MsXLabs
Sayfa 4 / 11

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Müslümanlık/İslamiyet (https://www.msxlabs.org/forum/muslumanlik-islamiyet/)
-   -   Dini Şiirler / İlahiler (https://www.msxlabs.org/forum/muslumanlik-islamiyet/1092-dini-siirler-ilahiler.html)

KafKasKarTaLi 11 Mayıs 2006 03:34

SEN DOĞDUN YA RESULULLAH

Hazreti Cebrail (a.s.) Beni Sa’d’ a geliyor,
Ya Resulullah, Sen çocuklarla oynuyorsun
Cebrail (a.s.) Seni çocukların içinden alıyor,
Usulca, İncitmeden yere uzatıyor,
Ya Resulullah, Sende ses yok,
Bedenin Cebrail’ e teslim,
Cebrail göğsünü yarıyor,
Kalbini dışarı çıkarıyor,
Şeytanın, Sen de olan nasibini alıyor,
Kalbini altın bir tasa koyup,
Zemzem suyuyla yıkıyor,
Ve kalbini yerine koyuyor...
Çocuklar Halime2 ye koşmuş,
Halime bin bir telaşla Sana koşuyor,
Çocuklarından ayırmadığı, çocuk güzeline,
Yaratılmışların en özeline koşuyor,
Kucağına alıyor,
Sarılıyor,
Öpüyor,
Kokluyor...


Misafir 11 Mayıs 2006 15:05

Alır mısın selamı?



Ey alemlerin rahmeti
Şefaat bekler kemter ümmeti
Kah gönderirim seher ile salavatı
Tenezzülen alır mısın selamı...

Ey bağrı yanıkların ilacı
Boynu bükük aşıkların sertacı
Çağlayanlarla gönderirim salavatı
Kabul eder misin; bu sefilden selamı

Bazan gün doğarken bazen geceden
Bazen söz ile de bazen heceden
Bazen kalp ile de bazen inceden
Ay ile gönderirim alır mısın selamı...

Bülbül kesilir zakirler
Yardımını umar fakirler
Ne yüzle sana gelir hakirlere
Rüzgar ile gönderirim alır mısın selamı...

Seherde yeller ile
Al kınlı turnalarla
Deryalara giden sular ile
Gönderirim alır mısın selamı...

Sensin sultanı aşıkların
Sensin dermanı maşukların
Sensin fermanı mahkumların
Bululara katarım alır mısın selamı...

Gülleri koklayıp, kokun alarak
Rüzgarı yüzüme sürüp, dermen bularak
Ravzana yönelip, yanarak
Güneş ile gönderirim alır mısın selamı ...

Kah ağlayarak kah gülerek
Pervane misali, huzurunda dönerek
İnleyip, can evinden gözyaşı dökerek
Meleklerle gönderirim alır mısın selamı...

Çok özlerim, arzular yanarım ama
Cismim ile yüz süremem ravzana
Ruhumu ile dururum yüce divana
Kabul eder misin bu garibi şefaatına

İdrake sığmaz, anlatamaz vasfını kelam
Yaratıldı şanına on sekiz bin alem
Cümle alemle gönderirim alır mısın selamı...(S.A)
Necati Çavdar

Ankara/Türkiye



arwen 12 Mayıs 2006 02:08

Seccaden kumlardı...
Devirlerden, diyarlardan
Gelip göklerde buluşan
Ezanların vardı!

Mescit mü’min, minber mü’min...
Taşardı kubbelerden Tekbîr,
Dolardı kubbelere “âmin!”

Ve mübarek geceler, dualarımız,
Geri gelmeyen dualardı...
Geceler, ki pırıl pırıl,
Kandillerin yanardı.

Kapına gelenler, yâ Muhammed,
-Uzaktan, yakından-
Mü’min döndüler kapından!

Besmele, ekmeğimizin bereketiydi,
İki dünyada aziz ümmet;
Muhammed ümmetiydi.

Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

Şimdi seni ananlar,
Anıyor ağlar gibi...
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın,
Yoksulların sahibi...
Nerde kaldın ey Resûl,
Nerde kaldın ey Nebi?

Günler, ne günlerdi, yâ Muhammed,
Çağlar ne çağlardı:
Daha dünyaya gelmeden
Mü’minlerin vardı...
Ve bir gün, ki gaflet
Çöller kadardı,
Halîme’nin kucağında
Abdullah’ın yetimi
Âmine’nin emaneti ağlardı.
Hatice’nin goncası,
Aişe’nin gülüydün.
Ümmetinin gözbebeği
Göklerin resûlüydün...

Elçi geldin, elçiler gönderdin...
Ruhunu Allah’a,
Elini ümmetine verdin.
Beşiğin, yurdun, yuvan
Mekke’de bunalırsan
Medine’ye göçerdin.
Biz bu dünyadan nereye
Göçelim, yâ Muhammed?

Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet
Altın devrini yaşıyor...
Diller, sayfalar, satırlar
“Ebu Leheb öldü” diyorlar.
Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed
Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor!

Neler duydu şu dünyada
Mevlidine hayran kulaklarımız;
Ne adlar ezberledi, ey Nebî,
Adına alışkın dudaklarımız!
Artık, yolunu bilmiyor;
Artık, yolunu unuttu
Ayaklarımız!
Kâbe’ne siyahlar
Yakışmamıştır, yâ Muhammed
Bugünkü kadar!

Hased gururla savaşta;
Gurur, Kafdağı’nda derebeyi...
Onu da yaralarlar kanadından,
Gelse bir şefkat meleği...
İyiliğin türbesine
Türbedâr oldu iyi.

Vicdanlar sakat
Çıkmadan yarına,
İyilikler getir, güzellikler getir
Âdem oğullarına!

Şu gördüğün duvarlar ki
Kimi Tâif’tir, kimi Hayber’dir...
Fethedemedik, yâ Muhammed,
Senelerdir.

Ne doğruluk, ne doğru;
Ne iyilik, ne iyi...
Bahçende en güzel dal,
Unuttu yemiş vermeyi...
Günahın kursağında
Haramların peteği!

Bayram yaptı yapanlar;
Semâve’yi boşaltıp
Sâve’yi dolduranlar...
Atını hendeklerden -bir atlayışta-
Aşırdı aşıranlar...
Ağlasın Yesrib,
Ağlasın Selman’lar!

Gözleri perdeleyen toprak,
Yüzlere serptiğin topraktı...
Yere dökülmeyecekti, ey Nebî,
Yabanların gözünde kalacaktı!

Konsun -yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

Ne oldu, ey bulut,
Gölgelediğin başlar?
Hatırında mı, ey yol,
Bir aziz yolcuyla
Aşarak dağlar, taşlar,
Kafile kafile, kervan kervan
Şimale giden yoldaşlar!

Uçsuz bucaksız çöllerde,
Yine, izler gelenlerin,
Yollar gideceklerindir.

Şu tekbir getiren mağara,
Örümceklerin değil;
Peygamberlerindir, meleklerindir...
Örümcek ne havada,
Ne suda, ne yerdeydi;
Hakkı göremeyen
Gözlerdeydi!

Şu kuytu cinlerin mi;
Perilerin yurdu mu?
Şu yuva -ki, bilinmez-
Kuşları Hüdhüd müdür, güvercin mi, kumru mu?
Kuşlarını, bir sabah,
Medine’ye uçurdu mu?

Ey Abvâ’da yatan ölü,
Bahçende açtı dünyanın
En güzel gülü;
Hâtıran, uyusun çöllerin
Ilık kumlarıyla örtülü!

Dinleyene, hâlâ,
Çöller ses verir;
“Yaleyl!” susar,
Uğultular gelir.
Mersiye okur Uhud,
Kaside söyler Bedir.
Sen de bir hac günü,
Başta Muhammed, yanında Ebû Bekir;
Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü
Destan yap, ey şehir!

Ebû Bekir’de nûr, Osman’da nûrlar...
Kureyş uluları, karşılarında
Meydan okuyan bir Ömer bulurlar;
Ali’nin önünde kapılar açılır,
Ali’nin önünde eğilir surlar,
Bedir’de, Uhud’da, Hayber’de
Hakk’ın yiğitleri, şehîd olurlar...
Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı,
Yerde kalmazdı ruh... kanatlıydı.

Konsun –yine- pervazlara güvercinler
“Hû hû”lara karışsın âminler.
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

Vicdanlar, sakat çıkmadan,
Yâ Muhammed, yarına;
İyiliklerle gel, güzelliklerle gel
Âdem oğullarına!

Yüreklerden taşsın
Yine, imanlar!
Itrî, bestelesin Tekbîr’ini;
Evliyâ, okusun Kur’ân’lar!
Ve Kur’ân-ı göz nûruyla çoğaltsın
Kayışzâde Osman’lar
Na’tını Galip yazsın,
Mevlid’ini Süleyman’lar!
Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
Geri gelsin Sinan’lar!
Çarpılsın, hakikat niyetine
Cenaze namazı kıldıranlar!

Gel, ey Muhammed, bahardır...
Dudaklar ardında saklı
Âminlerimiz vardır...
Hacdan döner gibi gel;
Mi’râc’dan iner gibi gel;
Bekliyoruz yıllardır!

Bulutlar kanat, rüzgâr kanat;
Hızır kanad, Cibril kanad;
Nisan kanad, bahar kanad;
Âyetlerini ezber bilen
Yapraklar kanad...
Açılsın göklerin kapıları,
Açılsın perdeler, kat kat!
Çöllere dökülsün yıldızlar;
Dizilsin yollarına
Yetimler, günahsızlar!
Çöl gecelerinden, yanık
Türküler yapan kızlar
Sancağını saçlarıyla dokusun;
Bilâl-i Habeşî sustuysa
Ezânlarını Dâvûd okusun!

Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!


KafKasKarTaLi 12 Mayıs 2006 03:33

SEN DOĞDUN YA RESULULLAH

“Ve ma erselnake illa rahmeten lil alemin”

Seni anlayabilmek,
Seni anlatabilmek, Seni yaşayabilmek,
Seni canından çok sevebilmek,
Anam babam Sana feda olsun diyebilmek,
Canımı yoluna serebilmek,
Getirdiklerini benimsemek,
Ayaklarının altına aldıklarını terk edebilmek,
Seni yazabilmek,
Yürekler güç yetirdiğince,
Kalemler yazabildiğince,
Denizler mürekkep olup yettiğince,
Senden kat reler yazabilmek,
Yoksa Seni yazabilmek MÜMKÜN MÜ?
Mümkün değil YA RESULULLAH !..


SEN DOĞDUN YA RESULULLAH

Sen doğmadan kararmıştı dünya !
Huzur şahdamarından kesilmiş,
Mutluluk kayıp adreslere gizlenmiş,
İnsanlar, insanlıktan vazgeçmişti...
Emniyet denen olay yok olmuştu.
Güven ve itimat öldürülmüştü.
Asayiş keenlemyekün...
Kızlar diri diri toprağa gömülüyor.
Analıklar miras diye alınıyor.
İnsanlar putlara tapıyor.
Kendi yaptıkları taştan putlara tapıyorlar...
Güçlü zayıfı eziyor, Hak, hak sahibine değil,
Güçlü olana veriliyor...
İnsanlar, İnsanlar vahşete birbirleriyle yarışıyor !..


SEN DOĞDUN YA RESULULLAH

Beni Sa’d b.Bekir Kabilesinden,
Halime binti Ebi Züeyb Seni alıyor,
Sana süt annelik yapacak,
Halime korkuyor,
Beni Sa’d yurdu kıtlık kıran,
Beni Sa’d yurdu perişan,
Korkma ya Halime !
Korkma ya Halime !
Ya Resulullah, beni Sa’d yurduna geliyorsun,
Beni Sa’d Seni Selamlıyor
Ben Sa’d yeşilleniyor,
Koyunların karnı doyuyor,
Koyunların memeleri süt doluyor,
Halime’ nin evi bereketleniyor !
Beni Sa’d bereketleniyor !
Dünya bereketleniyor !..


arwen 14 Mayıs 2006 02:40

Buydu istedigimiz!!!
Gelmisse insan dedigin varligin zamani,
fayda etmez ecele karsi isyani,
herhangi bir yol degil, bizim bu sectigimiz,
haykira, haykira diyecekler,
bizim iste buydu istedigimz,
cennet ve ALLAH cemali,
her varlik olmayacak bu zevkin kemali!


Misafir 14 Mayıs 2006 17:06

(F)SEN YOKTUN(F)

Sen yoktun...

Hz Âdem’deydi nurun
Önce cenneti,
Sonra yeryüzünü şereflendirdin.
Âdem nuruna affedildi
Arafat bu affa şâhitti

Sen yoktun
Nuh’un gemisindeydi Nurun...
Dalgalar yeryüzünü boğarken
Taprağın bağrındaki su
Gökyüzüyle buluşurken
Ve bu bir ilahi azap derken,
Allah nurunu taşıdı binbir sebeple
Tûfan, nurunu selamladı edeple...

Sen yoktun...
Hz.İsmail’in alnındaydı Nurun

İbrahimî bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden
“Rabbimiz” dedi,
“Onlara kendi içlerinden
Senin ayetlerini okuyacak
Kitap ve hikmeti öğretecek onlara,
Onları temizleyecek bir elçi gönder,
Amin dedi on sekiz bin âlem
Nurunla aydınlanan minicik ellerini semaya kaldırarak
Amin dedi İsmail.
Hira Nur dağı amin diyerek ayağa kalktı
Medine’den adı Uhud olan bir amin yankılandı sevr dağında.

Sen yoktun...
Hz.İsa “Ahmed” diye muştuladı seni
Alemlerin efendisi diye sana seslendi.
Artık ben sizinle çok söyleşmem, dedi havarilerine..
Çünkü bu âlemin reisi geliyor...
Bekleyin Ahmed geliyor.
Kainata rahmet geliyor.
Havarilerin yüzünü okşayan,
Ölüleri dirilten bir nefes oldun
Ama sen yoktun...


Sen yoktun Sultânım,
Hz. Abdullah’ın alnındaydı Nurun
Başı eğik gezerdi mazlum
Kuteyle göklerden seni sorardı
Varaka seni arardı semada
Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler.
Ağlayarak süslediler ölüme...
Ağlayarak hadi dayına gidiyorsun dediler.
Sen yokken,
Canlı canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek.
Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi.
Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi...
En son çocuk atılırken çukura
Annesinin suretinde bir melek tuttu onu
Ve tebessüm ederek hira nur dağını gösterdi.
Melekler süslüyordu hirâyı.
Efendisine hazırlanıyordu cebel-i nur,
Efendisine hazırlanıyordu mekke.
Âlem Efendisine hazırlanıyordu
Kainatın gözü Hz. Aminedeydi.
Toprak yalvarıyordu rabbine,
Allahım gönder artık diyordu.
Gel diye ağlıyordu mazlumlar, gözleri semada


Ve bir gelişin vardı ya rasulallah,
Bir inişin vardı yer yüzüne...
Önünde cebrail!
Ardında yalın kılıç melekler!
Bir inişin vardı yer yüzüne...
Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belki de
Öksüzler annelerine sarıldı doya doya.

Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini.
Herşey sus pus olmuştu.
Hadi diyordu yıldızlar, Hadi diyordu ay!
Kainat bir isim duymak istiyordu.
Ve bir ses yükseldi Âmine’nin evinden;
Muhammed!
Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini.
Muhammed!
Melekler öptü o nurdan ellerini.
Muhammed!
Seni yaratan Allah’a kurbânız ey dürri yekta!
Sana o adı veren rahmana kurbanız


Artık sen vardın
Susuz topraklara rahmet indi seninle
Annenden sonra anne halime sevindi seninle
Yağmura mı ihtiyaç var?
Kaldır şehadet parmağını,
Yağmurları salsın Allah.
Sonra tut ağacın yaprağını,
Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün Allah.
Yeterki sen iste,
Sen iste yarasulallah
Deki ben kimim?
Dağlar, taşlar dile gelsin,
Dilsiz çocuklar ellerinden tutup,
Ente Rasulullah desin.

Sen vardın
Bedir kârdı,
Uhut dardı
Hendek yârdı.
Yiğitlerin vardı.
Ölmek için yarışan yiğitler...


Hele bir enesin vardı senin.
Enes bin malik...
Uhut’ta öldüğünü duyunca arkadaşlarına,
Niye burada oturuyorsunuz diye sormuştu.
Onlar da
“Allah’ın Rasulü öldürülmüş deyince
Enes kükremiş:
“ Peki o öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız?
Kalkın ve O’nun gibi ölün! Demişti.
Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü.
Hem de ne şehit ey nebi!
Vücudu yaralardan tanınmaz haldeydi.
Kızkardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu...

Musab Bin Umeyr’in vardı senin.
Uhut’ta sancağını taşıyan.
Öyle bir aşkla sana bağlıydı ki
Allah o gün melekleri Musab’ın suretinde indirdi.

Ebu hureyren vardı...
Acıkınca mescidin önünde durur sana bakardı.
Sen anlardın,
Ya Ebâhir gel! Derdin.


Ve sen gittin...
Bir gidişle gittin
Ardında hüznün kaldı.
Hasretin kaldı göklerde.
Bilal ezan okuyamaz oldu
Ne zaman teşebbüs etse
Muhammed rasulullah demeye
Dizleri üstüne çöker, kendinden geçerdi.

Sonra günler ay,
Aylar yıl oldu.
Ve asırlar oldu
Sensizliğe açtık gözlerimizi.
Ama sen bırakmazsın bizi.
Sen varsın ey şehitlerin sultanı
Sen varsın!
Bir şehit bile ölmezken
Sana nasıl yok deriz.
Ebutalip şama giderken devesinin önüne geçip
Beni burda kime bırakıp gidiyorsun demiştin.
Ne anam var ne babam...
Ebutalip bırakmamıştı bu yüzden .


Sensizliğin ızdırabıyla inleyen ümmetini kime bırakıp gidiyorsun Ya Rasûlallah!
Bırakma bizi ki; Allah;
Sen onların içindeyken onlara azab edecek değiliz buyuruyor.
Bırakma bizi!
Hayatı seninle öğretti Rahman.
Kulluğu seninle tanıdık.
Duayı senden öğrendik sevgili!
Hz Ömer umre için senden izin isteyince,
“Kardeşcik” dedin ona,
Kardeşcik, duanda bana da yer ayırır mısın?
Bizler Ömer değiliz ama
Bütün dualarımız senin için

Ey Rabbimiz!
Rasulünü anışımızdan haberdar et!
O’na binler salat, binler selam!
Habibine Makam-ı Mahmut’u ver
O’na vesileyi lutfet.
O’nu refik-i Âlâya yükselt
Bizi de affet
O’nun hatrına affet
Zatının hatrına Affet.


Misafir 14 Mayıs 2006 17:29

Bana namaz kılmaz diyen
Ben kılarım namazımı
Kılarısam kılmazısam
Ol Hak bilir niyazımı

Hak'tan ayrı kimse bilmez
Kafir müselman kimdürür
Ben kılarım namazımı
Hak geçirdiyse nazımı

Ol nazı dergahtan geçer
Ma'ni şarabından içer
Hicabsız can gözüm açar
Kendisi siler gözümü

Gizli sözü şerheyleyip
Türlü nükteler söyleyip
Değme arif şerhetmeye
Bu benim gizli razımı

Sözüm ma'nisine erin
Bi-nişandan haber verin
Dertli aşıklara sorun
Bu benim dertli sözümü

Dost isteyen gelsin bana
Göstereyim dostu ona
Budur sözüm önden sona
Ben bilirim kendözümü

Yunus şimdi söyle sözün
Münkir ister istemesin
Pişir kurtar kendi özün
Arifler tatsın tuzunu


arwen 16 Mayıs 2006 01:07

Sabrın kendisi acıdır ama
meyvesi tatlı mı tatlıdır
İnsanı kederden koruyan
sabırla süslü aklıdır
Bu bekleyişlerde kim bilir
ne hikmetler saklıdır
Her şey ALLAH'ın takdiri
O her zaman haklı mı haklıdır
Zorluklara sabreden yiğit kişi
mahşerde koşan bir atlıdır
Cennet semâlarında uçan
melekler gibi kanatlıdır


KafKasKarTaLi 17 Mayıs 2006 04:20

ASLA UNUTMA
Aklını kullan bir defada olsa
Hatırlamak şuurun olsun üç günlük dünya da
Kerimine dönen yüzün hep güler yüzlü olsun
İşte yaşadın
Aşkı da gördün
Dostluklar gibi
Unutuldun birer birer
Keriminin kapısından başka
Kimin kapısı var yalvarmak için
Sende nankörlerden olma
Asla unutma sultanını

Adımların yorulsun onun hizmetindeyken
Gözlerin bitsin onu okurken
Dilinden dökülen sözler de her zaman
Rahman ve Rahim olan Allah olsun.
Dizlerin gecelerin elçileri olsun
Kıl kılabildiğin kadar
Yeter ki
O secde
Göz yaşlarınla ıslansın
Kalbinde bir tek korku olsun
O da
Son anda
İmanınla gidememek es-selam olan ALLAHA
Kendini her zaman sıfır kabul etki
İmanına olan iştahın açılsın
Aşkı tat damarlarındaki kanda
Kork
Kork ki
Alnın açık başın dik çıkasın evrenin sultanının karşına


Misafir 17 Mayıs 2006 14:47



KafKasKarTaLi 18 Mayıs 2006 23:53

Affet Allahım Affet

Bitti bende hevesler
Bir mekan beni sesler
Değişecek adresler
Affet Allahım affet

Artık yaklaştı ölüm
Nefsime ettim zulüm
Çok günahkar bir kulum
Affet Allahım affet

Bu gidiş değil bitiş
Bu gidiş Hakka gidiş
Rabbim sana kaldı iş
Affet Allahım affet

Bir canım var vereyim
Rahmetine ereyim
Günahkar biçareyim
Affet Allahım affet

Ben hazırım ölmeye
Huzuruna gelmeye
Rahmetine ermeye
Affet Allahım affet

Her şeyi bilen sensin
Günahı silen sensin
Akla ilk gelen sensin
Affet Allahım affet

Sen affet Mikdat kulu
Defteri günah dolu
Sana ulaştı yolu
Affet Allahım affet


arwen 19 Mayıs 2006 00:17

ZEKAT

Zengin sayılan mümin,
Kırkta bir zekat verir.
Muhtaç olan fakirse,
Mutlu olur, sevinir.

Zekat malı temizler,
Fakire destek olur.
Zengin, fakir kaynaşır,
Toplum huzuru bulur.

İslam’ın şartlarından,
Biridir zekat vermek.
Muhtaca yardım edip,
Sevinmek, sevindirmek.

Zekat, fitre, sadaka,
Fakire yardım eli.
Toplum dayanışmayla,
El ele yükselmeli.


KafKasKarTaLi 19 Mayıs 2006 19:04

Büyüklük Taslayan

Şeytan iblis oldu, kibri yüzünden
Nâr’ım deyip gurur duydu özünden
Lanete uğradı tek bir sözünden
Büyüklük taslayan, sonu böyledir

Kibir taslayanlar boşa gerinir.
Maymun yerde hoştur, gezer sürünür
Yükseğe çıkınca kıcı görünür
Artık arkasıyla önü böyledir

Ben buyum ben şuyum, deyip avunan
Her meziyetini sayıp savunan
Sonra birden gözden kayıp dövünen
Çatlak ses çıkarır tonu böyledir

Tavus kuşu gibi gösteriş yapar
Malına mülküne işine tapar
Gururu yüzünden toplumdan kopar
Kabesi nefsidir, yönü böyledir

Mikdat der makamlar adam etmez ki
Dünya onun olsa yine yetmez ki
Onun bu gururun hoşa gitmez ki
Öylesi alçaktır, ünü böyledir


KafKasKarTaLi 20 Mayıs 2006 21:02

ES_SELAM İSMİNİN KUDRETİYLE
Niçin çıldırmış bir yaşamın içinde bu yürek
Sahte dostlar ve sahte sevgililer
Güzel düşünmek istediğim bu ömürde
Çıkın artık
Kendi kendimi düşüneyim bir avuç kalan yaşamımı

Sevmek neydi
Unutalı yıllar oldu
Gerçek aşkı bilirdim
Yalnız siz unutturdunuz bana mutluluğu
Güzel yaşamak vardı
Yalnız hırslarınızla
Beni de kötü bir insan yaptınız siz

Bir yeminim vardı
Allah için yaşamak
Lakin aşk ve riyakar dostlarım
Sizinle uğraşmaktan
Günahlarınıza ortak olmaktan
Sevaplarımı da unutturdunuz bana
Çıkın artık hayatımdan
Kendinizle
Kendi bildiklerinizle yaşayın
Selam olsun Allah’ım
Bu yıkık ve yorgun olan kuluna bir yer var mı?
O kudretli dergahında
Sen ki bağışlayıcı olan sevgilimizsin
Bu günahkar olan kuluna
Yer var mı sofranda
Sonunda döndüm Es-selam isminin kudretiyle
Selamına muhtacım
Kurban olduğum


arwen 21 Mayıs 2006 02:11

MİZANI SENDE BULDUK


Ahiret için dünya, dünya için ahiret.
Mizanı sende bulduk Ya Resullah (s.a.s.)
Nar içinde nur, kesret içinde vahdet.
İzanı sende bulduk Ya Resullah(s.a.s.)

Bir fener tuttun, doğudan batıya.
Aydınlattın evleri, zeminden çatıya
Işığın yayılır, ta geçmişten atiye
Nuru sende bulduk Ya Resullah (s.a.s.)

Seni sevmektir, imanımızın aslı.
Kim ki seni anmaz, yüreği paslı.
Ayrı kaldık senden, gönlümüz yaslı.
Süruru sende bulduk Ya Resullah (s.a.s.)

Sorarım seni ovalarda açan çiçeğe,
Kırlarda uçuşan renk renk kelebeğe.
Sen varsın diye baktım güzelliğe.
Cemali sende bulduk ya Resullah (s.a.s)

Kokunu duyarım güzeller güzeli gülde.
Sesini duyarım güle konmuş bülbülde.
Görürüm seni Allah diyen gönülde.
Huzuru sende bulduk Ya Resullah (s.a.s.)

Görsün diye insanlar, iyiyi doğruyu.
Gür sesinle çağırdın Batı’yı, Doğu’yu.
Can kulağıyla dinleyin insanlar çağrıyı.
Sadayı sende bulduk Ya Resullah ( s.a.s.)

Çalışmayı öğütlersin, edersin tavsiye.
Elindeki kalem Müslüman hediye.
Ey Müslüman erişsene teknolojiye.
İlmi sende bulduk Ya Resullah (s.a.s.)

Sade yaşadın, çadırına bir hasır serdin.
Tüm yaratılanı sevdin, kol kanat gerdin.
Eline geçeni paylaştın, fakirlere verdin.
Şefkati sende bulduk Ya Resullah (s.a.s.)

Çar-ı Yâr sadık dostun, can yoldaşın.
Ashab-ı Kiram’ın hepsi tek tek arkadaşın.
Ahir zamandaki ümmetin cümle kardaşın,
Onuru sende bulduk Ya Resullah (s.a.s.)
Övdün, dedin ümmetimin âlimleri,
Sanki İsrailoğullarının peygamberi.
Sensin tüm alemlerin rehberi.
İrfanı sende bulduk Ya Resullah (s.a.s.)

Nazarında aynıdır zenginler, fakirler.
Yolunda değer bulur, horlanan hakirler
Gözyaşlarıyla arınır, günahlar, kirler.
Samimiyeti sende bulduk Ya Resullah (s.a.s.)

Emanetine sadık olmak en büyük dileğim.
Ömrüm tek sermaye, yoktur yedeğim.
Mahşerde safında yer almaktır ereğim.
Şefaati sende bulduk Ya Resullah (s.a.s.)

Ayrılıktan bunaldı, imdat diler bülbül.
Ravza’ya uçmaya ruhsat diler bu bülbül.
Hasıl-ı kelam vuslat diler bu bülbül.
Maksudu sende bulduk Ya Resullah (s.a.s.)

Bu garip bülbül, acep bir gün uçar mı?
Mübarek ravzana varıp elin açar mı?
Boynunu büküp de kendinden geçer mi?
Umudu sende bulduk Ya Resullah(s.a.s.)

Bülbül, Gül’ün yanında ne ki, bir naçiz.
Sevgili karşısında konuşamaz, dili aciz.
Yalnız sevgisiyle yandı durdu, oldu aziz.
İzzeti sende bulduk Ya Resullah (s.a.s.)

Yüreğim ateşinle yansın pare pare.
Şikâyetim yok, teşekkür gerektir yâre
Zira benim derdime o yangındır çare
Dermanı sende bulduk Ya Resullah (s.a.s.)

Pehlivana gerek ki, ilk nefsini yene.
Âlime gerek ki, önce kendini bile.
Seyyaha gerek ki evvel kalbine gide.
Manayı sende bulduk Ya Resullah (s.a.s.)

Ya Muhammed (s.a.v.) Sultan-ı Kelamsın sen.
Ya Muhammed (s.a.v.) Fahr-i Âlemsin sen.
Ya Muhammed (s.a.v.) Âlimlere kalemsin sen.
Kemali sende bulduk Ya Resullah. (s.a.s.)


arwen 25 Mayıs 2006 01:17

isterim
Ağlayarak geldim dünyaya
Gülerek yaşamak isterim
İmanla geldim dünyaya
İmanla ölmek isterim

Buluğ çağına erince
Namaz kılmak isterim
Akli kamil olunca
Oruç tutmak isterim

Varlığım çok olunca
Zekat vermek isterim
Bu dünyadan göçmeden
Hacca gitmek isterim

ağlayarak geldim dünyaya
Gülerek ölmek isterim
İmanla geldim dünyaya
İmanla ölmek isterim


KafKasKarTaLi 28 Mayıs 2006 00:33

BEYİTLER

Göklere yükselen şerefelerden
Ezan, kurtuluşa çağrı sesidir.

Şahadet parmağı şu minareler
Yerlerin göklere seslenmesidir.

Şadırvanda şırıl şırıl akan su
Abdestle günahın dökülmesidir.

Şu masmavi, yeşil, renkli çiniler
Solgun bahçelerin yeşermesidir.

Günde beş kez kılınan namaz
Ruhun ötelere yücelmesidir.

Gönül gönül, dil dil söylenen tekbir
Ezelin ebede seslenmesidir.

Secdeyle yıkanan müminin yüzü
Kulluğun ışıkla bezenmesidir.

Tövbe, sonsuzluğa açılan kapı
Günahsa, ruhların kirlenmesidir.


arwen 28 Mayıs 2006 00:53

Azrail başına geldiği zaman


Azrail, başına geldiği zaman
kırılır ayakla kol, yavaş yavaş.
Mevlam nasip etsin din ile iman
akar gözlerinden sel, yavaş yavaş.



Yüksek uçan gönül, yorulur bir gün
ölçü terazisi, kurulur bir gün.
Herkesin yaptığı, sorulur bir gün,
döner mi, yâ Rabbi, dil yavaş yavaş.



Hep nefsine uydun, tevbe etmedin
her bulduğun yedin, şükür etmedin.
Nihayet, bu kara toprağa geldin
çekilir dünyadan el, yavaş yavaş.



Kabrin üzerine dikerler taşı
bir avuç toprağa koyarsın başı.
Baba, oğlun görmez, kardaş kardaşı

gider, geri dönmez yol, yavaş yavaş.



Kâfurlu, ılık suyu koyarlar
o nazlı bedeni, tekmil soyarlar.
Öldüğünü konu komşu duyarlar
gelir geri ahbaplar, yavaş yavaş.



KafKasKarTaLi 29 Mayıs 2006 23:10

CAMİLER
Camilerdir alıp götüren bizi
Beyaz ülkelere, sonsuza kadar.
Camilerdir göstererek ak izi…
Bizi içimizden beyaza boyar.

Duvarında ayet ayet nakış var
Bir mana doldurmuş büyük kubbeyi.
Kandil kandil içimizde ışıklar,
Bir yanar,bir söner anarken seni.

Kimbilir kaç asırüstünden geçmiş
Sülüsler, celîler, talikler durur.
Hangi el, hangi ruh ve nasıl seçmiş?
Ki kokusu yıllar yılı duyulur.

Mihrabı, minberi, minaresiyle
Öteye açılan kapı bu mudur?
Şadırvanda şırıl şırıl sesiyle,
Durmadan yıkanan yapı bu mudur?

Bir ruhu abide yapan usta el
Taşa en ilahi manayı vermiş.
Aranan doğruluk, iyilim, güzel
Abide halinde toplanıvermiş.

Bir el ki, arkadaş olsun göklere
Diyerek kubbeyi göğe uzatmış.
Çil çil, kubbe kubbe geçtiği yere,
Altın yaldızıyla mührünü atmış.

Müezzin çıkarken fethe gökleri
Müminin elleri Hakka açılır.
Ne duydukları, ne gördükleri,
Bir nur ortalığa durmaz saçılır.

Beş vakit okunan ezan sesinde
Bambaşka dünyadan bir çağrı vardır.
Şahadet getiren minaresinde
Taşlar omuz omza yaslanmışlardır.

Ey kubbe, şadırvan, minaresiyle
Bizi içimizden kuşatan mânâ.
Ve günde beş vakit ezan sesiyle,
Bizi kavuşturan sonsuz zamana.

Camilerdir, alıp götüren bizi…
Beyaz ülkelere, sonsuza kadar.
Camilerdir, göstererek ak izi,
Bizi içimizden beyaza boyar.


arwen 29 Mayıs 2006 23:25

Ey Rabbimiz!

Rasulünü anışımızdan haberdar et!

O’na binler salat, binler selam!

Habibine Makam-ı Mahmut’u ver

O’na vesileyi lutfet.

O’nu refik-i Âlâya yükselt

Bizi de affet

O’nun hatrına affet

Zatının hatrına Affet.


Misafir 1 Haziran 2006 13:34

Ravza'da

Felekler, melekler bütün kainât
Sevginle varoldu cânım Efendim
Sen yar olduğundan kürre ve zerrât
Rabbine yâr oldu cânım Efendim

Allah'ın has kulu habibi sensin
En büyük derdimin tabîbi sensin
İlâhî lisanın edîbi sensin
Sevgilim, sultanım, hânım Efendim

Hasretinle yandım kapandı yollar
Arzuladı açık kaldı bu kollar
Menzil yaklaşıyor geçtikçe yıllar
Sevgisiz geçmesin ânım Efendim

Lütfeyledin vâsıl oldu vücûdum
Mihrabında başka oldu sücûdum
Erisin yok olsun cümle mevcûdum
Uğruna revândır kanım Efendim

Niyâzım yolunda Hakk'a kul olmak
Mührünü taşıyan geçer pul olmak
Ayağını öpen toprak, çul olmak
Benim ancak budur şânım Efendim


arwen 1 Haziran 2006 20:37

Rahmetinden Bir Damla

Gücüm yok ölümden kacmaya
Yüzüm yok Sana elim acmaya
Bir gün gelecek i$iklar sönecek
Burda ne yaptiysam bana geri dönecek
Bir bir sorulacak her$eyin hesabi
Halim harab unuttuysam Mevla´yi
Sen koru beni Rabbim Seni unutmaktan
Sana siginirim nefse, $eytana uymaktan
Korkum ölüm degil, asil derdim amelim
Bunca günah ile huzuruna nasil geleyim
Sana layik kul olamadim, affeyle beni, bagi$la
Hakkiyla Iman edemedim, yol göster $u günahkara
Benden razi gelmeden canimi alma ey Rabbim
"Sensin Rahim, Sensin Kerim, Rabbim Sana sundum elim"
Ne ho$ bu Yunus´un sözleri
Ne yapayim ben Seni görmeyen gözleri
Gönlüme Iman ver ya Rab, gönlüme Iman
Rasul-u Ekrem´e layik ümmet eyle Ya Rahman
Senin anilmadigin yerde huzur yok, olamaz
Seni hakkiyla bilen emrinden cikmaz, cikamaz
Seni hakkiyla bildir bana, muhtacim yardimina
Bana sevgini bagi$la, rahmetinden bir damla...


KafKasKarTaLi 4 Haziran 2006 01:09

Medine'de bir Namaz Vakti...


GİRDİM MEDİNE'DEN İÇERİ

ARIYORUM NEREDE

MESCİDİ NEBEVİ

GÖRDÜM SOKAKTA OYNARKEN

ABBAS OĞLU ABDULLAH VE ENESİ

BİLAL ELİ KULAĞINDA BEKLİYORDU

GİRECEK VAKTİ

ASHAPTAN BAZILARI GİRERKEN CAMİYE

KİMİSİ TAZELİYORDU ABDESTİ

DARALIYORDU NEFESİM

ŞİMDİ İÇERİ GİRECEKTİM

VE O EN ÖNDE

İŞARET BEKLİYORDUM

HADİ GEL SENDE

DESİN DİYE

YÜZÜNE BAKMAYA YÜZÜM YOKTU

TİTREDİ DİZLERİM VE ÇÖKTÜM

GÜNAH YÜKÜM ÇOKTU

UZANDIM BİR DAHA BAKTIM

NURDAN KAMAŞTI GÖZLERİM

O ANDA İÇERİ GİRDİ ÖMER'İM

GÖRMEDİ BENİ SANMAM

İŞTE ALİ YANINDA FARİSLİ SELMAN

NAMAZA HAZIRLANIRKEN HER BİRİ

GÖZLERİM ARIYORDU EBU BEKİR'İ

EVET İŞTE ORDA ONUN YANINDA

HİÇ YALNIZ BIRAKMADI PEYGAMBERİ

OSMAN VARDI GALİBA SOLUNDA

ONLARLA BERABER OLMAK

NE GÜZEL HAYALDE BİLE OLSA

MEVLAM SANA ŞÜKÜRLER OLSUN

DİLEĞİM AHRETTE GERÇEK OLSUN

(AMİN)


kambis 5 Haziran 2006 00:17

Hak Yol İslam Yazacağız

Kör dünyanın göbeğine
Hak yol İslam yazacağız.
Kuşların göz bebeğine
Hak yol İslam yazacağız.

Yola, ağaca, pınara
Esen yele, yağan kara
Yağmur yüklü bulutlara
Hak yol İslam yazacağız.

Koç burcuna, yay burcuna
Bebeklerin avucuna
Minarelerin ucuna
Hak yol İslam yazacağız.

Bucak bucak, köşe köşe
Kara taşa, kor ateşe
Yıldıza, aya, güneşe
Hak yol İslam yazacağız.

Askerlerin miğferine
Kağnıların tekerine
Budanın tunç heykeline
Hak yol İslam yazacağız.

Her kapının eşiğine
Her sofranın kaşığına
Balaların beşiğine
Hak yol İslam yazacağız.

Herkes duyacak, bilecek
Saklanmaz gayrı bu gerçek
Yaprak yaprak, çiçek çiçek
Hak yol İslam yazacağız.


Abdurrahim Karakoç


arwen 5 Haziran 2006 00:30

Uğrarsan binbir türlü belâya
Katlanmalısın her bir cefâya
Böylece varır insan sefâya
Melekler gibi çıkar semâya


kambis 5 Haziran 2006 11:52


Hak Yolunda Gidenlerin

Hak yolunda gidenlerin
Asa olsam ellerine
Er pir vasfın edenlerin
Kurban olsam dillerine

Torunuyuz bir dedenin
Tohumuyuz bir bedenin
Münkir ile cenk edenin
Silah olsam ellerine

Bir üstada olsam çırak
Bir olurdu yakın ırak
Kemiğimi yapsam tarak
Yar saçının tellerine

Vücudumu kavursalar
Yönüm yare çevirseler
Harman edip savursalar
Muhabbetin yellerine

Vakit kalmadı durmağın
Kaldır Seyrani parmağın
Deryaya akan ırmağın
Katre olsam sellerine


Seyrani


KafKasKarTaLi 6 Haziran 2006 00:57

ALLAH’IM
Ellerim Sana açık, kalbim Senden duacı
Affet benim günahım, dursun artık bu acı.
Yabancı her şey bana, ah bu dünya yabancı,

Şu günahkâr hâlimden kurtar beni ey Şahım.
Ayırma daim beni Senden rahim Allah’ım.

Geldim nurlu yoluna, ilâhî kelâmınla
Nasıl çıkarım Yarab, bu hâlle huzuruna.
Mağfiret kıl ilâhi, şu günahkâr kuluna,

Mağfiret kıl, bağışla dursun artık hep acım,
Göster bana doğru yol, ey benim kurtarıcım.

İstemem artık Yarab,ne eğlence, ne de mal
Bir tek istediğim var, bulsun imanım kemâl
Sensiz bana bu dünya, hem cehennem, hem zindan,

Ayırma beni Senden yol bulamam penahım,
Yardım et hem bağışla, kurtar beni Allah’ım.


JENNIS 6 Haziran 2006 17:03

Cennet İlahileri
 
http://www.kalbinsesi.com/logo.gif
Biz Kur'anın Hadimleri

Biz Kur’an'ın hadimleri
Pür imanlı ve zindeyiz
Biz bu yoldan dönmeyiz asla
Peygamberin izindeyiz

İslamın nurlu gürsesi
Kaldırdı zülmet-i ye’si
Alemlerim efendisi
Peygamberin izindeyiz

Hayra koşan şerden kaçan
Bize nurlu yolu açan
Alemlere rahmet saçan
Peygamberin izindeyiz


Hak habibim dedi ona
Bizden feda can uğruna
Alem şahit olsun buna
Peygamberin izindeyiz

Onu sev sen onu tanı
Odur tende canlar canı
Gönüllerin tek sultanı
Peygamberin izindeyiz

Odur ahir hak peygamber
Ona selam salat gönder
Cihanda en büyük önder
Peygamberin izindeyiz

http://www.kalbinsesi.com/logo.gif
http://img243.imageshack.us/img243/4919/askresim178no.jpg


arwen 7 Haziran 2006 23:31

Ey Kutlu Nebî
Bu naat-ı şerif âlemlerin efendisi Hz. Muhammed (s.a.v)'e ithaf edilmiştir


Makâmı Mahmud'a selamlar olsun
Ey kutlu nebî sen Hâkka tek yolsun
Sevginle dolmayan gönüller solsun
Makâmı Mahmud'a selamlar olsun

Yetimle garîbin oldun yanında
Dertlerine çâre oldun anında
Güneş gibi doğdun zulüm çağında
Makâmı Mahmud'a selamlar olsun

Seninle insanlar hidâyet buldu
Senden önce onlar putlara kuldu
Senin gelişinle Hâkkı buldu
Makâmı Mahmud'a selamlar olsun

Gülüşün vardı ki bin ömre değer
Tenin de kokardı hep miski amber
Seni bir kez gören aşkına düşer
Makâmı Mahmud'a selamlar olsun

Her yer aydınlandı senin nurunla
Nice canlar fedâ oldu yolunda
Her şey yaratıldı senin uğrunda
Makâmı Mahmud'a selamlar olsun

Seni sevmek demek Hâkkı sevmektir
Sünnetine uymak hayra ermektir
Yücelik, yolunda canı vermektir
Makâmı Mahmud'a selamlar olsun

İnsanlığa oldun en güzel örnek
Yaşayacak İslam kıyâmete dek
Çarpar ALLAH ALLAH diye her yürek
Makâmı Mahmud'a selamlar olsun


Misafir 7 Haziran 2006 23:49

NA'T-I ŞERİF

Muhammeddir anın ism-i şerifi
Mutahhardır anın cism-i latifi
Cemi-i enbiyanın efdalidir
Bu mahlûkat içinde ekremidir
Anınla buldu rahmet cümle âlem
Şifâlar buldu dert ehli dahi hem
Kim olmuştur anın hil’ati levlâk
Anın çün halk olundu cümle eflak
Ana müştak oluptur cümle âlem
Nebi mürselmelekler zümresi hem
Anınla buldular şevki melekler
Anın aşkına devreder felekler
Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl
Hüdâ’nın zatına hem oldu vâsıl
Habip etti anı kendiye Mevlâ
Anın şanı durur gayrette a’la
Anın hürmetine hep enbiyalar
Necat buldu kabul oldu dualar
Hüdâ’ya âşık olmuştu ezelden
Ki daim söyler idi lemyezelden
Severdi cümle halkı can ü dilden
Dahi kin tutmadı hergiz gönülden
Kamu küffâra ederdi duayı
Hidayet vir deyü idüp ricayı
Dahi kimseye hor bakmazdı ol şah
Ki incüdüp gönül yıkmazdı ol mah
Şefaat eder idi suçlulara
Komazdı hiç birini yüzü kara
Hüdâ’dan ister idi ümmetini
Gece gündüz ider de himmetini
Habibin hürmeti çün ya ilahî
Suçumuz avf edüp mahvet günahı
Suçuna ger mukır olsa günahkâr
Umaram avf eder ol Rabb-i Gaffar
İlâhi umarız senden atayı
Şefi’ edüp Muhammed Mustafa’yı
Anın hürmetine bizi kabul et
Rızana yol bulam anı şefi’ et.
Terzi Baba (Erzincanlı)
(Miftah-ı Kenz,sh.16,17)


KafKasKarTaLi 8 Haziran 2006 00:20

CANIM EFENDİM
Yıllarca ufkuna bakan gözlerim,
Cemalini ister , canım efendim.
Seni anlatmaktan aciz sözlerim,
Her an erimekte , canım efendim.

Hayat eksenimin sonsuz odaĝı,
Ŏksüz ve yetimlerin sıĝınaĝı,
Sen sabah yıldızlarının ışıĝı,
Sen şefkat elçisi , canım efendim.

Lahuti bir sefer olsa da gitsem...
Kumlara batsam , ayaĝına düşsem,
Gül Ravzan'a varıp kendimden geçsem,
Sen sevda iksiri , canım efendim.

Ay yüzlü , güzel sözlü hem sultanım,
Fedadır can , canan ve bütün varım,
Seninle olmaktır en güzel kararım,
Sen güllerin şahı , canım efendim.

Buzlar erir içimde bitmez savaş,
Gönlümde bir hüzün , gözümde yaş,
Sensizlik içimde kordan bir telaş,
Kalbimin barışı , canım efendim.

Alemlere rahmet rüzgarısın sen,
Kur'an kiliminde en güzel desen,
Benim de rüyama bir defa gelsen,
Can dayanmaz oldu , canım efendim.


Misafir 8 Haziran 2006 12:35

Nur Ordusu



"Sokaklar çamur ve zift", ne dersen de
Sonsuz Nur da böyle başladı işe.

Karanlıklar aydınlık, aydınlıklar karanlık
Nur süvarilerinin kılıncıyla yırtılır karanlıklar artık,

Sağda bebek ağlaması, solda anne çığlıkları
Sineme düşen kezzap masum yavruların gözyaşları

Ah oynaşan bebek, ah garib yavru
Bekliyor kapıda zalimlerin en mağruru

Korkma yavru korkma yalnız değilsin sen
Geldi Kutsiler Ordusu şafaktır bu söken

Ne zalim kalır gayri ne de ateşîn su
Yayılır ovalara yamaçlara gül kokusu

Ordumun en önünde kanatları yerde kartal
Tanrı Dağları bile haşyetle ayağa kalkar.

Hoşgeldin kutlu Nebi, alemlere rahmetsin,
Kutsilere rehber-i güzîn, insanlığa şefaatsin.

Gülmekte bebeler ve şükretmede analar
Nur Ordusu’nu bekler daha nice diyarlar.

Yolun açık olsun ey Nur Ordusu,
Şanlı kumandan İnsanlığın İftihar Tablosu!...



Muammer Bilgiç


KafKasKarTaLi 8 Haziran 2006 23:15

SEN DOĞDUN YA RESULULLAH

“Ve ma erselnake illa rahmeten lil alemin”

Seni anlayabilmek,
Seni anlatabilmek, Seni yaşayabilmek,
Seni canından çok sevebilmek,
Anam babam Sana feda olsun diyebilmek,
Canımı yoluna serebilmek,
Getirdiklerini benimsemek,
Ayaklarının altına aldıklarını terk edebilmek,
Seni yazabilmek,
Yürekler güç yetirdiğince,
Kalemler yazabildiğince,
Denizler mürekkep olup yettiğince,
Senden kat reler yazabilmek,
Yoksa Seni yazabilmek MÜMKÜN MÜ?
Mümkün değil YA RESULULLAH !..


Misafir 10 Haziran 2006 00:06

CAMİLER

Camilerdir alıp götüren bizi
Beyaz ülkelere, sonsuza kadar.
Camilerdir göstererek ak izi…
Bizi içimizden beyaza boyar.

Duvarında ayet ayet nakış var
Bir mana doldurmuş büyük kubbeyi.
Kandil kandil içimizde ışıklar,
Bir yanar,bir söner anarken seni.

Kimbilir kaç asırüstünden geçmiş
Sülüsler, celîler, talikler durur.
Hangi el, hangi ruh ve nasıl seçmiş?
Ki kokusu yıllar yılı duyulur.

Mihrabı, minberi, minaresiyle
Öteye açılan kapı bu mudur?
Şadırvanda şırıl şırıl sesiyle,
Durmadan yıkanan yapı bu mudur?

Bir ruhu abide yapan usta el
Taşa en ilahi manayı vermiş.
Aranan doğruluk, iyilim, güzel
Abide halinde toplanıvermiş.

Bir el ki, arkadaş olsun göklere
Diyerek kubbeyi göğe uzatmış.
Çil çil, kubbe kubbe geçtiği yere,
Altın yaldızıyla mührünü atmış.

Müezzin çıkarken fethe gökleri
Müminin elleri Hakka açılır.
Ne duydukları, ne gördükleri,
Bir nur ortalığa durmaz saçılır.

Beş vakit okunan ezan sesinde
Bambaşka dünyadan bir çağrı vardır.
Şahadet getiren minaresinde
Taşlar omuz omza yaslanmışlardır.

Ey kubbe, şadırvan, minaresiyle
Bizi içimizden kuşatan mânâ.
Ve günde beş vakit ezan sesiyle,
Bizi kavuşturan sonsuz zamana.

Camilerdir, alıp götüren bizi…
Beyaz ülkelere, sonsuza kadar.
Camilerdir, göstererek ak izi,
Bizi içimizden beyaza boyar.
Rıfkı Kaymaz
(Muştu,sh.11)


KafKasKarTaLi 10 Haziran 2006 01:21

KIL NAMAZINI
Ey kul! kıl namazını,yap taatini
Ne zamandır bilinmez ölüm saati
Kıldıysan namazı kazandın cenneti
Elde ettin iki cihan saadeti

Namaz dinin direğidir,temelidir
Rabbimizin kullarına bir emridir
Kim olur ki bu emri yerine getirir
O kişinin dini sağlam ve diridir

Kıl namazını ihlasla,samimiyetle
Hergün devam et sabırla,dirayetle
Hep yanyana ol camide cemaatle
Her yanın dolsun rahmetle,bereketle

Namazlar mümin kulların miracıdır
Yüzünün nuru,imanının tacıdır
Her insanın mutlaka ihtiyacıdır
Dertlerin,sıkıntıların ilacıdır

Ahrette ilk sorgu sual namazdandır
Namaz kılmak müminlerin şanındandır
Onların tahtı zümrütten,altındandır
Cennette giysisi ipek kumaştandır


Misafir 10 Haziran 2006 01:39

Gönlümün http://www.muhammedmustafa.net/siirler/roseb.gifü



Sen’i seven her ruh uludur ya Resûlallâh!
Gönlü-gözü onun doludur ya Resûlallâh!



Cemâlin pertevinden zerre şevk alan billâh,
Kapının ayrılmaz kuludur ya Resûlallâh!


Beklemez bir başka iltifât Sana erenler,
Semtin iltifat buğuludur ya Resûlallâh!


Gönül gözleriyle bir kere seni görenler,
Onlar ruhların bir koludur ya Resûlallâh!


Uçuşur ikliminde altın kanatlı kuşlar,
İklimin kuşların yoludur ya Resûlallâh!


Cennet yamaçları gibidir orda ufuklar,
Cemâlin bu ufkun tülüdür ya Resûlallâh!


Sana ermek imanlı gönüllerin rüyâsı,
Seni bilmeyenler ölüdür ya Resûlallâh!


Vuslatın, bu garip kıtmîrin her dem hülyâsı,
Bu benim gönlümün gülüdür ya Resûlallâh!


KafKasKarTaLi 12 Haziran 2006 02:00

BİR YOLCUYUZ BU GURBETTE

Biz yolcuyuz yaratılıştan haşire doğru,
Her insan mutlaka yürüyecek bu yolu,
Her anı insan oğlu için imtihanla dolu,
Sabır ile şükretmek kazanmanın yolu.

Acılar musibetler dikenleridir bu yolun,
Küçük günahlarına kefareti olur kulun,
Anlasa gafil insan hiç isyankar mı olur,
O kapının eşiğinden hiç uzakta mı olur.

Seni görememek asla hiç mümkün değil,
Kör,sağır olsak da bu hiç mümkün değil,
Çiçeğe bakıp seni görmeyen insan değil,
Soluk alıp da şükür etmeyen insan değil.

Bu yolculuk insanı alır, iki sona götürür,
Cennet veya cehenneme insanı götürür,
Mevla cennete şeytan ise ateşe götürür,
İnsanlık sırrına ereni,Rab’ bine götürür.


Misafir 12 Haziran 2006 14:01

HİCRET. . . RRAVZA GÖNDERDİ


Elimin içine soğuğunu akıtan kurşundan bir kalem var...Ağlıyor...ve
defterin içine akıtıyor gözlerindeki nemi.
Keşke diyor, böyle nem akıttığım gibi, Peygambere atılan taşlara siper
etseydim kendimi.
Elimde ağlayan bir kalem, keşke diyor bir müşrikten dökülen kötü
sözlere, dökseydim içimi...
Elimde ağlayan bir kalem keşke diyor, Hz.Muhammed’in(s.a.v) Mekke’ye
vedasından önce, Hz.Ali’ye bıraktığı emanetler içerisinde, bir garip
gözyaşı akıtsaydım...
Yazsaydım...Ya Muhammed (s.a.v), bırakma Mekke’yi...Ya Muhammed (s.a.v)
gülüşünden mahrum bırakma merhamet iklimini




HİCRET. . . RRAVZA GÖNDERDİ


Elimin içine soğuğunu akıtan kurşundan bir kalem var...Ağlıyor...ve
defterin içine akıtıyor gözlerindeki nemi.
Keşke diyor, böyle nem akıttığım gibi, Peygambere atılan taşlara siper
etseydim kendimi.
Elimde ağlayan bir kalem, keşke diyor bir müşrikten dökülen kötü
sözlere, dökseydim içimi...
Elimde ağlayan bir kalem keşke diyor, Hz.Muhammed’in(s.a.v) Mekke’ye
vedasından önce, Hz.Ali’ye bıraktığı emanetler içerisinde, bir garip
gözyaşı akıtsaydım...
Yazsaydım...Ya Muhammed (s.a.v), bırakma Mekke’yi...Ya Muhammed (s.a.v)
gülüşünden mahrum bırakma merhamet iklimini...
Mekke’de hurma ağaçlarının gözlerinden aktı şefkatinin şerbetine
bulanmış gözyaşları...Bir yağmur yağacaktı belki, çocuklar kumdan
arabalarının arkasında, senin ayak izlerini taşıyacaklardı. Mekkenin yetimleri
asıl sen gidince yetim kaldı.
Bir çocuğa sorsan belki ağlamaktan konuşamayacaktı, sen onların başını
okşadığında rüzgar duana tutunup güneşe sarınacaktı.
Mekke sokakaları sordular sanki, Ya Muhammed (s.a.v) Cennetin sokağına
varacak olan ayaklarını, bir daha bağrımıza basamayacakmıyız.
Ya Muhammed(s.a.v), Ebubekir’le beraber gelirken sen, üzerimizde duran
şükür secdesine kapanmış taşların gözyaşlarına karışamayacakmıyız bi
daha.
Yetimliğine ağlayan şu gözyaşlarıda, şimdi gözyaşı döküyor…soruyorlar;
Mehammed nereye gidiyor...
O gece Hz.Ali ve Hz.Ebubekir biliyor gerçeği. Müşrikler kumların
üzerinde Muhammed’in kanını akıtmayı düşünürken, Hz.Ali vardı Muhammed’in
yanında.
Cebrail dedi: Ya Muhammed(s.a.v) bu gece yatağında uyuma.
Hz.Ali girdi Muhammed’in cennet döşeli yatağına, Mekke’nin gecesi
ağlıyor ve ağlayarak daha çok karanlığa gizleniyor, bütün müşriklerin
gözlerine iniyor gece, iniyor ki göremesin müşrikler Allah’ın Rasülünü.
Hz.Muhammed(s.av) ve Hz.Ebubekir sığındılar Sevr mağarasının kalbine.
Sevr heyecanlı...bir Peygamber var içinde. Servin kalbi çarpmakta ve
Peygamberi saklayacak kuşların kanat sesleri içinde yankılanmakta .
Güvercinler kanatlarını Peygamberin merhameti gibi içine aldılar.
Ve yuva kurdular bir dua gamzesi gibi kondular Sevr mağarasının
yanağına, örümcekler ağlarını nurdan bir iplikle ördüler Sevr mağarasının
yüzüne. Sevr mağarası sevinçten ağlar gibi sanki, çünki içinde bir
Peygamberi saklamakta, ve Ebubekir’in saçlarına akmakta, Sevr mağarasının
sevinç gözyaşları.
Müşrikler Sevr mağarasının önüne geldiklerinde, müşriklerin
acımasızlığına nurdan bir ağ ördü örümcekler.
Ve bilselerdi Muhammed’i bir daha göremeyecekler, yollarını değiştirip
acımasızlığın kılıcını Sevr mağarasına çekmekten vazgeçecekler...
Müşrikler gitti servin önünden, kuşlar alınlarını yeni kaldırdı şükür
secdesinden.
Hz.Muhammed Ebubekir’le çıktı servin kalbinden. Örümcekler
dediler..Ağımızı bir daha mübarek ellerin delsin. Kuşlar dediler,ya Muhammed, senin
kalbin gibi çırpalım kanatlarımızı ve Medine’ye gitki dinsin seni
bekleyenlerin kalbindeki sızı.
Kumlar Peygamberin ayakları altında ezilmek için, birbirlerini
ezdiler.Hz. Muhammed geliyordu, bunu tane tane sezdiler, Medineliler
Hz.Muhammed’i(s.a.v) beklediler hurma ağaçlarının gölgesinde ve duydular ki
Hz.Muhammed Kuba’da ve öğrendiler ki Hz.Muhammed (s.a.v) Kuba’da bir mescid
yaptırmış, alnındaki nur damlarlı dökülmüş Kubanın topraklarına ve ilk
Cuma namazı , ilk tekbirler, ilk şükürler, duaların arasından yeşeren
ilk şükür tohumları Kuba’nın bağrında. Kuba ağlıyor ve çağırıyor, gelin
eyy inananlar Hz.Muhammed (s.a.v) burada, Ebubekir burada... tekbirler
müşriklerin mühürlenmiş kulaklarında patlıyor. Allahuekber diyor
Peygamberin eline dokunan Kubanın duvarları, Allahuekber...
Medinenin ağaçları gözyaşları içinde, Medine’nin kumları ayakta,
Hz.muhammed(s.a.v) Hz Ebubekir’in yanında.Hz.Muhammed geliyor meleklerin
kucağında, Medine günlerdir bekliyor geliyor kalk Medine Hz.muhammed(s.a.v)
sana geliyor...Çocuklar indiler develerin üzerinden, koştular damlara,
develer süpürdüler eğilerek Peygamberin ayak bastığı Medine
topraklarını, kadınların dilinden dökülen şiir sanki Peygambere dökülen nurdan bir
nehir,
...Ay doğdu üzerimize veda tepelerinden....
Müslümanlar şükür secdesine kalktılar, hepsinin yüreğinden döküldü
kasvet taşları ve hepsinin gözlerinden aktı şükrün yaşları,
Ya Muhammed hoş geldin,
Ya Muhammed nurun senden önce geldi Medine’ye.
Ya Muhammed hoş geldin
Ya Muhammed hoş geldin...
Hüzün kaydı bir yıldızın kaydığı gibi hicret gecesinden.
Bu hicret unutulmayacak...Bu hicret inananların kalbinden Allah’a doğru
akan rahmet ırmaklarını hatırlatacak.
Bu hicret tane tane konuşulacak.
Bu hicret bize gelişin, bizim sana gidişimiz
Bu hicret alınların secdeye sığınması,
Bu hicret bir müşrikin kalbinde çatırdayan mührün açılışı ve kanayışı,
Bu hicret bir müminin Allah’a yakarışı...


Hicretin 1427.yılında seni düşünüyoruz.
Kalplerimizi salavatlar içine sararak, senin şefaatine nail olacağımız
günü bekliyoruz.
Ya rasulallah sen Medine’nin beklediği, Mekke’nin özlediğiydin…Seni
kalplerine mescid yapan Müslümanların kalbinde bekliyor ve özlüyoruz…


...Allahümme salli ala seyyidina Muhammed’in ve ala ali Muhammed...




Misafir 12 Haziran 2006 17:29

ALLAH’IM

Ellerim Sana açık, kalbim Senden duacı
Affet benim günahım, dursun artık bu acı.
Yabancı her şey bana, ah bu dünya yabancı,

Şu günahkâr hâlimden kurtar beni ey Şahım.
Ayırma daim beni Senden rahim Allah’ım.

Geldim nurlu yoluna, ilâhî kelâmınla
Nasıl çıkarım Yarab, bu hâlle huzuruna.
Mağfiret kıl ilâhi, şu günahkâr kuluna,

Mağfiret kıl, bağışla dursun artık hep acım,
Göster bana doğru yol, ey benim kurtarıcım.

İstemem artık Yarab,ne eğlence, ne de mal
Bir tek istediğim var, bulsun imanım kemâl
Sensiz bana bu dünya, hem cehennem, hem zindan,

Ayırma beni Senden yol bulamam penahım,
Yardım et hem bağışla, kurtar beni Allah’ım.

YUNUS TENER
Erzincan 1968


Misafir 12 Haziran 2006 17:33

Gülme Gülme Ağla Gönül

Bir garibsin şu dünyada
Gülme gülme ağla gönül
Derdin dahi çoktur senin
Gülme gülme ağla gönül

Ebubekir sıddık veli
O'dur peygamberin yari
Hani Ömer, Osman, Ali
Gülme gülme ağla gönül
Birgün ola ecel gele
Kullar kulluğunda kala
Cümle mahluk toprak ola
Gülme gülme ağla gönül

İşi gücü cevru cefa
Dünya kime kıldivefa
Hani Muhammed Mustafa
Gülme gülme ağla gönül

Onlar cihane geldiler
Hep gittiler kalmadılar
Gülmediler ağladılar
Gülme gülme ağla gönül

Aşık Yunus söyler sözü
Kanlı yaşlar döker gözü
Eğer yazın eğer gözün
Gülme gülme ağla gönül


arwen 12 Haziran 2006 22:41

Zahida! Aç gözün, sahraya bak da, ibret al!
Şu direksiz kubbe-i semaya bak da, ibret al!

Görmek istersen, Cenab-ı kibriyanın kudretin,
her sabah, seher vakti, dünyaya bak da ibret al!

Padişah olsan da, derler “Er kişi niyetine”,
var, musallada yatan mevtâya bak da, ibret al!

Bir kefendir akıbet, sermaye-i beğ ve fakir,
varlığa mağrur olan, mecnun değil de, ya nedir?


KafKasKarTaLi 13 Haziran 2006 02:01

GERÇEK DOST
Geceymiş ben gündüz sandım,
Ateş böceklerini yıldız sandım,
Bir kabus görmüşüm uyandım,
Huzura Gerçek Dost ile vardım.

Dünyayı gerçek sanıp aldandım,
Mavisi yeşilinde gaflette daldım,
Şu ömrüm bitmez ebedi sandım,
Gerçek Dosta gözümü kapadım.

Nefis verildi insana ama bir de akıl,
Nefis şımartıldı susturuldu hep akıl,
Hep nefsi dinledi, şeytana uydu kul,
Gerçek Dosta değil nefsine oldu kul.

Sensiz yapılanlar yıkıldı anlamadım,
Bütün tatların tadı kaçtı anlamadım,
Tüm güzeller çirkin oldu anlamadım,
Gerçek Dostu sağır olup duyamadım.

Her nefes de hayatı yeniden vermişsin,
Ben kördüm, bu gerçeği görememişim,
İnsan olabilmenin sırrına erememişim,
Gerçek o Dosta gerçek kul olamamışım.


Misafir 13 Haziran 2006 13:43

Allah Derim

Sırtımda, taşınmaz yükü göklerin;
Herkes koşar, zıplar, ben yürüyemem!
İsterseniz hayat aşını verin;
Sayılı nimetler bal olsa yemem!

Ey akıl, nasıl delinmez küfen?
Ebedi oluşun urbası kefen!
Kursa da boşluğa asma köprü, fen,
Allah derim, başka hiçbir şey demem!

Necip Fazıl Kısakürek


Zafercik 13 Haziran 2006 13:54

eLLErinize sağLık çok güzeL olmuş ALLAH razı olsun


Misafir 13 Haziran 2006 14:01

ATEŞTE AÇAN GÜL

GÖNÜL EŞİĞİNE BOYUN EĞENDE
BAKIŞLARIN GÖZLERİME DEĞENDE
YALIN KILIÇ BİR AŞK ŞAHLANIR BENDE

GÜL ATEŞTE NASIL AÇAR EFENDİM?
KUL DEDİĞİN HER DEM NAÇAR EFENDİM

BENİ NE BEN NE AYNALAR TANIYOR
NERESİNDEN TUTSAM AKLIM KANIYOR
TOPRAK ŞERHA ŞERHA, GÖKLER YANIYOR

RÜYALARIM BİLE SOLDU EFENDİM
İNSANLIĞIM TALAN OLDU EFENDİM

BİLİRİM GÜN BATMAZ ŞEFKAT ÜLKENDE
BİR SIRLI UYKUYA DALSAM GÖLGENDE
GARİPLERİN HÜZNÜ MÜ VAR HEYBENDE?

HER NE YANA BAKSAM GURBET EFENDİM
YOLLAR TEKİN DEĞİL MEDET EFENDİM

HER GECE ÇAĞIRIR KIRK MELAL BENİ
SUSUZ KIYILARDAN ÇIKAR AL BENİ
HUZUR KOKAN BİR SEFERE SAL BENİ

KOYNUMDA VERDİĞİN FERMAN EFENDİM
YAKAMI BIRAKSIN ZAMAN EFENDİM

EY BİR ÖZGE MUHABBETİN ALİMİ
KİMSELERE ANLATAMAM HALİMİ
SEN BİLİRSİN İÇİMDEKİ ZALİMİ

CAN ÖĞÜTÜR DEĞİRMENİ EFENDİM
TUT ELİMDEN KALDIR BENİ EFENDİM....


arwen 14 Haziran 2006 00:24

YA RASULALLAH



Firkatin acısına can dayanmaz,
Bir gece geliver , Ya Rasulallah.
Tabibler yarama çare bulamaz,
Derdimin dermanı , Ya Rasulallah.

Kalplerin bağı , gönlümün huzuru,
Kaşın hilal , gözlerin çeşm-i ahu,
Yüzün güneş , rayihan gül kokusu,
Sen ayın ondördü , Ya Rasulallah.

Taş , toprak dekor canlı bir ahenksin,
Ulvi bir nasip , yegane rehbersin,
Hürmetle beklenen gül misafirsin,
Sen bahar müjdesi , Ya Rasulallah.

Ilgıt ılgıt esersin gönüllerde,
Davetin nurdur feyyaz şebnemlerde,
Sevgin büyüdü , devleşti kalplerde,
Sevgini çok görme , Ya Rasulallah.

Yoktur mislin , vücud-i mübareksin,
Gidilecek yol , en parlak çizgimsin,
Ummanlar gibi en derin fikrimsin,
Salat , selam sana , Ya Rasulallah.



Misafir 14 Haziran 2006 00:31

Seccaden kumlardı...
Devirlerden, diyarlardan
Gelip göklerde buluşan
Ezanların vardı!

Mescit mü’min, minber mü’min...
Taşardı kubbelerden Tekbîr,
Dolardı kubbelere “âmin!”

Ve mübarek geceler, dualarımız,
Geri gelmeyen dualardı...
Geceler, ki pırıl pırıl,
Kandillerin yanardı.

Kapına gelenler, yâ Muhammed,
-Uzaktan, yakından-
Mü’min döndüler kapından!

Besmele, ekmeğimizin bereketiydi,
İki dünyada aziz ümmet;
Muhammed ümmetiydi.

Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

Şimdi seni ananlar,
Anıyor ağlar gibi...
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın,
Yoksulların sahibi...
Nerde kaldın ey Resûl,
Nerde kaldın ey Nebi?

Günler, ne günlerdi, yâ Muhammed,
Çağlar ne çağlardı:
Daha dünyaya gelmeden
Mü’minlerin vardı...
Ve bir gün, ki gaflet
Çöller kadardı,
Halîme’nin kucağında
Abdullah’ın yetimi
Âmine’nin emaneti ağlardı.
Hatice’nin goncası,
Aişe’nin gülüydün.
Ümmetinin gözbebeği
Göklerin resûlüydün...

Elçi geldin, elçiler gönderdin...
Ruhunu Allah’a,
Elini ümmetine verdin.
Beşiğin, yurdun, yuvan
Mekke’de bunalırsan
Medine’ye göçerdin.
Biz bu dünyadan nereye
Göçelim, yâ Muhammed?

Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet
Altın devrini yaşıyor...
Diller, sayfalar, satırlar
“Ebu Leheb öldü” diyorlar.
Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed
Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor!

Neler duydu şu dünyada
Mevlidine hayran kulaklarımız;
Ne adlar ezberledi, ey Nebî,
Adına alışkın dudaklarımız!
Artık, yolunu bilmiyor;
Artık, yolunu unuttu
Ayaklarımız!
Kâbe’ne siyahlar
Yakışmamıştır, yâ Muhammed
Bugünkü kadar!

Hased gururla savaşta;
Gurur, Kafdağı’nda derebeyi...
Onu da yaralarlar kanadından,
Gelse bir şefkat meleği...
İyiliğin türbesine
Türbedâr oldu iyi.

Vicdanlar sakat
Çıkmadan yarına,
İyilikler getir, güzellikler getir
Âdem oğullarına!

Şu gördüğün duvarlar ki
Kimi Tâif’tir, kimi Hayber’dir...
Fethedemedik, yâ Muhammed,
Senelerdir.

Ne doğruluk, ne doğru;
Ne iyilik, ne iyi...
Bahçende en güzel dal,
Unuttu yemiş vermeyi...
Günahın kursağında
Haramların peteği!

Bayram yaptı yapanlar;
Semâve’yi boşaltıp
Sâve’yi dolduranlar...
Atını hendeklerden -bir atlayışta-
Aşırdı aşıranlar...
Ağlasın Yesrib,
Ağlasın Selman’lar!

Gözleri perdeleyen toprak,
Yüzlere serptiğin topraktı...
Yere dökülmeyecekti, ey Nebî,
Yabanların gözünde kalacaktı!

Konsun -yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

Ne oldu, ey bulut,
Gölgelediğin başlar?
Hatırında mı, ey yol,
Bir aziz yolcuyla
Aşarak dağlar, taşlar,
Kafile kafile, kervan kervan
Şimale giden yoldaşlar!

Uçsuz bucaksız çöllerde,
Yine, izler gelenlerin,
Yollar gideceklerindir.

Şu tekbir getiren mağara,
Örümceklerin değil;
Peygamberlerindir, meleklerindir...
Örümcek ne havada,
Ne suda, ne yerdeydi;
Hakkı göremeyen
Gözlerdeydi!

Şu kuytu cinlerin mi;
Perilerin yurdu mu?
Şu yuva -ki, bilinmez-
Kuşları Hüdhüd müdür, güvercin mi, kumru mu?
Kuşlarını, bir sabah,
Medine’ye uçurdu mu?

Ey Abvâ’da yatan ölü,
Bahçende açtı dünyanın
En güzel gülü;
Hâtıran, uyusun çöllerin
Ilık kumlarıyla örtülü!

Dinleyene, hâlâ,
Çöller ses verir;
“Yaleyl!” susar,
Uğultular gelir.
Mersiye okur Uhud,
Kaside söyler Bedir.
Sen de bir hac günü,
Başta Muhammed, yanında Ebû Bekir;
Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü
Destan yap, ey şehir!

Ebû Bekir’de nûr, Osman’da nûrlar...
Kureyş uluları, karşılarında
Meydan okuyan bir Ömer bulurlar;
Ali’nin önünde kapılar açılır,
Ali’nin önünde eğilir surlar,
Bedir’de, Uhud’da, Hayber’de
Hakk’ın yiğitleri, şehîd olurlar...
Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı,
Yerde kalmazdı ruh... kanatlıydı.

Konsun –yine- pervazlara güvercinler
“Hû hû”lara karışsın âminler.
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

Vicdanlar, sakat çıkmadan,
Yâ Muhammed, yarına;
İyiliklerle gel, güzelliklerle gel
Âdem oğullarına!

Yüreklerden taşsın
Yine, imanlar!
Itrî, bestelesin Tekbîr’ini;
Evliyâ, okusun Kur’ân’lar!
Ve Kur’ân-ı göz nûruyla çoğaltsın
Kayışzâde Osman’lar
Na’tını Galip yazsın,
Mevlid’ini Süleyman’lar!
Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
Geri gelsin Sinan’lar!
Çarpılsın, hakikat niyetine
Cenaze namazı kıldıranlar!

Gel, ey Muhammed, bahardır...
Dudaklar ardında saklı
Âminlerimiz vardır...
Hacdan döner gibi gel;
Mi’râc’dan iner gibi gel;
Bekliyoruz yıllardır!

Bulutlar kanat, rüzgâr kanat;
Hızır kanad, Cibril kanad;
Nisan kanad, bahar kanad;
Âyetlerini ezber bilen
Yapraklar kanad...
Açılsın göklerin kapıları,
Açılsın perdeler, kat kat!
Çöllere dökülsün yıldızlar;
Dizilsin yollarına
Yetimler, günahsızlar!
Çöl gecelerinden, yanık
Türküler yapan kızlar
Sancağını saçlarıyla dokusun;
Bilâl-i Habeşî sustuysa
Ezânlarını Dâvûd okusun!

Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

Arif Nihat Asya


Misafir 14 Haziran 2006 00:38

Gözyaşı



Bir sonbahar ve ardında kuruyan yapraklar
Dökülen gözyaşlarını andıran bir yağmur
Gökyüzünün ağlayışı ve
gökgörültüsü bir hıçkırık
Kana susamış isyankarlar gibi
içiyor toprak masumların gözlerinden akan
gözyaşlarını andıran yağmuru
Yağmur, yağ bağrıma
yanıyor filistin, bosna, ben ve çeçenya
Kuruyor içimde filizlenen fidanlar
Suya hasret, özgürlüğe hasret zambaklar
yeşermek istiyor, yaşamak istiyor onlar da
herkes ve herşey gibi
Hiç ağlamadan, yaz bulutu misali
gölge olmak istiyor çiçekler
Kızıl ejder ve vampirlerin içtiği kan değil

Ebu Leheb'ler ve Ebu Cehil'ler
dökün dökebildiğiniz kadar masum kanı
Dinmese de İslam yıldızlarının gözyaşı ve yağmur
dinmese de gökgörültüsünün radı ve hıçkırıklar
seviniyorum
diyorum ki; yaşasın kafirler için cehennem

Kanımızda boğulacaksınız en sonunda birer firavun misali
Hakkı bulacaksınız ama son nefeste
Yetmeyecek son nefes iman etmeye
yetmeyek
Sonbahar;
ne kadar uzun ve çileli olursan ol
senin kışını çıkardık yazına az kaldı
Sevinin ey insanlar, korkun ey ahmaklar
Gecelerimiz çok karardı
Zira çok kararan gecelerin sabahı yakın olur
Doğacak güneşimiz yakındır
Bu Güneş
bağrınızı yakacak
susuzluktan çatlayan toprak sizleri görünce haline şükredecek


KafKasKarTaLi 14 Haziran 2006 01:53

Bir gece


Ondört asır evvel yine böyle bir geceydi

Kumdan ayın ondördü bir öksüz çıkıverdi!
Lakin o ne hüsrandır ki: Hissetmedi gözler
Kaç bin senedir halbuki, bekleşmedelerdi

Dünya neye sahipse O'nun sevgisidir hep
Medyun O'na cem'iyyeti, medyun ona ferdi
Medyundur o masuma bütün bir beşeriyyet
Ya Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret.

M.AKİF ERSOY


KafKasKarTaLi 15 Haziran 2006 23:38

EY İNSANOGLU

Ey insanoğlu! yaptığınla sevinme,ettiğinle yerinme
Ulu dağlarla yücelik yarışına girip,kendinle övünme

Senden büyük ALLAH vardır,onun sözü hep haktır
Büyüklenerek ona karşı gelene,cehennem müstehaktır

Kalemle yazı yazmayı o öğretti,bilmediğini belletti
Beşikten mezara dek, hiç durmadan seni gözetti

Nice nimetlerle bezedi etrafını,donattı bedenini
Akıl,idrak ve imanla güzelce süsledi her yerini

Sakın nankörlük edip de şeytana uyma hayasızca
Son pişmanlık fayda vermez,cehennemde yanınca

Uy onsekizbin alemin efendisi Hz. Muhammed'in sünnetine
Gir hiç tükenmek bilmeyen sonsuz nimetler cennetine.



Saat: 05:04
Sayfa 4 / 11

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık