![]() |
Sana şiirler okuyacağım, gitme Güneşler doğacak yalnızlığımdan sana bir ışık getireceğim Büyük aydınlığımdan Sana bir dolu umut getireceğim Küçük ellerine sığmayacak Sana Afrika gecelerini getireceğim Sımsıcak Sana çiçekler getireceğim Bozulmuş güz bahçelerinden Sana bir serinlik getireceğim Yağmur tanelerinden Sana avuç avuç yıldız getireceğim Güneşimden başka Sana engin denizlerin maviliğini getireceğim Köpük köpük dalga dalga Sana bir rüzgar getireceğim Dağlardan, tepelerden Gitme, sana zamanı getireceğim Zamanın bittiği yerden http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifÜ.Y.O. |
Yalnızlık, yalnızlık Bari sen elimden tut Geceyarısı aynalarda Suçlu ve ezik Gözlerim kan çanağı , Cinnete dönüşen bir dinginlik Duruyorum karşında Şarap taşlaşıyor Midemde ve beynimde Mavi mavi tüten sigara Giderek mora çalıyor Yalnızlık, yalnızlık Bari sen elimden tut Suflör kullanma Dost seslerini dudağınla ısıtıp Gece hep aynı gece Karbon kağıdıyla çoğaltılmış Gibi kara ve soğuk Ellerim beynime alkol serpiyor boyuna Niye böyle, neden Sormuyorum artık Yalnızlık, yalnızlık Bir kez olsun kuğuların türküsünü Tersinden söyleyeyim Ölümse ölüm Yaşamsa yaşam Ayna hep ayna ayna... Ahmet Erhan |
tut ki gecedir karanlık sıvaşır ellerine camlardan birden kırmızıya döner trafik ışıkları kükürtlü dumanlar yükselir korkuya batmış camkırığı adamlardan tehlikeye büyür sakalları tut ki gecedir ihbarlar birer sansar bir telefondan bir telefona atlar yeraltı örgütleri tetik üstünde adres değiştirmiş silah kaçakçıları ******ler birbirinden kuşkulanıyor tut ki gecedir katiller huzursuz hırsızlar sinirli hainler ürkekçedir elleri telefona kendiliğinden uzanıyor ihanete gece müthiş bir gerekçedir ihbarlar birer sansar bir telefondan bir telefona atlar ihanet bir bilmecedir http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifAttila İLHAN |
Gün olur kar da yağar buralarda Güneşe de kavuşursun Ama tanıyamazsın bile bir acımasız rüzgar savurur deli dalgalar boğuverir vicdanını o hep masmavi sandığın kara sularının içinde ve hep sarı bildiğin güneş kızıllaşır birden Ben bunu tanıyorum dersin ateş bu; Ama nafile hepsi birer azılı düşmanın oluverir Sonra bir de bakarsın etrafında kimsecikler kalmamış işte o zaman hatırla beni yanlız o zaman Ömer Seydi Ekinci |
İşte hicran düştü payına, İşte yalnızlık!.. Sabah uyanışlarında, Bir "Günaydın!.." diyen bile yok artık. İki yer arası Dön, dolaş... Bir kapı tıkırtısı, Acaba kim geldi? Yeni bir günün telaşı. Bekleyiş... Benim kimsem yok ki! Hani yalnızlığı da isterdin? Bir başına kalınca Nedendir bu şikâyetin? |
Yalnızız en kesif kalabalıkta Ayrı dünyalarda gezer gönlümüz Layık olamadık her ne yapsak ta! Neticede abes, geçen günümüz Isınmaz ellerim kara batırsam Zehir vaktindeyiz burdan çıkınız Ilık gölgelerle gönül eğleriz Zaten beraberken bile yalnızız Hayalet sanırız hakiki ruhu Ard arda dizilir kibir ve gurur Leyla olmaklığın nerede kaldı İçimizde ümid, yaralı durur Münafık hislerle zor mu savaşmak En rahat ne ise, en doğru o mu? Yalnızız.. ve bizde bu bir sevda ki En doğruyu bozar, kırar atomu! . Hünkar Dağlı |
Ölesim Gelir Gönül bahçeme ektiğim güller Gurbet ellerde kuruyan dallar Geçit vermez ki bu yüce dağlar Gitmek istediğim upuzun yollar Kısaldı gözüme gidesim gelir. Yaban ellerde bıraktım seni Gözümden sakınıp saklarken seni Senin için atan bu kalbimi Başkasını sever diye atasım gelir. Gözüme başkası haram olsun Döktüğüm gözyaşı yağmurun olsun Neyleyim sensiz ömrü varsın son bulsun Çekip silahı orada ölesim gelir... |
BİR AVUÇ HAYAL KARŞILIĞI Köşe başında beklerdi yalnızlığım, Üstümde yırtık bir elbise,ay ışığının hüznüyle bakardı gözlerime. Elinde patlamış bir top koşardı ona çocuk yanım. Aksak eliyle şişirirdi çocuk yanımın,çocukca egolarını tıpkı topumu götürüşüm gibi yanına umutla... Ve karşılığında bir avuç hayal alırdı benden sebepsiz. Ben umursamazdım... Ben olmadan anlamsızlaşır hayallerim ve hep hayal üretebilirim derdim çocukca bir cesaretle... Ve her koşuşumda ona, biraz daha büyüdrüm bu sebep... Ve o... O hep daha fazla hayal için beklerdi beni. Beni ve herkesi o köşe başında... Kimse büyüdüğünü anlayamazdı, O bir avuç hayal karşılığı beklerken bizi sokak lambasının altında... Köşe başında beklerdi yalnızlığım, Bir aşk acısı hakimken bedenime, Bu sefer aşık tarafım koşardı ona kırık yüreği ellerinde... O bu sefer aksaklığı biraz daha gitmiş beklerdi beni aynı yerde... Yaralanmış yanımı tutardı o eliyle... Ben bir avuç hayal uzatırdım derken aynı aksak eline. Oysa ben anlayamazdım... Oysa ben onardığı yaralara karşılığı aldığı hayallerim için beklediğini bilsem de umursamazdım... Ve o bir avuç hayal daha istemeyi hep sürdürürdü benden... Ben uzatır dönerdim yatağıma aşık yanımla... Geriye onarılmış ve aşktan korkan ürkek bir benlikle yaslanırdım yastığıma... Biraz daha büyür ve biraz daha hayal kaybederdim o köşe başında... Köşe başında beklerdi yalnızlığım, Hep kırılan bir yanım olurdu mutlaka... Ve onarılmaya muhtaç yanlarım... Her seferinde bir avuç hayal daha uzatırdım ona... Ve bir avuç hayal karşılığı biraz daha büyümüş dönerdim yatağıma... Meral Bilgiç |
YALNIZLIK ÜZERİNE BİR YAZI Gittiğim yerlere mutsuzluk götürdüğümden olsa gerek, uzun kalmıyorum oralarda. Haber özetleri gibi kısa geçiyorum hayatı. Hakkım yok umutsuzluğumu dışa saçmaya. Ya da bencil mi davranıyorum nedir… Öylesine yaşayan insanlara baktıkça şaşırıyorum. Sıradan yaşıyorlar veya ben öyle zannediyorum. Sürekli dişlerini göstere göstere gülüyorlar. Ben yanaklarıma bakıyorum kasılmıyorlar. En büyük dertleri bir yerlerden para gelecek olması ve o gelecek olan nesnenin gecikmesi, ben öyle hissediyorum. Aşkla ilgili sohbetlerine tanık olmadım, duymadım. Aşkın acısını yaşayan insanları aramadım değil. En büyük acıları sevişme sonrası sigara yakmayı unuttukları sanki. Öylesine mutlu görünüyorlar ki beni aralarına almadıklarını fark ediyorum. Çünkü biliyorlar ilk fırsatta aşkın, acının ve ayrılığın yükünü oturdukları masalara bırakacağımı. İçinde bulunduğum çıkmaz sokaklara girmek istemiyorlar. Haklılar belki de. İğrendiğimi hissediyorum. Ve her seferinde şehrin ortasına kusuyorum gözyaşlarımı. Tek başıma oturuyorum bütün her yerde. Keder katarı geçiyor. Avucumun içini kederle dolduruyorum. Ellerime sığmıyor tutup ceplerime dolduruyorum. O da yetmiyor karnımı yarıp içini tıka basa dolduruyorum. Çevremde kimse kalmadı. Üzülmediğim düşüncesiyle boğuşuyorum. Evet üzülmüyorum. Hayatımdaki kadınların beni bir bir terk etmesi beni rahatsız etmiyor. Ve her defasında “bana göre değilsin” mesajları yolladıklarında evimin duvarlarına “ama aşk var ya varsın olmayıversin kadınlar” diye geçiriyorum içimden. Sanırım hayatımdaki kadınlarla anlaşamadığımız tek konu “aşkın paylaşılamayacağı” konusu oldu. Onlar aşkın paylaşılması gerektiği konusunda ısrar ederken, ben aşkın kendini paylaştıracak kadar aciz olmadığını söylüyorum. Ve aşkın yürüdüğünü, bizimse sadece onun paçalarından tutup bizi nereye gideceğimizi bilemeden sürüklediğini savunuyorum. Ve her kadına, yazarın söylediği “aşkın rotasını çizemeyiz, aşk bizi kendine layık görürse o bizim rotamızı çizer” sözü fısıldıyorum. Kadınlar, ne çok kadındırlar… Yalnızım evet bu aralar kendime tekrarladığım sözcük bu. Yalnızım… Üstelik kendi kendime konuşmaya başladım. Çok fazla konuşuyorum. Ve her yerde… Yanımdan geçenlerin bana uzaylı bir varlığa bakar gibi şaşkınlıkla baktığını gördükçe daha fazla konuşuyorum. Kendi aralarında konuştukları saçma sapan, küflü bir yaşamı gördükçe daha bir sarılıyorum kendime. Hayatımdaki üç şey: sigara, uyku ve sözcüklerimin nefes aldığı klavye. Daha ne olsun ki Zorunlu seyahatlere çıkıyorum. Çıkarıyorum beynimi. Heybeme kimsesiz bir hayatı koyup çıkıyorum uzun yolculuklara. Ben kendime iyi gelmiyorum bunun farkındayım. Ama seviyorum kendimin kederini. Seviyorum yorgun bir bedene sahip kalp evimi. Nereye gitsem peşimden sürüklediğim bu sanrılı yaşamın bundan rahatsızlık duymadığını ve ne kadar kötülük yaparsam yapayım ona, yine de beni terk etmeyeceğini biliyorum. Bilmek rahatlatıyor beni. Bilmek… Ne kadar çok karşılaştım ki bilmediğini söyleyen insanlarla… Ki çoğu defa kadınlarla. Ne istediğini bilmeyen kadınlarla… Hep bir savaş halinde olduk onlarla… Var olmanın ve kazanmanın savaşı… Oysa ben yenilgiyi her defasında kabul etmiştim. Yeter ki aşkla bir kavga içinde olmasınlar diye o kadar çok uğraştım ki… Büyüsü bozulmasın diye o kadar uğraştım ki… Başardım mı bilmiyorum. Ya da onlar aşkla kavgalarından sonra daha güçlü çıktıklarını zannederken bu savaştan, içimde hiç yenilgi kıpırtısı oldu mu onu da bilmiyorum… Daha bir dolu giriyorum yeni bir hayata. Hep yeni bir şeyler ekleyerek giriyorum başka hayatlara. Kendimden çok şey veriyorum. Hiçbir şey almıyorum onlardan. İhtiyacım mı yok. Korkuyor muyum? Kim bilebilir ki ben bilmedikten sonra… Aşk var ya daha ne olsun. Ama hep yalnızım yanlarında. Onlar ruj lekeleri bırakırken defterlerime ben ayrılık konulu bir hayattan ödünç sayfalar alıyorum. Bileklerimin kemerini çoğu defa sonsuza dek koparma telaşıyla yükümü alıp kaçıyorum aşk öznelerinden. (onların benden kaçtıklarına bakmayın siz.) Değişmeye direniyorum… Değişirsem aşk/ayrılıktan uzak düşeceğim endişesiyle boğuşuyorum. Evet, gittiğim yerlerden çabuk dönüyorum. Acelem varmış gibi, beni çağıran birileri varmış gibi dönüyorum işte. Acımdan isteyenlere sırtımı dönüyorum. Acısını istediklerim tereddüt etmeden veriyorlar acılarını. Acılarını alıp yetişiyorum son arabasına hüzün mağarasının. Sonra… “Aşk sana karşı boynum kıldan ince işte, anla bunu.” Okyanusun en dibinde, en ortasında oturuyorum. Bu aralar mesken tuttuğum yer orası. Ne istediğimi bilmiyorum kuşkusuz. Oturuyorum. Yanımda yüzüme bakan köpek balıkları, yeme endişesi yok hiç birinin dişlerinde. Benim dişlerim oysa kanlı ve hüzünlü… Yem olacak kadar değerli değilim demek ki onlara göre. Kum tanelerini avuçluyorum. Boşalıyor avucumun hiç deliklerinden. Terli ellerim, ıslak ellerim… Titrek ellerim. Köşeme çekiliyorum. Evimdeyim, mabedimde. Günah köşelerimde… Girdiğim hayatlardan kaçarcasına uzaklaşıyorum. Kendime gömülüyorum. Kısa kısa geçiyorum hayatı… Sabahın ilk ışığı vururken sırtıma ben hala yazıyorum. Hala yazı-yorum. Yalnızım hala. Şikâyet etmiyorum… Ben böyle güzelim. Umutsuzluğu kendime yakıştırıyorum. |
Yalniz günlerim, yalniz herseyim. Yalniz yasanmaz diyorsun bana. Cansiz bedenim, ölmüs düslerim, dertli olunmaz, diyorsun bana. Aglarsa anam aglar, gerisi yalan aglar, bitmez iftiralar, yüregim sizlar. Akar gözyasim, damla damla. Erkekler aglamaz, diyorsun bana. Yanmis yüregim, sevda baharinda, beni baglamaz, diyorsun bana. Ahmet Arslan |
| Saat: 23:26 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık