MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Yalnızlığıma (Yalnızlık) (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/8336-yalnizligima-yalnizlik.html)

jöly 27 Haziran 2007 21:25

Yalnız Doğar, Yalnız Yaşar, Yalnız Ölürüz?

Aşka inanmak olsa olsa biz misali...
Ve de herşey ama herşey sana ait olsun istersin...
Bir ayrılık bekler seni buluşma noktasında sessizce ve de sinsice...
Tüm insanlardan kaçarsın sadece kendinle kalmak istersin...
Tüm dostlarından o anlık uzaklaşmak istersin...
Sessizliği dinlemek..
Ve de inanması öylesine zor gelir ki gittiğini kabullenmem.
Bilirsin bazı şeyler değişecek ..
İlk başta zaman...
Sonra sen ....
Ve sonra mevsimler,
Bilirsin gelecek?
Alışkanlıkları var yani; sen varsın ,
hatıralar var,
tüm yaşananlar var hatıralarda.
Sen de bilirsin tüm olanlar bir oyundur belki de, inan ve mutlu ol...
Bir oyun oynamalısın, oynamalıyız; hepimiz...
Hayatla ve tüm olumsuz yanları ile hayatın ,,
Efkar sarsa da dört bir yanını, bilirsin geceler hiç bitmiyor...
Sen boşver sadece ve sadece kendini yaşa,,,
Unutma ki başka hayatın yok ...
Kendini yaşa ???
Yalnız ,,,

İbrahim Öztürk


Sedef 21 27 Haziran 2007 21:28

Yalnızlık Olduğu Gibi

Yalnızlık olduğu gibi karanlığa benzer,
Kimseyi göremezsin.
Sessizlik olduğu gibi güvensizliğe benzer,
Kimseyle dertleşemezsin.

Bir maske takıp gerçek yüzünü gömersin karanlığa,
Sahtelik olduğu gibi herkese benzersin.
Kalbinden bütün damarları kopardığında,
Sende olduğun gibi herkese benzersin.

Canın acır, yüreğin bağırır, kalbin sızlar, gözlerin ağlar,
Sanki kanın alevler üzerinde kaynar.
Kemiklerin...kitlenir birden ellerin,
Dizlerin tutulur aniden bel kemiğin,
Sanki ruhun isyan eder
İşte senin en büyük derdin.

Boynunu büküp maskeni çıkartır,
Kalbine kan akıtan damarları yeniden bağlarsın,
Göz yaşlarını bir daha ağlamamak için siler,
Yüreginle bu zalim dünya’ya baş kaldırırsın.

Yalnızlık olduğu gibi sana benzer,
Kimselere benzemeyemezsin,
Yalnızlık olduğu gibi ölüme benzer,
Bu dünya’ya ayit değilsin.

Levent Çetin


fun_club 27 Haziran 2007 21:36

BEN SENSİZ BİR HİÇİM

Seni severken ben bir şeyi hesap etmedim
Çünkü aşkı hesaplayamaz önceden planlayamazdım
Ama sanki aşkı o gün sezmiştim
Usul usul içime işlediğini hissetmiştim

O bomboş yüreğim bir ölü gibi hareket etmeyen
Sanki öyle hızlı hızlı hareket ediyordu ki
Sanki bıraksam havalarda uçacak gibi
İşte o an hissetim kalbime senin girdiğini

Seninle hayata tekrardan geldim bir an
İşte o an anladım ki dünya sensizken
Bana ne kadar boş geldiğini meğer ben
Sensiz bir hiçmişim…


RuYa 27 Haziran 2007 22:58

Yoksun bu şehirde,
Ağlamak geliyor içinden bulutların.
Hasretin en koyusu toprakta,
Yoksun ya,nefes almak yetmiyor.

Yoksun bu şehirde,
sokaklar bomboş geliyor.
Yastığım buz,yorganım diken,
yoksun ya,içimden yaşamak gelmiyor.

Yoksun bu şehirde,
Varlar teker teker yok oluyor.
Hiç bir söz yetmiyor,özlem dinmiyor,
Yoksun ya,bu şehir seni bekliyor. SEMA ERİŞÇİ



Mystic@L 29 Haziran 2007 02:23

Acıya Alışılmaz

Hangi çığlık bir çığ gibi yarıyorsa
gecenin gerilmiş karnını bu saatte
acı tükenip bitmiştir orada artık
çırılçıplaktır tarihin bu sayfası

Fiziğin armağan ettiği bu teller
keçeleştirirken cinsel organımı
haykırıyorum insan olduğumu
ve çatlatıyor alnımın en gergin teli

Ahmet Telli


jöly 29 Haziran 2007 03:12

Yalnız Değiller, Şarkıları ve Biz Varız

Saydam ve ıslak ölüm
eğer boyunlarına geçirilen ilmikten
gökten bir fırtınayı koparır gibi
koparacaksa ciğerlerini
nefesimi onlara vereceğim
kalbimdeki yaşayan tıpırtıyı
gözlerimi onlara vereceğim
oyarak kirpiklerimle dünyada
acıya ve öfkeye dair bütün görüntüleri

Urgan
demir yollarında
fabrikalarda
gün boyunca çığlığın dinmediği
şehrin uzak semtlerine doluşan işçilerin
pamuk seline yaprak yaprak dökülen
tütünde
zeytinde
çam denizinde ormanların
ve verimsiz düzlüklerinde kurak toprağın
açlığın can çekişini
tırnakla
terle
susturmaya çalışan yoksul köylerin
gözlerinde parlamaya başlayan
umut için düğümlendi

Saydam ve ıslak ölüm
eğer boyunlarına geçirilen düğümden
dökecekse körlerin alfabesini
yumruğumu onlara vereceğim
yaşayan yumruğumu
ağzımı onlara vereceğim
yeryüzünün bütün mert ölüleri için
toplayarak kanlı kelimeleri

Nihat Behram


Mystic@L 29 Haziran 2007 11:57

Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
Herkes orda sen ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başında sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Ben varım

Can Yücel


RuYa 29 Haziran 2007 13:47

Keşkeleri çıkardım hayatımdan
eyvallahlar bana göre değil artık
bana göre değil pişmanlıklar
keşkeleri çıkardım hayatımdan.
ben seni unuturum sevdiğim
ela gözlerini bir bardak rakıya gömerim
anıları içime
yıllar önce bir temmuz gecesinde
zamansız bir yağmur altında başlayan
o zamansız aşkımızı unuturum
ben seni unuturum sevdiğim
zaten hayat bir yalan.
gece ağır ağır sırtını vermekte sabaha
üzerimde eskiden kalma bir sevdanın yorgunluğu
yüreğimin kara kaplı defterinde
sararmış sayfaların arasında
bir adamın yıllar arkasında kalmış
suskunluğu var
ve küskünlüğü hayata
o ki kapanmış bir kapı umutlarıma
çaresizliğe bir geçit
durma hadi gözlerimden de çekip git
çek git gecelerimden
bir daha girme düşlerime
kanıma girme artık
yeter git.
kimseler bilmez geceden başka yine yalnızım
sokaklar dolusu insan içinde
bir ben bir ben yalnızım.
gece ağır ağır sırtını vermekte sabaha
ne fırtınalar kopar yine içimde
bu sevda yakar yüreğimi
yıkar derinden
susar içimdeki ağıtlar
geceler inadına susar
ben susarım.
an gelir
zamanlar dolusu ağlarım
ağlarım çocuk gibi
ihanet karası gecelerde
kıvrandırır bir sancı
***** bir kurşun gibi
arkadan vurur yalnızlık
sabahlara kadar ağlarım
ağlarım ölesiye.
neden içi karanlıktı bu kadar gecelerin
neden geceler umut taşımaz sabaha
ve neden ağlatır beni bu uzun yolculuklar
yeter artık yeter
buraya kadar
keşkeleri çıkardım hayatımdan
eyvallahlar bana göre değil
bana göre değil yerli yersiz ağlamak
madem ki bir kez yaşanıyor bu hayat
kılıcımı çektim kınından
kuşandım cesareti
ve bitirdim esareti
gömdüm denizlere.
keşkeleri çıkardım hayatımdan
eyvallahlar bana göre değil artık
anladım ki insan her an sevebilir
mevsimsiz açan bir çiçek gibi
dirilir yeniden
keşkeleri çıkardım hayatımdan.
geleceksen bugün gel
yarın çok geç olabilir. PINAR COŞKUN



My Love For You 29 Haziran 2007 16:08

YALNIZLIKLARDAYIM

Yalnızım,
yalnızlıklardayım.
Gene senden uzaktayım.
Nasıl ihtiyacım var içimi dökmeye,
dertlerimi anlatmaya bir bilsen.
İstiyorum ki seni düşünürken,
rüzgar esmesin hoyratça içimde.
Toz duman içersinde kalmasın hiçbir yer.

Yaslanmışım bir ağaca,
dalmış
gözlerine,gözlerim.
Uzakta bir boşluğa asılı kalmış.
Şimdi en güzel gördüğüm düşsün.
Bir ressamın tuvalinde resmin,
arkanda dağlar.
Bir perde gibi inmiş gökyüzünden bulutlar.
Bir gök kuşağı sanki başındaki taç.
Sislerle boğulmuş güneş,
senin aydınlığına muhtaç.

Yine bir gün ansızın
yüreğine baskın yaptım geceden.
Esir alınmış soluklarında yaşadım ilk heyecanı.
İlk kez,
mecalsiz kaldı sevgimin hücreleri.
İlk kez sana teslim oldu yüreğim.
Yaşamın en zor yanı,
seni düşünmekmiş bilemedim.
Yaşamın en güzel yanı,
seni düşünürken ölüşün
ve tekrar dirilişin özlediğimde yarınıma.
Ne güzel bir başka renkten sevmek seni,
bir başka mekanda düşünmek.
Bir başka gözle görüp,
sevmenin gür soluklarında hissetmek nefesini.
Ve sonra inmek derinliklerine aşkın.
Tekrar tekrar hissetmek,
keskin ve yakıcı tadını öpüşün.
Ahhhh! Güzelim, bir tanem.
Ne olur,
güzelliklerinde gizlensin çirkinliklerin.
Bak şimdi,
Yalnızlığın uç verdiği yeni filizlerde büyüyorsun.
Oysa sen,
yorgun dalgaların kıyılarındaki izlerde olmalısın.
Kum tanecikleri gibi yıkanmalısın tuzlu suda.
Ve ben sana,
yalnızlıklarımı yazmalıyım,
yalnızlıklarımda
bu satırlarımı kuma.
İçimde hep
sensizliğin korkusunu taşıyorum.
Anlaşılan,
ben hep senin yalnızlığını yaşıyorum.
Senin hıçkırığında, göz seyri mendeyim
beni andığında geçen.
Açlığımda mis gibi ekmek kokumsun
dumanı üstünde yalnızlığımın.
Yağmurda toprak kokumsun, baharda çiçek.
Yalnızlığımın sarhoşuyum her gece
içtiğim yalnızlığımın.
Yüzüme baktığında okuyacaksın yalnızlığımı.
Yalvarışlarımı hissedeceksin,
benim hissetmediğim.
Duruşumun sana
nasılsın der gibi olduğunu.
İyiyim diyeceksin sadece gülerek.
Belki de sarılmanı bekleyeceğim,kendimi zor tutup.
Sen hissetmesen de,
bir çocuğu okşar gibi okşamanı kim bilir.
Senin o gizemli dünyanda
benim yalnızlığım olacak senin düşündüğün.
Senin hissettiğine benim gülmem olacak.
Güldüğümü hissedip,
sende güleceksin.
Sana değecek sözlerimin her kelimesi.
Şarkılarım olacak dudaklarında söylediğin.
Beni hatırlayabildiğin yalnızlığında,
için sıkılacak,
yüreğin daralacak
dokunmak, sevmek gibi,
tatminlerin en güzelinden uzakta,
sen ve ben,
bir araya gelemediğimiz
iki ayrı kutupta,
iki ayrı yalnızlığı yaşayacağız.
Yalnızlıklarda,
yalnız.

AHMET CANBABA


RuYa 29 Haziran 2007 16:50

Onun Güzelligini Herkez Görüyorsa
O Bence Az Güzeldir!
Herkez Biliyorsa
O bence Hiç Güzel Degildir!
Onun Güzellgini Yalnız Ben Görüyorsam
Bu Sevgidir!
Yalnız Ben Biliyorsam da Bu Asktır!
Hiçkimse Görmüyorsa Bu Yalnızlıktır!..... SERDAR TÜFEKÇİ


NiliM 29 Haziran 2007 18:01

YALNIZLIK


Sonsuzluğa doğru yol almış gidiyorum
Yolunu kayıp etmiş bir rehber misali
Nerden gideceğimi
Nerde duracağımı
Bilmiyor sürekli ilerliyorum
Bu ilerleyiş nereye kadar, bilmiyorum
..........
..........


Çetin Akgün


RuYa 29 Haziran 2007 19:46

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer...

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer...

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer...

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer...

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer...

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer...

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer...

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer...

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer...

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer...

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer...

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer...

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer...

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer...

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer...

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer...

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer...

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer...

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer...

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer...

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer...

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer...
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer...

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer...

SEN GİTTİKTEN SONRA YALNIZ KALACAĞIM !!!
YALNIZ KALMAKTAN KORKMUYORUM DA...
YA CANIM ELLERİNİ TUTMAK İSTERSE !!!

Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer !!!
CAN YÜCEL


Mystic@L 30 Haziran 2007 01:09

Bir ruh, o derin bahçede bir def'a yaşarsa
Boynunda O'nun kolları, koynunda O varsa,
Dalmışsa O'nun saçlarının rayihasiyle,
Sevmekteki efsunu duyar her nefesiyle.
Yıldızları, boydan boya doğmuş gibi, varlık
Bir mucize halinde o gözlerdendir artık.

Kanmaz, en uzun buseye, öptükçe susuzdur
Zira, susatan zevk, o dudaklardaki tuzdur.
İnsan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan...
Bir sir gibidir azçok ilah olduğumuzdan.

Onlar ki bu güller tutuşan bahçededirler.
Bir gün nereden hangi tesadüfle gelirler?
Aşk, onları sevkettiği günlerde, kaderden
Rüzgar gibi bir şevk alır, oldukları yerden.
Geldikleri yol, ömrün ışıktan yoludur o;
Alemde bir akşam ne semavi koşudur o!
Dört atlı o gerdune, gelirken dolu dizgin,
Sevmiş iki ruh ufku görürler daha engin,
Simaları her lahza parıldar bu zaferle;
Gök, her tarafından, donanır meş'alerle!

Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
Varlıkta bütün zevki o cennette duyanlar
Dünyayı unutmuş bulunurken o sularda,
-Zalim saat ihmal edilen vakti çalar da-
Bir an uyanirlarsa leziz uykularından,
Baştanbaşa, heryer kesilir kapkara, zindan...
Bir faciadır böyle bir alemde uyanmak...
Günden güne, hicranla bunalmış gibi, yanmak...
Ey tali! Ölümden ne beterdir bu karanlık!
Ey aşk! O gönüller sana maloldular artık!
Ey vuslat! O aşıkları efsununa ramet!
Ey tatlı ve ulvi gece! Yıllarca devam et!

Yahya Kemal Beyatlı


RuYa 30 Haziran 2007 12:34

Şu an yalnızım,her zaman ki gibi
Seni anlatan,seni hatırlatan şarkılar dinliyorum
Sebebi sensin..
Ama sen benden habersiz,nerden bileceksin ki!
Aylar oldu görüşmeyeli
Telefonlar bile sustu çalmıyor artık
Hiç özlemedin mi? diye sormuyorum
Seninde benden farkın yok biliyorum
Özledimm sevgiyle bakan
Sımsıcak şefkat dolu, gözlerini özledim
Huzur veren bakışlarını özledim
O bakışlar yok artık olmayacakta
Sensiz yaşamaya alışmak zorundayım
Ne kadar seni düşünmek istemesemde
Aklımdan çıkaramıyorum seni
Sonra kendi kendime kızıyorum
Düşünme artık,unut onu
Yeteeer yeteeer diye....
Ama olmuyor aklımdan çıkaramıyorum seni
Hele yatağıma uzandığımda
Seninle hayaller kuruyorum
Gerçeklermesi imkansız hayaller
Nasılda mutlu ediyor beni
Seninle hayallerde buluşuyor
Hayallerde buluşuyor
Gerçekte imkansızı,hayallerde başarıyoruz.
Her taraf karanlık olduğunda
Seninle paylaşıyoruz geceyi
Yalnız değilim artık,hayalin yetiyor bana
Zaten uykularımda terketti beni
Sebebi sensin!
Gecem sensiz olmuyor,sen nerden bileceksin..MERT GÜNEY


Mystic@L 30 Haziran 2007 13:07

Aysunun elleri pek temizdi, ipektendi.
Gülleri okşayınca, güller bin bir hale girerlerdi.
Üzülürler sevinirler, özlerlerdi.
Dallarındaki dikenleri.
Aysundan uzak tutmak için.
Kanlı yaşlar dökerlerdi.

Aysunun gözleri alımlıydı, canlıydı.
Gözlere bakınca, gözler utanırlar, sıkılırlar.
Gizliden gizliye ağlarlardı.
Aysunun gözüne, ışık vurmasın diye.
Güneşe her gün isyan ederlerdi.
Açık kalırlarsa canalıcının kucağındayken.
Bilinirki aysunu göremeden gitmişti.

Aysunun teni yumuşaktı, sıcaktı.
Giysiler değince paklığına, titrerlerdi.
Kırışmasın isterler, hafiflerlerdi.
Aysunun aşıklarının eli tenine dokundukça.
Kirlendik diye çıkarılırlardı.

Cansız düşen bezler yeni yetmelere söylenir.
'Sefanız bir aşığın koynuna girene kadardır'.

Adem Özbay


RuYa 30 Haziran 2007 15:35

İşte bir hikayenin başlangıcı,
Başta göz göze gelinir,
Sonrası zaten masal gibi...

Baş harfiyle başlar bir aşkın öyküsü,
Sevgiliye dökülen birkaç mısra ile pekişir.

O kadar kolay değildir,
Tuttuğun eli bırakmak
Yada tutacağın o eli bulabilmek
İşte en zoru da bu olsa gerekti...

Bir yalnızlık kitabında,
Aşk kokan bir gözlerde başlar hikaye,
Ellerde konuşur nameler,
İlmek ilmek işler mısralarda...

O kadar kolay değildir aşığım demek,
Kalp sever de söyleyemez,
Göz görür de anlatamaz,
Her şeyde bir deşelemek gerekse,
Yalnızlıkta aşka dahildir...

Ve bir şey daha vardır ki,
Başlayan her masalın bir sonunun da olduğu,
En büyük acıda bu olsa gerekti,
Söz bitttiğinde bir allahaısmarladık diyebilmekti...

Aşk gerçekten bir onursa,
Yalnızlıkta aşka dahil olsa gerek... KADİR ESENGÜL


Sedef 21 1 Temmuz 2007 19:14

Yalnızsın

Bir akşam ışıkların dağlara güldüğünü
Bir akşam bulutların seyre döküldüğünü

Görürsün hasretiyle sabah ezgilerinin
Bir akşam gözlerin ufka dalar pek derin

Kuşlar öter, uçuşur yeşil dallara konar
Umutlar yaprak yaprak alevlenir de yanar

Son mutluluk sesleri dökülür dudaklardan
İnsanlar gölge gibi çekilir sokaklardan

Rüzgar okşamaktayken anne gibi tenini
Gecenin kolları sessizce yakalar seni

Anlarsın gözlerinin dolup boşaldığını
Anlarsın yalnızlığı ve yalnız kaldığını...


Nurullah Genç


RuYa 1 Temmuz 2007 19:46

Bilir misin yalnızlık ne demek?
Bilir misin gökyüzündeki yıldızlardan
medet ummayı?

Uzattın mı elini bir yıldız boyunca,
belki, tutarım diye farkında olmadan?

Uykusuz kalmayı bilir misin sabaha kadar?

Hiç küstün mü hayata?

Aslında kendinsindir küstüğün küçüğüm?

Kapatıp gözünü hayaller kurduğun oldu mu

geleceğe dair?

Bazen küçük bir masumiyet belirir tebessümünde,
bazen gözünde hırçın bakışlar.
Kızdın mı kaderine günlerce?

Kendini tanıyamadığın oldu mu hiç?

Bazen cesaret edemeyen konuşmaya
ve bazen de hiç susmayan sen.
Sevdin mi birini?

Her yağmur yağışında saatlerce bekledin mi sevdiğini
pencerenin önünde?

Bir yudum sevgi dilendiğin oldu mu sert bakışlardan?

Yaslanacak bir omuz aramadın mı?

Birden güldüğün oldu mu sebepsiz?

Her şiirde kendinden bir şeyler bulmadın mı hiç?

Rüyalarda yaşadığın oldu mu hayatını,
istemediğin oldu mu uyanmayı?

Baktığın ama göremediğin oldu mu etrafı?
Ufak bir sorunu büyütüp ölmeyi de mi istemedin hiç?

Sebebini bilmediğin bir ağırlık çökmedi mi üstüne?

Büyüdüğünü farkedip zamana düşman oldun mu?

Hecelerin az geldiği, kelimelerin yetmediği oldu mu
duygularını anlatmaya?

Ağladığın oldu mu sebepsizce sabaha kadar?

Belki, sen, ağlamayı bilmiyorsundur,
sevmeyi bilmediğin gibi.

İki damla yaş değildir ağlamak...

Önce hüzünlenmek, sonra düşünmek, hayal etmek..

Anıları yaşamak, büyük bir özlem içinde
o küçük oyuncak bebeğe sarılmak.

İşte budur ağlamak ve yeniden yaşamak. NEDİM GÖRKEM


Mystic@L 5 Temmuz 2007 12:06

Hiçbir şey gideremez iç sıkıntılarını
Memleketin şarkıları ve tütünü gibi
Ve usulcacık okşar
Karadeniz vapurunu nazım
Yanar elleri

Zamanın bağrında kanayan
Birer zakkumdur her sürgün
Hasretin elleriyle yoğurur hüznü
Ve kanatır gurbetin
Kadim yarasını

Dersim sürgünden öte birşey
Zilan bir kerbeladır aslında
Hala anlatır ki aşiret çocuklarına
Bir zulümdur gurbet
Zulümden de öte

Gurbet ne ki yüzyılımızda
Demek de bir yabancılaşmadır
Çünkü varolduğu sürece
Dünyada zulüm
Gurbet mutlaka olacaktır

Ahmet Telli


RuYa 5 Temmuz 2007 15:03

Aç kalktım yine bu sabah
Etrafa bakıp kendimi aradım
Islak yastıklardan gözyaşı topladım
Senin aşkına susadım
Mutsuzluğumu yedim yine de doymadım...
Bir sigara yaktım
Yanınada koyu bir nescafe
Yalnızlığımla kaldım küçücük bir evde
Balkon kapısına kilit vurdum
Camları Kara bezle gizledim
Mutsuzluğumu vcd ye takıp izledim
Her zamanki gibi acıttı canımı sensizliğim
Avare dolaştım odalarda
Yorgun gözlerimi koydum boş yastıklara
Lanet ettim ıslak sokaklara
Bir kere daha defol dedim yalnızlığıma...
Bir sigara bitiyor diğeri yanıyordu
Duman kara bulut gibi zehir yagdırıyordu
Sıcak nescafe kanımı donduruyordu
Mutsuzluğum kara pencereden bana sırıtıyordu.
Hala açım
Bu mutsuzluk bana yetmedi
Çeke çeke sigaram bitmedi
Ve ben hala sensizliğimle başbaşa
Soğuk gecelerdeki yokluğunla
Gözyaşıyla yıkanmış ıslak yastığımla
Seni bekliyorum...
Mutsuzluk tekrar gelmeden
Sen gel.... BURCU YAKUP


Mystic@L 6 Temmuz 2007 00:57

Ah o yaz gecesi, o mehtap, o havuz!
Balkonundan gül atan cömert sevgili!
Aşkınla deli divane olduğumuz,
Sarmaşığa tırmandığımızdan belli.

Belki bugün bu yaşta tekrar olunmaz,
İlk aşk gecesinin masum yeminleri,
Fakat nerde ilk öpüşün verdiği haz?
Saadet bilmiyorum o hazdan gayri.

Cahit Sıtkı Tarancı


Sedef 21 6 Temmuz 2007 00:58

Yalnız Kalırsın

Hiç bir güç yalnızlıktan üstte değildir,
Bir gün sende yalnız kalırsan, bunu anlarsın...
Ne varlıklar, ne güzellikler hep kalıcıdır,
Yaşadıkça gün be gün yok olduğunu anlarsın...

Düşün var mıydı daha dün, yüzünde şu çizgiler,
Peki ya şu beyazlar saçlarına ne zaman düştüler,
Bak gözlük te takmışsın, gözlerin mi sana küstüler,
Geri dön de bak, geçmişinden özüne ne kaldığını anlarsın...

Hani aslan gibi kükrer, kartal gibi de kapardın,
Ne zamandı o, sen ki her işin en hasını yapardın,
Kalabalıkta bir başına gibisin, neredesin, hani sen vardın,
Dememiş miydim sana bir gün yalnızlığını anlarsın...

Ne kadardır gittiğin yol, kendi gücünle, dimdik başınla,
Ölçüsü ne iyiliğinin-kötülüğünün, yarinle, arkadaşınla,
Sevdan, anıların da yalnızlar şimdi, sen gibi, bir başına,
Takatsiz bedenine baksan, ruhundaki boşluğu anlarsın...

Gördün mü gençlik aşkın da senin gibi, yorgun ve bitkin,
Yetti mi ayrılıklara varlığın, aklınla, beyin gücün,
Gönlün inzivaya çekilmiş, korkarak, duyuyorsun ölüme kin,
Demedim mi yalnızlığın tanrı'ya has ve paylaşılamaz olduğunu anlarsın,
En sonunda bir mezar taşında bir tek isim kaldığını anlarsın...

17.01.2006 Taşkışla/Taksim

Bayram Tunca


Mystic@L 6 Temmuz 2007 03:35

Yüreğimi aç , kapıları arala ,
Uçurumlarda yürütme beni.
Çalınmış özlemlerin yası,
Atılan kurşunlardan değil ,

Acılardan, tâ içlerdeki acılardan.
Acıları kurşuna dizseydim ,
Ölürler miydi?
Yoksa yüreğimi sakat mı bırakılardı ?
Doğar mıydı özlemlerle yeniden ?
Vursaydım yüreğinden sevdanın ,
Ölür müydü ölümüne ?

Yavuz Bayram Çalışkan


Mystic@L 6 Temmuz 2007 11:48

ey yürekli değişen kesinlik
bencil bir kinin erdeminde
boğulan karınca
-ağla diyorsun bana
senin ülkende gözlerim kaldı
inatla suladım yüreğimi
sıradan bekleyişler
ve kederli hıçkırıklar yarattım
sana körpe sevinçler veren
ıslak ve karanlık sokaklardan

-ağla diyorsun bana
gözyaşları aşkın kanıtı mı?

Metin Güven


RuYa 6 Temmuz 2007 15:31

Onu ilk gördüğüm gündü yüreğim sahile vuran dalgalar gibi göğüs kafesime çarpıyordu.

sanki gizli bir el yelkovanı tutmuş zamanı durdurmuştu.yüzüne baktığımda anladım

Kaderimde vardı.zamansız sevdanın yanlış kahramanlarıydık öylede yanlış bir yerde

durmuştu ki düşe yakın gerçeğe uzak bir yığın kelime biriktirdim hani yüklemi bol olan

eylemi hiç ne söylemeye dilim vardı ne de ........


Yüreğim şekilsiz bir demir gibiydi kor ateşte dövüle dövüle acının kalıbını aldı.şimdi

soruyorum sevgili hangi mevsimin meşkinde neresindesin zamanın fotoğraftaki bakışın

çoktan eskidi .penceremden düştü bir gün daha gelmedin ...baktığım yollar eskidi.eksilirken

gamzelerden gülüşler gölgelendi yüzümde akisler dönersin elbet bir gün elinde yüzün

bende derim sevgili yürekten silindi izin sevdan çok dan eskidi.

Yine akşam oldu yandı bir bir sokak lambaları Kilitlendi kapılar duvarların arkasına

saklandı yine insancıklar... DERYA DENİZLİ


Pollyanna 7 Temmuz 2007 00:13

Gel...me!

Gelme, yalanlar söyleyeceksen
Birak yanlizligimla basbasa beni
Gelme, gönlünü avutmak icin
Daha henüz görüp sevmeden seni

Yazma, mahrum kalayim mektuplarindan
Ruhumu oksayan güzel sesinden
Yazma, baska biri varsa kalbinde
Korkum senden degil, gelecegimden

Güzel sözlerinle ümit vermeden
Kalbimi yoluna köle etmeden
Sonu olmayacak bir hevesse bu
Yazma, yalvarip inlesem de ben

Kalbimi bir ümit atesi attin
Icimi isitan bir sey var
Benden bu yasta sair yarattin
Ya sende bir karemet, ya bende bir hal var

Gelme, bunlari yikmak icinse
Kulagimda sesin, hatiramda resmin
Gelme, onlari almak icinse
Birazcik kalbinde var ise yerim

Gel, eger kalbimi almak icinse
Gel, eger gönlünü vermek icinse
Vefa görür isem, canim fedadir
Gel, eger yanimda kalmak icinse
Gel, gözlerinden gönlüme dolsun sevgin
Gel, sevda ile isinsin su yalniz kalbim
Bana birseyler söyle deseydin
Sana sadece, peki gel derdim


kelebekcocuk 7 Temmuz 2007 01:26

YALNIZLIKLAR KOKAR ETRAFIM

Ve bir yalnızlık şarkısı söylerdim sevdiklerime
İçimde neyin, nereye gittiğini bilmediğim.
Ürperti yayılır kalabalıklar arasından
Yalnızlıklar cennetine…
Geceye inat kokar yatağımın başucunda…
Yazmaya kıyamadığım beyaz kağıtlar
Üzerinde karalanmış izler…
Kalemimin ucundan çıkacakları
Tek bir kelimeye sığdıramam
Kocaman sıfırları…
Sonraları anladım
Dile getiremediklerim,
Gece ay ışığı altında
Güneşe hasret bedenim
Yıldızları tutmak ister.
Boğazıma düğümlenen hıçkırıklar
Ne kadar ürkütücü gelir bana
Beynimi kemiren noktalar
Sadece bir sese hasret
Bedenim kalıyor özüme
Bir yastıkta kocamış iki insan
Sığınır gölgem emeğimin peşine…


(25 Nisan 2004)
İ s t a n b ul

SÜREYYA AKTAŞ


Mystic@L 7 Temmuz 2007 12:26

Ellerimden çıkmıyor ellerinin izi
Yalnızlık çalarken sirenlerini,
Sensiz duygular da anlamsız
Nasıl yığdın aramıza
Bunca dağı ovayı denizi
Ayaklarıma dolaşıyor gözyaşlarım
Özlem yine dizi dizi
Sular akmıyor
Sevişmeler yakmıyor tenimizi.

Ben hüzün avcısıyım bilirsin
Bu yakınmalar kendime
Sen üstüne alınma
Yalnız da çoğaltırım gizi
Gece beni çağırıyor bak
Şimdi dalarım cadde sokak
Yüreğimde gecikmiş boşluk
Ellerimde ellerinin izi.

A.Kadir Bilgin


RuYa 7 Temmuz 2007 13:46

ELİNİ YÜREĞİNE KOY BEBEĞİM

Günler su gibi gelir geçer bir anda
Anılar yolculuğa çıkar akıp giden zamanda
Sevgi arıyorsan şu yalan dünyada
Elini yüreğine koy beni hisset bebeğim

Yalnızlık artık çekilmez olursa
Gerçek sevgiden eser kalmamışsa
Dünya dönmekten vazgeçip bir gün durursa
Elini yüreğine koy beni unutma bebeğim

Aşktan güzel bir duygu yok şu evrende
Bulunursa taht kurar bu duygu tüm gönüllerde
Aşkın her yerine iz bıraktı bu bedende
Elini yüreğine koy beni orda gör bebeğim
Bense aynaya baktım seni orda gördüm bebeğim… DERYA BADEM


Mystic@L 8 Temmuz 2007 13:27

Adı Yalnızlık

Gölgen gibidir yalnızlık
Gecenin ıssızlığı, karanlığı gibi boş ve soğuk.
Sarılırsın ararsın tutamazsın
yoktur çaresi.
Adı Yalnızlık
Yazılmıştır birkere
Yiğit olsan da büker bileği,
Cesur olsan da sızlatır yüreği.
İçindedir sevgi, insanın tek dileği
Ateşten gömlek misali
SEVGİ... SEVGİ... SEVGİ…

Murat İnce


RuYa 8 Temmuz 2007 20:58

Ben hep sensiz kalacağım
Biliyorum,
Ölümsüz sevgimle ben
Hep sensiz yaşayacağım.
Beklemek alın yazım olurken
Sensizlik kaderimin vazgeçilmezi.
Ama hep bekleyeceğim
Birgün benim olacaksın diye
Bir gün bana döneceksin diye...
Ellerim duada bekleyeceğim.
Bir gün değil
Bir yıl değil
Kaç yıl istersen bekleyeceğim,
Ömrümün yettiği zamana kadar
ben hep Bekleyeceğim
Yüreğimin kapısı açık olacak
Ve gözlerimin kapalı senden başkasına.

Ama bekleyeceğim
İçime atıp sensizliğimi
Senden hep bir haber isteyeceğim.
Gücümün yettiği yere kadar
Gözyaşlarım kuruyana kadar
ben hep bekleyeceğim...
Dayanacağım güne kadar
Sitem etmeden sana
Sitem etmeden zamana
yakınmadan aşkına
Ben burda
Ben nöbette bekleyeceğim.
Göreceksin sevgimi
Hak vereceksin bana.
Ve beni bulamadığın bir gün
Anlayacaksın gücümün bittiğini.
Bir avuç toprağa sakladım sevgimi
Yine seninim merak etme
Bekleme yerimi değiştirdim
Bunu unutma sevdiğim...
Ben hep sensiz kalacağım...YAVUZ TELLİ


Mystic@L 9 Temmuz 2007 00:48


yeterince yundum suyunda
ah aman sevgilim üz beni
bir parmak dokunuşu bıraktım burnunda
alıp başımı gitmek isterim
vakit gelince hüzünle elele
kaçar gibi kaytarmış bir çocuğun
ürkek adımlarıyla acele
yağmurun peşini takip edeceğim
göğsümde pıtırtılı atışlar
anneme seni şikayet edeceğim
dilimde sahte yakarışlar
ah aman sevgilim gitmeliyim
başımda çığlıklanan martılar
kendime esrik garip bir yelim
aklımda özlenecek arkadaşlar

İlhami Atmaca


minessa_23 9 Temmuz 2007 00:55

Yalnız Geldim Yine Yalnız Giderim

Gurbetlik dokunur yine bu aksam
Batmakta olan güneşle biterim
Yildizlar cogalirken gökyüzünde
Yakilan mumlar misali eririm

Yazlar kislar gelir gecer üstümden
Bir atesim ne azalir ne sönerim
Rüzgar gelip oksadikca sacimi
Ben oturur dizlerimi döverim

Ana baba gardaş yetti hasretlik
Biri biter biri baslar çekerim
Sarilacak dostumda yok yanimda
Yalniz geldim yine yalniz giderim

Seher yeli dokunmayasin bana
Bir kuru yaprak misali titrerim
Hep sen gelip oksadikça saçimi
Ben oturur dizlerimi döverim.

MAHKUM


NiliM 9 Temmuz 2007 08:55


YALNIZLIKLARDAYIM


Yalnızım
Yalnızlıklardayım
Gene senden uzaktayım
Nasıl ihtiyacım var içimi dökmeye,
Dertlerimi anlatmaya bir bilsen.
İstiyorum ki seni düşünürken,
Rüzgar esmesin hoyratça içimde
Toz duman içersinde kalmasın hiçbir yer

Yaslanmışım bir ağaca
Dalmış
Gözlerine, gözlerim.
Uzakta bir boşluğa asılı kalmış.
Şimdi en güzel gördüğüm düşsün
Bir ressamın tuvalinde resmin,
Arkanda dağlar.
Bir perde gibi inmiş gökyüzünden bulutlar.
Bir gök kuşağı sanki başındaki taç.
Sislerle boğulmuş güneş,
Senin aydınlığına muhtaç.

Yine bir gün ansızın
Yüreğine baskın yaptım geceden
Esir alınmış soluklarında yaşadım ilk heyecanı.
İlk kez
Mecalsiz kaldı sevgimin hücreleri
Sana teslim oldu yüreğim.
Yaşamın en zor yanı
Seni düşünmekmiş bilemedim.
Yaşamın en güzel yanı,
Seni düşünürken ölüşün
Ve tekrar dirilişin özlediğimde yarınıma.
Ne güzel bir başka renkten sevmek seni
Bir başka mekanda düşünmek
Bir başka gözle görüp,
Sevmenin gür soluklarında hissetmek nefesini.
Ve sonra inmek derinliklerine aşkın
Tekrar tekrar hissetmek,
Keskin ve yakıcı tadını öpüşün.
Ahhhh! Güzelim, bir tanem
Ne olur,
Güzelliklerinde gizlensin çirkinliklerin.
Bak şimdi,
Yalnızlığın uç verdiği yeni filizlerde büyüyorsun.
Oysa sen,
Yorgun dalgaların kıyılarındaki izlerde olmalısın.
Kum tanecikleri gibi yıkanmalısın tuzlu suda.
Ve ben sana
Yalnızlıklarımı yazmalıyım,
Yalnızlıklarımda
Bu satırlarımı kuma.

Biliyor musun?
İçimde hep
Sensizliğin korkusunu taşıyorum.
Anlaşılan,
Ben hep senin
Yalnızlığını yaşıyorum.
Yüzüme baktığında okuyacaksın yalnızlığımı
Yalvarışlarımı hissedeceksin,
Benim hissetmediğim.
Duruşumun sana
Nasılsın der gibi olduğunu.
İyiyim diyeceksin sadece gülerek
Belki de sarılmanı bekleyeceğim kendimi zor tutup.
Sen hissetmesen de,
Bir çocuğu okşar gibi okşamanı kim bilir.

Senin o gizemli dünyanda
Benim yalnızlığım olacak senin düşündüğün.
Senin hissettiğine benim gülmem olacak
Güldüğümü hissedip,
Sende güleceksin.
Sana değecek sözlerimin her kelimesi
Şarkılarım olacak dudaklarında söylediğin.
Beni hatırlayabildiğin yalnızlığında,
İçin sıkılacak,
Yüreğin daralacak.
Dokunmak, sevmek gibi,
Tatminlerin en güzelinden uzakta,
Sen ve ben,
Bir araya gelemediğimiz
İki ayrı kutupta,
İki ayrı yalnızlığı yaşayacağız.
Yalnızlıklarda,
Yalnız


Ahmet Canbaba


RuYa 9 Temmuz 2007 18:59

Herseyın bır kacısı var degılmı hayatta...

Aşklardan, sevdalardan, insanlardan, yasamdan, düşlerden. Hep bir kaçış vardır... Sende cok yaparsın ya bu kaçışı... Düşlerini bırakırsın bir yerlere şimdi sırası değil dersin... Sevdalarını aşklarını bırakırsın beklemeye.. Senin daha önemli işlerin vardır çünkü...

Bir sevdaya zaman ayırmak gerekir çünkü... Ve senın zamanın degerlidir... Hiç bir sevda senin istediğin gibi değildir çünkü... Hep bir eksik, hep bir yanlıs vardır seni sevenlerde, beklentilerin gibi değildir.

Mükemmelliyetçi ruhuna ters düşer bu sevdalar.. Eksiktır çünkü hep birşeyler... Hiç bir şey demeden devam edersin yoluna, daha önemlidir senin beklentilerin...

Herseyın zamanında yasamalı diye düşünürsün ama nedense senin zamanların bir turlu gelmez, hep biryerlerde beklemeye alınmış aşkların vardır ve yaşama sırası bekleyen mutlulukların...

Öyle güzel gidişin/kaçısın var ki... Herseyi havada asılı bırakırsın giderken... Sanki birgün dönecekmissin gibi, hep bir muallak bırakırsın ardında.. Arada dönersin geriye bıraktıklarına; bazen bır kac gunluk gorusmelerle kısıtlı kalır bu donuslerın, bazende bır kac aylık ilişkilerle.... Her şehirde seni bekler bıraktıkların sayısını sen bile hatırlamazsın ve hoşuna gider her daim beklenmek, özlenmek, sevilmek... Seninde vardır sevdiğin ama tıpkı senin onların olmadıgın gibi oda senin değildir...

Aşk bir çemberdir. "Sevdim Sevilmedim Seveni Sevemedim" gibi ve bu çember içinde döner durursun her seven gibi .. Nasılsa her dönüşümde kapım açık dersin kendi kendine ve senin olmayana gitmek istersin belki bu sefer olur diye.. Olur ama tıpkı senin terk edişlerin gibi oda seni terk eder yada aldatır.. Acısını yasarsın gözyaslarını tutamazsın... Sığınacak bir liman sıcak bır kucak ararsın işte o zaman seni sevenler gelir aklına... Çünkü bilirsin döndüğünde bıraktıgın o kalplerin kapısı sana acık olacaktır..

Taki bir gün; bir gün telefonlar tek tek olumsuz cevaplarla kapanana, seni bekleyenlerin artık senı beklemekten vazgectıgını görünceye kadar... Dünya dönmeye devam etmektedir. Belki unutulmamışsındır ama sende artık tozlu raflarda gidip gelmelerinle kırık bir aşk olarak yeri almışsındır..

Bir yalnızlık başlar içinde... Hoş zaten hep yalnız olduğunu düşünmüşsündür hayatta ama bu yalnızlık başkadır ve acıtır canını...

Yıllar geçmiştir Ve bu sefer gercekten de yalnızsındır.. Seni seven yoktur artık yanında ve senin sevdiğin bır baskasının yanındadır. Yıllarca beklettiklerin senden bırer bırer vazgecmiş ve seni yalnızlığınla baş başa bırakmıştır.. Kör bir boşluk, dipsiz bir kuyu gibisindir artık.. Yalnızlığın ve Sen

Sen ki Kaçışların Ustası
Sen ki Gidişlerin Padişahı
Herseyden ve herkesten kactın bugune kadar...
Hadi Şimdide Kaç İçindeki Yalnızlıktan... cihan eser


CyniX 9 Temmuz 2007 20:09

Gece... Kopkoyu bir örtüyle kaplanmış bir resim gibiydi o gece İstanbul’un çehresi. Aylardan Mayıs’tı. Hani Mayıs’ta alabildiğine sıcak olur ya geceler. Veya öyle olsun ister insan... İşte o gece; serinliğini almış üzerine, ne kadar başka olduğunu gösterir gibiydi tüm güzelliğiyle. Boğaz yine her zamanki gibi ışıl ışıldı. Aslında İstanbul’un zamana inat yitirmediği tek şey; gecenin karanlığında bir yıldız gibi parlayan Boğaz’ın güzelliğiydi belki de...
Kadın ıssız geceye eşlik edercesine yavaş ve sessizce yürüyordu sokaklarda. Bir an duraksadı. O kadar uzun zamandır yürüyordu ki nerede olduğunu anımsayamadı bir süre. Yorulmuştu. Gözüne bir bank kestirdi ve kendini yavaşça bankın üzerine bıraktı. O kadar yavaş hareket ediyordu ki üzerinde bir ağırlığı taşırcasına zorlanıyordu. Rahatladığını hissetti. Sanki bedenine işlemiş yorgunluğu banka bırakmıştı geri almamak üzere... Başını kaldırdı, çevresine baktı. Bomboş bir sokak... Hafifçe yanan bir sokak lambası ve birkaç kedi köpek; yani sokağın küçük sahipleri. Bir süre onları izledi. Sonra gözleri koluna odaklandı. Işıl ışıl parıldayan saati gözünü aldı. Baktı, saat gecenin ikisi olmuştu. O ise hala sokaklardaydı. Durdu, etrafına bakındı tekrar. Bir insan yüzü arayışındaydı sanki. Sonra doğruldu yerinden. Çantasını aldı sakince. Ve bir tıkırtı sesi duyuldu birden... Çantasının aralık olan ağzından düşen çakmağının sesiydi bu. O da farkındaydı ama dönüp bakmadı bile. Aslında bir sigara yaksaydı şimdi, tam şimdi dumanıyla kaplasaydı yorgun bedenini. Düşündü ama vazgeçti. Sokağın sonuna doğru yürüdü. Ve küçük bir caddeye vardı. Köşede bekleyen taksiye yöneldi. Kapıyı açtı, arka koltuğa oturdu. Taksiciye gitmek istediği yeri söyledi. Yol boyunca sürekli düşündü. Camdan yansıyan suretiyle gözgöze gelmemeye gayret gösteriyordu. Öyle ki kendisiyle yüzleşmekten korkar haldeydi. O sırada taksicinin onu süzen bakışlarını farketti. Fakat önemseyemeyecek kadar boşvermiş haldeydi.
Dalmıştı...Bedeni aracın hareketinin yarattığı ritme alışmış gibiydi. Birdenbire hareket kesildi. Gözlerini kaldırdı. Taksiciye baktı, birşeyler söylüyordu. ‘Geldik abla!’ cümlesini duyar gibi oldu. Çantasından çıkardığı bir miktar parayı adama uzattı. Ve çabucak dışarı attı kendisini. Sanki az önce yorgunluktan bitkin düşen o değilmişcesine çevik bir hareketle indi taksiden. Apartmanın kapısına doğru yürüdü. Apartmanın çevresinde küçük bir çocuk gördü. Üstü başı kir içinde, pantolonu yırtık, ceketinin kolları ise ellerini kapatmış, gizler gibiydi...Çocuğa doğru yöneldi. Yakınlaştıkça çocuğun o masum güzelliğini farketti. Bu kapkaranlık gecede görebileceği en güzel şeydi bu belki de. Masmavi bir çift göz ve sapsarı saçlar. Sanki gecenin karanlığına inat, insanın gözünü alan renklerle kuşanmış gibiydi. ‘‘Adın ne?’’ diye sordu çocuğa. ‘‘Rüzgar.’’ dedi küçük çocuk. Sonra ‘‘Sokakta mı yaşıyorsun?’’ diye sordu yine kadın. ‘‘Evet’’ dedi çocuk, utançtan başını eğerek. ‘‘Nasıl yaşıyorsun sokakta? Zor değil mi?’’ dedi kadın. ‘‘Zor, evet’’ dedi çocuk. ‘‘Ama alıştım. Çünkü alışıyorsun zamanla herşeye...’’ diye de ekledi. ‘‘Bak benim evim burası. İçeri gelmek ister misin?’’ diye sordu kadın apartmanı işaret ederek. Çocuk cevap vermeden koşmaya başladı. Ve kayboldu gecenin içinde. Hayatın içinde kaybolduğu gibi...
Çocuğun kaçışına anlam verememişti kadın. Bir süre arkasından baktı ve sonra başını diğer tarafa çevirdi. Apartmana yöneldi bakışları. Küçük ve gayet eski bir yapıydı. Eski olduğu için duvar boyaları dökülmüştü. Bir süre apartmana bıraktı bakışlarını. Kendisini görür gibi oldu. Yorgun, umutsuz ve çaresiz... Bir an ağlamaklı oldu. Durdu. Sanki çevresinde onu izleyen insanlar varmışcasına utandı. İçeri doğru koştu. Giriş katındaki evinin kapısını açtı, içeri girdi. İşte tam o an, sanki dünya değişmişti onun için. Gerçek dünyadan kendi küçük dünyasına dönmüş gibiydi. Eski kanepenin üzerinde buldu kendisini. Gözleri tavandaydı şimdi. Bomboş, dümdüz bir duvardaydı bakışları...
Ne kadar uzun bir gündü onun için. Hiç bitmeyecek sanmıştı. Ama bitmişti işte. Ve biten yalnızca bir gün değildi, biten bir sevgi de vardı. ‘‘Aslında sevgi bitmez ki.’’ diye söylendi kendi kendine. Düşündü. Ayrılığın acısıyla tanıştığının farkına varmıştı. Doğruldu. Kanepenin üzerinde bacaklarını gövdesine doğru çekerek oturdu. Küçüldü yavaşça, iyice azaldı... Kabuğuna çekildi. Kendi dünyasında olmanın verdiği rahatlıkla içinde biriken öfkeyi ve acıyı bıraktı ruhundan dışarı. Gözleri doldu. Ağlıyordu, küçük bir kız çocuğu gibi. Babasını anımsadı o an. Şimdi onun omzunda ağlıyor olmayı düşledi. Ağlamaklı yüzüne hafif bir tebessüm yerleşti. Yerdeki çantasını aldı, içinden küçük aynasını çıkardı. Kendi suretiyle yüzleşebilecek cesareti toplamıştı. Kendi dünyasında olmanın verdiği cesaretti bu. Yalnız onun olan dünyasında... Sonra aynayı yavaşça doğrulttu. Yüzünü kaldırdı, aynaya baktı. Bir an için kendini tanıyamadı. Yüzü ona bir palyaçonun suretini andırdı. Makyajı akmıştı. Yüzü akıl almaz bir renk cümbüşündeydi. Küçükken annesinin odasında gizlice yaptığı makyajlar, daha doğrusu makyaj denemeleri geldi aklına. Yine gayri-ihtiyari gülümsedi. Ağlamak hiç yakışmamıştı ona. Farkına vardı bu durumun. Kalktı, duşa girdi. Üzerini değiştirdi. Ve tekrar salona döndü. Müzik setine bir cd yerleştirdi. Sesini sonuna kadar açtı. Ve bağıra çağıra eşlik etmeye başladı:

‘‘Belki şehre bir film gelir
Bir güzel orman olur
Yazılarda
İklim değişir Akdeniz olur
Gülümse...’’

Gülümsedi olanlara inat. Farkına vardı yaşamın ayrılıklarla yenilendiğinin. Ve bedenini bırakıp uykuya yepyeni bir günün umuduyla gözlerini kapadı...Çünkü ‘‘Alışıyorsun zamanla herşeye...’’


RuYa 9 Temmuz 2007 22:15

Geniş, siyah gölgesi hayatımı kaplayan,
Tepemde kanat germiş bir kartaldır yalnızlık.
Kalp çarpıntılarıyla günleri hesaplayan
Bir benim, benim olan bir masaldır yalnızlık.

Gördüm yapraklarımın bir bir döküldüğünü,
Baharda yaşamanın bilmedim nedir tadı.
Gemi yüzü görmeyen bir limanın hüznünü
Kimsesiz gönlüm kadar hiç kimse duymadı.

Bir ayna parçasından başka beni kim anlar,
Bir mum gibi erirken bu bitmeyen düğünde?
Bir kardeş tesellisi verir bana aynalar;
Aynalar da olmasa işim ne yer yüzünde? Cahit Sıtkı Tarancı


Mystic@L 10 Temmuz 2007 00:50

Çocukların düşlerinde bir Markut
bir kurbağa zıplıyor yaşamamızdan
hergün zıplıyor, hergün eksiliyor, hergün
Markuuuut Torbanı sarkıt.
Her doğal güzelliğin bir ucunda aptallık
öbür ucunda o kambersiz geçen düğün.

Kadın. Kadını bir dilime katık ettiler
Markuuuu! Torbanı sarkıt.
Siz büyüyün kan kuşları siz büyüyün
güzün gelişi bir öğürtüdür korkmayın
korkmayın ölüm bir başka ağzıdır yarasaların.
Aşınmış eşikler, aşınmış yaygaralar
aslan gibi bir kocası var mıydı bu kadının?
Gömleğimi zorlayan kuş sesleri

İsmet Özel


CyniX 10 Temmuz 2007 10:58

Yaşamayı deniyorum sensiz....
Beklemiyorum artik seni.. Biliyorum artik, gelmeyeceksin; yine umut ciceklerim solacak, yine aglayacagim, yine hickiriklar arasinda bogulacagim.. Ama sen gelmeyeceksin. Ben hep burada kalacagim...

Yasamayi deniyorum sensiz.....
Pismanliklar icinde. Bogazimdaki dügümlenmis hatiralarin anisiyla, seni icimde bitirircesine resimlerimizi kestim tek tek, mektuplarimizi yaktim kül olana dek...

Yasamayi deniyorum sensiz...
Unutmanin zor oldugunu bile bile... Beni sevmediginin farkinda, bir ömür gecirdiginin gerekcesiyle... Yüregimdeki, icimdeki isyani susturmaya calisarak...

Yasamayi deniyorum sensiz...
Karanlik yollarda tek basima gezerek. Sabaha dek zamanla yarisip, günesi sahit tutuyorum tövbelerime. Biten her sey için yeniden baslatiyorum icimdeki mücadeleyi...

Yasamayi deniyorum sensiz...
Bir masal misali siliyorum seni düsüncelerimden... Hayalin gölgem gibi pesimdeyken, ben geceleri yasakladim kendime. Zaman gün isiklariyla baslayip bitiyor benim icin...

Yasamayi deniyorum sensiz...
Rüzgara saldim maziyi, alevlere verdim yüregimi.. Tipki ömrümü yoluna verdigim gibi... Ama bu sefer baska bir amac icin: sensizlik icin yapiyorum bunu...

Yasamayi deniyorum sensiz...
Sahile carpan dalgalarin, bizim müzigimizi kulagima fisildamasina izin vermiyorum. Artik mehtapli gecelerde yakamozlari gözlemiyorum. Hicbir vapura binmiyorum; kendime engel olamayip sana gelirim diye...

Yasamayi deniyorum sensiz...
O cok sevdigim aynaya bakmiyorum artik. Kendimi, gözlerimde gözlerini, yanagimda buseni, saclarimda ellerini görmekten korktugum icin. Dayanamayacagim yeni bir firtinaya kapilmamak icin...

Yasamayi deniyorum sensiz...
Aklimdan her gecisinde yüregimin burkulmasina katlanarak, ismin her anildiginda duymamazliktan gelerek... Sanki seninle hic olmamisim gibi devam ediyorum...

Yasamayi deniyorum sensiz...
Siirlerime düsman oldum, yazmiyorum artik. Bütün hislerimi, hayallerimi, düslerimi bir cöl yalnizligina mahkum ettim. Susuz birak onlari. Belki biraz akillanirim...

Yasamayı deniyorum sensiz...
Yüregimdeki acilarla, aldigim yaralarla, dayanmaya zamansiz gidisinle; alismaya çalisiyorum bu hayatta. Belki caresiz, belki acizim ama basim bir KARDELEN gibi dik ve ayakta olarak....


RuYa 10 Temmuz 2007 13:51

http://img.blogcu.com/uploads/mustafaergun_ffff.jpgSadece bunu söyleyip susmak isterdim...Ebediyyen susmak.Çünkü canım acıyor...Konuştukça,arzuladıkça,özledikçe,en kötüsü yaşadıkça canım acıyor."

Ruhumu yaktıktan sonra şimdi de damarlarımda dolaşan sensizliğin etimi yakan acısını mı?O acıyı uyutsun diye sığındığım,ama sevgini orada da hep ama hep kaybettiğim soğuk rüyalarımı mı?Odamın tavanındaki yoksulluğumu ve kimsesizliğimi harç yapıp içine doldurduğum o derin,o sonsuz çatlakların altında ,sen,diye her gece koynuna girdiğim o zamansız ölümlerimi mi?

Şimdi burada değilsin.Ama beni duyabiliryorsun,biliyorum.Kapat gözlerini benim için ve dinle n'olur.Çünkü bunu sana ancak bir kez söylemeye cesaretim var.Seni ait olduğun çevre için değil,bana ait olman için değil,karşılığında beni sevmeniz için değil. Sadece sen olduğun için sevdiğimi söyleyebilseydim...Ne zaman sevgine acıksam kendi kalbimi yedim. Kendi etimi...Aşkımı....Ruhumu yedim.

"YÜREĞİMİN EN SAKLI YERİNDE YALNIZCA SENİN ELİN DOLAŞMIŞTI"


Seni yollarca,şehirlerce uzağından sevdim.


Seni kelimelerce,şiirlerce yakınından sevdim.


Seni,dünya üzerinde sanki ilk kez benim için kalemi eline alıp yazdığın mektuplarca sevdim.


Seni umutsuzca, beklentisizce, hayallerce sevdim uzağından.


Zamanla kırgınlık kimlik değiştirdi ve vazgeçiş oldu benim için.Unutmanın en ağırı unutamadan unutmaktır.Seni sonsuza kadar kaybetmek,kimlik değiştirdi ve unutmak oldu benim için...

Anlamadın mı artık,varlığım sana acı vermek iin değil,sadece seni sevebilmek için yaşadım ben...Hala seninle geçireceğim anların telaşıyla ,tüketir gibi yaşıyorum sensiz geçen günlerimi...Seninle geçen zaman bir daha tekrarı mümkün olmayan,doğaçlama bir melodi gibi benim için.Sanki birlikte yazılmış kaderimizin sayılı dakikalarından an çalıyorum.Öyle birikmişsin ki içimde...Seni yaşamakla tüketmem,seni sıradanlaştırmam mümkün değil.İçime çektikçe çoğalıyorsun sevgili...

"Sevgilim,beni bensiz bırakma olur mu?Çünkü sen nereye gidersen git,ben oradayım.Benim başka gidecek bir yerim yok.
Benim senden başka gerçeğim yok.Sende yaşıyorum ben sadece..." ARZU KARAKOÇ


Mystic@L 10 Temmuz 2007 19:46

Sana büyük bir sır söyleyeceğim
Zaman sensin
Zaman kadındır ister ki hep okşansın
Diz çökülsün hep
Dökülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına.
Bir taranmış
Bir upuzun saç gibi zaman
Soluğun buğulandırıp sildiğin ayna gibi.
Zaman sensin, uyuyan sen
Şafakta ben uykusuz seni beklerken
Sensin gırtlağıma dalan, bir bıçak gibi...
Ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın
Bu mavi çanaklarda kan gibi
Durdurulmuş zamanın işkencesi
Ah bu daha beter işkence hiç mi hiç giderilmemiş istekten
Bu göz susuzluğundan sen yürürken odada
Bense bilirim büyüyü bozmamak gerektiğini
Daha beter seni kaçak
Seni yabancı bilmekten
Aklın ayrı bir yerde gönlün ayrı bir yüzyılda kalmaktan
Tanrım ne ağırdır sözcükler
Asıl demek istediğim bu.

Hazzın ötesinde sevgim
Hiç bir zararın erişemeyeceği yerde bugün
Sevgim
Sen ki benim saat-şakağımda vurursun
Boğulurum soluk alıp vermesen
Tenimde bir duraksar ve yerleşir adımın.
......

Sana büyük bir sır söyleyeceğim
Korkuyorum senden
Korkuyorum yanın sıra gidenden pencerelere doğru akşam üzeri
El kol oynatışından söylenmeyen sözlerden
Korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan
Korkuyorum senden.

Sana büyük bir sır söyleyeceğim
Kapat kapıları
Ölmek daha kolaydır sevmekten
Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam

Aragon
Sevgilim.


Mystic@L 10 Temmuz 2007 22:03

Sana geliyorum

Görmeden, doğduğum gecenin seherini
Ellerim değmeden anama,
Ve günah izi yokken dudaklarımda,
Bebeklere has bir dille ağlayarak,
SANA geliyorum SANA
Çırıl- çıplak

Köklerim siğmadı zamana;
Silktim ham meyvelerimi utandım da,
Bir garip ağaç oldum aşk uükesinde,
Kutsal duygularınla donandım yaprak yaprak
SANA geliyorum SANA
Dal- budak

Ne bir dürüm ekmek var heybemde
Ne içecek suyum kana kana...
Bir tutam umutla düştüm yollara,
Bazan yürüyerek, bazan koşarak
SANA geliyorum SANA
Yalınayak

Yollar uzadıkça yük ağırlaştı,
Ateş düştü gönlümdeki harmana
Bıraktım ağrıyı, sızıyı bir yana;
Hasretinden ipil ipil yanarak,
SANA geliyorum SANA
Bir avuç toprak

Seyrettim uzaktan benliğimi ki,
Et, kemik, kan değilmiş mana
Habibin hakkına, İsmin hakkına
Af dilemek icin ağlayarak,
SANA geliyorun SANA
Ya HAKK...

Abdurrahim Karakoç


RuYa 10 Temmuz 2007 23:19

Her Sabah Seninle Başlar

Önce gözlerin girer odamdan içeri
Sonra ellerin, saçların dudakların
Bir bir hatırlarım
Her sabah senin olan ne varsa
Yüzüm aydınlanır
Şarkılar söylemek gelir içimden
Yakında bir kuş öter
Uzaklarda bir tren sesi
Sonra kornalar, çocuk ağlamaları
Vapur düdükleri
Sesler bir uğultu halinde yükselir büyük şehirlerden
Ve alışılmış bir yaşamaktır çöker omuzlarıma
Sarar benliğimi birden
Büyük, devamlı dalgalar halinde duygularım
Her sabah seninle başlar
Ve ben her sabah
Ta içimde bir ağrı gibi yokluğunu duyarım

Her sabah
Rezil insanlar bekler her köşebaşında beni
Yüzleri, yürekleri kadar kirlidir
Biri gider, biri gelir
Biri gider, biri gelir
Yakamda duygusuz iğrenç elleri
Ve soğuk gözbebekleri gözlerimde
O alışılmış yaşamak ki her sabah
İğreti bir elbise gibi durur üzerimde
Bir isyandır sarar içimi
Her şeyi üzerimden çıkarıp atasım gelir
Fakat insanlar, insanlar bırakmaz beni
Biri gider, biri gelir

Hep aynı ses, aynı şarkı
Aynı sağır gökyüzü
Dilsiz bir deniz
Kör bir düzen
Hep aynı kör döğüşü
Yalancı yüzler, aptalca bakışlar
O iki yüzlü selamlar
Hep aynı tempoda geçen manasız bir gün
Hep o değişmeyen puslu ikindi üstleri
Ve hep aynı yorgun, zoraki akşamlar
Ya o geceler satılmış, utanç dolu
Büyük avizelerin aydınlattığı sefil yüzlerimiz
Renkli kumaşlar, altın kol düğmeleri
Kristal kadehlerde kral içkiler
O hesaplı dostluklar
Satın alınmış sevgiler

Ben alışılmış şeyleri sevmem, bilirsin
Yaşamaksa dilediğim gibi yaşamalıyım
Sevmekse gönlümce sevmeliyim
Kendi ellerimle yazmalıyım alın yazımı
Ölmekse istediğim anda ölmeliyim
ve yaşıyorsam
Her şey bambaşka olmalı seninle
Alışılmış şeylerden öte
Yalanlardan, düzenlerden uzak
Yeter, yeter artık
Dönmesin o eski plak
Her şey gölümüzce olsun
Bulsun
Dilediği zaman ellerim ellerini
Paylaşalım seninle bütün geceleri
Sabahları, akşam üzerlerini
Görülmemişi görelim, tadılmamışı tadalım
Şarkılar söyleyelim kimsenin bilmediği
Yüzüm her zaman aydınlık olsun aydınlığında
Her zaman sevgiyle gülsün gözlerimin içi
Yeter artık, yeter
Kırılsın o çemberler
Sarsın her yanımızı bir yaşama sevinci
Ayrılıklar, kederler, gözyaşları bitsin
Bütün bir ömür boyunca
Seninle başlayan sabahlarım
Seninle sürüp gitsin.


Ümit Yaşar Oğuzcan


My Love For You 19 Temmuz 2007 15:03

Umudumu yazdım sana yalnız saatlerimde
Kimi zaman uykusuzluğum da
Kimi zaman düş diye yattığım bu derin uyku da
Kanlı yaşla suladım kalemimi
Sayılı gün sayfalarına yazmak için seni

Kimi zaman özledim seni üşüdüğün de ellerim
Kimi zamansa bomboş resmine baktım
Gözlerinin derinliklerine,
Ama en çok sensizliğime yandım
Bilinmeyenleri beklerken

Bazen “sus” diyorum içimdeki ufaklığa
Hani kimi yanları senden, kimi yanları hayattan
Büyüyen, o masum çocuğa “Ağlama hasretlik için,
Ayrılık dediğin bazen yaraları bazen de sevdaları
Büyüten ana kucağıdır” diyorum

Şimdi ben büyütüyorum o masumu
Herkesin elinden alıp yüreğini ellerime
Tek tek yargılıyorum hatalarımı
Ve hatalarını bilmem kimlerin
Bir daha ağlatmamak için o KOCABEBEĞİ


Tunahan Ermihan


Mystic@L 19 Temmuz 2007 23:11

Bir gün yenik düşmesin yine sevdamız siyaha,
Gözyaşıyla anlatılmasın yalanlar bir daha.

Bir ikindi serinliğinde ömrümüzü gölgeler sarmasın,
Gecenin en karanlık yerinde yine sen varsın.

Hiçbir zaman sonu gelmesin bu düşüncelerin,
Kimse olmasa da ben dostu kalayım gecelerin.

Biliyorsun gözyaşına sığmaz ayrılık inleyişlerde,
Kavuşmak tutsaktır sabırsız bekleyişlerde.

Zamanın ellerinde yalnızlıklar ateş, ayrılıklar kor,
Aynalardaki yorgun benim, istersen yüreğine sor...


-Ayrılık Gözyaşına Sığmaz isimli kitabından

Ahmet Beltekin


My Love For You 20 Temmuz 2007 09:43

İki Köşeli Yalnızlık


Gökyüzüne asılı kalmış bir yankı
Arıyor kendisini bırakan ağzı
Yeniden, yeniden sesini bulmak için

İki köşeli yalnızlığın bir ucunda sen, bir ucunda ben
Birleşip ayrılıyor çizgilerimiz
Hangi boyuttan koparılmıştık ki biz

Anı bile yok, ses, koku bile
Bir elin yazdığını öteki el karalıyor sanki
Silgiler hatırlıyor, kalemler unutuyor bizi...


Ahmet Erhan


RuYa 20 Temmuz 2007 14:09

Yalnızım sevdiğim. Hem de çok yalnız...
Gün batımında seninle hayel kurduğumuz
Deniz sahiline gidiyorum.
Yüksek kayalıkların üstüne çıkıyor,
Denizin üzerinden süzülerek batan, güneşi seyrediyorum.
İnanmazsın ama, sanki burası kendimle hesaplaştığım yer
Sen gittin gideli hayatımda çok şey değişti.
Senden sonra
Güneşin ilk doğuşunu hiç seyretmedim.
Çünkü o bana, seninle tanıştığım günün başlangıcını hatırlatıyor
Birde güneş tam tepedeyken hiç sokağa çıkmadım.
O da seninle dolaştığım şehri anımsatıyor.
Senden sonra
Sadece güneşin batışını izlemeye geliyorum buraya
Benden ayrılışın, derin derin gözlerime bakışın, sebepsiz gidişin var ya
İşte o anı tekrar yaşıyor, isyan ediyorum.
Uçsuz bucaksız deryaya burada haykırıyorum, neden neden diye
Denizin üstünden yükselen dalgalar
Büyüyerek oturduğun kayalara vuruyor
Çığlık çığlığa üzerimde uçuyor martılar
Denizin kıyıda bıraktığı çakıl taşları,
Hepsi bir şeyler anlatıyor,
Hepsinin de bir anlamı bir nedeni var
Anlamsız olan tek şey senin beni terk edip gidişin,
Yalnızım sevdiğim hem de çok yalnız
Bazen çoraplarımı çıkarıp sahil boyu yürüyorum
Dalgalarla kucaklaşıyor onların dilini çözmeye çalışıyorum.
Denizin kıyıya gönderdiği o çakıl taşlarını birer birer topluyor
Onlara saatlerce bakıyor, sonrada onları denize fırlatıyorum
Bazı çakıl taşları var ki onlar diğerlerinden çok farklı
Onlara bir türlü kıyamıyorum
Denize atmak içimden gelmiyor.
İşte sen sana kıyamadığım o çakıl taşlarından biriydin.
Ben seni denize atmamıştım
Nasıl oldu bilmiyorum belki benim ihmalim
Belki de sen derin sularda kaybolup gittin,
İşte sevgilim o gün bu gün bu sahilde
Senin bir gün kıyıya vurmanı bekliyorum.
Yalnızım sevgilim. Hem de çok yalnız.... ASUDE PINARLI..


My Love For You 20 Temmuz 2007 14:25

Yalnızım Yalnızsın Yalnızız


kimse içimdeki boşluğu görmüyor
bir adresi yitirmek neler hissettirir insana
kalp atışlarından uzak olmak
soluğunda duyamamak mevsimleri, düşünmüyor

çok şey bilmenin hoş karşılanmadığı zamanlardayız
ciddiye alınmıyor sorularımız
gün afrikalı kalmaya kararlı
bu dünyadan olmamak da yetmiyor

ve siz geliyorsunuz, sarı elbisenizle bir silüet
hayatımdaki eksikleri gösteriyorsunuz
küçülüp silikleşiyorum, hafifliyor bedenim
yalnızlığım dağılıp çoğalıyor sesinizde

ben artık sadece kuşların şarkısını dinliyorum


Metin Celâl


My Love For You 20 Temmuz 2007 16:59

Yalnızlık zor be gülüm bu iskelede
Alışmışım her gün denizin yosun kokusunu seninle koklamaya…
Ekmek kırıntılarını atmasını martılara
Güneşin doğuşunu alışmışım gülüm seninle!
Ne zormuş sensiz oturmak bu iskelede!
Bu sefer ellerim ellerinle değil de
Bir sigara bir şişede şarapla dolması koydu be gülüm!
Mazi aklıma geliyor, her yer sen dolu bu iskelede
Çok sevmiştim seni…
Ayın denize mehtaplaşması kadar gerçek
Ve büyüleyiciydi benim SEVGİM!
Gece iskeleye iniyorum
Yıldızlara küfür ediyorum!
Çünkü sen demiştin bana
Yıldızlar kadar gerçekçi benim sevgim diye!
Hadi oradan sende…
Kalbimi yakıyor be gülüm bu iskele!
Yaralı kalbime tuz basıyor her gece
Yeter artık!
Ve sona yaklaştık…
Ben dayanamıyorum her gün bu iskelede ölmeye
Artık benim gitme vaktim geldi
Kendine iyi bak!
Bu arada elindeki mektubu iki yere gönderdim
İkisi de aynı mektup ama Tek farkı var sadece
Biri sende biriyse iskelede… Cansız bedenimde!


ARİF ARGÜL


RuYa 21 Temmuz 2007 12:03

Kaç kere yaşadım ben bu romanı
Ne zaman sevdimse ayrılık vardı
Hep kendim kuruttum gözyaşlarımı
Ne zaman sevdimse yalnızlık vardı

Ecelim zamansız gelirse bir gün
Ona bu şarkımı dinletiverin
Bu en son dileğim, en son sözümdür
Benden başkasına gitmiş olsa da
O güzel aşkımız bitmiş olsa da
Üstünden mevsimler geçmiş olsa da
Ona sevdiğimi söyleyiverin

Her köşe başında seni gözledim
Geceler koynunda umut gizledim
Hep seni bekledim seni özledim
Senden uzaklarda ah neler çektim
Sensizken seninle bir de söz kestim
Bilmedin sevdalım bilmedin gitti

Umutlarımın mavisini alıp gittin
Denizlerimin mavisini çalıp gittin
Masmavi dünyama
Simsiyah bir çivi çakıp gittin...
Gittin
Ve sen de her yalan gibi
Bittin..

öyle zalimdir ki yüreği
sevdanla ölsende,gururunu yere gömsende
diz çöküp önünde sevdiğini söylesende
birgün anlarsın ki hiç bir şeye değmez

öyle kalp tanıdımki bencil
yüreğinde sevda var mı yok mu bilinmez
yalanda olsa sever sevdiğini belli etmez
bırakıp gider biranda ne olduğunu anlamadan
baka kalırsın arkasından


DİLEK ÖZBEN



Saat: 09:00

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık