![]() |
Adı Yalnızlık Gölgen gibidir yalnızlık Gecenin ıssızlığı, karanlığı gibi boş ve soğuk. Sarılırsın ararsın tutamazsın Yoktur çaresi. Adı Yalnızlık Yazılmıştır bir kere Yiğit olsan da büker bileği, Cesur olsan da sızlatır yüreği. İçindedir sevgi, insanın tek dileği Ateşten gömlek misali Sevgi... Sevgi... Sevgi... |
Aglama zamanı Yine yagmur yagıyor..Tıpkı gözlerim gibi Etraf mis gibi toprak kokuyor.. Senin teninin kokusu gibi..! Gözlerim bir noktaya takılı kaldıgında Gözlerinin içine dalıyor.. Daldıkça batıyor..batıyorum ve boguluyorum..! Kurtulmak için ise hiç bir çaba sarfetmiyorum Olsun..Olsun be..! Bogulayım Yeterki gözlerinde son bulayım..! İçim kor alev gibi yanıyor..Yanıyorda Bu kalbim boşyere seni arıyor.. Boş yere 'nerdesin' diye feryad ediyor..! Bak dayanma gücüm kalmadı artık Her geçen gün bitmekteyim.. Tıpkı sensiz ve yalnız gecelerim gibi..! Seni özlüyor..Seni arıyorum Sagıma bakıyorum yoksun.. Solumda ise hiç yoksun..! İşte o an başımı önüme egip aglıyorum Biliyorum ki; Şimdi aglamanın tam zamanı..! Bak sevgili..! Gökyüzüde aglıyor benim halime Adeta yarış halinde gözlerimle.. Kimsesiz bir yetim gibi Boynu bükük kalbimin Şimdi tam aglama zamanı..! Eger bir gün sende sevmeyi ister Ve de..Denersen Sakın haa..! Sakın Ben gibi sevme.. Sakın haa..! Sakın Ben gibi özleme.. Kıyamam sana..Kıyamam Kıyamam o güzel gözlerine..! Bırak..Bırakta yine ben aglayayım Senin yerine..! Şimdi gözlerimin senin yerine aglama zamanı..! |
Hayatlarımız da hep ya beklenenler var yada bekleyenler var. Ömrümüz nedense hep ümit etmekle unutmak arasında tükeniyor. Ya beklenen bir türlü bize ulaşmıyor yada yol ayrımlarında erken davranıyoruz. Ümit edilenle unutulanlar nedense hep birbirlerini götürüyorlar. Yanlışla doğru da olduğu gibi... Var oluşlarımızda yok oluşlarımızda hep aynı nedenden... Özlemden... Kiminin hayatı yeni varoluşlara kiminin ki yokoluşlara gebe. Ama sonuç ne olursa olsun yok olurken de var olurken de bekleyişler içindeyiz. Bekledik... Bekliyoruz... Beklemeye devam edeceğiz... Ve neden her bekleyen hayatını beklenene bağlar? Yada neden beklenen birgün döneceğini söyleyerek çıkar bekleyenin hayatından? Hayatımızda ki gelgitlerde neden hep bekleneni suçlarız? O olsa hayat daha mı çekilir hale gelir?Yoksa hayatı çekilir yapan Onun özlemi midir? Neden bekleyen her güne beklenenin geleceği umuduyla başlar? Gidişlerden dönüş olsaydı zaten varılmaz mıydı çoktan kavuşmalara? Veya neden beklenen bir türlü dönüş yolunu bulamaz? Bütün yollar çıkmaz da mıdır? Ya da geri dönüşte bekleyeni bulamama korkusu mudur onu her yola çıktığında geri koyan sebep? Bekleyen de beklenen de unuttuysa unutmaya mahkumsa neden her doğan gün kendisiyle beraber yeni bekleyişler de doğurur? Veya neden hep sonunu bile bile başlarız yeni bekleyişlere? Yoksa hiçbirşey değilde beklenenin bir gün geriye dönebilme umudu mudur bizi ayakta tutan? Veya bir bekleyenimiz olduğu için yalnız olmadığımızı dünyaya kanıtlamış olduğumuzu sanmak mıdır bizi bekleyene bağlayan? Bekleyen bütün hayatını o kadar bağlamıştır ki beklediğine, onun gelmesi için yapamayacağı hiçbirşey yoktur yeryüzünde. O olmadan yalnızdır ve onun yalnızlığı da güzeldir sonunda Ona kavuşmak varsa... Beklenen o kadar mutludur ki bir bekleyeni olduğuna Onsuz olmanın Onu görememenin hüznü bile güzel gelir eğer bütün yollardan geriye dönüş varsa... Aslında bekleyen de beklenen de kendini mi kandırır? Bütün bekleyişlerin asıl nedeni yolun sonunda kendimizi bulma, kendimize kalma korkusu mudur acaba? Bütün bekleyişler de asıl beklediğimiz kendimiziz ve her döndüğümüz yolda kendimize çıkıyorsa başlangıçtan beri yalnız değil miyiz? Ve yalnız mı bitir meliyiz? Yalnızlığımıza veya başkalarının yalnızlığına çare aramaktansa sadece beklemeli miyiz? Bu bekleyişin var mıdır sonu? Yoksa sonsuz bekleyişlere o kadar harcadıkta benliğimizi geriye döndüğümüzde bulacak bir ben bırakmadık mı? Boş umutların peşinden o kadar koştukta kendimize gidecek dermanı bulamadık mı? Herşeyde o kadar başkalarını aradıkta kendimizi bulmaya zaman ayıramadık mı? Veya herşeyi unuttuğumuz gibi başlangıçta asıl aradığımızın kendimiz olduğunu damı unuttuk? Yoksa herşeyi kurguladık mı? Bizi bu kadar mutlu eden, bekleten, yoran, acıtan, yorarken bile tekrarını bekleten hep mi kendi kurgu muzdu?.. Varsayımlardan mı ibarettik? Ve kendimize bekleyenle bekleneni icat ettik... Eğer herşey sadece kurguysa neden bu yolculuk sonsuz değil? Neden diğer herşey gibi sadece bizim değil? Neden bu oyunda tek başımıza oynayamıyoruz? Ya beklenen yada beklenen olmak zorundaysak ve hangisi olacağımıza bile karar veremiyorsak nasıl bizim oynumuzdur bu? Ve bu oyunun bir sonu var mıdır? Yoksa sonsuz mudur bekleyenle beklenenin ömrü kadar? Ve ben bu yazının neresindeyim? Beklenen miyim? Beklemeli miyim? Yoksa bir zamanlar kendime yaptığım gibi her şeyi terk mi etmeliyim?... |
Yalnızım Aşkıyla Aşklandım Yalnızım Aşkıyla aşklandım Gözlerimden güneşler sökün edecek Bir dünya istiyorum Başımı döndürecek.. Göğsümün içinde Volkan yürek Kim yaşayabilir ki böyle suskun Sustukça haykırarak.. Okyanuslar istiyorum Taş devrini gömecek Yüzyıllar istiyorum Aşk, hükmünü sürecek.. Bir yürek daha istiyorum Dahalarca aşkımlı Aşkımı döndürecek.. |
Yüreğimin hecelerini susturmaya çalıştım gece boyunca, ancak hükmedebildim. (ya da öyle sandım) Kendimle başbaşa kalmaya çalıştıkça, yüzüme vurdu yüzsüzlüğünü hayat. Bir sahnede rol yapmaktan daha zordu sahnesi. Perdeler hesapsız açılır kapanırdı. Dublör yoktu. Prova yoktu. Yaşardın olabildiğince. Nereye olduğunu bilmediğim yollara girmekten korkarak, çaresizliğime yenisini ekledi yeni bir yol!Hayat(mış)! hadi ya! Acıya alışmış bir bedenin yüzüne mi vurmak gerek sancılarını tüm kök hücreleriyle! Bu yolun ortasında yer almalı ve işime gelmediğinde geri dönmeliyim belki de... Yorgunlukların, düne benzemesini istemiyorum. Soğuk odalarda yankılanan isyan sözcüklerini duymak istemiyorum. Acı istemiyorum... Kendim için istiyorsam, namerdim!!! Yine mi? Kendimi ne kadar arasam, o kadar uzağıma düşü(rülü)yor suretim... Sonsuz kelimeler biriktirmeye çalışıyordum ve son kelimelerini duyduğumu hissettim. "Geceydi ay vardı, bütün hayatımız, Uzak bir yıldızdan düşmüş gibiydi, Dilimde bir gençlik şarkısıyla aradım eski hayalleri, Vakitsiz gelip geçen trenlerde sevgili arkadaş yüzleri" S(b)ana birileri lazımdı. S(b)enden daha çok biri olmalıydı bu. S(b)ana güç vermeliydi, dualar etmeliydi, sabır dilemeliydi...İnatla karaya bulayanlara, beyazdan bahsetmeliydi! Ağlatmamalıydı... İncitmemeliydi... Yazacağım son hecelerin anlamı ağır olmalı... Kan... Can... Çare(sizlik)... Hesap... Ömür... (ölüm) zaman... Zamandan bahsedebiliyorsam hala, demek ki yarın güneş doğacaktı... Güneşe leke sürülmemeliydi... Demek ki ellerimiz temiz olmalıydı. Güzel bir düş olacaksa eğer uyanacağım, kinimi akıtmamalıydım hayata daha çok... ve sadece susmalıydım... |
YALNIZLIK ŞİİRİ Karanlığın insanı delirten bir ihtişamı vardır Yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım Bu gece dağ başları kadar yalnızım Çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından Dudaklarımda eski bir mektep türküsü Karanlıkta sana doğru uzanmış ellerim Gözlerim gözlerini arıyor durmadan Nerdesin? |
Dün gece ağladım içimdeki odada. Saatleri kovdum, kilitleyip kendimi kendime, ağladım dün gece. Tüm renkleri siyaha boyayıp, mumlar yakıp gizlice ağladım. Geçmişe baktım eski penceremden, baktım baktım ağladım. Gözyaşlarımı toplayıp tek tek düştükleri yerden baktıkça onlara ağladım. Odanın en kuytu yerine "sindim", odadan kaçtım, yine ağladım. Ağladıkça çoştum. Coştukça ağladım. Ağlaya ağlaya yüreğimi dağladım. Dün gece... |
Hüzün yıldızları parlıyor yine gecemde, ne tarafa çevirsem başımı, bir SEN bakıyor bana… Ne zaman kahretse yüreğim, ağlamaya susasa ve ne zaman iki damla belirse göz bebeklerimde, bir SEN akıyorsun, sessiz çığlıklarıyla şehri uyandıran kaldırımlara… ' Ne zaman seni düşünsem' desem yalan olur… Hep aklımdasın ya! Her saniye bir SEN daha çakılıyor aklıma… Ellerimi her uzatışımda maviye umut dilenmek için, SEN batıyorsun avuçlarıma… SEN bakıyorsun bir çocuğun gözlerinde, bir bebeğin kokusunda SEN kokuyorsun, bir SEN seviliyorsun onca yüreğin arasından… Her şey SEN oluyorsun da, o kadar SEN, bir BEN olamıyorsun sevdiğim.. Bir benim gibi sevmeyi beceremiyorsun… Her tohum ekişimde toprağa, birkaç gün sonra SEN filiz veriyorsun. Gittiğinde bir asma ekmiştim evimin önüne, gün geçtikçe büyüdü, çardak yaptım kendi kendime.. Şimdi kapımın tam önüne düşen bir dalı var, sanırım onu kesmeliyim. Çünkü kapımdan dışarı her adım attığımda bir SEN çarpıyor yüzüme… Neden yağmurlara benzettim ki seni? Şimdi her yağmurda, SEN yağıyorsun bu koca kente… Sana güneşim demeseydim keşke… Her sabah yatağıma SEN vuruyorsun penceremden… Lanet olsun! Keşke Kalbim demeseydim sana… Şimdi her an SEN atıyorsun içimde… SEN den kurtulmanın bir yolu yok mu yar? SEN imkansızsın… BEN imkansızlıklar denizinde cılız kulaçlar atıyorum hayata dair, boğuluyorum arada bir… Yine de kıyamıyorum sana… Keşke, 'Bu can seninle yaşıyor' demeseydim sana. Şimdi her boğuluşumda SEN dirhem dirhem ölüyorsun, öldürüyorsun! Yani her şey SEN oluyorsun da, o kadar SEN, bir BEN olamıyorsun sevgili… olamıyorsun! Yaşayabilmen için benden gitmen lazım… Yaşayabilmem için benle olman lazım… |
Desem ki ... "Canım Acıyor"... Yaralarım kabuk bağlıyor bu doğru desem, ondan daha da canım acıyor desem, ne anlarsınız bilmiyorum ki? Desem ki yaralarım kabuk bağladıkça, hayat ile bağım zayıflıyor, mesela kelimelerim de öte diyarlara gidiyor, iyice yalınlaşıyorum, iyice suskunlaşıyorum Desem ki size bu aşk bitti, Desem ki size aşk bitti Desem ki size ben bittim Ne farkı var? Kavramlarımın içi boş… Ben yeni kavramlar üretmeye, türetmeye çalışıyorum. Anlamlarımı değiştirmeye zorluyorum kendimi. Sebepsiz hıncımın sebebi... Anlıyorum cümlelerin özünü, kelimelerin tüm anlamlarını ve onların bütünüyle oluşturduğu yeni anlamları. Mesela herhangi bir yerde duyduğum, şu insanların pek sevdiği- hiçbir şey eskisi gibi olmayacak- cümlesini. Anladım artık “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” cümlesini. Anladım artık, sıradanlaşma çabam hayatımın en önemli meselesi. Bir anda televizyonda eski bir film, Türkan Şoray- unutulmaz replikleri ve kalp atışları altında, Selvi boylu ve al yazmalı çıkıveriyor karşıma. Olmuyor Desem ki size olmuyor? Sahi anlar mısınız? Kalbim yaşlandı biliyorum, Yatağa uzandığım her an hissediyorum bunu desem. Dinleme deseniz, Manalı buğulu bir bakış fırlatsam Sahi anlar mısınız? Başka türlü nasıl yapıldığını hiç bilmiyorum, demenin ne demek olduğunu Bilseniz de hiçbir şeyin değişmeyeceğini Çaresizliğin ne olduğunu Sahiden güvenli limanların yanlış yolcusunu Yanlış yolcunun hırçın çabasını Havadaki hoyrat rüzgarı Her şeyin birbirine bağımlı olduğunu Hiçbir şeyin bağımsız kalamadığını Zamanın çürüdüğünü İçinizin yığılıp kaldığını Bedeninizin ayakta öylece asılı kaldığını Kelimelerin hayalden ibaret olduğunu İçinizin yığılıp yol ortasında münasip bir yerde Orada kaldığını Geri dönülemez olduğunu girilen yolların Zamanın ve yaşamın saçmalığında Tutunma çabalarınızın Soluksuz bir boşlukta yel değirmenleriyle savaşan don kişotlara dönüştüğünü... Yeniden yığılıp kaldığınızı Sahi söylesem inanır mısınız? Bedeninizin sancıların bir aracı olduğunu, Ölsen değişmeyecek bir kader olduğunu Sonsuzlukta yankılanacak bir acı kaldığını Sonsuz bir acı doğurduğunu Bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını... - Erken ölürüm diyen küçük bir kadının büyük yüreğini.... İnanmışlığını İmkansızlığını Çaresizliğini Yıllar sonra geliveren “çok üzgünüm” cümlesinin hiçbir şey ifade etmediğini Aklınızda sebepsiz şiirlerin şarkıların süregelişi; “mutlu aşk yoktur” dizesinde kalakalışı, Çok seviyorum seni, Ve bu çoklar anlatmıyor hiçbir şeyi, Ben bile anlatamam İçimdeki deliyi... Diyenleri Sahi anlar mısınız? Rasyonel dünyanın ince sızılarını üstlenmiş yüreklerin çığlıklarını duymadan yaşayıp giden güruh! Hakikati sınamadan inanan saf ruhların sürüklendiği uçurumların inançsız yaban çiçeklerini sular mısınız? Doğanın kucağında uyuyan güzel! Ey güzel artık uyan! Uyan! |
Bazen Yalnız Kalır İnsan Bazen yalnız kalır insan Kalabalıkta yabancı yüzler içinde Bazen de yalnız kalmak ister insan yalnızlığın içinde Bir dost ararken Yalnızlık gelir oturur baş ucuna Dertleşir seninle dertleşirsin kendinle Hayat muhasebesi yaparsınız Nedense bilanco hep açık verir Kader dersin hep kendine yontmuş Sonra geçmişine bakarsın Görebildiğin; Bir kavanoz dibinde keşkelerden başka bir şey değil Üzülsende aslında ağlasanda bir şey değişmez Bazen kahkahalarda bulamadığın huzur Iki damla yaşla çıka gelir Sebahattin Mertaslan bazen insana sebebini bilmediği bi sıkıntı gelir yada gitmesini hiç istemediği bi yalnızlık hissi bazende boğulmak ister kahkahalara dostlar arasında tıpkı ağlamak istemesi gibi boğulmak göz yaşlarına yalnızlıkta paylaşılması gereken duygulara kapılır bi an yaşanması gereken duygulara bir boşluk vardır bir yerlerinde yıllarca ömrünce dolduramadığı bi boşluk hayali ile yatıp kalkması gibi bi çocuğun hiç ulaşamayacağı hiç elde edemeyeceği bir oyuncağın hayali ile yaşar bulmanın yaşamanın bi an dalar gider gözleri yatırıp uzaklara kapılıp gider ulaşılması güç sevdalara bi an içine bir seher vakti ferahlığı gelir sahilde sıçrayan dalgalar gibi yada temmuz sıcağında yakaladığı bir cereyan gibi gelir ve gider |
SAVRULUYORUM Savruluyorum... Nasıl inanırım bu sahte yüzlere?.. Beni benden götürmek için verdikleri bu uğraş niye? Önlerine umutlarımı, sevinçlerimi, iyi niyetlerimi seriyorum... Karşılıksız sarıp sarmalanacağımı umarken hakketmediğim acılarla karşılaşıyorum... Tükeniyorum... İnançlarımı bir bir yitiriyorum. İnsanlığa, aşka, sevgiye, vefaya dair olan inançlarım yitip gidiyor. Hiçliğe doğru sürükleniyorum. Yokoluyorum, kimse görmüyor... Yalnızlık içimi kemiriyor... Bu düğüm nasıl çözülecek? Hayat mı acımasız olan yoksa insanlar mı? Bu hiçlikte kaybolmaktan korkuyorum... Oradan oraya savrulurken yüreğim kendime nasıl ulaşacağım? Kime tutunacağım? Savruluyorum... Gecelerim hüzün, gözyaşı ve yalnızlıkla geçiyor. Sanırım daha birçok geceyi aynı şekilde tüketeceğim. Kendimden başka adresim yok... Hiç düşünmemiştim gün gelip yüreğimde hiçbir aşk olmaksızın yaşayacağımı. Sahte sevgililer miydi yüreğime yerleştirdiklerim, güvendiklerim, inandıklarım?... Bu soru boşluğa fırlatıp atıveriyor dünyayı... Hayat kimi zaman yanlış kişiyi sevgili diye sunuyor bize... Onunla yenilenmeyi ve çoğalmayı umarken; eskiyor ve eksiliyoruz. Çoğu zaman farkına bile varmıyoruz eksildiğimizin... Ancak yıkan ve yıpratan bir ayrılık sonrasında anlıyoruz yüreğimizden ne çok şeyin yitip gittiğini... O’na dair yazmak istemiyorum aslında... Öfkeyi, eksikliği, çelişkiyi, yani ona dair ne varsa içimde yaşıyorum. Bir zamanlar yakınım bildiğim, sevdiğim dediğim bir yabancı da kalan parçalarımı yeniden kazanıp, kendime dönmem ne kadar sürecek bilmiyorum. “Sen benim bir parçamsın” derken, içimi ve canımı bunca acıtan birine inanışımın sebebi neydi? Yaşadığım bu zaman diliminde, aldanışlarımın bedelini ödemek düşüyor bana... Kendimi tamamlamaya, onarmaya çalışırken birçok inancımda kopup gidiyor içimden... Bir taraftan eksilirken , kendimi nasıl yenileyip, tamamlayacağım? Belki de tamamen yenilenmek için bu eksilişler gerekli... Hayat devam ediyor.... Ve ben savruluyorum... Savruluyorum... |
|
YALNIZLIGIM CIGLIKTI HEPİNİZ MI SAGIRDINIZ????? |
Ağzının kuruluğu ve baş ağrısı ile uyandı. Akşam oldukça fazla içmişti kendine kızdı neden bu kadar içtim diye. İki elini yana doğru açtı sabah mahmurluğunu atmak için olanca gücüyle gerinecekken eline bir tutam saç geldi. Başını yatağın boş olduğu yere doğru korkuyla çevirdi. Yatağında üstünü kalçalarına kadar çarşafla örtmüş birisi yatıyordu. Ellerini toparladı ve dudağını ısırdı bu bir rüya olmalıydı. Tekrar başını çevirdi ve o orada duruyordu yarı beline kadar çıplak bedeniyle. Akşamı düşündü kapıya kadar gelmişti oldukça nazik bir insandı teşekkür için bir kahve ısmarlamak istemişti sadece. Sonra ne olmuştu nasıl bu noktaya gelmişlerdi. Oysaki böyle bir şey olmayacaktı olamazdı da. Yanında yatan beden kımıldadı kafasını çevirince göz göze geldiler. Gülümsüyordu sakin bir hareketle başını tam gözlerinin hizasına getirdi ve dudağına bir ıslaklık bıraktı. Ne yapacağını bilemeden oldukça sakin bir şekilde bu temasa karşılık verdi. Sonra istemediği bir olayın içinde bulmuştu kendini. Ne yapmalıydı ne yapabilirdi ki. Hayatının hatalar zincirine bile bile zaten merhaba demişti şimdi ise bunun devamı geliyordu. Başlamıştı işte ayrılığın ilk belirtileri ve o arayışın içindeki labirentin kapısından içeriye girmişti. Oysa her şeyi değiştirebilmek mümkündü bir şeyleri durdurabilmek. Kendini tutanın ne olduğunu bilmeden daha bir ayrılığın acısını sindiremeden o arayışların içerisine girmişti. Yataktan doğrulup banyoya doğru ilerledi duşu açtı su vücudundan yere düşerken gözlerini kapatıp bu sakin zamanın tadını çıkarmak istedi. Bir flaş patlaması geldi önce gözlerinin önüne sonra son yudum alınan kahvelerin tabaklara konuşu ve kendisine bakan o nazik insanın gözleri geldi gözlerinin önüne. Onu görmüştü bacaklarının hissizleştiğini hissetti yere çömeldi duştan akan su şimdi ensesinden kalçalarına doğru süzülüyordu kollarıyla ayaklarını kavradı. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu yanaklarına ve oradan suya karışıp yere düşüyorlardı dizlerini ısırdı. Olmuştu işte o basit hayat oyunun içindeydi. Hâlbuki o daha onu yaşıyordu, inanmıyor inanamıyordu artık Allah’ ım ne olur bir kâbus olsun diyebildi sadece. Son gücüyle yerden doğrulup ayağa kalktı bornozuna sarılıp korkak ellerle kapıyı açtı yatak odasına girdi. O hala orda idi. Biraz yalnız kalabilir miyim dedi. Anlamaz gözlerle kendisine bakan insana lütfen dedi. Elini telefona uzattı kısa bir çalma sesinde sonra hattın öbür ucunda o vardı. “Efendim alo alo” ürkek bir sesle pardon yanlış aradım telefonu kapattı. Kendini o dağınık yatağın üstüne bıraktı. Kokusunu kaybetmemek için yıkamaya kıyamadığı bu çarşafta artık üçüncü bir koku vardı. Ve ayrılık sahnesinin en zor rolünde başrolü kapmıştı. Görmek istemediği güzellikler duymak istemediği o yalvarmalar geldi kulağına. Anlık sinir ya da hırslarıyla feda ettiği bu sevgi artık yoktu. Ve ayrılığınızın dram sahneleri başlamıştır artık. Yeni rolünüzü oynamaktan başka çareniz yoktur. Yâda… |
Yalnız Aşıklar Delicesine sevdiler birbirlerini Delicesine sardılar ellerini Ne bastıkları toprağı Ne soludukları havayı Akıllarına getirdiler Öyle bağlandılar birbirlerine Öyle yalnız kaldılar iki kişi. Büyü bozulsa İki gülün arasında Bir bağın çözülmesi gibi Rüzgarda dolanan kuru bir yaprak gibi Tutunacak dal bulamazdılar. Unuttular. Ne ayrılığı getirdi akıllar Ne acıyı ne de ölümü Ne geçmişi ne geleceği Doğa zalim Rüzgar dağların Ölüm toprağın emri. Bir suda erir gibi İki kişi Kalplerini şeker gibi Kara bir sevdaya attılar. Delicesine sevdiler birbirlerini Delicesine tuttular ellerini Ne toprağı ne ölümü Ne de acıyı getirdiler akıllarına Öyle bağlandılar birbirlerine Öyle kandırdılar doğayı Öyle kandılar hayata. |
İSYANKâR DELİKANLI Gece sessiz ve karanlık, dalmak üzereyim İçim ürperiyor aniden bir baykuş sesiyle, Korkuyorum, ve iliklerim donuyor soğuktan Sığınacak bir yer arıyorum bulamıyorum. Doğruluyorum; ilerliyorum ağır ağır Attığım her adım ölüm eridiğimi hissediyorum Karanlığa dalıyorum giderek, evler gitgide kayboluyor Dönüp ardıma bakıyorum her şey yalan, her şey viran. İsyan ediyorum kadere ve yalnızlığıma; Avazım çıktığı kadar haykırıyorum Aklıma eski dostlar geliyor;susuyorum Ve kendimi tutamıyorum , ağlıyorum Bir sarhoş geliyor yanıma, beni avutmaya çalışıyor, Başımı kaldırıyorum bakıyorum. Kendime kıyacak bir yer arıyorum Beni öldüren sokaklara sonunda ruhumu da veriyorum. |
Ben Hiç Sensiz Kalmadım ki… Âşık olunca çevremizdeki her şey nasıl da başkalaşır, sıradan olan her şey birden büyülü bir hal alır. Yoklukta, karanlıkta, sessizlikte ve yalnızlıkta hissedilen aşk hüzünleri nasıl hayatımızın kaynağı haline gelir. Tutsak kalırız adeta sevgiliye, onun hayaliyle yaşarız. Aşktır işte, durup dururken vurur, içine hapseder... Düşleri aşkla dolu melodik aşk fısıltılarıyla aşkı anlatırken gözlerinin içi gülüyordu. Bir şey söyledi fısıldayarak; Ben hiç sensiz kalmadım ki… |
Masaldaki Yalnızlık Ben yalnızlığı Gökte uçar gördüm. Ben yalnızlığı Garip naçar gördüm. Ben yalnızlığı Gelip geçer gördüm. Cahit Külebi |
seni düşünürken nasıl da parçalanır yüreğim, nasıl da gidip gelirim geceye... seni düşünürken, sevginin diğer yansımaları gözlerimi aydınlatır... beklerim! nasıl da pır pır eder kalbimden arta kalanlar... ben hiç gündüz görmemiştim seni sevene kadar. ufacık sevgicikler içinde kaldığımı bilirim sadece... bir yürek düşün ki, senin olmadığın iklimlerde hep üşüyor, hep kış var ona. gelmeni bekleyen o kadar bahar , o kadar ben var ki sana müptela... ve aşığım! seni düşünürken parça parça oluyor bedenim, özlem ve susuzluğun en çok hissettiklerim... düşmüyor gözümden hayalin, dilimden ismin, yüreğimde engin dalgaların çırpınmakta... diyemem gönlümde aşkım saklanmakta... susarım! seni düşünürken, bir tufan yaşarım içimde belirsiz, belirsiz saatlerde kaybolurum ortadan... "seviyorum seni ey imkansız kadın!" diyemediğim için ne kadar da pişmanım şimdi... "keşke" ve "ne yazık ki" diyebilmek ne kadar da utanç verici anılarda... anılarda kalmış dört beş sayfalık aşk şiirleri var sadece hafızamda... ve hafızam yokluğunla bulanmakta. bu uzattığım sanma ellerimdir benim. onlar sadece hayata tutunmakta. ne yakınlar yakın bana. ne sensiz bir ümit var uzaklarda. bil ki, her cadde, her tebessüm ve her gün bana tuzaklarla... seni düşünürken parçalandı bir adam, bir adam yüreğini kaybetti sensiz, bir adam gözlerini kıskandı ve göz yaşlarını sakladı uzaklarda... bir adam, "adam gibi adam" olamamanın sancısıyla ve aşık gibi insan veya ötesi... seni düşünürken nasıl da parçalanır yüreğim, nasıl da gidip gelirim geceye... http://img.blogcu.com/uploads/maskeliduygular_4280173-md.jpg Daha önce "yalnızlığın fotoğrafı" diye ilan etmiştim ya bu fotoğrafı. Yanılmışım meğer. Meğer bu fotoğraftaki hiçbir şey yalnız değilmiş SUZİNAZ. Bugün bir kere daha dikkatli dikkatli baktım. Yok, hayır değil. Bu değil, "yalnızlığın resmi". Ben yine üzgün, ben yine rakipsiz yalnızlık konusunda SUZİNAZ. Belki kendime ilan etmiştim onu da arkadaş, böylece ikimiz olacaktık. İki yalnız olarak anılacaktık. Olmadı be SUZİNAZ, olamadı. Şu TAŞ bank kadar olamadım. Güneşi var, denizi var, kendi gibi taş kaldırım. Ben kendimi şanslı sanırdım. Bende de senden hatıralar... Ellerim şaşkın şu anda. Her zaman çabucak bulduğum harfler nerelere gidiyor şaşkınlıktan! Her zaman kelimelerden kaçarken ben, şimdi iki heceye MUHTAÇ bekliyor. Yine başaramadım SUZİNAZ, yine büründüm siyah elbiseme. Yine kaçıyorum, sevmiyorum yağmurları. Yine gördükçe rahatsız oluyorum seni hatırlatanları. Bir taş bank bile benden mesutsa, bir taş bank bile bu kadar arkadaşla çevrili ise... Sen bu işe ne dersin ey SUZİNAZ!? Doğan güneş, batan güneş, uçan bir kuş, solan güller, biten günler, geçen dünler... Ne dersin bu işe?... Hayat bu sanırım SUZİNAZ!... Cevabını bekliyorum... SEN DE YAZ! |
Herkes sonunda özüne döner. Özümde sen varsın sanıyordum, oysa şimdi yalnızım. Senin kafanın bulandığı konularla gerçekleri görebiliyorum ancak... Ama gerçeklerin gücü, duygularımın inadını bitiremiyor. Yine de oyalayabiliyorum kendimi; hikayemi kendim yazmıyor, senin hikayeni ve olacakları izliyorum. Benimki de peşinden geliyor zaten. Rüyada gibiyim. Biri dokunsa o siyah boşluğa düşeceğim. Ve karanlığa düştüğümde beni tutacağını bildiğim biri yok yanımda; yoksun Bu yüzden mücadele etmeyi yeniden öğreniyorum. Güçlü olduğumu görüp kendime şaşıyorum... Sonra.. değişiyorum. Hem de senin istediğin yönde. Yalan söylüyor, sigara içiyor, ilerisi hakkında dünyevi planlar yapıyorum. Neyim olduğunu soruyorlar... her soruda daha çok batıyor, daha çok halsiz düşüyorum.. Düşündüğün şeyleri bize de anlat, diyorlar. Düşündüğüm bi'şey yok, diyorum. İnanmıyorlar. Oysa doğruyu söylüyorum. Bi' şey düşünmüyorum ki ben, seninle konuşuyorum. Bak, diyorum sigaramı senin tembihlediğin gibi söndürdüm, sen gülümsüyorsun. Kahvemin içine krema poşetini düşürüyorum, "beceriksiz şey" diyosun, "hadi öp de affediiim". Dünyanın yolunu yürüyorum saatler boyu, söyleniyorsun, e tabi trip yapıyorum. XXL-double-double menü istiyosun, dalga geçiyorum.... Sonra soran gözlerini dikiyorlar üzerime; Pişt, biraz gül hadi? Zorluyorum kendimi ama yüz ifadelerine bakılırsa başaramıyorum. Saçmalamak, isyan etmek istiyorum o an; senin emin olamadığın ve en ufak sinir harbinde kolaylıkla inkar edebildiğin varlığa olan saygım ve korkumdan susuyorum. Sustukça yaşıyorum artık. Sustukça duyabiliyorum sesini... |
Elimde kaldı umutlarım Her sabah hüzünle karışı bir umut var içimde. Sensizliğin hüznünü, yeni bir günün seni getirmesi umuduyla bastırıyorum. Her doğan gün yeni bir umut, yeni bir arayış benim için. Belki sana kavuşacağım ana bir gün daha yaklaşıyorum, bugün değilse yarın... Kim bilir belki de yanlızca kendimi avutuyorum. Gittiğinden beri hep yanlızlık şiirlerine takılır gözüm. Bir başıma değilim, sensizlikten yanlızım. Terk edilip gitmek en çok nasıl koyar insana bir ben bilirim. Gitmelerin, gidenlerin arkalarında bıraktığı çaresizlikleri, en koyu özlemleri... Senin gidişin de ateş gibi çöktü yüreğime. Hiç bir yağmur yetmedi içimdeki hasret ateşi küllendirmeye. Hiçbir sevgi yetmedi senin özlemini gidermeye. Ben her sabah beni sana götürecek yollarda yürüdüm, Senin duyacağın sarkıları söyledim yanlızca. Ve gelmeyişinin her akşamında aslında doğduğunu hiç anlamadığım güneşle Beraber ben de battım bir kez daha... Geceleri hep uyudum, uyudum; Gün boyu hasretini rüyalarımda biraz olsun giderebilmek için. Her şeye iyi gelen, yaraları iyileştiren zaman hiç bu kadar acıtmamıştı yüreğimi. Bin bir umutla sarıldığım sabahlar artık hiç doğmaz oldu. Benim günün de gecem de karanlık şimdi. Ne ay uğruyor gecelerime, ne sana benzettiğim yıldızlar parlıyor. Elimde kaldı umutlarım... Sensizlik öyle kötü bir yara oldu ki artık, içimde öyle bir yara açtın ki, bir gün Olurda geri dönersen kendi yaptığın boşluğa sende yetmeyeceksin. Orası hep bomboş, paramparça kalacak. Büsbütün cam kırıklarıyla kaplı kalbim. Ne zaman seni düşünsem, seni hatırlatacak en ufak bir görsem o kıraklarla dolu Yerim batmaya başlıyor yüreğime. Artık sabahları yanlızca hüzünle uyanıyorum. Hiçbir şey beklemiyorum günden, seni bile... Varlığında sensizliği yaşamaktansa içimdeki boşluklarla kırıklarla, boş umutlarımla Sensizken alışırım, alışmaya çalışırım yokluğuna... |
"Yalnız olman benim riske girmem demektir, benim yalnız olmam senin en büyük riski alman demektir" diyorum rıhtıma yanaşan vapurda ki kızın korku dolu bakışlarında. Korkuyor vapur yanaşmadan arkasında sabırsızlananlardan biri belki onu iter diye, korkuyor ya denize düşersem! Aklındaki iki küçük saniye işte yaşamımdaki iki büyük saniye. Elindeki kitaplardaki gibi düşünüyor, göz göze geldik; korkmamalısın yanlız değilsin o yeşil gözlerimde gördüğün gibi yanlız değilsin. |
ELBİSEYİ ÇIKARMAK Yürüyüp gidiyordun yanından, farkında bile olmadan; Oysa O sana bakıyordu ve belki yolunu gözlüyor, gelişini bekliyordu; Sen bilmiyordun! Kuralların vardı; Umutların, umutsuzlukların…Belki terklerin vardı; Terk ettiklerin… Şimdi göz alıcı renklerle bezeli bir yeni yaşamın içine düştüğünü hissediyor ve bu rengarenk yaşamın gözlerini kamaştırmasının çocuk sevincini yaşıyorsun. Mutluluk mu, yeni hüzünler mi yaşayacağını bilemeden bu yeni açtığın yada araladığın pencereden içeriye süzülen ışıkların gözlerini kamaştırmasına ve ışıkların yüreğine inmesine izin veriyorsun… Aradakiler? Bu yeni yolun ne kadar süreceğini bilmeden ve yaşanacakları düşünmeden; Sadece içinden geldiği gibi, kimse yok gibi önünde arkanda; Sadece O’nu alıp yanına gidebildiği kadar ve gittiği yere kadar; Yarını hiç düşünmeden, yarınsız zamanlara doğru… Yeni birini özlemek, onunla olmayı ve yaşamayı düşünmek, onsuzluğun ne kadar dayanılmaz olduğunu hissetmek ve ona dair şeyler düşlemek… Bunları ne kadar çok yaşadığını ve aynı acıları bir zamanlar yüreğinin en karanlık köşelerinde yaşadığını unutursun. Yanında, elini uzatsan dokunacak kadar yakınında olmasını istemek; Konuşmak…Durmadan… Yeni konuşmayı öğrenen çocuklar kadar heyecanlı ve istekli… Anlatmak… Hiç konuşmadığın zamanların intikamını almak ister gibi…Susmadan… Geride kalanlar? Bir elbiseyi çıkartmak kadar kolayca ve gözlerini kapatıp uçuruma atlar gibi cesurca… Atila IŞIK |
anlamadı sokaklar adımlarımı anlamadın sözlerimi... bu kente kar yağdı. bir kaç anlamsız bakış eritti kardan adamları. kuşlar saklandılar ücralarına. kalabalıklar kirletti beyazlıkları. bulutlar gri... neden...? anladım artık, erise de kardan adamlar, karlar erimeyecek... anladım... ___________________________ Damlalar Altında Işık yok, hiçbir şey yok, yok, yok, yok |
...gönül uyandı derin uykusundan baktı yok kimsecikler gelmedi baharım kışın arkasından zaten şaşırdı artık mevsimler... Merhabalar üçüncü kişi, Sana yazmayı biraz geciktirdim biliyorum. Belli bir zamandır düşüncelere daldım gitmekteyim. Öylesine elle tutulur, dille tarif edilir cinsten değil. "Hayali Gerçekler" diyebilirim mesela ben bunlara. Aslına bakarsan galiba kafamı karıştıran şu an yaptığım gibi yazmak. Ne dersin biraz biraz bıkıyor muyum? "Havan ve su" muhabbetine mi dönüşüyor yazdıklarım. Efendim! "bırak!" deme hemen. Hemen çekil köşene deme, bir dinle! Bugün sabah bir serçe yavrusu düştü yuvasından bahçeme. Önce şaşırdım, sonra acıdım, sonra düşündüm. Üç noktada çok benzettim kendimi ona. Birincisi, o da benim gibi hayatın acemisi idi, yuvada durmayı bile beceremedi ve annesinin yemek bulmak için gittiği bir anda düştü yuvadan (düştüm). İkincisi, düşmek bile bir maharet ister (ki düşerken bir yerini kırmayasın), ama o bunu da beceremedi ve kırıldı kolu kanadı (kırıldım). Üçüncüsü geldiğini ve yaşadığını bile anlamadığı dünyadan yerde biraz kan ve biraz et parçası olarak öldü ve ayrıldı( öleceğim). Üçüncü kişi, ellerim kalemden soğuyor yavaş yavaş galiba. Galiba duygu kuyumun suyunda kuruma belirtileri başladı. Yılgın değilim ama kırgınım kıymet bilmezlere. ...aynı gök altında aynı suyu içmekteyim aynı hayali kurmakta gönlüm bir saat mi desem bir gün mü geldi, geçiyor ve bitiyor ömrüm... Üçüncü kişi beni bu işten vazgeçirsene. İkna et beni... ben yoruldum. |
Güzel günlerden sonra zorlu duraklardayım.. iç büken bir acıyla geldiğim bu siyah ışıklar kentinde enkaz oldum… Bir yarım sende kaldı İstanbul…acılarımı sakla… uğultulu kalabalıklardaki yalnızlığımı… Senin olsun bir gecelik gülünesi aşklarım… Kimsenin ulaşamayacağı bir yere koy ne olur..yarım kalan ölünesi sevdamı.. Bir yarım sende kaldı İstanbul…umutlarımı sakla… Senin olsun,ahuzar geceleri..sultan evleri… Sen benim içime hep hüzün dolduran.. dönülmez akşamlarımı sakla… ve bitmeyen şarkılarımı ud´ un nağmelerinde Bir yarım sende kaldı İstanbul…Anılarımı sakla… Eminönü iskelesinde sabahladığım vapurları Beşiktaş rıhtımında attığım sarhoş voltaları… Ya sizi nasıl unuturum : Birlikte simit yediğimiz martılar… Bir yarım sende kaldı Ey kavgamın şehri …Sevdiklerimi sakla… Ve beni burada yıllara Yüz yıllara bölen Sevgiliyi |
eğer yapabilseydim içimden gelenleri, şimdi bu satırları yazmak yerine senin yanında olurdum... eğer imkan olsaydı ben hep sana geliyor olurdum. sadece susmanı görmek için bile, sadece gözlerinde kaybolmak seninle uykuya dalmak eğer yapabilseydim içimde gelenleri, şu bu satırları yazmak yerine sana söylüyor olurdum bildiğim en güzel cümleleri seviyorum derdim mesela mesela özlem senin adın ben senin pervanen mesela acının gerçek adı ayrılık senden derdim. sadece daha yakın olabilmek için bile sadece kapının önünden geçmek dahi olsa biliyorum bunlar "hayal" nasıl olsa! |
Acıyan yanlarımı avuçlayacağım ve karanfil kokusumu dolacak odama. Korkularıma sarılınca sen, umutlarıma sarılınca ayrılık mı dolacak kucağım. Sendenmi korkacak sanamı kaçacağım. Ve her kaçtığım yerde sen benden öncemi kaçmış olacaksın. Acılarını avcılara teslim ettiğinden beridir, bütün oklar kalbime nişan alınacak ve oklar çıksada acılar kalbimdeki kalacak. Ve ben bir müptezel gibi onlarsız yaşayamayacak ve her biri eskidiğinde yeni birisini mi arayacağım. Yüreğimi parça parça satacak ve simsarlardan acımı dileneceğim. Bir cami avlusunda bir duadan sonra altın vuruşu yapacak ve göklere yükseleceğim. Sen ardımdan bakakalacaksın. Ağlayacaksın sadece gözyaşlarının buharımı bulacak beni ıssız gök boşluğunda. Ve ben yağmur olup avuçlarına yağsamda sen gene şemsiyenin kaygan kumaşlarıylamı karşılayacaksın beni…Ve ben ayaklarının dibine düşeceğimde elini uzatıp acıyarak bile bakmayacak mısın bu yağmur tanesine… Bir yağmur tanesidir deyip umursamayacakmısın. Her zerresi sen ve ben olan bu damlayı. Ağlamayı unuttuğundan mıdır umarsızsın. Geceler bana gündüzler sanamı çıkacak. Güneş hep unutturacakmı gözlerimin rengini. Gece hep senin karamsar ayrılığınımı getirecektir bana. Aydınlığı taşımayacakmı hiç gecenin karanlığı. Ve gecenin en koyu anı ayrılığın en uzun olduğu anımı hatırlatacaktır bana. Gözlerimdeki ışığı göremeyecek mi gece. Yutacakmı acımadan sana biriktirilmiş çoğalan sözlerimi. Hayat hep siyah ve beyazmıdır (gece ve gündüzdenmi ibarettir) ara renklere yer yokmudur hayatımızda. Ve hep gitmek fiiliylemi çekilir bütün geçmiş zamanlar...Ve acılar hep geniş zaman kipindemidir. Ve ağlamak, dillerimiz dolaşmadan olmazmı, ya gülmek bize hiç yakışmazmı....Ve hep ben yazarım gözyaşıyla noktalanmış cümleleri, ya hiç kimse bana ağlamazmı....Ve ayrılık benden başka kime yakışmıştır bu kadar…. |
Seni düşündüm gözlerin uykuya yenik düştüğü saatlerde...Yine gözlerin yağmur ıslaklıgında avuç içlerimde nefes alıyordu.Dudaklarımda soluyan cicekleri saçlarına bırakma telaşındayım. Gece, siyaha çalan peçesini güneşe kaldırmadan ben sana ulaşmalıyım..Bir kelebeğin yüregine ciceklerin gülüşlerini işlemesi gibi titrek ve heyecanlıydı adımlarım...Soluk soluğa şehrimin kaldırımlarını eziyorumZaman çeşmesinden kum saati, bir nehir gibi akıyor yüzümün derinliklerinden...Biliyorum sana gelirken, Ay ile yıldızlar uykuda..Yakamozlara uzanmış geceyi uyandırıp gözlerindeki baharları görmesinler diye..Sessiz ve derinden ilerlemeliyim...Dağlar çıkıyor önüme..Yorgunluğumu farketsem bir an, alnımın terini siliyor rüzgar..Susasam, kan ter içindeki dudaklarıma sebillerden hayallerini içiyorum...Duvar gibi taşlar dizili önümde..Saçlarımdan köprüler kurdum puslu uçurumlara..Gözlerim bir an zifiri karanlığa yenilecek olsa, gökyüzünün karanlığını kibrit aydınlığıyla aşıyorum.. Baharın koynunda açan gelincikler gibi, vuslat kokan toprakta hasretini filizlendirip sana geliyorum..Gözlerine yağmur ıslaklıgında düşecegim birazdan..Pencerene düşüp Ay ile yıldızların kıskandığı gülüşlerine yaslanacağım gecenin karanlığa yaslandığı gibi.. .Bahara küskün güllerin kıskandığı gözyaşlarından bir damla alıp kurak topraklarıma yüregini sereceğim..Gelsem de yanına, ne olur yanlış anlama...Ne geceyi senin teninde karşılamak istiyorum ne de sabahlara kadar yanında uyumayı..Sadece saçlarının rahatca uyuması için kücük ve sıcak bir avuç oluyor yüreğim...Kırılacak saçlarını avuç içlerimde biriktirip güldesenli ciceklere bırakmak için sana geliyorum..Biliyorum geldiğimde hafiften rüzgar esecek saçlarına..Uyanır gibi olacaksın, o uykuya dalmış gözlerini cizecegim yüregimin başkentine..Yüzünün karanlığa inat aydınlığa bakan cizgileri işleyeceğim kirpiklerime..Yanına geldiğimde, kaç kez yüreğim saçlarını koklamak icin eğileyecek başucuna.Yarım kalacak..Düşten öte hiçbir şey yaşanmayacak çünkü..Ellerim suskunlugunu bozup saçlarını dokunmak isteyecek..Saçlarına dokunursam bu düşten uyanacağım biliyorum..Usulca ellerimi çekiyorum saçlarından.Tokalarına bakakalıyor gözlerim..Yüregim ise hala baharımsı kokunda... Birazdan şafaklar düşecek bulutların arasından...Kirpiklerin ucuna güneş usulca eğilip sıcaklığını bırakacaklar dudaklarına..Gitmeliyim yüreğim...Biliyorum benim geldiğimi bir bilsen, uyur muydun geceye uzanıp...Kıyamadım ki o tatlı uykuna..Kaldırıp seni, düşlerinden alıkoymaya kıyamadım işte..Öyle tatlı gülümsüyordu ki kirpiklerin ucuna dalıp, hayallerimin Cennetinde seninle gezindim delicesine..Kıyısına hiçbir zaman kavuşamacağımız vuslat denizinde dalgaları ezdik yüreklerimizle..Kıyamadım seninle gezerken düşlerinden uyandırmayı...Gitmeliyim hasretim- birazdan güneş gölgeleri ısıtacak..Birazdan perdeyi araladığında kirpiklerini umuda çevir..Ellerini rüzgara uzat, parmak uçlarına en nadide ciceklerin tomurcuklarını serecekler..Kirpiklerini ise bulutlara çevir, uyku mahmuru yüzünü ıslak yağmurların sıcak damlaları yıkayacak...Ve yüregini ise güneşe çevir gül yüzlüm; benim yerine güneş, seni yüreğinden öpecek... " Güneş, kirpiklerinden Yağmur, gözbebeklerinden Sevgi ise yüreğinden eksik olmasın....." |
YALNIZLIK ÇEMBERİNDE Günlerim herzaman ki gibi karanlık yine acı ile geçiyor saatler özlem ile ne zaman dalmıyorki gözlerim senli sensizliklere durmuyor gözyaşlarım yalnızlık çemberinde. Yorulmuyor hayat dert çile vermeye şarkılar yoldasım sigaramla birlikte tükenmek bilmeyen bir boşluğun içinde savruluyorum rüzgarla birlikte farkında olmadan yalnızlıık çemberinde. Nedeni yok belki bu sensizliğin yada bana verdiğin bu ayrılık yelinin sana yazdığım ilk şiiri hatırlarmısın Ayrılıktı adı ayrılmam dediğin ayrılık yıkılmıştı o gün dünyam gözümde yalandı herşey sevda bile yıkmam demiştin ama bıraktın beni yalnızlık çemberinde. Şimdi soruyorum kendime neden sen, neden sevdim diyorum oysa ne mutluydum senden önce aradığım aramasını beklediğim düşündüğüm kimse yoktu mutluydum yinede yalnızlık çeberinde. Şimdi ise perişanım hasret rüzgarlarını saldın üstüme çaresizliği tanıttın derman bulamıyorum şimdi dertlerime öyle acımasızki şu hayat gelmiyor ECEL'im YALNIZLIK ÇEMBERİNDE... :broken: |
sesler arasında gayba karıştı, adım. damlalar kadar yalın, damlalar kadar dalgınım düştüğüm yeri bilmedim, düşüşümde kaldı aklım gri bulutlar kapadı semayı, ben ağladım... isi acziyetimde birikti, hayatın ne vuslat yaşandı, ne tadı bilindi sefanın sel vurdu, adı değişti canın, cananın seyrinde kalakaldım, yitik çırpınışların... yasta, tebessüm misali acıdır, varlığım hasretini özledim, kırgın yanlarımın ey zaman dur! geride kaldı yakınlarım... usul usul yalnızlığıma yaklaşıyor adımların... |
Yalnızım Yalnızsın Yalnızız http://www.aruz.com/huya-siir/metin.gif kimse içimdeki boşluğu görmüyor bir adresi yitirmek neler hissettirir insana kalp atışlarından uzak olmak soluğunda duyamamak mevsimleri, düşünmüyor çok şey bilmenin hoş karşılanmadığı zamanlardayız ciddiye alınmıyor sorularımız gün afrikalı kalmaya kararlı bu dünyadan olmamak da yetmiyor ve siz geliyorsunuz, sarı elbisenizle bir silüet hayatımdaki eksikleri gösteriyorsunuz küçülüp silikleşiyorum, hafifliyor bedenim yalnızlığım dağılıp çoğalıyor sesinizde ben artık sadece kuşların şarkısını dinliyorum |
Artık karanlık geceler beni bekler Artık hüzün ölüm kadar yakınımda Artık karanlıktan kurtulmaya çalışmıyorum Zaten karanlıktım… |
Neden kapadın pencereni....Oysa bir rüzgaarla pencerenden içeri girecek küçük bir kelebektim..Sen pencereni kapadın...Cama çaraptım, kırdın kanatlarımı...Şimdi bana kalan sonsuz yanlızlık.... |
hayatın devraldığı sessiz bir özsudur acı birikir yüreğinin kıvrımlarında ve ağar gözlerine ağır ağır bulutlar yere inmiştir artık ya da gurbettesindir unutma bir hayalet gibi kapındadır yalnızlık denen şey ufkun kararabilir birden için çölleşebilir kaçışın bile bir adımdır ya da dönüşündür kendine unutma Her sayfası kederle kararan bir hüzün defterine döner günler ve her sabah "merhaba hüzün" "merhaba yalnızlık" diyerek başlarsın hayata ama hayat bağışlamayacaktır seni unutma Üstelik günlüğü yoktur hüznün hiç bir zaman da tutulmayacaktır serüvenlerin yorgun yeniği elleri titreyen yaşlı bir kadındır hüzün ya da hasta bir tanıdıktır ancak hepsi o kadar |
Yanlız`ım... Yanlız dakikalar geçiriyorum.. yanlızım, Kimse`m yok.. Kocaman bir boşluktayım, Kendimi, derin yanlızlık çukuruna attım, Çıkamıyorum, boşuna çırpınmalarım.. Yanlız`ım, çok yanlızım, Sensiz.. Çölün ortasındaki bir serap gibi sahipsiz, Var olmayan, ama var olan bir rüya gibiyim, Dünyada bir başına yaşayan ben miyim? Konuşmak istiyorum, çıkmıyor sözcükler ağzımdan, Vazgeçmek istiyorum, ama geçemiyorum hayattan.. Bırakmıyor peşimi Yanlızlık dürtüsü, Sarıyor her yanımı hiçliğin yokeden büyüsü.. Bir şey istiyorum, ama olmuyor, olamıyor.. İstediğim şey ne? onu da Ben bilmiyor, Herşeyden vazgeçtim, ama o geçmiyor, Sonunda anladım, Ben: benden bir şey istiyor.. İstediğim şey kurtarır mı beni yanlızlıktan, Acaba diyorum, Kaçsam mi insanlardan? İrkiliyorum, kendime geliyorum ve boşveriyorum, Hayatı oluruna bırakıp seni arıyorum.. Sen yanımda olunca, söyle: Kurtulacak mıyım! Yanlızlık, Sevgisizlik, Sensizlik yüzünden hastayım! Öyle bir hastalık ki bu, beni benden alan, Yanlızlık Kahrol!!! Seni, Benden Çalan... |
uzun bacaklı bir kadındır yaz gizlice uzanan yalnızlığıma güznihal zaman alevidir, geçmez yine bir güznihal daha bırakır ardında elveda dudağımda uzun öpme imleriyle söylüyorum son sözlerimi yalnızlığa yaz öğlesi yosunlu kayalar dibinde, saydam bir yaz öğlesidir yalnızlığım hayal sözler dilimin altındaki hayal sözlerdir yalnızlığımın şiirleri |
İNFAZ EDİLEN YALNIZLIK kurumuş yeşil dalları ile yaprağa düşecek bir çiy damlasına özlemli büyüyen yalnızlığı koynunda geçmiş zamanlardan kalma atların toza bulanmış nal izlerini ve ayakları altında ezilen düşleri taşıyordu toprak kıyılarda açılamadan engin maviliğe geçemeden dalgakıranı bağlı zincirleriyle külleri arasında sorguya çekilirken ruhlar dumanı tütüyordu yanmış gemilerin sonsuz boşlukta savrulmak yerine öylece toprağa bırakılan cesetler gibi kendi karanlığından ürken yıldızlar ve idama mahkum edilen hayaller kara deliklere saklanıyordu gök kubbenin altında preslenen metaller gibi acılar mutluluklar vedalar kavuşmalar ile yaşanmış gitmek kalmak arası kararsızlığında deniz ve toprak arasına koca bir yaşam sıkışır ve tam şafak vaktinde infaz saatini gösterirken zaman ipe çekilir yalnızlık ipe çekilir yalnızlığım |
Bilmezler yalnız yasamayanlar, Nasıl korku verir sessizlik insana; İnsan nasıl konuşur kendisiyle; Nasıl koşar aynalara, Bir cana hasret, Bilmezler. |
YALNIZLIĞIMA... Yalnizligiminısesidir ve de anlamsizligin Odamda yankilanan, Butun bos seylerin cirpinislaridir Titrek mum alevinde gordugum Bir yudum sevginin son demlerinde Ve... Sigaramdan cektigim son nefeste Aklima gelen son siirsin Misralarin seninle dolu oldugu Haykirıisimin tek cevabisin Karanlik gecelerin ıissizliginda Ve... Hukmetmeme sebep olansin Tum Yalnizligima !... |
Seni kaybetmekten korktuğum kadar kimseyi kaybetmekten korkmadım ben!!! Bana neler oluyor bilmiyorum neden bu kadar sendeyim?Neden sen yokken bile hep seninle berabermişim gibi?Aklım,kalbim sürekli sende sanki seninle 'Merhaba!'dedim hayata..Sanki bundan öncede sen hep benimleydin.Kalbimin bir köşesinde saklanıyodun!Çıkmaz sokaklara girişimi izledin,ben ağlarken bir köşede bana bakıyodun 'Mutlu olacağın günler gelecek'diyodun bana..Bekledin karanlığa gidişimi;yere düşüşlerimde hep arkamdaydın! Belki de hep aslında içimde olduğun için şimdi bu kadar iyi anlıyosun beni Bu kadar sevdiriyosun kendini.. Ama diyorum ya seni kaybetmekten çok korkuyorum sonunda sadece acı,keder,üzüntü ve gözyaşı olan bir şeyin altına imzamızı attık.En başından biliyodum sonunun ne olacağını..Kör bir kuyu içine atılıp oradan bir daha asla çıkamayacağımı biliyodum bilerek sevdim herşeyi göze alarak!Bir çok korkuyu silip attım benliğimden,hep senden güç aldım.Şimdi içimde ki aşkın o kadar büyüdü ki;tek korktuğum şey seni kaybetmek.. Aklıma geldiğin zaman gülmek geliyor içimden çok mutlu ediyosun beni.Bütün güzel olan şeyleri seninle yaşamak,seninle paylaşmak istiyorum ve bütün güzel aşk sözcüklerini senin kulağna fısıldamak! İşte bu yüzden SENİ KAYBEKTEN KORKUĞUM KADAR KİMSEYİ KAYBETMEKTEN KORKMADIM BEN!! |
Masa üstü hikayeleri gibiydin bazen. Bir fincan kahve, bos bir vazo veya titrek ellerime sıkıstırdığım bir sigaraydın belki de. Adını koyamadığım bir hayattın, ne siyah ne de beyaz! Her anımda seni istedim yinede, attığım her adımın sana uzanacagını düsündüm, her kelimenin sonunda ismini de söyleyecegimi sandım ve ben bunları yasarken seni sevgini hayal edip durdum! Karmasa içine düsmüs insanlıgımı kurtarmak için çabaladım durdum. Ne seni istedim ne de sensizligi. Bir haykırıstın içimde saklanan bazen de yaramaz bir çocuk. Bir anım bir digerine uymadı hiç bir an. Ne zaman seni istesem bir çıglık kopardı hep içimden. Beni seven herkes kosarcasına uzaklasıp kaçardı benden. Sensizligin gürültüsü yankılanırdı kimsesiz sokaklarda. Seni yazmak istedim her defasında. Ne aklım seni anlatacak bir kelime buldu ne de kalemim seni yazacak rengi. Bir düs oldugunu düsündüm sonrasında. Güzelliklerle dolu bir hayatın anlamıydın çogu zaman. Sensizligi bile içinde yine sen olduğun için sevdim. Bilmiyorum hayat nedir sevgiler asklar ölümler gerçek midir? Sensizliğin yükünü papatyalara yüklemeye cesaret edemedim. Sormadım o bir kaç yapraga sevip sevmediğini. Senden habersiz seninle yasadım askımı. Bazen kızdım sana yakın görmediğim anlarda. Bazen de delicesine sevdim yüzüne bakmaya korkarak. Çok saftım çok temizdi sevgim. Sana bakamayacak kadar ürkekti. Delicesine asıktı dudaklarım seninle konuşmayı unutacak kadar! Yeni dogmus bir bebege hayatı anlatmak kadar zordu seni anlatmak. Kelimeler dügüm dügüm saklandı hep damarlarımda. Birini çıkarabilsem çorap sökügü gibi hepsi art arda dökülecekti ellerine. Ben ne o kelimeyi ne de onu kullanabilecek dogru zamanı bulamadım! Yeni koparılmıs bir gül gibi masumdu sevgim. Ruhumu yesertip o güle bir kaç yaprak yaptım ve sonrasında ufak bir dal! Hayatımdaki bütün renkleri bir bir sürdüm yapraklarına yalnız siyahla beyazı ayırdım kendime. Kırmızıyı da kendi kanımdan çaldım ve öylece bir hayatı o gülle birlikte ellerine sundum. Yine de umursamadın! Ve ben kaybettim. Ne acıları düsünür oldum ne de dipsiz uçurumlara yuvarlanan hayatımı. Ömrümde bir kez olsun anlam kazanmıştı oysa hayatım. İlk kez sevmistim kusları agaçları denizleri. Yaşamın kıyısından izlerdim hep hayatı ve insanları. Hiç tatmamıştım kalabalığın arasındaki deniz kokusunu ve böylesine kalabalık bir askı! Her kelimemde bir küfür her hareketimde bir isyan olacak belki hayat.. Belki de karanlıga saklanmıs bir tek aydınlık... Belki açık belki kapalı... Belki siyah Belki beyaz..Ve belki... Her sey olacak iyi, kötü, güzel veya çirkin ama öncesinde hep belki olacak... Her ne olursa olsun, yerin dibinde ya da gökyüzünde ben yine sensiz, yine sahipsizim...!!! |
AYRILIK… YALNIZLIK bir kırbaç sesi bekleyen kapı önünde eyerlenmiş atlar gibidir aramızda ayrılık o kadar hazır o kadar bilinen ve o kadar beklenen atlar geçer bozkırlardan atlar göçer atlar uzak iklimlere ruhumu taşır uçuruma benzer boşluğa nal sesleri yayılırken gözlerimde ihanetin çiçekleri tomurcuklanır kanatlarında sevda masalı ağızlarında umudun türküsü ile turnaların bitmeyen yolculuğuna benzer yalnızlık turnalar geçer bulutlardan turnalar göçer turnalar bilinmeze ruhumu taşır tanyeri ağardığında pencereleri kapalı kapıları mühürlü odama bir ışık gibi süzülmeni beklerken sisler aralanır yüreğimde bölüşemediğimiz sevdanın külleri canımı yakar |
Gece bana yansıtır hayalini, hayalin bende gece gibi. Yine gece yansır bana, yine gecenin içinden ışık kırıntıları eşliğinde hayalin gelir çok uzaklardan. Ben seni çok özlemiştim zaten. Hep çerçeve içinde saklıydı yüzün hayalimde. Her yaprağını sakladım dökülen güllerin. Dökülen "sen" olma diye gönlümden.Vücudum sıtmaya tutulmuş gibi titrer, dudaklarımda suyun gideremeyeceği bir kuruluk. Gece bana yansıtır senin hayalini, ben geceye aşık. Geçen gün yine aynı sokaktan geçtim. Saat akşam saati, vakit akşam ve yer aynı yerdi. Yine köşe ve kaldırım... Derin derin seni teneffüs ettim kaldırım kenarında. Denize yansıyan gece, bulutlardan kaçan Ay, gözlerimi ıslatan yaşlar eşliğinde. Bana bakıp durdu insanlar. Bana gülüp durdular. Gece bana yansıtır hayalini, hayalin bende gece gibi. Bilmekteyim bu satırların çare olamayacağını derdime. Bilmekteyim ahde vefanın geçerli bir alışkanlık olmadığını. Bilmekteyim benim evimdir gece. Bilmekteyim yansımaktasın çok uzaklardan bana yine bu gece. Ve gece bana yansıtır hayalini, bense geceye aşık SEN niyetine. |
Gün olur gelirsin, maziye yenik gönlünü dokunulmamış sevdamla avutmak için...Ben ben olmam o vakit... Gittin... Gecelerce uykusuz kaldım gözlerine... Adından gayrısını haram belleyip bekledim. Avuç açıp yaradana takatsiz kalana dek diledim seni. Nefesim nefesine aç saatlerce düşündüm ettiğimiz yeminleri. Gök yarıldı, şimşekler çaktı üstüme. Nefessiz, ışıksız kaldım yokluğunda. İçimde yorgun bir kırlangıç çırpınıyor. Kanadı kırık, ağlıyor sevdamıza. Ağaçlar çiçeğe durdu bende mevsim hala güz. Yalnızlığımın tiz bağırtısı aramızdaki uçurumu hatırlatıyor her dakika. Kimsenin bilmediği, gayri meskun yerlerde kalbimi hüzüne sattım. Gittin... Duvarlar sarsıldı derinden, yer yerinden oynadı. Efkarımı taşımaz bedenim. Kovalıyorum geceyi güne yetişmiyor bir türlü. Mutluluk ıskaladı geçti yine beni. Senin ömrümdeki rolün sona erdi. Gittin... Yitmedin, bitmedi sevdam. Zamanla boğuşuyor günlerim. Ahlarım bırakmaz yakanı, bu dünya sana kalmaz. Sensizliğin keskin tadı damağımda. Bembeyaz bir kuğu gibi yeni gelin edasıyla süzülüyor içimde yalnızlığım. Ömrümün savaşını veriyorum kendime karşı. Gittin... Dinmedi gözyaşım. Sen yoksan gökyüzü yok. Ekmeğin tadı yavan sensiz. İstemem doğmasın güneş. Toprağın suya muhtaçlığı misali muhtacım ellerine. Aşkça ötüyor içimdeki kırlangıç; dön diyor geç olmadan. Zakkumlar sırt çevirmiş dağlara, başaklar hasata küs. Sensiz dönmüyor çark. Beynim gönlümün kölesi. Yarınım belirsiz. Hayallerim olasılıklarla ölçülü. Keder yağıyor saçlarıma gözlerimin altında matem çizgileri. Terk edeni bekliyor yalnızlığım... |
Yalnızlık, yalnızlık Bari sen elimden tut Geceyarısı aynalarda Suçlu ve ezik Gözlerim kan çanağı Cinnete dönüşen bir dinginlik Duruyorum karşında Şarap taşlaşıyor Midemde ve beynimde Mavi mavi tüten sigara Giderek mora çalıyor Yalnızlık, yalnızlık Bari sen elimden tut Suflör kullanma Dost seslerini dudağınla ısıtıp Gece hep aynı gece Karbon kağıdıyla çoğaltılmış Gibi kara ve soğuk Ellerim beynime alkol serpiyor boyuna Niye böyle, neden Sormuyorum artık Yalnızlık, yalnızlık Bir kez olsun kuğuların türküsünü Tersinden söyleyeyim Ölümse ölüm Yaşamsa yaşam Ayna hep ayna ayna... |
SENİ İÇİMDEN TERK EDİYORUM Binmediğim hiç bir otobüs Beklemediğim hiç bir durak kalmadı bu şehirde Gittikçe azalıyor hayat Neyi erken yaşadıysam Hep ona geç kalıyorum Sana göçüyorum her sonbahar Yolların çıkmıyor aşkıma Unuttuğun yağmurların adı saklımda Seni içimden terk ediyorum Susmaktan yoruldum Kuşlar ve şarkılar, bu şehri terk edeli Efkar demliyorum gözlerimde yaşlarımı, yanağıma varmadan öldürüyorum Tam sancağımdan yaralıyorum kendimi Alnını yüreğime dayadığın güne bakıp SENİ İÇİMDEN TERK EDİYORUM Ne unutacak kadar nefret ettin Ne hatırlayacak kadar sevdin Yıkık bir duvar kadar bile Pişman değilsin biliyorum Beni hep bulmamak için aradın Yanıldığımdın Yangınımdın Yangındın Sensizliğe yenilmek Sana yenilmekten zor olsada Ardımda bir sürü "belki"ler bırakarak Seni içimden terk ediyorum Şimdi İçimde öldürecek bir anı bile bulamayan İki yarım kaldık Tamamlayamadık bizi Elinden tutamadık yanlızlığımın Saçlarımıda uzaklarına gömdün İçimin mavisi senin okyanusundandı Al! geri veriyorum. Kilitleri hep yanlış kapılara vurdun Devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim Sana bensizliği terkediyorum "Yarime uzanmayan bütün dallar kırık" demiştin Aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi? Ne tuaf değil mi? İçimi acıtanda sendin Acımı dindirecek olanda. "Ya öldür beni"dedim Ya da ğit benden. İçi bulanık bir sevdanın ucunda Seni kaybettim. Aldırmadın aldırmalarıma Bir gecede yakıp yarini Şafaklara sattın ihanetini Küllerime basanlar bile utandı yaptığından İşte soluk bir ömrün son nefesi Benden İçimden Terkediyorum. |
GRİ KENTTE KARANLIK YALNIZLIĞIM bulutları ağaçları ve denizi karanlık bu gri kentte kararmış yalnızlığı yaşıyorum yüreğimde doğup da gözlerimden süzülen yağmur başlar mevsimsiz martı çığlıklarıyla beraber balıkçılar denizin şarkısını söylerken durduk yerde yüreğimde yalnızlığının tırnak izleri kanar sensizliğin ayazında üşürken bedenim cesur ve deli bir rüzgardan kaçan bulutlar geçer martıların içinden sevdanı inci gibi büyütürken içimde bir rüzgar eser bir dal kopar beni yutmaya çalışan karanlıkta yalnızlığımın içinden bana bakar gözlerin çiy düşer sabahıma |
Valiziniz toparlanmış eşyalarınız öylece bir köşede mahzun bir şekilde size bakmaktadır. Şöyle etrafa son bir kez bakıp içinize derin bir nefes çekersiniz. Kapıdan çıkardığınız son eşyadan sonra kapıyı kendi ellerinizle yüzünüze kapatırsınız. Arkaya dönüp bakmamak için kendinizi sıkarsınız. Terminale yaklaştıkça içinizde yalancı bir kuvvet doğar size güç verir. Sanki her şeyi başaracak gibi hissedersiniz. Geride bıraktığınız şehrin sınır tabelasını gördüğünüzde içinizde bir burukluk başlar. Yanınızdaki koltuğa bakarsınız. Daha evvel onunla yaptığınız yolculuklar gelir aklınıza. Ve ilk darbe burada başlar yüreğinizde ince bir sızı duyarsınız. Saatler geçer ve yolculuğuz sona erer ve o yalancı cesaret bir kez daha içinizi sarar. Her şeye yeniden başlayacağınızı söylersiniz. İlk gece gözler uykusuz bir noktada elinizde sigaranız ağlarsınız. Sessizce içten içe ağlarsınız. Gözyaşlarınızı silmek istemezsiniz yanaklarınızdan süzülen her damla yaşta lanetler düşer dilinizden, kalbinizin en derin yerinden. Belki de daha önce Allah ‘a hiç bu kadar içten yakarmamışsınızdır. İçinize bakmak istemezsiniz oysaki sadece aşk acısıdır bu. Neden bu kadar canım acıyor dersiniz. Telefonun başında beklemeleriniz. Ondan bir haber beklersiniz gel demesini istersiniz. İnanmak istemezsiniz aşkın sizi terk ettiğini oysa her şey bitmiştir. O yüreğindeki aşk sandalının yelkenlerini bir başka yüreğe açmıştır. Haberlerini alırsınız güldüğünü eğlendiğini duyarsınız. Yıllarca onun gülmesi için uğraşlarınızı unutur neden bu kadar keyifli diye kızarsınız ona. İçinizde bir öfke belirir aynaya koşup kendinize bakarsınız yüzünüzdeki acı bir kilometre öteden okunurken o gülüyordur. Size ihanet ettiğini düşünürsünüz siz bu haldeyken o nasıl gülebilirdi. Öfkeniz büyür, göğsünüzde öyle bir acı belirir ki, evladı bir pusuda şehit düşmüş bir annenin katiline bakışları ve öfkesini taşırsınız yüreğinizde gözlerinizde ve işte o sonu hazırlarsınız. Elinize telefonu alır ve tüm öfkenizi, verdiklerinizi suratına kusarsınız. Rahatlamışsınızdır içinizdeki öfke ve acınız azalmaya başlar. Telefonu kaparsınız işte o anda bir boşluk alır içinizi ne yaptım ben dersiniz. Her zaman gülmesini istediğiniz hayali kanatlarınızı üstüne örttüğünüz o insanı kırmışsınızdır. Özür dilemek için tekrardan telefona sarılırsınız. Kısa süren bir sessizliğin ardından - Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor lütfen daha sonra tekrar deneyin. Eee ne olacak şimdi son kırıntıları da yok mu ettik. Dizlerinizin bağı çözülür dudağınızda bir kuruluk avuçlarınızın içi terler. En yakın yere kendinizi bırakırsınız. Bitmiştir alışmaya başlamalısınız artık. Elinizde ne kaldı bilmem ama onu da harcamamak için çabalamalısınız artık. Yüreğinizde ki acı mirastır size, gerisi zaman denen hem şifa hem de zehir olan o kahramanın elindedir. |
Her kelimem yalnızlığa tutsak. Her gülüşüm sana uzak. Yüreğimle yüreğine dokunsam, Gülüşün düşer haramın avuçlarına. Gözyaşlarımı yüzüne bıraksam, İmkânsızlık düşer hasret paydalarımıza. Güneşler kurutmaz ıslak kirpiklerimizi. Şarkılar avutmaz ikimizi de. Gün gelir, Gözlerimizden akan Yaş olur ayrılığımız. Gün gelir, Yüreğimizi yakan Yangın olur yalnızlığımız. Gün gelir, Yoklukta yüreğimizi dayandığımız sırt, Uçurumlarda tutunduğumuz bir dal olur İmkânsızlığımız. Ve bir gün Cennetin köşelerinde Sarıldığımız gül kokulu bir sevda olur Islak gözyaşlarımız….. |
| Saat: 20:15 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık