![]() |
Adımı kininizle yıkadım... Aklar mı nefretiniz gülüşümü? Hadi! Bunca suskunluğunuzun üstüne, suçlarınızı yükleyin gözlerime... Hadi! Suçsuzluğumu susturun yine... Hadi! Düşsüzlüğümü ağlatın her gece... Alın buda elma şekerim... Alın buda gülüşüm... Alın buda masalım... Hepsi diyeti gözlerinize bakmamın... Hepsi bedeli böylesine susmamın... |
Suskunluğundan tanırım O'nu... Yüzünde her daim nöbete duran ve içindeki depremi maskeleyen gülücüğü bilirim. O depremin yüreğinde açtığı derin yarıklardan en küçük bir iz yansımasa da yüzüne, aşinayım ketumiyetine... Bilirim ki, kabil olsa da, ters çıkarılmış bir kazağı düzeltir gibi işten kavrayıp dışa çevirseniz ruhunu, sanki yıllar yılı söylenmeyip saklanmış, dilin ucuna kadar gelip tutulmuş, tam haykırılacakken içe atılmış yüzlerce sözcük, hafızaya kelepçelenmiş binlerce söz, dile getirilmemiş on binlerce itiraz, akıtılmamış onca gözyaşı ilmek ilmek çözülüp saçılıverecektir ortalığa... Ama O konuşmaz. Sabırla dinler, sitemsiz kabullenir ve ruhunun derinliklerine gizlediği çekmecelerde özenle saklar içine attıklarını... Sadece kendisiyle başbaşayken açar onları... Kimi zaman gizli bir günlüktür çıkan çekmeceden... yazar; ...kimi zaman da sırdaş bir silahtır... sıkar. * * * Niye bazıları ağzına geleni söyleyip rahat uyku uyurken, "içine atan", sessizliğe gömülüp kendi dehlizlerinin karanlığında yapayalnız kabuslar görmeyi seçmiştir? Anlatmazlar ki bilesiniz... Kimi nasıl diyeceğini bilmediğinden, kimi bildiğini de diyemediğinden, kimi dediği halde kıymeti bilinmediğinden, kimi bir kez deyip yanlış bildiğinden, suskunluğun o huzurlu kuytusuna sığınmıştır. Sesini en çok yükseltenlerin en haklı sayıldığı bir dünyada, sürüye uyup gürültüye katılmaktansa sessizliğe gömülüp haksız sayılmayı tercih ederek tevekkülle içine kapanmıştır. İç kanamaları zaman zaman ağzından kaçırıverse de, dudağının kenarından sızanın "kızılcık şerbeti" olduğuna inandırır herkesi... Oysa ne kadar gizlemeye çalışsa da, içindeki fırtınanın birilerine fark edileceği umudunu hep korur. Suskunluğunun her şeyi anlattığını sanır. Sanki onca gürültü içinde birileri gözbebeklerini okuyacak ve konuşmayı bilmeyen bir çocuğun derdini anlar gibi, iç dünyasında çağlayan nehrin sesini duyacaktır. Başını sessizce öne eğişinden, sitemkar imalarından, dargın yalnızlığından derdini anlayacak, şifresini çözüp sessizliğini sese çevirecek birini bekler umarsızca... Oysa gürültünün çağında, kimselerin vakti yoktur, anlatmayanın derdini anlamaya... Kimse kimsenin gözbebeğine bakıp konuşmaz; yüreğini dinlemeye yanaşmaz. Öyle olunca da hepten içine kapanır "içine atan"... Maddi varlığını dibe çeken bu manevi yükün ağırlığıyla yaşamayı öğrenir. Yükünü sırtlayıp, kendi iç sesiyle sohbet ederek yürümeye koyulur. Kendine yazılmış mektuplar, meçhule karalanmış satırlar, sadece yastığının bildiği sırlarla örer kozasını... Sabah oldu mu, sahte gülümsemesini yüzüne yapıştırıp hayata karışır. Anlaşılmadıkça artar ketumiyeti... Rahat hesaplaşanlara özenerek erteler hesaplaşmalarını... Geciktirilmiş her sohbet, vazgeçilmiş her itiraf, gösterilmemiş her tepki birbirine yapışıp koca bir ura dönüşür içinde... Sonra kanser gibi sarar bünyesini... İçindeki yara, yüzünde gülümseyen maskeyi aşağı çekmeye başlar zamanla... Artık ya içindekileri kusacak, ya da hepten susacaktır. İşte o zaman, "iç", denilen o dipsiz derinlik, o ne atsan dolmaz sanılan kuyu taşar aniden... Yük, taşınmaz olur. Yıllar yılı sabırla bastırılan volkan, ya umulmadık bir tepki, ya katılırcasına bir ağlama nöbeti veya gizlenmiş bir silah olur, gürültüyle patlar. "İçine atan"ları bilmeyenler, kestiremezler bu ani tepkinin nedenini... Yanlış yerde ve son günlerde ararlar ipucunu... Oysa onca yılın suskunluğuyla kaynaya kaynaya dolmuştur yanardağ... Ve gün gelmiş patlamıştır. İntiharı, doğumudur "içine atan"ın... İlk kez yüksek sesle konuşmuştur ve çoğu kez, son olur bu... Artık geride bıraktığı efsane konuşacaktır, kendisi yerine... * * * Tanırım O'nu... Sessizliğin erdem sayıldığı bu özel dünyanın suskunları bilirler birbirlerini... Çareyi de bilirler. Gözbebeklerine bakıp ruhunda kaynayan volkanı sezecek ve şefkatle "içeri" sızıp O'nu yukarı çekecek bir dost elini umutla beklerler. Beynine ancak o dost eli uzanabilir. O yoksa, yedeği bir kurşundur. Can Dündar |
Yoruldum. Bir adım atacak halim yok ya da adım atacak bir hayatım. Çekilmez olacak mıydı bu hayat ya da çekilecek bir yönü yok muydu? Zor mu gelecekti nefes almak bu şehirde ya da nefes almamı sağlayacak bir insan yok muydu? |
Hayat Yazar Senaryoyu Sen Oynarsın ... ßazen GüLersin Sahnede ßazen ağLarsın... HayaLLere aLdanır YaLanLara kanarsın ... Ömür işte yaşarsın ... Sahte GüLücükLerLe Yapmacık SevgiLerLe ßi dünya kurarsın ... Sevgi Diye ßişey ßuLup onuda Hayatına koyarsıN .. Ama YaLan oLduğunu Geçde oLsa naLarsın ... Yanarsın ... Yandığına ağLarsın O gider Sen ardından ßakarsın.. KaLbinLe benLiğini Satarsın .. Ve işte aRtık Yaşamak Denilirse Yaşarsın... |
Bir gün sormuşlar ermişlerden birine: "Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?" Bakın göstereyim demiş, ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasındanda derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. "Ermiş bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz" diye bir de şart koymuş. Peki demişler ve içmeye teşebbüs et mişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan. Bunun üzerine şimdi demiş ermiş, sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. "Buyurun" deyince, her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içirmiş. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan işte demiş ermiş, 'kim ki gerçek sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse,o aç kalacaktır. ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz ve şunu da unutmayın, gerçek pazarında alan değil, veren kazançtadır daima. |
yuvam, “beni terketme, burada geçmişin yaşıyor.” der,yol ise,”gel ve beni takip et, ben senin geleceğinim!”ve ben hem yuvama, hem de yola derim ki,“ne geçmişim, ne de geleceğim var benim.kalırsam, kalışımda bir gidiş,gidersem, gidişimde bir kalış olacaktır.sadece sevgi ve ölüm her şeyi değiştirir." |
"İnsan tekerleği bulduğu zaman başına neler geleceğini bilseydi, bakmadan arkasına yuvarlardı onu ıssız bir yere. İnsanın elinden gelseydi, düğümlerdi yolları ıssız bir yerde..." |
'' Kederin bir fincan hüzün içtiğini görüp seslendim; -Tadı güzel, değil mi? -Beni yakaladın, diye cevap verdi keder. "İşimi mahvettin. Bir lütuf olduğunu bilirsen,sana hüznü nasıl satacağım? '' |
sevdalı ömrümün dakikası beş para etmedi ..[ödedim].. cümlelerim seni taşımaktan yorgun düştü son sözün ve son anın efendisi olmaya bilenmiş yüreğine yenildim geçmişten nefes alıp geçmişe nefes verdim felç oldu hislerim zamanın çoktan dibe çöktüğü kum saatimin belinden tek bir saniye bile süzülmüyordu ters çevirmeye cesaretim yoktu çünkü yeniden başlayacak bir hayatın korkağı olmuştum o gece yüreğimden sağ çıksaydın eğer ölen ben olurdum hayatın lekesiz bir anında [seni intihar ettim/şimdi katil benim!] |
Tanrım bana Değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için CESARET, Değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmek için SABIR, İkisinin arasındaki farkı anlayabilmem için AKIL ver. |
Offff... dedi. -Ne oldu? dedim -hiiiiiç, dedi. -Herşeyi bırak gel benimle, dedim. -Olur mu ? dedi. -Topu topu bi tabak fazla koyarız soframıza, dedim. -Olmaz, dedi. -Neden? dedim. -Aynı tabaktan yeriz, dedi. Bir daha Sevdim.... |
Kısa bir mola vermek istiyorum, izin verir misin hayat... ??? Acıyan yerlerimle kelimelere sığınma vakti şimdi.. |
Bileğinden zincire vurulmuş, karanlıklara terk edilen çocuklar kadar ürkeğim bu gece. Sanki 'öcüler' tırmanacak paçalarımdan üstüme. Sanki bir yaratık deşecek yüreğimi hiç acımadan. Dedim ya; çocuğum, ürkeğim. Kanlı düşlerdeyim... |
IcE`MousE Bir gün durup, Bir gün dönüp, "Yaşamın neresinde kalmıştık?" diyebilecek miyim! Ya da "Başlamadığım neler var?" Başlayıp, bitiremediğim… Hayal bile edemediğim. Okuyunca İnsanı Alıp Götürüyor yüreğine Sağlık |
Aşık olmakla sevmek arasındaki farkı sormuşlar ? Cevaplamış Şems: "Senin baktığına herkes bakar; ama senin onda görebildiğini herkes göremez. Herkes aşık olabilir; ama hiçkimse senin gibi sevemez. Tek fark sensin.. ..."Seni özel kılan; sevdiğin değil, sevgin". |
|
Beklentisi yüksek olan kadınların yalnızlığı daha koyu oluyor.Büyük lafların gölgesinde geçen hayatlar, bir daha iflah olmuyor,geçip gittiğiyle kalıyor.Zaman, aşk herşey! Ayrılıkları ayrıntılar acıtır. Kadınları mahveden erkekler değil, ayrıntılardır.Erkekler, erkekliklerinin tadını alabildiğine çıkartırken, kadınlar bu konuda da umutsuzdurlar. Çünkü kadınlık bekler. Ummak ve beklemek kadınlığa verilmiş iki cezadır. |
Bırakıp gitmek istiyorum her şeyi, herkesi… Yüreğim yanıyor, içim acıyor. Canım çok yanıyor Tanrım… Elimde bir oyuncak, çocukluğuma geri dönmek istiyorum. Sorumsuz, sorunsuz, mutlu… Okadar uzak ki umut ettiğim şeyler bana. Okadar zor ki bu yüreğin tamiri. Bir tanem, bebeğim, gözlerini, bana sarılmanı özledim. O kadar özledim ki seni, isyan edesim geliyor. Sen şimdi kaçıncı uykunda, sarılıyorsun yanındaki bedene. Mutlu musun? Ben aklına geliyor muyum? Düşünüyor musun beraber geçirdiğimiz saatleri? Ona da bana baktığın gibi sevgi dolu bakıyor musun? Ona da bana sarıldığın gibi sıkı sıkı sarılıyor musun? Ona bakarken de gözlerin parlıyor mu? Ben yalnız ben çaresiz, senin bana gelmeni bekliyorum. Karşılık beklemeden, sadece beni sarmanı beklerken, seni sevmeye, seni içimde büyütmeye devam ediyorum… Sen biriciğim, sevdiğim, meleğim… O kadar işledin ki içime, o kadar tanıdıksın ki, bırakamıyorum unutamıyorum seni!!! Ne yapacağımı, ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Sadece bana gelmeni, bana sarılmanı bekliyorum, küçük bir çocuğun sevgi beklediği gibi… Geldiğinde, yüzümü gömeceğim göğsüne, doyasıya sarılacağım sana… Yine alacağım o sevgi dolu yüzünü ellerimin arasına. Bana sarıldığında nefes bile almayacağım, ürkütmemek için seni. Sen yeter ki gel, yeter ki sevgini esirgeme benden. Yine git sonunda ,istersen. Sesimi çıkartmayacağım… |
Kusura bakma dünya, biz seninle anlaşamıyoruz. Ya ben sana fazla geliyorum, Ya da sen benim hayallerime dar geliyorsun. Ayır bizi hâkim bey. Zaten görücü usulü evlendik. Ne ona sordular bunu alır mısın? diye, Ne de bana sordular dünyaya gelir misin? diye... |
Merkez üssü sen olan depremde her şey sapasağlam ayakta dururken, kimse görmese de en büyük enkaz benim yüreğimde... İçimde arama çalışmaları günlerce sürse de, hiçbir yaşama isteği bulunamayacak bedenimde...!! |
Bir süre sonra bir eli tutmakla bir ruhu zincirlemek arasındaki ince farkı öğrenirsin, Ve aşkın yaşlanmak, birlikte olmanında güvende olmak anlamına gelmediğinide öğrenirsin, Ve öpücüklerinde sözleşme, hediyelerinde vaat olmadığını öğrenmeye başlarsın, Ve yenilgileri başın dik ve gözlerin açık karşılamaya başlarsın, bir çocuğun üzüntüsü ile değil, bir yetişkinin zarafetiyle, Ve herşeyi bugünü düşünerek yapmayıda öğrenirsin çünkü yarınla ilgili herşey belirsizdir. Bir süre sonra güneş ışığının yakıcı olduğunu öğrenirsin. Eğer fazla maruz kalırsan. Bu yüzden, başka birisinin sana çiçek getirmesini beklemeden kendi bahçeni kendin yarat ve kendi ruhunu kendin süsle. Ve göreceksin ki dayanıklısın... Ve kuvvetlisin, Ve değerlisin..!! |
Korkularını kumsala yaz Dalgalar gelince kaybolsun Dertlerini geceye yaz Sabah olunca unutulsun Umutlarını güneşe yaz Her gün yeniden doğsun Doğan güneş umudun Batan güneş mutluluğun olsun. |
Görücü usulü Aşk istiyorum artık.. gördükçe göresim gelsin, görmeyince ölesim... |
Artık ben de sıkıldım güçlü görünmekten, İçim düğüm düğümken başka düğümleri ç...özmekten... Herkese yetişmekten ama hep kendime geç kalmaktan... Eskiden olsa bir şekilde yakasından tutardım hayatın, Ama şimdi tutunduğum her hayat elimde kalıyor... Ya benim gücüm tükenmiş, ya da hayatın karşıma çıkardığı yürekler çok acımasız... Haketmeyenler en konforlu kalplerde sefalarını sürerken, Nedense ben hep iyi halden tahliye ediliyorum yüreklerden... |
Illa gitmek istiyorsan 'hoÅŸuma git' mesela... |
Deniz eğildi kulağına Martının.. "Yapma" dedi ve ekledi; "Maviliğime aldanıp dalma sularıma, balık yaşamıyor içimde artık." ... Tebessüm etti Martı... "Sadece balık için mi dalıyorum sanıyorsun maviliğine?"... ... 'Ya neden?' diye sordu Deniz.. Sen ve ben dedi Martı; bir çok aşığın fotoğraflarında aynı karede yer alıyoruz. Bir çok ayrılanın sakladığı resimlerde de.. Balık yok diye seni terketsem, o fotoğrafları da terk etmiş olmaz mıyım? "Ben açlığa ayıp olmasın diye değil, Aşk'a ayıp olmasın diye hala sendeyim". |
Tanrı'nın işaret parmağındaki en uzun tırnak birikintisi... Geri iade edin beni.... Annemin rahmine bu kez, Öperek dikin beni.... /Alıntı.. . |
Suçtur kadın olmak....çünkü herkesin sahip olmak istediği bir bedenin vardır. Korumak zorunda olduğun bir namusun ve sevmeye yasaklı törelerin. Adam gibi adam derler de, kadın gibi kadın demezler mesela Taş gibi derler. Soğuk olmak zorundadır, hissetmemesi gerekir, iyi gözükmelidir ama öyle çok iddialı da olmaması gerekir. Erkeğin yanında yerini bilmelidir. Kadın olmak suçtur bu hayatta. Seversin deli derler, sevmezsin kötü derler. Elde ederler basit olursun, elde edemediklerinde konuşmalara meze olursun. Susarsın bir şey bilmiyor derler, susmazsın dili uzun derler Erkek olmak doğuştan bir güçtür, kadın olmak eksikliktir, güçsüzlüktür. Eksik etektir kadın Aklı ermez, gözü açılmamalı, sırtından sopa karnından sıpa eksik olmamalıdır. Kadın, şeytana açılan kapıdır çünkü. O kapıyı, kadına açtırtmamalı. Oysa erkektir kadını eksik hale getiren, namusunu alıp etek altına iten, inançlarını yok eden. Erkektir bir melekten şeytan yaratmasını bilen. Kadın olmak eteğini uzun tutmaktır, başkalarının günahlarının bedelini kendisinin ödemesidir. Kadın yüzeyseldir görünürde ve karmaşıktır erkekten istediği şeylerde Oysa kadın derindir ve derine dalmasını bilen vurgun yeme ihtimalini de göze alabilmelidir. Cesurdur kadın, erkek gibi tartıp biçmez. Seviyorsa bodoslama atlar, sevdiği için tüm engelleri aşar. Oysa erkek korkaktır. Ne kadının ilgisini kaybetmek ister ne de ona bir gelecek vaat eder Yedekte tutar. Daha iyisini bulamazsa, elinin altındaki ile idare eder. Kadın karmaşık gibi gözükür ama istediği üç şey; sevgi, sadakat, dürüstlüktü |
İnsanların daha güvenli araba kullanmasını istiyorsan,hava yastıklarını çıkartıp, boyunlarını hedef alan bir maket bıçağı yerleştir. Kimse saatte 5 kilometreden fazla hız yapamaz. |
|
Ne yaşarsanız yaşayın,birine en son davranış şekliniz,onda bıraktığınız tek fotoğraftır... |
Bazen diyorum kalk içinden geçeni söyle.Nefret ettiğine defol hayatimdan.Sevdiğim insanlara engellerini umursamadan Seni Seviyorum de.Üst beyin herşeye karışıp mantığımın şalterini kaldırıyor.Sonra yine susuyorum çünkü nefret ettiklerim bile hayatımın parçası .La havle vela kuvvete devam... |
|
|
|
Allah der ki; Kimi benden çok seversen onu senden alırım. Ve ekler; Onsuz yaşayamam deme, seni onsuz da yaşatırım. Ve mevsim geçer, gölge veren ağaçların dalları kurur, Sabır taşar, Canından saydığın yar bile bir gün el olur. Aklın şaşar, dostun düşmana dönüşür. Düşman kalkar dostun olur. Öyle garip bir dünya, Olmaz dediğin ne varsa olur. Düşmem dersin düşersin. Şaşmam dersin şaşarsın. En garibi de budur ya; Öldüm der durur yine de yaşarsın... Mevlana |
YAPRAKTAN SIKILMIŞTI AĞAÇ, SONBAHAR BAHANEYDİ... |
KIZGINLIĞIMA BİR ŞEKİLDE DERMAN BULUYORUMDA , KIRGINLIKLARIMA NAÇAR KALIYORUM... |
|
|
|
HAYATIMDA KISKANDIĞIM TEK ŞEY KUŞLAR... |
VE HAYAT ; YAŞAYARAK TECRÜBE ETTİRDİ ! VEFA ! İSTANBUL' DA BİR SEMT ADIDIR... |
Çocuk kediye baktı, kedi bunu görünce kaçtı Yazın pencereden bakınca, otururdu karşıda amca Sizi dost sandım, şimdi artık akıllandım. |
Konuşurlar susarım,hissederim söyleyemem... M.Akif Ersoy |
Ben artık kimsenin, hiçkimsesi olmayacağım. Nazım Hikmet |
Allah’ım bazı kullarını çok seviyorum..Bazılarını da vallahi sırf sen yarattın diye… |
Hicret gerek bazen, kâh bir yerden kâh bir gönülden ... |
| Saat: 12:44 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık