![]() |
Gül Kız Genc adam, işe giderken hergün yolunun üzerindeki güllerle dolu bahceye bakmadan geçemezdi. Her sabah o rengarenk güller içini neşeyle, sevinçle dolduruyordu. Günler geçtikce güllere bakan gözleri, bahçedeki eve takılmaya başladı.Çünkü, son günlerde o evde, tül perdenin gerisinde bir genç kızın silüetini görüyordu. Her geçisinde güllere ve pencerede belli belirsiz görünüp kaybolan genc kıza bakmadan edemiyordu. Bir sabah her zamankinden daha erken yola çıktı. Bahçenin önüne geldiginde yüreğinin titrediğini, içinin ürperdiğini hissetti; her gün tül perdenin arkasında gördügü kız, bahçede gülleri suluyordu. Güzel kız, genç adamı görünce yüzü kızararak içeri kaçtı. Genc kızın hayali gözlerinden kaybolmasın diye gayret eder gibi gözlerini sabit bir halde bir güle dikerek öylece kalakaldı. Gördüğü güzelliğin etkisinde kalıiş, sevdalandığını düşünüyordu. Genc adam, artık hergün bir öncesine göre biraz daha erken geçiyordu, kızı tekrar görürüm umuduyla. Fakat tüllerin gerisinde görünüp kaçan bir silüetten başka şey göremiyor, kahroluyordu. Genç kız da her sabah heyacanla tüller arkasına geçiyor, genç adamın gelmesini bekliyordu. Bir gün, genç adam bahçenin önünden geçmedi. Genç kız gün boyunca boşuna bekledi. Ertesi gün, daha ertesi gün yine boşuna bekledi, genc adam gelmedi. Genç kızın yüreğine hüzün doluyordu. Başka bir gün, yine umutsuz gözlerle yola bakarken, bir grup insanın omuzlarında tabutla geçtiklerini gördü genç kız. Aklından geçen korkunç düşünceden tüm vücudunun titrediğini hissetti, yüreği sıkıştı; yoksa genç adam ölmüş müydü !.. Genç kız yine hergün tüllerin arkasına geçiyor, boş gözlerle dışarıya bakıyordu. Yüzü de, artık bakmadığı, sulamadığı gülleri gibi soluyordu. Genç adam bir gün yine geçti bahcenin önünden. Bir aydır yattığı hastaneden sonunda çıkmışs, ilk iş olarakta güllü bahçenin önüne gelmişti. Ama ümit içinde geldigi bahçenin önünde, gülen yüzü asıldı; bahçedeki güller solmuş, pencere kara perdelerle sımsıkı kapatılmıştı. Genc adam yolda oynayan çocuklara sordu; "Bu evde kimse yaşamıyor mu? " Bir çocuk; "İhtiyar bir kadın yaşıyor." dedi. Genç adam cevabını duymaktan korkarcasına, başka bir soru sordu; " Burda yaşayan genç kız ne oldu?" Çocuklardan biri atıldı; "O öldü." dedi, genc adamın yana düşen kollarını, yaşaran gözlerini görmeden başka bir çocuk atıldı; "Verem olmuş, dün öldü." Yıllar sonraydı, küçük bir çocuk heyacanla annesiyle babasının yanına koştu, güller arasında, sallanan sandalyede oturan ihtiyar adamı göstererek bağırdı; "Dedem gülüyor, dedem gülüyor baba !.. Koşarak ihtiyarın yanına gittiler, gülerken hiç görmedikleri yüzüne baktılar. Elinde bir gül olan ihtiyar adamın yüzüne, gerçekten bir gülümseme yayılmıştı; biten bir hasrete seviniyormuş gibi, yıllardır görmedigi birine kavusuyormuş gibi mutlu bir gülümseyişti bu. Fakat gözleri kapalıydı... ozanyazar |
Hikayeler ve Öyküler.. Nasıl Gençsin Sen? Uzayda mı yaşıyorsun kardeşim,kendini bu kadar soyutlamışsın her şeyden senin için için aşk meşk seks erkekler kızlar mı var yaşamda,başka şeylere ihtiyaç duymazmısın sen,nesin sen ya nesin,acıkmazmısın sen,çişin gelmez mi senin,tuvalet kağıdına ihtiyacın olmaz mı, kaç ağaçtan yapılır bilirmisin ,hastalanmaz mısın sen,senin anan bacın kardeşin eşin dostun yoldaşın yok mu yaaa… Ne iş yaparsın sen,açlık bilirmisin sen yokluk yoksulluk,istediğini alamamak, yardım ettin mi kimselere ihtiyaçları vardır diye,paylaştın mı hiç birileri ile neyi olursa yaa…. kaldır bi kafanı şöyle.sen hiç savaştın mı savaşa gittin mi sen,öldün mü kardeşim hiç sen,korkuların da yoktur senin,utanman da yoktur,arlanmanda,yaşamın arka penceresinde ne işe yararsın ,ne haltsın,insanmısın sen,varsa yoksa sen sen sen…ne bencilsin sen . Uzayda mı yaşıyorsun yoksa Amerika da mı,,,,marka peşinde koşarsın değil mi,kim senin umurun da?kime diyom .İnsan mısın sen…nasıl insan…duygu var mı sende duygu …ne duygusu seninkisi…elinde cep telefonu,vır vır konuş,çatır çatır mesaj,sen mi ödüyorsun parasını ya….sadece aşk meşk duygusu mu …onu bile hissedemezsin sen . Sen hiç kitap ,gazete okumazmısın yada haber dinlemez misin yaşamak sadece senin uçkurun mu , yada sırf senin ihtiyaçların mı…uçaklar düşüyor,mayınlar patlıyor,insanlar ölüyor,sen neresindesin bunların ,sana dokunmuyor mu bunlar ,hayvanmısın kardeşim desem hayvana hakaret olur. Sen hiç hastalanmazmısın,,,hasta hiç akraban yok mu senin,ölmeyecekmisin ,metal misin,metalin bile dayanma kırılma noktası var,sen nesin,yarının yok mu senin,ne beklersin sen,ya sen yalnız sevgilin terk edince mi ağlarsın ,yada seni üzünce mi ağlarsın ,başkalarının dertleri ilgilendirmez mi seni.sen hiç terledin mi, alınterinden bahsediyorum şapşalll… alın teri..emek ..iş …işsiz kaldın mı sen ?iş aradın mı günlerce ,evde yiyecek bekleyen,insanların yüzüne bakamadığın oldu mu hiç, arkadaşına iş aradın mı hiç….sen hep eğlenirmisin ,dans , mans,müzik, yeme içmeee….*** ye sen yaaaaa….taş yee yaaa… Adama sorarlar ya sen hiç ölmeyecekmisin ,ya sen ne için yaşarsın,ya sen kimsin nerden geldin nerde yaşarsın,,,senın kafanda başka insanlar için bir planın var mı,sana verilenleri sen nasıl geri vereceksin onlara,ha vermek gibi derdin olmayabilir.....şiir var ya ..."seni ottan boktan ayıran şeyler"diye Can Yücel'in.....ne ayırır seni....sana başkaları nasıl bakar,kim niye saygı duyar....çocuk yaptın mı sen,işten atıldın mı,annen öldü mü senin?abin hapse düştü mü,taksim de mendil satanları,arka sokaklarda tiner çekenleri gördün mü hiç,üç kuruş için bedenlerini satmak zorunda kalanların farkındamısın,zevkten mi yaparlar bunlar hiç düşündün mü?hiç için başkaları için acıyor mu?acıyorsa elinden bir şey geliyor mu?ya sen niye okudun derler adama ,okudun ne oldun,ne öğrendin kime yaradı..... Yaşamak nedir,mutluluk nedir,şiir nedir,şarkı nedir,aşk ne dir?ne anlam ifade eder,aslında saatlerce konuşabiliriz bu tür konuları,hayat kazançlar getirmeli en verimlisinde ister insan,ister para ,ister mutluluk ister keyif..ama bazen elinde olmayan nedenlerle yada dış güçlerin etkileri ile zorlaşabilir,kolay da olmamalı,ama umut hep olmalı...yaşam kaynağı hayat enerjisi hep olmalı…tutunacak dalımız,tahtadan atlarımız hep olmalı.. davranış bilimlerinde insan ihtiyaçlarının sınırsız olduğu anlatılır....farzet ki iyi bir işin , iyi bir kazancın var,mutlu olmak için yeter mi?iyi bir evliliğin var,ama çocuğun spastik....hangi eş sana mutluluk verir,trafik kazası,hiç de istemeden,yada alkolik bir koca,yada har vurup harman savuran bir anne,sorumsuz duyarsız,yada okumayan çocuğun,mutlumusun,dünyayı dolaştın,ama yanındaki eş....seni hala anlamıyor yada,cinsel sorunları var,mutlu olamıyorsunuz,mutlumusun?Kendi işyerin var,müşterilerin battı,mutlumusun….devran ters dönebilir, Henüz vakit varken,daha yolun başındayken Her şeye hazırlıklı yakalanmak ,neye nasıl göğüs gerebileceğini bilmek,bir dahası yok bunun demek,affetmek,affedilmek,değer bilmek,kıymet bilmek,adil olmak,insancıl olmak,sevmek,tutulmak,çalışmak ,emek vermek hayata ,ve insanlara Acı vermeden,incitmeden,kırmadan tesadüf doğumun,mutlu yaşayanı olmak, en güzeli. |
Sevgilerimle... Düsundürecek bir olay... Jack yavaslamadan once Takometreye bakti: Hiz limitinin 50 oldugu yerde 73 ile gidiyordu ve son dort ay icerisinde dorduncu defa polis tarafindan durduruluyordu. Bir insan nasil bu kadar sanssiz olabilirdi? Jack arabasini saga cekti. "Insallah su anda yanimizdan daha hizli bir araba gecer" diye dusunuyordu. Polis elinde kalin bir not defteri ile arabadan indi. Bob? Bu Polis Kiliseden Bob degilmi? Jack iyice arabasinin koltuguna sindi. Bu durum bir cezadan daha kotuydu. Kiliseden tanidigi bir Polis, arkadas olduguna bakmaksizin birini durduruyordu. Hemde hizli gidip, trafik kurallarini ihlal ettigi icin. "Merhaba Bob. Birbirimizi yeniden boyle gormemiz cok ilginc" "Merhaba Jack" Bob gulumsemiyordu. "Beni, karimi ve cocuklarimi gormek icin eve giderken yakaladin" ''Evet oyle" Bob umursamaz gorunuyordu. ! ;"Son gunler eve hep cok gec geldim. Cocuklarim beni uzun suredir hic gormedi. Ayrica Diana bana bu aksam Patates ve biftek yiyecegimizi soyledi. Ne demek istedigimi anliyormusun?" "Evet ne demek istedigini anliyorum. Ayrica trafik kurallarini ihlal ettiginide biliyorum." diye cevapladi Bob. "Eyvah! Bu taktik fazla ise yaramayacak gibi. Taktik degistirmek gerekli" diye dusundu Jack "Beni kac ile giderken yakaladin?" "Yetmis. Lutfen arabana girermisin?" dedi Bob. "Ah Bob,bekle bir dakika lütfen. Seni gordugum anda Takometreye baktim. Sadece 65 ile gidiyordum." "Lutfen Jack, arabana gir" diye usteledi Bob. Jack cani sikkin bir sekilde arabasina girdi, kapiyi carparak kapatti. Bob not defterine bir seyler yaziyordu. "Bob niye benim ehliyetimi ve araba ruhsatini istemiyorki" diye dusundu Jack. Ne olursa olsun, bundan sonra kilisede bu adamin yanina oturmaktansa,birkac Pazar Jack kiliseye gitmeyecekti. Bob kapiyi tiklatiyordu. Jack arabasinin penceresini 5 cm kadar acti. Bob Jack'a bir kagit verdi ve gitti. "Ceza degil bu" diye kendi kendine soylendi Jack. Bir anda sevinmisti. Bu bir yaziydi ve kagitta sunlar yaziyordu: "Sevgili Jack, benim bir kizim vardi. Alti yasindayken cok hizli araba kullanan biri tarafindan olduruldu. Bu kazadan dolayi, adam cezalandirildi. 3 ay hapishane cezasiydi bu. Bu adam hapishaneden cikinca kendi cocuklarina sarilip, opup, onlari tekrar koklayabildi. Ama ben... Ben kizimi tekrar koklayabilip, opebilmek icin, cennete gidinceye kadar beklemem gerekiyor. Bin defa adami affetmeye calistim. Bin kerede basardigimi zannettim. Belki basarmisimdir, ama hala kizimi dusunuyorum. Lutfen benim icin dua et ve dikkat et Jack, tek bir oglum kaldi." Jack 15 dakika kadar bir sure yerinden kipirdayamadi. Daha sonra kendine gelip, yavas yavas evine gitti. Evine varinca, cocuklarina ve karisina sikica sarildi. Hayat cok degerli, surekli dikkat et. Dikkatli araba kullan ve baskalarinin hakkina saygi goster. Hicbir zaman unutma, istedigin kadar araba satin alabilirsin, ama insan hayatini... |
http://img50.imageshack.us/img50/9421/unbenannt6hl.png ÇİÇEĞİN SUYA AŞKI Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar. İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için. Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan içi içine sığmaz artık ve anlar ki, su'ya aşık olmuştur. İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar, "Sırf senin hatırın için ey su" diye... Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı birşeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki, çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur. Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba "Su beni seviyor mu?" diye düşünmeye başlar. Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek, alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz. Çiçek, suya "Seni seviyorum der. Su, "Ben de seni seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek yine "Seni seviyorum" der. Su, yine "Ben de" der. Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler... Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz etrafa ve son kez suya "Seni seviyorum." der. Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum." der ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin. Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine... Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla başını döndürerek çiçek, suya der ki; "Seni ben, gerçekten seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durum karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır nedir sorun diye...Doktor gelir ve muayene eder çiçeği. Sonra şöyle der doktor: "Hastanın durumu ümitsiz artık elimizden birşey gelmez." Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle bir bakar suya ve der ki: "Çiçeğin bir hastalığı yok dostum... Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için" der. Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece "Seni seviyorum" demek yetmemektedir... |
Sevginin Gül Rengi Ne zaman “bayram” dense Gizli bir körük yelpazelenir yaram üstünde Tozu gözümü yakar, közü yüreğimi Bir yerde sevgiler ağlar benimle Küçücük bir çocuktum o zamanlar. Yedi veya sekiz yaşlarında. Kokusuna doyamadığım, sıcaklığını doyasıya içime sindiremediğim annemi kaybetmiştim. Saçımı okşayacak bir anam yoktu artık. Ne de sırtımı örtecek şefkatli bir el. Amansız bir hastalık dediler adına, çocuk aklım ermedi. Çocuk aklım ermedi anayı yavrusundan ayıran, eti tırnağından söken, sevgileri linç eden, adına “ölüm” denen bu “göç” ü. Geceler benimle ağladı sessiz sessiz... Günler benimle... Sabahlar benimle... Bulutlarda yüzü şekilleniyordu sanki anamın gökyüzünde, her özlediğimde baktığım. Yağmur yağmur iniyordu elleri yüzümü okşarcasına. Yağmurun elleri anam kadar sıcaktı... Bir okadar soğuktum ben, bir okadar ürkek, bir okadar masum ve korunmaya muhtaç. Hani yaprağı titrer ya bir çiçeğin; Bilmez niye... Titrer ya içi bir çocuğun, hüzün iner gözlerine ... Üzülür, üşür ve koynuna sokar ellerini ısınmak için. Bir avuç bulamadığından kendine... Bulutlar ve ben hep aynı yerdeyiz hala. Özlemlerin vuslatında. Kimsesizliğin ayazında... Bulutlarda bir resim. Elimden tutuşunu hatırlıyorum bir gün babamın,”Hadi gel” deyişini.”Köye gidiyoruz, ninenler bizi bekliyor, seni oraya bırakacağım” Küçücük yüreğimden taşan acılarımla son bir kez daha bakıp odama selamlıyorum bulutları. Yeşilin her tonu, göz alabildiğince, sözleşmişçesine, burada toplanmıştı sanki. Adını bilmediğim dünya kadar böcek ve kuş. Gökkuşaği bir halı gibi serilmişti çiçek çiçek... Toprağın sesi yükseliyordu çıplak ayaklarımın altında. Mutluydum... Bulutlar ve ben hep aynı yerdeyiz hala... Yaşamımı renklendiren analı kuzuyu orda tanıdım işte, adını Berfin koyduğum. Küçücüktü. Simsiyah gözleri, ağzı ve kulaklarıyla bir sevgi yumağıydı sanki. İçimdeki boşluğu dolduruvermişti bir anda. Hissetmiş miydi ne öksüzlüğümü? Ne zaman dalıp gitsem dünlere, bitiveriyordu yanı başımda türlü türlü oyunlarla. “Al bu kuzu senin olsun, istediğin gibi bak ona” dediler. Dünyalar benim olmuştu sanki. Bir kuzum vardı artık. Yalnız değildim. Ben, kuzum ve de anası... Sonradan Serfin’ de katıldı aramıza. Serfin: evimizin haşarı bir o kadar da sevimli köpeği. Artık, Serfin ve Berfin’in bakımları bana aitti. Bu sorumluluk altında her sabah erkenden kalkıyor ellerimle onları doyuruyordum. Ne güzeldi Berfin’in annesinin peşinden koşması! Annesiyle oyunlar oynaması ne güzeldi! Ama, ne yazık ki uzun sürmedi bu “analı kuzu” mutluluğu. Bir eve bir öksüz yetmezmiş gibi acı bir haber dağlayıverdi yeni baştan çocuk yüreğimi. Kuzucuğumun anası yediği bir ottan zehirlenerek ölmüştü. Ölüm bir kez daha çöreklenmişti kapımıza. Kuzucuğum öksüz kalmıştı. Daha bir sıkı sarıldım sanki bu olaydan sonra Berfin’e. Ona yalnızlığını unutturmam lazımdı. Öksüzlüğünü... Serfin olayların farkında gibiydi. Ya da bana öyle geliyordu. Ne zaman melemeye başlasa Berfin, hemen onun yanıbaşında bitiverip, bir şeyler yaparak onu neşelendiriyordu. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Biz üçümüz üç dost, üç kardeş, üç sırdaş gibiydik. Biraz geç uyansam ikisi birden kapımda bitiveriyordu. Yemyeşil kırlar bizimdi uçsuz bucaksız. Bir de bulutlar vardı Mavi bulutlar Beyaz bulutlar Bulutlarda şekiller vardı Bulutlarda iki resim Yağmur daha çok yağıyordu sanki Bulutlar ve ben aynı yerdeyiz hala Bulutlar kuzum köpeğim ve ben Bir tatlı koşuşturmaca başladı günlerden bir gün evin içinde. Bir telaş. Çarşı pazar alışverişleri. “Hadi sana bayramlık alalım” dedi ninem. Hep beraber şehire gidip bir şeyler aldık. Çizgili beyaz gömleğim, mavi pantolonum ve yeni Trabzon derbey lastiklerim çok güzeldi. Gül rengi kırmızı kravat ve kurdele de isterim diye tutturdum. Berfin’e, Serfin’e ve bana. Kırmadılar. Aldılar. “Birazda kına alalım” dedi ninem. “Ellerimize yakarız. Berfin’i de kınalarız” Sevindim. hayvan pazarı dedikleri yer çok kalabalıktı. Hiç bu kadar insanı bir arada görmemiştim. Meydanlar koyun, kuzu ve danalarla doluydu. Kınalanmıştı kimisi, kimisi renk renk boyanmıştı. Bir anlam veremedim. Çocuk yüreğimin coşkusuyla yarının heyecanı sarıvermişti içimi. Yarın bayramdı... Kurban bayramı... Ne zaman “bayram” dense Gizli bir körük yelpazelenir yaram üstünde Tozu gözümü yakar, közü yüreğimi. Bir yumruk tıkanır genzime, kelimeler titrer Titrer yüreğim Bir yerde sevgiler ağlar benimle. Bulutlar ağlar Kınalar yakıldı ellerime. Berfin’in başına kınalar yakıldı o gece. Anlayamadığım bir fısıltı vardı evin içinde. Sanki duymamı istemiyorlarmış gibi gizli gizli konuşmalar. Berfin ve Serfin çoktan uyumuştu. Ben de uyumalıyım. Yarının heyecanı daha şimdiden sarmıştı içimi. Ayakkabılarımı sildim, ninemin kınalı ellerimi bağladığı bezlerle, parlattım. Bir daha sildim. Şimdi daha parlak olmuştu. Elbisemi kapının arkasına astım. Gözümün önünde dursun diye. Uyandıkça bakarım. Kırmızı kravatım, iki tane de kırmızı kurdele duruyordu başucumda. Biri benim için, biri kuzucuğum, diğerini de köpeğimin boynuna bağlayacağım. Kınalı ellerimin kokusu karıştı bahar kokulu odama. Gece bir başka güzeldi sanki. Perdemi araladım, bulutlar yıldızlara bırakmıştı gökyüzünü. Göz kırptı biri, diğeri yer değiştirdi... Kaydı gitti... Tutamadım.. Boğuk bir ulumayla uyandım. Köpeğim, kapımın önünde havlıyordu. Önce ellerimin bağını çözdüm kurumuş kınaları topladım. Kapıyı açar açmaz yatağıma atladı Serfin. Paçamı tutup bir yerlere götürmek istercesine gözlerimin içine baktı. Acı çektiği her halinden belliydi. Daha yataktan kalkmamıştım ki kuzucuğumun acı meleyişini duydum. Birden bahçeye attım kendimi. Kınalı kuzumun gözleri bağlıydı ve sürüklenircesine bir ağacın altına yatırılıyordu. Kocaman bir çukur açılmıştı yanı başında. Hani titrer içi bir çocuğun, korkar, üşür, üzülür, ağlar ve koynuna sokar ya ellerini, tutacak el, sığınacak kucak bulamadığından kendine... Oradayım işte! Ninemin sesi duyuldu. “Berfin’i kurban ediyoruz. Sana başka bir kuzu daha alırız sonra. Bugün kurban bayramı” Toprak kaydı ayaklarımın altından Bulutlar kaydı ayaklarımın altına Sesler çığlıklara karıştı Kızıla döndü yeşil Ellerimdeki kına sızladı Kapının arkasındaki gül rengi kravatım Çaresizliğim büyüdü kocaman çocuk gözlerimde Hiç bir şey yapamamanın acizliğiyle yandım Gök yere indi gürültüsüyle Şimşek şimşek Yanağımdaki damla utandı ışıldadı ıslak gözlerim, ve... Başımı sokup yorganın altına Yitip giden sevgilere ağladım... Ne zaman “bayram” dense Gizli bir körük yelpazelenir yaram üstünde Tozu gözümü yakar, közü yüreğimi. Bir yerde sevgiler ağlar benimle. Bulutlar ağlar Bulutlar ve ben hep ayni yerdeyiz hala Bulutlarda üç resim Haykırabilseydim nefreti Haykırabilseydim sevgiyi Anlatabilseydim dostluğu Yapamadım. Kara bir bulut gibi çöreklendi o bayram sabahı küçücük yüreğime. Kimse anlamadı. Kimseye anlatamadım . Bayramları neden sevmediğimi... |
Kanuni Sultan Süleyman'dan: Süleymaniye Camiinin inşaası sırasında bir ermeni usta, yanlış duvar yapması sonucu, Kanuni tarafından cezalandırılır. Ermeni usta, sultandan şikayetçi olur. Kadı, ikisini de huzuruna çağırır. Kanuni ve usta, kadının karşısında ayakta beklemektedirler. Karar açıklanır: "Kısas!" yani Kanuni de aynı şekilde cezalandırılacaktır. Ermeni usta, adalete hayret eder ve: -"Madem dininiz bu kadar adil, hem davamdan vazgeçiyorum hem de müslüman oluyorum" Davadan sonra Kanuni, kadıya: -"Eğer ben padişahım diye benim lehimde bir karar verseydin, seni bu kılıcımla öldürürdüm" Kadı, oturduğu minderin altından bir hançer çıkarır ve : -"Sultanım siz de eğer 'ben padişahım' diye kararıma itiraz etseydiniz ben de bu hançeri sizin kalbinize saplardım..." Bir Derviş: Garip dervişin biri büyük bir köşkün önünden geçerken evin 'av meraklısı ve zalim' olan beyi, yardımcıları ile ava gitmek için evden çıkıyorlardır. Dervişle selamlaşırlar. Aksilik bu ya o gün hiç birşey vuramadan dönerler. Bey çok sinirlidir: -"Sabah ava giderken karşılaştığımız o dervişi bulun çabuk! Onun yüzünden işlerim ters gitti. Uğursuzu getirin bana!" Yardımcıları hemen dervişi bulup beyin huzuruna çıkarırlar. Bey kükrer: -"Bre uğursuz adam! Senin yüzünden elimiz boş geldik! Hiçbir şey vuramadık! Tiz vurun kellesini!" Derviş, beye şöyle der: -"Beyim sabah selamlaştık. Siz hiçbir şey vuramadınız. Ben ise kellemi kaybediyorum. Siz söyleyin, hangimiz daha uğursuzuz?" |
Yaşanmış bir olay: 1974'teki Kıbrıs çıkarmasına katılan bir asker anlatıyor: "Çok şiddetli bir taarruz vardı. Mermiler kulağımızın dibinden geçiyordu. Siperde daha önce hiç görmediğim bir asker yanıma yaklaştı. Belli ki bizim birlikten değildi. Bir zarf çıkardı ve: -"Memlekete dönünce bu zarfı, üzerindeki adrese bırakır mısın?" -"İkimiz de döneriz inşallah" dedim. Israrla kendisinin dönemeyeceğini, benim ise memleketime ve aileme kavuşacağımı söylüyordu. Biraz isteksiz de olsa zarfı aldım. Ancak o çatışma sırasında birbirimizi kaybettik. Taarruz bitip memlekete döndüğümden bir-iki yıl sonra eski eşyaları karıştırırken o zarfı buldum. Unuttuğum görevi, geç te olsa yerine getirmek için İstanbul'a gittim. Üzerindeki adres, Aksaray'da eski bir eve götürdü beni. Kapıyı yaşlı bir amca açtı. -"Merhaba amca. Ben Kıbrıs'ta savaşan oğlunuzdan bir mektup getirdim. Belki kendisi de gelmiştir." -"Bizim Kıbrıs'ta savaşan bir oğlumuz yoktu" Beni içeri davet ettiler. Eşi, bir fotoğraf albümü ile geldi. Fotoğrafları gösterip: -"Sana zarfı bu genç mi verdi?" -"Evet. Çok iyi hatırlıyorum. Buydu." ve işte o an beni şok eden ve hala aklımı başımdan alan şu cevabı verdi: -"Bu çocuk benim oğlumdu. Fakat onu 15 sene önce Kore harbinde şehit verdik..." " |
|
TuZLu KaHVe......... Kıza bir partide rastlamıştı.. :) Harika birşeydi. O gün peşinde o kadar delikanlı vardı ki... Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti. Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı ama tam bir kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular. Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu. Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı... “Ben artık gideyim” demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı. “Bana biraz tuz getirir misiniz” dedi. “Kahveme koymak için.” Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı. Kahveye tuz! Delikanlı kıpkırmızı oldu utançtan ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı. Kız, merakla “Garip bir ağız tadınız var.” dedi.. Delikanlı anlattı: “Çocukken deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım. Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben. Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu ailemi hatırlıyorum... Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar. Onları ve evimi öyle özlüyorum ki...” Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının... Kız dinlediklerinden çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini arayan, evini sakınan biri... Ev duyusu olan biri... Kız da konuşmaya başladı. Onun da evi uzaklardaydı. Çocukluğu gibi... O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu... Tatlı ve sıcak. Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii... Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses, prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu... Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü... 40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. “Ölümümden sonra aç” diye bir mektup bırakmıştı sevgili karısına. Şöyle diyordu, satırlarında: “Sevgilim, bir tanem. Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede. İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki, şeker diyecekken ‘Tuz’ çıktı ağzımdan. Sen ve herkes bana bakarken, değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim. Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok... İşte gerçek: Ben tuzlu kahve sevmem! O garip ve rezil bir tat. Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim. Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum. Dünyaya bir daha gelsem, herşeyi yeniden yaşamak, seni yeniden tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim, ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da...” Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında birgün biri, kadına “Tuzlu kahve nasıl bir şey?” diye soracak oldu.. Gözleri nemlendi kadının... Çok tatlı!.. dedi...:*( (işte aşk bu )http://img95.imageshack.us/img95/6026/adsz2dc.png |
| Saat: 14:18 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık