![]() |
Sen varken herşey güzeldi, Deniz çarşaf gibi, Hava güneşli. İçimden zıplamak gelirdi, Havalara yaramaz çocuklar gibi. Sen varken içim içime sığmazdı. Zaman yanında su gibi akardı, Güneş ufukta bir bilinmez. Çılgın rüzgar başımızda, Aşkımız kalbimizde, Yangınımız tenimizdeydi. Ateşle barut misali , Yanardık birbirimize Herkes imrenerek bakardı; Kime ne!! Mehmet Kızılkaya |
Ciğerimin ortasında üç damla kan duruyor Biri yaşamak der, kabarır Biri özgürlük der, yanar Biri kardeşlik içindir. Gözümün bebeğinde üç damla yaş durur Biri mutluluk der, dökülür Biri insanlık, taşar, Biri senin içindir Tevfik Akdağ |
Yalnızlık Yalnızlığımı; içime çekip hissettim bir kez daha gözlerimde ise sonsuz bir karaltı yanımda dost bildigim iki bira beni anlayacaksan,deger veriyorsan; hisset kokumu,nefesimi ,bedenimi,yanlızlığımı yanlızlığı anlayacaksın elbet, yakamı bırakmayan illeti. ağlayıp gözyaşlarınla sulayacaksın, senin yüzünden gittiğim, hep yapayalnız kalacağım mezarımı. uzerımde ne bir çiçek bitecek ne de bir kus gezinecek anlayacaksın! yakamı bırakmayan illet Erkan Balaban |
Sonra kaç yıl yaralı bir hayvan gibi Gezdim sokaklarında Sonra kaç yıl bir sevgi aradım İstanbul’u aradım. Belki de seni aradım bilmeden Ayaklarımın dibinde den,izler can çekişti Şehirler parçalandı Bir çağ öldü gözlerimin önünde Benim en güzel çağım öldü. Bizi topraktan yarattılar Gel gör ki... Bu şehirde Benim toprağım öldü. Seni aradım bu şehirde yıllarca Yana yakıla seni.. Sen kimdin, sen neredeydin kimbilir. Hep böyle sensizmiydi bu şehir. Bu şehir İstanbul’muydu ? Öyleyse sensiz yaşanmazdı bu şehirde Gemiler demir almazdı Trenler işlemezdi Sen olmasaydın Bir ömür bitip Yepyeni bir ömür başlamazdı içimde Bahar gelmezdi Ağaçlar çiçek açmazdı Seni bulmasaydım Ve ben yoktum İstanbul yoktu Sen olmasaydın. Ümit Yaşar Oğuzcan |
Yalnızlık Rıhtımı Yanlızlık rıhtımına bağladım umutlarımı Şimdi hareket saatini bekliyorum Bir gemi misali Martıların benim için ağladıklarını duyuyorum Bir çocuk misali Sonrada umutlarımın birer birer Yandığını görüyorum Bir ateş misali Senin de onlarla beraber Uçup gittiğini hissediyorum Acemi bir kuş misali... |
Sana çirkin dediler, düşmanı oldum güzelin Sana kafir dediler, diş biledim Hak'ka bile Topladın saçtığı altınların yüzlerce elin *****lendin de garez bağladım ahlaka bile. Sana çirkin demedim ben, kafir demedim Bence dinin gibi küfrün de mukaddesti senin Yaşadın beş sene kalbimde, misafir demedim Bu firar aklına nereden, ne zaman esti senin. Zülfünün yay gibi kuvvetli çelik tellerine Takılan gönlüm asırlarca peşinden gidecek. Sen bir ahu gibi dağdan dağa kaçsan da yine Seni aşkım canavarlar gibi takip edecek. Faruk Nafiz Çamlıbel |
Acı Yalnızlık I Bu şehre gelmemek vardı, çaresiz... Kalkıp geliverdim bir akşamüstü. Uzak, uğultulu şarkılarla, Uzak, uğultulu karanlıklardan. Tüm sevgilerin sıcaklığı içinde, Tüm özlemleri dindirmek için. Bu şehre gelmemek vardı, böyle. İstasyonları soğuk, meydanları boş, Caddeleri sensiz bulmamak vardı. Avuçlarımıza alıp bir deli yüreği, Dolu bir kadeh gibi meyhanelerde, Buğulanıp buğulanıp kırılmamak vardı. Bu şehre gelmemek vardı. Ama... Askerdim, mecburdum, çaresizdim. Seni ve Türkiye`yi seviyordum. Çağrılar mübarek ve güzeldi. Sen özlemli ve sıcaktın. Kalkıp kapına geldim, deli-divane. Uzak unutulmuş kasabalardan, Uzak unutulmuş türkülerle. Tüm sevgilerin sıcaklığı içinde, Tüm özlemleri dindirmek için. II Sen yalnızlık diyorsun; ben başka türlü anlıyorum. Manaları değişiyor kafamda kelimelerin. Kalkıp yollara düşüyorum, sana gelmek için. Seni bulmak için o eski bahçelerde, O eski şarkılarla hülyalı, sarhoş. Seni duymak için, seni yaşamak için, Seni yeniden yaratmak için mısralarımda. Seninle başbaşa uyumak için son uykumuzu, Son şarkımızı söylemek için mağrur ve güzel, Bütün insanlara karşı mert ve pervasız, Bütün kainata karşı hür ve aydınlık. III Birlikte girdiğimiz salonlardan, Sen bir başkasıyla çıkıp gidiyorsun. Dolu bir kadeh gibi kırılıyorum avuçlarında. Eğilip parçalarımı toplamıyorsun Yabancı ayaklardan. Kahroluyorum! Üstelik askerim, mecburum, bırakıp gidemiyorum. Kurtulamıyorum sağnağından hatıraların. Hangi kaldırım taşına bassam, sen eziliyorsun. |
SEN VARKEN Saçlarım darmadağın Hiç tarak vurmadım sen gittin gideli Boşalmış beynimdekiler Düşünemez olmuşum Seninle geleceğimi yok şimdi Sen yoksun karşımda çaresizim Güzelleşmek istemiyorum Ne yapıyorsam senin uruna yapıyordum Sen varken Hayat güzeldi Yarınlarım yok şimdi Tüm umutlarım yok oldu şimdi Sen gittin gideli Ne hayatım da huzur var Ne uykularım huzur var Senin yokluğun gibi Sen gittin gideli Huzursuzum huzursuz şimdi Senin gelmeni bekliyorum Sen yoksun bense çaresizim |
Yalnızım Sana yazdigim siir yarim kalacak, boynu bükük kalacak tüm sözcüklerim. Sana olan sevgimi kalem duyacak, kagitta bilmeyecek canim sevdigim!!!!! Keske seni tanimamis olsaydim, ozaman asik olmazdim. Ama simdi daha mi iyi, simdi seni taniyorum ve seviyorum ama sen beni sevmiyorsun ve bana gelmiyorsun!!!! |
SENSİZLİK HERGÜN ÖLMEK DEMEKMİŞ Bir bak. Gözlerimin içine,içine bir bak. Bu bir düş degilki kaldırsınlar uyanayım. Dolu,dolu digilmi yaşananlar.? Söyle hangisini unutayım.? Artık bir bu şehre inat. Bir,de sana inat nefes alıp veriyorum. Sanma,ki kalmadı hiç umudum. Her sabah umutla dogan güneşten borç istiyorum. Artık hiçbirşeye isyan etmiyorum. Buna,da olsun diyorum. Buda geçer diyorum,buda geçer. Bak gördünmü.?geçti işte. Ne senden bir eser kaldı. Nede ben bir eserde. Aklımda senden kalan iki cümle. Umutsuz yaşayamaz bir insan demiştin. Oysa benim tek umudum sendin. Birde insan birkez ölür demiştin. Lanet olsun yalanmış. SENSİZLİK HERGÜN ÖLMEK DEMEKMİŞ |
KAR TANESİ takvimlerden her geçen gün sensizliği ve her düşen kar tanesi benim sana olan hasretimi anlatır geçerken gemiler içimin limanlarından kalkarken buharlı trenler içimden sana dair bi şeyler götürür şuanda dışarda kar yağıyor herkes üşüyorum zannediyor ama kimse bilmiyor ki beni sensizlik üşütüyor |
YALNIZLIKTAKİ SEVİŞMELER gecenin bir vakti daha yarı açık gözlerim geceme müdahale edilir anlık sessizlik sonrasında her şey sen kokar ellerinin tenime dokunuşundan ruhumu okşayan kokundan ve geceme cenneti andıran gül bahçelerini yaratmandan tanıdım başka kim bölebilirdi ki gecemi artık yanıbaşımdasın biraz utangaç söz yok bakışmalar da ertelenmiş ruhumu okşarcasına yavaşça dokunuyorsun tenime kanat çırpışları artıyor içimdeki kuşun herşey sen soluyor yıldızlar da yok ortalıkta ve sessizlik çöktükçe geceye günahlar işlendi zamanın akışında bir suçum yok gecenin ıssızlığı çanak tutuyordu tanrısal yalnızlıktaki sevişmelere kaç zaman sonra uyandığımda selamsız gelişin gibi gidişinde elvedasız olmuştu çünkü biliyordun daha limidi dolmamış tanrısal yalnızlıktaki sevişmelerin bana yine mısra aralarına imge dizmek kaldı. Fuat DOĞAN |
Eskiler Alıyorum Eskiler alıyorum Alıp yıldız yapıyorum Musiki ruhun gıdasıdır Musikiye bayılıyorum Şiir yazıyorum Şiir yazıp eskiler alıyorum Eskiler verip Musikiler alıyorum. Bir de rakı şişesinde balık olsam Orhan Veli |
Yalnızız Yalnızız en kesif kalabalıkta Ayrı dünyalarda gezer gönlümüz Layık olamadık her ne yapsak ta! Neticede abes, geçen günümüz Isınmaz ellerim kara batırsam Zehir vaktindeyiz burdan çıkınız Ilık gölgelerle gönül eğleriz Zaten beraberken bile yalnızız Hayalet sanırız hakiki ruhu Ard arda dizilir kibir ve gurur Leyla olmaklığın nerede kaldı İçimizde ümid, yaralı durur Münafık hislerle zor mu savaşmak En rahat ne ise, en doğru o mu? Yalnızız.. ve bizde bu bir sevda ki En doğruyu bozar, kırar atomu! . Hünkar Dağlı |
Unutulmaz olansın yine sensin anılarımın baştacı dinmeyen çağrışımların sürüklediği acı bütün şarkıların, şiirlerin, filmlerin yalnız kalınan her anın, dakikanın en ufak bir esintinin, göğün, bulutun erken uyanılan sabahların, yükselen güneşin yeşil dallarda cıvıldaşan kuşların senden uzakta duyulan sonsuz sevginin bütün imgelerin doludizgin getirdiğisin sanma unuturum seni, unutmak istemem sen günlük yaşantım, ekmeğim, suyumsun aydınlık sabahlarım, yıldızlı akşamlarım bütün yaşantımın en canlı yanı hergün yaşattığım ölümsüz anı içimdeki aşkın tükenmez kaynağısın sen bütün güzelliklerin getirdiği gururun, öfkenin ve kinin götürdüğüsün sen vazgeçilmez ama bağışlanmaz olan sen özlenen ama katlanılmaz olan sen bulunmaz ama aranmaz olan sen sevilen ama güvenilmez olan sen anılmaz ama unutulmaz olansın sen sibelsin, sibelimsin, sibelim Celal Kabadayı |
BANA ÖZLEMİN KALDI ey yıllardır içimde beslediğim kanarya senin o sulusepken, yeşil gözlerin var ya gökleri denizin elinden aldı fırtına delirdi; deniz bunaldı kızıl tüylü kanatların firakını çekti uzaklara resimlerini bana özlemin kaldı patikalar üstüne yazıverdin adımı acımasız,her akşam çiğnedin feryadımı ey yıllardır içimde beslediğim kanarya senin o sulusepken gözlerin var ya sanki bir alev topu, yakar hayallerimi her ikindi sonrası ruhumun toprağına garip tohumlar gibi atarım ellerini sana mahsun bir umut, desem mi bilmiyorum sana çılgın bir bulut, desem mi bilmiyorum derin bir uçurumda arıyorum kalbini ya gel, ya beni unut, desem mi bilmiyorum ey yıllardır içimde beslediğim kanarya senin o sulu sepken yeşil gözlerin var ya rüyalarımı çaldı sevda ırmağında sular alçaldı son bahar uğradı yüreğimize sararttı gülleri, yaseminleri bana özlemin kaldı |
Yalnızım Yalnızsın Yalnızız kimse içimdeki boşluğu görmüyor bir adresi yitirmek neler hissettirir insana kalp atışlarından uzak olmak soluğunda duyamamak mevsimleri, düşünmüyor çok şey bilmenin hoş karşılanmadığı zamanlardayız ciddiye alınmıyor sorularımız gün afrikalı kalmaya kararlı bu dünyadan olmamak da yetmiyor ve siz geliyorsunuz, sarı elbisenizle bir silüet hayatımdaki eksikleri gösteriyorsunuz küçülüp silikleşiyorum, hafifliyor bedenim yalnızlığım dağılıp çoğalıyor sesinizde ben artık sadece kuşların şarkısını dinliyorum Metin Celâl |
Telefon açtığımda "alo." deyişini, sesinde ki sevinci ve değişimi, seni uzaktan sevebilme ihtimalini, bilmek. bana şimdilik yetiyor. Geceleri düşündüğünü, hüzünlenip, ismimi tekrarladığını, heceleyip, kalbini sardığımı, kelepçeleyip, bilmek. bana şimdilik yetiyor. Ağlayan gözlerinden damla damla, titrek sesinden hasret hasret, özleyen mektuplarında çağlayan, olmak. bana şimdilik yetiyor. Gönlünde filizlenen bir kırmızı gül, üzerinde taşıdığın siyah beyaz resim, hayalî filminde en kral oyuncu, olmak. bana şimdilik yetiyor. bana şimdilik yetiyor. ama sadece, şimdilik. Ahmet Arslan |
Yalnız Gecelere Günah gibi boynumda acılarım Sırtım kambur, yüküm aşağılık Nereye baksam Nerden kalsam bir sıradanlık, bir ayrılık. Bazende yaşamak istercesine boynumu kaldırıyorum, Bakınıyorum yakan güneşe Ve boynumu büküyorum küsercesine Devekuşu misali karlara dalıyorum Üşüyorum ben geceleri Yalnızım, yine yalnız başıma Ne yiyecek bişeyim nede..... Çay ve sigaram, çektikçe taa ciğerlerime Çayım kanımda gezer, birde efkarlıysam neşelere Karıştırdım mı içeceğimi içine Bak o zaman mutsuz ama tebessümlü keyfime. Sabaha karşı midemde bir acı Bir cigara yakmalımı yakmamalımı Ne de olsa hayat bir sancı 2000 Ahmet Sarı |
Yalnız Yanlızlık paylaşılmaz Paylaşılırsa yanlızlık olmaz Yanar sobasında Yalnız'ın üşüyen bakışları Lambasında karanlığa dönük Bir ışık titrek sönük sönük Penceresi dışına kapanmıştır Kapısı içine örtük Bir sözde saklanmış bir yalanı Bir gözde okuduğundan Bakmaz kendi gözlerine bile Özdemir Asaf | |
şafakta ayrılık, mercanlar yaslı denizde toprak yağmura, ben sana ölesiye hasretim nedendir bilinmez şafak ayrılıklara gebe nedeni yok belki de belki de her aşkın sonu ayrılık; belki de mecburum ben, bu kahrı çekmeye haketmemiş de olsam mecburum belki de... şafakta ayrılık gözlerimde sen varsın ve hep öyle kalacaksın öyle orada sonsuza kadar.. öyle kalacaksın gülüşün var olacak her gözümü açtığımda, ve bileceğim her kapadığımda, açınca yine seni bulacağımı bileceğim.... Ömer Seydi Ekinci |
YAKAMOZ Bir yaz akşamı,içimde hüzün,kalbimde yara. Yine mutsuz yine çaresiz ve yalnızım. Derman yağmur olsa bulutlar düşmez üstüme. Ümitlerim nehir olsa,çağlayanlar önüne bend çeker. Hislerim paramparça,duygularım karmakarışık,şaşkınım. Elimde gitarım,serpilmiş kumsallara kimlere çalarım. Her teline vurduğumda ayrı bi anı ayrı bi hüzün. Yıldızlara bakıyorum iç çekerek,umutlar ordamı gizli. Küskün gibiydiler,bir doğup bi kayboluyor,gizemliydi. Gitarımdan çıkan herses hançer gibi yüreklerindeydi. sislerinden düşen her damla,deryalarla kucaklaşır. Ay tüm kudretiyle bedenini gösterir ,nurunu saçar kalplere. Deniz çarşaf gibi uyuyor mışıl mışıl. Bir çocuk gibi dans ediyor bazen hüzün çöküyor yakamoz. Senmisin yüreklere derman olan kalplere huzur dağıtan yakamoz. Yoksa sendemi hüzünlüsün,senidemi vurdular yakamoz. Ben çok sevdim ,çok ağladım yakamoz. Hiç uzmedim,hiç yıkmadım hep yıkıldım be yakamoz. Bakma ağlamadığıma göz pınarım kurudu yakamoz. Terkedildim,hiç umursanmadım umutsuz çöllere itildim yakamoz. Uyumadım hayal ettim,durmadan dinlenmeden,koştum aradım. Yüreğimi verdim sevgimi verdim,yine boş yakamoz. Bana hiç inanmadı ,alay etti,hiç sızlamadı yüreği yakamoz. Sen neden ağlıyorsun ,sendemi kederlisin,yoksa banamı yanıyosun. Sana ihtiyacım var yakamoz tut ellerimi bırakma. geliyorum doruklarına ,işte yanıdayım artık sen varsın yakamoz. Gün ışığı parlıyor deryalara,kumsallar ışıl ışıl. Gitarımın üstünde kumlar dans ediyor. Anılarım şiirlerim rüzgar son kez karıştırıyor. Martılar şarkılar soyluyor yani umutlara süzülüyor. Balıkçılar bir yaşam mucadelesi kısmet arıyor. Kısmet deilmiş ağlarında sadece , ümitsiz bir aşık. Son isteğim bedenim toprağın,göğsümü yarın kalbim onun. ismail Akman |
Yalnızlık çiçek açtı içimizde Büyüdü korkulu zamanlar. Açılan gül,düşen yıldız büyüdü. Büyüdü toprağın,suyun,böceğin,sükutu. Dalda yaprağın sarısı büyüdü,kökte susuzluk... Büyüdü tohumda sancı,karanlıkta gece. Çocuğun gözlerinde büyüdü uykusuzluk. Büyüdü yolların tenhalığı,yürekte aşk... Ve yalnızlık çiçek açtı içimizde... Nurettin Özdemir |
Gün ışığına söyle Boğamaz içimin karanlığını, Hep yağmurun sesine karışır, Hüzün dolu bir şarkı. Ve hep bir şeyler eksik kalır, Sende ben, Bende sen... Umutsuzca özleriz birbirimizi.... Gün ışığına söyle Gökyüzü çılgın mavileri de bilir. Atamadıkça birbirimizi yüreğimizden Ve vurdukça yüreğimiz birbirimizi Sokakları sarmışken yağmur bulutları O çılgın bir mavi yüreğimizde dururken, Gülüşlerim çok uzaklarda kalır. İçimdeki tamtamlar ayrılık çığlıkları atar, Ama bu hayattan çalınmış zamanlar. Bizi yine ayıramazlar. Gün ışığına söyle Vedalar kavuşmak içindir, Bir yanılgı, Bir saçmalık, Bir pişmanlık değil, Bu bir sevgi, Belki ölümsüz de değil. Her şeyimizi kaybettiğimiz bu hayatta. Hep bir şeyler eksik kalacak bil... Bende sen, Sende ben... Bu yaşadığımız dayanılmaz hasret, Ayrılık değil... -Ayrılık Gözyaşına Sığmaz isimli kitabından Ahmet Beltekin |
Adi Yalnizlik Gölgen gibidir yalnizlik Gecenin issizligi karanligi gibi bos ve soguk Sarilirsin ararsin tutamazsin Yoktur çaresi Adi yalnizlik Yazilmistir bir kere Yigit olsan da büker bilegi Cesur olsan da sizlatir yüregi Içindedir sevgi, insanin tek dilegi Atesten gömlek misali Sevgi Sevgi Sevgi Murat Ince |
Yalın, Yalan, Yalnız Dünü ifade etmek yalın Seni ifade etmek yalan Bugünü anlatmak hüzün ve hıçkırıkla. Hıçkırıkla yarın yalın, yalan ve yalnızlık. Sen sonbaharım, baharımda.. Ben yalan. Yalnızlığım, yalın Sen yalan Kurumuş yaprak oldu hüznüm Rüzgarda ağır ağır yalpalanan. Veda ettiğim sen, baharım yalnız ve yalın.. Arslan Öztürkmen |
Vurun Yalnizliga Yalnizlik öldürdü beni Isigini gözlerimin önce Yüregimin sevincini Yalnizlik askimi hevesimi Gücümü kuvvetimi Gözgöze geldigim Bütün karanlik pencerelerde Yalnizligin gözleri Sokaga çikan Eve dönen Yillardir yalnizlikti benimle Her kis gecesi saat yedide Yalnizlikti esen Konak önünde Yalnizlikti oturmus meyhanede Bekleyen beni Gülmek istemiyorsam Konusmak istemiyorsam Sevismek istemiyorsam Yalnizlik sebebi Kimildasam Degistirsem yerimi Itsem elimin tersiyle Gider gene gelirdi Bir gün girerseniz odama Cansiz uzanmis bulursaniz beni Bakin basucuma Bakin dört duvara Yalnizlik orda Sizinle nefes nefese Sizinle burun buruna Uzanmis yanibasimda yataga Geçmis masama Saymayin güldüklerimi Saymayin sevdiklerimi Bilin doymadim ben Ne aska ne dostluga Vurun yalnizliga Necati Cumalı |
Resmim için Toprakta gezen gölgeme toprak çekilinçe, Günler şu heyulayı da, er geç, silecektir. Rahmetle anılmak,ebediyet budur amma, Sessiz yaşadım,kim beni,nerden bilecektir? Mehmet Akif Ersoy |
Aşkı doğuran şey nedir; O yakınlığı, iki can arasında? Ve kopuş ne zaman baslar? Ne zaman biter bir sevda? Bir kurt gibi içten içe Gelişip büyür çürüme Bir an gelir ki aynı mekandasınızdır Ayrı duygusal zamanlarda Ataol Behramoğlu |
GEL KENDİNİ ÖZLETMEDEN Sabahın ilk ve en güzel saatlerinde uyanmıştı. Yanında yatan ve horlayarak uyuyan adama baktı iğrenerek. Nasıl evlenmişti bu adamla, nasıl düşmüştü bu hataya. Dün gece yine eve sarhoş gelmişti kocası. Leş gibi alkol kokan vücudunu genç kadının yanına uzatıp yatmış ve sızmıştı. Kocası bir psikologdu fakat kendi psikolojisini bir türlü düzeltemiyordu. Hırçın, pervasız, alkol bağımlısı bir adamdı. Genç kadın sessizce yataktan süzülüp banyoya gitti. Aynada gördüğü yüzüne bakınca içi ezildi. Çökmüştü adeta, eski güzelliğinden eser kalmamıştı. Aynadaki yansımasını izlerken dalıp gitti uzaklara. Tüm suç kendisine aitti, bu yolu kendi seçmiş, bu sonu kendi hazırlamıştı. Tıp fakültesinde okuduğu yıllarda bir gençle tanışmıştı. Aynı üniversitenin tiyatro bölümünde okuyan bu genç çevresinde çok seviliyor tüm kız öğrencilerin dikkatini çekiyordu. Yakışıklı, espritüel ve çekici olması kızların rüyalarını süslemesi için geçerli bir sebepti. Ama o genç adam sadece o nu aldı rüyalarına. Bir arkadaş toplantısında tanıştılar ve sevdiler birbirlerini. Flörtleri tutkulu bir aşka dönüştüğünde okulları bitmek üzereydi. Genç kız birkaç ay sonra doktor olacaktı, sevdiği adam ise tiyatro oyuncusu. Aşkları üniversitede bir destan misali anlatılıyor, Leyla ile mecnun sevdaları unutulmuş sadece onların aşkı konuşuluyordu. Çok geçmeden diplomalarını alıp mezun olduklarında ayrılıklarını başlatan olaylar zinciri start vermişti. Genç kızın tayini ülkenin bir ucunda bir sağlık ocağına çıkmış, sevdiği adam ise hayallerini gerçekleştirmek üzere yurt dışına çıkmıştı. Bağlarını hiç kopartmadılar, sevdalarını yollara ezdirmeden devam ettirdiler. Hasretle geçen birkaç yıldan sonra tekrar buluştular başkentte. Genç adam sevdiği kadına her kadına nasip olmayacak şekilde evlenme teklif ettiğinde genç adeta bulutlara uçuyordu. Olaya ailelere intikal ettiğinde ise ayrılık bombasının fitili ateşleniyordu. Genç kızın babası ülkenin önde gelen tıp adamlarından biriydi ve kızının bir tıp adamıyla evlenmesinden yanaydı. Fakat genç kız kararlılığını devam ettiriyor sevdiği adamla evlenme isteğinden vazgeçmiyordu. Ailenin en sevdiği ferdi olan halası bir akşam yemeğe davet etti genç kızı. Yemek sonrası halasıyla yaptığı sohbet yılların birikimi sevdalarını yok etmeye yetmişti. Kariyerini düşünmeliydi, macerayla yaşanacak bir ülkede değillerdi ve hayat zordu. Ve kaçınılmaz son gerçekleşmiş ailesinin çabaları Muaffak olmuştu. Sevdiği adamın evlenme teklifini reddederek yakın aile dostlarından birinin oğlu olan psikolog doktorla evlenmeyi kabul etmişti. Evlendikleri günden bu yana geçen beş yılda her gün pişman oldu verdiği karara. Ama iş işten geçmişti artık. Sevdiği adam yurt dışında önemli bir sanat adamı olmuş, ülkeye her geliş gidişi basında yer bulmuştu. Genç kadın ise kocasının alkol problemleri yüzünden cehennem hayatı yaşamış ve sevdiği adamın hasretiyle yaşamıştı. Aynada yansıyan gözlerine bakarak birkaç kelimelik bir cümle döküldü dudaklarından ‘’ seni bir kez görebilsem; öyle özledim ki seni; gel kendini özletmeden’’ Birden irkilerek saate baktı, hastaneye geç kalmıştı. Bu gece acil serviste nöbeti vardı. Önce vizite yapıp yatan hastalarını kontrol edecek akşam ise acil serviste yorucu bir gece yaşayacaktı. Koşar adımlarla çıktı evden. Hastaneye varana kadar sevdiği adamı düşündü. Özlemişti ve küllenen aşkı evliliği kötü gittikçe alevleniyordu. Keşke şuan yatak odasında yatan kocasının yerinde sevdiği adam olsaydı, hayat bu kadar çekilmez olmazdı belki. Hastaneye varır varmaz işe koyuldu. Akşama kadar yatan hastalarını ziyaret etti, onların sıkıntılarını gidermeye çalıştı. Akşam yemeğinden sonra acil servise indi. İçinden bir ses sakin bir gece olacak diyordu. Düşündüğü gibi oldu. Sabahın üçüne kadar fazla bir yoğunluk olmadı. Bir trafik kazası yaralısı ile iki kalp krizi vakası gelmişti. Diğerleri ise ufak tefek olaylardı. Sakin bir gecede olsa yorulmuştu. Kahve makinesinden aldığı bir bardak kahveyle dinlenme odasına gitti. Uyumak istese de aklındaki düşünceler buna müsaade etmiyordu. Nöbetlerin en sevdiği tarafı kocasından uzak kalıyor olasıydı. Dinlenmeye çekildiğinde pişmanlıklarını özgürce yaşayabiliyor, kendi acısıyla kendi yarasını tedavi ediyordu. Yine öyle oldu; sıcak kahvenin buharını izlerken yine daldı gitti uzaklara. Sevdiği adamı düşündü yeniden,şu an neredeydi acaba, evlenmiş miydi, unutabilmiş miydi sevdalarını. Belli belirsiz hayaller ve düşünceler arasında uyuklamaya başladığı anda dudaklarından belli belirsiz bir cümle döküldü; ‘’ gel kendini özletmeden ‘’ Sıçrayarak uyandığında kapı sertçe vuruluyor herkes ona sesleniyordu. Trafik kazasında yaralanmış birini getirmişlerdi ve durumu ağırdı. Kazanın şiddetinden göğüs kafesi parçalanan hastayı gördüğünde kanının donduğunu hissetti. Kırılan kaburgaların akciğerleri parçaladığı belliydi. Genç kadın yüzü kan içindeki hastanın dudaklarındaki gülümsemeyi gördüğünde belki de hayatının en büyük şokunu yaşıyordu. Sevdiği adam önündeki sedyede kanlar içinde yatıyor ve son nefesini vermek üzereyken bile ona sevgi dolu gözlerle bakıyordu. Günün başladığı andan itibaren hasretinin acısıyla sarsıldığı genç adam şuan önündeki sedyede son nefesini vermeye çalışıyordu. Genç adam son bir hamleyle kanlı ellerini sevdiği kadına uzattı. Genç kadın şok halinde tuttu sevdiği adamın elini. Genç adam kendine doğru çekti genç kadını ve nefes borusundaki son nefesini verirken küçük bir cümleyle veda etti. ‘’ sana geldim sevgilim |
Sevdiğimiz eşyayı, dostları yada sevgiliyi. Sonunda yürekte kalan hep ayni duygu, hüzün... Çünkü yitirilene alışmışızdır, sevmişizdir, bizimle olan beraberliği keyiflendirmiştir. Çünkü o beraberliğe değer vermişizdir. Ya o güzelliği yasarken; paylaşımı, keyfi, sevmeyi ve sevilmeyi birlikte hissederken... Hep korkmaz miyiz? İçimizi en güzel anlarda bile hep sarmaz mı? Ya biterse? Ya yok olursa bu güzellik?; endişesi.. Tabii ki bitecek. Yaşadığımız mutluluklar, hüzünler hep bitmedi mi? Hep yerine başka başka hüzünlere, mutluluklara bırakmadı mi? Gene ayni korkular, ayni endişeler... Peki sahip olduğumuz güzellik için yitirme korkusuyla ağlamak niye? Kime? Ne için ? Biliyor musunuz? Dökülen göz yaşları sadece kendimiz için.. O değere sahipken de, yitirdiğimizde de.. Çünkü bizi asil korkutan YALNIZLIK.. İçimizde hissettiğimiz o güzel duyguları uzunca bir süre tekrar yaşayamamak.. Özlemek, özlenmek, sevmek, sevilmek, sım-sıkıca sarılmak, o bedenin canini, kanını hissetmek, sevişmek.. Hangisi kolay vazgeçilir hazlar ki? Biten aşklarda da, biten ömürde de yanaklarımıza dökülen gözyaşları hep kendimiz için. Çünkü merkez hep biziz, doymak bilmeyen egomuz.. Ve o egoyu doyurabilmek, hoşnut kılabilmek için ne kadar çok çırpınır dururuz. Bizim sevdiklerimiz bizi muhakkak sevmeli, özlediklerimiz özlemeli, doğrularımız her zaman tek doğrudur. Ya yanımızda ki insan ? Onun egosu ? Arzuları, özlemleri veya usandıkları... Ne kadar o sevdiğimiz insana karşı fedakarız? Vermeden neyi ne kadar alabiliriz ki? Bizler; hep ilişkilerimizde hesap kitap içinde değil miyiz ? Her zaman denge.. Verdiğimiz kadar alalım, aldığımız kadar verelim hesapları yapar dururuz. Sonuç YALNIZLIK . Peki bu kadar yalnızlıktan korkuyor, yaşanılan güzellikleri, paylaşımı bir daha yasayamamak endişesiyle kaybedeceğimiz değere ağlıyorsak niye bu kadar ince hesaplar. O değer bize mutluluk yerine hüzün, kargaşa yaşatıyorsa zaten vazgeçmeliyiz. Yok eğer yaşamın sıkıntılarından biraz da olsa bizi alıp mutluluk veriyorsa o zaman gözyaşı yerine biraz daha akilci olmak daha doğru değil mi? Sıkıca, hiç bitmeyecekmiş gibi o güzelliği, huzuru sonuna kadar yasamak varken neden korku?? Bilirsiniz.. Anılarımızda öylesine anlamlı, mutlu anlar vardır ki, kimi zaman onca geçen yıllara değerdir. Tabii ki bu değerler karşılık bulduğunda daha da değer kazanacaktır. Eh iste o zaman bize biraz daha is düşüyor demektir. Daha çok özen... Çünkü yasam içinde, ayni frekansı yakalamak o kadar zor ki... Sevgiyi, özlemi birlikte yasamak doyumsuz bir hazdır. Artık o sevdiğin insan kendin olmuşsundur. Korursun, tıpkı kendini koruduğun gibi. Üzmekten, incitmekten korkarsın. Artık hesap, kitap yapılamaz. ; Daha çok vermek vermek istersin. Çünkü ego vererek de doyumu öğrenmiştir. Çünkü gönlünü ayna tutmuşsundur o sevgiliye. Çünkü yitirme korkusu askı ölümsüz kılar. Çünkü ayrılmanın da bir vahşi tadı var Öyle vahşi bir tat ki dayanılır gibi değil Çünkü ayrılık da sevdaya dahil Çünkü AYRILANLAR HALA SEVGILI.. |
yanlızlığım bir çığlıktı hepiniz mi sağırdınız gecem, yine kaldık başbaşa bir sen, bir de ben sabaha kadar beraberiz. yine gece, yine ben yanlız, buruk iki iyi anlaşan arkadaşız senle gecenin hangi diliminde belirsiz balkondayım... bakıyorum şehrin ışıklarına ciğerlerim patlarcasına bağırıyorum duyan yok ama ordalar görüyorum ışıklar var heryer de neden cevap vermiyorlar, niye duymuyorlar beni merak ediyorum... gecenin sessizliğinden gelen bir araba sesi ile irkiliyorum ve fark ediyorum ki kalbimden çıkan çığlığım aslında kalbimin duvarlarına çarpıp geri dönüyor kimse duymamış, kimse görmemiş beni yine yanlızlığım ile başbaşa sabah yaklaşıyor çaresiz dönüyorum yatağıma umudum yüreğimde, dalıyorum uykuya ertesi gece yine buluşmak üzere... |
Üflerim Şiirin tüm gizini kulaklarına Havalanır birden aklın Akşamlar akar dudaklarına Oturursun ortasına akıntının Tut ki bir aşklığına çıldırdın. Sokul yanıma Çoğul mudur etin, Gerçeklerden mi süzüldü Kolunda duran cinnetin? Haydi gel tedirginliğe Son çağrımdır bu Çıkarıver tüylerini Bahar geldi. A.Kadir Bilgin |
Tanımak İçin Bilmek İstiyorum Geçinmek için ne yaptığın beni ilgilendirmiyor. Neyi özlediğini, kalbinin arzuladığı şeye kavuşmanın hayalini kurmaya cesaret edip edemediğini bilmek istiyorum. Kaç yaşında olduğun beni ilgilendirmiyor. Aşk için, hayallerin için, yaşıyor olma serüveni için bir aptal gibi görünme riskini göze alıp almayacağını bilmek istiyorum. Ay'ının etrafında hangi gezegenlerin döndüğü beni ilgilendirmiyor. Kederinin merkezine dokunup dokunmadığını, hayatın ihanetlerince açılıp açılmadığını, daha fazla acı korkusundan kapanıp kapanmadığını bilmek istiyorum. Saklamaya, azaltmaya ya da düzeltmeye çalışmadan benim ya da kendi acınla oturup oturamayacağını bilmek istiyorum. Benim ya da kendi neşenle olup olamayacağını, insan olmanın sınırlılığını hatırlamadan, bizi dikkatli ve gerçekçi olmamız için uyarmadan çılgınca dans edip çoşkunun seni parmak uçlarına kadar doldurmasına izin verip vermeyeceğini bilmek istiyorum. Bana anlattığın hikayenin doğru olup olmaması beni ilgilendirmiyor. Kendi kendine dürüst olmak için bir başkasını hayal kırıklığına uğratıp uğratamayacağını; ihanetin suçlamasına dayanıp, kendi ruhuna ihanet edip etmeyeceğini bilmek istiyorum. Güvenebilir ve güvenilebilir olup olamayacağını bilmek istiyorum. Her gün sevimli olmasa da güzelliği görüp göremeyeceğini bilmek istiyorum. Benim ve kendi hatalarınla yaşayıp yaşayamayacağını; bir gölün kenarında durup gümüş ay'a "EVET!" diye bağırıp bağırmayacağını bilmek istiyorum. Nerede yaşadığın ya da ne kadar paran olduğu beni ilgilendirmiyor. Keder ve umutsuzlukla geçen bir gecenin ardından, yorgun, bitap da olsan, çocuklar için yapılması gerekenleri yapıp yapmayacağını bilmek istiyorum. Kim olduğun, buraya nasıl geldiğin beni ilgilendirmiyor. Çekinmeden benimle ateşin ortasında durup durmayacağını bilmek istiyorum. Nerede, kiminle, ne okuduğun beni ilgilendirmiyor. Diğer her şey bittiğinde seni ayakta tutan şeyin ne olduğunu bilmek istiyorum. Kendinle yalnız kalıp kalamadığını ve o boş anlarda sana arkadaşlık eden kendini gerçekten sevip sevmediğini bilmek istiyorum. |
|
Serin rüzgârlara pencereni aç! Karşında fecirle değişen ağaç, Bak, seyret ağaran rengini ufkun Mahmur gözlerinde süzülsün uykun. Bırak saçlarınla oynasın rüzgâr, Gümüş çıplaklığı bir başka bahar Olan vücudunu ondan gizleme. Ne varsa hepsini boyun, saç, meme, Esîrden dudaklar okşasın sevsin Mademki geceden daha güzelsin! Ahmet Hamdi Tanpınar |
Aç Kapıyı Yalnızlık Aç kapıyı yalnızlık, ben geldim Hayır, ağlamadım, gözlerim yaşlı değil. Cephedeydim, kurtaramadım yenilmekliği. Gece yarısı, uyumuştur sokaklar çoktan Bir sen varsın işte, bir de benim hayaletim... Bakma öyle, al elimden valizlerimi Bir şey yok içlerinde; balık kokusu sinmiş üç beş kazak, Kırık bir ayna, bir kaç tel siyah saç... Soğuk burası, yağmur kokuyor Geceleri uyku tutmaz insanı burda Bak, yıldızları görmem lazım benim dolunayda; çıldırırım Yıkarım üstüne bu mahzeni, kaçamazsın... Morarmış, çatlamış ellerim soğuktan görmüyor musun? Varsa sıcak bir çorba getir bana, tuzlu Yoksa uğraşma, aç değilim. Saat yok duvarlarda, o kadar yalın yaşamak Günışığı da yok, karanlık ruhun gibi yakın sana... Yalnızlık kapat kapıyı! Şuraya, şu soğuk taşların üzerine bir yatak ser bana. Uyumak istiyorum, Unutmak istiyorum, Unutulmak istiyorum... Bayram Atik |
ARTIK SENSİZİM GİDİYORSUN YA... KARA BULUTLARI KATMIŞ ARDINA ACILARI YÜKLENMİŞ SIRTINA DÖRT NALA GELİYOR YANLIZLIĞIM. GİDİYORSUN YA.. NEKADARDA MUTLU ÇARESİZLİKLER YÜREĞİMİN GERGEFİNDEN CIMBIZLARLA ÇEKİYOR NAKIŞ NAKIŞ UMUTLARI GİDİYORSUN YA... RENKLERİNİ SİLİYOR TUVALİM KARASI BANA GECELERİN CEFASI BANA ELDE KALAN TEK RESİM GÖZLERİNİ SEYREDECEĞİM GİDİYORSUN YA... GİYOTİNE GİDİYOR PAYLAŞMALARIM BUGÜNÜMDE, YARINLARIMDA GİDİYOR GİDİYOR DÜŞMÜŞ PEŞİNE UMUTLARIM GİDİYORSUN... DALGALARINDA BOĞULDUĞUM DENİZİM GİDİYORSUN... BUNDAN BÖYLE ZAMANLARA SENSİZİM. Nevin Kurular |
Adı Yalnızlık Gölgen gibidir yalnızlık Gecenin ıssızlığı, karanlığı gibi boş ve soğuk. Sarılırsın ararsın tutamazsın Yoktur çaresi. Adı Yalnızlık Yazılmıştır bir kere Yiğit olsan da büker bileği, Cesur olsan da sızlatır yüreği. İçindedir sevgi, insanın tek dileği Ateşten gömlek misali Sevgi... Sevgi... Sevgi... Murat İnce |
Gidişini Anlatıyorum Sen gidiyorsun ya işşine yetişmek için Saçlarını, gözlerini, ellerini Neyin varsa toplayıp gidiyorsun ya Her seferinde bir şey unutuyorsun sıcak Termometrede yükselen çizgi çizgi Kim bilir nerelerde soğuyorsun Senin gözbebeklerin var ya kadın kadın gülen İnsan insan bakan gözbebeklerin Beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta Beni yıksa yıksa gözlerin yerle bir eder Ne gelirse onlardan gelir bana Çalışma gücü yaşama direnci Mutluluk gibi kazanılması zor Mutluluk gibi yitirilmesi kolay Bir açarsın ki mutluyum Bir kaparsın her şey elimden gitmiş. Rıfat Ilgaz |
Yağmur bırakmadan geçen bulutlar gibiydi zihnimdeki düşünceler; dilime düşmeyen, sözcüklere dönüşmeyen!.. Ben, sana ne söyleyebildim ki bunca zamandır?.. Boyutları değişiyordu hayatımın... Yani, değiştiren sendin boyutlarını hayatımın; büyüyordum, gelişiyordum, genişliyordum... Söyleyebildiklerimden çoktu her zaman, söyleyemediklerim; bu yüzden kelimelerimin arası açılıyordu!. . |
Yalnızım Acı veriyor bana yalnızlık Umutsuzluğumu haykırıyor yüzüme Karanlık gecelerde ağladığımı görmek istiyor Yılların intikamını alıyor benden Neden neden böyle yaptın Soruyor her defasında Ağlamamak elimde değil Gözyaşlarım durmadan akıyor Senin ismini her anışımda Ağlıyorum kaderin böylesine İsyan ediyorum sensizliğe Beni brakıp gitmeseydin O zaman yalnız kalmazdım böylesine. Meryem Krüezi |
yanlızlık kimi insanın çok değerli bir elmasmış gibi arayıpta bulamadığı kiminise hiç peşini bırakmayan kara bi gölge gibidir bizler yanımızdakini değerini onu kaybettikten sonra anlayan insanlarız işte kimileride vardır hep yanlızlık korkusu içinde yaşarlar ya kaybedersem ya giderse ya bitese........ bu endişeyle yaşanır mı bir hayat boyu hayatı hiç bşr korku gütmeden yaşayacaksın bırak giderse gitsin bıoterse bitsin sende seni kaybetmeyi göze alanı kaybetmekten korkma!!!!!!!! |
Sessiz sedasız yaşayan bir ayrık otuydu Orta Anadolu’da Kıtlıktan önce. En küçük bir şeyden coşardı Mesela bir kuş uçmasın Kızılırmak ‘a doğru Köklerine su yürümüş gibi sevinirdi. Bir bulut geçsin üstünden Ayrılıktan çıkardı. Dünyayı, derdi, dünyayı Hiçbir şeylere değişmem. Şimdi yaşamak istemiyor. İlhan Berk |
toy bir çocuktu yüreğim henüz yağmur yağmamış buluttum... Hiç kimseyi senin kadar sevmedim... Tutsaktım, Yok pahasına bir gemiye satıldım sonra gözlerimi sattım, Hiç kimseyi senin kadar sevmedim... Yalnızlığıma nice zaman silah çektim, süngü tuttum... Dağların zirvesinde destan, çöllerin ortasında ağıttım... Hiç kimseyi senin kadar sevmedim... Yakacak diye gözlerin, kalbimi ellerinin nârına kendim attım. Senden duydum en güzelini sözlerin en tatlı yudumları senden yuttum Hiç kimseyi senin kadar sevmedim... Sevdan için her gül mevsiminde arzu arzu, umut umuttum.... Gördüğüm her renkte rengini gördüm Duyduğum her seste adına türküler tuttum... Hiç kimseyi senin kadar sevmedim.... Akrep düştü gecelerime Gelirsin tutkusuyla yıldızlarını göğün birer birer uyuttum... Adından başka isimleri kelimeleri harfleri Adından başka Bütün bildiklerimi unuttum... Hiç kimseyi senin kadar sevmedim... Ben, hiç kimseyi senin kadar sevmedim __________________ |
Mimberde ak saçlı bilge bir hatip, Cennet senden geçer anam!, diyordu. Sana kan veren kalbi kırarsan, Yediğin her lokma haram, diyordu ******* kaybeden bir yavru ceylan, Aranırken adeta anam!, diyordu. Bu rüyayı gören şu garip ozan, Uyanırken daima anam!,diyordu. ------------------- 1995-Anneler Günü Kutlama Programımızda tüm ANNELERE armağanımdır. 15.05.1995 İrfan Ünübol |
Ne gelirse onlardan gelir bana Çalışma gücü yaşama direnci Mutluluk gibi kazanılması zor Mutluluk gibi yitirilmesi kolay Bir açarsın ki mutluyum Bir kaparsın her şey elimden gitmiş. Rıfat Ilgaz |
İkimize de Yeter Umudum Ellerin ellerimde olsun yeter. İstersen bakma gözlerime. Dursuz-duaksız düşünemem belki seni, Yalnız dert verme gecelerime, Yapabilirsen sevme beni. Yıllar gibi yorgun şimdi sevgiler, Vakit geçti bir kere, Geçtik yolun yarısını bil ki, Bağlama ümitlerini bitimsiz gecelere, Sevildiğine pişman değilsen, ne iyi. Bil ki ben yalnız sana tutkunum, Çaresiz değilim, karamsar değilim, Yeter ki sen üzülme, İkimize de yeter umudum. Ahmet Beltekin |
Yalnızlıkmı O'mu Efkarlıyım Çalıkuşu* uzakta Mutlu olsun sığındığı kucakta Türkmen Ağam iş yok, senin Bıçakta Hasret Zincirini Kesemiyorum. Kaldıralım dağa dersin hiç olmaz Bozulmuş bağlara bu Bülbül Konmaz Diyorum ya Yağmur aşk ile yanmaz Yalnızlık mı o’mu seçemiyorum. Nebi Ünler |
BİZDEKİ ACIYI ÇEKMEYEN BİLMEZ, ELİMİZDE KADEH BİRGÜN EKSİLMEZ BİZ SEVERİZ BİZİ KİMSELER SEVMEZ ADIMIZ SERSERİ KALBİMİZ DEĞİL DERTLİDİR ŞARKILAR DİLİMİZDEKİ BİR ÖMÜR ÇİZGİSİ YÜZÜMÜZDEKİ YAĞMUR DEĞİL YAŞTIR GÖZÜMÜZDEKİ ADIMIZ SERSERİ KALBİMİZ DEĞİL. Hakkı Yalçın |
| Saat: 16:44 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık