![]() |
Uploading.com - The best file hosting service! - 22.wmv - (free bas--->verilen şifreyi kutucuğa gir--> start download saniye geri saydıktan sonra indir) Uploading.com - The best file hosting service! - 22.wmv - (alıntı) |
Hocam Kapattın gözünü açtın ağzını Dediğini kendin duydun mu hocam Dehşetle dinledim bütün va’zını Bu dediklerine uydun mu hocam? Kürsüde oturdun, kasılıp durdun Nefsine zulmetmiş birini gördün Bütün suçlarını yüzüne vurdun Taşı gediğine koydun mu hocam? Zavallı gafletten asi kul oldu İş sana kalmışsa yandı kül oldu Gösterdiğin hedef çıkmaz yol oldu Milleti imandan soydun mu hocam? Halimiz çok bozuk feci söyledin Kolayı terkettin, güç’ü söyledin Ateşle korkuttun, acı söyledin Kendini kurtulmuş saydın mı hocam? Bir çoğu pişmandır akıyor yaşı. Diyorsun çoğunun haramdır aşı Sallayarak beşi aldın maaşı Söyle helalinden doydun mu hocam? Uyarmak değil mi senin vazifen? Parayla ölüye biçersin kefen Her yaptığın işte vardır tarifen Bedava bir nikah kıydın mı hocam? Mikdat der geniştir Hakkın rahmeti Affeder herkesi var merhameti Bu yolda ettin mi, cahtı zahmeti Bu dini hakkıyla yaydın mı hocam? |
Sevgili Peygamberim Sevgin ile seni andım, Sevdim seni Peygamberim. Seni andım, aydınlandım, Sevdim seni Peygamberim. Çağırarak kutlu ize, Önder örnek oldun bize, Sevgileri dize dize, Sevdim seni Peygamberim. Yüreğimde kutlu sözün, Nurlar saçar o gül yüzün, Geceleyin ve gündüzün, Sevdim seni Peygamberim. O anlattı İslâm nedir, İlim, ahlâk, insan nedir, Adın her an dilimdedir, Sevdim seni Peygamberim. Son peygamber, kutlu insan, Dost ve düşman ona hayran, Odur derde ilaç, derman, Sevdim seni Peygamberim. Rıfkı Kaymaz |
http://img390.imageshack.us/img390/2986/wwwantolojicom4085618630bo.jpg Haritanın, en beyaz noktasına, kan, düştü Kırıldı, kırıldı adaletin kılıcı; kalkan, düştü, Mahkumlar yargılıyor; hakimler, mahkum şimdi, hakların temeline sanki bir volkan, bir volkan, düştü, Firakınla, kavrulur çölde, kum, taneleri Ahuların içinde sevdan, akkor gibidir, Erdemin, bereketin, doldurur haneleri Sensiz hayat toprağın, toprağın sırtında ur gibidir Şemsiyesi altında, yürürsün bulutların, Sensiz, yükü zehirdir, en, güzel, imbatların, Devlerin, esrarını, aynalara sorsaydım, çözülürdü, zihnimde buzlanmış düşünceler, Okşadığın, bir parça kumaş, bir parça kumaş da ben, ben olsaydım… Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından Madeni arzuların ardında seyre daldım Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini Senin için görülen bir düş de, bir düş de ben, ben olsaydım, Şehirler, kabus dolu; köylere duman düştü Tersine döndü her şey sanki; sanki asuman düştü Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali Hazindir ki, dertleri aşmaya umman, umman düştü, Ayrılığın, bağrımda büyüyen, bir yaradır Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur Sensiz, doğrular eğri, beyaz bile karadır, Sesini duymayanlar, girdabında boğulur Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin, Şaşkınlığa açılır, açılır gözleri, açılır görmeyenin, Saatlerin ardında, hep, kendimi aradım Bir, melal zincirine, takıldı, parmaklarım Yeryüzünde, seni bir görmüş, bir görmüş de ben, ben olsaydım.. Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin Mekanın fırçasında solmayan resim senin Yağmur, bir gün elimi ellerinde bulsaydım Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme Senin visalinle bir gülmüş, bir gülmüş de ben, ben olsaydım, Tavanı çöktü aşkın; duvarlar, üryan düştü Toplumun gündemine, koyu bir isyan düştü İniltiler geliyor doğudan ve batıdan Sensizlikten bozulan dengeye, dengeye ziyan düştü, Islaklığı, sanadır, ahımın, efganımın İçimde, hicranınla, tutuşuyor nağmeler, Sendendir, sendendir eskimeyen cevheri efkarımın, Nazarın, ok misali, karanlıkları deler, Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin renkleri birbirinden ayıran mihenk, mihenk, senin, Bir, hüzün ülkesine, gömülüp kaldı adım, Kapanıyor, kapanıyor yüzüme aralanan kapılar, Sana hicret eden bir Kureyş, bir Kureyş de ben, ben, olsaydım, Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü Nefesinle yeniden çizilecek desenler Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler Anneler çocuklara hep seni içirecek Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş, bir dirhem gümüş de ben, ben olsaydım, Kardeşler arasına, heyhat, su-i zan düştü Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın, İnsanlık bahçemize sensizlikte hazan, hazan düştü, Yağmur, Yağmur seni bekleyen bir taş da ben, ben olsaydım Çölde, seni özleyen, bir kuş da, ben, olsaydım Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım, Sana, sana sırılsıklam bir bakış da, ben, olsaydım Uğrunda, koparılan bir baş da ben olsaydım Bahira'dan süzülen, süzülen bir yaş da, ben olsaydım Okşadığın bir parça kumaş da, ben olsaydım Senin için görülen bir düş de, ben olsaydım, Yeryüzünde, seni bir görmüş de ben olsaydım Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım, Sana hicret eden bir Kureyş de, ben, ben olsaydım, Damar damar, damar damar seninle, hep seninle, dolsaydım Batılı yıkmak için, kuşandığın kılıcın kabzasında, bir dirhem gümüş, bir, dirhem gümüş de ben, ben olsaydım, ben olsaydım … |
TEFEKKÜR Alem içinde Adem, Adem içinde Alem, Ne mükemmel bir nizam, Anlayabilse Adem !.. ** Tavuk mu yumurtadan,yumurta mı tavuktan?, Çekirdek mi ağaçtan,ağaç mı çekirdekten?, Nasıl yarar toprağı yumuşacık başaklar, Bunca canlı mahlukat nasıl çıkar topraktan? ** Bakıyorsun bir tohum ,koca ağaç oluyor, Yemyeşil yaprakları kalbe huzur veriyor, Çamur yiyor,sana meyve veriyor, Ağzına layık , gel,kopar da ye diyor ** Elma,armut,şeftali, nar, Daha sayamadığım yüzlercesi ,binlercesi var.. Birbirinden lezzetli,sanki şeker ,bal, Bunları bize,o ağaç mı veriyor ? ** Maddenin en küçük parçası Atom, Güneş sistemine bak ,aynı ona benziyor, Ortada bir çekirdek,etrafında pervaneler… Acep bize ne anlatmak istiyor ?.. ** Minicik mikrop mu güçlü, yoksa sen mi güçlüsün ?, koskoca insanı nasıl yere seriyor?, ** Beden mi Ruh’a,yar, Ruh’mu bedene dar?, Yoksa tüm kainatı bir ,yaratan,yöneten mi var? Aklım beynime sığmaz,sorular..,ah sorular... |
Adım adım o zirveye gidersin.. Bir de o zirveden, düşmesi vardır Nefes, nefes son durağa gelirsin Bir de o durakta, inmesi vardır. Burası son durak denildiğinde Geriye dönüp de, bakması vardır.. Ana karnında yolculuk başlıyor Dokuz ay, on günde neler oluyor Rabbi'ne dönünce hesabı vardır Çocuktu, okuldu, gençlikti derken El bebek, gül bebek yıllar geçerken Ömrunce yazılan, defteri vardır.. Alnını secdeye koydun, koymadın Verilen ömrünü nasıl harcadın Rabbi'ni, nebini bildin, bilmedin Hayat sınavını verdin, vermedin Hakk'ın huzuruna ne yüzle geldin İnceden, inceye hesabı vardır.. Desem ki, yolculuğa hazır mısın? Hesaba çekilmeye razı mısın? Yoksa bu dünyada, kalıcı mısın? Elinde mi, hesaba çekilmemek ? Sorguya, suale var mı direnmek? Bu yolun sonunda, yanmak da vardır. |
UHUD Günlerden cuma... Uhut'a gelenler var. Medine yolu toz duman... Uhut'a gelenler var. Bir dağılsa da şu hava, Görsek Medine-i Münevvere'den Uhut'a gelenleri. Bir görsek Allah Rasulü'nü Ve eroğlu erleri... Bakın göründüler işte; Atının üzerinde evrenin efendisi! Cihanın gözbebeği! Uhut'un sevgilisi! Sağında ve solunda ashab-ı güzin Önündeyse iki üveyk yürüyor; Biri Sad bin Muaz, Diğeri Sad bin Übade. Allah'ım bu ne edep Atlarının bile başı yerde... Bakın şu iki gence! İkisi de onbeşinde... Şu kısa boylu olanı Rafi' bin Hadic! Parmaklarının ucuna basıyor ki Boyu uzun görünsün! İyi ok attığı söylenince İzin veriyor efendimiz. Diğer gençse Semüre bin Cündüp... Ağlayarak peygamberinin yanına gidiyor. Ya rasulallah! diyor, Rafi'ye izin verdiniz. Bana niye izin yok? Ben rafi'yi güreşte yeniyorum. Efendimiz tebessüm buyuruyorlar. Ve bu iki ana kuzusuna güreş tutturuyorlar. Semüre Rafi'yi yenince güreşte, Fahr-i kainat ona da izin veriyor. Günlerden cumartesi... Uhud'a gelenler var. İşte Ayneyn Tepesi-Okçular Tepesi- Başlarında Abdullah bin Cübeyr Sultanı dinliyorlar. Düşmanı yendiğimzi görsenizde Size haber vermedikçe, adam göndermedikçe Yerlerinizden ASLA ayrılmayın! Kuşların cesetlerimizi kapıştıklarını görseniz dahi Ben size adam göndermedikçe Yerlerinizden asla ayrılmayın! İki ordu da hazır... İki ordu da harp nizamında... Ve Uhud'un kalp atışları dışında yeryüzü nefes bile almıyor! Sessizliği bozan Kureyş'in Sancaktarı'dır. Söylediği her söz küfür kokulu... Benimle çarpışmaya er meydanına kim çıkar! Bu bir meydan okumadır. Cevapsa bir çift ayak sesi... Gözler Uhud toprağında yürüyen bu ayaklarda... Kime ait bu adımlar ki bastığı toprak 'ALLAH' diyor! Ve Esedullah namıyla Hz. Ali(R.A.) yürüyor. Birkaç saniye, bir tek hamle... ALLAH'ın(C.C.) Arslanı dimdik ayakta Kureyş'in sancağı ise yerde... Ardından bir başkası yükseltiyor sancağı Ama bilmiyor ki bu defa kim var Uhud meydanında Gökyüzünde yıldırımlar Yeryüzünde Hamza var. Asıl şimdi başladı Uhud'un türküsü. Tam üç katı düşmanla Peygamber(A.S.M) ordusu Göz göze ve diş dişe. Uhud'da yiğitler var. İşte: Ebu Lücane... Kılıcın üzerinde bir yazı Korkaklıkta ar İlerlemekte şeref var! İşte: Musab bin Umeyr... Zırhını giyinince Nasılda Peygamber'e(A.S.M.) benziyor. Ve döne döne savaşan Hz. Hamza... Ben Allah'ın(C.C.) Arslanı'yım diyor! Ebu Katade'ye bakın. Bakın bir ok fırlıyor müşrik yayından Bir havayı yara yara geliyor. Hedefte Rasulullah(A.S.M.) var. İşte: Ebu Katade... Okun Fahr-i Kainat'a(A.S.M) doğru gittiğini görünce ALLAH'ı(C.C.) andı önce Ve uzattı başını! Ok Katade'nin gözüne saplandı. Uhud'da yiğitler var... Şirk ordusunu bozguna uğratan... Ömer bin Hattab'a bakın Gözleri çakmak çakmak... Ama telaş var yüzünde Hz. Ömer'in(R.A.) Bu ne hal ey Ömer... Düşman hüsran yaşarken Zafer kaznılmışken Bu ne hal ey koca Ömer! Niçin okçular tepesine bakıyorsun? Neler oluyor orda? Niye iniyor okçular Ayneyn Tepesi'nden? Allah Rasulü(A.S.M) haber vermeden niye iniyorlar? Ey Abdullah bin Cübeyr! Durdursana okçuları! Durun, Allah(C.C.) aşkına durun! Arkanızdan düşman geliyor, inmeyin yerinizden. Sahabe sendeliyor inmeyin yerinizden. Kainat yalvarıyor inmeyin! Sultanlar Sultanı'nı(A.S.M) incitecekler, inmeyin! Peygamber(A.S.M) ordusu iki ateş arasında... Efendimizin(A.S.M) etrafında on beş sahabe... Bakın, mübarek elleri Rasulullah'ın(A.S.M.) Yüzüne kapanıyor! Kainatın affı için semaya kalkan eller Şimdi kan içinde! Yetiş Ey Ebu Ubeyde! Nur saçan yüz kan içinde! Zaman donuyor sanki, Ve dudaklarının arasından birşey düşüyor. Kıpkırmızı bir yakut gibi Peygamberin(A.S.M.) mübarek dişi! Uhud Dağı'nı bir titreme alıyor. Zaman donuyor sanki, Ve gökler yırtılıyor! Uhud Dağı'nı bir titreme alıyor! Kimse Uhud'a ilişmesin. Çünkü bir ses geliyor altı yerden! Muhammed'in(A.S.M.) dişi yere düşmesin! Ve Cibril-i Emin yaratıldığı günden beri, En hızlı inişiyle iniyor! Çünkü altı yönden bir ses geliyor! Yere düşmesin Muhammed'in(A.S.M.) dişi! Kara bulutlar çöktü Uhud'a! Bir ses ortalığı velveleye verdi: Muhammed(A.S.M.) öldürüldü! Muhammed(A.S.M.) öldürüldü! 'Eğer O(A.S.M.) öldürüldüyse ben niye yaşıyorum! ' Diyen Enes bin Nad atıdı küfrün alevleri arasına! Artık yaşlı gözler Sevgili'yi(A.S.M.) arıyor. Kab bin Malik Hz. sesi duyuldu: 'Rasuluh(A.S.M) yaşıyor, Allah(C.C.) 'ın Rasulü(A.S.M.) yaşıyor, Onu(A.S.M.) miğferinin arasından ışıl ışıl parlayan gözlerinden tanıdım. Habibullah(A.S.M.) yaşıyor. Onu(A.S.M.) şefkat dolu gözlerinden tanıdım.' Ashab-ı Güzin'in sevincine bir bakın! Uhud'un sevincine bir bakın! Hz.Hamza duydu ya bu yeter! Rasulullah(A.S.M.) yaşıyor ya bu yeter! Yine daldı Hamza Kureyş'in dalgalarına! Ama savaşırken bir ara sendeledi Hamza. Ve boşlukta bir mızrak belirdi. Ey Hamza! Uhud'u her anışımızda kaç mü'min girmek ister mızrakla senin arana? Kaç mü'min keşke ben öleydim, keşke mızrak benim sineme saplansaydı der? Ama Şehidlerin Seyyidi sensin! Şehidlerin Efendisi sensin! Uhud'da şehidler var... Şehidlerin Seyyidi Hamza var Uhud'da! Rasul-i Zişan'ın(A.S.M.) gözlerinden boşalan yaş, Hamza'yı yıkar gibiydi! Fahr-i Kainat(A.S.M.) hiç bu kadar elem duymamıştı! Hiç bu kadar üzülmemişti! Ve amcasına hiç böyle seslenmemişti: 'Ey Rasulullah'ın(A.S.M) amcası Hamza; Ey Allah(C.C.) 'ın ve Rasulü'nün(A.S.M) Arslanı Hamza; Ey hayırlar işleyen Hamza; Ey Rasulullah'a(A.S.M) koruyucu olan Hamza; Allah(C.C.) sana rahmet etsin! Eğer senden sonra yas tutmak gerekseydi; Sevinmeyi bırakıp sana yas tutardım! ' Ve bir ayet yankılanıyor Ahzab dağında: (Bismillahirrahmanirrahim-Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla!) 'Mü'minlerden öyle yiğitler vardır ki, Onlar Allah(C.C.) 'a verdikleri sözde sadakat gösterdiler. Onlardan bazıları şehid oluncaya kadar çarpışacağına dair yaptığı adağını yerine getirdi. Kimisi de şehid olmayı bekliyor. Onlar verdikleri sözü asla değiştirmediler.' |
Yâ Rab, canda buldum, bin bir adını; Duydum, damar damar zikrin tadını!.. Her nefes kızaran ömrün odunu; Bir gül ocağında, nâr eyledin Sen!.. Sevdâ kapısında söktün benimi; Süsledin, bu eşsiz gül desenimi!.. Aslı toprak olan hâkir tenimi; Nefhandan üfleyip, nûr eyledin Sen!.. Hakikat iksiri damladı dile; Gönül, makam makam girdi menzile!.. Her zerrem aşk dedi, düştü bu hâle; Sevdânın dilini, bir eyledin Sen!.. Kaynıyor içimde umut pınarı; Ben miyim, âlemin oluş esrârı?!.. Kalbimi sis gibi saran efkârı; Bu aşkın derdine, yâr eyledin Sen!.. Heyhât! Su misâli akıyor zaman. Sabır tezgâhında, işlenir bu can!.. Bilmem usûl bu mu, böyle mi erkân? Beni, bende bana, sır eyledin Sen!.. Yâ Rab, bu ne gamdır verdin Adem’e?.. Kerem et, hikmetin gelmez kaleme!.. Varlığın sığmazken cümle âleme; Bir kulun gönlünde, yer eyledin Sen!.. |
Güneş mi doğar; hayır bu Senin gelişindir gel Bu evreni evren, toprağı toprak kılmak Senin işindir gel Topraklar ve dudaklar çatladı nasıl ansınlar adını Rahmet kıl ey Sevgili bir damla su gönder gel Kavruldu çiçekler menekşe boynun büktü binlerce yıl Böylece Seni ve buyruğunu bekledi artık gel Taşlar taş olmaktan bıktı toprak toprak olmaktan Kurduğumuz bunca yapılar çöktü çökecek gör gel Güç ne etsin soluk ne etsin Senden gelirmiş hepsi Acı bu son soluktur bir bengisu ver gel Güneşi gönderme bize ey Sevgili Sen doğ Bizi ısıtamaz oldu artık başka güneşler gel Yetmez mi bekleyişler gül tomurcuklarının Ne bülbül ne gül kaldı gelmedi bahar gel Güller yine tomurcuktur, izin ver açsınlar Günlerce gül yüzün görmek için bekler gel Seni nasıl çağırsak, bize ses ver ey Biz bunca toplandık, bunca yürek Seni bekler gel... |
Ya Nebi! Şu halime bak! Nasıl ki bağrı yanar, gün kızınca sahranın Benim de ruhumu yaktıkça yaktı hicranın! Harim-i pakine can atmak istedim durdum Gerildi karşıma yıllarca ailem, yurdum "Tahammül et" dediler…Hangi bir zamana kadar? Ne bitmez olsa tahammül, onun da bir sonu var. Gözümde tüttü bu andıkça yandığım toprak Önümde durmadı artık, ne hanuman ne ocak Yıkıldı hepsi.. Ben aştım diyar-ı Sudan'ı Üç ay "Tihame!" deyip çiğnedim beyabanı Kemiklerim bile yanmıştı belki sahrada Yetişmeyeydin eğer, ya Muhammed, imdada Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin Akarsular gibi çağlardı her tarafta sesin İradem olduğu gündür senin iradene ram Bir an için bana yollarda durmak haram Bütün heyakili hilkatle hasbihal ettim Leyale derdimi döktüm, cibali söylettim Yanıp tutuşmadan aylarca yummadım gözümü Nucuma sor ki bu kirpikler uyku görmüş mü? Azabı hecrine katlandım elli üç senedir Sonunda alnıma çarpan bu zalim örtü nedir? Beş-altı sineyi hicran içinde inleterek Çıkan yüreklere hüsran mı, merhamet mi gerek? Demir nikaabını kaldır mezar-ı pakinden! Bu hasta ruhumu artık kayırma hakinden! Nedir o meşale? Nurun mu? Ya Resulallah! |
| Saat: 23:14 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık