![]() |
Yalnız Doğar, Yalnız Yaşar, Yalnız Ölürüz? Aşka inanmak olsa olsa biz misali... Ve de herşey ama herşey sana ait olsun istersin... Bir ayrılık bekler seni buluşma noktasında sessizce ve de sinsice... Tüm insanlardan kaçarsın sadece kendinle kalmak istersin... Tüm dostlarından o anlık uzaklaşmak istersin... Sessizliği dinlemek.. Ve de inanması öylesine zor gelir ki gittiğini kabullenmem. Bilirsin bazı şeyler değişecek .. İlk başta zaman... Sonra sen .... Ve sonra mevsimler, Bilirsin gelecek? Alışkanlıkları var yani; sen varsın , hatıralar var, tüm yaşananlar var hatıralarda. Sen de bilirsin tüm olanlar bir oyundur belki de, inan ve mutlu ol... Bir oyun oynamalısın, oynamalıyız; hepimiz... Hayatla ve tüm olumsuz yanları ile hayatın ,, Efkar sarsa da dört bir yanını, bilirsin geceler hiç bitmiyor... Sen boşver sadece ve sadece kendini yaşa,,, Unutma ki başka hayatın yok ... Kendini yaşa ??? Yalnız ,,, İbrahim Öztürk |
Yalnızlık Olduğu Gibi Yalnızlık olduğu gibi karanlığa benzer, Kimseyi göremezsin. Sessizlik olduğu gibi güvensizliğe benzer, Kimseyle dertleşemezsin. Bir maske takıp gerçek yüzünü gömersin karanlığa, Sahtelik olduğu gibi herkese benzersin. Kalbinden bütün damarları kopardığında, Sende olduğun gibi herkese benzersin. Canın acır, yüreğin bağırır, kalbin sızlar, gözlerin ağlar, Sanki kanın alevler üzerinde kaynar. Kemiklerin...kitlenir birden ellerin, Dizlerin tutulur aniden bel kemiğin, Sanki ruhun isyan eder İşte senin en büyük derdin. Boynunu büküp maskeni çıkartır, Kalbine kan akıtan damarları yeniden bağlarsın, Göz yaşlarını bir daha ağlamamak için siler, Yüreginle bu zalim dünya’ya baş kaldırırsın. Yalnızlık olduğu gibi sana benzer, Kimselere benzemeyemezsin, Yalnızlık olduğu gibi ölüme benzer, Bu dünya’ya ayit değilsin. Levent Çetin |
BEN SENSİZ BİR HİÇİM Seni severken ben bir şeyi hesap etmedim Çünkü aşkı hesaplayamaz önceden planlayamazdım Ama sanki aşkı o gün sezmiştim Usul usul içime işlediğini hissetmiştim O bomboş yüreğim bir ölü gibi hareket etmeyen Sanki öyle hızlı hızlı hareket ediyordu ki Sanki bıraksam havalarda uçacak gibi İşte o an hissetim kalbime senin girdiğini Seninle hayata tekrardan geldim bir an İşte o an anladım ki dünya sensizken Bana ne kadar boş geldiğini meğer ben Sensiz bir hiçmişim… |
Yoksun bu şehirde, Ağlamak geliyor içinden bulutların. Hasretin en koyusu toprakta, Yoksun ya,nefes almak yetmiyor. Yoksun bu şehirde, sokaklar bomboş geliyor. Yastığım buz,yorganım diken, yoksun ya,içimden yaşamak gelmiyor. Yoksun bu şehirde, Varlar teker teker yok oluyor. Hiç bir söz yetmiyor,özlem dinmiyor, Yoksun ya,bu şehir seni bekliyor. SEMA ERİŞÇİ |
Acıya Alışılmaz Hangi çığlık bir çığ gibi yarıyorsa gecenin gerilmiş karnını bu saatte acı tükenip bitmiştir orada artık çırılçıplaktır tarihin bu sayfası Fiziğin armağan ettiği bu teller keçeleştirirken cinsel organımı haykırıyorum insan olduğumu ve çatlatıyor alnımın en gergin teli Ahmet Telli |
Yalnız Değiller, Şarkıları ve Biz Varız Saydam ve ıslak ölüm eğer boyunlarına geçirilen ilmikten gökten bir fırtınayı koparır gibi koparacaksa ciğerlerini nefesimi onlara vereceğim kalbimdeki yaşayan tıpırtıyı gözlerimi onlara vereceğim oyarak kirpiklerimle dünyada acıya ve öfkeye dair bütün görüntüleri Urgan demir yollarında fabrikalarda gün boyunca çığlığın dinmediği şehrin uzak semtlerine doluşan işçilerin pamuk seline yaprak yaprak dökülen tütünde zeytinde çam denizinde ormanların ve verimsiz düzlüklerinde kurak toprağın açlığın can çekişini tırnakla terle susturmaya çalışan yoksul köylerin gözlerinde parlamaya başlayan umut için düğümlendi Saydam ve ıslak ölüm eğer boyunlarına geçirilen düğümden dökecekse körlerin alfabesini yumruğumu onlara vereceğim yaşayan yumruğumu ağzımı onlara vereceğim yeryüzünün bütün mert ölüleri için toplayarak kanlı kelimeleri Nihat Behram |
Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya Çakmak çakmak gözleri Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı Herkes orda sen ordasın Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim Özgürlüğe mutluluğa doğru Her işin başında sevgi diyor Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili Bi de başını çeviriyorsun ki Ben varım Can Yücel |
Keşkeleri çıkardım hayatımdan eyvallahlar bana göre değil artık bana göre değil pişmanlıklar keşkeleri çıkardım hayatımdan. ben seni unuturum sevdiğim ela gözlerini bir bardak rakıya gömerim anıları içime yıllar önce bir temmuz gecesinde zamansız bir yağmur altında başlayan o zamansız aşkımızı unuturum ben seni unuturum sevdiğim zaten hayat bir yalan. gece ağır ağır sırtını vermekte sabaha üzerimde eskiden kalma bir sevdanın yorgunluğu yüreğimin kara kaplı defterinde sararmış sayfaların arasında bir adamın yıllar arkasında kalmış suskunluğu var ve küskünlüğü hayata o ki kapanmış bir kapı umutlarıma çaresizliğe bir geçit durma hadi gözlerimden de çekip git çek git gecelerimden bir daha girme düşlerime kanıma girme artık yeter git. kimseler bilmez geceden başka yine yalnızım sokaklar dolusu insan içinde bir ben bir ben yalnızım. gece ağır ağır sırtını vermekte sabaha ne fırtınalar kopar yine içimde bu sevda yakar yüreğimi yıkar derinden susar içimdeki ağıtlar geceler inadına susar ben susarım. an gelir zamanlar dolusu ağlarım ağlarım çocuk gibi ihanet karası gecelerde kıvrandırır bir sancı ***** bir kurşun gibi arkadan vurur yalnızlık sabahlara kadar ağlarım ağlarım ölesiye. neden içi karanlıktı bu kadar gecelerin neden geceler umut taşımaz sabaha ve neden ağlatır beni bu uzun yolculuklar yeter artık yeter buraya kadar keşkeleri çıkardım hayatımdan eyvallahlar bana göre değil bana göre değil yerli yersiz ağlamak madem ki bir kez yaşanıyor bu hayat kılıcımı çektim kınından kuşandım cesareti ve bitirdim esareti gömdüm denizlere. keşkeleri çıkardım hayatımdan eyvallahlar bana göre değil artık anladım ki insan her an sevebilir mevsimsiz açan bir çiçek gibi dirilir yeniden keşkeleri çıkardım hayatımdan. geleceksen bugün gel yarın çok geç olabilir. PINAR COŞKUN |
YALNIZLIKLARDAYIM Yalnızım, yalnızlıklardayım. Gene senden uzaktayım. Nasıl ihtiyacım var içimi dökmeye, dertlerimi anlatmaya bir bilsen. İstiyorum ki seni düşünürken, rüzgar esmesin hoyratça içimde. Toz duman içersinde kalmasın hiçbir yer. Yaslanmışım bir ağaca, dalmış gözlerine,gözlerim. Uzakta bir boşluğa asılı kalmış. Şimdi en güzel gördüğüm düşsün. Bir ressamın tuvalinde resmin, arkanda dağlar. Bir perde gibi inmiş gökyüzünden bulutlar. Bir gök kuşağı sanki başındaki taç. Sislerle boğulmuş güneş, senin aydınlığına muhtaç. Yine bir gün ansızın yüreğine baskın yaptım geceden. Esir alınmış soluklarında yaşadım ilk heyecanı. İlk kez, mecalsiz kaldı sevgimin hücreleri. İlk kez sana teslim oldu yüreğim. Yaşamın en zor yanı, seni düşünmekmiş bilemedim. Yaşamın en güzel yanı, seni düşünürken ölüşün ve tekrar dirilişin özlediğimde yarınıma. Ne güzel bir başka renkten sevmek seni, bir başka mekanda düşünmek. Bir başka gözle görüp, sevmenin gür soluklarında hissetmek nefesini. Ve sonra inmek derinliklerine aşkın. Tekrar tekrar hissetmek, keskin ve yakıcı tadını öpüşün. Ahhhh! Güzelim, bir tanem. Ne olur, güzelliklerinde gizlensin çirkinliklerin. Bak şimdi, Yalnızlığın uç verdiği yeni filizlerde büyüyorsun. Oysa sen, yorgun dalgaların kıyılarındaki izlerde olmalısın. Kum tanecikleri gibi yıkanmalısın tuzlu suda. Ve ben sana, yalnızlıklarımı yazmalıyım, yalnızlıklarımda bu satırlarımı kuma. İçimde hep sensizliğin korkusunu taşıyorum. Anlaşılan, ben hep senin yalnızlığını yaşıyorum. Senin hıçkırığında, göz seyri mendeyim beni andığında geçen. Açlığımda mis gibi ekmek kokumsun dumanı üstünde yalnızlığımın. Yağmurda toprak kokumsun, baharda çiçek. Yalnızlığımın sarhoşuyum her gece içtiğim yalnızlığımın. Yüzüme baktığında okuyacaksın yalnızlığımı. Yalvarışlarımı hissedeceksin, benim hissetmediğim. Duruşumun sana nasılsın der gibi olduğunu. İyiyim diyeceksin sadece gülerek. Belki de sarılmanı bekleyeceğim,kendimi zor tutup. Sen hissetmesen de, bir çocuğu okşar gibi okşamanı kim bilir. Senin o gizemli dünyanda benim yalnızlığım olacak senin düşündüğün. Senin hissettiğine benim gülmem olacak. Güldüğümü hissedip, sende güleceksin. Sana değecek sözlerimin her kelimesi. Şarkılarım olacak dudaklarında söylediğin. Beni hatırlayabildiğin yalnızlığında, için sıkılacak, yüreğin daralacak dokunmak, sevmek gibi, tatminlerin en güzelinden uzakta, sen ve ben, bir araya gelemediğimiz iki ayrı kutupta, iki ayrı yalnızlığı yaşayacağız. Yalnızlıklarda, yalnız. AHMET CANBABA |
Onun Güzelligini Herkez Görüyorsa O Bence Az Güzeldir! Herkez Biliyorsa O bence Hiç Güzel Degildir! Onun Güzellgini Yalnız Ben Görüyorsam Bu Sevgidir! Yalnız Ben Biliyorsam da Bu Asktır! Hiçkimse Görmüyorsa Bu Yalnızlıktır!..... SERDAR TÜFEKÇİ |
YALNIZLIK Sonsuzluğa doğru yol almış gidiyorum Yolunu kayıp etmiş bir rehber misali Nerden gideceğimi Nerde duracağımı Bilmiyor sürekli ilerliyorum Bu ilerleyiş nereye kadar, bilmiyorum .......... .......... Çetin Akgün |
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer... Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer... Utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer... Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer... Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer... O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, hiçbir zaman duyulmasaydı eğer... Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar, kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer... Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, öylesine delice bakmasalardı eğer... Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer... Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer... Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer... Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer... Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer... O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi, yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer... O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer... Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri, her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer... Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de, dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer... Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer... Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından, dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer... Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de, sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer... Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine, kulağına okunacak biri olsaydı eğer... İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer... Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer... Issızlığa teslim olmazdı sahiller, Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer... SEN GİTTİKTEN SONRA YALNIZ KALACAĞIM !!! YALNIZ KALMAKTAN KORKMUYORUM DA... YA CANIM ELLERİNİ TUTMAK İSTERSE !!! Evet Sevgili, Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer !!! CAN YÜCEL |
Bir ruh, o derin bahçede bir def'a yaşarsa Boynunda O'nun kolları, koynunda O varsa, Dalmışsa O'nun saçlarının rayihasiyle, Sevmekteki efsunu duyar her nefesiyle. Yıldızları, boydan boya doğmuş gibi, varlık Bir mucize halinde o gözlerdendir artık. Kanmaz, en uzun buseye, öptükçe susuzdur Zira, susatan zevk, o dudaklardaki tuzdur. İnsan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan... Bir sir gibidir azçok ilah olduğumuzdan. Onlar ki bu güller tutuşan bahçededirler. Bir gün nereden hangi tesadüfle gelirler? Aşk, onları sevkettiği günlerde, kaderden Rüzgar gibi bir şevk alır, oldukları yerden. Geldikleri yol, ömrün ışıktan yoludur o; Alemde bir akşam ne semavi koşudur o! Dört atlı o gerdune, gelirken dolu dizgin, Sevmiş iki ruh ufku görürler daha engin, Simaları her lahza parıldar bu zaferle; Gök, her tarafından, donanır meş'alerle! Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar, Varlıkta bütün zevki o cennette duyanlar Dünyayı unutmuş bulunurken o sularda, -Zalim saat ihmal edilen vakti çalar da- Bir an uyanirlarsa leziz uykularından, Baştanbaşa, heryer kesilir kapkara, zindan... Bir faciadır böyle bir alemde uyanmak... Günden güne, hicranla bunalmış gibi, yanmak... Ey tali! Ölümden ne beterdir bu karanlık! Ey aşk! O gönüller sana maloldular artık! Ey vuslat! O aşıkları efsununa ramet! Ey tatlı ve ulvi gece! Yıllarca devam et! Yahya Kemal Beyatlı |
Şu an yalnızım,her zaman ki gibi Seni anlatan,seni hatırlatan şarkılar dinliyorum Sebebi sensin.. Ama sen benden habersiz,nerden bileceksin ki! Aylar oldu görüşmeyeli Telefonlar bile sustu çalmıyor artık Hiç özlemedin mi? diye sormuyorum Seninde benden farkın yok biliyorum Özledimm sevgiyle bakan Sımsıcak şefkat dolu, gözlerini özledim Huzur veren bakışlarını özledim O bakışlar yok artık olmayacakta Sensiz yaşamaya alışmak zorundayım Ne kadar seni düşünmek istemesemde Aklımdan çıkaramıyorum seni Sonra kendi kendime kızıyorum Düşünme artık,unut onu Yeteeer yeteeer diye.... Ama olmuyor aklımdan çıkaramıyorum seni Hele yatağıma uzandığımda Seninle hayaller kuruyorum Gerçeklermesi imkansız hayaller Nasılda mutlu ediyor beni Seninle hayallerde buluşuyor Hayallerde buluşuyor Gerçekte imkansızı,hayallerde başarıyoruz. Her taraf karanlık olduğunda Seninle paylaşıyoruz geceyi Yalnız değilim artık,hayalin yetiyor bana Zaten uykularımda terketti beni Sebebi sensin! Gecem sensiz olmuyor,sen nerden bileceksin..MERT GÜNEY |
Aysunun elleri pek temizdi, ipektendi. Gülleri okşayınca, güller bin bir hale girerlerdi. Üzülürler sevinirler, özlerlerdi. Dallarındaki dikenleri. Aysundan uzak tutmak için. Kanlı yaşlar dökerlerdi. Aysunun gözleri alımlıydı, canlıydı. Gözlere bakınca, gözler utanırlar, sıkılırlar. Gizliden gizliye ağlarlardı. Aysunun gözüne, ışık vurmasın diye. Güneşe her gün isyan ederlerdi. Açık kalırlarsa canalıcının kucağındayken. Bilinirki aysunu göremeden gitmişti. Aysunun teni yumuşaktı, sıcaktı. Giysiler değince paklığına, titrerlerdi. Kırışmasın isterler, hafiflerlerdi. Aysunun aşıklarının eli tenine dokundukça. Kirlendik diye çıkarılırlardı. Cansız düşen bezler yeni yetmelere söylenir. 'Sefanız bir aşığın koynuna girene kadardır'. Adem Özbay |
İşte bir hikayenin başlangıcı, Başta göz göze gelinir, Sonrası zaten masal gibi... Baş harfiyle başlar bir aşkın öyküsü, Sevgiliye dökülen birkaç mısra ile pekişir. O kadar kolay değildir, Tuttuğun eli bırakmak Yada tutacağın o eli bulabilmek İşte en zoru da bu olsa gerekti... Bir yalnızlık kitabında, Aşk kokan bir gözlerde başlar hikaye, Ellerde konuşur nameler, İlmek ilmek işler mısralarda... O kadar kolay değildir aşığım demek, Kalp sever de söyleyemez, Göz görür de anlatamaz, Her şeyde bir deşelemek gerekse, Yalnızlıkta aşka dahildir... Ve bir şey daha vardır ki, Başlayan her masalın bir sonunun da olduğu, En büyük acıda bu olsa gerekti, Söz bitttiğinde bir allahaısmarladık diyebilmekti... Aşk gerçekten bir onursa, Yalnızlıkta aşka dahil olsa gerek... KADİR ESENGÜL |
Yalnızsın Bir akşam ışıkların dağlara güldüğünü Bir akşam bulutların seyre döküldüğünü Görürsün hasretiyle sabah ezgilerinin Bir akşam gözlerin ufka dalar pek derin Kuşlar öter, uçuşur yeşil dallara konar Umutlar yaprak yaprak alevlenir de yanar Son mutluluk sesleri dökülür dudaklardan İnsanlar gölge gibi çekilir sokaklardan Rüzgar okşamaktayken anne gibi tenini Gecenin kolları sessizce yakalar seni Anlarsın gözlerinin dolup boşaldığını Anlarsın yalnızlığı ve yalnız kaldığını... Nurullah Genç |
Bilir misin yalnızlık ne demek? Bilir misin gökyüzündeki yıldızlardan medet ummayı? Uzattın mı elini bir yıldız boyunca, belki, tutarım diye farkında olmadan? Uykusuz kalmayı bilir misin sabaha kadar? Hiç küstün mü hayata? Aslında kendinsindir küstüğün küçüğüm? Kapatıp gözünü hayaller kurduğun oldu mu geleceğe dair? Bazen küçük bir masumiyet belirir tebessümünde, bazen gözünde hırçın bakışlar. Kızdın mı kaderine günlerce? Kendini tanıyamadığın oldu mu hiç? Bazen cesaret edemeyen konuşmaya ve bazen de hiç susmayan sen. Sevdin mi birini? Her yağmur yağışında saatlerce bekledin mi sevdiğini pencerenin önünde? Bir yudum sevgi dilendiğin oldu mu sert bakışlardan? Yaslanacak bir omuz aramadın mı? Birden güldüğün oldu mu sebepsiz? Her şiirde kendinden bir şeyler bulmadın mı hiç? Rüyalarda yaşadığın oldu mu hayatını, istemediğin oldu mu uyanmayı? Baktığın ama göremediğin oldu mu etrafı? Ufak bir sorunu büyütüp ölmeyi de mi istemedin hiç? Sebebini bilmediğin bir ağırlık çökmedi mi üstüne? Büyüdüğünü farkedip zamana düşman oldun mu? Hecelerin az geldiği, kelimelerin yetmediği oldu mu duygularını anlatmaya? Ağladığın oldu mu sebepsizce sabaha kadar? Belki, sen, ağlamayı bilmiyorsundur, sevmeyi bilmediğin gibi. İki damla yaş değildir ağlamak... Önce hüzünlenmek, sonra düşünmek, hayal etmek.. Anıları yaşamak, büyük bir özlem içinde o küçük oyuncak bebeğe sarılmak. İşte budur ağlamak ve yeniden yaşamak. NEDİM GÖRKEM |
Hiçbir şey gideremez iç sıkıntılarını Memleketin şarkıları ve tütünü gibi Ve usulcacık okşar Karadeniz vapurunu nazım Yanar elleri Zamanın bağrında kanayan Birer zakkumdur her sürgün Hasretin elleriyle yoğurur hüznü Ve kanatır gurbetin Kadim yarasını Dersim sürgünden öte birşey Zilan bir kerbeladır aslında Hala anlatır ki aşiret çocuklarına Bir zulümdur gurbet Zulümden de öte Gurbet ne ki yüzyılımızda Demek de bir yabancılaşmadır Çünkü varolduğu sürece Dünyada zulüm Gurbet mutlaka olacaktır Ahmet Telli |
Aç kalktım yine bu sabah Etrafa bakıp kendimi aradım Islak yastıklardan gözyaşı topladım Senin aşkına susadım Mutsuzluğumu yedim yine de doymadım... Bir sigara yaktım Yanınada koyu bir nescafe Yalnızlığımla kaldım küçücük bir evde Balkon kapısına kilit vurdum Camları Kara bezle gizledim Mutsuzluğumu vcd ye takıp izledim Her zamanki gibi acıttı canımı sensizliğim Avare dolaştım odalarda Yorgun gözlerimi koydum boş yastıklara Lanet ettim ıslak sokaklara Bir kere daha defol dedim yalnızlığıma... Bir sigara bitiyor diğeri yanıyordu Duman kara bulut gibi zehir yagdırıyordu Sıcak nescafe kanımı donduruyordu Mutsuzluğum kara pencereden bana sırıtıyordu. Hala açım Bu mutsuzluk bana yetmedi Çeke çeke sigaram bitmedi Ve ben hala sensizliğimle başbaşa Soğuk gecelerdeki yokluğunla Gözyaşıyla yıkanmış ıslak yastığımla Seni bekliyorum... Mutsuzluk tekrar gelmeden Sen gel.... BURCU YAKUP |
Ah o yaz gecesi, o mehtap, o havuz! Balkonundan gül atan cömert sevgili! Aşkınla deli divane olduğumuz, Sarmaşığa tırmandığımızdan belli. Belki bugün bu yaşta tekrar olunmaz, İlk aşk gecesinin masum yeminleri, Fakat nerde ilk öpüşün verdiği haz? Saadet bilmiyorum o hazdan gayri. Cahit Sıtkı Tarancı |
Yalnız Kalırsın Hiç bir güç yalnızlıktan üstte değildir, Bir gün sende yalnız kalırsan, bunu anlarsın... Ne varlıklar, ne güzellikler hep kalıcıdır, Yaşadıkça gün be gün yok olduğunu anlarsın... Düşün var mıydı daha dün, yüzünde şu çizgiler, Peki ya şu beyazlar saçlarına ne zaman düştüler, Bak gözlük te takmışsın, gözlerin mi sana küstüler, Geri dön de bak, geçmişinden özüne ne kaldığını anlarsın... Hani aslan gibi kükrer, kartal gibi de kapardın, Ne zamandı o, sen ki her işin en hasını yapardın, Kalabalıkta bir başına gibisin, neredesin, hani sen vardın, Dememiş miydim sana bir gün yalnızlığını anlarsın... Ne kadardır gittiğin yol, kendi gücünle, dimdik başınla, Ölçüsü ne iyiliğinin-kötülüğünün, yarinle, arkadaşınla, Sevdan, anıların da yalnızlar şimdi, sen gibi, bir başına, Takatsiz bedenine baksan, ruhundaki boşluğu anlarsın... Gördün mü gençlik aşkın da senin gibi, yorgun ve bitkin, Yetti mi ayrılıklara varlığın, aklınla, beyin gücün, Gönlün inzivaya çekilmiş, korkarak, duyuyorsun ölüme kin, Demedim mi yalnızlığın tanrı'ya has ve paylaşılamaz olduğunu anlarsın, En sonunda bir mezar taşında bir tek isim kaldığını anlarsın... 17.01.2006 Taşkışla/Taksim Bayram Tunca |
Yüreğimi aç , kapıları arala , Uçurumlarda yürütme beni. Çalınmış özlemlerin yası, Atılan kurşunlardan değil , Acılardan, tâ içlerdeki acılardan. Acıları kurşuna dizseydim , Ölürler miydi? Yoksa yüreğimi sakat mı bırakılardı ? Doğar mıydı özlemlerle yeniden ? Vursaydım yüreğinden sevdanın , Ölür müydü ölümüne ? Yavuz Bayram Çalışkan |
ey yürekli değişen kesinlik bencil bir kinin erdeminde boğulan karınca -ağla diyorsun bana senin ülkende gözlerim kaldı inatla suladım yüreğimi sıradan bekleyişler ve kederli hıçkırıklar yarattım sana körpe sevinçler veren ıslak ve karanlık sokaklardan -ağla diyorsun bana gözyaşları aşkın kanıtı mı? Metin Güven |
Onu ilk gördüğüm gündü yüreğim sahile vuran dalgalar gibi göğüs kafesime çarpıyordu. sanki gizli bir el yelkovanı tutmuş zamanı durdurmuştu.yüzüne baktığımda anladım Kaderimde vardı.zamansız sevdanın yanlış kahramanlarıydık öylede yanlış bir yerde durmuştu ki düşe yakın gerçeğe uzak bir yığın kelime biriktirdim hani yüklemi bol olan eylemi hiç ne söylemeye dilim vardı ne de ........ Yüreğim şekilsiz bir demir gibiydi kor ateşte dövüle dövüle acının kalıbını aldı.şimdi soruyorum sevgili hangi mevsimin meşkinde neresindesin zamanın fotoğraftaki bakışın çoktan eskidi .penceremden düştü bir gün daha gelmedin ...baktığım yollar eskidi.eksilirken gamzelerden gülüşler gölgelendi yüzümde akisler dönersin elbet bir gün elinde yüzün bende derim sevgili yürekten silindi izin sevdan çok dan eskidi. Yine akşam oldu yandı bir bir sokak lambaları Kilitlendi kapılar duvarların arkasına saklandı yine insancıklar... DERYA DENİZLİ |
Gel...me! Gelme, yalanlar söyleyeceksen Birak yanlizligimla basbasa beni Gelme, gönlünü avutmak icin Daha henüz görüp sevmeden seni Yazma, mahrum kalayim mektuplarindan Ruhumu oksayan güzel sesinden Yazma, baska biri varsa kalbinde Korkum senden degil, gelecegimden Güzel sözlerinle ümit vermeden Kalbimi yoluna köle etmeden Sonu olmayacak bir hevesse bu Yazma, yalvarip inlesem de ben Kalbimi bir ümit atesi attin Icimi isitan bir sey var Benden bu yasta sair yarattin Ya sende bir karemet, ya bende bir hal var Gelme, bunlari yikmak icinse Kulagimda sesin, hatiramda resmin Gelme, onlari almak icinse Birazcik kalbinde var ise yerim Gel, eger kalbimi almak icinse Gel, eger gönlünü vermek icinse Vefa görür isem, canim fedadir Gel, eger yanimda kalmak icinse Gel, gözlerinden gönlüme dolsun sevgin Gel, sevda ile isinsin su yalniz kalbim Bana birseyler söyle deseydin Sana sadece, peki gel derdim |
YALNIZLIKLAR KOKAR ETRAFIM Ve bir yalnızlık şarkısı söylerdim sevdiklerime İçimde neyin, nereye gittiğini bilmediğim. Ürperti yayılır kalabalıklar arasından Yalnızlıklar cennetine… Geceye inat kokar yatağımın başucunda… Yazmaya kıyamadığım beyaz kağıtlar Üzerinde karalanmış izler… Kalemimin ucundan çıkacakları Tek bir kelimeye sığdıramam Kocaman sıfırları… Sonraları anladım Dile getiremediklerim, Gece ay ışığı altında Güneşe hasret bedenim Yıldızları tutmak ister. Boğazıma düğümlenen hıçkırıklar Ne kadar ürkütücü gelir bana Beynimi kemiren noktalar Sadece bir sese hasret Bedenim kalıyor özüme Bir yastıkta kocamış iki insan Sığınır gölgem emeğimin peşine… (25 Nisan 2004) İ s t a n b ul SÜREYYA AKTAŞ |
Ellerimden çıkmıyor ellerinin izi Yalnızlık çalarken sirenlerini, Sensiz duygular da anlamsız Nasıl yığdın aramıza Bunca dağı ovayı denizi Ayaklarıma dolaşıyor gözyaşlarım Özlem yine dizi dizi Sular akmıyor Sevişmeler yakmıyor tenimizi. Ben hüzün avcısıyım bilirsin Bu yakınmalar kendime Sen üstüne alınma Yalnız da çoğaltırım gizi Gece beni çağırıyor bak Şimdi dalarım cadde sokak Yüreğimde gecikmiş boşluk Ellerimde ellerinin izi. A.Kadir Bilgin |
ELİNİ YÜREĞİNE KOY BEBEĞİM Günler su gibi gelir geçer bir anda Anılar yolculuğa çıkar akıp giden zamanda Sevgi arıyorsan şu yalan dünyada Elini yüreğine koy beni hisset bebeğim Yalnızlık artık çekilmez olursa Gerçek sevgiden eser kalmamışsa Dünya dönmekten vazgeçip bir gün durursa Elini yüreğine koy beni unutma bebeğim Aşktan güzel bir duygu yok şu evrende Bulunursa taht kurar bu duygu tüm gönüllerde Aşkın her yerine iz bıraktı bu bedende Elini yüreğine koy beni orda gör bebeğim Bense aynaya baktım seni orda gördüm bebeğim… DERYA BADEM |
Adı Yalnızlık Gölgen gibidir yalnızlık Gecenin ıssızlığı, karanlığı gibi boş ve soğuk. Sarılırsın ararsın tutamazsın yoktur çaresi. Adı Yalnızlık Yazılmıştır birkere Yiğit olsan da büker bileği, Cesur olsan da sızlatır yüreği. İçindedir sevgi, insanın tek dileği Ateşten gömlek misali SEVGİ... SEVGİ... SEVGİ… Murat İnce |
Ben hep sensiz kalacağım Biliyorum, Ölümsüz sevgimle ben Hep sensiz yaşayacağım. Beklemek alın yazım olurken Sensizlik kaderimin vazgeçilmezi. Ama hep bekleyeceğim Birgün benim olacaksın diye Bir gün bana döneceksin diye... Ellerim duada bekleyeceğim. Bir gün değil Bir yıl değil Kaç yıl istersen bekleyeceğim, Ömrümün yettiği zamana kadar ben hep Bekleyeceğim Yüreğimin kapısı açık olacak Ve gözlerimin kapalı senden başkasına. Ama bekleyeceğim İçime atıp sensizliğimi Senden hep bir haber isteyeceğim. Gücümün yettiği yere kadar Gözyaşlarım kuruyana kadar ben hep bekleyeceğim... Dayanacağım güne kadar Sitem etmeden sana Sitem etmeden zamana yakınmadan aşkına Ben burda Ben nöbette bekleyeceğim. Göreceksin sevgimi Hak vereceksin bana. Ve beni bulamadığın bir gün Anlayacaksın gücümün bittiğini. Bir avuç toprağa sakladım sevgimi Yine seninim merak etme Bekleme yerimi değiştirdim Bunu unutma sevdiğim... Ben hep sensiz kalacağım...YAVUZ TELLİ |
yeterince yundum suyunda ah aman sevgilim üz beni bir parmak dokunuşu bıraktım burnunda alıp başımı gitmek isterim vakit gelince hüzünle elele kaçar gibi kaytarmış bir çocuğun ürkek adımlarıyla acele yağmurun peşini takip edeceğim göğsümde pıtırtılı atışlar anneme seni şikayet edeceğim dilimde sahte yakarışlar ah aman sevgilim gitmeliyim başımda çığlıklanan martılar kendime esrik garip bir yelim aklımda özlenecek arkadaşlar İlhami Atmaca |
Yalnız Geldim Yine Yalnız Giderim Gurbetlik dokunur yine bu aksam Batmakta olan güneşle biterim Yildizlar cogalirken gökyüzünde Yakilan mumlar misali eririm Yazlar kislar gelir gecer üstümden Bir atesim ne azalir ne sönerim Rüzgar gelip oksadikca sacimi Ben oturur dizlerimi döverim Ana baba gardaş yetti hasretlik Biri biter biri baslar çekerim Sarilacak dostumda yok yanimda Yalniz geldim yine yalniz giderim Seher yeli dokunmayasin bana Bir kuru yaprak misali titrerim Hep sen gelip oksadikça saçimi Ben oturur dizlerimi döverim. MAHKUM |
YALNIZLIKLARDAYIM Yalnızım Yalnızlıklardayım Gene senden uzaktayım Nasıl ihtiyacım var içimi dökmeye, Dertlerimi anlatmaya bir bilsen. İstiyorum ki seni düşünürken, Rüzgar esmesin hoyratça içimde Toz duman içersinde kalmasın hiçbir yer Yaslanmışım bir ağaca Dalmış Gözlerine, gözlerim. Uzakta bir boşluğa asılı kalmış. Şimdi en güzel gördüğüm düşsün Bir ressamın tuvalinde resmin, Arkanda dağlar. Bir perde gibi inmiş gökyüzünden bulutlar. Bir gök kuşağı sanki başındaki taç. Sislerle boğulmuş güneş, Senin aydınlığına muhtaç. Yine bir gün ansızın Yüreğine baskın yaptım geceden Esir alınmış soluklarında yaşadım ilk heyecanı. İlk kez Mecalsiz kaldı sevgimin hücreleri Sana teslim oldu yüreğim. Yaşamın en zor yanı Seni düşünmekmiş bilemedim. Yaşamın en güzel yanı, Seni düşünürken ölüşün Ve tekrar dirilişin özlediğimde yarınıma. Ne güzel bir başka renkten sevmek seni Bir başka mekanda düşünmek Bir başka gözle görüp, Sevmenin gür soluklarında hissetmek nefesini. Ve sonra inmek derinliklerine aşkın Tekrar tekrar hissetmek, Keskin ve yakıcı tadını öpüşün. Ahhhh! Güzelim, bir tanem Ne olur, Güzelliklerinde gizlensin çirkinliklerin. Bak şimdi, Yalnızlığın uç verdiği yeni filizlerde büyüyorsun. Oysa sen, Yorgun dalgaların kıyılarındaki izlerde olmalısın. Kum tanecikleri gibi yıkanmalısın tuzlu suda. Ve ben sana Yalnızlıklarımı yazmalıyım, Yalnızlıklarımda Bu satırlarımı kuma. Biliyor musun? İçimde hep Sensizliğin korkusunu taşıyorum. Anlaşılan, Ben hep senin Yalnızlığını yaşıyorum. Yüzüme baktığında okuyacaksın yalnızlığımı Yalvarışlarımı hissedeceksin, Benim hissetmediğim. Duruşumun sana Nasılsın der gibi olduğunu. İyiyim diyeceksin sadece gülerek Belki de sarılmanı bekleyeceğim kendimi zor tutup. Sen hissetmesen de, Bir çocuğu okşar gibi okşamanı kim bilir. Senin o gizemli dünyanda Benim yalnızlığım olacak senin düşündüğün. Senin hissettiğine benim gülmem olacak Güldüğümü hissedip, Sende güleceksin. Sana değecek sözlerimin her kelimesi Şarkılarım olacak dudaklarında söylediğin. Beni hatırlayabildiğin yalnızlığında, İçin sıkılacak, Yüreğin daralacak. Dokunmak, sevmek gibi, Tatminlerin en güzelinden uzakta, Sen ve ben, Bir araya gelemediğimiz İki ayrı kutupta, İki ayrı yalnızlığı yaşayacağız. Yalnızlıklarda, Yalnız Ahmet Canbaba |
Herseyın bır kacısı var degılmı hayatta... Aşklardan, sevdalardan, insanlardan, yasamdan, düşlerden. Hep bir kaçış vardır... Sende cok yaparsın ya bu kaçışı... Düşlerini bırakırsın bir yerlere şimdi sırası değil dersin... Sevdalarını aşklarını bırakırsın beklemeye.. Senin daha önemli işlerin vardır çünkü... Bir sevdaya zaman ayırmak gerekir çünkü... Ve senın zamanın degerlidir... Hiç bir sevda senin istediğin gibi değildir çünkü... Hep bir eksik, hep bir yanlıs vardır seni sevenlerde, beklentilerin gibi değildir. Mükemmelliyetçi ruhuna ters düşer bu sevdalar.. Eksiktır çünkü hep birşeyler... Hiç bir şey demeden devam edersin yoluna, daha önemlidir senin beklentilerin... Herseyın zamanında yasamalı diye düşünürsün ama nedense senin zamanların bir turlu gelmez, hep biryerlerde beklemeye alınmış aşkların vardır ve yaşama sırası bekleyen mutlulukların... Öyle güzel gidişin/kaçısın var ki... Herseyi havada asılı bırakırsın giderken... Sanki birgün dönecekmissin gibi, hep bir muallak bırakırsın ardında.. Arada dönersin geriye bıraktıklarına; bazen bır kac gunluk gorusmelerle kısıtlı kalır bu donuslerın, bazende bır kac aylık ilişkilerle.... Her şehirde seni bekler bıraktıkların sayısını sen bile hatırlamazsın ve hoşuna gider her daim beklenmek, özlenmek, sevilmek... Seninde vardır sevdiğin ama tıpkı senin onların olmadıgın gibi oda senin değildir... Aşk bir çemberdir. "Sevdim Sevilmedim Seveni Sevemedim" gibi ve bu çember içinde döner durursun her seven gibi .. Nasılsa her dönüşümde kapım açık dersin kendi kendine ve senin olmayana gitmek istersin belki bu sefer olur diye.. Olur ama tıpkı senin terk edişlerin gibi oda seni terk eder yada aldatır.. Acısını yasarsın gözyaslarını tutamazsın... Sığınacak bir liman sıcak bır kucak ararsın işte o zaman seni sevenler gelir aklına... Çünkü bilirsin döndüğünde bıraktıgın o kalplerin kapısı sana acık olacaktır.. Taki bir gün; bir gün telefonlar tek tek olumsuz cevaplarla kapanana, seni bekleyenlerin artık senı beklemekten vazgectıgını görünceye kadar... Dünya dönmeye devam etmektedir. Belki unutulmamışsındır ama sende artık tozlu raflarda gidip gelmelerinle kırık bir aşk olarak yeri almışsındır.. Bir yalnızlık başlar içinde... Hoş zaten hep yalnız olduğunu düşünmüşsündür hayatta ama bu yalnızlık başkadır ve acıtır canını... Yıllar geçmiştir Ve bu sefer gercekten de yalnızsındır.. Seni seven yoktur artık yanında ve senin sevdiğin bır baskasının yanındadır. Yıllarca beklettiklerin senden bırer bırer vazgecmiş ve seni yalnızlığınla baş başa bırakmıştır.. Kör bir boşluk, dipsiz bir kuyu gibisindir artık.. Yalnızlığın ve Sen Sen ki Kaçışların Ustası Sen ki Gidişlerin Padişahı Herseyden ve herkesten kactın bugune kadar... Hadi Şimdide Kaç İçindeki Yalnızlıktan... cihan eser |
Gece... Kopkoyu bir örtüyle kaplanmış bir resim gibiydi o gece İstanbul’un çehresi. Aylardan Mayıs’tı. Hani Mayıs’ta alabildiğine sıcak olur ya geceler. Veya öyle olsun ister insan... İşte o gece; serinliğini almış üzerine, ne kadar başka olduğunu gösterir gibiydi tüm güzelliğiyle. Boğaz yine her zamanki gibi ışıl ışıldı. Aslında İstanbul’un zamana inat yitirmediği tek şey; gecenin karanlığında bir yıldız gibi parlayan Boğaz’ın güzelliğiydi belki de... Kadın ıssız geceye eşlik edercesine yavaş ve sessizce yürüyordu sokaklarda. Bir an duraksadı. O kadar uzun zamandır yürüyordu ki nerede olduğunu anımsayamadı bir süre. Yorulmuştu. Gözüne bir bank kestirdi ve kendini yavaşça bankın üzerine bıraktı. O kadar yavaş hareket ediyordu ki üzerinde bir ağırlığı taşırcasına zorlanıyordu. Rahatladığını hissetti. Sanki bedenine işlemiş yorgunluğu banka bırakmıştı geri almamak üzere... Başını kaldırdı, çevresine baktı. Bomboş bir sokak... Hafifçe yanan bir sokak lambası ve birkaç kedi köpek; yani sokağın küçük sahipleri. Bir süre onları izledi. Sonra gözleri koluna odaklandı. Işıl ışıl parıldayan saati gözünü aldı. Baktı, saat gecenin ikisi olmuştu. O ise hala sokaklardaydı. Durdu, etrafına bakındı tekrar. Bir insan yüzü arayışındaydı sanki. Sonra doğruldu yerinden. Çantasını aldı sakince. Ve bir tıkırtı sesi duyuldu birden... Çantasının aralık olan ağzından düşen çakmağının sesiydi bu. O da farkındaydı ama dönüp bakmadı bile. Aslında bir sigara yaksaydı şimdi, tam şimdi dumanıyla kaplasaydı yorgun bedenini. Düşündü ama vazgeçti. Sokağın sonuna doğru yürüdü. Ve küçük bir caddeye vardı. Köşede bekleyen taksiye yöneldi. Kapıyı açtı, arka koltuğa oturdu. Taksiciye gitmek istediği yeri söyledi. Yol boyunca sürekli düşündü. Camdan yansıyan suretiyle gözgöze gelmemeye gayret gösteriyordu. Öyle ki kendisiyle yüzleşmekten korkar haldeydi. O sırada taksicinin onu süzen bakışlarını farketti. Fakat önemseyemeyecek kadar boşvermiş haldeydi. Dalmıştı...Bedeni aracın hareketinin yarattığı ritme alışmış gibiydi. Birdenbire hareket kesildi. Gözlerini kaldırdı. Taksiciye baktı, birşeyler söylüyordu. ‘Geldik abla!’ cümlesini duyar gibi oldu. Çantasından çıkardığı bir miktar parayı adama uzattı. Ve çabucak dışarı attı kendisini. Sanki az önce yorgunluktan bitkin düşen o değilmişcesine çevik bir hareketle indi taksiden. Apartmanın kapısına doğru yürüdü. Apartmanın çevresinde küçük bir çocuk gördü. Üstü başı kir içinde, pantolonu yırtık, ceketinin kolları ise ellerini kapatmış, gizler gibiydi...Çocuğa doğru yöneldi. Yakınlaştıkça çocuğun o masum güzelliğini farketti. Bu kapkaranlık gecede görebileceği en güzel şeydi bu belki de. Masmavi bir çift göz ve sapsarı saçlar. Sanki gecenin karanlığına inat, insanın gözünü alan renklerle kuşanmış gibiydi. ‘‘Adın ne?’’ diye sordu çocuğa. ‘‘Rüzgar.’’ dedi küçük çocuk. Sonra ‘‘Sokakta mı yaşıyorsun?’’ diye sordu yine kadın. ‘‘Evet’’ dedi çocuk, utançtan başını eğerek. ‘‘Nasıl yaşıyorsun sokakta? Zor değil mi?’’ dedi kadın. ‘‘Zor, evet’’ dedi çocuk. ‘‘Ama alıştım. Çünkü alışıyorsun zamanla herşeye...’’ diye de ekledi. ‘‘Bak benim evim burası. İçeri gelmek ister misin?’’ diye sordu kadın apartmanı işaret ederek. Çocuk cevap vermeden koşmaya başladı. Ve kayboldu gecenin içinde. Hayatın içinde kaybolduğu gibi... Çocuğun kaçışına anlam verememişti kadın. Bir süre arkasından baktı ve sonra başını diğer tarafa çevirdi. Apartmana yöneldi bakışları. Küçük ve gayet eski bir yapıydı. Eski olduğu için duvar boyaları dökülmüştü. Bir süre apartmana bıraktı bakışlarını. Kendisini görür gibi oldu. Yorgun, umutsuz ve çaresiz... Bir an ağlamaklı oldu. Durdu. Sanki çevresinde onu izleyen insanlar varmışcasına utandı. İçeri doğru koştu. Giriş katındaki evinin kapısını açtı, içeri girdi. İşte tam o an, sanki dünya değişmişti onun için. Gerçek dünyadan kendi küçük dünyasına dönmüş gibiydi. Eski kanepenin üzerinde buldu kendisini. Gözleri tavandaydı şimdi. Bomboş, dümdüz bir duvardaydı bakışları... Ne kadar uzun bir gündü onun için. Hiç bitmeyecek sanmıştı. Ama bitmişti işte. Ve biten yalnızca bir gün değildi, biten bir sevgi de vardı. ‘‘Aslında sevgi bitmez ki.’’ diye söylendi kendi kendine. Düşündü. Ayrılığın acısıyla tanıştığının farkına varmıştı. Doğruldu. Kanepenin üzerinde bacaklarını gövdesine doğru çekerek oturdu. Küçüldü yavaşça, iyice azaldı... Kabuğuna çekildi. Kendi dünyasında olmanın verdiği rahatlıkla içinde biriken öfkeyi ve acıyı bıraktı ruhundan dışarı. Gözleri doldu. Ağlıyordu, küçük bir kız çocuğu gibi. Babasını anımsadı o an. Şimdi onun omzunda ağlıyor olmayı düşledi. Ağlamaklı yüzüne hafif bir tebessüm yerleşti. Yerdeki çantasını aldı, içinden küçük aynasını çıkardı. Kendi suretiyle yüzleşebilecek cesareti toplamıştı. Kendi dünyasında olmanın verdiği cesaretti bu. Yalnız onun olan dünyasında... Sonra aynayı yavaşça doğrulttu. Yüzünü kaldırdı, aynaya baktı. Bir an için kendini tanıyamadı. Yüzü ona bir palyaçonun suretini andırdı. Makyajı akmıştı. Yüzü akıl almaz bir renk cümbüşündeydi. Küçükken annesinin odasında gizlice yaptığı makyajlar, daha doğrusu makyaj denemeleri geldi aklına. Yine gayri-ihtiyari gülümsedi. Ağlamak hiç yakışmamıştı ona. Farkına vardı bu durumun. Kalktı, duşa girdi. Üzerini değiştirdi. Ve tekrar salona döndü. Müzik setine bir cd yerleştirdi. Sesini sonuna kadar açtı. Ve bağıra çağıra eşlik etmeye başladı: ‘‘Belki şehre bir film gelir Bir güzel orman olur Yazılarda İklim değişir Akdeniz olur Gülümse...’’ Gülümsedi olanlara inat. Farkına vardı yaşamın ayrılıklarla yenilendiğinin. Ve bedenini bırakıp uykuya yepyeni bir günün umuduyla gözlerini kapadı...Çünkü ‘‘Alışıyorsun zamanla herşeye...’’ |
Geniş, siyah gölgesi hayatımı kaplayan, Tepemde kanat germiş bir kartaldır yalnızlık. Kalp çarpıntılarıyla günleri hesaplayan Bir benim, benim olan bir masaldır yalnızlık. Gördüm yapraklarımın bir bir döküldüğünü, Baharda yaşamanın bilmedim nedir tadı. Gemi yüzü görmeyen bir limanın hüznünü Kimsesiz gönlüm kadar hiç kimse duymadı. Bir ayna parçasından başka beni kim anlar, Bir mum gibi erirken bu bitmeyen düğünde? Bir kardeş tesellisi verir bana aynalar; Aynalar da olmasa işim ne yer yüzünde? Cahit Sıtkı Tarancı |
Çocukların düşlerinde bir Markut bir kurbağa zıplıyor yaşamamızdan hergün zıplıyor, hergün eksiliyor, hergün Markuuuut Torbanı sarkıt. Her doğal güzelliğin bir ucunda aptallık öbür ucunda o kambersiz geçen düğün. Kadın. Kadını bir dilime katık ettiler Markuuuu! Torbanı sarkıt. Siz büyüyün kan kuşları siz büyüyün güzün gelişi bir öğürtüdür korkmayın korkmayın ölüm bir başka ağzıdır yarasaların. Aşınmış eşikler, aşınmış yaygaralar aslan gibi bir kocası var mıydı bu kadının? Gömleğimi zorlayan kuş sesleri İsmet Özel |
Yaşamayı deniyorum sensiz.... Beklemiyorum artik seni.. Biliyorum artik, gelmeyeceksin; yine umut ciceklerim solacak, yine aglayacagim, yine hickiriklar arasinda bogulacagim.. Ama sen gelmeyeceksin. Ben hep burada kalacagim... Yasamayi deniyorum sensiz..... Pismanliklar icinde. Bogazimdaki dügümlenmis hatiralarin anisiyla, seni icimde bitirircesine resimlerimizi kestim tek tek, mektuplarimizi yaktim kül olana dek... Yasamayi deniyorum sensiz... Unutmanin zor oldugunu bile bile... Beni sevmediginin farkinda, bir ömür gecirdiginin gerekcesiyle... Yüregimdeki, icimdeki isyani susturmaya calisarak... Yasamayi deniyorum sensiz... Karanlik yollarda tek basima gezerek. Sabaha dek zamanla yarisip, günesi sahit tutuyorum tövbelerime. Biten her sey için yeniden baslatiyorum icimdeki mücadeleyi... Yasamayi deniyorum sensiz... Bir masal misali siliyorum seni düsüncelerimden... Hayalin gölgem gibi pesimdeyken, ben geceleri yasakladim kendime. Zaman gün isiklariyla baslayip bitiyor benim icin... Yasamayi deniyorum sensiz... Rüzgara saldim maziyi, alevlere verdim yüregimi.. Tipki ömrümü yoluna verdigim gibi... Ama bu sefer baska bir amac icin: sensizlik icin yapiyorum bunu... Yasamayi deniyorum sensiz... Sahile carpan dalgalarin, bizim müzigimizi kulagima fisildamasina izin vermiyorum. Artik mehtapli gecelerde yakamozlari gözlemiyorum. Hicbir vapura binmiyorum; kendime engel olamayip sana gelirim diye... Yasamayi deniyorum sensiz... O cok sevdigim aynaya bakmiyorum artik. Kendimi, gözlerimde gözlerini, yanagimda buseni, saclarimda ellerini görmekten korktugum icin. Dayanamayacagim yeni bir firtinaya kapilmamak icin... Yasamayi deniyorum sensiz... Aklimdan her gecisinde yüregimin burkulmasina katlanarak, ismin her anildiginda duymamazliktan gelerek... Sanki seninle hic olmamisim gibi devam ediyorum... Yasamayi deniyorum sensiz... Siirlerime düsman oldum, yazmiyorum artik. Bütün hislerimi, hayallerimi, düslerimi bir cöl yalnizligina mahkum ettim. Susuz birak onlari. Belki biraz akillanirim... Yasamayı deniyorum sensiz... Yüregimdeki acilarla, aldigim yaralarla, dayanmaya zamansiz gidisinle; alismaya çalisiyorum bu hayatta. Belki caresiz, belki acizim ama basim bir KARDELEN gibi dik ve ayakta olarak.... |
http://img.blogcu.com/uploads/mustafaergun_ffff.jpgSadece bunu söyleyip susmak isterdim...Ebediyyen susmak.Çünkü canım acıyor...Konuştukça,arzuladıkça,özledikçe,en kötüsü yaşadıkça canım acıyor." Ruhumu yaktıktan sonra şimdi de damarlarımda dolaşan sensizliğin etimi yakan acısını mı?O acıyı uyutsun diye sığındığım,ama sevgini orada da hep ama hep kaybettiğim soğuk rüyalarımı mı?Odamın tavanındaki yoksulluğumu ve kimsesizliğimi harç yapıp içine doldurduğum o derin,o sonsuz çatlakların altında ,sen,diye her gece koynuna girdiğim o zamansız ölümlerimi mi? Şimdi burada değilsin.Ama beni duyabiliryorsun,biliyorum.Kapat gözlerini benim için ve dinle n'olur.Çünkü bunu sana ancak bir kez söylemeye cesaretim var.Seni ait olduğun çevre için değil,bana ait olman için değil,karşılığında beni sevmeniz için değil. Sadece sen olduğun için sevdiğimi söyleyebilseydim...Ne zaman sevgine acıksam kendi kalbimi yedim. Kendi etimi...Aşkımı....Ruhumu yedim. "YÜREĞİMİN EN SAKLI YERİNDE YALNIZCA SENİN ELİN DOLAŞMIŞTI" Seni yollarca,şehirlerce uzağından sevdim. Seni kelimelerce,şiirlerce yakınından sevdim. Seni,dünya üzerinde sanki ilk kez benim için kalemi eline alıp yazdığın mektuplarca sevdim. Seni umutsuzca, beklentisizce, hayallerce sevdim uzağından. Zamanla kırgınlık kimlik değiştirdi ve vazgeçiş oldu benim için.Unutmanın en ağırı unutamadan unutmaktır.Seni sonsuza kadar kaybetmek,kimlik değiştirdi ve unutmak oldu benim için... Anlamadın mı artık,varlığım sana acı vermek iin değil,sadece seni sevebilmek için yaşadım ben...Hala seninle geçireceğim anların telaşıyla ,tüketir gibi yaşıyorum sensiz geçen günlerimi...Seninle geçen zaman bir daha tekrarı mümkün olmayan,doğaçlama bir melodi gibi benim için.Sanki birlikte yazılmış kaderimizin sayılı dakikalarından an çalıyorum.Öyle birikmişsin ki içimde...Seni yaşamakla tüketmem,seni sıradanlaştırmam mümkün değil.İçime çektikçe çoğalıyorsun sevgili... "Sevgilim,beni bensiz bırakma olur mu?Çünkü sen nereye gidersen git,ben oradayım.Benim başka gidecek bir yerim yok. Benim senden başka gerçeğim yok.Sende yaşıyorum ben sadece..." ARZU KARAKOÇ |
Sana büyük bir sır söyleyeceğim Zaman sensin Zaman kadındır ister ki hep okşansın Diz çökülsün hep Dökülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına. Bir taranmış Bir upuzun saç gibi zaman Soluğun buğulandırıp sildiğin ayna gibi. Zaman sensin, uyuyan sen Şafakta ben uykusuz seni beklerken Sensin gırtlağıma dalan, bir bıçak gibi... Ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın Bu mavi çanaklarda kan gibi Durdurulmuş zamanın işkencesi Ah bu daha beter işkence hiç mi hiç giderilmemiş istekten Bu göz susuzluğundan sen yürürken odada Bense bilirim büyüyü bozmamak gerektiğini Daha beter seni kaçak Seni yabancı bilmekten Aklın ayrı bir yerde gönlün ayrı bir yüzyılda kalmaktan Tanrım ne ağırdır sözcükler Asıl demek istediğim bu. Hazzın ötesinde sevgim Hiç bir zararın erişemeyeceği yerde bugün Sevgim Sen ki benim saat-şakağımda vurursun Boğulurum soluk alıp vermesen Tenimde bir duraksar ve yerleşir adımın. ...... Sana büyük bir sır söyleyeceğim Korkuyorum senden Korkuyorum yanın sıra gidenden pencerelere doğru akşam üzeri El kol oynatışından söylenmeyen sözlerden Korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan Korkuyorum senden. Sana büyük bir sır söyleyeceğim Kapat kapıları Ölmek daha kolaydır sevmekten Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam Aragon Sevgilim. |
Sana geliyorum Görmeden, doğduğum gecenin seherini Ellerim değmeden anama, Ve günah izi yokken dudaklarımda, Bebeklere has bir dille ağlayarak, SANA geliyorum SANA Çırıl- çıplak Köklerim siğmadı zamana; Silktim ham meyvelerimi utandım da, Bir garip ağaç oldum aşk uükesinde, Kutsal duygularınla donandım yaprak yaprak SANA geliyorum SANA Dal- budak Ne bir dürüm ekmek var heybemde Ne içecek suyum kana kana... Bir tutam umutla düştüm yollara, Bazan yürüyerek, bazan koşarak SANA geliyorum SANA Yalınayak Yollar uzadıkça yük ağırlaştı, Ateş düştü gönlümdeki harmana Bıraktım ağrıyı, sızıyı bir yana; Hasretinden ipil ipil yanarak, SANA geliyorum SANA Bir avuç toprak Seyrettim uzaktan benliğimi ki, Et, kemik, kan değilmiş mana Habibin hakkına, İsmin hakkına Af dilemek icin ağlayarak, SANA geliyorun SANA Ya HAKK... Abdurrahim Karakoç |
Her Sabah Seninle Başlar Önce gözlerin girer odamdan içeri Sonra ellerin, saçların dudakların Bir bir hatırlarım Her sabah senin olan ne varsa Yüzüm aydınlanır Şarkılar söylemek gelir içimden Yakında bir kuş öter Uzaklarda bir tren sesi Sonra kornalar, çocuk ağlamaları Vapur düdükleri Sesler bir uğultu halinde yükselir büyük şehirlerden Ve alışılmış bir yaşamaktır çöker omuzlarıma Sarar benliğimi birden Büyük, devamlı dalgalar halinde duygularım Her sabah seninle başlar Ve ben her sabah Ta içimde bir ağrı gibi yokluğunu duyarım Her sabah Rezil insanlar bekler her köşebaşında beni Yüzleri, yürekleri kadar kirlidir Biri gider, biri gelir Biri gider, biri gelir Yakamda duygusuz iğrenç elleri Ve soğuk gözbebekleri gözlerimde O alışılmış yaşamak ki her sabah İğreti bir elbise gibi durur üzerimde Bir isyandır sarar içimi Her şeyi üzerimden çıkarıp atasım gelir Fakat insanlar, insanlar bırakmaz beni Biri gider, biri gelir Hep aynı ses, aynı şarkı Aynı sağır gökyüzü Dilsiz bir deniz Kör bir düzen Hep aynı kör döğüşü Yalancı yüzler, aptalca bakışlar O iki yüzlü selamlar Hep aynı tempoda geçen manasız bir gün Hep o değişmeyen puslu ikindi üstleri Ve hep aynı yorgun, zoraki akşamlar Ya o geceler satılmış, utanç dolu Büyük avizelerin aydınlattığı sefil yüzlerimiz Renkli kumaşlar, altın kol düğmeleri Kristal kadehlerde kral içkiler O hesaplı dostluklar Satın alınmış sevgiler Ben alışılmış şeyleri sevmem, bilirsin Yaşamaksa dilediğim gibi yaşamalıyım Sevmekse gönlümce sevmeliyim Kendi ellerimle yazmalıyım alın yazımı Ölmekse istediğim anda ölmeliyim ve yaşıyorsam Her şey bambaşka olmalı seninle Alışılmış şeylerden öte Yalanlardan, düzenlerden uzak Yeter, yeter artık Dönmesin o eski plak Her şey gölümüzce olsun Bulsun Dilediği zaman ellerim ellerini Paylaşalım seninle bütün geceleri Sabahları, akşam üzerlerini Görülmemişi görelim, tadılmamışı tadalım Şarkılar söyleyelim kimsenin bilmediği Yüzüm her zaman aydınlık olsun aydınlığında Her zaman sevgiyle gülsün gözlerimin içi Yeter artık, yeter Kırılsın o çemberler Sarsın her yanımızı bir yaşama sevinci Ayrılıklar, kederler, gözyaşları bitsin Bütün bir ömür boyunca Seninle başlayan sabahlarım Seninle sürüp gitsin. Ümit Yaşar Oğuzcan |
Umudumu yazdım sana yalnız saatlerimde Kimi zaman uykusuzluğum da Kimi zaman düş diye yattığım bu derin uyku da Kanlı yaşla suladım kalemimi Sayılı gün sayfalarına yazmak için seni Kimi zaman özledim seni üşüdüğün de ellerim Kimi zamansa bomboş resmine baktım Gözlerinin derinliklerine, Ama en çok sensizliğime yandım Bilinmeyenleri beklerken Bazen “sus” diyorum içimdeki ufaklığa Hani kimi yanları senden, kimi yanları hayattan Büyüyen, o masum çocuğa “Ağlama hasretlik için, Ayrılık dediğin bazen yaraları bazen de sevdaları Büyüten ana kucağıdır” diyorum Şimdi ben büyütüyorum o masumu Herkesin elinden alıp yüreğini ellerime Tek tek yargılıyorum hatalarımı Ve hatalarını bilmem kimlerin Bir daha ağlatmamak için o KOCABEBEĞİ Tunahan Ermihan |
Bir gün yenik düşmesin yine sevdamız siyaha, Gözyaşıyla anlatılmasın yalanlar bir daha. Bir ikindi serinliğinde ömrümüzü gölgeler sarmasın, Gecenin en karanlık yerinde yine sen varsın. Hiçbir zaman sonu gelmesin bu düşüncelerin, Kimse olmasa da ben dostu kalayım gecelerin. Biliyorsun gözyaşına sığmaz ayrılık inleyişlerde, Kavuşmak tutsaktır sabırsız bekleyişlerde. Zamanın ellerinde yalnızlıklar ateş, ayrılıklar kor, Aynalardaki yorgun benim, istersen yüreğine sor... -Ayrılık Gözyaşına Sığmaz isimli kitabından Ahmet Beltekin |
İki Köşeli Yalnızlık Gökyüzüne asılı kalmış bir yankı Arıyor kendisini bırakan ağzı Yeniden, yeniden sesini bulmak için İki köşeli yalnızlığın bir ucunda sen, bir ucunda ben Birleşip ayrılıyor çizgilerimiz Hangi boyuttan koparılmıştık ki biz Anı bile yok, ses, koku bile Bir elin yazdığını öteki el karalıyor sanki Silgiler hatırlıyor, kalemler unutuyor bizi... Ahmet Erhan |
Yalnızım sevdiğim. Hem de çok yalnız... Gün batımında seninle hayel kurduğumuz Deniz sahiline gidiyorum. Yüksek kayalıkların üstüne çıkıyor, Denizin üzerinden süzülerek batan, güneşi seyrediyorum. İnanmazsın ama, sanki burası kendimle hesaplaştığım yer Sen gittin gideli hayatımda çok şey değişti. Senden sonra Güneşin ilk doğuşunu hiç seyretmedim. Çünkü o bana, seninle tanıştığım günün başlangıcını hatırlatıyor Birde güneş tam tepedeyken hiç sokağa çıkmadım. O da seninle dolaştığım şehri anımsatıyor. Senden sonra Sadece güneşin batışını izlemeye geliyorum buraya Benden ayrılışın, derin derin gözlerime bakışın, sebepsiz gidişin var ya İşte o anı tekrar yaşıyor, isyan ediyorum. Uçsuz bucaksız deryaya burada haykırıyorum, neden neden diye Denizin üstünden yükselen dalgalar Büyüyerek oturduğun kayalara vuruyor Çığlık çığlığa üzerimde uçuyor martılar Denizin kıyıda bıraktığı çakıl taşları, Hepsi bir şeyler anlatıyor, Hepsinin de bir anlamı bir nedeni var Anlamsız olan tek şey senin beni terk edip gidişin, Yalnızım sevdiğim hem de çok yalnız Bazen çoraplarımı çıkarıp sahil boyu yürüyorum Dalgalarla kucaklaşıyor onların dilini çözmeye çalışıyorum. Denizin kıyıya gönderdiği o çakıl taşlarını birer birer topluyor Onlara saatlerce bakıyor, sonrada onları denize fırlatıyorum Bazı çakıl taşları var ki onlar diğerlerinden çok farklı Onlara bir türlü kıyamıyorum Denize atmak içimden gelmiyor. İşte sen sana kıyamadığım o çakıl taşlarından biriydin. Ben seni denize atmamıştım Nasıl oldu bilmiyorum belki benim ihmalim Belki de sen derin sularda kaybolup gittin, İşte sevgilim o gün bu gün bu sahilde Senin bir gün kıyıya vurmanı bekliyorum. Yalnızım sevgilim. Hem de çok yalnız.... ASUDE PINARLI.. |
Yalnızım Yalnızsın Yalnızız kimse içimdeki boşluğu görmüyor bir adresi yitirmek neler hissettirir insana kalp atışlarından uzak olmak soluğunda duyamamak mevsimleri, düşünmüyor çok şey bilmenin hoş karşılanmadığı zamanlardayız ciddiye alınmıyor sorularımız gün afrikalı kalmaya kararlı bu dünyadan olmamak da yetmiyor ve siz geliyorsunuz, sarı elbisenizle bir silüet hayatımdaki eksikleri gösteriyorsunuz küçülüp silikleşiyorum, hafifliyor bedenim yalnızlığım dağılıp çoğalıyor sesinizde ben artık sadece kuşların şarkısını dinliyorum Metin Celâl |
Yalnızlık zor be gülüm bu iskelede Alışmışım her gün denizin yosun kokusunu seninle koklamaya… Ekmek kırıntılarını atmasını martılara Güneşin doğuşunu alışmışım gülüm seninle! Ne zormuş sensiz oturmak bu iskelede! Bu sefer ellerim ellerinle değil de Bir sigara bir şişede şarapla dolması koydu be gülüm! Mazi aklıma geliyor, her yer sen dolu bu iskelede Çok sevmiştim seni… Ayın denize mehtaplaşması kadar gerçek Ve büyüleyiciydi benim SEVGİM! Gece iskeleye iniyorum Yıldızlara küfür ediyorum! Çünkü sen demiştin bana Yıldızlar kadar gerçekçi benim sevgim diye! Hadi oradan sende… Kalbimi yakıyor be gülüm bu iskele! Yaralı kalbime tuz basıyor her gece Yeter artık! Ve sona yaklaştık… Ben dayanamıyorum her gün bu iskelede ölmeye Artık benim gitme vaktim geldi Kendine iyi bak! Bu arada elindeki mektubu iki yere gönderdim İkisi de aynı mektup ama Tek farkı var sadece Biri sende biriyse iskelede… Cansız bedenimde! ARİF ARGÜL |
Kaç kere yaşadım ben bu romanı Ne zaman sevdimse ayrılık vardı Hep kendim kuruttum gözyaşlarımı Ne zaman sevdimse yalnızlık vardı Ecelim zamansız gelirse bir gün Ona bu şarkımı dinletiverin Bu en son dileğim, en son sözümdür Benden başkasına gitmiş olsa da O güzel aşkımız bitmiş olsa da Üstünden mevsimler geçmiş olsa da Ona sevdiğimi söyleyiverin Her köşe başında seni gözledim Geceler koynunda umut gizledim Hep seni bekledim seni özledim Senden uzaklarda ah neler çektim Sensizken seninle bir de söz kestim Bilmedin sevdalım bilmedin gitti Umutlarımın mavisini alıp gittin Denizlerimin mavisini çalıp gittin Masmavi dünyama Simsiyah bir çivi çakıp gittin... Gittin Ve sen de her yalan gibi Bittin.. öyle zalimdir ki yüreği sevdanla ölsende,gururunu yere gömsende diz çöküp önünde sevdiğini söylesende birgün anlarsın ki hiç bir şeye değmez öyle kalp tanıdımki bencil yüreğinde sevda var mı yok mu bilinmez yalanda olsa sever sevdiğini belli etmez bırakıp gider biranda ne olduğunu anlamadan baka kalırsın arkasından DİLEK ÖZBEN |
| Saat: 09:00 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık