![]() |
YAGMUR Var eden'in adıyla insanlığa inen NUR Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından Rahmet vadilerinden boşanır ab-i hayat En müstesna doğuşa hamiledir kainat. Yıllardır boz bulanık sular yudumladım Ya o zaman bul bi çare sen işini bilirsin Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları Yağmur,seni bekleyen bir tas da ben olsaydım Hasretin alev alev içime bir an düştü Değişti hayal köşküm,gözümde viran düştü Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla Evlerin arasına dikilir yeşil bayrak Yeryüzü avaredir,yapayalnız ve kurak Zaman ayaklarımda tükendi adım adım Heyûla,bir ağ gibi ordu rüyalarımı Çölde seni özleyen bir kus da ben olsaydım Yağmur, gülşenimize sensiz,baldıran düştü Düşmanlık içimizde;dostluk yaban düştü Yenilgi,ilmek ilmek düğümlendi tarihe Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü Bir güzide mektuptur,cağların ötesinden Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına Yayılır o en büyük muştu,pazartesinden Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin Sukutu yar,sevinci dualar kadar derin Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım Bir cezir yasadım ki,yaşanmamış,mazide Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım İlkin karardı yollar; sonra heyelân düştü ****** Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından Alsam ölümsüzlüğü dudaklarından Medeni arzuların ardında seyre daldım Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini Senin için görülen bir düş de ben olsaydım Şehirler kâbus dolu; köylere duman düştü Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali Hazindir ki dertleri aşmaya umman düştü Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır Sesini duymayan, girdabında boğulur Ana rahminde olur sensizlikten cenin Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin Saatlerin ardında hep kendimi aradım Bir melal zincirine takıldı parmaklarım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım Sensiz,ufuklarıma yalancı bir tan düştü Sensiz, kıtalar boyu uzanan vatan düştü Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü Ay gibisin güneşler parlıyor gözlerinde Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin Mekânın fırçasında solmayan fırça senin Yağmur,bir gün elimi elinde bulsaydım Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü Yarılan göğsümüzden umutlar bîcan düştü Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar Mutluluk nağmeleri işitirler Hira'dan Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri Paramparça, ateş sahibinin hayalleri Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım O mücella çehreni izleseydim ebedi Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım Sarardı yeşil yaprak; dal koptu, fidan düştü Baykuşa cifte yalı; bülbüle zindan düştü Katil sinekler deldi hicabın perdesini İstiklâl boşluğunda arılar nadan düştü Dolaşan ben olsaydım Sâve'nin damarında Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin Ebedi aşka giden esrarlı yollarında Senden bir kıvılcım, süreyyâ bir şulenin Tarasaydım bengisu fışkıran kâkülünü On asırlık ocağın savururdum külünü Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü Sana meftun ve hayran,s ana râm olanlara Bir belâ tünelinde ağır imtihan düştü Bâdiye yaylasında koklasaydım izini Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgâr Seninle yıkasaydım acılar dehlizini Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu Bahîra'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım Haritanın en beyaz noktasına kan düştü Kırıldı adaletin kılıcı, kalkan düştü Mahkûmlar yargılıyor, hakimler mahkûm şimdi Hakların temeline sanki bir volkan düştü Firakınla kavrulur çölde kum taneleri Ahuların içinde sevdan akkor gibidir Erdemin,bereketin doldurur haneleri Sensiz hayat, toprağın sırtında ur gibidir Şemsiyesi altında yürürsün bulutların Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların Devlerin esrarını aynalara sorsaydım Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü İniltiler geliyor doğudan ve batıdan Sensizlik bozulan dengeye ziyan düştü Islaklığı sanadır ahimin, efgânımın İçimde hicranımla tutuşuyor nağmeler Sendendir eskimeyen cevheri efkârımın Nazarın ok misali karanlıkları deler Bu değirmen seninle dönüyor; âhenk senin Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü Beynimin merkezine olumsuz ferman düştü Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü Nefesinle yeniden çizilecek desenler Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler Anneler çocuklara hep seni içirecek Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin Sana mümindir sema; sana muhtaçtır zemin Damar damar hep seninle, hep seninle dolsaydım Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım Bahira'dan süzülen bir yas da ben olsaydım Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım Senin için görülen bir düş de ben olsaydım Yeryüzünde seni bir gürmüş de ben olsaydım Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım Batili yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım Nurullah Genç |
NAAT Seccaden kumlardı... Devirlerden, diyarlardan Gelip göklerde buluşan Ezanların vardı! Mescit mü’min, minber mü’min... Taşardı kubbelerden Tekbîr, Dolardı kubbelere “âmin!” Ve mübarek geceler, dualarımız, Geri gelmeyen dualardı... Geceler, ki pırıl pırıl, Kandillerin yanardı. Kapına gelenler, yâ Muhammed, -Uzaktan, yakından- Mü’min döndüler kapından! Besmele, ekmeğimizin bereketiydi, İki dünyada aziz ümmet; Muhammed ümmetiydi. Konsun –yine- pervazlara güvercinler, “Hû hû”lara karışsın âminler... Mübarek akşamdır; Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler! Şimdi seni ananlar, Anıyor ağlar gibi... Ey yetimler yetimi, Ey garipler garibi; Düşkünlerin kanadıydın, Yoksulların sahibi... Nerde kaldın ey Resûl, Nerde kaldın ey Nebi? Günler, ne günlerdi, yâ Muhammed, Çağlar ne çağlardı: Daha dünyaya gelmeden Mü’minlerin vardı... Ve bir gün, ki gaflet Çöller kadardı, Halîme’nin kucağında Abdullah’ın yetimi Âmine’nin emaneti ağlardı. Hatice’nin goncası, Aişe’nin gülüydün. Ümmetinin gözbebeği Göklerin resûlüydün... Elçi geldin, elçiler gönderdin... Ruhunu Allah’a, Elini ümmetine verdin. Beşiğin, yurdun, yuvan Mekke’de bunalırsan Medine’ye göçerdin. Biz bu dünyadan nereye Göçelim, yâ Muhammed? Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet Altın devrini yaşıyor... Diller, sayfalar, satırlar “Ebu Leheb öldü” diyorlar. Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor! Neler duydu şu dünyada Mevlidine hayran kulaklarımız; Ne adlar ezberledi, ey Nebî, Adına alışkın dudaklarımız! Artık, yolunu bilmiyor; Artık, yolunu unuttu Ayaklarımız! Kâbe’ne siyahlar Yakışmamıştır, yâ Muhammed Bugünkü kadar! Hased gururla savaşta; Gurur, Kafdağı’nda derebeyi... Onu da yaralarlar kanadından, Gelse bir şefkat meleği... İyiliğin türbesine Türbedâr oldu iyi. Vicdanlar sakat Çıkmadan yarına, İyilikler getir, güzellikler getir Âdem oğullarına! Şu gördüğün duvarlar ki Kimi Tâif’tir, kimi Hayber’dir... Fethedemedik, yâ Muhammed, Senelerdir. Ne doğruluk, ne doğru; Ne iyilik, ne iyi... Bahçende en güzel dal, Unuttu yemiş vermeyi... Günahın kursağında Haramların peteği! Bayram yaptı yapanlar; Semâve’yi boşaltıp Sâve’yi dolduranlar... Atını hendeklerden -bir atlayışta- Aşırdı aşıranlar... Ağlasın Yesrib, Ağlasın Selman’lar! Gözleri perdeleyen toprak, Yüzlere serptiğin topraktı... Yere dökülmeyecekti, ey Nebî, Yabanların gözünde kalacaktı! Konsun -yine- pervazlara güvercinler, “Hû hû”lara karışsın âminler... Mübarek akşamdır; Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler! Ne oldu, ey bulut, Gölgelediğin başlar? Hatırında mı, ey yol, Bir aziz yolcuyla Aşarak dağlar, taşlar, Kafile kafile, kervan kervan Şimale giden yoldaşlar! Uçsuz bucaksız çöllerde, Yine, izler gelenlerin, Yollar gideceklerindir. Şu tekbir getiren mağara, Örümceklerin değil; Peygamberlerindir, meleklerindir... Örümcek ne havada, Ne suda, ne yerdeydi; Hakkı göremeyen Gözlerdeydi! Şu kuytu cinlerin mi; Perilerin yurdu mu? Şu yuva -ki, bilinmez- Kuşları Hüdhüd müdür, güvercin mi, kumru mu? Kuşlarını, bir sabah, Medine’ye uçurdu mu? Ey Abvâ’da yatan ölü, Bahçende açtı dünyanın En güzel gülü; Hâtıran, uyusun çöllerin Ilık kumlarıyla örtülü! Dinleyene, hâlâ, Çöller ses verir; “Yaleyl!” susar, Uğultular gelir. Mersiye okur Uhud, Kaside söyler Bedir. Sen de bir hac günü, Başta Muhammed, yanında Ebû Bekir; Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü Destan yap, ey şehir! Ebû Bekir’de nûr, Osman’da nûrlar... Kureyş uluları, karşılarında Meydan okuyan bir Ömer bulurlar; Ali’nin önünde kapılar açılır, Ali’nin önünde eğilir surlar, Bedir’de, Uhud’da, Hayber’de Hakk’ın yiğitleri, şehîd olurlar... Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı, Yerde kalmazdı ruh... kanatlıydı. Konsun –yine- pervazlara güvercinler “Hû hû”lara karışsın âminler. Mübarek akşamdır; Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler! Vicdanlar, sakat çıkmadan, Yâ Muhammed, yarına; İyiliklerle gel, güzelliklerle gel Âdem oğullarına! Yüreklerden taşsın Yine, imanlar! Itrî, bestelesin Tekbîr’ini; Evliyâ, okusun Kur’ân’lar! Ve Kur’ân-ı göz nûruyla çoğaltsın Kayışzâde Osman’lar Na’tını Galip yazsın, Mevlid’ini Süleyman’lar! Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle Geri gelsin Sinan’lar! Çarpılsın, hakikat niyetine Cenaze namazı kıldıranlar! Gel, ey Muhammed, bahardır... Dudaklar ardında saklı Âminlerimiz vardır... Hacdan döner gibi gel; Mi’râc’dan iner gibi gel; Bekliyoruz yıllardır! Bulutlar kanat, rüzgâr kanat; Hızır kanad, Cibril kanad; Nisan kanad, bahar kanad; Âyetlerini ezber bilen Yapraklar kanad... Açılsın göklerin kapıları, Açılsın perdeler, kat kat! Çöllere dökülsün yıldızlar; Dizilsin yollarına Yetimler, günahsızlar! Çöl gecelerinden, yanık Türküler yapan kızlar Sancağını saçlarıyla dokusun; Bilâl-i Habeşî sustuysa Ezânlarını Dâvûd okusun! Konsun –yine- pervazlara güvercinler, “Hû hû”lara karışsın âminler... Mübarek akşamdır; Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler! Riyâ: Gösteriş Hıyanet: İhanet Mevlid: Doğuş, doğum (Süleyman Çelebi’nin Hz. Peygamberimizin doğumunu konu edinen ünlü eseri) Türbedâr: Türbe bekçisi Yaban: Yabancı Şimal: Kuzey Yaleyl: Ey gece Mersiye: Ölülerin arkasından okunan beyitler Mi’râc: Peygamber Efendimizin göğe çıkarak Allah’la görüşmesi mucizesi ARİF NİHAT ASYA (1904-1975) |
Peygamber Muhammed'e Sevinç sevinç berraklık Yıldız yıldız parlaklık O ki bir dağ pınarı Bulutlar üstü aklık Yücelikler eşiği, Yamaçlar, loş kuytular. Melek sallar beşiği, Nur içinde uyuklar... Semada bir coşkunluk Dar geçitler vadiler... Her pınar oluk oluk, O pınar'a erdiler. Nefesiyle yeşermiş, Çimenler ve çiçekler. Gümüş ışıklar sermiş, Onun yolunu bekler. Pınarlar haykırıyor: "Sakın bırakma bizi! Çöller kızgın, akmak zor, Kum yutar hepimizi." Peki, der Dağ pınar'ı Toplayıp pınarları. Kabarır, coşar, taşar Yeni ülkeler aşar. Doğar geçtiği yerde Şehirler, mamureler Nakışlar mermerlerde, Alev uçlu kuleler. Bağlılarını taşır, Eteğin Rahman'a... Yürür, gider,karışır O ilahi Ummana..." GEOTHE |
SEVGİ GAZELİ Canım, kanım yoluna fedâdır yâ Resulullah, Seni seven, sevdiren Hüda'dır yâ Resulullah Bir çağa değil elbet, çağrın bütün çağlara, Solmayan, eskimeyen nidâdır yâ Resulullah Korur günah kirinden, senin kutlu sancağın Sarar bizi rahmetin, ridâdır yâ Resulullah Dünyaya diz çöktüren nice koca sultanlar Huzurunda bir köle, gedâdır yâ Resulullah Bir serinlik uzatır çölde yanan gönüle Dolar hicret bestesi, sedâdır yâ Resulullah Sensiz âlem kupkuru; ruhsuz, anlamsız, çirkin Sensizlik saadete cüdâdır yâ Resulullah Sırrı Er |
http://img123.imageshack.us/img123/5603/barra0421gw3yt.gif (F) Gül kokuna hasretiz (F) Ya Muhammed, bu gece teşrif ettin dünyaya Gelişinle son verdin ,karanlık heyulaya. Ne zulmetler son buldu,Kisra ateşi söndü Sayenizde efendim,karanlık ,güne döndü. Emaneti koruyan,Muhammedül-emindin İtimadın kalesi,Sen en sağlam Yemindin. Yetimdin,kimsesizdin,kimsesizler kimsesi Şefkatle uzanan el,Hak yolunun gür sesi. Allah,Kitap bilmezdik,Karanlığı severdik Doğru yola gelmezdik,Put`umuzu överdik. Nefislerin mahkumu zincirli kölelerdik Senin nurlu yolunda,şükür kulluğa erdik. Allah gönderdi Seni, beşer şaşmasın diye Bir daha sapkınlaşıp,haddi aşmasın diye Habibullah Muhammed son Nebi,son Peygamber Gel,Gör ne hallerdeyiz,sesimize cevap Ver. Unuttuk öğretini,öğretini unuttuk Hakkı yerlere attık,batılı üstün tuttuk. Adı barış dinini ,terörle anıyorlar Ümmetin karanlıkta,ışığı arıyorlar. Herkes kendi halinde kurtarıyor gemiyi Vahşete yollanırken eskitiyor yeniyi. Rehbersin Sen ya Resul,terkettik Hadisini Bıraktık elimizle,BİR ALLAHın ipini. Gül kokuna hasretiz,Ebu cehil hortladı Zalimin zülmü devam,BİR ALLAH tan korkmadı. Yoluna set çektiler,ümmetin gelemiyor Canı kıymetli oldu,yolunda veremiyor. Batılın oyuncağı,ümmetinin hanesi Evimizde gürlüyor,Şeytanların bet sesi . Ezanlar batar oldu,kulaklara ezanlar Küfrü savunur oldu,köşelere yazanlar. Sadece künyelere İslam diye yazıldık. Garip kaldık ya Resul,haramlara ezildik. Kur`anın ışığında kurtuluşun müjdesi Elbette rehberimiz,Muhammedin gür sesi . Şefaatini gönder umutsuz ümmetine Muhtacız Peygamberim,muhtacız Himmetine. Sen canımdan azizsin,anam babamdan önde “canım arzular seni”,ruhum hapis bu tende. Seni sevmek ya Resul,yolunda yürümektir, Senden habersiz olmak,yaşarken çürümektir. “Cihad “desem ya Resul ,ürkerler kelimeden Kurtar bizi ya Resul,ömrümüz erimeden. Gül kokundan uzakta,ne huzur var ne rahat Bu garip ümmetine,eder misin şefaat? Bayram Leventoğlu |
Hangi ürkek kavgada yaralandın yiğidim Seni bu şuh kafese hangi zâlim el koydu Diyorsun:bir zamanlar gülşen de bir bey idim Hayrandır bilmez misin âlem dahî bir güle İçinde kızıl tüylü köstebekler ve günâh Dağa çık,ovaya in,eğil de bak bir göle Çekiyor gülsüz kalan her zavallı şimdi âh Çiçeklerin dilini unuttuğun yetmedi İpek nağmelerini gömdün karanlığına Yine de,nağmelerin intizârı bitmedi Ebedî güllerini mihmân kıldı dağına Bir Latin çiçeğine aldandı bakışların Akreplere sevdalı neyin varsa dumanlı Nerede o her yanı gül kokan nakışların Nasıl bir âfet ki bu,feryâdın bile kanlı Sana küskün,o uçsuz bucaksız soylu vatan Batırdın hiç batmayan güneşi toprağında Oysa bir gül aşkıdır yine kalbinde yatan Yollara düş,bul O'nu yitirdiğin bağında Savur kirpiklerini Kurtulup ayağı yılanlı her kuş Gül bıraksın Cem'in avuçlarına Cemşîd'i Cemgül diye çağıran efsaneler Bir gül görüp canevinden vurulun Karanlığı aydınlansın kulların Çünkü ışık mehtâbıdır güllerin Gül,yağmurun bir sonraki adıdır Gülün mecûnudur bütün çiçekler Sonsuzluk gül, sensizlik gül,gül pusat Gül cemresi,gül yağmuru,gül hasat Gülü sevenlerin yoktur karası Kurşundan beterdir gülün yarası . Anaların gül rahminden derdiği Dervişlerin erguvanda gördüğü Cübbesini gül ipiyle dokuyup Sarığını gül şeklinde ördüğü Lâlede dertli sarhoş Nergiste baygın gurûr Karanfilde damar damar tâze kan Dikende isyana mührünü vurur Çiğdemle seyyahtır,zambakla silah Sabır denizinde tahammül kuşu Miğferine gül ışığı bulaşan Gülün kanadında çıkar yokuşu Şehzâde gül, prenses gül, kral gül Doğuda gül,batıda gül,maral gül Sevdalılar gül alıp gül satarlar Gül olanlar, gül tahtında yatarlar Mesâfeler gül alırken gönülden Neden böyle uzaksın ki sen gülden Boşalt sadağından dikenlerini Düşün binlerce yıl dağarcığında Bu derdi kahırla çekenlerini Düş yollara ,iki gözün aksa da Kavuş güle, gül seni bıraksa da Hasbahçesinde ömrün yakın olmaz bana gül Bîzarım ümîdime kurulan her tuzaktan Tutuştu o lâcivert hayâle düşen kâkül Bakanlar baktı sana;ben uzaktan uzaktan Yandı birden korkuyla gözlerine uçan kuş Bulutlar aynalara seni sordu ıraktan Deniz sanki isyânkâr bir rüyada boğulmuş Nehirler aktı sana ;ben uzaktan uzaktan Peşimde her âşığın gölgesini taşırım Alırım esrârını her devin bir dudaktan Dağda haramilerle, kurtlarla ağlaşırım Gökler sıcaktı sana;ben uzaktan uzaktan Nerede bu çileyi çekenlerin tarihi Kalbimin enkazına kan akıyor duvaktan Çölde kalan ruhların bile döndü talihi Türküler yaktı sana;ben uzaktan uzaktan En kavî diken dahî murâd alır bağında Bırakıp derde beni,kurtulursun firâktan Gece-gündüz esridin bir kaktüs yaprağında Gelmem yasaktı sana;ben uzaktan uzaktan Simsiyah bir kıyâmet tohumu filizlenir Mezarıma isminle atacağın topraktan Acılar sanki neden bu sevdada gizlenir İçim tutsakdı sana;ben uzaktan uzaktan Zembilcide büyüyen,dal üstünde uyuyan Gülmek sende gül olur,gül bende diken diken Elmas beşik içinde kundağını öptüğüm Sevmek tende gül olur,ten bende diken diken İnci döker gözlerin asil kirpiklerinden Umut kanda gül olur,kan bende diken diken Kezzap akıtsan bile filizlenir yüreğim Ölüm canda gül olur,can bende diken diken Mâverayı bulunca kapında süvariler Kılıç kında gül olur ,kın bende diken diken Kafdağından öteye gidenler bir gün döner Hasret handa gül olur,han bende diken diken Hasadı diriliştir tarlasında sevginin Buğday unda gül olur,un bende diken diken Acıların birikir birikirde içimde Her şey bende gül olur ,ben bende diken diken Gül sesleri geliyor;her yer duâ ve niyâz Açtı gök kapısını yerde çiğ taneleri Adımları parıltı,alınları bembeyaz Dağılıyor evrene gülün mestâneleri Sen ki,en büyük GÜL'sün ,en çok gülü seversin Söyle bahçıvanına,bir gül de bana versin Ulu Tanrı adıyla aldığım her nefes Senin için gül açar,kuş olup göğe uçar Sen ey bahar elçisi,sen ey kutlu güldeste Senin için cansızlar bile canından geçer Gölgeler şehrinde gül,kimseye kalmayacak Öteler şehrinde gül, bir daha solmayacak Nurullah Genç |
Gönlüm Musab'ın ahı ile bu gece yine Yanar sönmemecesine derinden derine Gözlerim Musab'ın sevda hüznüyle Akar yine dönmemecesine serinden serine Hayalim Mekke'de Erkam’ın evinde Coşar encamı arz o gencin gelişiyle Benliğim uçsuz bucaksız çöl ikliminde Çırpınır Musab’ın firakına Habeş iline Ellerim Akabe'de Ensar’ın elleriyle Ederim biatimi Yesrib lisaniyle İmanım Esad’ın evinde Kari’nin önünde. Artar Medine‘nin davetçiye icabetiyle Kalbim çarpar heyecan ile Veda Tepesinde Haykırırım Tale ‘al Bedru'yu onun diliyle. Bedenim Uhud'da sancaktarın önünde Kalkan olmak ister O’nun gibi Nebiye İdrakim şehidanın idrakine erince Kefen olmak ister ayakları dibince Hayatım Kadir-i Mutlak’ın kudret elinde Feda olmak ister ifna- i Hak mucibince. Gönlüm Musab'ın ahı ile bu gece yine Yanar sönmemecesine derinden derine Gözlerim Musab'ın Musabım'ın hüznüyle Akar yine dinmemecesine serinden serine. herkese selamlar... |
(F) FARAN DAĞLARINDA AÇAN SEVGİLİ(F) Selam sana nazlı Nebi Selam sana gözbebeği Mevla'nın kudretiyle selam. Selam sana nur-i dilara Selam sana Hakk habibi Rahman'ın kudretiyle selam. Selam sana Andelib_i Zişan Selam sana Muhammedi Cebrail'in yüreğiyle selam İbrahimce selam sana Rahimce selam sana Gafurca selam. Selam sana ey yetimler padişahı Selam sana Ahmedi nefesli yar Eyyupça selam sana Selam sana ya Habiballah Selam sana ya Nebiallah Selam sana ya Resulallah. Ya Resulallah Sen, sevmek için istenen Can, dudakta istenen Sevda ikliminin en güzel mevsiminin En güzel çiçeğisin. Cemre gibi düştün kainatın kışına Bahar, senin elinde doğdu Senin elinle indi toprağa Öyle bir sevildin ki Candan aziz bilerek Uğruna can verildi Ama bu, ölüm değildi Adını bir kez anan Bir kez gönülden anan Rahmetin nur kaynağı gözlerinde dirildi Şimdi biz de seni anıyoruz Mevla'mızın yeminleriyle anıyoruz seni Ey Faran Dağları'nda açan sevgili Fecre On geceye Her şeyin çiftine ve tekine Akşamın alacakaranlığına Kararıp bürüdüğü zaman geceye Açılıp aydınlattığı zaman Gündüze and olsun ki Sen olunca sitem yok Serzeniş yok Eyvah yok Alemlere ambersin O'ndan başka ilah yok Sen, en son peygambersin. Beni ilk öksüz oluşun vurdu Yetim kalışın yaraladı önce Elden ele dolaşmıştın Herkesin gözbebeğiydin Ama mahzun Ama kederli Bir yanın arşa kadar azamet Bir yanın ürkek Mekke akşamları yanar Verdiğin her nefeste Ve gökten inen bir sesle Allah korumasına alır. Senin derdin Allah'tı Hüznün kederin Allah Senin dostun Allah'tı Sana en yakın Allah. Biz seni göremedik ya Resulallah Uhud Dağı'nı seyrettik Okçular tepesinden bir sabah Bir Medine sabahında Uhud'u seyrettik Seni göremedik Ebu Ubeyde bin Cerrah sanki ordaydı Sanki mübarek yüzüne batan miğfer halkalarını Dişleriyle sökmek için nefes nefeseydi Kalbi yerinden fırlayacakmış gibiydi Seni öyle seviyordu ki Tenine bir dikenin batması bile O kalbi durdururdu. Biz seni göremedik ya Resulallah Uhud'u gördük bir sabah Malik bin Sinan olamadık Mübarek kanının, kanına karıştığı Malik bin Sinan sanki oradaydı Ve inemedik okçular tepesinden Sanki sen inin demeden inersek Uhud tekrar cehenneme dönerdi. Ey Faran Dağları'nda açan sevgili Güneşe ve onun ışığına Ardından gelmekte olan aya Onu ortaya koyan gündüze Onu bürüyen geceye Göğe ve onu meydana koyana Yere ve onu yayana and olsun ki Sen olunca sitem yok Serzeniş yok Eyvah yok Alemlere ambersin O'ndan başka ilah yok Sen, en son peygambersin Vazgeçtim seni hep ötelerde aramaktan Seni yüzyıllar öncesine hapsetmekten vazgeçtim Mesafelerden usandım ya Resulallah Sana sesleniyorum Alemlere rahmetsin Seslenince yanımdasın Burdasın Günahkarım Ama sen günahkarların umudusun Temizle beni ya Resulallah! Temizle beni ya Resulallah! Temizle beni ya Resulallah! Mescid-i Nebevi'de gördüm Mübarek sözlerinden birini süsleyip duvara asmışlar: "Benim şefaatim, ümmetimden büyük günahları olanlar için." Buyurmuşsun İçimde her şey üşür Rüzgar üşür Yağmur üşür Dua üşür Melekler üşür Isıtırsan bir sen ısıtırsın Medine'ye akan nur gibi ak kalbime Ey ban u cihan Yorgunum Güçsüzüm Çaresizim Sen çaresizlerin yardımcısısın Yüreğimi koşturdum Sana doğru Çatlarcasına koşturdum Kimseye hakkım yok Huzurunda sana ait varlıkları dava etmem Ben bir davalıyım Tükendim ya Resulallah Hicretimi kabul et ya Resulallah! Hicretimi kabul et ya Resulallah! Hicretimi kabul et... |
ADI GÜZEL KENDİ GÜZEL (F) MUHAMMED(F) Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel, kendi güzel Muhammed, Şefâat eyle bu kemter kuluna, Adı güzel, kendi güzel Muhammed Mü'min olanların çoktur cefâsı, Ahirette olur zevk-u sefâsı, On sekiz bin âlemin Mustafâ'sı, Adı güzel, kendi güzel Muhammed Yedi kat gökleri seyrân eyleyen, Kûrsûn üstünde cevlân eyleyen. Mi'râcda ümmetin Hak’dan dileyen, Adı güzel, kendi güzel Muhammed Ol çâriyâr anın gökler yâridir, Anı seven günahlardan beridir, On sekiz bin âlemin serveridir, Adı güzel, kendi güzel Muhammed Aşık Yunus neyler iki cihânı sensiz, Sen Hak Peygambersin şeksiz, gümânsız Sana uymayanlar gider imânsız, Adı güzel, kendi güzel Muhammed. Yunus Emre(1240-1320) |
EY MÜSLÜMANLAR... Ey Müslümanlar bir bakin etrafiniza Allah, resulünü hatirliyorsunuz dar zamanda Hatirlamaliyiz kanunlarini iyi günlerdede Davet ediyorum hepinizi biran tefekküre Ey Müslümanlar bir bakin etrafiniza Kardeslerimiz bacilarimiz acliktan agit yakiyorlar Anasiz babasiz kalmis cocuklar Agliyorlar gülmek nedir unutmuslar Ey Müslümanlar bir bakin etrafiniza Bahar nedir unutmus mazlumlar Yagiyor baslarina bombalar Hergün Yagmur yerine kar yerine.. Ey Müslümanlar bir bakin etrafiniza Biz dagilirken zalimler birlik olmuslar Gelin bir olalim kuvvet bulalim Silah yerine cocuklara zeytindali uzatalim Bomba yerine benbeyaz güller derlensin insanligin hikayesi böyle bitmesin... |
| Saat: 22:04 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık