![]() |
Yalnizlik buğulu penceremde bir ben birde yalnızlık hava soğuk,yağmurlu ve karanlık sakin sessiz ve bomboş ortalık buğulu penceremde bir ben bir de yalnızlık sokak lambaları birer birer yanarken insanlar yavaşça sokakları terkederken bu akşam hüzün yine benimleyken buğulu penceremde bir yalnızlık birde ben dolunay çıkınca ortaya kalmadı karanlık deniz olabildiğince durgun ve bulanık hikayeme henüz bulamazken bir başlık buğulu penceremde bir ben birde yalnızlık herkesin hikayesi gibi zannederken farklı yaşadığımı henüz bilmezken yalnızlığımın farkında değilken buğulu penceremde bir yalnızlık birde ben kafam düğümlü ipler gibi karmakarışık neden acaba bu anlaşılmazlık buğulu penceremde ben yokum artık hikayemin adı yalnızlık... ıbrahım kara |
beni bekleme acılar ve hüzünler bıraktım ardımda anlaşılmayan ve yalansız sözcüklerimi çürüyen gözlerimi, yalnızlığımı bıraktım sana sen dudaklarımda ay ışığı bir ıslıksın ayak izlerimin kaldığı İzmir sokaklarında ağlamanın ayıbını taşıyan gözlerimde gözlerinin izleri utançlı ve felçli ellerimde ellerinin izleri kaldı başka da hiçbir şey beni bekle. Mahmut Ayaz |
Yalnızlıkyanlızlık; annesizlik babasızlık gibi. açlık,parasızlık gibi. koyar adama bazı bazı. yarım sevdayla gelir, ölümle gelir bilemezsin kalırsın böyle bazı bazı. ne evin huzur verir, ne de çevren. gözler alaycı gelir yürekler sahte. çırpındıkça batarsın, elin göğsünde anlamaz kimse...! Cihat Aydın |
Evlenmek isterdim, süper bir dügünüm olsun, bembeyaz, sirti acik bir gelinligim olsun, annem sevincinden aglasin diye.. Kivircik sacli bir kiz cocugum olsun ve bana anneler gününde carpik curpuk yazisiyla okulda yaptiklari karti getirsin diye... Geceleri gök gürleyip firtina ciktiginda korkarak yastigima sarilmayayim diye... sevdigim erkek bana: canim karicigim desin diye... Artik yemek yapmayi ögreneyim, devamli yumurta ve makarna pisirmeyeyim diye... Ama EVLENMIYORUM: Sevdigim erkegin kirli iccamasirlari, Lavobodaki sakal artiklari, Kaprisleri, küfürleri, vurdumduymazliklari ve yalanlari arasinda onu neden sevdigimi unutmayayim diye... Isin icine para ve cikar hesaplari girdigi zaman büyük asklarin nasil kücüldügünü görmeyeyim diye.. Aldatilmanin dayanilmaz hafifligi(!) ile tanismayayim diye... Canim babacigimdan kalan tek sahip oldugum seyi, soyadimi verip yerine bana soyadindan baska verecek cok büyük birseyi olmayan birininki almayayim diye.... Gece kizarkadasim aglayarak bana telefon actigi zaman kedime ertesi gün icin mama koyup geceligim ve dis fircamla onun evine gidebileyim diye.. Ben olgusunu daha yeni yeni ögrenmisken, bunu Biz olgusuna degismeyeyim diye... CAN DUNDAR |
Dün gece yine yalnızdım Dün gece yine yalnızdım Sokağa çıktım Ve kendime bir çiçek aldım Kendim almamış gibi yürüdüm sokaklarda Ve yalnız değilmişim gibi düşündüm Ama her gece gibi Dün gece de yalnızdım Ve kendime bir çiçek aldım Bir saat geri alınmış saatler Ben geri almadım Ve bir saat daha yalnız kalmadım Bir masaya oturdum İki çay ısmarladım Ben içtim,sen soğuttun Sana söyleyeceğim her şeyi yuttum Çok dert etmedim Çünkü yoktun Dün gece yine yalnızdım Rahat ağladım... ıbrahim kaya |
'yalnızlık vazgeçilmezimdi benim, tanımsızım,aitim olmuşluğum, kendi ellerimle bozup, bir başka insanı yalnızlığımın bir parçası olarak, ben gibi, kabul edebileceğimi düşünmezdim.. yıllardır var olan bir duvarı, yıkmadan ötesine geçebilmeni, seni orada görmekten bu denli mutlu olabileceğimi bilmezdim 'yalnızlığın kadarsın yalnızlığın mis kokmalı yalnızlık dediğin büyük bir zindan dünyanın en kalabalık zindanı dinden imandan çıkarır ama öyle bir adam eder ki insanı' EFLATUN-ZÜHRE Yalnızlık, yaşamda bi an, Hep yeniden başlayan.. Dışından anlaşılmaz. Ya da kocaman bir yalan, Kovdukça kovalayan.. Paylaşılmaz. Bir düşün'de beni sana ayıran Yalnızlık paylaşılmaz Paylaşılsa yalnızlık olmaz. Özdemir Asaf |
rüya gördüm dün gece avuçlarımda aynalar,seviyordum karşımda sen gibi biri uzatırken ellerimi ruhumu kaybettim... düşlerden doğan günlere uyandım yürüdüm uzayan kaldırımlarda seni özleyeceğim tuttu,ağladım... dilimde senden kalan nağmeler dolandım durdum nedenler içinde gitmem gerek bu şehirden dedim sonra gidemedim, seni özledim,ağladım... |
|
yazılırken ayrılık kederlerin pasına yapayalnız yasına ölü dağlar rüyalarla sevişir sökülmüş düşlerin de çadırları neye yarar mezarlıklarda çigan? sussam artık yıllarca, bin yıllarca boğup ağrımın köhnemiş çağrısını konuşturmasam ben artık bu aşka koşturmasam! mezarlıklarda çigan... mezarlıklarda çigan... Yılmaz Odabaşı |
Sen Yokken Sen yokken gittim Korkularımın üstüne Hiç ardıma bakmadım Gümüş şiirler yazdım sen yokken Çok yangın çıktı yüreğimde Küllerini bile savurmadım Irak denizlerin fırtınasıydım Uzak iklimlerin sert rüzgarları Kulaçlarken denizinde gurbeti Kanlı savaşlarım, Belalı sevdalarım olmadı hiç Ama hep sustum, Hep ağladım, hep yandım sen yokken. Bekliyorum dönüşünü yeniden, Bir gelsen, Hayatın önünden alsan beni Bir gelsen, Sellerin önünden alsan beni Bir gelsen, Ölümlü düşlerimden alsan beni. Çok durdum güneşe karşı bir başıma Savrulurdum rüzgarlarında sensizlik denizinin Sen yokken, Az dolaşmadım gönlümün kuytularında Üşüyen karanfilim şimdi buruşuk parmaklarda Bir kırağı ayazıydım gecenin kollarında Zifirlerinde sadece ben üşürdüm. Hiç aldırmadım esen rüzgara Hiç dinlenmiş bir yürekle çıkmadım ortaya Yinede hiç yıkılmadım giden trenlerin ardından Ama bütün yangınlar beni yaktı önce Hep ortasında kaldım vurgunların Vurgun nedir ki? deme Bir babanın serzenişi nasılsa öyle Bayrakları indirilmiş, Bozguna uğramış bir hisardım sen yokken Hep sustum, Hep yandım, hep ağladım sen yokken. Bir gelsen, Yangınlardan alsan beni, Bir gelsen, Dünyalarımdan alsan beni, Bir gelsen, Şafaksız gecelerden alsan beni, Ama ne zaman gelsen, Akşam kızılı gözlerimle bulacaksın beni. Cahit Külebi |
Yalnızlık KurduŞimdi sen gideceksin, git* Güzelliğini, ulaşılmazlığını al ve git. Bırak beni eski kışımda Yarınımı götür. Gençliğin o yara almaz bencilliğine git. İçinde gitgide büyüyen o yalnızlık kurdunu Güzelliğine dadanan o hastalıklı hüznünü Bırak ve git... Kibirli arzularına, altın gölgedeki kusursuz yüzüne... Yıllar sonra yaşayacağın Unutuluşları, o acımasız kışları bırak ve git... ------------ Cezmi Ersöz |
YALNIZLIĞIM_ Bazı zamanlar olur ki;kafanızın içinde sanki milyonlarca birbirine girmiş ipi bir arada hissedersiniz.Hepsi hayatınızın bir parçasıdır.Her bir ip...Ya da belkide sadece siz öyle hissedersiniz.Çözmek...Birbirine dolanmış ipleri çözmek...Zordur...Zaman alır;düşünürsünüz;karalarsınız;belki ağlarsınız;belki de gülersiniz...Hepimiz hergün kafamızın içinde binlerce,belkide milyonlarca birbirine dolanmış iple uyuruz.İplerin bütünü;yani yumağın kendisi;bizim hayatımızın ta kendisidir.Her bir ipin hayatımızın bir parçası olduğu gibi...Bazen hayatta yalnız kalırsınız.Gülüşlerinizde;ağlayışlarınızda;düşüşle rinizde;sancılarınızda;kayboluşlarınızda;hataların ızda;keşke'lerinizde;belkide iyiki'lerinizde...Her insan esasında yalnızdır.Ama hepimiz umarsızca birbirimizde bu yalnızlığımızı yokederiz.Hepimiz birbirimizle;herhangi biriyle esas olan yalnızlığımızı paylaşmak isteriz;bazen paylaşırız ya da paylaştığımızı düşünürüz.Bazen de paylaşamayız.İşte bu yalnızlığın ta kendisidir.Kapımızda nöbetleri tutanın ta kendisidir;zamanı tutanın da...Kimileri onu içeri davet eder,kimileri ise onu bir şekilde def'eder...Belki bir şarkıyla,belki güzel bir filmle,belki bir kaç sigarayla,belki de bir şişe herhangi bir içkiyle...Bir şeylere döker içini...Birşeylere seslenir,birşeyleri anlatır,ya da onlarla da paylaştığını sanar hazin yalnızlığının zalim gövdesini...'Yalnızlığım,yaşamak zorunda olduğum beraberliğimsin'...Böyle der bir dize,böyle seslenir bir şarkı.Gerçekler acıdır,acıtır.Bu dize,bu seslenişte acıdır ve acıtır.Çünkü gerçeğin kendisinde gizli olduğu için...Yalnızlık,çözemediğimiz iplerde ve onların her bir miliminde vardır.Yalnızlık;bir gece aniden boğazınızda düğümlenen bir isyandır.Yalnızlık;o gece içinizden bir türlü atamadığınız,dindiremediğiniz bir miğde sancısıdır.Yalnızlık ;gecenin karanlığında bir ışık huzmesini arayan gözlerimizdeki gözyaşıdır.Ne zaman ki bu gözyaşını akıtmayı becerebildik,o zaman biraz daha hafifler yalnızlığın hazin ama bir o kadar da zalim sancısı.Yalnızlık;aldatılmanın yüzünüzdeki ilk anda oluşturduğu belli belirsiz bir gülümseyişte saklıdır.Yalnızlık;gerçeğin soğuk ve acıtan yanıdır.Ne dokunulur bir süre,ne yitirilir,ne söküp atılır,ne de aldatılmanın,aldanmanın o belli belirsiz gülümseyişin hemen akabinindeki gözyaşlarını gecenin o koyu karanlığında saklayabilir.Yalnızlık;er ya da geç hepimizin birgün yaşayacağı gizli farkındalıktır.Yalnızlık;hepimizin birgün o ipleri çözemeden sürekli yaşayacağımız limandır.Yalnızlık;aldatılışa,kaybedilişe,kaybedil iş ise çoğu zaman acıya mahkumdur.Yalnızlık;yaşamak zorunda olduğumuzu belki bugün belki de yarın öğreneceğimiz sonsuz beraberliğimizdir |
Şimdiye kadar ne kadar ayrılık, ne kadar ölüm, ne kadar terk ediliş varsa hepsini yüreğimde hissedip tek tek saçtım dünyanın bir köşesine. Karanlığı ve yalnızlığı katmasam eksik kalırdı yazdıklarım sanki, sanki ben onların bir parçasıydım. Güneş doğar mıydı, bir kez olsun kalmak için gelen olur muydu hayatıma düşündüm durdum. Mümkün müydü bu, sevebilmek başka bir yürekle dünyayı, tutunabilmek bir insana, günü karşılamak en içten tebessümle, üzülebilmek beraber yitenlerin ardından…. Her şey ne kadar da uzaktı bana oysa, umut umutsuzluğa katmışken kendini, nasıl olurda sıyrılabilirdim geçmişimden, ağırlığından hüznün…… Bu sondur sevgili, ayrılığın, karanlığın, ölümün ve yalnızlığın böylesi bir anlamla cümlelerimde son yer edişidir. Bu son karartışıdır kelimelerimi… Öyleki bundan gayri ben ayrılık desem karşımda bulacağım seni, ölüm desem yanımda…. Ben ki en büyük inkarcısı olmuşum kendimin, inananların en kutsal gecesinin birinde, inkar etmişim eski beni, mutluluğu kendine haram kılan beni, yokmuşcasına inkara durmuşum…. Önce Tanrıya sonra sana sığınrım ki af eyleyin beni… Sözüm ikinizden yanadır , siz terk etmedikçe terk edemeyeceğim sizi. .... Adını Tanrıyla bir anarım delalım, adına yıldızlardan önce kanarım... Şimdi umut mevsimine dururken zaman, en koyu haliyle umut biriktiriyorum içimde burham burham, hiç bir zaman inanmadığım kadar inanıyorum geleceğe seninle... İçimde biriken onca şeye rağmen yazamamak ne kötüdür bilir misin? Oysa tam da şimdi,herkesten gizli topladığım sevgimi, dayayıp yedi renge sekizini ekleyecek olan gökkuşağına, ayak basılmamış bir düzlükte ki kar ışıltısı kadar pürüzsüz anlatabilmek vardı sana.. Zor olan bundan sonrasına değinmekmiş belkide.. Betimleyememek cümlelerle, cümlelerin içinde bulamamak onu, benzetememek hiç birşeye... Yazmak şimdi daha anlamlı benim için aslında, öyleki kalemimi mürekkebe her buladığımda sana seslenecek olmanın gerçekliği var önümde. Amaçsız, salınan, kırgın ,yarım mektuplara inat anlatmak var seni, ama bırakmıyor içimdeki çoşku, ona saniyelerin arasındaki boşlukta kerelerce çarpıyorum.. Acıyı ne güzelde anlatırdım oysa, hüznü,karanlığı nasılda kolay ortak ederdim kendime. Şimdi göründüğüm gibiyim işte, kalemi eline alan , ilk defa kendini harflerle anlatmaya çalışan bir çocuk acemiliğinde. Artık tek korkum sana içimdeki duyguyu anlatamayacak olmak, eksik kalacak olmak hissetiklerime........ Bu son delalım... son kez, ölümü katışım hayatın içine... bu kalemimin ayrılıkları son çizimi. Kim ne derse desin, hain bir zamanın insanlarıda olsak, sevgi tükenmiş artık yok da deseler, sana öylesine inanıyorum ki, dünyamı kapatabilirim insanlara... Zaten yetmezmi bana içinde bir sen olsan bir de ben.... Hatta dünyayı yeniden kurabiliriz bile böylelikle, bizden olanlara öğretebiliriz barışı, dostluğu, sevdayı... masallarını kurarız beraber içinde milyon çeşide bulanmış umut olan. Bizim dünyamızda ölende olmaz kavgalar yüzünden, kimse aldatmazda sevdiğini öyle değil mi? Seni korkularımla beklediğim zamanlara and olsunki, o anlarımın çaresizliği, acıları ve kutsallığı üzerine yemine dururum ki, anlatamadığım, eşine denk getiremediğim şu içimdeki varlığın varlığımın kanıtıdır... Gecenin tam ortasındayım şimdi... ve sana söz verdiğim gibi terk eden ben oluyorum geceyi... Geceleri tuttuğum nöbetler başka bir bekleyenin olsun artık.. |
Sana bu mektubu uzaklardan yazıyorum.. Adresini çoktan unuttum.. Bir şiirin şişesine kalbimi koyup sulara bırakıyorum.. Ah benim eski türküm.. Ah benim hazin öyküm.. Yanlışım.. Yanılışım.. Ne yaptıysam seni mutlu edemedim. Oysa bir kemanım vardı. Birde sen.. Acımadın ezdin beni, üzdün.. Hiç anlamadın!! Yavrusuna yanan bir anne gibi içime gömdüm depremlerimi Ceketimi alıp gittim Derin derin iç çekişim bu yüzden İnadına suskundum oysa.. İnadına vurgun.. Geç uslandım.. Sen göremedin ama.. Altı mosmor gözlerimle ıslandım.. En çok istavriti severdin Sıkıp limonu maydanoza Şaraba vururdun hani Eski bir kasette bizim şarkımız alıp götürürdü seni Salaş meyhanelerde ve kumsallardaki ayak izlerinde Kırılan hayallerim, Ümitlerim Ve seni bekleyişlerim her yağmur akşamında.. Daha bir mutluyduk o günler.. Herşeye rağmen özgürdük.. Kitap alacak paramız olmasada Ucuz tütün içsekte Pahalıydı düşlerimiz.. Ne kadar çok isterdim şimdi bu şarkımı duymanı Kanayan bir gül misali Saçlarına taktığım Suskun çığlıklarıyla inleyen şu kemani Ki her notası hayatla yüzleşmenin ve ödeşmenin katranı Hatırlarmısın parasız kalmıştık da bir gün Kardeşinin kumbarasını boşaltıp konsere gitmiştik.. İmzasını almıştık sevdiğimiz sanatçının Birlikte fotoğraf çektirmiştik Bir şişe gazozu Ve bir kaşarlı tostu bölüşmüştük Hey gidi günler hey.. Az mı şiir yazdık ders kitaplarına Otobüse biletsiz mi binmedik Komayamı girmedik her beşiktaş maçında Şimdi hastahane akşamının yorgun penceresin de Maziye dalıp dalıp gitmelerimsin artık Ne kemanım var yanımda Ne de sen varsın.. Mevsimlerden hüzün Aylardan pişmanlık ve karanlık.. Sen ki bu mektubu saklayacaksın.. Öpüp öpüp koklayacaksın belki.. Ve artık gelmeyeceğimi bile bile bekleyeceksin.. Ah benim eski türküm.. Ah benim hazin öyküm.. Yanlışım.. Yanılışım.. Seni hiç üzer miyim.. Ben bu mektubu defalarca yazmış, Defalarca yakmışım..! |
YaLnızLığa KatLanaBiLirmiSin ? Senin hayallerin var mıdır? Yada hayallere inanır mısın? ifade edebilir misin hiç yaşamadığın duyguları? Uyku tutmayan gecelerde hayal kurar mısın? Yada yaşayamadığın şeylere ağlar mısın? Gücüne giden şeyler gelir ansızın beynine? Kendini yalnız hissedip acıdan başını yastığa gömüp ağlar mısın? Sonra odana arkadaşın yada annen girdiğinde gözyaşlarını saklayıp sesinin boğukluğunu saklayabilir misin? Düşlerinin ardından gider misin? Mutsuzluğu yada Mutluluğu tarif edebilir misin? Aklına gelir mi göz yaşlarının sebebi? Kimsesizliğe sahipsizliğe katlanabilir misin ? Sebepsizce seni bırakana hakkını helal edebilir misin? Sabahları göz yaşlarınla yüzünü yıkar mısın? Ve inanır mısın göz yaşlarındaki her damlanın baki alemde zayii olmayacağına? Yağmurdan sonra ki gökkuşağı gibi demi? Bilir misin zerre kadar hatırlamamayı nefret etmeyi? Oysa ben nefret etmeyi onunla öğrendim. Affetmemeyi onunla öğrendim? Ruhun bekar mı senin? Bilir misin ruh bekaretini? Kendini ve ruhunu sadece bir kişiye saklamak ister miydin? Sahi sen Sevgiye mi inanırsın Aşka mı? Yoksa önce şefkate sonra Aşka mı? Senin için hangisi önemli? şefkatli olsaydı aşkıma sevgime acırdı o! Sen bunu anlayabilir misin? şefkatli olsaydı sevmeyip de seviyormuş gibi yapmazdı. Sen Beddua etmesini bilir misin? Ben Beddua etmeyi onunla öğrendim. Kendinden utanırmısın sen? Biliyor musun? Bunun için kendimden utanıyorum. Bilir misin sevdiğinin dizine yatıp yüzünü okşamasından duyduğun hazzı? Mutluluktan akan göz yaşlarını silmesinin hazzını? Islak gözlerine kondurduğu bir busenin tadını kimden alırsın başka? Söyler misin? BENiM KADAR YANLIZLIGA KATLANABiLiR MiSiN? |
Sensizliğe - Bu yalnızlık değil daha farklı bir hal oldu değildi acı değildi gerçek sen vardın ama yoktun... Ben daha önce böyle bir yalnızlık görmedim kimi zaman öfkelendim yenmeye çalıştım öfkemi farkettin mi sessizdim... Kollarımı açtığımda yatağımda aradım kollarımın sana çarpması gerekiyordu ama yoktun nasıl olabilirdi? işte ben sensizliğe sarıldım kimseyi yanıma alarak... Tutunmam gerekliydi acıya biliyordum ben acının ta kendi ve acı sevmiştim seni severek... bir parçaydın acıdan ama acıtmadın yokluğun kadar... Ben acı çekmek istiyorum gel tüm bedenim senin olsun kes beni istediğin yerden ama kalbime dokunma orada sen varsın... ne kadar arabesk öyle değil mi? her aşık gibi biraz mozaşist olmak koparmamak çiçeği dalından komple toprağıyla vermek sevgiliye öldürmek değil yaşamak daha çok yaşamak seninle bir dakikanın payını nereden bilirsin ki? Sensizliğe son kez seni seviyorum... Kerem Kayar |
Efkarlanırım Mektup alir, efkarlanirim; Raki icer, efkarlanirim; Yola cikar, efkarlanirim. Ne olacak bunun sonu, bilmem. "Kazim'in" turkusunu soylerler, Uskudar'da; Efkarlanirim. Orhan Veli |
|
KARANFİL ÖLÜLERİ http://www.e-sehir.com/siirler/images/503bar.gif günler güz yanığı sonsuza giden raylarda gümüş kum susan çöller gibi yalana buyruk akıyor bıkıyor zaman... senin maviliğinden eser yok haki yeşil bir yaz ve tel örgülerde karanfil ölüleri... bazı salak kuşlar konduğu pencerelere tutsak yalan yanlış konmalara zemin haki yeşil bir yaz hasret mavisinde karanfil ölüleri önünden tren geçen hemzenin hayat duran zaman esneyen saatler amaçsız bir bit yarışı yürüdükçe uzayan koştukça beton yollar ve yollarda karanfil ölüleri... limanlarında denizsiz yaşanan ezan vakti küheylan kuşluk vakti beyinsiz bir şehir diken biriktiren bir koleksiyoncu ve gül kokumsuz çim bahçelerde karanfil ölüleri... bezgin çamurlarda nefsi müdafadır bir tozun direnişi kimsenin bikinisini çıkarmadığı haki yeşil bir yaz ve yarasına işeyen kırık haziran makamında erotik karanfil ölüleri... sormadan konuşan ahmak yalan değil gölge değil iz hiç değil sanal bir serinliğe sığınan çağıl çağıl bir nehir bile değil çağlayan diliyle ırmamak ve ırmaklarda karanfil ölüleri... yaprağına kırmızı kıvrımına şarkılar dallarına suskun bir hayat öpücüğü ve haki yeşil bir yaz içre yazılan sıkkın şiirlerde karanfil ölüleri.. yılmaz erdoğan |
Yine sessiz bir kış seheri, odamın perdeleri açık, kar usul usul yağıyor şehrime. Dört tane duvar , yaylı yatağım , yatağımın baş ucunda duran ahşap sehpa ve üzerindeki içi boş vazo; geçen sene vardı içinde bir şeyler ama zamana, birazda susuzluğa yenik düştüler. Kocaman dev blokları olan dillere destan bir konağın arkasına saklanmış küçük ,ahşap bir evdeyim işte. Kimim kimsem yok, annemi hiç görmedim , babam; bir yaz akşamıydı iyi hatırlıyorum , sofada oturmuş gümüş kabzalı tabancasını temizliyordu, ben yan odada elimi kafese daldırmış babamın kanaryasını tutmaya uğraşıyordum . Babam sinirli adamdı kızdığı zaman eline ne geçerse fırlatır, yeri göğü inletirdi, bana hiç kızmamıştı belki o silah patlamasaydı bir gün bana da sinirlenecek belki bir tokat patlatacaktı yanağıma . Silah sesini duydum öyle bir irkildim ki masadaki kafes yere yığılı verdi , bir an kuşun delicesine çırpınışını gördüm, içim korkuyla dolmuştu hemen sofaya koştum babam yerde öylesine yatıyordu ki korkudan yaklaşamadım bile . küçük kanaryamda ölmüştü babam da, artık hiç kimsem yoktu. İlk başlarda böyle olmadığını sanıyordum baba tarafımdan akrabalarım vardı, iki üç yıl sonra kendimi sokaklarda buldum . Ne babam vardı ne de bir yakınım. Yirmilerimde bir kız sevdim! İşte şimdi bu küçük kasabadayım yalnızlığımda pek bir değişiklik yok ama biraz yaşlandık galiba gelecek ay elliyi devireceğim. Neyse ağır ağır çıkmak gerek rahat musalla taşından, eh şimdilik rahat tabi arkamıza cemaat gelirde Allahuekber denilince sırtımız ya rahatta olur yada azapta. Adamın çıkası da gelmiyor sıcacık yorganın altından, şimdi sen tut buz gibi havada kalk işe git olacak iş mi yahu! “Tak tak “ , ha! sen kimsin be seher bülbülü sabahın köründe? “geldim geldim” ses soluk yok gitti mi acaba? Ceketim nerede yahu bulamıyorum, hay aksi , yerlerde buz kesmiş .Eee neredesin seher bülbülü? Öyle geçerken ihtiyarı yatağından kaldırayım diye mi uğradın? Yoksa yuvanı mı şaşırdın? Buda nesi be eski toprak! Aman, aman şaka maka iyice yaşlandın eski toprak baksana yerden bir kağıdı bile alamıyorsun, tamamdır işte sabahları hep böyle olur cıvatalar soğuktan sıkılaşıyor eğilemiyorsun ,eğilirsen doğrulamıyorsun. “Sen benim kadar sevebilir misin? “ hah ha haaaa ne bu eski toprak? Bizim bilmediğimiz bir gizli hayranın mı var? Baksana sabahın altısında kapıya bırakılan pembe bir mektup hem isimsiz, hem aşklı meşkli. Neyse bu arada iliklerim dondu gir içeri ne demeye kapının önünde alık alık bekliyorsun sanki bırakan geri dönecekmiş gibi,! Şöyle sıcak bir çay iyi gider yediğimiz bu soğuğun üstüne, bu arada da şu alacalı bulacalı mektubu rahat rahat okuruz. Ohhh içim ısındı ciğerlerimiz cana geldi be eski toprak. Ne diyor bizim seher bülbülü bir bakalım. Hah tamam! Bohça sarar gibi sarmış mübarek kat kat, adam mektubu açarken yoruluyor inşallah içindekiler bizi bu kadar yormaz. “ Bu mektubu sana hem çok uzaklardan hem de çok yakınından yazıyorum sevdiğim! Hep birini sevmek istemiştim, yitikte olsa yalanda olsa , yanımda olmasa da sevmeyi delicesine ve sen çıktın karşıma.. Ben Leyla isem benim sevdiğim Mecnun olsun isterim , yan yana olmasak da , beden toprağa kavuşsa da ruhlarımız hiç ayrılmasın isterim. Sen böyle sevebilir misin? Ben severim diyorum kendi kendime en az ölüm kadar gerçek. Keşke şimdi yanımda olsaydın, ama yoksun! Olsun diyorum, ben seni öylesine sevmedim ki! Ben seni sıcak tenin içinde sevmedim , ben seni ruhunla sevdim. Ben seni! Ben seni zifiri bir karanlıkta sevdim . Sevdim mi acaba? Gerçek sevgi bu mu? İçimi cayır cayır yakan bu ateşin adı aşk mı? Yoksa ,yoksa her şeyin yapmacık olduğu şu küçücük dünyada daha da küçülen insanların adını aşk koydukları bir heyecan mı sadece? Eğer bu gerçek aşk değilse gerçeğini hayal bile etmek istemem. Şu an hissettiklerim bile beni ağır ağır boşluğa çekiyor bundan fazlasını ne hislerim ne yüreğim ne de ruhum kaldırır. Sadece bir tek cevap ver. Ben senin kalbinde hiç olmasam da artık sana sarılamasam da unutma ki bu ateş hiç sönmeyecek değil mi? Ta ki ruhum ölene dek. Sevda’nın adını anan tek bir yürek kalmasa da , tüm kalplere mühür vurulsa da , seven gönülleri kor ateşle dağlasalar da, benim kalbim seni anar , benim sevdam tüm mühürleri söker , ben de dağlanacak tam bin yürek var her biri Arş kadar. Tekrar soruyorum “Sen beni böyle sevebilir misin?” Dur ! sakın söyleme, ben duyamıyor olsam da , kim bilir belki karanlık kıskanır, belki yalnızlık çekemez sevdamızı. Belki de ışıklar küser gözlerime . Bir sel olur çağlar yüreğim aşkın yıkımında . Ne olur sarmaşıklar girmesin aramıza ; zehirli sarmaşıklar. Tut elimden ne olursun beni sensiz sadece sensiz bırakma. Bir gün olurda duyarsan çekildiğini bedenimin toprağa “gülmeyen bir yüzü vardı yazsınlar mezar taşıma”. Sonra gelip güldür beni bir tanem. Ay ışığında gel mezarıma , bir demet papatya bırak mezarımın başucuna, ellerini üstüme yığılı toprağa sok ve hisset hayattayken sana anlatamadıklarımı. Dedimya ben zifiri karanlıkta sevdim; kuşkusuz, amaçsız, ölesiye sevdim, tabi adı sevdaysa bu çilenin. Adına her ne diyorlarsa acı, ızdırap , keder tarifi her neyse bu duygunun ben kabulüm sen yanımdaysan. Şu içimden geçenlerin sadece birini tutup çıkarabilsem seni sana onunla anlatabilsem ne yazmaya kalem ne de satırlarıma kağıtlar yeterdi. Çünkü sen benim içimdesin ruhumun deli sarmaşığı! Seni seviyorum, seni seviyorum Öylesine değil , ölümüne, bir bulmacanın karelerinde yok olmacasına! Hatırlar mısın? hep seher bülbülüm derdin bana ben sana seni öldükten sonrada seveceğim derdim de sen hep gülerdin, hiç inanmazdın bana belki ben öyle hissederdim, sanki fersahlar vardı aramızda ben senin başucundayken. Hep boşluğa dalardı gözlerin sanki bir benim yanımdaydın bir boşluğun içindeki düşlerde. Bak işte aradan nice yıllar geçti ben toprak oldum sen Eski Toprak! Hani papatyalarımız vardı cam vazoda sakladığımız arada bir alıp seviyor sevmiyor oynadığımız papatyalar. Şimdi boş görüyorum vazoyu aşkımız soldu mu yoksa sevdiğim? Ben seni böyle sevdim, beşikten mezara kadar değil , ruhum yok olana kadar. Sen beni böyle sevebilir misin? Sensiz geçen her gün ufkuma göz yaşı yağıyor , ben zaten gözyaşı olmuşum! Hatıralarının sıcaklığı tüm ruhumu ısıtıyor aradan geçen onca yıla rağmen. Hatırlar mısın sevdiğim? Hani gözlerinde kendimi görmeye çalışırdım da sen hep ağlardın da puslu bir hayal olurdum gözlerinin içinde , ellerini tutarken, sana sarılırken yutkunurdun hep öyle ağlamaklı. Bugün ruhlar semada ölümle dans ediyorlar yırtık kefenlerinde. Bugün yıldızlar bizim için parlıyor farkında mısın? Senden ayrılmadan; yani seni terk etmeden önce saçlarından bir tutam aldım, şimdi avuçlarımın içindeler. Hani ben ölmüştüm de sen bana sarılıp ağlamıştın da ben kıpırdayamamıştım , usul usul gel kollarıma sevdiğim kainatı kıskandırmadan gel ben seni işte böyle sevdim!” “ Vakit geldi Eski Toprak!” |
sensizlık Koştum peşinden durmadan aylar boyunca Neden çok gördün ki bir tebessümü bana Sanma ki biter kolay kolay bendeki bu sevda Yalnızlık değil sensizlik tak eder şu canıma Neden satıp gittin ki beni lüks bir arabaya Sever mi o da seni benim gibi ölümüne daima Evet aşk ile karın doyurulmaz biliyorum ama Sensiz de bu hayat geçmiyor ki beni anla !!! |
YalnızlıkYalnızlığımı; içime çekip hissettim bir kez daha gözlerimde ise sonsuz bir karaltı yanımda dost bildigim iki bira beni anlayacaksan,deger veriyorsan; hisset kokumu,nefesimi ,bedenimi,yanlızlığımı yanlızlığı anlayacaksın elbet, yakamı bırakmayan illeti. ağlayıp gözyaşlarınla sulayacaksın, senin yüzünden gittiğim, hep yapayalnız kalacağım mezarımı. uzerımde ne bir çiçek bitecek ne de bir kus gezinecek anlayacaksın! yakamı bırakmayan illet Erkan Balaban |
Sensizlik Gece,yıne sensız ve karanlık, yanlızlık yıne yanıbasımda, tam karsımda, bırsen yoksun yanımda, aramıza gıren Şu mesafeler bıle bılır senı bekledıgımı, bİR gece gelrsın umuduyla camda bekledıgımı, herkes,ay,yıldızlar ve gece...hepsı bılır SENİ NE KADAR COK SEVDİGİMİ, bır sen bılmıyosun!!!gecelerı, gölgeler oynasıyor lambaların ısıklarında, bıze benzetıyorum onları.. karanlıktan korkmuş, guneşe hasret, ve yanlız... ÖZLEM SEVİMLİ |
|
Yalnızlıkİnsanlar inlerine çekildiği zaman Köpekler doldurur meydanları. Sinsi sinsi dolaşmalar olur; Çöp bidonlarının etrafında... Gece olup, yalnızlık çöktüğü zaman, Devrişmeler, bağrışmalar bozar sessizliği Sokak sokak öteden gelen, Belirsizliktir ay ışığı... Ve bidon sesleri yankılanır, Kara bulutlu semadan. Gökyüzünde ki tek ışık; Yeryüzünde kurban arar kendine... Bir gaz bombası düşmüştür zamana, Pis kokular sızar Ağustos gecelerinden. Küçük evlerin büyük gölgeleri, büyük gözler Karanlık içinde korkunun suretidirler... Bir el görünür simsiyah saçlarda dolaşan; İntikamdır... Karanlıktan bakan bir çift göz; Ürpertir, sokak lambalarına biriken sinekleri Dört ayaklı devidir ejderha, çakalların Ağaçlar korku salar ışıksız odalara; Yüzseksen derece döner başı; bir katilin Gözlerde korku uykusuzluk belirtisidir... Rüzgar, huu! huu! çeker ıssızlıktan Yıkık bir evin kırık penceresi önünde Titreyen bir çocuk bulunur, Gecenin ortasında Küçük bir çocuğun; Büyük korkusudur yalnızlık. Büyük bir çocuğun, Küçüklük senaryosu... Bolu 02.09.2003 Ali Şen |
Eğer yorulduğunu hissediyorsan Bir an için dur. Sonsuz semayı bile kirletecek Çöl tepecikleri Toplanmış olacak Ey edebi danscı!... Senin dans dalgaların, Daimi olarak Ölüm banyosuyla Bütün dünyayı Saflaştırıyor. ... Ey Şair!..... Dans eden dünyanın Belindeki kemerin zilleri... Ve onun Durmak bilmeyen adımları tarafından Çılgın bir deliye döndürüldün Rabindranath Tagore |
Hiçç kanser olmaz onlar Gnl.mdr.ler Holidingler Politikapçıklar T.S.K.'ler T.K.K.'lar Hiç hiç kanser olmazlar Ama bizim Yaman durduğu yerde Pankreas kanseri ölür Nedini bir şair tanır Yunan Adı Pankreatitis Yani yeni bir rol (Güle Güle Seslerin Sessizliği) Can Yücel |
Zamanın amansız sarnacında bekleyişlerimin adını arıyorum, yavaş yavaş öğreniyorum, yokluk ve acı nedir... yavaş yavaş .... Senden yana çizdiğim yollarım çıkmaz sokak, iyi ki varsın, çünkü arayışları öğreniyorum, kendimi yitirip yitirip sende arıyorum, bulmak için değil acıyı öğreniyorum, iyi ki varsın... Günlere kaç yazı sığdırıyorum, hangi harfin neyi anlatığını ve neden kanadığını, iyi ki varsın öğreniyorum. Uzak kelimesinin ne anlama geldiğini önceleri bilmezdim, bilmezdim yaşam neden bulanık akar içimize... Öğrendim iyi ki varsın... Anıları da öğrendim, içime işleyip sonra kanatmayı, en çokta içime ağlmayı, iyi ki varsın.... iyi ki varsın, çünkü acıya kurşun işlemediğini öğrendim. Yenilmeyi yenildikçe direnmeyi... En çokta kaybetmeyi öğrendim iyi ki varsın... İyi ki varsın, çünkü, acımı kin rengine boyamayı öğrendim, ezgisiz akşamlar inerken sabahlarıma mahcup bir çocuk gibi yıldızlara bakıyorum, her kayan yıldız da bir dilek diliyorum, iyi ki varsın çünkü bana hasretlerin adını saydırıyorsun... Ezberlediğim uzaklığın kaç ayrı anlamı olduğunu, iyi ki varsın... Öğretiyorsun... Yitirdim o bildik söz ustalığımı, mistik bir dille anlatıyorum artık yaşamdan arta kalanları, ya da kalmayanları. Zulamda sakladğım bir tek cümlem var: iyi ki varsın, çünkü sustuğum kadar (t)uzağımsın... Düşün ki enkaz yığını bir kentim, kimsenin yolunu bilmediği uğramadığı bir kent. Ya da hücredeyim ah ne çok isterdim kavgam için ölmeyi, şimdi bir kentin ortasında çığlık çığlığayım... İster duy ya da hiç duyma.... İyi ki varsın, çünkü F tipi yalnızlığımsın. |
|
http://img20.imageshack.us/img20/1262/showletter9ge.gif ___Yalnızlığım____ Sana hapsoluşumun yüzüncü yılındayım sen hala bir çocuk olduğumu düşünüp, ninniler fısıldıyorsun yüreğime rüyalarımda... uykulu bedenim küs sana! güneşin doğmayacağını bile bile uyuttun beni avuçlarında. damla damla aşk yetmedi doyurmaya aç ruhumu. kırgın dünyam, uzak sana!,_nefes kadar yakınken_ aldattım seni! evet aldattım! yüzsüzüm ve dürüstüm aldatıldığını yüreğine haykıracak kadar hem de... oysa sen yanı başındayken bile, gelmemi beklerdin. özleyerek, kaybederek, aşık gibi severdin... bense; aldattım seni! evet aldattım! bir gece vakti, uyandım rüyalarımdan. hayır hayır ben rüyaya hasretm! _kavustu onlar_ uymadığını farkettim tutsaklığının serseri benliğime az serseri, az şımarık, az çocuk... aldattım seni, evet anlatım... işine gelmedi diye buruşturup yakma satırları, anla artık aramızda koca bir yalnızlık var! yalnızlığımla başbaşa, senden ırak _nefes kadar yakınken sana_ yarınlarıma sakladığım bir ayrılık var, bir aldatış, bir yalnızlık var. |
Tek Kaldım tek kaldım dünyada dünyam olur musun deniz kadar sevdim dalgam olur musun ateş gibi yandım alevim olur musun ilk aşkım değilsin affet son AŞKIM olur musun... Behlül İşkur |
İçimdeki YalnızlıkI) İçimdeki yalnızlık Dışarıdakilere ve kalabalık adımlara rağmen İçimde yaşattığım yalnızlığım Acılarıma sıkıntılarıma kırgınlıklarıma Arkadaş sandıklarıma inat edercesine Beni sakla Sakla ki kimse beni görmesin İncinen ruhumun yaşattığı buhranlarla Ruhum daha fazla incitilmesin Diye alıp bedenimi sakla toprağın en koyu rengine İçimdeki yalnızlık Yalnızlığım ruhumu alıp götür Geldiğimiz yere Sakla ruhumu masmavi gökyüzünün en saf tonuna Saflığı özlediğimi haykırmam için II) Beni tüketip bıktıran hayatın tozlu yollarında Yılmadan yürüyorken bu kadar yıpranmamıştım Her şeye inat ayakta durup yüzümden gülümsemeyi Eksik etmezdim Her şeye göğüs gerip başım dik yürüyordum Hayatın tozlu yollarında Ama burada ama oldum yüzü gülmez oldum Devenin yanında kulak sayılacak kadar küçük sorunlar karşısında Pes edip adım atamaz oldum Cesaretim kalmamış galiba O dağları deviren cesaretim kalmamış… Her şeye inat beni sakla İçimdeki yalnızlık Beyazlar içinde bedenimi toprağa Ruhumu yaldızlarla masmavi gökyüzüne… İçimdeki yalnızlık dışarıdaki kalabalık dünyaya İnat sakla beni Kimse görmesin Kimse duymasın sesimi Kimse sevmesin beni Kimse umut bağlamasın bana Kimse asıl olmayan ifadelerle kutsal olan dost kelimesini Zalimce kullanmasın Gerçeği dostum kelimesinin ardına saklamasın Gerçeklerden bıktım insanların asıl olanı gizlemesinden Bıktım III) Saklayabilir misin beni ey dostum diyen Beni inciltilmem için saklayabilir misin Kalbindeki saflığa Ruhundaki dinginliğe Yüzündeki acı gülümseye Ellerinde sakladığına Diline gizlediğine İçimdeki yalnızlığa Erişip beni saklayabilir misin dost diyen dil Beni saklayabilir misin Toprağın koyu tonuna gökyüzünün mavisine Beni saklayabileceğini sanmıyorum Ben şu soruya takılarak sanmıyorum Beni saklayabileceğini Sen gerçek dost musun İlkin bunu belirtebilmen gerekir ben i saklayabilmen için Beni gerçek dostlarım ve içimdeki yalnızlığım Saklayacak bir daha acı çekmem için Gerisi sadece bir damla göz yaşı biraz hüzün Belki bunlar affeder sizi yalancı dost. IV) Yaklaşan sonu hissediyorum Ulaşamadıklarıma araya mesafe koyduklarıma ulaşıyorum Kırdığım kavga ettiğim ayrıldığım insanlara ulaşıyorum Ayrıldığım sevdiklerime aşklarıma Arkadaşlarıma dostlarıma yoldaşlarıma Beraber nice sorunlara direndiklerime Beraber bir lokma ekmeği bir kuruş parayı paylaştıklarıma Ulaşıyorum Sesleri sözleri beni mutlu ediyor Mutlu olduğum kadar onlarda sesimi duydukları için Onlara ulaştığım için Mutlu olduklarını dürüstçe saf ve kin tutmayan kalpleriyle söylüyorlar Ulaştığım ve ulaşamadığım sürekli görüştüğüm uzun süredir görüşmediğim Kimse kalmasın sesini duymadığım Kimse kalmasın incilttiğim varsa burada Her şey son defa seslerini duymak içindir Affedilecek af dilenecek bir hatam olmadı Saflık ve dürüstlük sarmıştır Hep etrafımızı Ben mutluyum onlar mutlu Bir tek varlığımdan hoşlanmayalar Mutsuz Onlarda burada yaşıyor. Dışarıda koca bir dünya var Bunu unutanlar o dünyayı ben gördüm Varın siz görmeyen kalakalın sınırları dikenli tellerle sarılı hayatınızla. V) BENİ SAKLA İÇİMDEKİ YANLIZLIĞIM BENİ YAĞAN YAĞMURUN YERE DÜŞÜTÜĞÜNDE ANACAK BENİ DOĞAN GÜNEŞİN IŞINLARINDA HİSSEDECEK BENİ İNCİLMEYİM DİYE KORUNAKLARINDA SAKLAYANLARANILARLA YÜZLERİNDE OLUŞACAK GÜLÜMSEDE HİSSEDECKLER GERİ UMURUMDA BİLE OLMAZ BENİ SAKLA İÇİMDEKİ YANLIZLIĞIM Ahmet Doğru |
aşk demi içinde riya olmayan bir aşk demle, gönlünün ocağında. içinde özlem olsun, vefa olsun, beklemek olsun bir aşk demle, baharın kuytu köşelerinde. soğuk olmasın içinde karanfil olsun, ırmak olsun, yeşil olsun bana bir aşk demle geceleyin. ama karanlık olmasın içinde. güneş olsun, huzur olsun ve şiir olsun bana bir aşk demle ama içinde sadece; sen olsun... '''İÇİNDE SEN OLSUN''' |
Göğsümde 15 yara var!. Deldiler göğsümü 15 yerinden, sandılar ki vurmaz artık kalbim kederinden! Kalbim yine çarpıyor, kalbim yine çarpacak!!! Yandı 15 yaramdam 15 alev, kırıldı göğsümde 15 kara saplı bıçak.. Kalbim kanlı bir bayrak gibi çarpıyor, ÇAR-PA-CAK!! Nazım Hikmet |
YALNIZIM.. senin için yalnız bıraktım kendimi. neşterden bozma bir tahterevalli üzerindeyim de kimseyle oynamak istemiyorum sanki kimse yok karşımda buna rağmen yerde karşımdaki oturak, evet yerde! hem boş hem yerde! havada olan benim havada asılı olan! ben varsam bir ağırlığım da olmalıydı halbuki benim yanlış mı? eksik buluyor musun hiç göremediğin yerlerini? buluyorum ben “nasılsın” diyorlar mesela “iyidir” diyorum “ne olsun,aynı” sonra diyorum ki kendime “ben istenmiyor olmakla ilgiliyim” bi kaç bir şey var hiç unutmuyorum bi kere karşılaştık ya hatırlıyor musun ne kadar güzeldi eski sevgililer neden arkadaş olamasın tadındaydı gerçi ama güzeldi sen çok güzeldin geceydi,evine kadar yürüdük yoruldun çok hafif kızardı yanakların azıcık alkollüydün özlemiş gibiydin üstelik beni çok konuşmadın bi kaç bir şey anlattın ki önemsemiyordun anlattıklarını ama gözlerin parlıyordu,anlatabiliyor olmayı sevmiş gibiydin “nasılsın” dedin sonra birden gerçekten “nasılsın” diyordun “iyidir” dedim ben “ne olsun,aynı” demedim çok mutluydum çünkü utanmasam ağlayacaktım o kadar yakın mıydı senin evin çok çabuk varmadık mı? çok mu hızlı yürüdük ki ben mi hızlı yürüttüm seni? ve sen o apartmana ne zaman girdin de ne zaman söndü o ışık? sonra ben dedim ki kendime “ben istenmiyor olmakla ilgiliyim” utanmadım ağladım nasılsın …?mutlu musun? büyüksün benden farkında mısın havada olan benim havada asılı olan artık debelenmiyorum ayna önünde iyi göründüğüm bi açı yakalayana kadar kabullendim bile sayılır çirkinliğimi temizlemiyorum odamı heyecanla uyanmıyorum “nasılsın” diyorlar mesela “iyidir” diyorum “ne olsun aynı”. senin için yalnız bıraktım kendimi fedakar aşık tadında değil yada aklanmaya çalışan yahuda tadında öyle bıraktım işte elimde olmadan hiçbir şey talep etmeden bıraktım hatta bir ölü nasıl aklayamazsa kendisini öyle bi kaç bir şey var hiç unutmuyorum dedim ya terminalleri de unutmuyorum sen giderken daha soğuk olurdu terminaller ağlardın bazen,ben ağlamazdım bir mecburiyeti çoktan kabullenmiş hatta o mecburiyete alışmış gibi susardım. güçlü biri gibi susardım ki yemin ederim kimsenin yanında senin yanında hissettiğim kadar güçsüz hissetmezdim kendimi (bilmiyorum güçsüz mü doğru kelime aciz mi) bu her zaman böyleydi en çok terminallerde böyleydi bu kıskançlık krizi oldu sonra böyleydi bu dediğimin adı yemin ederim olsun istemedim ben kendi kendine oldu depresyon oldu sonra oldu işte bir şeyler neticede ben unutmuyorum terminalleri ki ne zaman gitsem o terminallere(sadece gitmek zorunda olduğum zamanlarda gidiyorum) çatlaklar görüyorum yerlerde büyük bir hüzün görüyorum o çatlaklardan havaya karışan neden kimse görmüyor bunu da bir ben görüyorum? ve …, bir mecburiyeti çoktan kabullenmiş hatta o mecburiyete alışmış gibi yalnız bıraktım kendimi senin için sıfır altı gün sıfır sekiz gece sustum önce sonra “iyidir” dedim “ne olsun aynı” ve bakıp aynada gittikçe çirkinleşen yüzüme “ben” dedim “ben istenmiyor olmakla ilgiliyim” ve …, alıştım ben alıştım... hatta evrenin bütün yalnızlıklarını üstüme alındım |
Aç Kapıyı Yalnızlık Aç kapıyı yalnızlık, ben geldim Hayır, ağlamadım, gözlerim yaşlı değil. Cephedeydim, kurtaramadım yenilmekliği. Gece yarısı, uyumuştur sokaklar çoktan Bir sen varsın işte, bir de benim hayaletim... Bakma öyle, al elimden valizlerimi Bir şey yok içlerinde; balık kokusu sinmiş üç beş kazak, Kırık bir ayna, bir kaç tel siyah saç... Soğuk burası, yağmur kokuyor Geceleri uyku tutmaz insanı burda Bak, yıldızları görmem lazım benim dolunayda; çıldırırım Yıkarım üstüne bu mahzeni, kaçamazsın... Morarmış, çatlamış ellerim soğuktan görmüyor musun? Varsa sıcak bir çorba getir bana, tuzlu Yoksa uğraşma, aç değilim. Saat yok duvarlarda, o kadar yalın yaşamak Günışığı da yok, karanlık ruhun gibi yakın sana... Yalnızlık kapat kapıyı! Şuraya, şu soğuk taşların üzerine bir yatak ser bana. Uyumak istiyorum, Unutmak istiyorum, Unutulmak istiyorum... Bayram Atik |
AMA YOKSUN Neler yaşadım herkesin sımsıkı sarıldığı hayatta Anlatmakla bitmez acılarım ve adını çok sonradan koyduğum sevdalarım Neler öğrenmedim ki.. Genç yaşta yaşlanmayı, en kuytularda bırakılmayı, acılara çaresizliklere kafa tutmayı, sevmeyi ve sevdiğim kadar sevilmeyi, gülerken ağlamayı... Bir de her şeye inat yıkılmamayı. Çoğu defa kendi karanlığımda kaldım ve kendimle defalarca hesaplaştım. Gidişin hem beni hem de masum hayallerimi yıkmıştı. Sensiz yaşamaya çalışıyor ama beceremiyordum. Çünkü her hücreme işlemişti sevgin... Biliyor musun sensiz kutluyorum doğum günlerimi. Dostlar bir şeyler hediye ederken, Bense en anlamlı hediyeyi bekliyorum senden.. Seni ve gelmeni !!!!!! Ama yoksun. Sensiz bu kaçıncı doğum günüm biliyor musun ?? Yüreğim de acılar taşıyorum, Ve bir dalga gibi kıyılara vuruyorum.. Bunca isyanı yokluğunda çıkarıyorum.. Halen yaralarım kapanmadı,kanamakta.. Bilerek sarmıyorum,senin gelmeni ve senin sarmanı bekliyorum.. Belki bu bekleyiş hayata sımsıkı sarılmama mı sağlayacak, Belki de sonum olacak.. İsmini ne zaman alsam dilime ve ne zaman baksam resimlerimize Dalıyorum yaşanan o günlere ve yüreğim dolup taşıyor hasretinle.. içtiğim sigarada ve çayımda sen varsın,hep senin izin var. Bu yüzden daha çok seviyorum çayı ve sigarayı.. Sensiz ıslanıyorum nisan yağmurlarında, Seni arıyorum bu kentin ıssız sokaklarında... Ama yoksun!!! Bir haber verseydin, Kuş olur uçar,yağmur olur yağardım. Ve gelirdim yanına..acılarımızı dindirir tekrar başlardık en güzel aşklara ve en masum sevdalara... Ama yoksun!!! |
Üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için Uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara Kendine bir deniz bul artık bir de rüzgâr Parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada Tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı Ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor Tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde Konuşacak bir şeyler bulamıyorsak günboyu Derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa Ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın Ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını Ahmet Telli |
Yalnızlık Saat çok geç oldu, uyuyamadım Döşek yılan oldu, yorgan bir akrep… Çıktım dolaşmaya, çıktım sokağa Yollar yılan oldu, evler bir akrep… Uzaklaştım evden, deli gibiydim, Fırtınada yağmur seli gibiydim, Yosun tutmuş deniz dibi gibiydim, Sular yılan oldu, toprak bir akrep. Yalnız kalmak idi, niyetim buydu Evde yalnız idim tutmadı uyku. Ne bir gören oldu, ne biri duydu Uyku yılan oldu, gece bir akrep. NİNOMAK |
Yalnızlıkyanlızlık; annesizlik babasızlık gibi. açlık,parasızlık gibi. koyar adama bazı bazı. yarım sevdayla gelir, ölümle gelir bilemezsin kalırsın böyle bazı bazı. ne evin huzur verir, ne de çevren. gözler alaycı gelir yürekler sahte. çırpındıkça batarsın, elin göğsünde anlamaz kimse...! Cihat Aydın |
http://img.blogcu.com/uploads/hobisiir_rosefil.gif Aşık Kendi Kanını Helal kıldı ma'şuka aşık kendi kanını Ma'şuk nakşından okur aşk eri Kur'anını Yardan ayrı olunca asılıp ölmek yeğdir Aşık kendi bırakır boynuna urganını Gitmez aşık gözünden hergiz ma'şuk hayali Nitekim zilha verir Yusuf'un nişanını Dirlik budur aşıka ma'şuk yolunda öle Sorarlar ise aydam aşıkın burhanını Belkıys ile Süleyman aşka düştü bir zaman İsteyip bulmadılar bu derdin dermanını Gökteki Harut Marut aşk için indi yere Zühre yüzün görecek unuttu Rahman'ını Güzaf görmen siz aşkı kime oğradı ise Sultanı iltir baştan yitirir hanmanını Ferhat bu aşk yolunda başın külünge tuttu Hüsrev Şirin derdinden dosta verdi canını Leyli'yle Mecnun işi acebdür ( ür ) bu halka Abdürrezzak terk etti aşk için imanını Zemane vefaları cefa gelir yunüs'a Bir doğru yer bulucak fidi kılar canını Yunus Emre |
YalnızlıkYalnızlığımı büyütür kalabalık Gökdelen'in gölgesine siner Karanfıl Sokak kalınlaşır yoksul kadın çocuklarıyla çöplerin üzerine konar gözleri cam kırıkları sevgilim gelir yalnızlığım büyür çocukken gökkuşağına düştüğüm gökyüzü gelir kirli güvercinleriyle. Kimin öznesiydi mevsimler işkence öyküleri kimindi ayrılığın sesi miydi adımlarım suyu bekleyen uçurum mu kanatlandım yalnızlığımla son mevsime içimde bir kedi yavrusu. A. Kadir Bilgin |
Yalnız Gazel yollara gazel diye bir aşk gizledim yalnız her kozada sır gibi seni düşledim yalnız ben senin dağlarında şarkı söylemedim hiç toprağında süründüm, aşkı diledim yalnız göğe bir şey dokundu döndü yağmura yüzüm dokundukça saçıma bir can bekledim yalnız yalnızlık kollarımda büyüyen bir sarmaşık bu şulesiz yangında bir ben özledim yalnız sana ne çok benziyor üşümüş her tomurcuk kapında bir bekleyiş oldum izledim yalnız sağnakta şemsiyesi yoktur hiçbir şairin bir aşığa özendim şiir söyledim yalnız bana bir düğün getir gözyaşlarından başka sevdan ağır suç ise ben aşk istedim yalnız... Mehmet Şamil Baş |
Yalnızlığı Öğrendin umutsuz bir gece ve yine kalbin bomboş düşünülmediğini hissetmek yalnızlığını alevlendiriyor hayat daha fazla tutunmak için çaban kalmadı biçare gecelere sığındın anlatacak kimsen olmadığında geceler koştu yardıma güneşi kovdun odamdan aciz yıldızların ucuz yansımaları zifiri karanlığa karıştı sen yalnızlığını saklamadın sahte gülüşlerin ardına yüzünden okundu ağır sözlerin hayatı tanıyamadın, anlayamadın nasıl yaşanır öğrenemedin bi türlü tıpkı onun da seni sevmediği gibi sen de onu hiç sevemedin karşılıklı diye düşündün ne zaman ki hayat karşına seni anlayan birini çıkardı güneşin doğuşundan mutluluğu öğrendin yaşamayı o gün sevdin gözlerinin içi güldü o gün herkese selam verdin kısaydı ama, fazla uzatmadı hayat, oyununu ucundan gösterdi mutluluğu şekeri elinden alınmış masum bir çocuk gibi kalakaldın mutluluğun ardından ağlamayı öğrendin yine gecelere açtın kollarını serin, karanlık sonbahar gecelerine ısıtmadı geceler ama güneş gibi, hayat gibi kandırmadı sıcacık olduğuna inandırmadı her zaman olduğu gibi soğğuk ve siyahtı ışık sahteydi bir gün sönüp giderdi gecelere açtın kollarını dürüst, karanlık sonbahar gecelerine gece ışık tutmadı yalnızlığa giden yola karanlıkta yolunu kendi hislerinle buldun mutluluğun ardından ağlamayı öğrendin bulamasan da mutluluğu duygulara dokunmayı öğrendin aşkı hissettin sümük gibi cıvık ve yapışkan |
Otursak bir yerde şöyle yan yana, Koyu bir sohbete dalsak can cana, Doldursa sâkiler biz kana kana, İçelim seninle desem, var mısın? Farkına vardın mı? Bu iş uzadı, Düşünmeden vur bıçağa masadı, Bizdik sevgi eken, şimdi hasadı, Biçelim seninle desem, var mısın ? Dediğin Olsun - Kıvılcım Yayınları 2000 Mümtaz Beğen |
http://img524.imageshack.us/img524/9867/12bq6.png sustum! sustu benimle sarı sabır, sustu hasret, sustu hayat sustu zaman acılar konuşuyor yalnız acılarım konuşuyor kimse duymuyor... duymuyor... duymuyor... artık duy sesimi... http://www.radyolazmix.com/images/Tango-Future/smilies/016.gif |
Adı Yalnızlık Gölgen gibidir yalnızlık Gecenin ıssızlığı, karanlığı gibi boş ve soğuk. Sarılırsın ararsın tutamazsın yoktur çaresi. Adı Yalnızlık Yazılmıştır bir kere Yiğit olsan da büker bileği, Cesur olsan da sızlatır yüreği. İçindedir sevgi, insanın tek dileği Ateşten gömlek misali SEVGİ... SEVGİ... SEVGİ… Murat İnce |
Yalnızlığıma Dair Her ah'la yırtıldı hayat defterim, Tebessüm gönlümde varılmaz nokta siyah ufuklarda yaşar kederim. yüreğimi buldum, sonsuz bir yokta... Sandım ki bu yokluk beni yakacak, kavrulan her yanım, küle dönerken, geriye sadece adım kalacak, inanmış bir nesil beni gömerken... Bu bir perinin yalnızlığı değil, ya da, köşebaşlarında kalanların bu benim yalnızlığım ki sersefil, peşinden gidiyorum yalanların ne beyazım kaldı ne de siyahım, bir renk cümbüşü çöktü gökyüzüme karanlık içinde, gelmez sabahım, hep yalnızlığım doluyor gözüme... ve sonunda biter satır arası, kavgalarım,kalemim düşer yere. öldüğüm an kalmaz gönül yarası, bulunmaz derde ne merhem, ne çare... Kenan Yördan |
Vurun Yalnızlığa Yalnızlık öldürdü beni Işığını gözlerimin önce Yüreğimin sevincini Yalnızlık aşkımı hevesimi Gücümü kuvvetimi Gözgöze geldiğim Bütün karanlık pencerelerde Yalnızlığın gözleri Sokağa çıkan Eve dönen Yıllardır yalnızlıktı benimle Her kış gecesi saat yedide Yalnızlıktı esen Konak önünde Yalnızlıktı oturmuş meyhanede Bekleyen beni Gülmek istemiyorsam Konuşmak istemiyorsam Sevişmek istemiyorsam Yalnızlık sebebi Kımıldasam Değiştirsem yerimi İtsem elimin tersiyle Gider gene gelirdi Bir gün girerseniz odama Cansız uzanmış bulursanız beni Bakın başucuma Bakın dört duvara Yalnızlık orda Sizinle nefes nefese Sizinle burun buruna Uzanmış yanıbaşımda yatağa Geçmiş masama Saymayın güldüklerimi Saymayın sevdiklerimi Bilin doymadım ben Ne aşka ne dostluğa Vurun yalnızlığa NECATİ CUMALI |
YalnızlıkBüründün gecenin karanlığına Sensizliğin sensiz ve derin Acısında kayboluyorum Gözümün önünde parlayan gözlerin Ve aklımda yine bir tek sen Unutuyorum tüm dünyayı Dünyayla insanları İnsanlarla doğayı yani,yani yaşamayı Yaşamak sendin çünkü Solunan her nefes,içilen herdamla suydun Sevmek sendin Bir gülüşün bedelini Binbir gözyaşıyla ödetsende Herşeydin,herşeyin içindeydin Ve yine sensizliğin sonsuz acısında Kayboluyorum bu gece Hiç bir şeyin farkında olmadan Tüm dünyadan elimi ayağımı çekmişim Ve yanlızım....tek başımayım Etrafımda milyonlarca insan Olmasına rağmen yanlızım ÇÜNKÜ SENSİZİM.. Yasin Mercan |
| Saat: 10:24 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık