![]() |
Asılıyım Gözbebeğinde üzerinde ezici ayaklarının geçeceği karelerinde olmayacağım kaldırımın güneş ateşini döktüğünde şöyle bir geçeceksin yanımdan yanacak yüreğimin en diplerine yağmurları biriktirdim uyumadan ben hep baktığın yerde alaycı işte şu yıldızdı dediğin olmayacağım hiç kaymayacağım dileklerinde hep işte orda asılıyım gözbebeğinde... TANSEL YEGEN |
Sana Bıraktım Bir şeyin kalmadı, bende alacak Ne varsa güzelim, SANA BIRAKTIM ! Dertlerin bende, bak kucak kucak Mutluluğu güzelim, SANA BIRAKTIM ! Her anı huzurla, neşeyle dolan Yanında eriyip, biterdi zaman Bana maziden, hatıra kalan Günlerimi güzelim, SANA BIRAKTIM ! İçimde en güzel, duygularımı Hayalini kurduğum, tüm umutları Yaşanmadan geçen, bütün yılları Dünlerimi güzelim, SANA BIRAKTIM ! Şu vazo da duran, çiçekler bile Aşkımı anlatır, gelse bir dile Dikenlerini batırıp, kendi kalbime Güllerini güzelim, SANA BIRAKTIM ! GÜLLERİNİ GÜZELİM, SANA BIRAKTIM !.. i.k |
Alıştım Artık Kazandıklarıma sevinemedim Kaybettiklerime üzülmekten. Gidenlerin ardından bakakalmışken, Göremedim önümü. Tökezledim Düştüm Yerden kaldıran olmadı. Kanadı dizlerim Damla damla akan gözyaşlarımla ıslandı Düştüm kalktım Neyin var diyen olmadı. Yalnızmışım anladım. Unutmam seniler yalanmış Ben dostuma boşuna bel bağladım. Kader değilmiş ağlatan Ben yaşadıklarımdan değil Yaşayamadıklarımdan pişmanım. Unutsam dedim geçenleri Silsem bütün seneleri. Ama mümkün değil kapatmak eski defterleri Yine esirinim senin hayat. Biliyorum devam edecek bu böyle. Kaderin bu senin diye çekinme söyle. Alıştım ben artık her bir derde kedere Bu da gelip geçsin alıp götürdükleriyle. Duygu Tuncel |
Bakıp Bakıp bu gece çok ağladım resimlerine bakıp,bakıp kınadım. mektuplarına bakıp,bakıp ağladım. davetini hatırlayıp , hatırlayıp iğrendim. kendime bakıp, bakıp acıdım. seni sevmediğimi işte böyle anladım.... i.k |
Bakışlar barışmak isteyen umutlarımı denizlere attım lastikle yakılmış bir hıdırellez gününde şişelere itinayla yerleştirdim gönderirken körfeze önce boşlukta gezindiler isteklerim batmadan önce attıklarımı geri almadan körfezden çıkıp geldiler sessizlikler içinde kendimi yargılarken savcı edasıyla seni nasıl üzdüm elime bir çiçek almadan bu yüzden bir senin giderken ki kızgın bakışını bir beni devamlı döven kimya hocasının bakışını unutamadım |
KARANLIK DUVAR Önünü alamıyorum bu kör gidişlerin yollarda Herkes bir yere gidiyor önünü alamıyorum Çaresiz direniyorum bu dönüm noktalarında kimse elini uzatmıyor Bir gürültülü yaşamağa gidiyor dünya boşalan bir deniz gibi Bu sesler ormanında kaybolan bir çağ bu. Nereye gitsem hep apartmanlar çıkıyor önüme Alıp başımı duvarlara çarpıyor bu yollar Gidip gelmelerim bu dar sokaklarda İnsanların koşup dolduğu bu dar yapılarda Bir kısır döngüye girmek için bütün çabalar Biz bunun için mi geldik. Erdem BEYAZIT |
Bağımlıyım Sana Alışkanlıklarım var... Vazgeçemediklerim... Müptelası olduğum dizilerim, şarkı sözlerim. Güneşli günlerim var, fırtınalı sabahlarım, aşka aşina akşamlarım, yağmurlu gecelerim. Bağımlılığım var... O da SENSİN. En kötüsü sana bağımlı olmam. Dört senedir içimde sakladığım bir gizli yarasın, kangren olsada kesemeyeceğim tek yaramsın... Tabakta beyaz bir tozsun. Zehirsin... Burun deliğimden içeri tek seferde çekiyorum seni. Beynime giriyorsun... Beynimdeki milyonlarca hücreyi yok ediyorsun. Sonra bırakıyorum kendimi senin zehrine, sözlerine... 'Yaşamak istiyorum' diyorsun 'seni doya doya'... Zehrinden etkilenmiş beynim duygularını açığa vuruyor, sarılıyorum sana ve başlıyorum ağlamaya. Haykırıyorum ilk defa yaşattıklarını bana. Haklı buluyorsun beni. Yaşattıklarını, haketmediğimi sen de biliyorsun belki. Ve ilk defa dudaklarının arasından çıkıyor o cümle 'Seni Seviyorum' diyorsun. Ben yine çekiyorum seni burun deliğimden içeri. Sen yine milyonlarca hücremi yok ediyorsun. Öyle bir zehir ki bu cümle, arada kalıyorum. İnanmalı mıyım? İnanmamalı mı? Ertesi gün oluyor, aklım başıma geliyor. Tabakta toz bitmiş, sözler uçup gitmiş. 'Seni Seviyorum' kulaklarımda oluşan bir uğultu sanki... Masal bitiyor, kabusa adım atıyorum. Şekli değişiyor 'Seni Seviyorum' cümlesinin. Sivri uçlu bir mızrak oluyor ve deliyor kalbimi. Ölüyorum sevgili. Gecesinde tükettiğim, sabahında yanımda bulamadığım sen yüzünden ölüyorum... Solmaz Akça |
Egelim çaldırma şarkıları artık egelim sesindir kulağımda gerçek müzik sözlerindir nağmeler notalar çaldırma şarkıları artık egelim en güzel şarkı sensin gözlerindir sözlerindir o şarkı bitir artık şarkıları sen konuş egelim bazen güldür bazen ağlat ama sen hep sen konuş egelim çaldırma artık şarkıları .. i.k |
Alışamadı Kalbim Yokluğuna yine matem rengine bürünmüş gökyüzü yıldızlar adını çizmiş ağlıyor bulutlar yokluğuna yokluğuna inat doğmuyor güneş saat yine vuruyor sensiz dakikaları ellerim arıyor elşlerini kalbim alışamadı gişine adını her anışında bir parçası eriyor kanı akıyor şelale misali damarlarıma alışamadı kalbim yokluğuna adını anıyorum her dakika dondurdum saatleri seninle olan son saatler geçmesin diye ellerin ellerimden ayrılmasın diye unutamıyorum sıcacık öpüşünü hala yanıyor dudaklarım ateşinde alışamadı kalbim yokluğuna İmran Erden |
Alışamadım Sanmaki unuttum gözlerini Hasreti yenmeyi basaramadim Gözlerim her yerde seni ariyor Yokluguna hala alisamadim Bilirim mutlusun kendi dunyanda Bir baska güzel var simdi rüyanda Gözümden sözümden uzak olsanda Yokluguna hala alisamadim Unuttum desemde sözlerim hep yalan Düslerde yasarim ben seni inan Ne olur yanimda olsaydin su an Yokluguna hala alisamadim Alisamadim gözlerinden uzak durmaya Alisamadim senden uzakta olmaya Alisamadim hasretinle yalniz kalmaya Alisamadim gülüm alisamadim Suat Atar |
http://img300.imageshack.us/img300/3725/yoruldum01bb9.jpg “Bir gidişi yaz” dediler, “yazarım” dedim… gitmeleri öğrenmiştim. Susardı, susardım, susardık, suskularca….. Bilinir bilinmez bir şarkının içinde kaybolurduk. Biz en çok susmayı sevdik, sevmeyi sevemediğimiz kadar. Koptuk ve dağıldık her şeye. Giderken durduramadık birbirimizi. Durdurmaya elin, elim, ellerimiz yetmedi. Eğitemedim çocuk kalmış korkularını, yanılgılarını törpüleyemedim. Sana gerçekleri gösteremediğim gibi. Giderken durdurmalıydın beni, yapmalıydın, yapamadın. Durdurmaya gücün, gücüm, gücümüz yetmedi. Belki de yoktu, biz var sandık. İnsan isterse yolları aşıyor, sen kapının eşiğini aşıp gelemedin. Geldiğim gibi gidemedim, gittiğim gibi dönemedim yüzüne. Sen, bildiğim sen değilsin artık. Ben, bildiğin ben, değişemem. Değişmelere suskun dudaklarım. Şimdi acı, yolunu şaşırmış bir deniz kaplumbağası gibidir yüreğimde. Şaşkın ama inatçı. Şimdi sen, adı geçmişte saklı ince bir sızı. Şimdi biz, bir şarkıdan çalınmış iki nota gibiyiz. Eksiğiz ve yokuz. Dilsiz ama mutluyuz. Bir kapının eşiğinde kaldı her şey. Beni dışarıya göndermeyecektin, içerde tutacaktın, arkamdan gidişimi seyretmeyecektin, yollara yürümeyecektim, sesimi gidişlerde yitirmeyecektim. Sesimi geceye vermeyecektin. Şimdi, kaldır gözlerini ve geceye bak. Sesimi gör yukarıda, ortada bırakılmış tellerimi. Densiz ama dengeli satırlarımın anlamını kavra. Geceye bak, sesimi kaydırma. Kimsenin öğretmediği bir şeyi öğretmeni dilerdim, ayrılırken ama sen herkesin öğrettiğini yineledin.şimdi aşk, inançlarını yitiren bir ayyaştır köprü altlarımda.. Biz ki geceleri paylaştık, yastığı, şarkıları. Biz ki sözleri paylaştık, kelimeleri. Biz ki yüreği paylaşamadık, paylaşamadım galiba. Nedendir bilmem, eksik kaldık korkulara. Nutku tutulan gecelerin isimsiz sabahlarında, yanlış ve yangın kaldık. Geride kalan kırık ezgiler ve yorgun ruhların dansı. Sokağımın serseri gülüşü, gençliğimin asi sevgisi, isyanımın suskun gezgini. Gitmeye meyilli değildim, olduğum gibiydim, dinletemedim, dinletemedin, dinletemedik belki de. Şimdi sen, aksak bir hüzün, nerede coşacağını bilmeyen. Şimdi ben, değişemeyen bir şehir, nasıl sevileceğini bilen. Şimdi biz, olmayan bir şeyiz. Bir kapının eşiğinde kaldı her şey. Konuşmak anlamsız, susmak kalabalık, ayrılık bulaşıcı. Sevda, kör topal yürüyen bir dilenci gibidir artık. Seni sevdim ama gönderdin. Gönderilince dönemiyorum. Ben bir çiçeğim asi yanım, solunca aynı elde açamıyorum. Susuyorum, susuyorsun, susuyorlar, suskularca…. Bir gidişi yaz, dediler, yazarım dedim. Gitmeyi öğrenmiştim, kalmayı öğretemediğim kadar. Bir gidişi yaz, dediler, yazarım, dedim. Gitmeyi giyinmiştim, yakıştırılmıştım veda sözlerine, merhabalara alıştırılamadığım kadar. Bir gidişi yaz, dediler, yazarım, dedim. Çok gitmiştim, söz gitmiştim, uzun gitmiştim, sesimi duyuramayacak kadar. Bir gidişi yaz, dediler, yazmaya giderken kendimden geçmişim. Arkama dönüp baktım, sende beni gördüm, el salladım. Artık çok geç, sendeki ben için çoktan bitmişim !…. |
http://img108.imageshack.us/img108/9832/resim200702241121029ja2py1.jpg ßuqün saNa yaßanCıyım yüReqim dü$üNmeden dökmek istiyoRum iÇimdekiLeri ßeLki ßiRaz kırıL istiyoRum ßana ßiraz üzüL ßiraz anLa vazqeÇ istiyoRum HayaLLerden KimßiLiR ßeLki de ßenden... saÇmaLamak istiyoRum aLaßiLdiqine ßaqıRmak, duRup dururken qüLmek, nedeNsizCe Tersine ya$amak istiyoRum hayatı anLa i$te saÇma Ne vaRsa yapmak istiyoRum keNdimCe ve seNde saÇmaLa istiyorum aCımasızca BeLki de... qeLi$i qüzeL aqLamak istiyoRum saNa heR ßir damLa da ßensizLiqe aLı$ istiyoRum aLı$ ki koLay oLsun qitmek Can yakmadaN YaraLamadaN yaLan hiÇßir qidi$, aCısız qitmez qideRse "o" qitmek oLmaz... ama seN qit ve öyLe ßir qit ki heR adımda, seNden deqiL kendimdeN vazqeÇtiqimi hissettir aCıyLa... yüReqim sözün özü; vazqeÇ, saÇmaLa ve qit istiyoRum izinsizce...! ßen qidemiyoRum... seN qit i$te ! |
Alışkanlık http://gulumsunle.com/images/isik.gif Gitgide alışıyorum sana…. Hiçbir alışkanlık bu kadar güzel olamaz… Ellerin ellerimden uzaksa nasıl güçsüzüm bilemezsin… Yanımda olduğun zamanlar; sigara dumanı gibi ciğerlerime doluyor, alkol gibi damarlarıma yayılıyorsun… Durmadan başım dönüyor verdiğin hazdan… Alışkanlıklar daima korkutur beni… Düşün ki ben yaşamaya bile alışkın değilim… Kendimi kendime alıştıramadım yıllardır… Fakat şimdi sana alışıyorum… Alıştıkça özlemim artıyor, daha yoğunlaşıyor. Yalnız içimde garip bir korku var. Sana alışmaktan değil seni kendime alıştırmaktan korkuyorum… Bir gün sana şimdi verdiklerimden daha güzelini daha değerlisini verememekten korkuyorum… Bir gün ansızın ölmekten ve seni, bana olan alışkanlığınla yapayalnız bırakmaktan korkuyorum… http://gulumsunle.com/images/isik.gif Oysaki her zaman ve günün her saatinde yanında olmalıyım senin… Bana alışmış olmaktan pişmanlık duyacağın bir dakikan bile olmamalı… Bütün zamanlarını zamanlarımla karıştırıp emsalsiz bir zaman bileşiminde yaşatmalıyım seni… Uykularda bile aynı rüyayı görmeliyiz. Her şeyin ve her zevkin yarısı senin olmalı, yarısı benim… “Bana alış” demeyeceğim… Nasıl olsa alışacaksın bir gün… Şimdi çirkinliğimde güzellikler bulan gözlerin, o zaman en güzeli görecek bende! Alışkanlığınla, sevginle yepyeni bir “ben” yaratacaksın benden! http://gulumsunle.com/images/isik.gif İlk defa sevilmenin ürpertileri içindeyim inan. Sevgimle mukayese edebileceğim tek şeyi beni sevmende buldum… Ömrümde kimse bana sevmenin gerekliliğini öğretmedi. Kimseden sevgisini istemedim, verdiler almadım. Bencildim bir zamanlar, sevmek benim hakkım diyordum. Oysaki şimdi bir zamanlar hiç sevmemiş olduğumu kendi kendime biraz da utanarak itiraf ediyorum. http://gulumsunle.com/images/isik.gif Asıl büyük sevgiyi seni sevmekte buldum ve sevgim senin sevginle değerleniyor, ayrı bir anlam kazanıyor… Sevgin olmasaydı değersiz bir cam parçasıydım. Sevginle bir aynayım şimdi. Bana bakanlar baştanbaşa seni görecekler içimde… Bir zincirin iki halkasıyız seninle anlıyor musun? Aynı kadehte karışmış iki içkiyiz. İki kelimeyiz seninle birbirini tamamlayan. Her yerde iki olduğumuz için bir bütün haline geliyoruz durmadan… http://gulumsunle.com/images/isik.gif Alışkanlığım devamlı sana çekiyor beni… Durup durup dudaklarını öpmek geliyor içimden… Saçlarını okşamak geliyor, ellerini tutmak geliyor… Kokunun tenime sindiğini hissediyorum geceleri… Teninin dudaklarımda eridiğini hissediyorum… Boynunun en güzel yerini benden başkası bilemez artık… http://gulumsunle.com/images/isik.gif Seni kimse benim kadar benimle bir bütün olduğuna inandıramaz…. Gitgide bu alışkanlığın içinde kaybolduğumu hissediyorum… Beni yaşadığım zamanın dışına çıkarıyorsun. Bir gün tarih öncesinde yaşıyoruz , bir gün bulutların üstünde… Uzun süren bir baygınlık sonrasının o anlatılmaz baş dönmesi içindeyim… Bütün merdivenler birbirine eklendiği zaman seninle vardığım yüksekliğe erişemez… http://gulumsunle.com/images/isik.gif Açılmış bütün kuyuların derinliği içimde seni bulduğum yer kadar derin değil… Alışkanlık kozasını ören bir ipekböceği gibi gitgide tamamlıyor bizi. Emsalsiz bir oluşun içinde yuvarlanıyoruz. Korkunç bir yangın başladı yüreklerimizde. Özlem, kıskançlık, arzu ne varsa içimizde hepsi birdenbire tutuştu. Alev almayan bir yerimiz kalmadı. Alevlerimiz muhteşem bir kızıllığın içinde yıldızlara kadar uzanıyor. Hiç bir su, bu ateşi söndüremez artık. Nehirle, denizler boşalsa üstümüze hiç sönmeyeceğimizi biliyorum. Bu yangın biz birer kor haline gelinceye kadar sürecek. Önce bakışlarımız alıştı birbirine, sonra parmak uçlarımız… Bu oluş tamamlandığı anda yeryüzünde bizden güçlüsü olmayacak! En mutlu olduğumuz yerde en güçlü de olacağız seninle… Bu bir sonun değil bir varoluşun başlangıcıdır. Geçmişteki tüm alışkanlıkların bana alışmanı önleyemez artık… http://gulumsunle.com/images/isik.gif Ümit Yaşar OĞUZCAN |
Ah Bir Bilsen Ahh! Bir bilsen... Konuşmalar kimin umurunda ki? Arada senin adın geçer diye vakit öldürmeler, Geçmeyince hüzünleşmeler nasıldır bir bilsen. Susmak neyi değiştirir ki? Her seferinde senin anlamanı beklemek. Alıp karşıma korkmadan, çekinmeden konuşmak Ya bunu düşünmek nasıldır bir bilsen. Bazen adın geçer arkadaşlar arasında. Yüreğimin çırpınışını,kimse duymaz o anlarda Adının içimde yankılanışını. Adının yankısı ne güzeldir bir bilsen. Artık saatler yetmiyor seni düşünmeye. Her soluk alışımda kalbime düşmektesin sanki. Her an kalbimin kapısına vurup, Aç artık şunu demeni beklemek ne zordur bir bilsen Ahh! Bir bilsen... Vedat Yaman |
YAŞAMAK REFLEKS yaşamak refleks, görmek, dokunmak, duymaktan ibaret gece gündüze kariştı, günler aylara dolaştı bu halim tüm sevdalılara ibret yokluğunla mühürlendi kalbim seni düşünüyorum ve anlıyorum sonunda sensin beni ben yapan en büyük parça gerisi yoklardan bir bütün zaten vazgeçtim yaşamaktan hereyden seni özledim, özlemi ezberledim. Alıntıdır |
AŞK GEÇİKMİŞ BİR MUTLULUKTUR Gün devrildi Koca bir yürek kaldı altında Oysa gölgeli bir parantezdi günler Yüzünün deltasında Pazartesiden cumartesiye Aşk aynı gün ölmekti belki Son tren çığlığında İstanbul çeker giderdi içimden Kırık zarlar kalırdı geriye Ve ben Saçlarımdan başlardım yaşlanmaya Bazen öyle güzel susardın ki Ağzımdan koparılan bir çığlıkla Eklenirdim sessizliğine Yaralı sandallar geceye açılırdı Yüzün habersiz kopuk bir kirpik taşırdı Düşürmenden korkardım Solcu bir kız gibi bakardın En mavi yanlarıma Tutulur kalırdım Aşk gecikmiş bir mutluluk oluyor Aşk engelli yüreklere Ve meleklerin aşık olduğu çocuklar Hala erken ölüyor buralarda Biliyor musun Bazen acıyorum bu şehre işte bu yüzden Vatan caddesinde Her gece bir, sarhoş ölüyor Sen giderek yaklaşıyorsun Şiir gecelerime Yasak denizlerde yüzüyoruz oysa biz -kulaç atmayı bilmeden- Sense bana eski bir şarkıyı dinletiyorsun “bir hadise var kimse bilmiyor” Yalnızlık düğümlenip sen çözülmek Ne garip şey Ben ölürüm şehirler geçer içimden Zaman gözlerinde durur Karanlığı yarınca bıçkın bir otomobil farı Şehrin camlarından yansız ışıklar Şubat gözlerinde iki yıldız olur Dokunamam Yeni yetme ürkülerin var şimdilerde Hüznünden yapıla şen Kahkahandan tanırım seni Bir de içindeki kırık aşklardan Ki içinden kusamadıkların Beni zehirler en çok Çünkü yanlış insanlara ağladığın Geceler saklı bu kentin koynunda Sonra Sana uzak bir radyoda anlam bulur sesim Sesim ki Şehla bir üveylik yavrusuyla kazınmıştır Bu kentin duvarlarına, kaldırımlarına Bir martı ölür İstanbul kadar Bir İstanbul kadar ölürüm Ve şehir çürür içimde Sancılı bir sokak kalır sana Sanırım uykun geldi Çünkü gözlerim kapanıyor Bu intiharlar daha ne kadar saklanır bilmem Ey benim yangınlar ortasındaki fesleğenim İşte böyle geçiyor günler Sonra bir gün daha devriliyor Koca bir yürek kalıyor altında Bir susuşta sen oluyorum Seni gözlerinden seviyorum kahraman tazeoğlu'nun "ölü bir kentin morg alfabesi adlı kitabından... |
SEVGİİİİ Yalnızlığın reçetesi, Hastalığın ilacıdır sevgi. HÜznÜn dÜşmanı, Mutluluğun dostudur sevgi. Kardeşliğin başı, İnsanlığın temelidir sevgi. Hayatın kaynağı, Yaşamanın ispatıdır sevgi. Ve... Al, CANISI. Benden sana GönÜller dolusu SEVGİ... alinti |
Özlemlerim sana, aşkım özlemim. Hayallerim sana, aşkım hayalim. Hüzünlerim sana, aşkım hüzünüm. Durgunluğum sana, aşkım durgunum. Yorgunluğum sana, aşkım yorgunum.. Suskunluğum sana, aşkım suskunum. Duygularım sana, aşkım duygunum. Sancılarım sana, aşkım sancınım. Çırpınışlarım sana, aşkım çırpınım. Taşkınlığım sana, aşkım taşkınım. Şaşkınlığım sana, aşkım şaşkınım Çılgınlığım sana, aşkım çılgınım. |
Alışamam Yokluğuna Sensizlik çöktü içime, Kalakaldım bir başıma, Yalnızlık gitti gücüme, Alışamam yokluğuna. Sana adadım kendimi, Ölürüm senin yoluna, Unuttur bana derdimi, Alışamam yokluğuna. Geliver yüzün göreyim, Düştüm kara sevdalara, Çocuk gibi sevineyim, Alışamam yokluğuna. Koyma gözümü yollarda, Son ver artık bu azaba, Gözlerim seni ararda, Alışamam yokluğuna. Sinan Gündoğ |
Sustu Benimle Sabır.. Sustu Hasret.. Sustu Zaman.. Sustum.. Yalnızca Gözlerimle Dokunuyorum Hayata.. Kimse Anlamıyor... uzakmavi... |
GÜL ( YİNE HÜZÜN) bitir bu işkenceyi sende artık bana gül dokundurma elini pıhtılaşan kana gül bahçe boş ;çeşme kuru ; nerde bostancıbaşı gelde feryâd ü figân etme bu hüsrâna gül yıllarca yatağında uyudum semenderin çakallar yuvalandı bizim olan hana gül unuttum gökkuşağı altındaki resmini nice bühtan ettiler eski bir sultana gül kâinat oluk oluk boşalırken içimden yağmur damlası bile olamadım sana gül uzandığım her hayal tutuşturdu ömrümü her yangınla yeni bir yangın düştü cana gül ya öldür yarasalar okşasın cesedimi ya da terkedip gitme beni bu isyâna gül dinle ki en ölümcül şarkımı söylüyorum darağacı kurdular döndüğüm her yana gül nasıl sevişiyorsun kırkayakla çıyanla hani boyun bükmüştün ebedî fermana gül meğer bir yanılgının zinciriymiş umudum güvenimi yitirdim şimdi her Dermana gül ... |
Içimde Bir Yerlerde Ve şimdi Kelimeler Kadar Yalnizim Bir Odam Bir Ben Hayata Kapanmişim Başlamak ,istiyorum Ya Tekrardan Ya Da çekip Gitmek Varmak Istiyorum Hayallere… Aldiğim Nefes Kadar üşüyorum Verdiğim Soluk Kadar Aciyor Bedenim şimdi Yalnizim Bir Odam Bir Ben Ve Içimdeki Acemi şaiirin Buruşuk Kağitlarda Gizli Sakli şiirleri Karanliğin Buz Gibi Gecelerinde Rüzgarin Sesini Dinliyorum Penceremde Sessizlik çiğ Gibi üzerimde Biliyorum çikmaz Olan Sonu Olmaya N Bir Yere Variyorum Gidiyorum Bir Hayallerim Bir Kağidim Ve Bir Ben Bir Hayat Işte Onuda Götürüyorum Sonsuz Kere Ve Sonsuz Kere Anliyorum Ben Yaşamiyorum Aslinda ölüm Ardimda Sessiz Adimlarda Belki Hissettiğim Duygularimda Ya Ona Gidiyorum Ya Da çözemediğim Varamadiğim Yollara….. __________________ |
Alışkanlıklar Üzerine İnsan hayatı rutinlerle çevrelenmiş ablukalarla dolu…Doğası gereği her şeye alışmak zorunda Ölüme, yaşamaya, katlanmaya, sevmeye… Günlük hayat alışkanlıklardan ibaret Her gün aynı saatte kalkmak, her gün aynı otobüslere, vapurlara binmek, her gün aynı yollardan aynı işleri yapmak…Bu bir mahpusluk durumudur Alışkanlıklar, özgürlüğümüze getirilmiş en doğal sınırlamalardır Her gün aynı sözleri aynı biçimde söylemek ölümdür biraz Canlılığımızın daha özgür ifade biçimleri olmalı Her gün ölmekte olan bir insan canlılığını alışkanlıklar, rutinler vesilesiyle duyumsayamıyor Oysa duyumsamak sınırların arkasında nelerin olduğuna dair en iyi fikri verir Kur’an’da zamana yemin ediyor Yüce Yaratıcı Zaman, ölümle uyanacağımız bir rüyanın varlığını anlatmaya çalışıyor yüzlerimizdeki çizgilere Alışkanlıklar, hayatı en ince yerlerinden kuşatmış ve bize bir çeşit mahpusluk durumu kurmuşlardır Hüznün ve acıların da alışkanlıklar sınıfına girdiğini vurgulamamız gerekir Neye ve kime olduğunu bilmediğimiz bir hüznün, eşya ve hadiselere karşı aynı tavrı almamıza neden olması oldukça düşündürücü… İnsan olmak, nedensellik ilişkisi içinde olmayan pek çok şeyi olağan kabul etmemizi zorunlu kılıyor Çünkü, anlaşılmazlıklarla çevreli hayat Alışkanlıklar da bir anlamda anlaşılmazdır Her gün aynı insanlara aynı cevapları vermenin bazen bir açıklamasını bulamayız Bunun ne kadar anlamsız olduğunu içimizden seslendirir, yine de yapmaya devam ederiz… Kişioğlu kişisel menkıbesini yaşamak için kendi zihnine ve kalbine yerleşmiş, küçük sınırların esaretini aşabilmeli Devamlı surette yapıp ettiklerimiz bize korunaklı bir alan oluşturduğundan, sınırların arkasında ne olduğu hakkında bir fikrimiz olmuyor Bu alışkanlıklar meselesi, düşünce dünyamızda da aynı etkileri göstermekte İki yüz yıldır batılılaşma sendromunun oluşturduğu kompleksler neredeyse rutin bir mesele olmuştur Özgüvenin kaybıyla küçük kaygıların ve çırpınışların rahat kucağında koca bir millet çok zaman kaybetti İrtica trajikomik bir rutin teamül değil de nedir? Kendini tekrar eden bir durum gün geliyor bir karikatür oluyor Pazar günlerinin dayanılmaz sıradanlığı rutinleşen hayatı daha çarpıcı bir şekilde vurguluyor Tembellik etmek, gazeteleri şöyle bir incelemek, çoluk çocukla pikniklere çıkmak, sağa sola gitmek vs Bir gerilim filminde olduğu hissini verir yaşamdan artık tat almamak duygusu Her gün akşam facia, ölüm haberleri izlemek ölümdür biraz Gittikçe duyarsızlığa neden olan rutinler, fark etme eşiğimizi aşağılara çekiyor Aynı şeylerden zevk alan, aynı kederleri yaşayan, aynı konulara aynı şekilde hayıflanan kitleler haline geliyoruz Canlı olmak; her gün yeniden yaratılan evreni keşfetmekle ilgili bir şey olmalı Her gün aynı sorulara zihnimizde aynı biçimde cevap aramak ölümdür biraz… Kavrayışın önünde bir engeldir alışkanlıklar Problemleri anlayamaz ve meseleleri anlamlandıramaz bir hale gelir insan Bu durum tabii ki önyargıları da kapsayan kompleks bir yapı haline gelmektedir Bu yapıyı çözebilmek için varoluşumuzun anlamına ilişkin bir arayış şart olsa gerek İslam mutasavvıflarının sürekli aramaktan kastettiği şey, “bilincin sınırlarla hapsolmaması için canlılığı duyumsayarak, devingen ve hareket halinde olması gerektiği” olsa gerek Kısa bir hayatı kendi ellerimizle iyice kısaltıyoruz Belki dışarıda kar ve tipi var Fakat her gün aynı uykuya dalmak ölümdür biraz… |
En güzel alışkanlığımsın güneş; nasıl doğuyursa karanlığın ardından, tüm parlaklığıyla işte öyle doğdun karanlıklar berisindeki dünyama mor tepeler kızıl kızıl yok olurken ben varolmaya başladım mavi mavi ne, sabah içtiğim sıcak bir çay ne, gün boyu bitirdiğim üç paket sıgara ne, karşı binadaki yaşlı teyzeye dediğim günlük günaydın ne, sokak başında kızdırdığım bakkal emmi ne, kahvede takıldığım tavlayı koltuğuna verdiğim erdal ne de, sıcak bir çayda bulduğum huzur değil bu alışkanlığım ne, söylediğim marşlarda ne, dinlediğim türkülerde ne, yazdığım ne, okuduğum şiirlerde ne, ağır romanlarda ne de henüz yazılmamış bestelerde bulamadığım güzel bir alışkanlıksın evet sen; evet evet sen sen benim en güzel alışkanlığımsın sen benim, başımın belasısın hemde püskküllü belasısın ama; güzel belasın bee! ... belaların en güzeli.... Celil Taş |
|
http://i5.tinypic.com/8axn4oz.png Yağmurun birgün dinmeyeceğinden, hiç bitmez görünen hayat ırmağının birgün kurumayacağından, sizi alıp diyardan diyara gezdiren rüzgârın duruvermeyeceğinden. Emin misin ? Hep atan yüreğinin duruvermeyeceğinden, gören gözünün hep göreceğinden, duyan kulağının hep duyacağından. Emin misin ? "Ben olmazsam olmaz" dediğiniz işlerin asla sensiz yapılamayacağından, sen olmazsan dünyanın duruvereceğinden, seslendiğinde titrettiğini sandığın şu dağların hep emrinde olacağından. Emin misin ? Sana uzanan ellerin hep yanında olacağından, yüreğini verdiklerinin birgün sırtlarını dönüp gitmeyeceğinden. Emin misin ? Boynuzsuz koyunun, boynuzlu koyundan hakkını alacağı günde; balıklardan kuşlara, ağaçlardan güneşe, üzerindeki mesajları okuyup anlamadığın yaratılmışların senden şikâyetçi olmayacağından. Emin misin ? Sana hep açık duran ilahî kapıların birgün kapanmayacağından ve şaşırıp kalmayacağından. Emin misin ? Karanlığın içinde kaybolup giden çığlıkları duyabildiğinden, yüreğindeki ışıktan başkalarına da verebildiginden. Emin misin ? Güzel bir hayat yaşadığından, yapabileceğin herşeyi yaptığından. Emin misin? Bütün bunlar için bir kere daha fırsatın olacağından. Sahiden Emin misin ? |
Öznesiz cümleler kurmaya alışmıştım ben oysa... Yalnızlığıma, ıssızlığıma sahip çıkmıştım onca kalabalığın arasında.. Korkularımdan korkmamayı öğreniyordum yavaş yavaş. Hayallere düşlere sığınıp onlarla avunuyor, küçücük mutluluklara, hayata dair geçici heveslere sarılıp gülümseyebiliyordum. Geride bırakmıştım bütün hüzünleri, ertelenmişleri, yaşanmışları, yarım kalmışları.. Yürüyordum ardıma bakmadan kendi yolumda. Geçmişin izleri bazen takılıyordu ayaklarıma bir yerlerde, ama ben aldırmadan yürüyordum işte.. Sevdaya dair hikayelerin noktasını koymuştu hayat yıllar öncesinde. Ben de çaresizce boyun eğmiştim ona. Bence mutluydum ben kendi kendimle.. Hiç beklemediğim bir zamanda, ansızın çıktın yollarıma. Yalan mıydın sen? Yalan.. Bunca ısıtabilir miydi ruhumu? Bunca işler miydi sevdanı yüreğime? Geçmişin izlerini silip, doldurabilir miydi yüreğimi böylesine? Bilseydim dinler miydim seni? Geçmişimden koparıp, beni alıp gitmene, İzin verir miydim? Görseydim, eğer sonunu görseydim, Başlamadan daha, orada dur derdim... Bilseydim, eğer sonunu bilseydim, "Sevme bırak" derdim, "Sevme, uzak dur..." Geldiğin gibi de gittin ansızın bir gün.. Sensizliğe alışmak daha zordu yalnızlığa alışmaktan. Şimdi öznesi sensin cümlelerimin, yüklemleri yok... Sensiz günüm zordu zaten, Bir de sen geldin üstüne.. Yokluklarım yetmezmiş gibi, Sen de eklendin üstüne... Ben zaten bunları sen olmadan da yaşardım. Ne gerek vardı sana, sensiz de yalnız kalırdım. Ben zaten sen olmadan da ağlardım isteseydim eğer, Ne gerek vardı sana, ne gerek vardı yokluğuna.. Sensiz olamıyorum artık ANLASANA!!!!! |
http://byfiles.storage.live.com/y1pOXXWwwNFn111pO9O_CYEJMenlqD3rXjHOvKi2S66A_n7VG9XggJeCl9kcofi5BKlf9r41380I04 Rüzgara karşı alıp yelkenleri, açılma vaktin gelmiştir denize. Bilirsin ki ne fırtınalar, ne deli dalgalar beklemektedir seni. Korkarsın, terk edemezsin limanı, bir köşesine sığınırsın. Kabullenmesen de artık aşk bitmiştir, İşte son budur... İçin hep hüzün doludur, bir türlü kabullenemezsin bittiğini. Gözlerinin içine bakıp seni seviyorum demesini beklersin. O sözler hiç çıkmayacak o dudaklardan bilirsin. Yinede umudun yeşildir, İşte hayal budur... Gururlusundur, istenmediğin yerde durmazsın. An olur ki ne olur bitmesin dersin. Bu sözlerin dudaklarından nasıl çıktığına kendin bile inanamazsın. Oysa o yüzüne bakıp sadece gülümser, İşte acı budur... Ondaki sıcaklığı kimsede bulamayacağını düşünürsün. Kimse onun gibi gülemez, onun gibi konuşamaz dersin. Ve kimseyi onun kadar sevemeyeceğini bilirsin. Kahredip başını eğersin önüne. İşte hüzün budur... Nefes alamaz hale gelirsin, daralır için. Bir kaç saatlik derin bir uykuya hasretsindir. Bilirsin ki gözlerini kapasan da terk etmeyecektir hayali. Atarsın gecenin kollarına kendini, İşte huzur budur... Ondan gelecek tek bir haberi umutsuzca beklersin Bir de beklemek ölüm gibi gelir insana böyle zamanlarda. Aslında ölüm fikride garip değildir artık sana. Geri dönerse diye ölemezsin bile, İşte sabır budur... Hayat devam ediyordur ama her şey yarımdır, hep bir yanın eksik. Yüreğin eskisi gibi atmayacaktır, başka aşklarsa seni kandırmayacaktır. O başkalarıyla, mutlu bir hayatı yaşıyor olsa da, yine de sevginden vazgeçemezsin. |
http://img516.imageshack.us/img516/8417/gittin012xf3.jpg Sonunda sende gidiyosun iste. Herkes gibi sende terkediyosun beni. Benim daha onca hayallerim varken, ardina bile bakmadan beni koyup gidiyosun. Her hayalimi, bir Cicek gibi, teker teker özenle ekmisdim yüregime. Bu koskoca Ayrilik Rüzgari öyle siddetliki, umutlarla ektigim ciceklerimi söküp ucurdu. Hayallerimide alip gidiyosun. Bari onlari biraksaydin benimle. Hani verdigin sözler? Giderken onlarida götüryosun beraberinde... Ayni sözleri, yeni asklarina vermek icin, onlarida götürüyosun... Bu issiz gecede beni yapayalniz birakip gidiyosun... Bukadarmiydi senin o kocaman sevgin? Hala inanamiyorum gittigine. Okadar alismisken sana. Varligina okadar alismisken… Nasil birakip gidiyosun beni, nasil? Anliyamiyorummm… Bunu bana nasil yapiyosun? Hani hic kiyamazdin gözyaslarima? Simdi senin icin agliyorum… Dayanamiyorum… Ne yaptimki ben? Seni sevmekden baska ne yaptimki? Hadi söyle, Ne yaptim? Hani önümüzde koskocaman bir ömür vardi, beraber yapacagimiz daha cok sey vardi hani ? Unuttunmu ? Onlara neoldu ? Beni hic sevmedin dimi ? Yalandi her sözün, sevginde yalandi! Iste sonunda sende gidiyosun, bana hic biseyimi birakmadan, herseyimi alip gidiyosun… Birtek Yalnizligimi birakiyosun. Geldigin gibi, gidiyosun yani. Beni nasil bulduysan, yine öyle birakip gidiyosun. Oysa bilmiyosunki, seninle kendime yeni bir Hayat kurmusdum ben. Herseye yeniden baslamisdim. Mutluydum oysa… Ama, simdi yine yalnizim iste… Zaten bitek buna üzülüyorum, senin cekip gitmene degil. Cünkü, biliyomusun BEN SENI DEGIL, SEN BENI KAYBETTIN……… |
Şimdi SEN Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez. Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya, Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında Ne çarşaf halden anlar ne yastık. Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık. Onun unutamadığın hayali, Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine. Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu. Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin. Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için, Vurursun başını soğuk taş duvarlara. Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın. Duyarsın, Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin. Niçin yaratıldığını. Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini. Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini. Boşuna geçip giden günlerine yanarsın. Dolar gözlerin, için burkulur. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların. Sevilen gözlerin erişilmezliğini. O hiç beklenmeyen saat geldi mi? Düşer saçların önüne, ama bembeyaz. Uzanır, gökyüzüne ellerin. Ama çaresiz, Ama yorgun, Ama bitkin. Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın. Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. Bir gün anlarsın hayal kurmayı; Beklemeyi, ümit etmeyi. Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi. Lanet edersin yaşadığına... Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın. O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden. Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın. |
Boş ver, aldırma diyorsun içinden. Olur mu, boş vermek yakışır mı hiç sana, diyorlar. Önemsiyorsun, dertleniyorsun, üzülüyorsun. Uykuların kaçıyor. Hiç takmayacaksın, bunları dert etmek sana yakışmıyor, diyorlar. Üstten bakıyorsun... Yakışmadığını söylüyorlar. Aşağıdan alıyorsun. Yakışmıyormuş, öyle diyorlar. Arkanı dönüyorsun. Olmuyor. O zaman gözünün içine içine bakıyorsun. Bu sefer de kabalık sayıyorlar. Sanki hayat yakaya takılan bir gül bunlara göre... Öyle uzaktan bakıp değerlendiriyorlar: İyi duruyor mu, durmuyor mu? Uymuş mu, uymamış mı? Cıvık mı, şık mı? Öyle olsa ne güzel olur. Ama değil, bu bizim mecburiyetlerimizle özgürlüklerimizi aynı kazanda harmanlamaya çalıştığımız hayat olsa olsa ancak solgun bir gül oluyor dokununca... Duygularının dikine gidiyorsun. Yaşına başına yakıştırmıyorlar. Aklını başına topluyorsun. Bu kadar usluluk sana yakışmaz, diyorlar. Öfkeleniyorsun. Yakıştıramıyorlar. Sakin kalıyorsun. Bu kez ya tepene çıkıyorlar ya da yakışıksız bir kayıtsızlık olarak algılıyorlar. Susuyorsun.Sana yakışmaz! Konuşuyorsun.Sana yakışmaz! Bağırıyorsun. Hiiiç yakışmaz! Arkanı dönüp gidiyorsun. Oldu mu ya şimdi, biz seni böyle kaçak bilmezdik! Orada durup kişiliğinde sevginde ve inancında ayak diriyorsun.Şık olmadı! Sanki her şey hayatın üzerine geçirdiğimiz kılık kıyafetten ibaret! Sanki bir kravatın hafifçe yana kayık, bir davranışın hafifçe uyumsuz görünmesinden daha önemli bir şey yok! Anlıyorum hepsini, anlıyorum da; bu dışın hiç mi içi yok yahu? Bu garip şıklık merakının zirve noktasına gelince... Ölüyorsun. Basbayağı ölüyorsun. Herkes gibi... Eninde sonunda herkesin öleceği gibi... Gazeteye ilan veriyorlar: Ölüm sana yakışmadı Geride kalanların acı duygularının, ince kederlerinin sonucu elbette böyle bir ifade! Ama en derin şıklığın; bile ne kadar sığ bir arayış olduğunu nasıl da nasıl da yüzümüze vuruyor. Yok. Yanlış anlaşılmasın! Şıklığı seviyorum. (Dikkat! Önemsemiyorum şıklığı, seviyorum. İkisi farklı!) Her şey birbirine; davranışlarımız da her zaman bize yakışsa ne güzel olur! Fakat biliyorum... Çoktandır biliyorum kigöze hoş görünen nice şeyin içi boş! Üstelik şıklıkta horlayıcı bir alay; yakıştırma çabasında gizli bir şiddet de var. Oysa gerçek şu ki içtenlik çoğu zaman dışardan bakana yakışıksız geliyor. Aşk, itici. Zekânın saçı başı dağınık, gömleği dışarıda. Bilgelik, bir lokma bir hırka. Özgür düşünce deseniz, o zaten hepten kaba saba kalıyor. Bu durumda tercihim açık! Şıklığınız; içi şiddet dışı etiket medeniliğiniz size... Bazen vandallık gibi algılanan ve çoğu zaman biçimsiz olan şey; yani bütün saflığıyla hayat bize! |
Mademki alışkanlıklar, hayatımızın en ileri gelen hakimleridir, öyle ise ne yapıp yapıp iyi birini edinmeye çalışmalıyızBacon |
| Saat: 10:09 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık