![]() |
Öte'ye hep Senin içindi, hep güle dönüşü Hiç'in... varlık gurbet, yokluk sıla; aşklar hep Sana varmak için... kalbimin ötesi, gülümün üstü; yolu yolculuktan ayırdın, -niçin? Hilmi Yavuz |
Gitmişliğine ve Susmuşluğuna Dair mağrur bir ırmak geçiyordu kalbimin coğrafyasından her ırmak kadar asi ve mahcub günahlığından muzdarib her günah gibi ne vakit değse gözlerin gözlerime içimde bir inşirah belli ki cennetten geliyordu bir ırmak işte her mevsim yağdıkça ben bahar tazeliğinde mutedil bir akışla sana dökülüyordu gittin günüm gecem uykum tadım tuzum bi yana tenimin serinliğini alıp gittin şimdi hangi su hangi yağmur doldurur bu menfur boşluğu gittin ve anladım sırrı ateşmiş aşkın ayrılıksa bitimsiz bir çöl susuzluğu sen gideli kalemime vuruyor efkârım kırık dökük cümleler kuruyorum öznesi sen sol yanımda kederli bir şair sancısı ceplerimde aşka muhalif sloganlar her satırda gidişinden dem vurup umarsızlığına göndermeler yapıyorum biliyorum beyhude birşey söylemez kelimelerim biliyorum öyle yabancıyım ki aynalara kendi dilimden ben bile anlamıyorum sustun bana yangın yeri sustuğun her söz müzmin acılar düğümlendi canıma korkuyorum yanacak dokunduğum yerler ateşten libaslar biçildi ruhuma binlerce günaha bulaşmışken ellerim cehennemin gölgesi düşmüşken ardıma bilmem yakışır mı dilime serinliğim olur mu ibrahimî bir dua yitik kuyuların mahkumu artık sende bulduğum yusuf firari bir tebessüm içimdeki züleyha omuzlarımda bunca ıstırap yükü her gün biraz daha eksiliyorum biraz daha küsüyorum mutluluk mefhumuna söylesene sevdiğim eski bir fotoğraf mı şimdi tüm yaşanmışlar lügatlarda izahı bulunmazken halimin hangi şiir hangi şarkı anlatsın beni terkedilmiş evler gibi yalnızım perişanım kaybedilmiş savaşlar kadar |
Var git dilin duası , bu kez değildir sana. Ağlamak eski silah, ta ademden bu yana... Var git görmesin gözüm, sen hayal kuramazsın. Gönülden sadık değil, bir yerde duramazsın... Var git gidebilirsen, gidebildiğin yere. İyi olmaz yaranla, biçare kal, biçare... Var git anlat herkese, bilsinler söyle kimdir. Kim kimin yarasına ,çare olmuş hekimdir... Anlat ki öğrensinler,sevdada ahit var mı? Anlat ki terk edene ,cezalı akit var mı?... Var git gittiğin kadar, veda etmen gerekmez. Bu gönül tarlasına, hicran ekmen gerekmez... Var git vefa örneği, kanayan yürek benim. Duada huzur gibi, sevdada dilek benim... Var git kölen değilim,sürükleme ardından. Aşkla bağlı olanlar, kopmaz gönül yurdundan... Var git gönül dostuyken , azat ettin sen beni. Bu sevda pazarında, mezat ettin sen beni... Var git, dostum sen var git,uğurlar olsun sana. Ağlamak eski silah, ta ademden bu yana... Elmadağ 10/07/1997 Metin Uz |
|
Direnci zemheriden karılmış-ölüm kapı komşusu Sabrı dağlarla bir- cehennemden sökün etmiş ağustosu Zulümlerle dövülmüş yüreği yoksulluğun örsünde Gene de yangınlar içinde yediveren güldür sevdası Yıkılası kara dağlar boyun büküp yol verir Değilse kıyametler doğurur coşkusu Lâkin körolası yollar uzanmış yatar toz kül içinde Kör bir engerek gibi azrail hovardası Bir yol gülüşlere karışmış Bakışlara tünemiş-sözcüklere bulaşmış Ezeli bir acının doğurduğu nefret aşılmaz Yıkılmaz muhanetin karlı dağları çevresi dolaşılmaz Ruhları yağmalanmış babadan oğula devrolan lanet Çifte su verilmiş yüreği kâr etmez hasretine Koparır elini kolunu gurbet Gene de yediveren güldür sevdası Bilmezler Yaşamak derler adına Dağların ötesinde bin yıldır paylarına düşen esaret Günah-vebal-yemin-gammazlık -yalan- kin Uğur-nazar-büyü-yılan-çiyan-cin Ekmek atlı insan yaya-can ter içinde Korkuyla nefretle silahlandırmış ruhlarını cehalet Bilmezler Özgürlük derler adına Dağlarda yapayalnız ağlayabilmenin Ölmenin doktorsuz ilaçsız Bazan çocuk üstüne bazan yılan sokması Sanırsın ki unutturmuş sevmeyi Gülüşlere afat olmuş nuhnebiden kalma cinnet Gene de yediveren güldür sevdası (Yarın Yeniden/Gerçek Sanat) Adnan Durmaz |
Ardınsıra Feryadım! Senle geçen günlerim, özlem dolu yüreğim. Hasretinle beklerim, döneceğin o günü. Vatan için sen orada, başsız kaldım buralarda, Ağlaşamda kime fayda, sen olmadıktan sonra? Tabutun kanlı getirdiler, şu yüreğim bitirdiler, feryadım çok gördüler, Ardınsıra feryadımı. Kurşun yarası sırtından. Andım olsun, ben bulmadan, dönmem gayrı bu yollardan. Seni vuranı bulmadan. Ahmet Arslan |
O DÖNMEDEN ÖNCE Geceleyin benden ayrılır ruhum, Dönünceye kadar açık kalır cam. Uyanık, başımın ucunda bir mum, Beklerim, beklerim böyle her akşam. Bilmesem de nereye gidiyor ruhum, Bütün gece sessiz, eriyip de mum, Sabah olduğunu çok biliyorum; Biliyorum, bu bir sonsuz helecan. Besbelli bir ömür böyle sürecek, O öyle uçarı, ben böyle ürkek; Bir gün ya bilerek, ya bilmeyerek, O dönmeden önce camı kapıyacam. Ahmet Kutsi Tecer |
sevdam öldü artık, Dün gece seninle sevişirken Hayallerim ise boğuldu acılı düşlerimde.. Tövbe ettim adına, Aşkıma, sana sevgime, Dün gece annemin üzerine. Umutlarım yok oldu artık seninle beraber Dün gece bütün aktığın damarlarımıda kestim. Gözlerim her gece doluyordu hayalinle Bu gece görkemli bir törenle körlüğü seçtim.. Zeynep Orcanel |
Kavuşmak Olsun Gidişin ! I. - saymaca - bu kaçıncı yıldızsız bir gökyüzünü seyreder gibi gidişine yakıp bitiremediğim şiir? sıvazlıyor bilincimin eli öksüz sırtımı sokak ortasında pejmürde bir kedi ağlıyor aylardan fena halde eylül sanki ağzımın kıyısındaki gülücükle dürtüyor içimdeki bahar yekin bir daha sarı buğdaylar gibi rüzgârsız havalarda bile yekin II. - zaman : kaçıncı boyutu insanın? - zamana inat bir konukluk bu yaşam bir armağan III. - kavuşmak olsun gidişin - kuzguni akşamlara kurban veriyorum zamanı susuzluğunu bilen yorgun bir sakayım Kızılcık... kayıp ettim, son gençliğimde bulduğum günbatımı yüreğini, hasretlerine değince gözlerim içimdeki nehir daha hızlı akardı, önemliydi denize ulaşmak çok önemliydi... sığınmak için rüzgârlı günlerde göğüs kafesimde gülüşünü saklardım... Bir kadının dokunuşlarına, ruhumu eline alıp okşayışlarına, gözlerinin ta içine bakıp gurbete çıkar gibi sonu gelmez yolculuklara çıkışıma inanıyordum... üzerimizde iğreti durmayan sevdamızın alnı ak gururu ile yürüyorduk hayatın çevresi çiçeklerle bezeli yolunda... tamamladığın cümleydim, bitiremediğin türkü, okuyamadığın kitap ve ah! gidemediğimiz deniz, yüksünmeden çağlıyor şimdi... sendeki beni, bendeki seni ve Zeynep'in annesini bir de elinin yakışını çok özledim! sığmazdı gökyüzüne sana yüklediğim anlam, karabulutlarla bile arkadaştım, yağmurlara sinirlenmez, güneşe öykünmezdim... içinin okul bahçesi cıvıltısıyla seni bulduğumda kasımın yirmidördüydü... üç yıl sonra ağustosun ondördünde saat 03:17 de kaybettim!.. gidişine ve kalmayışıma inandım!.. tren garı pusu kapladı geceyi... güle güle Kızılcık... yalnızlığımın arkasına saklanıyorum ve yalnızlığın gölgesinde tünüyor iğreti, masalsı coşkular... ellerim korsan umutlara gebe... ilkyazdan beri alıştığım gece baskınları yerini akşamüstü şaşkınlıklarına bırakıyor artık... sessizliğe kurdum saati bozmamak için büyüyü o bile çalmıyor... kavuşmak olsun gidişin... güle güle Kızılcık... - bitti... - Nevzat Tekin |
Gitme Kal Nice nice acıları aklına getir Bunca yoksulluğu aklına getir Gözyaşlarını aklına getir “GİTME KAL” var yok dinlemez bir çocuk isteğidir Gitme aklına getir Kıraç mı kıraç toprakların üstüne Güneler açar yağmurlar kesilince Çırılçıplak kayada yeşerir incir ağacı Dağların kuytusunda bir uslu çiçek Dağıtır mavisini kendi kendine Gitme beraberlik içinde Nasıl sevinirdik aklına getir Her şeyi her şeyi aklına getir Gece yarılarını aklına getir Söylediklerini aklına getir Sinsi yağmurlar yağıyordu Soğuktu Yaktığımız ateşi aklına getir Nelerden geçiyorsun aklına getir Gitme dünyamızın her yerinde Yorgun eller gülleri derleyince Ellerin sevincini aklına getir Güllerin sevincini aklına getir Ne’çok severdik seni aklına getir Arif Damar |
| Saat: 18:08 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık