![]() |
bir gün camına bir yaprak düşerse yada rüzgarın uğultusu duyarsan bilki o benim ve sana geldim.. senelerce bekledim sen gelmedin şimdi ben geldim. Ve Bir Gün Yağmurun Toprağa Düşmesiyle Yayılan O Kokuyu Duyduğunda Hissettiğin Şeylerde Ben Varım.. Bilki Birtanem Herşeyde Sen Varsın!!!! Gitsemde.... Gitsende..... |
Bugünlerde Herkes Gitmek İstiyor Bugünlerde herkes gitmek istiyor. Küçük bir sahil kasabasına, Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara... Hayatından memnun olan yok. Kiminle konuşsam aynı şey... Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği. Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok. Bir kendisi. Bu yeter zaten. Her şeyi, herkesi götürdün demektir. Keşke kendini bırakıp gidebilse insan. Ama olmuyor. Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor. Yani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor. Böyle gidiyoruz iste. Bir yanımız "kalk gidelim", Obur yanımız "otur" diyor. "Otur" diyen kazanıyor. O yan kalabalık zira... Is, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile, Güvende olma duygusu... En kötüsü alışkanlık. Alışkanlığın verdiği rahatlık, Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor. Kalıyoruz... Kus olup uçmak isterken, ağaç olup kok salıyoruz. Evlenmeler... Bir çocuk daha doğurmalar... Borçlara girmeler... İşi büyütmeler... Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor. Misal ben... Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum. Değil bu şehirden gitmek, İki sokak öteye taşınamıyorum. Alıp götürsem gelmez ki... Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında, Herkes onu, o herkesi seviyor. Hangi birimizle gitsin? "Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır; Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin, Kendi imalatımız küfeler. Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada. Olum var zira. Ölüme inat tutunmak lazım, İnadına kok salmak lazım. Bari ufak kaçışlar yapabilsek. Var tabii yapanlar, ama az. Sadece kaymak tabakası. Hepimiz kaçabilsek... Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa. Gün içinde mesela... Küçücük gitmeler yapabilsek. Ne mümkün. Sabah 9, aksam 18 Sonra başka mecburiyetler Sıkışıp kaldık. Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli Bu kadar ağır olmamalı. Hayatta kalabilmek için bir omur veriyoruz. Bir omur karşılığı, bir omur yani. Ne saçma... Bahar mıdır bizi bu hale getiren? Galiba. Ben her bahar aşık olmam ama Her bahar gitmek isterim. Gittiğim olmadı hiç, Ama olsun... İstemek de güzel. CAN YÜCEL |
Bekleyenler İçin Bir ayak sesi duymayayım Kapıya koşuyorum Gelen sen misin diye Bir siyah saç görmeyeyim Yüreğim burkuluyor Ağlamaklı oluyorum Her şey bana seni hatırlatıyor Gökyüzüne baksam Gözlerinin binlercesine görürüm Bir rüzgar değse yüzüme Ellerini düşünmeden edemem Yaktığım bütün sigaraların dumanları sana benzer Tadı senden gelir Yediğim yemişlerin İçtiğim içkilerin Ve içimdeki bu dayanılmaz sıkıntı Bu emsalsiz hüzün Seni beklediğim içindir Resmine bakamaz oldum Uykulardan korkuyorum artık Utanıyorum odamdaki bütün eşyalardan Şu sedir hala gelip oturmanı bekliyor Şu ayna karsısında güzelliğini seyretmeni Şu kadeh dudaklarına değebilmek için duruyor masada Ve şu saat geldiğin anda Durabilir sevincinden Zaman çıldırabilir Çünkü benim dünyamda Ölümsüzlük, seni sevmek demektir. Bir çocuk dogmayı bekler Bir ağır hasta ölmeyi Bitkiler yağmur ve güneşi bekler Yalnız bir kadın sevilmeyi Ve düşün ki bir adam İçinde bütün bekleyenlerin korkusu ve ümidi Seni bekler Asılmayı bekleyen bir idam mahkumu gibi Sen gelinceye kadar Pencerem kapalı duracak Rüzgar gelmesin diye Artık perdeleri açmayacağım Gün ışığı girmesin diye Sonra kahrolacağım Bu karanlıkta, bu derin yalnızlıkta Ve günlerce gecelerce haykıracağım Nerdesin diye, Nerdesin? Bir gün bu kapıdan sen gireceksin Biliyorum Ergeç bu bekleyişin bir sonu gelecek Yıllarca sonra Öldüğüm gün bile gelsen Butun bu bekleyişimi ve olduğumu unutup Çocuklar gibi sevineceğim Kalkıp sarılacağım ellerine Uzun uzun ağlıyacağım. Ümit Yaşar Oğuzcan |
GİTMELİYİM ! Sen, benim ruhsatlı sevdam Ben, senin sevdakeşin. Ya sen varsın, ya da sen! Temmuz geldi, gitmeliyim. Sen şiir olmuşsan, şiir sensizliktir artık Çünkü; yokluğuna kurşun işlemez. Nicedir gözlerim dalıp gider Ekin tarlasında rüzgâr, nicedir sarı değil Sessiz hüzünlerle yazılmış alnıma Bir güneşin doğuşunu bekleyerek Ve bir sevdanın dilinden türküler söyleyerek gitmeliyim. Temmuz geldi... Babamın ismini verdim oğluma. Koçum benim.. Asi kartallar gibi rüzgârlı doruklarda Ve kaçıp sana sığındığım geceler Bütün gözlerim hatırımda. Kalbimde uçuşur en deli kuşlar Yüreğim denizlenir bir şiirin koylarında, Akar boz bulanık seller içimde Gözlerin gözlerimde direnir. Ellerin tutuşur elini tutsam Sen çöl çiçeğisin umutlarımın. Ruhsatlı sevdamsın. Seni sevmek yaşamaksa, ben hiç ölmedim. Temmuz geldi,gitmeliyim... Masumduk çocuklar kadar Acılarla olgunlaştık. Hayattan öğrendik ne biliyorsak Bu yüzden öfkeliyim yaşanmamış günlere Çünkü, bir hayat yetmedi seni sevmeye. Yüzü cama dayalı bir çocuğun Baba hasretiyle kaç gece bekledim seni. Kırık bir cam parçasıyken gençliğim Her gün biraz daha suskunken Daha bir yorgunken her günden Üzüm ekşisi bir yeşile cinasken gözlerin Temmuz geldi, gitmeliyim... Şarkılar söylerdin bilinmez makamlardan Şiirler dökülürdü yüreğinden Gözyaşlarım mezesiydi hüzünlerinin. Ya sana doymadan çekip gidersem Artık, ipe dizip türküleri, tesbih yaparsın sapına Son kuşlarda gidince, bir gökyüzü az gelir Gizli bir yas gibi büyür sessizliğim Ağaçta bir kuş yuvası olurum. Yabancı gözlerle aynalardayım şimdi Bir sen kaldın zulasında hayatın birde ben Birde ayaklanmış öfkem... Hem dünüm yeniktir sana, hem yarınım Soframda bir kırmızı gül Hastayken baş ucumda çorba, ütülü gömleğim Ekmeğim, aşım, kadınım, can yoldaşım Kundağım, mezarım, karım Ve de sevmek kadarımsın Derdimin tek anlayanı, yüreğimin güleç yanısın Gün ışığım, gökkuşağım, deli kanımsın. Yürekliysen sende beni sev bu gece Kunduramı bağlamayı öğrendiğim gün Kendimi sevdiğim kadar Yaşamaksa seni sevmek Ben hiç ölmedim. Fatih Kısaparmak |
|
Ifadesizligimiz gün eksikligi kendine mesken eylemiş yabancilaşiyor insan olan yanlarimiz duyamadigimiz seslere göremedigimiz yildizlara dokunamadigimiz tenlere adiyoruz düşlerimizi yapraklar dökülüyor gözlerimizden yaşlar gibi ama kuru ve cansiz bir gidişe ait gibiler aldigimiz kararlara kurban gidiyor gidişlerimiz suskunlugumuz ifadesizligimizdendir. Murat Tali | |
Bir Kez Gönül Yıktın İse Bir kez gönül yıktın ise Bu kıldığın namaz değil Yetmiş iki millet dahi Elin yüzün yumaz değil Bir gönülü yaptın ise Er eteğin tuttun ise Bir kez hayır ettin ise Binde bir ise az değil Yol odur ki doğru vara Göz odur ki Hak'kı göre Er odur alçakta dura Yüceden bakan göz değil Erden sana nazar ola İçin dışın pür nur ola Beli kurtulmuştan ola Şol kişi kim gammaz değil Yunus bu sözleri çatar Sanki balı yağa katar Halka matahların satar Yükü gevherdir tuz değil Yunus Emre |
Veda Hadi dramatik olmasın bir veda da ne çıkar? Ayrılırken gülümseyebilelim bir kere de, İçten bir el sıkışma olsun son dokunuş, Yaşananların hatrına düşman değil de pişman bakalım birbirimize… Kendine iyi bak olsun ağzımızdan çıkan son heceler. Hala için titresin bakarken gözlerime, Utanmalısın ayrılırken, Yanlış bir şey yapmış gibi başını öne eğmeden, Kalbinden başka birini bulup unutmakta geçmesin ne çıkar sevmesen bir daha? Hayalimle süslesen yine gecelerimi, Sanki hiç tanışmamış gibi, İlk aşkın gibi, Heyecandan kalbin duracak, Sesin kısılacak gibi olsun, Konuşamayacak kadar titresin dişlerin, Ve ellerin ellerimi son bir kez tutamayacak kadar terlesin. Ayrıldıktan sonra da özle beni, Ara,mesajlar çek,hiç utanmadan sıkılmadan, Dost gibi, Ama çokta dost değil, Hani hem sev hem çaktırma!! Gibi…. Sonra bir gün de ki bana, Beraber bir nescafe’ye ne dersin,biraz laflarız.. Sonra ben ne diyeceğimi, Ne giyeceğimi, İlk gördüğümde nasıl davranacağımı şaşırayım, Sonra özlememiş gibi çaktırmadan tokalaşalım.. Gitgide koyulaşsın sohbet, Eskilere gelsin, Ben sana, -Şu masayı hatırladın mı? Diye sorayım.. Sen de beni hiç bekletmeden, -Aaa evet unutur muyum hiç de.. Ben mutlu olayım.. Sonra dayanamayıp elimi tut, Ben inanamayım, Bir daha hiç ayrılmayalım diye fısılda kulağıma.. Bu kadar özletme bir daha kendini diyeyim ben sana.. Ve bu sefer karar verecek çok farklı şeylerimiz olsun… |
http://www.balcanet.net/resima/jpg/siir10143.jpg Bir akşamüstü bir rüzgâr yapıştı belime, içtik beraber. Sarhoşluk daha çok acıtır dedi, gözleri yaşararak. Önce inanmadım. Sonra kudurdu, kudurdu. Başım döndü, bağırdım... "Sen, giderken gülüm izlerini silmeyi unuttun. Sen, giderken bitanem, bende bıraktıklarını almayı unuttun. Sen, giderken aşkım, sen hâlâ bendeydin. Çalan bir müzik parçasının sözlerinde unuttun kendini. Bir ağustos akşamında unuttun beni ve seni. Süzülen damlaların sıcaklığında, Sensiz bir gecenin sabahındaki hıçkırıklarda unuttun seni. Terasda içilen bir bardak çayda ya da bir bardak birada unuttun. Bir mangal ateşinin sonrasında, yanmış közlerde unuttun. Beyoğlu'nun o güzel sokaklarında, O ıssız kalabalıkda unuttun kendini. Söylenen yalanlarda, 'iyi ki varsın'larda unuttun seni ve beni. Geceleri baktığımız o yıldızlarda unuttun bizi. Bir daha birlikde çıkamayacağımız Yeniköydeki çay bahcesinde, Papatya'da unuttun bizi. Adını bir türlü koyamadığın gelecekdeki güzel günlerimizde unuttun. Beraber yakılan sigaralarda unuttun bizi. Sen giderken bitanem, SENİ BENDE UNUTTUN !!!." |
|
| Saat: 16:02 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık