![]() |
Nedeni yok belki bu sensizliğin yada bana verdiğin bu ayrılık yelinin sana yazdığım ilk şiiri hatırlarmısın Ayrılıktı adı ayrılmam dediğin ayrılık yıkılmıştı o gün dünyam gözümde yalandı herşey sevda bile yıkmam demiştin ama bıraktın beni yalnızlık çemberinde. |
Kapama Gözlerini... Çocukken geceleri yıldızlara bakardım... Başımı gökyüzüne kaldırır heyecanla yıldızları sayardım; kaçında aşk vardı, kaçından böyle görünürdü gökyüzü, kaçında denizler bu kadar güzel ve kaçında aşk maviydi... Yıllar sonra senin gözlerinde gördüm yıldızları... Gözlerinde o çocukluk heyecanımı yaşadım yeniden. Mavi denizleri, mavi gökyüzünü, mavi aşkı gördüm... Belki de onun için sen gözlerini kapattığında sönüyor yıldızlarım... Gözlerinden bir yol çizdim kendime, yıldızlara tutunarak ulaştım aşka... Aşk maviydi; gözlerinde aşka bulandım... Şimdi belki de bu yüzden; gözlerini kapadığında yolumu kaybedişim... Şiirler okurdum gökyüzüne bakarak; nefesimden cam buğulanırdı... Adımı yazardım o şiirli buğuya, yanında bir boşluk bırakarak... Sonra yanına eklenecek mavi aşkımı hayal ederdim saatlerce... Şöyle olmalı, böyle bakmalı, böyle konuşmalı... Şimdilerde gözlerine bakarak şiirler okuyorum içimden, sen duymuyorsun... Gözlerinin buğusuna adımı yazıyorum, yanına da mavi aşkımı; yani seni... Kapasan gözlerini, buğusu silinecek, adım silinecek gözlerinden, aşk silinecek... Bir şiir okuyorum soğuk cama yaslanıp; “Yokluğun cehennemin öbür adıdır Üşüyorum kapama gözlerini” diye biten... Şimdi gözlerini kaparsan; gözlerindeki yıldızlar sönecek... Şimdi gözlerini kaparsan; maviler çok üşüyecek... ~netten~ |
Bir akşam bulutların seyre döküldüğünü Görürsün hasretiyle sabah ezgilerinin Bir akşam gözlerin ufka dalar pek derin Kuşlar öter, uçuşur yeşil dallara konar Umutlar yaprak yaprak alevlenir de yanar Son mutluluk sesleri dökülür dudaklardan İnsanlar gölge gibi çekilir sokaklardan Rüzgar okşamaktayken anne gibi tenini Gecenin kolları sessizce yakalar seni Anlarsın gözlerinin dolup boşaldığını Anlarsın yalnızlığı ve yalnız kaldığını… |
Yüzümü suskunlukla yıkadığım bir zamandı yüreğimi pusuya düşüren yalnızlık. Bir mermi vızıltısı gibi gün biterdi, başlamadan tükenip giderdi aşk’a zamansızlık. Yağmurlu bir sabahın ağırlığında kurgu teorilerine saplanan masum uyanışlar kaplardı havayı. Ve özlem ne anlaşılmaz kalırdı bakamadığım aynaların avuçlarında. Kendimden habersiz bir sevda türküsü sarardı duygularımı. Yalnızlık hep böyle acıtırmı be sevdiğim, kanatırmı içten içe suskunluklarımı. Seher yelinde hayal kovalardım,şiirlerden tutardım ellerini. Ya o gözlerin yokmu,kömür karası,benliğimin hiç durmadan kanayan yarası. Nasıl vazgeçebilirim senden. Nasıl terkedilirim sevdaya düşüren sözlerinden.. Yazarsın ama söyleyemezsin bilirim. Ağıt yakılan diyarlarda sana hasret büyütür yüreğim. Asmışım kendimi bembeyaz bir bulutun sessizliğine. Gökyüzü gecelerime hançerli sevdiğim. Nasılda özlerim seni bir bilsen,nasılda ağlamak gelir şimdi içimden. Yıldızlar çizerim bomboş kağıtlara,belki bir hüzün tadında yağmurlara karışırım. Alışırım belki sevdiğim,belkide toprak olur renginde sonbahara seni getiren mevsimlerle yarışırım. Alışırım dedim ya sensizliğe,inan ki çok zor. Her masala bir kahraman gerekir diye düşünürüm. Aşk’ın kahramanı olur mu sevdiğim. Yerde gökyüzü,dolunayda çığlık atan bir geceydi kendime ezberlettiğim. Olmayınca olan,hiçbirşeyde neye yarar,kendime kalan herşey. Anlamsız değilmi..Hayat gibi,sanki bir anda doğupta sevdaya bir anda çekip gidecek gibi kanadı kırık kuşların çektiği acılarıyla. Sesimi duyan olmaz ki,yalnızlığı okuyan her şiir kendi sessizliğinde dün kalıyor. Kesif bir zaman bırakılıyor içime aşkın tılsımı. Bazen seni seviyorum demek bile bana yetmiyor. Bu coğrafyada tutunduğum her geceyi suskunluk sayacağım,ben şair değilim belki,belkide ben hiç adam olmayacağım. Yazmayacağım,okumayacağım belkide,ama sevdiğim,zamanı keman tınısında anlatan bir aşk var yüreğimde. Sensiz yapamayacağım. Nehirleri izliyorum,ne ben uyuyabiliyorum artık ,nede düşlerime çentik atan saatler. Geçip gidiyorum karabasanlar baskısı gecelerimin tam orta yerinden. Bir ömürde tüketiyorum siyahın anlamını. Gözlerinin gözlerime her bakışında donup kalıyorum. Bu benmiyim diyorum kendime. Aynalar cevap vermiyor sevdiğim. Ben her gün daha çok sendeki aşk oluyorum. Beni düşündüğünü biliyorum. Bende düşünüyorum. Düşündükçe gerçek bir aşkı yaşıyorum. Daha ne olsun sevdiğim. Rengarenk kitapları diziyorum odamın geometrik desenli halısının üzerine. Kapıları kapatıyorum. Pencereleri açıyorum gökyüzüme. Seni çağırıyorum. Ben yaşadığım her zamana senin için parmak izi bırakıyorum.Bu sevda kendi çıplaklığından türevini alıyor yalnızlığımın. Uzatıyorum ellerimi.Sen tuttuğun anda ben yalnızlığımda kayboluyorum. Gülüyorum,güldükçe bir bilsen nasılda çocuklar gibi seviniyorum. Düşün diyorsun ya bana,düşünüyorum,bir sessizliği kalıyor geriye caddelerimin, ağaçların yaprakları Eylül.Nedensiz bir heyecan kaplıyor içimi. Sabaha bulutlarla yanına geliyorum. |
Bana Yokluğunu Anlat Bildiğim bir şey söyle bana Mesela adımı söyle Beni sevdiğini Benim seni sevdiğimi Seni sevdiğimi bildiğini söyle Gözlerinde hüzün bulutları Gözlerin dumanlı Ne zaman gözlerine baksam Gözlerin kanlı Bildiğim bir şeyler anlat bana Ağlamaktan bahset bana Ne zaman saate baksam Hep ayrılık vaktidir Süzülür ellerin ellerimden Tül gibi hafiften Bana bildiğim şeyler anlat Mesela ayrılık gibi Avaz avaz yankılanır Odamda geceleri yalnızlık Kulaklarımda çınlar Yokluğunun sesi Bana en iyi bildiğim şeyi Bana yokluğunu anlat |
Biliyorum, konuşacak bir şeyimiz kalmadı, paylaşacak hiçbir şeyimiz yok ortada. Yine de yüreğimden, gücümün yettiği yere kadar sana sesleniyorum, seninle konuşuyorum. Bugün sana olan kırgınlığımı rafa kaldırdım, sevgimi aldım avuçlarımın arasına, ona sığınıyorum. Cümlelerimi kısalttım, kelimelerim buruk, gülüşlerim istenmeyen evlat dudaklarımda. Bir ihtimal gelişine sığındığımı fark ettiysem de, engel olmadım gurursuz ama umutlu ve sabırlı hasretine. Anlık hayaller anlık mutluluklara gebe kalıyor..bugün gönlümü hoş tutmak istiyorum...imkansız olan her rüyaya inanasım geliyor. Bir çocuk gibi, isteklerimi bastıramıyorum. Çalmayan telefonuma elim gidiyor, sana hala bende olduğunu ısrarla yazmaya çalışıyorum. Bende olan seni hiç kırmadım, değiştirmedim ve hep korudum desem de, sendeki benin nasıl olduğunu, gülüp gülmediğini, anlamsız bir sıkıntıyla merak ediyorum. İçimdeki güzelliğine inanıp inanmamanı artık umursamıyorum..! Bulutlar yağmurunu toprakla öpüştürebilseydi bugün, bana o verdiğin ama tutmadığın sözünü sahiplenerek, dans edebilirdim ıslaklığıma aldırmadan. Ki aslında ıslanan sadece yüreğim olurdu, bedenim değil...Üşüyorum, bu üşüme yalnızlığımdan geliyor ve sarıyor her tarafımı. Tutunabileceğim hiçbir güzellik yok, hatırlamaktan usanmayacağım anılarım dışında. Isınabilmek için onlara sarılıyorum. Anlamsız ve cevapsız sorular hınzırca sırıtıyor, ben görmemeye çalışıyorum. Düşler uzak gibi görünüyordu ama yakındı. Belki de görmeyi istemek gerekiyordu. Gözlerini aç desem kapatacaksın ama kapatma gözlerini..! Biliyorum levrekler derinlerde ve dalgalı denizlerde yaşar. Levrekler uzak bir düş gibi zor yakalanır. Ama sen becerirsin düşleri yakalamayı, derinlere dalmayı, uzaklara kavuşmayı..Sahi, becerebilir misin..? Kendime bir demet papatya aldım ama bakmadım falıma. Gözlerimi gelişlere verdim, gözlerimdeki hüzün bile seni özlemiş, kafayı bulunca itiraf etti sonunda. Düşüncelerim gururlu, hayallerim ve sevdam değil. Gelseydin; kendimi unutup sana akacaktım, susturacaktım içindeki isyanı, kavgaların ortasında bir güneş gibi doğup ısıtacaktım yüreğini, sevinçten ağlayacaktım bu defa, mutluyken hemen sarhoş oluşum gibi, dokunacaktım, kusacaktım birikmişliğimi, hasretimi ama gelmedin, gelmezdin, gelmeye hiç de niyetin yoktu aslında. Kendimi kandırdığımı anladığımda, ağlıyordum... Eskiden kimi şarkıların ne kadar anlamlı olduğunu düşünürken, şimdi ayrılığın ardından çalınan her şarkı umutsuzluğumu ve sevgimi anlatıyormuş gibi geliyor. Sevdiğim ne çok şarkı varmış, bunu senin gidişin gösterdi bana. Her şarkıda sen varsın, her yerde, her gördüğüm insanda, denizde, gecede, uykumda...Nasıl beceriyorsun her yerde olabilmeyi. Bu bir marifetse eğer, niye benim yanımda değilsin ki...? Göz yaşlarım asilliğini yitiriyor ve yenik düşüyorum sevdana. Gittin..belki de hiç gelmemiştin, ben geldiğini sandım. Ayak uyduramadım yorgunluğuna. Dudaklarına, düşlerindeki öpüşü konduramadım. Kimi zaman bir çocuk oldum gülüşlerinde şımaran, kimi zaman bir kadın dokunuşlarında kendini bulan. Ama en çok da imkansızın oldum, hırçınlığın, yirmi yaşın, gecikmişliğin...Her gelişimde bir kez daha gönderdiğin oldum. İnanamadığın, yenemediğin, üzerinden atlayamadığın korkuların oldum. Ağladığın, bağırdığın ya da sustuğun isyanın oldum. Aşk pazarında harcadığın mevsimler oldum, sessizce boşalan gözyaşların,birikmişliğin oldum. Son ses dinlediğin bir şarkının nakaratı oldum, dilinin ucuna gelip de söyleyemediğin kelimeler, ister istemez yaşadığın talihsizlikler oldum. Yüreğindeki kadın ben olmak isterken, yüreğine sığınan ve tozlanacak olan bir anı oldum. Hak etmediklerin, artık yeter dediklerin ve herşeyin olmak isterken belki de hiçbir şeyin oldum. Söylesene, ben gerçekte senin neyin oldum...? Sesin hep uzakları çağırıyordu, ben üstüme alındım, sana geldim. Bilseydim, bana ait olmayan bir seslenişi sahiplenir miydim..? Şimdi bir mevsimlik aşk kaldı avuçlarımda. Sadece bir mevsim yaşanan ama bir ömür gibi gelen aşk...Kalbime henüz söylemedim gittiğini. Öğrenirse onun da acı çekmesinden korkuyorum. Seni hala benimle biliyor ve seviyor ama ben kalbime ilk defa yalan söylüyorum. Gittin...sevdamın öksüzlüğüne alışabilirim belki ama sesinin uzak yolların sonunda olması acıtıyor içimi. Suskunluğun en büyük silahındı, suskunluğunla vurdun beni. Ben alışkınım kendi yaralarımı kendim sarmaya. Asıl acı olan ve kanatan unutulmak aslında. Söylesene, unutulmak kime yakışıyor..? Unutan sen olsan da, sana bile yakışmıyor..Merak etme, üstüne giydirmedim bu duyguyu, unutulmayan olmak sende daha güzel duruyor. Görüyorsun işte, aşka ve sana ihanet etmiyorum ben, ki kırgınlığım aşka.Sen üstüne alındın...Bir sonbahar’da, güneş hala daha ısıtırken bedenimi seni çıkarttı karşıma. Sen “bitti” dediğinde yağmur yağıyordu, aşkın canı sıkıldı, seni aldı... |
Yalnızlıgıma Dost Susuzluğumu dindiren avuçlarında Hasretimi bıraktım hatırlarmısın Yağmur altı hayallerimde kaldın sen Sensizliğin mırıltısında çıkarken basamakları Hep aşk dolandı ayağıma Ansızın patlayan gök gürültüleri misali Titredi kalbim sen geçtikçe anılarımdan Gözlerin değildi beni etkileyen Saçların bakışların veya adımın Hiçbiri bir kıpırtı bile yaratmadı gönlümde Aşık olmak istiyordu kalbim Sen vardın yakında Gözlerim ilk seni yakaladı bilinçsiz bakışlarında Seni düşünmedim geceler boyu Hiç biri sana değildi gözyaşlarımın Yalnızlığımı dolduruyordu her damla Yoldaş misali uçsuz bucaksız yolculuklarda Nefes almama neden oluyor seni bulma umudu Kalbimde hala bi kaç kıpırtı varsa Ve dimdik duruyorsa ölümün karşısında Azrail varlığımı ürpertemediyse daha Bu sana aşkımdan ileri geliyordur Daha fazla kalem harcamak istemiyorum sensizliğe Sen yanımdayken titresin kalemim Sözcüklerim yokluğunda kaybolmasın Bir köşe başında çık artık karşıma Seni bekliyorum... |
Bir yağmur tanesi gibidir içimde yanlızlığım Yanlızlığım,içimde bir kor tanesi gibi Yanlızlığımda sürüklenip gidiyorum Yanlızlığıma gömülüp gidiyorum Ardımda koca bir ömür bırakıp Gidiyorum buralardan Onca acıyı terketip bırakıp gidiyorum Yanlızlığıma gömülüp gidiyorum Yanlızlığımdan beni kim kurtaracak kim Elimden tutup kim kurtaracak Beni bu yanlızlığımdan Yanlızlığıam gömülüp gidiyorum Yanlızlığımı alıpgidiyorum Peşimden "dur" diyen çıkarmı bilemem Alışmışım yanlız kalmaya Yanlızlığıma gömülüp gidiyorum Gönderen:OĞUZHAN KÖMÜRCÜ |
Önce çaresizlik çaldı kapıları Sonra yoksulluk Bütün âşina çehreler silindi aynalardan Bir anda boşaldı dünya Yapayalnız kaldık Tez tükendi umut ekmeği Bitiverdi suların hayali Çevirdik derin bir karanlığa gözlerimizi Sen ey büyük yalnızlık Bir sen terketmedin bizi Yalnızsan Eğer hayatın devraldığı sessiz bir özsudur acı birikir yüreğinin kıvrımlarında ve ağar gözlerine ağır ağır bulutlar yere inmiştir artık ya da gurbettesindir unutma bir hayalet gibi kapındadır yalnızlık denen şey ufkun kararabilir birden için çölleşebilir kaçışın bile bir adımdır ya da dönüşündür kendine unutma Her sayfası kederle kararan bir hüzün defterine döner günler ve her sabah "merhaba hüzün" "merhaba yalnızlık" diyerek başlarsın hayata ama hayat bağışlamayacaktır seni unutma Üstelik günlüğü yoktur hüznün hiç bir zaman da tutulmayacaktır serüvenlerin yorgun yeniği elleri titreyen yaşlı bir kadındır hüzün ya da hasta bir tanıdıktır ancak hepsi o kadar aylin aydın |
Beni sensiz bıraktın bu gün… Beni sensiz bıraktın bu gün… Yoksun… Yoksun sevdiğim. Kanadı mı kırıldı haber kuşlarının? Bilinmedik türküler söylüyorlardı Kanatlarında mavisiyle gökyüzünün… Yokluğunun acısıyla aralanmış yüreği ğöğün Ağlıyordu Ağlıyordum Sevdiğim… Yollara vurdum kendimi Durgun zamanlar arası seyr’ederken düşlerim. Kırdım… Duvarlarda yokluğunu yansıtan aynayı Mevsimin son yağmuru olsun yağan gözlerimden Son damlaları olsun istedim Yureğimden süzülen… Artık Ağlamak istemiyorum. İstemiyorum Sevdiğim. Sensizliğin resmi gibi asılı duvarlarda zaman İlerlemeden Her saniye… Her dakika… Her saat, yokluğunu söyleyen… Kapattım ellerimi zamanın dudaklarına “Ayrılıktan söz etme sus! …sus “ dedim. “Sus “ dedim zamana, Sevdiğim… Sessiz bir çığlığa uzanırken gece Kalın perdeler çektim gözlerime. Aramıza aldık geceyi…yokluğunla, Söyleştik… Söyleştik, dilsizce…. Beni sensiz bıraktın bu gün… Yoksun Sevdiğim… Yoksun… Sıkışıyorum duvarlar arasına Dar geliyor sensiz bu dünya. Neden…? Neden anlamıyorsun ki hala? Yokum… Yokum işte! … Senin olmadiğın sevdalarda… Leyla Işık |
UYUMA Bir istasyon bir kaç yolcu.. Bir telaş bi korku.. Belki bekleyenlerin var arkanda.. Belki beklemesini istediklerin.. Belkide dudağında bi ıslık.. Yazdıklarımın özeti şudur canım,zordur yalnızlık.. Uzaklardan mı geliyor sesim duyuyor musun..? Yoksa bi şiiri bile beklemeyi bilmeden uyuyor musun..? ahmet akyol |
Bir istisnayım artık kuralı bozuyorum Mışlı geçmiş bir şark çıbanıyım Şimdi yaşamın yüzünde sızlıyor izim Gündemde ilave tedbirler var, infaz bildirileri Ecelimi bir hamaylı gibi boynumda taşıyorum Potansiyel suçluyum, yasa da ceza da benim Lanetlidir artık gözlerine mil çekmiş Kurşun damlaları akıtmış kulaklarına Kösnül kasıklarında yalaz, üstü başı kan Şimdi isterik bir ******yu oynuyor zaman Bütün kapılara ayrılığın suretini astılar Derme-çatma aşklar onarmaktan bitkinim Dün erkendi, yarın gecikmiş sayılırım Bir parça uçurum alıyorum terkime Kutsuyorum yolları bir iklim bulmak için Bozdum tüm oyunları şimdi satırbaşıyım Sıcak uzun yazlardan, kış uykulardan Sustukça derinleşen büyüyü bozdum Karlar içinde yorgun bir selam gibi Vakitsiz ve davetsiz giriyorum gecene Gözlerinin sıcağına konuk et beni Sonunda öğrendim konuşmayı, yürümeyi öğrendim Geçtiğim tüm köprüleri yaktım, dönüş yok Yollarla artık uğraklarla anlatırım kendimi İçime akmıyor kanım, yaramı sevdim Tazeleyin çoban ateşlerini ey ateş ustaları Kavallarınıza yeni delikler açın Emzirin sığınaklarımı uyak bulsun koyaklar Yeni bir sayfa açtım işte ömrümü çiziyorum Sensiz hiçbir şeyin hükmü yok benim için Ölüm durmadan tazelese de hünerini Yeni bir sayfa açtım kanımla yazıyorum artık Kod adım aşk'tır Ömrüm bu uzun hecenin ömrüne kayıtlıdır Çünkü miladı yoktur kod adı aşk olanın Ateşten gömlek giymiş bir şiirdir ülkesi alıntı |
Alnımın yazısı sensiz kalmakmış bir ömür... Ararken bekleyip, beklerken arayıp da buldum seni. Herbir günü bir asrı bulan bekleyişlere karıştım yine, yine üşengeç zaman dilimlerine misafir oldum ve hep bir yerde son bulan sabır tükenmek bilmedi bu kez, karşı koyuşuyla umudumun. İnanmadım sevdamı ödünç verdiğimi sana. Çok uzaklardan kulağıma gelen sesin güç verdi, eşlik ettim türküne. Güç kattı ay yüzüne konan zeytin gözlerin gönlüme. Üşümez oldum ve geceleri ürkütmedi karanlık. Gülen gündüzleri kovaladı sayende huzurla uyuduğum geceler. Alnımın yazısı sensiz kalmakmış bir ömür... Zaman zaman ellerime anlattığım bir gerçekti yokluğun. Kaçarak bu gerçeği hatırlamayı hep ertelerken ben, alnımın yazısıymış diye geçiverirdi içimden. İyimser olmazdım daha fazla yazık ki ve bir damla kanım daha akardı acıtarak değdiği yerleri ve şafak rengine bürünürdü ortalık, kan kara bir şafak. Alnımın yazısı sensiz kalmakmış bir ömür... Sabahları çağırdığım o insafsız gecelerde odamın şampanya rengi duvarlarına çizdiğim resimlerini görsen sen, son verirdin bu zulme. Geri al bu uykusuz geceleri gözlerimden. Kırsam da kalemi bir çırpıda, korkma, gözbebeklerimde taşırım seni ben. Ellerime oturtup hiç yummam avuçlarımı, üzülme sen. Alnımın yazısı sensiz kalmakmış bir ömür... Muhtemel bir yalnızlıktı bu içine düştüğüm. Uzan da çek kurtar beni n'olur. |
yanlızlığım Kalın Bir Kitap bizim şarkılarımız Ellerin Mi Oldu Ellerin Mi Oldu Ellerin Kiminle Doldu Kiminle Kirlendi O Temiz Saf Kalbin. Vaybe! Demek Bunuda Görecektim. Demek Yiyecektim Feleğin Sillesini Ve Sen Bana Birgün, Defol Git Dünyamdan Diyecektin. masumluğun Rolmüydü? Rolün Bumuydu? Bukadar Ucuzmuydu Ellerin Ellerde Olan Neydi Bende Olmayan, Gittide Kırılası Ayakların Geri Gelmedin şimdi Yanlızım Kimse Duymuyor Adımımdaki çığlıkları, Yaşatamıyor Gözlerimdeki Mahsum Sevdamı Ben Mi Yanlışım Terazide Değilmi Hayat Bir Masaldan Ibaret Herşey Yanlızlığım Kalın Bir Kitap... kadir Saydan |
|
Hep ardımızda eksik kaldı Biz yürüdükçe yığınlaştı hayaller Koştuk adeta Umutla kovalarken Uzaklaştılar yakalanmamacasına Sevinirken bazen Büyüttüğümüz yapaylarımızla Büyüyen yalnızlığımızdı oysa ümit fatma uçar |
Sanki karanlıklar, almış onun göğsünü Unutamıyoruz biz,aşkını sevgisini Oluyor sessizlik,saklıyor hevesini Gelmeden yanarsa,duyamadım sesini Zor ayrı ve sesiz,başka yapamam ondan Yalnız ve uzaktır,can duramam aşkımdan Yakar yüreğimi,ateşi hiç sormadan Korkarım kalk yarim,sana hiç dokunmadan Bir gelip gidiyor,yar sessizce ayrılık Tükenmiyor yaşam, gerisi hep karanlık Sevgililer hasret,dolmuş korkunç şaşkınlık Yaşamak korkutur, acı veren yalnızlık Bahattin Tonbul |
Öyle yalnızım ki Kelimelere sığmıyor yalnızlığım Haykırmak istiyorum yalnızlığımı Başaramıyorum bir türlü Her defasında boğulup kalıyorum Sessiz kalan kelimelerimin arasında Ne zaman haykırmak istesem Sana olan sevgimin sonsuzluğunu Boğazıma düğümlenip kalıyorlar Sevgi yüklü kelimelerim Ağlayamıyorum artık Hıçkırıklara boğuluyorum Göz pınarlarım kurumuş Göz yaşlarım akmıyor artık sensiz Geçen hüzün dolu zamanlarıma Sessiz ağıtlar yakıyorum yalnızlığıma İstemiyorum yalnızlığım kaderim olsun Uzatıyorum sana ellerimi sessizce Bir öksüzün garibanlığında boynum bükük Ulaşamıyorum sana her defasında,feryatlarımın Sessizliğinde ellerim bomboş kalıp iki yanıma Düşüyor çaresizce Ümitlerimi yitirmek istemiyorum yinede Belki de bir gün duyurabilirim sessiz çığlıklarımı Sana da,tutarsın ellerimden çıkarırsın beni Yalnızlığımın karanlık dipsiz köşelerinden de Kavuşurum sana AŞKIM… mustafa ata |
yalnızlığım Ve Ben Yalnızlığımla Başbaşayım Yine Hayaller Ve Anılarla Yaşamımı Hatırlayıp Ağladığım Yalnızlığımlayım Sadece Duygularımı Paylaşan Kader Var Yanımda Yalnızlığa Düşmüş Bir Kuş Gibi çaresiz Kanadı Kırık Yinede Yılmadan Ama Gözyaşlarına Yenilerek Terkedilip Bırakılan Bir Güvercin Gibi Anılarımla Ve Kaderimle Paylaşıyorum Herşeyi çaresizliğimi, Umarsızlığımı Yalnız Bırakılan Fakat Yılmayan Kimseye Muhtaç Olmadan Ama Ağlamayan Bir Dağ Yamacına Oturmuş Geceyi Ve Gündüzü Düşünüyorum Sadece Sadece Içimi Yakan Ateş Gibi Kıvılcımlanıp Yaşadığım Acı Günleri Yakmak Istiyorum Yakmak Istiyorum Ki Kül Olup Ortadan Kalksınlar Diye Beni Sadece Yalnızlığımla Bıraksınlar Diye Düşünüyorum Seni Düşünüyorum Yinede Yılmadan Bıkmadan Damla, Damla Dökülen Yağmurlar Gibi Iste Yine Yanaklarım ıslandı Yine Aynı şey Oluyor Ne Zaman Seni Düşünsem Hep Aynı şey Oluyor Bana Ama Sen Ben Hiç Sevmedin Ki Beni Yalnızlığımla Başbaşa Bıraktın şimdi Kuş Olup Uçmak Isterdim Bulutların üzerinde Aşağıya Bakmak Isterdim Seni Görürüm Diye Sevgimin Bitmediğini Sana Göstermek Için Sensizliğin Acı Yüzünü Sevmenim şevkatsizliğini Gözyaşlarımın Bile Ezildiğini Sana Göstermek Için. Ahmet Yılmaz |
Yalnızlık Yalnızım Yalnızlığın dibine, Yavaş yavaş dalıyorum. Savaş açtım dost sesine, Kanmam dünyanın yalan süsüne, Bu sessizlik çile değil, Benim şiddetim dil'e değil, Benim hiddetim yaban el'e... Benim hiddetim, Bir sağ el arayan Şu taşıdığım sol el'e... Yalnızım, Yalnızlığın dibinde Kendimi buluyorum. Çıksam yukarılara, Yine bensizlik var, Derinlerde boğuluyorum. Doğuluyum batıda, Batılıyım doğuda, Ne yöne bakarsam, Yine yalnızlık. Bu kendine yabancılık, Bu tek başına kalmışlık, Bilmem hangi yöndeyim, Ama hep diplerdeyim. Narin hislere çivi darbesidir, Derin hissedilir yalnızlık, Parçalar yalnızlık, Kırar yalnızlık. Gökhan Yazıcı |
|
sesler gecenin bir zamanı evine gelince kilitte duyuyorsan anahtarın sesini anla ki yalnızsın elektrik düğmesini çevirince çıt diye bir ses duyuyorsan anla ki yalnızsın yatağına yatınca yüreğinin sesinden uyuyamıyorsan anla ki yalnızsın odanda kâğıtlarını kitaplarını duyuyorsan zamanın kemirdiğini anla ki yalnızsın bir ses geçmişlerden çağırıyorsa eski günlere anla ki yalnızsın değerini bilmeden yalnızlığının kurtulmak istiyorsan kurtulsan da yapayalnızsın aziz nesin |
BiR başka dünya yaLnızlık Anlatılmaya anlatılmaz Yaşamak lazımdır yalnızlığı Anlatacak kişi bulursanda Anlatılan artık yalnızlık olmaz. İşte böyle zordur yalnızlık Ne anlayabilirsin nede anlatabilirsin.... YAZAr angel_fairy |
Yalnızlığımın Rengi Solar Gecenin Karanlığında..Gece Suskun.. Yüreğime Dokunur Hüzün Rüzgarı..İçimde Eser de Durur.. Sevdamın Derinliğine Çöktü Hasretin Közü..Alevi Durgun.. Kanar Yalnızlığım..Damarlarımda..Kanar İçime Vurur... Gülmeyi Unuttu Bakışlarım..Unuttu Aynalar.. Süzülür Gece Gözlerimde..Süzülür Simsiyahı İle.. İçime Volkanlar Patlar..Kuşatır Hislerimi..Sarar Yüreğimi Lavlar.. Yağmur..Hüzün Yağdırır Üzerime..Hüzün Yağar Yüreğime... Yükselen Çığlıklarımı Duyan Olmaz..Gece de.. Çözemez Zaman..Karanlığa Gömülen Kaderimi.. Gece...Acı Kokan Rüzgarını Estirir Gözlerime.. Katran Sızar..Sızdıkça Sızar Yanan Yüreğime.. Hüzünle Bakar Gözlerim..Hüznü Konuşur Gayrı Dilim.. Kim Anlar ki? Sessizliğe Boğulan Hıçkırıklarımı.. Susmalıyım..Konuşmak Fayda Etmez..Acze Düşerken Hecelerim.. Yaşayan Var mı?Sorsam..Anlatsam Benim Yaşadıklarımı... Ve Bedenim Düşer..Yıkılıverir Öylece Yere.. Toprak Hüznümü Çeker Alır Yüreğimden.. Hasretini Unutur Yüreğim..Dalar Toprağımın..Derinlinğe.. En Derine ...Ve Ben Sensiz Karşılarım.. Yağmurun Yüreğime Yağışını... |
Yılmaz Odabaşı Pusuda Yalnızlık karacadağ yamaçlarında kardelen çiçekleri her bahar umuda rengini verir ve her bahar dicle’de ak köpüklere üşüşür papatyalar siverek düzü hayata vurgun yürekli yigitleri ve sabahin eteklerinde ter taneleriyle "memleketimdir benim" orada tüfekler yaglanir ker*** damlarda türkü kaçak tütün kaçak kaçak çay bugulanir şavki vurur maglara ve korku ve umut ve can pusuda pusuda yalnizlik karacadag, önü diyarbekir’dir ben hüznü avuçlarken ora mahpuslarında bulutlarla yalpalayan rüzgarları resmedip bakıp bakıp iç çekerdim doruklarına karacadağ, patikalarında ceylan ölüleri ve bakır renkli göğüslerimizde görkemli güneşiyle sabıra tutunan sevdaların gönüllü erleriydik ve yollarımızda ayaklarımıza batıp çıkan devedikenleri özlemler biraz uzak biraz diri bekleyişlerde alçalıp yükselirken köpük köpük yalnızlık |
Bundan sonra yaşayacağınız geceler olsa da bu gece son… Hani bazen kaçıp gitmek isteriz… Kimsenin bilmediği, kimsenin bizi tanımadığı bir yere… Hatta kendimizi bile tanımayacağımızı umut ettiğimiz bir yere… Çünkü hepimiz geçmişimizi, aşklarımızı, kederlerimizi ve sırlarımızı bir çırpıda unutacağımız bir yer arıyoruz… Yeni, yeniden başlamak ve bu kez hata yapmamak istiyoruz… Oysa… Her yeni yer, yeni bir hayat… Her yeni hayat, yeni bir insan… Her yeni insan, yeni bir yitiriş… Her yeni sandığımız, aslında eskinin yeni yüzünden başka bir şey değil… Farz edin ki, bu gece son… Kelimelere, şarkılara, aşklara… Hafızamızın kalleş katili hatıralara… Fırından aldığımız ekmeğin daha eve ulaşmadan soğuması gibi… Dünyanın yaratılıştan bugüne giderek soğuması gibi… Bir zamanlar sıcacık olan evlerimizin içinin giderek soğuması gibi… Bir gün bizim de bedenlerimiz soğuyacak… Sonra… Sonra, hiç… Geride bıraktıklarımızın içi şöyle bir üşüyecek, hepsi bu… |
YALNIZ’IN DURUMLARI I Her şeyi süpürebilirsin; Sonbaharı süpüremezsin Sen her şeyi süpürebilirsin; Sonbaharı süpüremezsin Yalnızsa Sürekli bir sonbaharı Süpürür hep, Düşünemezsin II Yanar Sobasında Yalnız'ın Üşüyen Bakışları Lambasında Karanlığa dönük Bir ışık Titrer Sönük-sönük III Yalnız Bin yıl yaşar Kendini Bir an'da IV Yalnız'ın Nesi var nesi yoksa, Tümü birdenbire'dir V Yalnız Bir ordudur Kendi çölünde Sonsuz savaşlarında, Hep yener Kendi ordusunu VI Yalnız'ın Sakladığı bir şey vardır; Boyuna yerini değiştirir, Boyuna onu arar, Biri bulsa diye VII Yalnız Hem bilgesi, Hem delisidir Kendi dünyasının Ayrıca; Hem efendisi, Hem kölesidir Kendisinin Tadını çıkaramaz Görece'siz dünyasında Hiçbirinin VIII Yalnız, Sürekli dinleyendir Söylenmemiş bir sözü IX Sözünde durması, Yalnız'ın yalancılığıdır Kendisine Hep yüzüne vurur utancı O yüzden Gözlerini kaçırır Gözlerinden X Yalnız'ın odasında İkinci bir yalnızlıktır Ayna XI Yalnız Hep uyanır İkinci uykusuna XII Yalnız, Kendi ben'inin Sen'idir XIII Bir sözde saklanmış bir yalanı Bir gözde okuduğundan, Bakmaz kendi gözlerine bile XIV Hep susadığında O, Kendi çölündedir XV Kendi öyküsünü, Ne anlatabilen, Ne de dinleyebilen Kendi türküsünü, Ne yazabilen, Ne söyleyebilen XVI Bir zamanlar güldüğünü Anımsar da Yoğurur hüzün'ün çamurunu Avuçlarında XVII Yalnız, Aranan tek görgü tanığıdır Yargılanmasında Kendi davasının Her duruşması ertelenir Kavgasının XVIII Yalnız, Hem kaptanı Hem de tek yolcusudur Batmakta olan gemisinin Onun için Ne sonuncu ayrılabilir Gemisinden, Ne de ilkin XIX Yalnız'ın adı okunduğunda Okulda ya da yaşamda, Kimse "Burda" diyemez Ama Yok da XX Uykunun duvarında başladı Önceleri bir toz gölgesi sanki; Sonra bir yumak yün gibi Ama şimdi iyice görüyor Örümceğin ağını, Gün gibi XXI Yalnız Duymuş olduğunun sağırı, Görmüş olduğunun körü Dür Ölür, ölür, öldürür, Öldürür, öldürür, ölür Duyduklarını unutur, Duyacaklarını düşünür XXII Yalnız'ın adına Hiç kimse konuşamaz O, Kendi kendisinin Sanığıdır XXIII Yalnız Önceden sezer Sonra olacakları Paylaşacak biri vardır; Anlatır, anlatır ona, Olanları, olmayacakları XXIV Her leke Kendisiyle çıkar http://www.frmalev.com/images/styles/pinky/statusicon/user_offline.gif http://www.frmalev.com/images/styles/pinky/buttons/quote.gif |
EY HAYAT KUCAKLA BENİ Kalbimin kırıklarını toplayıp avuçlarıma Çekip gitsem bu şehirden Anılar incinir mi? Üşür mü? dalında bir yaz çiçeği Ve bilir mi? Bir sevgiye karşılık yüreğini kanatanı Bin ilmik atanı usuna Çekilen her tetiğe karşılık Kirpiklerinde Baharını saklayan yaşlı bir çocuğum ben Düşlerin yağmurunda ıslanmış gül izi Ağlamak istediğim her sahilde bir martı ölür Bir şiir vurur kıyılara / gücenik Değip geçer ellerime ihanetin rüzgarları İçimin ırmakları kurudu / bütün yapraklar soluk Hüzün kokuyor çiçeğim Hangi yağmurları müjdelersen müjdele Yeşermez bir daha yangının düştüğü yer Aşk da küstü Kim dinler kalbimin kırık sesini artık Ceylanların vurulduğu bir dağbaşı ıssızlığıyım işte Gelinciklerin ürperdiği şafak Ğülücükler kuruturum durmadan güz dudaklarında Giden dönmedi terketti bütün mevsimler Bir korkunç acıya düştümki Sırtımda kırk paslı bıçak kırkyerimden kanayan Avcılar vurdu küçücük serçe kuşlarımı Acılar tünedi sevincin tüneğine Giden dönmedi terketti bütün mevsimler Bir tek gül kalmadı ömrümün bozkırında Yalnızlığın en tenha kışındayım şimdi Kirpiklerimde yıldızlar saklasamda Bedenime buzdan rüzgarlar esiyor her gece Testisi kırık bir yolcuyum / yolum duman Hiç bir şey avutmuyor artık Uçsuz bucaksız bir uçurumun kıyısında kaldım Üşüyorum Ey hayat kucakla beni Mavikanatlarının altına al Sığınıp kalayım bir sevginin sıcak iklimine GURURUM Eğilmez başımı eğdin! Ruhumu serdin yere... Muhtaç ettin kadere, Bırak beni gururum. Sevdim sevgide çıktın! Övdüm övgüde çıktın... Bunları yapmayacaktın, Bırak beni gururum. Esir ettin gönlümü, Yalnızlık kucağına... Bazen arattın ölümü, Bırak beni gururum. Bu kadar olmasaydın! Ruhuma dolmasaydın... Şimdi öyle kalmasaydın, Bırak beni gururum. Girince kara toprağa, Ruhum erişince Allah'a... Artık senden ayrı dururum, Bırak beni gururum! |
Benim adım yanlızlık Doğunca yanlızdım şimdide öyleyim, Sokak sokak dolaşır yanlızlıkla beraberim, Odur benim tek sevgilim, Benim adım yanlızlık. ... Hayallerim vardı dostlar dolu, Hayallerim vardı umutlar dolu, Hayallerim vardı mutluluklar dolu, Olmadı be arkadaş, Benim adım yanlızlık. ... Gece başladımı günüme, Dertler gelir gönlüme, Bakınca etrafıma yanlızlığı görürüm, Benim adım yanlızlık. alıntı |
OlmakOlmak, Olmak istemediğin yerlerde çırpınıp durmak, Olunca, bitmeyecek sancıların, Rüyaların büyüyecek, Aynı kalmayacak sınavlar!... Sonu olmayan bir hazırlıktır olmak, Vardığın yer, en sonunda bir avuç toprak olmak... Geride bıraktığın başka birşey yoksa, Ve gerçeğin her zaman "olmak" sa da, Bırak, Elbet bir gerçek bulur seni yakında!... Bir umuttur "olma" nın peşinde koşanlara, Toprağa girip, Köprüden geçip, Belki biraz yanıp ta kavrulup, Firdevs'in içinde, bir köşede, Ortadaki ırmağın başında, huzurla sırtını bir ağaca yaslamak, İşte bu ruhuma makbul gelen tek inanılası gerçek, Bir nutfeden var olup, Bir lutfede son noktayı bulmak, olmak!!!...Şahin Aslan |
çimde yalnızlığım kök salıyor; Nefes alamayacak gibi oluyorum. Bazı bazı sen geliyorsun aklıma Ve umut verici bakışların... Acaba diyorum, Acaba hangi rüzgar Alıp getirmişti seni bana? Esme ey rüzgar! Alma can dostumu benden... Bırak, bari o kalsın! 09.09.2008 Serap Özaltun |
Gece de Hesaplaşma... Etraf çok sesizdi,her taraf zifiri bir karanlığa gömülmüştü hava çok soğuk üşüyordum, yüreğim titriyordu yine de seviyordum geceyi fırtınalarla dolu ömrüm de her zaman sığındığım bir liman oldu ne zaman yaşlı gözlerim ve keder dolu yüreğimle sığınmak istediysem kollarını açtı gidenin ardından ağladım doyasıya feryatlar ettim,ağıtlar yaktım kimi zaman sımsıcak,kimi zaman da yürekleri donduran kucağında öyle zordur ki böylesine bir limana sığınmak onun kollarında teselliyi kaybettiklerini,yarınlarını aramak gece sesizdir karanlıktır ürkütücüdür ölüm gibidir gece sorgusuz sualsiz alır kollarına kimsin nesin diye sormaz alır sadece alır... kimse duymaz feryatlarını çığlıkların yok olup gider karanlığında sokak lambalarının ışığına koşturup kısacık ömürlerini feda edişlerini imrenerek izlersin pervanelerin yüreğin kabarır gözlerin buğulanır karanlıkta küçücük bir ümit ışığı arar yüreğin,uğruna feda edebilmek için kendini... bulamazsın,kaderinin alay ettiğini düşünürsün yüreğine öfke dolar bir anda hesaplaşma vakti gelmiştir kendinle hesaplaşmaya başlarsın açımasızca yüklenirsin kendine hemen bir idam sehpası kurasın darağacın da salanmaya hazırsındır kurbanlık koyun gibi boş gözlerle bakarsın etrafına adını kader kurbanı koyarsın kendi ellerinle kendini acımasızca boğmaya başlarsın, ümitlerin tükenmiştir,yarınlarını asarsın hiç düşünmeden gecenin karanlık duvarlarına sevgi tükenmeye başlamıştır yüreğin de aşka inancının da yavaş yavaş yok olmaya başladığını görürsün bu daha da bir kahreder insanı tükendiğini hissedersin bir an önce sabah olsun da kurtulayım şu gecenin kasvetinden diye düşünürsün ama bir an da gecenin ayazı bir tokat gibi çarpar yüzüne... istemezsin güneşin doğmasını, güneşle birlikte hayatta canlanmaya başlar hayatla yüzleşmeye cesaretim yoktur çünkü hayat acımasız,hayat gaddar.... Alıntı |
Yalnızlık zor be gülüm bu iskelede Alışmışım her gün denizin yosun kokusunu seninle koklamaya' Ekmek kırıntılarını atmasını martılara Güneşin doğuşunu alışmışım gülüm seninle! Ne zormuş sensiz oturmak bu iskelede! Bu sefer ellerim ellerinle değil de Bir sigara bir şişede şarapla dolması koydu be gülüm! Mazi aklıma geliyor, her yer sen dolu bu iskelede Çok sevmiştim seni' Ayın denize mehtaplaşması kadar gerçek Ve büyüleyiciydi benim SEVGİM! Gece iskeleye iniyorum Yıldızlara küfür ediyorum! Çünkü sen demiştin bana Yıldızlar kadar gerçekçi benim sevgim diye! Hadi oradan sende' Kalbimi yakıyor be gülüm bu iskele! Yaralı kalbime tuz basıyor her gece Yeter artık! Ve sona yaklaştık' Ben dayanamıyorum her gün bu iskelede ölmeye Artık benim gitme vaktim geldi Kendine iyi bak! Bu arada elindeki mektubu iki yere gönderdim İkisi de aynı mektup ama Tek farkı var sadece Biri sende biriyse iskelede' Cansız bedenimde! |
Hoşçakal Sevgilim Ben veda etmeyi pek beceremem. Duygularımı da pek açığa vuramam zaten, hele bu veda çok daha zor geliyor. Aslında hiç böyle bir son görüşmeye gerek yoktu. Ama insanın kanı durmuyor işte., ne varsa bu son anlarda.? Senden hatırlamanı bile istemiyorum., sadece temizliği ve saflığı yaşatalım bu aşkı kalbimizin bir kuytu köşesinde!... Ne güzel başlamıştı. İkimizde gençtik deli doluyduk, coşkunluğumuzun son safhasında kanımızın kaynadığı bir anda gördük birbirimizi, sevdalandık. Geceler boyu uykusuz kaldık birbirimizi düşünmekten, en güzel heyecanları, en güzel bakışları yaşadık. Hemen aşkı yaşadık, zamanı durdurup utançları ve sitemleri yaşadık. Kavgaların en güzellerini de biz yaptık. Çünkü barışmakta ayrı bir zevk veriyordu bize. Sevdik, sevildik, doruğuna vardık kutsal duyguların.Aşk yeminleri ettik tutamayacağımızı bile bile. Günlerce aylarca yalnız ikimiz varmış gibi yaşadık. Ne alaylı bakan gözlere, ne karşı çıkan büyüklere, ne de dost sözüne aldandık. Kendi ateşimizde yandık, en önemlisi bir birimizi anladık. Romantik şarkıları serin aksam üstüleri yaşadık seninle. En güzel çiçekleri verdin bana. Rüyalarda bile hep ikimiz vardık. Gerçek aşkı tattık bunu sende biliyorsun. Öyleyse hep aynı duygularla kalmalı değil mi? Biz birlikte olmasak da... güzel başlayan çok güzel yaşanan bu aşkı aynı temiz duygularla bitirmeliyiz. Şimdi de ayrılığın en güzelini en acısını yine biz yaşıyoruz... Ne dersin bu da Allah’ın bir lütfü değil mi bize? Lütfen ağlama. Neden benimkilerle yarışıyor göz yaşların? Sen benim güçlü kocaman sevgilim değil misin? Güçlüsündür sen... seni hep böyle hatırlamak istiyorum, haydi sil gözyaşlarını. Hava da kararmak üzere, zaman bize hep acımasızdı zaten. Yine öyle çabuk olmamızı istiyor herhalde. Sana bir şey söylemek istiyorum. Mavi gömleğin sana çok yakışıyor bir daha kız tavlamaya niyetlenirsen bu sözlerim aklında bulunsun. Bir de küçük bir istek arkana dönüp bakma tamam mı her şey burada bitsin, hoşça kal... |
YAŞLARIM ACIYOR Gözyaşlarım öyle sessiz inerki bazen Yüzümde tuzları yara yapar, Acıtır yanağımı Bazen öyle şelaleler oluşurki Altında serinlerler. Bir bıçak sırtında vurulurum en can alıcı yerimden. Kimse bana geri vermez umutlarımı!... Bir yokuşu tutturmuş giderler... Damlalarda görürüm Gidenlerin izlerini.... Yılmışlığın fotoğrafını. SEVGİ DAMLALARI |
Canım yalnızca sevmek istiyor seni.Öncesinin ve sonrasının arasına alıp değil,alışılmış bir tören gibi değil.Hiç dokunmadan,belki de gözlerine bakmadan,konuşmadan belki belki de her zaman yaptığımız gibi değil.. Canım yalnızca sevmek istiyor seni.Unutup,tekrar hatırladığım çok sevdiğim bir şarkıyı hiç bıkmadan defalarca ara vermeden içten içe mırıldanıp zamandan koparıp alır gibi.. Canım yalnızca sevmek istiyor seni.Saçlarını yüzünden ayırıp,gözlerini kirpiklerinden, ellerini bileklerinden,ismini bedeninden ayırıp,ayrı ayrı bir evin odalarını gezer gibi,keşfeder gibi, ilk kez ve merakla ve hayranlıkla,bir kırmızının detayında dakikalarca takılıp bakar gibi canım yalnızca sevmek istiyor seni.. Canım yalnızca sevmek istiyor seni..Nereye varacağını bilmediğim bir kaçamak yolculuğa,sırf aklıma esti diye,sevdiğim hiçbir eşyayı almadan yanıma çıkar gibi..Süregelen bir sevgiyle değil,öğretilmemiş,bilmediğimiz biçimlerde,kuşların kanatlarını açıp,özgürlüğe süzülmesine yarayan içgüdüleriyle,içimden geldiği gibi canım yalnızca sevmek istiyor seni.Tarifsiz bir hisle sevmek istiyorum seni. Tatlı,ekşi ya da tuzlu değil,bilmediğim bir tatla,bir duyguyla.Öyle,bir meyvenin tadını alır,bir kitabın adını okur gibi değil; bir yaz günü tenine vuran sıcaklığı gibi güneşin,serin bir akşamın denizden esen rüzgarıyla içine işlediği yosun kokuları gibi,anlatamadığın ama bırakmak istemediğin,bitmesini istemedigin bir hisle.. CANIM YALNIZCA SEVMEK İSTİYOR SENİ.. NE UMUT ETMEK,NE DE BEKLEMEK..BASKA HİÇBİR ŞEY.. |
Sen gittin masal bitti Sen gittin evimin adresi, kapımın zili gitti Sen gittin sazımın teli, kuşumun dili gitti Yangınlar düştü yüreğime /ıssızlaştı şehir Sokaklara hüzün yağdı/ gözlerime yağmur Üstüme kapandı kapılar, ben kapandım içime Günlerce haftalarca ağladım Kırık bir ağaç dalında,öksüz bir kuş gibi kaldım Sen gittin be gülüm, Hazanlar başladı bahçemde Yaprağa duran ağaçlarım gitti Umutlarım gitti, baharlarım Tutam tutam saçlarım gitti Dudağımda şarkılar öksüz kaldı Yanağımda damlalar Katar katar göçüp gitti kuşlar Bir bulut gibi nehirler gibi Gözlerimde akıp gitti yaşlar Kapandı üstüme kapılar, açılmadı bir daha Bir daha güldüğümü gören olmadı Zehir-zıkkım oldu yaşamak Küstüm bütün dünyaya Sen gittin Kapımın zili, kuşumun dili Sazımın teli gitti Yüreğimde kanayan siirler Masamda sigara izmaritleri kaldı Ben kaldım öyle kimsesiz öyle tesellisiz ortalarda Birde yıkıntım Yaslandığım duvarlarım yıkıldı,güvendiğim dağlarım Her gece yıldızlara bakıp bakıp ağlarım Sen gittin Şiirlerim öksüz kaldı Kalemlerim, defterlerim Ellerim, gözlerim, kirpiklerim Yüreğimde kalkıp giden gemilerim Dillerim öksüz kaldı Dağıldı ne varsa senden yana geride kalan Çöl oldu şiiristanım Hayalim, düşistanım Sen gittin Kemanım yayım, güneşim ayım Mutluluk payım gitti Kara bulutlar çöktü üzerime Bir ben kaldım öyle boynu bükük ortalarda Bir de yastığımda yağmur hıçkırıkları Sen gittin Sustu kalbimin bülbülü Bahçemin gülü soldu Yoldu bağrımı yokluğun Sarardı çimenler Bütün çiçekler boyun büktü Bütün ağaçlar yaprak döktü Kuşlar da göçüp gitti ardından Yaşanmamış mevsimler gibi Geçip gitti baharlar Sen gittin Evimin adresi gitti,zilimin sesi Ağzımın tadı Mutluluğumun adı gitti Yaslı yaşım, gamlı başım Zehir aşım, otuz yaşım kaldı Sen gitin Hayalim düşüm Sevincim gülüşüm Servetim işim gitti Sen gittin Özlemin yüreğimde Yokluğun kirpiğimde çoğaldı Sen gittin umudum gitti Gururum gitti Her gece oturup ağladım Islandı/ ekmeğime karıştı korkunç acı Gülmek nedir unuttum gitti Sen gittin Kavruldu bahçelerim Çiçeklerim soldu Gelmedin Acılarım içimde fışkıran kan oldu Sen gittin Çakıl taşlarım Yürekvuruşlarım Sevgikuşlarım gitti Yaralı bir ceylanın bakışında yaralı kaldım Her yerde izimi arıyor avcılar Korumasız savunmasız kaldım Sen gittin anlımın kara yazısı kaldı Kalbimin sızısı Sen gittin, masal bitti Nuri Can |
BEKLENEN HEP YARINLARDI Yüzün güneşe bakardı. Günebakanlar kıskanırdı. Zaten sen bakmazsan güneş parlamazdı. Yüzüne hayranlıkla bakarken gözlerin bir sevdayı anlatırdı. Ben o sevdanın tutkunuydum ve bir sevda ancak böyle tutkulu yaşanırdı. Hüznün karanlığına teslim gecelere,senin varlığınla direnirdim. Varlığın beni çoğaltırdı. Ne kadar çoğalırsam aşkım o kadar büyürdü ve aşk sadece senin adınla vardı. Elimdeki bir kaç umut kırıntısı her gün ama her gün yeniden besteleyip bitmeyen bir aşk senfonisine dönüştürürdüm. Her notası seni anlatırdı. Sen duymazdın ama dinleyen herkes seni anlattığımı anlardı. Günler solar,mevsimler değişir,zaman delice akardı. Yalnızlık bir kılıç olup yüreğime saplanırdı sensizliğe günce yazıp kimsenin bulamayacağı yerlere saklardım. sensiz olduğum bilinsin istemezdim. Çünkü bu yürek sadece seninle atardı. Ağlardım,kimse görmezdi. göz yaşlarım içime akardı. Seni özlemek bir fırtınayı andırırdı. fırtınalar içimdeki sevda ağaçlarını kökünden kopartırcasına sallardı. Her seferinde bir yolunu bulup ağaçlarımı kurtarırdım.Bu yüzden benim sevdam yıkılmazdı. Aşkın yarını yoktu ama bizim beklediğimiz hep yarındı. Bugün hiç yaşanmadı. Bu ne sana ne de bana uyardı ama çaresizlik elimizi,kolumuzu bağlardı. Hayata isyan ederdim,isyan tek arkadaşımdı. Bu sevdayı yaşamak, ayakta tutmak kolay değildi,yorardı. Yinede şikayet etmezdim,çünkü senin için her şey göze alınırdı. Hain değildim ben,seni aldatmadım. Beynimde yüreğimde seninleyken bir başkası bana yabancıydı. Yabancılara teslim etmedim kendimi,kimsede teslim alamadı beni. Mükemmel değildim hatalarım vardı. Ama hatalarımı fark edip düzeltmeyi bilirdim.En ufak hata seni biraz incitse beni yıkardı. Şimdi “gittim” diyorsun. Hiç kalmadın ki benimle gidesin…Benimle kalan hep yalnızlıktı. Olmayışının hiçbir önemi yok. Bir tarafında hep sen olsan da benim aşkım bağımsızdı. Hayatta hep tatlı anlar yoktur ya, nasıl yaşadıysam seni, acıyı da yaşamayı bilirim. Aslında çokta üzülecek bir şey yok.Çünkü bu aşk baştan sona imkansızdı… Alıntı |
Kurşuni gecelere sakladım Dudağımda bıraktığın son tebessümü Ben unuttum Sen unutturdun gülmenin alfabesini Yalnızlığım çıldırıyor yine Yüreğinin değirmenlerindeyim Unufak oluyorum adını her anışımda Senin için diktiğim iğdelerin Köküne gömdüm Vuslat adına ne varsa Almaya korktuğum son bir nefessin şimdi Canımda Ektiğin sensizlik Solmuyor bir türlü içimde Onulmaz yaradan akan kandır şimdi Sadakat yeminleri Nasıl bir iz se bu bıraktığın Katmer katmer birikiyor Adını kazıdığım asırlık Alnımda Sussam diyorum Adını hiç anmasam artık Dilim saplanıyor bağrıma Bakışlarında doğranıyor çığlığım Elimde kalan öksüz bir inilti İnim inim inletiyor sensizlik Çırılçıplak bir ölüm nöbet tutuyor Kapımda Her nefes alışımda Göğüs kafesimde sıkışıyor Ömrüm 18.09.2008/Edirne İrfan Özcan |
sensizlik YOKLUĞUN..! Senin yoklugun diger yokluklara benzemiyor. Uyutmuyor mesala, uyumuyor.Için ürpererek titriyorken, eline aldigin bir bardak sicak çay bile isitamiyor seni.Çayin simitle olan arkadasligi kadar kutsaldi sana sevdam. Ve simitten düsen her susam tanesi kadar korunmasiz. Yine de güzel bir günün ardindan gelen yagmur gibiydin benim için.Ve her yaz yagmuru gibi gelip geçtigini sandin, yanildin.Yaniltilarimiz sürdü gitti günlerce... Avucumdaki iki çizgiden biri olmustun ve ben nasil ayrilabilirdim ki senden. Duyulan, yasanilan ve çekilen her derdin üzerine kazidim adini ve umudun adini degistirdim senin yüzünden, sen bunu hiç bilmedin. Adini bile bilmedigim bir radyo istasyonunda, yarinin bugünden daha güzel olmasi dilegini savuran gereksizler, tek çarelerinin bu oldugundan ne kadar da emindiler. Oysa sen böyle miydin... Bilirdin yarinin bugünden farkli olmayacagini. Ve bizim tek derdimiz dündü... Ne sen acilarindan biktin ne de ben. Kan kaybeden ve tarifsiz bir dün degilmiydik ikimizde... Sen, güzel bir günün ardindan gelen yagmur, yine sasirtiyorsun beni bugün ve içinden geldigi gibi davraniyorsun yine; sonucunu hiç düsünmeden. Ne olurdu sanki çektigim tüm acilarin tek nedeni sen olsaydin. EYLÜL'de gelen sonbahar gibiydi gelisin.Ve gidisin, gidisinin tarifini yapsam neye yarar ki! Beni üzen tek sey; giderken bana hesap sormaman. Inanmadigin her ben için sana hesap vermeliydim ve suçlamaliydin beni suratsiz bir suratla. Kendini benden alabiliyorsan, hiç durma... Ve bir elmayi sever gibi sev beni. Yarin sensiz bir sabaha daha uyanacagim. Ne bir telefon ziriltisi olacak ne de masum konusmalar. Yok artik bir mum isigina sarilip yatmak ve hayal etmek güzelligini. Neye yarar simdi senli geçen günler. Siradan bir telefonun bu kadar kutsallasacagini bilemezdim. sayamadigim kirginliklarimin arasinda kaybettim seni. Biseyleri anlatmanin zorlugunu çekiyorken ve anlamani bekliyorken çekildin bu kiyilardan. Bir zamanlar benim gökyüzümde geziniyorken, simdi kan kaybeden geçmisimin en önemli yarasi haline geldin. Yine de utanma, suçlama kendini; nasil dayanirim buna. Hadi bu gece de sen uyuma ve bir kez olsun sahip çik gözyaslarima. Hadi bu gece de sen karsila sabahi benim yerime, benden önce, "günaydin" demeyi dene yeni dogan güne. Yarin yine de sevecegim seni. Ne yani, sen "hayir" dedigin için vazmigeçecegim benden. Ne kadar kolay söylemistin... Gizlice girdigin hayatimdan firtinalar kopartarak çekip gidiyorsun. Gelisini hissetmedim ama gidisin yakiyor. Keske gidisinde gelisin kadar sessiz olsaydi. Günesini bulutlarin ardina gizliyorsun hakkin olmadan. Ve ben hakkim olmadan sevdim seni kendim yerine. Ürkekliginin cezasini bana mi çektiriyorsun acaba... Ne garip; kendi suçumun altinda eziliyorken senin suçunun cezasini yasiyorum. Hem de bir sabahçi kahvesi sogukluguyla... Yasadigimiz her kelime bir silahin sarjöründeki mermi gibi simdi. Hesabini kim verecek bu cinayetin... Sen kaç yine, hiç durma buralarda. Ben bir süre daha buralardayim ve sevecegim senin yerine de. Sen kaç yine, ben korkmayacagim senin yerine. Seni yasadigim hergün çiglgk çigligaydi sana. Anlatmak diyordum anlatmak, ölüm soguklugu ve göçmen kuslar karamsarliginda sevmekti seni. Yakalayamadigim gölgenin pesinden kostum hep. Bilmek istedigim tek seydi senliligin nereye çikacagi. Ama ne garip, bir çift gözün dayanilmaz cinayetine ortak oldum simdi. Yok iste, elimde kalan sensizligimi bile aliyorsun damla damla. Oysa kirik dökük sevdanin onarimi gibiydi sensizlik. Bilmek gibiydi, anlamak gibiydi, vurulmak gibiydi yoklugun... Ve kendimi her vurdugumda bosalan sarjörlerin yerini alan sen, yine dolduruyorsun bosalan beni. Ben, yaptigin kaçamagin hesabiyim belki. Ve söyleyemedigin her kar tanesi kelimenin kendisiyim. Zorladigin masumiyetini göklere çikartiyorken siradan bir kum tanesi gibi savuruyorsun sevdami. Kimbilir kaç sevdanin devamliligini sagliyorsun hasret hasret. Ben de burçagindayim simdi sensiz kalan her yasamin. Vurdugun her yürek atisi adina isyan etsemde sana, vurulmuslugumu saklayamiyorum ne yazik. Bir defter yapragi kirisikligi hayatimin en önemli detayisin sen. Tek eksik, gelmeden gitmen oldu sensizligime. Bende simdi gittigin yerdeyim, sensizligimdeyim. Içime dertti bir kez olzun tutamamak ellerini. Hiç beceremedim hem ellerini tutup hem gözlerine bakmayi. Ya ellerini tuttum gözlerin terketti; ya gözlerine baktim ellerim üsüdü. Adi ve yüzü olmayanlarin sevdasindayiz ikimizde. Benim yüzüm yoktu senin adin... Kapkaranlik bir yüreksizligi aydinlatiyordu oysa ellerin. bulutlanan her gözyasi gibiyim artik. Bilirsin birkaç damladan sonra gerisi gelir. Aglamak diyorum yani, utanmak için bende kalan tek kaynak. Yine de sevdim sevgisizligini. Ve yine de sevdim korkakliginı.. Ismarladigin her aci için sevdim seni... Alıntı |
SUSKUNLUĞUNA İNAT Uzaktın, Anlamadığın dilimi duyamayacak kadar.” Koşar adım geçtim sınırını Dikenli tellerini Mayın tarlalarını Karakollarını Bir yudum su gibi içtim Çocuğun memeye sarılışı gibi sarıldım yollarına İştahla... Sorsan parolam yok ____________ O kadar güzelsin ki Vurulmam kesin emir. / Esirinde olabilir -d- im ya / Git – me dedim sana Soluğumu kesmişti mavi bir akşam üstü, Ardında büyüyen gölgen Bir çelik gibi attığın adımlar Mavi ve keskin Yüreğime inip, kalkan Bir hançer batımı sol tarafıma /En deli sancıların sevdalısı oldum, Kıvranmam yılanları kıskandırır/ Sesimin çıkmadığı bu yüzden Senin duy -a- madığın.... Bir hançer batımısın, Çıkaramam Kan kaybımsın.... Bir kez daha yumuyor gözlerini İçimdeki tedirgin mülteci Yüreğinden vuruyor kendini senin sınırlarına Aşıyor barikatlarını Kapılarını kapama Bir hançer batımısın Sol göğsümün orta yerinde Çıkarsam Kan kaybımsın..... |
Vurgunlanmış bir yürekte ağlıyor cümlelerim.. Yalnızlık kelimelerimi delip geçiyor . İnadına bir yorgunluk yaşıyor gönlüm. Kimseden habersiz, sessiz ve kimsesiz. Bari sen olmasaydın . Yalnızlık kimsesizliğimin içine alıp götürseydi beni. Yusuf gibi soğuk ve karanlık bir kuyuya atılsaydım ve hiçbir kervan farkımın farkına varamasaydı. Kana kana su içip bekleseydim, dolu sandığım onca kelimenin içinin, boş olduğunu benden başka kimse anlatmasaydı yine bana. Düşünmek yoruyor beni. Düşünmeden yaşayabilsem , yazabilsem, sevebilsem keşke. Gönlümü alıştırmasam bir solukluk gelip gidenlere. Hep ağlasam ama kimse duymasa beni. Bağırsam avaz avaz kimse çığlık sanmasa. Keşkelerim şeddelese iyikilerime kendini.. Sözlerimin en hükümsüz tarafını atsam içimden, ve hükmetsem dağarcığımdaki tüm cümlelerle yine kendime. Sözüm dilimin döndereceği son harfe hükümsüz kalır hep yinede. Cümle kendiliğinden dökülür yüreğimden gizlice. Dilimin suçu yok bu işte. Hiçbir dilbigisi kuralı gönlüme geçmiyor, dilim: 'çıkmamalı bu söz' diyor ama yüreğim dinlemiyor. Dilim yüreğime sözünü geçiremiyor. Yürekten konuşuyor artık benim cümlelerim ,dilim aradan çekildi çoktan. Artık kaç nakarat yazarsın dilimi döndürmeye. Kaç dizelik yüzgörümlüğü verirsin mührünü çözmeye. Boşa uğraşma yâr, dilim cümlelerine yüzünü sürmez artık. Yağmur ilk toprağa düşer. Söz ilk yüreğe. Bir haramlık kaldın sen bende, helâlleşmeye yüzüm yok. Hak arama bende ahirette, ortalara düşüp seni aramaya niyetim yok. Gözlerim bir vurgun daha yesin senden. Hakkını al benden! Bu son olsun , son yalnızlık, son veda ,son söz. Düşlerimin çıplak yanlarını gece karanlığına bürüyeli çok oldu . Sabah hiç olmasın istiyor düşlerim aslında , çıplak kalmak istemiyor onlarda. Gözlerimden yüreğime ılık ılık indiriyorum seni. Elimde mendil yok! Bu sefer silmeyeceğim seni benden , terk-i yüreğimin sorumlusu olmaya niyetim yok. Titremez artık kirpiğim senin sözlerine. Ama hiçbir mendil silemez artık beni senden. Bıraktım artık bendeki seni gözlerimden . Zulmetimin şiirini yazmaya yetmez senin sözlerin. Niyet et bana can! Yüreğinden sökülmesin gözlerim. Çek ellerini gönül hanemden, son nefesini vermek üzere bu yara kapanmak için. Gözlerimden az akıtmadım seni yaramı iyileştirmek için can. İyileşmişim artık ben, gitme vaktin geldi ellerimden. Bir tesbihliktin sen dilimde, çektim ve bittin ellerimde.. |
Üşüyorum Dilimde sessiz bir ıslık!.. Sonsuza ezgiler üflüyorum. Beynimin ikliminde, Tek mevsim var üşüyorum Mehmet Akif Baltutan |
Gülün Kaderi http://img388.imageshack.us/img388/430/gulhh2uw9.jpg Gülmeyenler Bahçesinde Bir Gül İle Dertleştim Dedim Nedir Pürmelalin Yanlızlğımı Seçtin Dedi Bende Bir Gülüm İsterdim Hep Gülmeyi Gülistanda Dem Tutup Sevmeyi Sevilmeyi Ağlamam Ondan Gözyaşım Ondan Yapayalnız Kalmışım Dertlerim Ondan... "Alıntı" |
Sen yoksun sıcağını arıyorum sen yoksun sıcağını arıyorum sesin yankılanıyor odam da kokun sinmiş dokunduğun eşyalara, masa ya ellerinin izi var çaldığın plakta sen yoksun sıcağını arıyorum bir tel saç bırakmışsın koltukta bir de gülümseyen resmin var onlarla beraberiz onlar senden bir iz sen yoksun sıcağını arıyorum Birol Akbaba |
NOTALARI KURŞUNLANMIŞ BİR ŞARKIDIR YALNIZLIK http://www.e-sehir.com/siirler/images/503bar.gif 'le bruyere, bir yerlerde, 'yalnız olmamak gibi büyük bir mutsuzluk!' der. kendi kendilerine katlanamamaktan korkarak kalabalıkta kendilerini unutmaya koşanları uyandırmak ister sanki. bir başka bilge, yanılmıyorsam pascal da, 'neredeyse bütün dertler odamızda kalmayı bilmememizden geliyor başımıza' der; böylece, içekapanış hücresinde, mutluluğu devinmede, bir de yüzyılımızın deyimiyle kardeşcil diye adlandırılabileceğimiz bir fuhuşta arayanları getirir usumuza.' -Baudelaire- yalnızlığın atlası: I hayat, çarpar ya ağırlığını camlarına evlerin, ışıklara aldanmayın, evler de yalnızlıktır, evler de... siz çekersiniz gece büyür, gece çeker de bazen siz küçülürsünüz; geceler yalnızlıktır... yalnızlığın tablosunu çizer ufukta biri, atlasını yalnızlığın uzak sularda bir gemici; birileri sınırlar koyar, haritalar basar biri; oysa harita basan bütün matbaalar suçlu, bütün silgiler yalancıdır haritalar yalnızlıktır... kaç bin ışık yıl uzağız belki de en uygar gezegene... ay tutulur- sa ay orda bir yalnızlıktır yalnızlıktır emzirdiğimiz göz göre göre... II yerkürenin son jesti insanın dehşet yalnızlığı olacak. biz yine de çiçekleri sulamayı unutmayalım, ama yalnızlığımız çiçeklere de kalmayacak... bu gezegen her gün milyonlarca ton ağırlaşıyor; her gün aşksız, azıksız azalıyoruz... azalıyoruz, çoğalıyoruz: ikisini birlikte tartsak azlığımız çok gelecek. yerkürenin son jesti insanın dehşet yalnızlığı olacak! bunu bilmek için kutsal kitaplara gerek yok; işte hiç de kutsanmayan bir kitap bile bunu söylüyorsa, inanın, yalnızlığımız kitaplara da sığmayacak... III bir ölüdenizdir yalnızlık... bir çınarın upuzun gölgesidir çınar boylu yalnızlık; atlasına akbabalar, haramiler tüner de kendi olmakta diretir yine... IV her insanda birden doğan, ama can çekişip ölemeyen yalnızlık. herkes bir evrede anlar bunu; kimileri de menapozlarda, antropozlarda, bir gözaltında, uzun bir yolculukta ya da. dal değil, köktür yalnızlık; kurumuş olmalıdır ve bir daha yeşermez... V okyanuslar analarıdır denizlerin; gökyüzünün anası yok: gökyüzü yalnızlıktır. kurt dağında, kuzu sürüsünde, çoban kavalında yalnız. kalabalık, kabarık verirsin kavgalarını; bin yumruğun tek olup göğe doğrulduğu günlerde de, akşam, dönerken evine ekmeğin kadarsın... yazıyorsan duyarlığınla yalnızsın kendi derininde; duyarlığınla: suya yazılan sözlerle... en az yalnızlık çeken şairlerdir yine de; bölüşürler seslerini birlerle, ikilerle, beşlerle, ama beşlerle... VI o, sevgiyi kendi için istiyor; sevgisiyle yalnız. onu değil, ben sevgimi seviyorum, sevgimle yalnız... yalnızlığı deşiyorum: yapayalnız, yapayalnız! sonra bölüyor, bölüşüyor, topluyor, çarpıyor ve çıkarıp giysilerimizi birer birer sevişiyoruz; susup kalıyoruz belki, çekip gidiyoruz. geride kalanın adını yalnızlık koymaktan hep ürküyoruz... işte kadınlar da, erkekler de doymaz uzuvlarıyla birer yalnızlıktır... doğasının insana ihanetidir yalnızlık; özünde yaşamın da, ölümün de birer ihanet olduğunu kavradığımızda sorun yok... VII tek kişilik kalabalıktır aşk. aşk tek kişiliktir; ikinci kişiye bilet yoktur. kendinin yayasıdır aşkta ikinci kişi, kendinin mayası; herkes kendi sevgisini sever... aşk nedir incil'e göre? nedir tevrat'a, zebur'a, kur'ân'a göre? bu kitaplardaki aşklar, küfürler neyin rengine göre? insandır, insan aslolan: insana göre! bir bedeni o kıyısızlığa bırakma saati geldiğinde gitmek bir yalnızlıktır. bütün gitmeler yalnızlıktır. kalmaya göre... VIII sevginin ve cesaretin cesetleriyle günler ağır ve kirli, tortusunu bırakırken ömrümüze; günler, düşlerimize, özlemlerimize... uzaklığın şakağında kaç namlu kim bilir yakın olmasın diye? sonra biz, burada uçurumlara teslim gençliğimizle... IX en rezil parayla insan arasındaki yalnızlıktır; hiçbir inanç, hiçbir ideoloji, hiçbir aşk, hiçbir kitap bu yalnızlığın kurallarını bozamıyor. bu da bir yalnızlıktır... X 'yalnızlık bir yağmura benzer...' yağmurdan önce biz, bütün çılgınlıkları bir bir bölüştük. bir bir türküleri, telaşlı koşuşları; silahları, tabuları, ayrılıkları; çoğaltıp yalnızlığımızı feodal tekkelerde, ellerimizin üzerinde bir el bile yokken bölüştük vuruşları. sonrası geceydi ve yalnızdık: çoğalttık susuşları... yağmura yakalandığımız gece- ye çarptık; geceye hiçbir şey olmadı, ama biz paramparçaydık! ve hayat gaspetti o vakur duruşları... XI hâlâ dağların üstünde, zambakların içinde işte şu hayat; destan ve yalnız hayat! yalnızlığa halay halay ellerim; kırılası, kırılası ellerim! benim ellerim, yuh ellerim, şair ellerim... kalemini silahıyla koruyan, kalemi de, silahı da yalnız ellerim; 'yalnızlık bir yağmura benzer' yağmurlarda sırılsıklam ellerim... XII daha birileri bir yerlerde yaralardan söz ediyor; sonra binlerce ses o bir sesin üstüne, belki de yüzbinlerce... ama kime anlatılır ki yara, orada yara olarak yalnız. yarayı anlatan, anlatırken; yara ise yara olarak yalnız destan ve yalnızdır hayat kırılası ellerim herkes kendine göre bir yalnızlıktır... XIII iyi ki doğmadınız hiç doğmayanlar ya da doğması olasılık kalanlar. doğarken biz de spermdeki olasılık kadardık; o olasılıkla doğmak veya doğmamak üzere yalnızdık. şimdi de yaşamak ve ölmek hâlâ bir olasılıktır. her mengenede, kederde en çok da yaşamak bir olasılıktır. sevişmek ey, yaşamak bir olasılıktır! XIV yalnızlığı sevişirken eksiltiyor, eskitiyor ve eskiyoruz... seviştiğim gece emzirdiğim gecedir. özümü katarım ona; geceyi kanatırım, gece beni kanatır... geceyi kanatırız, gece bizi kanatır. geceler insanlığımız insanlığımız yalnızlıktır... XV giderek insanlaşıyor, uygarlaşıyor ve insansızlaşıyoruz... 'görgü tanıklarının ifadelerine göre' dağınık yüzü günlerin ter ve keder içinde; zanlıları her sabah o resmi geçitlerde... işte hayatlarımız intiharların ve cesaretlerin sustuğu yerde; hayatlarımız diğer hayatların da cesetleriyle... hayatlarımızda kimselerin bilmediği yalnızlıklar; ama kimseler bilse de, bilmese de yalnızlık var ey bütün yalnızlıklar! XVI şimdi travestiler kalçalarında ve slikon göğüslerinde biriken yorgunlukla dante'nin 'ilahi komedya'sını konuşuyorler sperm kokan duvarlarla... o yırtık, yamalı ve yaralı sevgilerden, o kaypak sevgililerden, servetlerden geride hep namuslu bir ******m oldu benim de; tünediler yalnızlığıma hüzünlü bir yüzle o gecelerde... sonra günlerin de üzerinde bir hayat; sürgit yoğunlukların, yorgunlukların, öfkelerin üstünde... XVII şimdi güzel bir deniz karşımda; korkunç çırpıntılı, dehşetli mavi bir deniz tutmuş da bir ucundan b(akıyor) uzaklara... uzak, uzaklığında ben kendi yakınlığımda yalnızım ortalarda olsam da ortalı yalnızlıktır... XVIII böyle yakın uzaklıklarda hep yalnızlıklar ve 'yalnız değiliz' derken de yalnız! işte cesetler ve cesaretler içinde aynadaki suretimi tuzla buz ediyorum; keder ırmakları akıyor ortasından... birden bir kırlangıç sürüsü kanat çırpıyor uzaklara; yollara ve yolculara bakıyorum da, şarkıların kırık dökük notaları saçılmış sokaklara. herkes kendine göre bir şarkıyı tutturmuş yangınlar ortasında! /yangınlar ortasında: notaları kurşunlanmış bir şarkıdır yalnızlık.../ yılmaz odabaşı |
Alışamadım Birtanem, Geceleri üşüyorum ama soğuktan değil.. Tutamamaktan sıcak ellerini, Tutunamamaktan yüreğinin sıcaklığına. Gecelerin sensizliğine alışamadım. Alışamadım birtanem, Karanlığın beni yalnızlığa atmasına. Alışamadım birtanem, Yalnızlığın her gece benim ile yatmasına. Alışamadım, Sensizliğin yüreğime diken olup batmasına. Alışamadım,işte alışamadım. Geceler soğuk ve sensiz, Yokluğuna akıyor zaman, Yine sabah oldu, Bugün günlerden sensizlik, Ellerim yine yalnızlık cicekleri topluyor, oysa o cicekler senin saçlarında olmalıydı. Vakitsiz yaşiyorum günleri Yine Sensizlik dünde kaldı, Yaşadımmı bilmiyorum. Bu gün yine sensizim, Bu günde,dünde kalacak, Yarının Sensizliğinde nasıl yaşarım, Onu da bilmiyorum. Ya sensiz saatler, Ve ardından gelecek, isyankar geceler. Göz yaşlarım içime aktığında, Yine sen olmayacaksın, yine buz gibi bir yalnızlık. Ama yalnızlığın buz tuttuğu yerde, Yine yanan bir kalp olacak,ve yine, O kalp senin için yanan, benim kalbim olacak, Bu isyanım sana değil, sen olamazsın, Kaderimin oyunu bu, Tek başına bozamazsın. Hayat Bize, mutlu olma şansı vermiyor sevgili. Çünki biz, kendimizden başka, Herkesin üzüntüsünü Üzüntümüz, Acısını acımız yaptık. Çünki tanımadığımız bir göz yaşı bile, İçimizi parçaladı. Çünki biz insanlığı seçtik, Çünki biz insan olduk. Çünki biz olmaya devam ediyoruz. ATAKAN KORKMAZ |
Ben ne günler gördüm ne günler yaşadım. Senden öncede vardım,senden sonrada olacağım. Alnıma ayrılık yazmışsa kader, Her zaman,her yerde yüzüme güler. Namerdim karşında ağlarsam eğer; Elinden geleni ardına koyma! Ben hiç tanışmadım ne baharla,nede yazla Haydi sende zülmet! Ha bir eksik,ha bir fazla!! Durma! Kalbinden geçeni,diline düşeni; Elinden geleni ardına koyma!!!! "Alıntı" |
Yalnızlık Kalabalıklar içinde hissediliyorsa eğer, Ya kalabalıklar duyarsızdır. Ya yalnızlığı hisseden sorunlu tevfik tükenmez |
SENSİZ KALAN BU ŞEHRİ http://www.e-sehir.com/siirler/images/503bar.gif sensiz kalan bu şehri yakmayı çok istedim mavi bir aleve dönüştürdüm kalbimi bir anda tutuşturmak istedim beni böyle umarsız bırakıp gittiğin bu zalim şehri yakamadım gözlerin dikildi karşıma bir caddenin tam ortasında inanılmaz güzel bakıyordu gözlerime hafif ıslak en özel en bilinmeyen türleri açmıştı papatyaların hatıralarınla titriyordu içim kuşlar kanatıyordu gönlümü gri bulutlar geçiyordu göğümden anlamak üzreydim neron’un roma’yı neden yaktığını karanlık bir koridor açıldı önümde anlayamadım yenik düşmüş bir napolyon kadar mutsuzdum aslında intihara kalkışan hitler kadar çaresiz yakmak üzreydim ki bu şehri hatıraların içli bir yağmur gibi boşandı üzerime kediler geçti birden kavşaklarından şehrin acı acı miyavladılar gözlerime baktılar kızgındılar kırgındılar onlar da tutulmuşlar anladım sana bendeki kadar onlar da terk ettiğin bu şehri çaresiz yakmak istiyorlar yakamıyorlar saçların dikildi karşıma bir sokak köşesinde her telinde parmaklarımın izleri parlıyordu benzersiz kokunu alıyordu kıvrımlarından rüzgar gözleri doluyordu saçlarına bakan kedilerin her biri bir kenarda darmadağın çömelip kalıyordu yutkunuyordu rengi kaçıyordu pencerelerde perdelerin nereye yürüdüysem bakışın, duruşun, sesin anladım söndürmeliyim tutuşan yüreğimi kendimi yakmış olurum yakarsam bu şehri çünkü sen her şeyinle bendesin nurallah genc |
| Saat: 06:13 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık