep yalnızlıklarımda düştüm.


Lokman Ali Yavuz


nünü 21 Mayıs 2007 09:20

Bu gece de...


O gecelerden biri daha…

Tek kişilik uyku bekler beni
Oysa tüm şehir sen…
Şehirdeki tüm sesler
Seslerdeki tüm dudaklar,
yine sen

Anlayacağın ana baba günü ortalık.

Düşlerin çıplaklığında
Üşür parmak izlerin
Ben üşürüm…
Arzularım kan ter içinde
ayazım sen.

Anlayacağın, sana titrer gece.

Kirpiğimde intihar eder gülüşler
Gönül kıyılarıma vurur kendini
İhanetinde bir hançer çıkar kınından
Delik deşik aşk
Pişmanlığın ben.

Anlayacağın iç çekişlerimdesin.

Şişe dibi öfkelerim
Sarhoşsa yıldızlar, benim yüzümden
Başımda döner, başım da döner
Birini üflesem sen soluğumla
Karanlığın ben.

Anlayacağın o gecelerden biri daha

Tek kişilik yağmurların efendisiyim
Gel gör ki gölgene kul köle.
Sensiz, ana baba günü yalnızlığım
Sen kaç kişilik uykudasın ?
yine sen...yine...

Anlayacağın bu gece de
Kendimle sevişteyim.

Arzu Altınçiçek


Mystic@L 21 Mayıs 2007 13:56

insandır suda akan yaprakta yeşil gülde kırmızı
zorlu bir dal gibi eğleniriz de fırtınalarla
ince bir sızı birdenbire kırar kollarımızı
ve bir akşam kuşlar gibi elimizden uçup giden mutluluk
bir sabah ebemkuşaklarının altından dörtnala gelir
yaşayalım çocuklar
her şey bizimdir
bir giysi örtüsünde buldum ben bu yedi satırı
bozkırda yüzükoyun bir hitit kasabası
yedi satır yedi bülbül yavrusu
vurmuşlar ******* da kalmış yavrusu
bir sürgün şair yazmış vaktin birinde
bir genç kız işlemiş onu örtüye
yedi renk ipek iplik, yedi bülbül yavrusu
ak örtüde yedi satır, gökkuşağı iğrisi
bu yalnızlık bu sürgün, insan olmak acısı
aldım yedi yavrucuğu koydum buraya
yaşıyor mu bilmiyorum o sürgün şair
yaşıyorsa bilsin diye o sürgün şair
bir gün çıkıp gelsin diye o sürgün şair
‘uçun kuşlar’
‘uçun kuşlar’
koydum adını

bir giysi örtüsünde yedi bülbül yavrusu
yedi satır, yedi renk, gökkuşağı iğrisi

Hasan Hüseyin Korkmazgil


Sedef 21 21 Mayıs 2007 16:12

Yalnız Kalırsın


Hiç bir güç yalnızlıktan üstte değildir,
Bir gün sende yalnız kalırsan, bunu anlarsın...
Ne varlıklar, ne güzellikler hep kalıcıdır,
Yaşadıkça gün be gün yok olduğunu anlarsın...

Düşün var mıydı daha dün, yüzünde şu çizgiler,
Peki ya şu beyazlar saçlarına ne zaman düştüler,
Bak gözlük te takmışsın, gözlerin mi sana küstüler,
Geri dön de bak, geçmişinden özüne ne kaldığını anlarsın...

Hani aslan gibi kükrer, kartal gibi de kapardın,
Ne zamandı o, sen ki her işin en hasını yapardın,
Kalabalıkta bir başına gibisin, neredesin, hani sen vardın,
Dememiş miydim sana bir gün yalnızlığını anlarsın...

Ne kadardır gittiğin yol, kendi gücünle, dimdik başınla,
Ölçüsü ne iyiliğinin-kötülüğünün, yarinle, arkadaşınla,
Sevdan, anıların da yalnızlar şimdi, sen gibi, bir başına,
Takatsiz bedenine baksan, ruhundaki boşluğu anlarsın...

Gördün mü gençlik aşkın da senin gibi, yorgun ve bitkin,
Yetti mi ayrılıklara varlığın, aklınla, beyin gücün,
Gönlün inzivaya çekilmiş, korkarak, duyuyorsun ölüme kin,
Demedim mi yalnızlığın tanrı'ya has ve paylaşılamaz olduğunu anlarsın,
En sonunda bir mezar taşında bir tek isim kaldığını anlarsın...

17.01.2006 Taşkışla/Taksim


Bayram Tunca


MVDRNSLRD 21 Mayıs 2007 17:47

NEDEN

Neden bilmiyorum hiç bilmiyorum
Yanlızlığın verdiği acıyı ben çekiyorum
Gözlerim yaşlı delice isyan ediyorum
Neden ben böyle çile çekiyorum
Dünyam şimdi karanlıklar içinde
Mutluluk güneş gibi dolmuyor gönlüme
Çekmişler bir perde gibi dertleri gözlerime
Neden ben mutluluğu yaşamıyorum
Suskunum yıllardır hep ben böyle
Feryat etsem kim dinler söyle
O vefasız söyle şimdi nerede
Neden bilmiyorum hep ızdırap çekiyorum
Neden hep ben gülmeyip ağlıyorum.


Mystic@L 21 Mayıs 2007 23:39

Ertelemeyelim mutluluğumuzu..

mutluluğun içimde binlerce yıldız,
ayrılığın beni bırakmayan en kötü hırsız,
Yokluğun içimde yaramaz bir kız,
en büyük günaha mecbur etti beni!
Rüyalarımda bile avutmuyor,sensiz yaşadığım bu hatıralar,
canım sevgini istiyor,
Ayrılığın her anında..
ertelemeyelim mutluluğumuzu gel yalancı baharlara,
Ne cenneti görüyor gözüm senden uzakta,cehennem bile
mutluluktur senin yanında..

Zeynep Orcanel


NiliM 22 Mayıs 2007 08:49

Bir Yalnızlıksın

Bir yalnızlıksın sen bana
Yanımda olsan bile dokunamayacağım
Sevsem bile hissedemeyeceğim
Bir yalnızlıksın sen bana
Ağlasam görmeyecek
Seslensem duymayacak
Asla ulaşamayacağım
Bir yalnızlıksın sen bana

Ama ne çare olmadı senden başka
Varlığın kadar gerçek olan
Yokluğunla benimsin
Bedenimde içimdesin
Ohhh kıskan sen bile senle
Bu kadar başbaşa kalmamışsındır.....


Sennur Çetin


MVDRNSLRD 23 Mayıs 2007 03:57

Gidecek başka yerim yok
Ama
Ait olmadığım yerde kalamam
Biliyorum,
Kaybolmadım sadece
Yanlızım...


NiliM 23 Mayıs 2007 09:07

YalnızlıklarYeşertiyorum



Gecenin karanlığı tünerken saçlarıma
Boyası yitik bir ressamın fırçası gibi
Ayaklarım yorgunluğumu çiziyor kaldırımlara.
Hıçkırarak bulutlar ağlıyor
Islanıyor saçlarımdaki karanlık
Sığınıyorum bir durak saçağı dibine
Titreyen parmaklarım yüzümde geziniyor
Sanki kanunun hüzünlü tellerinde...
Küf kokulu gecelere
Şiirler yazıyor yüreğim
Bir çay tadında hayallerimi içiyorum
Koyu karanlıkta damla damla mısralarım düşüyor
Gem vuruyorum duygularıma ağlamamak için
Sevgimi mumyalayıp gömüyorum
El deymemiş yalnızlıklar yeşertiyorum
Yüreğimin en saf yerinde...


Celal Topo


Mystic@L 23 Mayıs 2007 09:30

Yalnızız en kesif kalabalıkta
Ayrı dünyalarda gezer gönlümüz
Layık olamadık her ne yapsak ta!
Neticede abes, geçen günümüz

Isınmaz ellerim kara batırsam
Zehir vaktindeyiz burdan çıkınız
Ilık gölgelerle gönül eğleriz
Zaten beraberken bile yalnızız

Hayalet sanırız hakiki ruhu
Ard arda dizilir kibir ve gurur
Leyla olmaklığın nerede kaldı
İçimizde ümid, yaralı durur

Münafık hislerle zor mu savaşmak
En rahat ne ise, en doğru o mu?
Yalnızız.. ve bizde bu bir sevda ki
En doğruyu bozar, kırar atomu! .

Hünkar Dağlı


Mystic@L 24 Mayıs 2007 00:21

Dayan dayanabilirsen

bir bir yitiriyorum sevdiklerimi
ellerimden kuşlar gibi
uçup uçup kuşlar gibi
uzak dağlar ardına

çivilenmiş gözlerime kiminin
o yalvaran gözleri
yakıyor kollarımı kiminin kanı
kimi sitem sitem vuruyor beni
dövünmek tepinmek neye yarar ki
neyi kurtarır ki üzmek şu canı
her bahar yenilense de dallarda tomurcuklar
o bahar gitti gider

kolay değil ozanın ağlamaması
gülmesi kolay değil
bulutlar her zaman yağmur getirmez
şimşek gülmez bulutlardan herzaman
bulut var ki yaz yağmuru güzelim
geçip gider gül kokulu yel gibi
bulut var ki taş başına yoksulun
orman söken köy göçüren bir karabasan

tam da başlamışken sevmeği öğrenmeğe
tam da başlamışken bal doldurmağa
özlem denen peteğe
bir bir uçup gidiyorlar canlarım
gidiyorlar kopar gibi acılı kollarımdan
dönülmez karanlığa

dövünmek tepinmek neye yarar ki
neyi kurtarır ki ölüme sövmek
sövmemek ne yazar ki
dağbaşında tek ağaç
fırtınada bir tekne
uçurtması kopup gitmiş bir çocuk
bakıyorum yalnızca
şaşkın ve umarsız gözlerle arkalarından

dayan yavrum
dayan hasan hüseyin
dayan dayanabilirsen

Hasan Hüseyin Korkmazgil


NiliM 25 Mayıs 2007 08:44

Yalnızlık

Kör kelebekler uçuşur kapımda
Kapım açık ey karanlık
Virane kuşlar ötüşür damımda
Dam tarumar ey yalnızlık
Girdi içeri yalnızlık
Buyur otur desem
Oturulacak yer ölüm döşeği
Otursa yalnızlık
Terk ederim eşiği

Dedim, sana ömrüm bulandı kandır
Yel ile gelen can ile canandır
Seni arayan ömür taşta hayat bulandır
Çatladı sabır taşı ey bahtı karanlık

Bırakmıyor dizlerim iki adım öteye
Duyan yok sesimi, ey fısıltılar siz nereye?
Kaçar oldum kendimden köşe bucak
Yakalayabilirsen yakala ey Bal’lı bacak


Kamber Bal


Mystic@L 25 Mayıs 2007 12:43

Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili.
O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır.
Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur.
Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar.
Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş,
anneler ve korkular yoktur.
Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili.
İnsan bir başka ışığa teslim olur...
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil,
içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir.
Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur.
Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.

Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın
hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de...
Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının
çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir
sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...

Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili,
kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı
hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye.
Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda,
gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri,
o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim.
Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...

Aşk çok eski bir şeydir sevgili.
Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer.
Sevdiğimiz insanların çocuklukları da...
Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer.
Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider,
hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...

İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır.
Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır...
Bazen denizler, kıyılar çeker insanı.
İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde
yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu.
Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara...
Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi...

İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda
umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler,
kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının
korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu...

Birazdan sabah olacak...
Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş,
anneler ve korkular başlayacak...
Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve
hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım...

Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış.
Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını,
cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri
alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek...

Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak...

Aşkta yarın yoktur sevgili...

Cezmi Ersöz



Saat: 17:56

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık