![]() |
SEN DOĞDUN YA RESULULLAH Hazreti Cebrail (a.s.) Beni Sa’d’ a geliyor, Ya Resulullah, Sen çocuklarla oynuyorsun Cebrail (a.s.) Seni çocukların içinden alıyor, Usulca, İncitmeden yere uzatıyor, Ya Resulullah, Sende ses yok, Bedenin Cebrail’ e teslim, Cebrail göğsünü yarıyor, Kalbini dışarı çıkarıyor, Şeytanın, Sen de olan nasibini alıyor, Kalbini altın bir tasa koyup, Zemzem suyuyla yıkıyor, Ve kalbini yerine koyuyor... Çocuklar Halime2 ye koşmuş, Halime bin bir telaşla Sana koşuyor, Çocuklarından ayırmadığı, çocuk güzeline, Yaratılmışların en özeline koşuyor, Kucağına alıyor, Sarılıyor, Öpüyor, Kokluyor... |
Alır mısın selamı? Ey alemlerin rahmeti Şefaat bekler kemter ümmeti Kah gönderirim seher ile salavatı Tenezzülen alır mısın selamı... Ey bağrı yanıkların ilacı Boynu bükük aşıkların sertacı Çağlayanlarla gönderirim salavatı Kabul eder misin; bu sefilden selamı Bazan gün doğarken bazen geceden Bazen söz ile de bazen heceden Bazen kalp ile de bazen inceden Ay ile gönderirim alır mısın selamı... Bülbül kesilir zakirler Yardımını umar fakirler Ne yüzle sana gelir hakirlere Rüzgar ile gönderirim alır mısın selamı... Seherde yeller ile Al kınlı turnalarla Deryalara giden sular ile Gönderirim alır mısın selamı... Sensin sultanı aşıkların Sensin dermanı maşukların Sensin fermanı mahkumların Bululara katarım alır mısın selamı... Gülleri koklayıp, kokun alarak Rüzgarı yüzüme sürüp, dermen bularak Ravzana yönelip, yanarak Güneş ile gönderirim alır mısın selamı ... Kah ağlayarak kah gülerek Pervane misali, huzurunda dönerek İnleyip, can evinden gözyaşı dökerek Meleklerle gönderirim alır mısın selamı... Çok özlerim, arzular yanarım ama Cismim ile yüz süremem ravzana Ruhumu ile dururum yüce divana Kabul eder misin bu garibi şefaatına İdrake sığmaz, anlatamaz vasfını kelam Yaratıldı şanına on sekiz bin alem Cümle alemle gönderirim alır mısın selamı...(S.A) Necati Çavdar Ankara/Türkiye |
Seccaden kumlardı... Devirlerden, diyarlardan Gelip göklerde buluşan Ezanların vardı! Mescit mü’min, minber mü’min... Taşardı kubbelerden Tekbîr, Dolardı kubbelere “âmin!” Ve mübarek geceler, dualarımız, Geri gelmeyen dualardı... Geceler, ki pırıl pırıl, Kandillerin yanardı. Kapına gelenler, yâ Muhammed, -Uzaktan, yakından- Mü’min döndüler kapından! Besmele, ekmeğimizin bereketiydi, İki dünyada aziz ümmet; Muhammed ümmetiydi. Konsun –yine- pervazlara güvercinler, “Hû hû”lara karışsın âminler... Mübarek akşamdır; Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler! Şimdi seni ananlar, Anıyor ağlar gibi... Ey yetimler yetimi, Ey garipler garibi; Düşkünlerin kanadıydın, Yoksulların sahibi... Nerde kaldın ey Resûl, Nerde kaldın ey Nebi? Günler, ne günlerdi, yâ Muhammed, Çağlar ne çağlardı: Daha dünyaya gelmeden Mü’minlerin vardı... Ve bir gün, ki gaflet Çöller kadardı, Halîme’nin kucağında Abdullah’ın yetimi Âmine’nin emaneti ağlardı. Hatice’nin goncası, Aişe’nin gülüydün. Ümmetinin gözbebeği Göklerin resûlüydün... Elçi geldin, elçiler gönderdin... Ruhunu Allah’a, Elini ümmetine verdin. Beşiğin, yurdun, yuvan Mekke’de bunalırsan Medine’ye göçerdin. Biz bu dünyadan nereye Göçelim, yâ Muhammed? Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet Altın devrini yaşıyor... Diller, sayfalar, satırlar “Ebu Leheb öldü” diyorlar. Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor! Neler duydu şu dünyada Mevlidine hayran kulaklarımız; Ne adlar ezberledi, ey Nebî, Adına alışkın dudaklarımız! Artık, yolunu bilmiyor; Artık, yolunu unuttu Ayaklarımız! Kâbe’ne siyahlar Yakışmamıştır, yâ Muhammed Bugünkü kadar! Hased gururla savaşta; Gurur, Kafdağı’nda derebeyi... Onu da yaralarlar kanadından, Gelse bir şefkat meleği... İyiliğin türbesine Türbedâr oldu iyi. Vicdanlar sakat Çıkmadan yarına, İyilikler getir, güzellikler getir Âdem oğullarına! Şu gördüğün duvarlar ki Kimi Tâif’tir, kimi Hayber’dir... Fethedemedik, yâ Muhammed, Senelerdir. Ne doğruluk, ne doğru; Ne iyilik, ne iyi... Bahçende en güzel dal, Unuttu yemiş vermeyi... Günahın kursağında Haramların peteği! Bayram yaptı yapanlar; Semâve’yi boşaltıp Sâve’yi dolduranlar... Atını hendeklerden -bir atlayışta- Aşırdı aşıranlar... Ağlasın Yesrib, Ağlasın Selman’lar! Gözleri perdeleyen toprak, Yüzlere serptiğin topraktı... Yere dökülmeyecekti, ey Nebî, Yabanların gözünde kalacaktı! Konsun -yine- pervazlara güvercinler, “Hû hû”lara karışsın âminler... Mübarek akşamdır; Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler! Ne oldu, ey bulut, Gölgelediğin başlar? Hatırında mı, ey yol, Bir aziz yolcuyla Aşarak dağlar, taşlar, Kafile kafile, kervan kervan Şimale giden yoldaşlar! Uçsuz bucaksız çöllerde, Yine, izler gelenlerin, Yollar gideceklerindir. Şu tekbir getiren mağara, Örümceklerin değil; Peygamberlerindir, meleklerindir... Örümcek ne havada, Ne suda, ne yerdeydi; Hakkı göremeyen Gözlerdeydi! Şu kuytu cinlerin mi; Perilerin yurdu mu? Şu yuva -ki, bilinmez- Kuşları Hüdhüd müdür, güvercin mi, kumru mu? Kuşlarını, bir sabah, Medine’ye uçurdu mu? Ey Abvâ’da yatan ölü, Bahçende açtı dünyanın En güzel gülü; Hâtıran, uyusun çöllerin Ilık kumlarıyla örtülü! Dinleyene, hâlâ, Çöller ses verir; “Yaleyl!” susar, Uğultular gelir. Mersiye okur Uhud, Kaside söyler Bedir. Sen de bir hac günü, Başta Muhammed, yanında Ebû Bekir; Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü Destan yap, ey şehir! Ebû Bekir’de nûr, Osman’da nûrlar... Kureyş uluları, karşılarında Meydan okuyan bir Ömer bulurlar; Ali’nin önünde kapılar açılır, Ali’nin önünde eğilir surlar, Bedir’de, Uhud’da, Hayber’de Hakk’ın yiğitleri, şehîd olurlar... Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı, Yerde kalmazdı ruh... kanatlıydı. Konsun –yine- pervazlara güvercinler “Hû hû”lara karışsın âminler. Mübarek akşamdır; Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler! Vicdanlar, sakat çıkmadan, Yâ Muhammed, yarına; İyiliklerle gel, güzelliklerle gel Âdem oğullarına! Yüreklerden taşsın Yine, imanlar! Itrî, bestelesin Tekbîr’ini; Evliyâ, okusun Kur’ân’lar! Ve Kur’ân-ı göz nûruyla çoğaltsın Kayışzâde Osman’lar Na’tını Galip yazsın, Mevlid’ini Süleyman’lar! Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle Geri gelsin Sinan’lar! Çarpılsın, hakikat niyetine Cenaze namazı kıldıranlar! Gel, ey Muhammed, bahardır... Dudaklar ardında saklı Âminlerimiz vardır... Hacdan döner gibi gel; Mi’râc’dan iner gibi gel; Bekliyoruz yıllardır! Bulutlar kanat, rüzgâr kanat; Hızır kanad, Cibril kanad; Nisan kanad, bahar kanad; Âyetlerini ezber bilen Yapraklar kanad... Açılsın göklerin kapıları, Açılsın perdeler, kat kat! Çöllere dökülsün yıldızlar; Dizilsin yollarına Yetimler, günahsızlar! Çöl gecelerinden, yanık Türküler yapan kızlar Sancağını saçlarıyla dokusun; Bilâl-i Habeşî sustuysa Ezânlarını Dâvûd okusun! Konsun –yine- pervazlara güvercinler, “Hû hû”lara karışsın âminler... Mübarek akşamdır; Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler! |
SEN DOĞDUN YA RESULULLAH “Ve ma erselnake illa rahmeten lil alemin” Seni anlayabilmek, Seni anlatabilmek, Seni yaşayabilmek, Seni canından çok sevebilmek, Anam babam Sana feda olsun diyebilmek, Canımı yoluna serebilmek, Getirdiklerini benimsemek, Ayaklarının altına aldıklarını terk edebilmek, Seni yazabilmek, Yürekler güç yetirdiğince, Kalemler yazabildiğince, Denizler mürekkep olup yettiğince, Senden kat reler yazabilmek, Yoksa Seni yazabilmek MÜMKÜN MÜ? Mümkün değil YA RESULULLAH !.. SEN DOĞDUN YA RESULULLAH Sen doğmadan kararmıştı dünya ! Huzur şahdamarından kesilmiş, Mutluluk kayıp adreslere gizlenmiş, İnsanlar, insanlıktan vazgeçmişti... Emniyet denen olay yok olmuştu. Güven ve itimat öldürülmüştü. Asayiş keenlemyekün... Kızlar diri diri toprağa gömülüyor. Analıklar miras diye alınıyor. İnsanlar putlara tapıyor. Kendi yaptıkları taştan putlara tapıyorlar... Güçlü zayıfı eziyor, Hak, hak sahibine değil, Güçlü olana veriliyor... İnsanlar, İnsanlar vahşete birbirleriyle yarışıyor !.. SEN DOĞDUN YA RESULULLAH Beni Sa’d b.Bekir Kabilesinden, Halime binti Ebi Züeyb Seni alıyor, Sana süt annelik yapacak, Halime korkuyor, Beni Sa’d yurdu kıtlık kıran, Beni Sa’d yurdu perişan, Korkma ya Halime ! Korkma ya Halime ! Ya Resulullah, beni Sa’d yurduna geliyorsun, Beni Sa’d Seni Selamlıyor Ben Sa’d yeşilleniyor, Koyunların karnı doyuyor, Koyunların memeleri süt doluyor, Halime’ nin evi bereketleniyor ! Beni Sa’d bereketleniyor ! Dünya bereketleniyor !.. |
Buydu istedigimiz!!! Gelmisse insan dedigin varligin zamani, fayda etmez ecele karsi isyani, herhangi bir yol degil, bizim bu sectigimiz, haykira, haykira diyecekler, bizim iste buydu istedigimz, cennet ve ALLAH cemali, her varlik olmayacak bu zevkin kemali! |
(F)SEN YOKTUN(F) Sen yoktun... Hz Âdem’deydi nurun Önce cenneti, Sonra yeryüzünü şereflendirdin. Âdem nuruna affedildi Arafat bu affa şâhitti Sen yoktun Nuh’un gemisindeydi Nurun... Dalgalar yeryüzünü boğarken Taprağın bağrındaki su Gökyüzüyle buluşurken Ve bu bir ilahi azap derken, Allah nurunu taşıdı binbir sebeple Tûfan, nurunu selamladı edeple... Sen yoktun... Hz.İsmail’in alnındaydı Nurun İbrahimî bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden “Rabbimiz” dedi, “Onlara kendi içlerinden Senin ayetlerini okuyacak Kitap ve hikmeti öğretecek onlara, Onları temizleyecek bir elçi gönder, Amin dedi on sekiz bin âlem Nurunla aydınlanan minicik ellerini semaya kaldırarak Amin dedi İsmail. Hira Nur dağı amin diyerek ayağa kalktı Medine’den adı Uhud olan bir amin yankılandı sevr dağında. Sen yoktun... Hz.İsa “Ahmed” diye muştuladı seni Alemlerin efendisi diye sana seslendi. Artık ben sizinle çok söyleşmem, dedi havarilerine.. Çünkü bu âlemin reisi geliyor... Bekleyin Ahmed geliyor. Kainata rahmet geliyor. Havarilerin yüzünü okşayan, Ölüleri dirilten bir nefes oldun Ama sen yoktun... Sen yoktun Sultânım, Hz. Abdullah’ın alnındaydı Nurun Başı eğik gezerdi mazlum Kuteyle göklerden seni sorardı Varaka seni arardı semada Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler. Ağlayarak süslediler ölüme... Ağlayarak hadi dayına gidiyorsun dediler. Sen yokken, Canlı canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek. Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi. Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi... En son çocuk atılırken çukura Annesinin suretinde bir melek tuttu onu Ve tebessüm ederek hira nur dağını gösterdi. Melekler süslüyordu hirâyı. Efendisine hazırlanıyordu cebel-i nur, Efendisine hazırlanıyordu mekke. Âlem Efendisine hazırlanıyordu Kainatın gözü Hz. Aminedeydi. Toprak yalvarıyordu rabbine, Allahım gönder artık diyordu. Gel diye ağlıyordu mazlumlar, gözleri semada Ve bir gelişin vardı ya rasulallah, Bir inişin vardı yer yüzüne... Önünde cebrail! Ardında yalın kılıç melekler! Bir inişin vardı yer yüzüne... Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belki de Öksüzler annelerine sarıldı doya doya. Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini. Herşey sus pus olmuştu. Hadi diyordu yıldızlar, Hadi diyordu ay! Kainat bir isim duymak istiyordu. Ve bir ses yükseldi Âmine’nin evinden; Muhammed! Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini. Muhammed! Melekler öptü o nurdan ellerini. Muhammed! Seni yaratan Allah’a kurbânız ey dürri yekta! Sana o adı veren rahmana kurbanız Artık sen vardın Susuz topraklara rahmet indi seninle Annenden sonra anne halime sevindi seninle Yağmura mı ihtiyaç var? Kaldır şehadet parmağını, Yağmurları salsın Allah. Sonra tut ağacın yaprağını, Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün Allah. Yeterki sen iste, Sen iste yarasulallah Deki ben kimim? Dağlar, taşlar dile gelsin, Dilsiz çocuklar ellerinden tutup, Ente Rasulullah desin. Sen vardın Bedir kârdı, Uhut dardı Hendek yârdı. Yiğitlerin vardı. Ölmek için yarışan yiğitler... Hele bir enesin vardı senin. Enes bin malik... Uhut’ta öldüğünü duyunca arkadaşlarına, Niye burada oturuyorsunuz diye sormuştu. Onlar da “Allah’ın Rasulü öldürülmüş deyince Enes kükremiş: “ Peki o öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız? Kalkın ve O’nun gibi ölün! Demişti. Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü. Hem de ne şehit ey nebi! Vücudu yaralardan tanınmaz haldeydi. Kızkardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu... Musab Bin Umeyr’in vardı senin. Uhut’ta sancağını taşıyan. Öyle bir aşkla sana bağlıydı ki Allah o gün melekleri Musab’ın suretinde indirdi. Ebu hureyren vardı... Acıkınca mescidin önünde durur sana bakardı. Sen anlardın, Ya Ebâhir gel! Derdin. Ve sen gittin... Bir gidişle gittin Ardında hüznün kaldı. Hasretin kaldı göklerde. Bilal ezan okuyamaz oldu Ne zaman teşebbüs etse Muhammed rasulullah demeye Dizleri üstüne çöker, kendinden geçerdi. Sonra günler ay, Aylar yıl oldu. Ve asırlar oldu Sensizliğe açtık gözlerimizi. Ama sen bırakmazsın bizi. Sen varsın ey şehitlerin sultanı Sen varsın! Bir şehit bile ölmezken Sana nasıl yok deriz. Ebutalip şama giderken devesinin önüne geçip Beni burda kime bırakıp gidiyorsun demiştin. Ne anam var ne babam... Ebutalip bırakmamıştı bu yüzden . Sensizliğin ızdırabıyla inleyen ümmetini kime bırakıp gidiyorsun Ya Rasûlallah! Bırakma bizi ki; Allah; Sen onların içindeyken onlara azab edecek değiliz buyuruyor. Bırakma bizi! Hayatı seninle öğretti Rahman. Kulluğu seninle tanıdık. Duayı senden öğrendik sevgili! Hz Ömer umre için senden izin isteyince, “Kardeşcik” dedin ona, Kardeşcik, duanda bana da yer ayırır mısın? Bizler Ömer değiliz ama Bütün dualarımız senin için Ey Rabbimiz! Rasulünü anışımızdan haberdar et! O’na binler salat, binler selam! Habibine Makam-ı Mahmut’u ver O’na vesileyi lutfet. O’nu refik-i Âlâya yükselt Bizi de affet O’nun hatrına affet Zatının hatrına Affet. |
Bana namaz kılmaz diyen Ben kılarım namazımı Kılarısam kılmazısam Ol Hak bilir niyazımı Hak'tan ayrı kimse bilmez Kafir müselman kimdürür Ben kılarım namazımı Hak geçirdiyse nazımı Ol nazı dergahtan geçer Ma'ni şarabından içer Hicabsız can gözüm açar Kendisi siler gözümü Gizli sözü şerheyleyip Türlü nükteler söyleyip Değme arif şerhetmeye Bu benim gizli razımı Sözüm ma'nisine erin Bi-nişandan haber verin Dertli aşıklara sorun Bu benim dertli sözümü Dost isteyen gelsin bana Göstereyim dostu ona Budur sözüm önden sona Ben bilirim kendözümü Yunus şimdi söyle sözün Münkir ister istemesin Pişir kurtar kendi özün Arifler tatsın tuzunu |
Sabrın kendisi acıdır ama meyvesi tatlı mı tatlıdır İnsanı kederden koruyan sabırla süslü aklıdır Bu bekleyişlerde kim bilir ne hikmetler saklıdır Her şey ALLAH'ın takdiri O her zaman haklı mı haklıdır Zorluklara sabreden yiğit kişi mahşerde koşan bir atlıdır Cennet semâlarında uçan melekler gibi kanatlıdır |
ASLA UNUTMA Aklını kullan bir defada olsa Hatırlamak şuurun olsun üç günlük dünya da Kerimine dönen yüzün hep güler yüzlü olsun İşte yaşadın Aşkı da gördün Dostluklar gibi Unutuldun birer birer Keriminin kapısından başka Kimin kapısı var yalvarmak için Sende nankörlerden olma Asla unutma sultanını Adımların yorulsun onun hizmetindeyken Gözlerin bitsin onu okurken Dilinden dökülen sözler de her zaman Rahman ve Rahim olan Allah olsun. Dizlerin gecelerin elçileri olsun Kıl kılabildiğin kadar Yeter ki O secde Göz yaşlarınla ıslansın Kalbinde bir tek korku olsun O da Son anda İmanınla gidememek es-selam olan ALLAHA Kendini her zaman sıfır kabul etki İmanına olan iştahın açılsın Aşkı tat damarlarındaki kanda Kork Kork ki Alnın açık başın dik çıkasın evrenin sultanının karşına |
|
Affet Allahım Affet Bitti bende hevesler Bir mekan beni sesler Değişecek adresler Affet Allahım affet Artık yaklaştı ölüm Nefsime ettim zulüm Çok günahkar bir kulum Affet Allahım affet Bu gidiş değil bitiş Bu gidiş Hakka gidiş Rabbim sana kaldı iş Affet Allahım affet Bir canım var vereyim Rahmetine ereyim Günahkar biçareyim Affet Allahım affet Ben hazırım ölmeye Huzuruna gelmeye Rahmetine ermeye Affet Allahım affet Her şeyi bilen sensin Günahı silen sensin Akla ilk gelen sensin Affet Allahım affet Sen affet Mikdat kulu Defteri günah dolu Sana ulaştı yolu Affet Allahım affet |
ZEKAT Zengin sayılan mümin, Kırkta bir zekat verir. Muhtaç olan fakirse, Mutlu olur, sevinir. Zekat malı temizler, Fakire destek olur. Zengin, fakir kaynaşır, Toplum huzuru bulur. İslam’ın şartlarından, Biridir zekat vermek. Muhtaca yardım edip, Sevinmek, sevindirmek. Zekat, fitre, sadaka, Fakire yardım eli. Toplum dayanışmayla, El ele yükselmeli. |
Büyüklük Taslayan Şeytan iblis oldu, kibri yüzünden Nâr’ım deyip gurur duydu özünden Lanete uğradı tek bir sözünden Büyüklük taslayan, sonu böyledir Kibir taslayanlar boşa gerinir. Maymun yerde hoştur, gezer sürünür Yükseğe çıkınca kıcı görünür Artık arkasıyla önü böyledir Ben buyum ben şuyum, deyip avunan Her meziyetini sayıp savunan Sonra birden gözden kayıp dövünen Çatlak ses çıkarır tonu böyledir Tavus kuşu gibi gösteriş yapar Malına mülküne işine tapar Gururu yüzünden toplumdan kopar Kabesi nefsidir, yönü böyledir Mikdat der makamlar adam etmez ki Dünya onun olsa yine yetmez ki Onun bu gururun hoşa gitmez ki Öylesi alçaktır, ünü böyledir |
ES_SELAM İSMİNİN KUDRETİYLE Niçin çıldırmış bir yaşamın içinde bu yürek Sahte dostlar ve sahte sevgililer Güzel düşünmek istediğim bu ömürde Çıkın artık Kendi kendimi düşüneyim bir avuç kalan yaşamımı Sevmek neydi Unutalı yıllar oldu Gerçek aşkı bilirdim Yalnız siz unutturdunuz bana mutluluğu Güzel yaşamak vardı Yalnız hırslarınızla Beni de kötü bir insan yaptınız siz Bir yeminim vardı Allah için yaşamak Lakin aşk ve riyakar dostlarım Sizinle uğraşmaktan Günahlarınıza ortak olmaktan Sevaplarımı da unutturdunuz bana Çıkın artık hayatımdan Kendinizle Kendi bildiklerinizle yaşayın Selam olsun Allah’ım Bu yıkık ve yorgun olan kuluna bir yer var mı? O kudretli dergahında Sen ki bağışlayıcı olan sevgilimizsin Bu günahkar olan kuluna Yer var mı sofranda Sonunda döndüm Es-selam isminin kudretiyle Selamına muhtacım Kurban olduğum |
MİZANI SENDE BULDUK Ahiret için dünya, dünya için ahiret. Mizanı sende bulduk Ya Resullah (s.a.s.) Nar içinde nur, kesret içinde vahdet. İzanı sende bulduk Ya Resullah(s.a.s.) Bir fener tuttun, doğudan batıya. Aydınlattın evleri, zeminden çatıya Işığın yayılır, ta geçmişten atiye Nuru sende bulduk Ya Resullah (s.a.s.) Seni sevmektir, imanımızın aslı. Kim ki seni anmaz, yüreği paslı. Ayrı kaldık senden, gönlümüz yaslı. Süruru sende bulduk Ya Resullah (s.a.s.) Sorarım seni ovalarda açan çiçeğe, Kırlarda uçuşan renk renk kelebeğe. Sen varsın diye baktım güzelliğe. Cemali sende bulduk ya Resullah (s.a.s) Kokunu duyarım güzeller güzeli gülde. Sesini duyarım güle konmuş bülbülde. Görürüm seni Allah diyen gönülde. Huzuru sende bulduk Ya Resullah (s.a.s.) Görsün diye insanlar, iyiyi doğruyu. Gür sesinle çağırdın Batı’yı, Doğu’yu. Can kulağıyla dinleyin insanlar çağrıyı. Sadayı sende bulduk Ya Resullah ( s.a.s.) Çalışmayı öğütlersin, edersin tavsiye. Elindeki kalem Müslüman hediye. Ey Müslüman erişsene teknolojiye. İlmi sende bulduk Ya Resullah (s.a.s.) Sade yaşadın, çadırına bir hasır serdin. Tüm yaratılanı sevdin, kol kanat gerdin. Eline geçeni paylaştın, fakirlere verdin. Şefkati sende bulduk Ya Resullah (s.a.s.) Çar-ı Yâr sadık dostun, can yoldaşın. Ashab-ı Kiram’ın hepsi tek tek arkadaşın. Ahir zamandaki ümmetin cümle kardaşın, Onuru sende bulduk Ya Resullah (s.a.s.) Övdün, dedin ümmetimin âlimleri, Sanki İsrailoğullarının peygamberi. Sensin tüm alemlerin rehberi. İrfanı sende bulduk Ya Resullah (s.a.s.) Nazarında aynıdır zenginler, fakirler. Yolunda değer bulur, horlanan hakirler Gözyaşlarıyla arınır, günahlar, kirler. Samimiyeti sende bulduk Ya Resullah (s.a.s.) Emanetine sadık olmak en büyük dileğim. Ömrüm tek sermaye, yoktur yedeğim. Mahşerde safında yer almaktır ereğim. Şefaati sende bulduk Ya Resullah (s.a.s.) Ayrılıktan bunaldı, imdat diler bülbül. Ravza’ya uçmaya ruhsat diler bu bülbül. Hasıl-ı kelam vuslat diler bu bülbül. Maksudu sende bulduk Ya Resullah (s.a.s.) Bu garip bülbül, acep bir gün uçar mı? Mübarek ravzana varıp elin açar mı? Boynunu büküp de kendinden geçer mi? Umudu sende bulduk Ya Resullah(s.a.s.) Bülbül, Gül’ün yanında ne ki, bir naçiz. Sevgili karşısında konuşamaz, dili aciz. Yalnız sevgisiyle yandı durdu, oldu aziz. İzzeti sende bulduk Ya Resullah (s.a.s.) Yüreğim ateşinle yansın pare pare. Şikâyetim yok, teşekkür gerektir yâre Zira benim derdime o yangındır çare Dermanı sende bulduk Ya Resullah (s.a.s.) Pehlivana gerek ki, ilk nefsini yene. Âlime gerek ki, önce kendini bile. Seyyaha gerek ki evvel kalbine gide. Manayı sende bulduk Ya Resullah (s.a.s.) Ya Muhammed (s.a.v.) Sultan-ı Kelamsın sen. Ya Muhammed (s.a.v.) Fahr-i Âlemsin sen. Ya Muhammed (s.a.v.) Âlimlere kalemsin sen. Kemali sende bulduk Ya Resullah. (s.a.s.) |
isterim Ağlayarak geldim dünyaya Gülerek yaşamak isterim İmanla geldim dünyaya İmanla ölmek isterim Buluğ çağına erince Namaz kılmak isterim Akli kamil olunca Oruç tutmak isterim Varlığım çok olunca Zekat vermek isterim Bu dünyadan göçmeden Hacca gitmek isterim ağlayarak geldim dünyaya Gülerek ölmek isterim İmanla geldim dünyaya İmanla ölmek isterim |
BEYİTLER Göklere yükselen şerefelerden Ezan, kurtuluşa çağrı sesidir. Şahadet parmağı şu minareler Yerlerin göklere seslenmesidir. Şadırvanda şırıl şırıl akan su Abdestle günahın dökülmesidir. Şu masmavi, yeşil, renkli çiniler Solgun bahçelerin yeşermesidir. Günde beş kez kılınan namaz Ruhun ötelere yücelmesidir. Gönül gönül, dil dil söylenen tekbir Ezelin ebede seslenmesidir. Secdeyle yıkanan müminin yüzü Kulluğun ışıkla bezenmesidir. Tövbe, sonsuzluğa açılan kapı Günahsa, ruhların kirlenmesidir. |
Azrail başına geldiği zaman Azrail, başına geldiği zaman kırılır ayakla kol, yavaş yavaş. Mevlam nasip etsin din ile iman akar gözlerinden sel, yavaş yavaş. Yüksek uçan gönül, yorulur bir gün ölçü terazisi, kurulur bir gün. Herkesin yaptığı, sorulur bir gün, döner mi, yâ Rabbi, dil yavaş yavaş. Hep nefsine uydun, tevbe etmedin her bulduğun yedin, şükür etmedin. Nihayet, bu kara toprağa geldin çekilir dünyadan el, yavaş yavaş. Kabrin üzerine dikerler taşı bir avuç toprağa koyarsın başı. Baba, oğlun görmez, kardaş kardaşı gider, geri dönmez yol, yavaş yavaş. Kâfurlu, ılık suyu koyarlar o nazlı bedeni, tekmil soyarlar. Öldüğünü konu komşu duyarlar gelir geri ahbaplar, yavaş yavaş. |
CAMİLER Camilerdir alıp götüren bizi Beyaz ülkelere, sonsuza kadar. Camilerdir göstererek ak izi… Bizi içimizden beyaza boyar. Duvarında ayet ayet nakış var Bir mana doldurmuş büyük kubbeyi. Kandil kandil içimizde ışıklar, Bir yanar,bir söner anarken seni. Kimbilir kaç asırüstünden geçmiş Sülüsler, celîler, talikler durur. Hangi el, hangi ruh ve nasıl seçmiş? Ki kokusu yıllar yılı duyulur. Mihrabı, minberi, minaresiyle Öteye açılan kapı bu mudur? Şadırvanda şırıl şırıl sesiyle, Durmadan yıkanan yapı bu mudur? Bir ruhu abide yapan usta el Taşa en ilahi manayı vermiş. Aranan doğruluk, iyilim, güzel Abide halinde toplanıvermiş. Bir el ki, arkadaş olsun göklere Diyerek kubbeyi göğe uzatmış. Çil çil, kubbe kubbe geçtiği yere, Altın yaldızıyla mührünü atmış. Müezzin çıkarken fethe gökleri Müminin elleri Hakka açılır. Ne duydukları, ne gördükleri, Bir nur ortalığa durmaz saçılır. Beş vakit okunan ezan sesinde Bambaşka dünyadan bir çağrı vardır. Şahadet getiren minaresinde Taşlar omuz omza yaslanmışlardır. Ey kubbe, şadırvan, minaresiyle Bizi içimizden kuşatan mânâ. Ve günde beş vakit ezan sesiyle, Bizi kavuşturan sonsuz zamana. Camilerdir, alıp götüren bizi… Beyaz ülkelere, sonsuza kadar. Camilerdir, göstererek ak izi, Bizi içimizden beyaza boyar. |
Ey Rabbimiz! Rasulünü anışımızdan haberdar et! O’na binler salat, binler selam! Habibine Makam-ı Mahmut’u ver O’na vesileyi lutfet. O’nu refik-i Âlâya yükselt Bizi de affet O’nun hatrına affet Zatının hatrına Affet. |
Ravza'da Felekler, melekler bütün kainât Sevginle varoldu cânım Efendim Sen yar olduğundan kürre ve zerrât Rabbine yâr oldu cânım Efendim Allah'ın has kulu habibi sensin En büyük derdimin tabîbi sensin İlâhî lisanın edîbi sensin Sevgilim, sultanım, hânım Efendim Hasretinle yandım kapandı yollar Arzuladı açık kaldı bu kollar Menzil yaklaşıyor geçtikçe yıllar Sevgisiz geçmesin ânım Efendim Lütfeyledin vâsıl oldu vücûdum Mihrabında başka oldu sücûdum Erisin yok olsun cümle mevcûdum Uğruna revândır kanım Efendim Niyâzım yolunda Hakk'a kul olmak Mührünü taşıyan geçer pul olmak Ayağını öpen toprak, çul olmak Benim ancak budur şânım Efendim |
Rahmetinden Bir Damla Gücüm yok ölümden kacmaya Yüzüm yok Sana elim acmaya Bir gün gelecek i$iklar sönecek Burda ne yaptiysam bana geri dönecek Bir bir sorulacak her$eyin hesabi Halim harab unuttuysam Mevla´yi Sen koru beni Rabbim Seni unutmaktan Sana siginirim nefse, $eytana uymaktan Korkum ölüm degil, asil derdim amelim Bunca günah ile huzuruna nasil geleyim Sana layik kul olamadim, affeyle beni, bagi$la Hakkiyla Iman edemedim, yol göster $u günahkara Benden razi gelmeden canimi alma ey Rabbim "Sensin Rahim, Sensin Kerim, Rabbim Sana sundum elim" Ne ho$ bu Yunus´un sözleri Ne yapayim ben Seni görmeyen gözleri Gönlüme Iman ver ya Rab, gönlüme Iman Rasul-u Ekrem´e layik ümmet eyle Ya Rahman Senin anilmadigin yerde huzur yok, olamaz Seni hakkiyla bilen emrinden cikmaz, cikamaz Seni hakkiyla bildir bana, muhtacim yardimina Bana sevgini bagi$la, rahmetinden bir damla... |
Medine'de bir Namaz Vakti... GİRDİM MEDİNE'DEN İÇERİ ARIYORUM NEREDE MESCİDİ NEBEVİ GÖRDÜM SOKAKTA OYNARKEN ABBAS OĞLU ABDULLAH VE ENESİ BİLAL ELİ KULAĞINDA BEKLİYORDU GİRECEK VAKTİ ASHAPTAN BAZILARI GİRERKEN CAMİYE KİMİSİ TAZELİYORDU ABDESTİ DARALIYORDU NEFESİM ŞİMDİ İÇERİ GİRECEKTİM VE O EN ÖNDE İŞARET BEKLİYORDUM HADİ GEL SENDE DESİN DİYE YÜZÜNE BAKMAYA YÜZÜM YOKTU TİTREDİ DİZLERİM VE ÇÖKTÜM GÜNAH YÜKÜM ÇOKTU UZANDIM BİR DAHA BAKTIM NURDAN KAMAŞTI GÖZLERİM O ANDA İÇERİ GİRDİ ÖMER'İM GÖRMEDİ BENİ SANMAM İŞTE ALİ YANINDA FARİSLİ SELMAN NAMAZA HAZIRLANIRKEN HER BİRİ GÖZLERİM ARIYORDU EBU BEKİR'İ EVET İŞTE ORDA ONUN YANINDA HİÇ YALNIZ BIRAKMADI PEYGAMBERİ OSMAN VARDI GALİBA SOLUNDA ONLARLA BERABER OLMAK NE GÜZEL HAYALDE BİLE OLSA MEVLAM SANA ŞÜKÜRLER OLSUN DİLEĞİM AHRETTE GERÇEK OLSUN (AMİN) |
Hak Yol İslam Yazacağız Kör dünyanın göbeğine Hak yol İslam yazacağız. Kuşların göz bebeğine Hak yol İslam yazacağız. Yola, ağaca, pınara Esen yele, yağan kara Yağmur yüklü bulutlara Hak yol İslam yazacağız. Koç burcuna, yay burcuna Bebeklerin avucuna Minarelerin ucuna Hak yol İslam yazacağız. Bucak bucak, köşe köşe Kara taşa, kor ateşe Yıldıza, aya, güneşe Hak yol İslam yazacağız. Askerlerin miğferine Kağnıların tekerine Budanın tunç heykeline Hak yol İslam yazacağız. Her kapının eşiğine Her sofranın kaşığına Balaların beşiğine Hak yol İslam yazacağız. Herkes duyacak, bilecek Saklanmaz gayrı bu gerçek Yaprak yaprak, çiçek çiçek Hak yol İslam yazacağız. Abdurrahim Karakoç |
Uğrarsan binbir türlü belâya Katlanmalısın her bir cefâya Böylece varır insan sefâya Melekler gibi çıkar semâya |
Hak Yolunda Gidenlerin Hak yolunda gidenlerin Asa olsam ellerine Er pir vasfın edenlerin Kurban olsam dillerine Torunuyuz bir dedenin Tohumuyuz bir bedenin Münkir ile cenk edenin Silah olsam ellerine Bir üstada olsam çırak Bir olurdu yakın ırak Kemiğimi yapsam tarak Yar saçının tellerine Vücudumu kavursalar Yönüm yare çevirseler Harman edip savursalar Muhabbetin yellerine Vakit kalmadı durmağın Kaldır Seyrani parmağın Deryaya akan ırmağın Katre olsam sellerine Seyrani |
ALLAH’IM Ellerim Sana açık, kalbim Senden duacı Affet benim günahım, dursun artık bu acı. Yabancı her şey bana, ah bu dünya yabancı, Şu günahkâr hâlimden kurtar beni ey Şahım. Ayırma daim beni Senden rahim Allah’ım. Geldim nurlu yoluna, ilâhî kelâmınla Nasıl çıkarım Yarab, bu hâlle huzuruna. Mağfiret kıl ilâhi, şu günahkâr kuluna, Mağfiret kıl, bağışla dursun artık hep acım, Göster bana doğru yol, ey benim kurtarıcım. İstemem artık Yarab,ne eğlence, ne de mal Bir tek istediğim var, bulsun imanım kemâl Sensiz bana bu dünya, hem cehennem, hem zindan, Ayırma beni Senden yol bulamam penahım, Yardım et hem bağışla, kurtar beni Allah’ım. |
Cennet İlahileri http://www.kalbinsesi.com/logo.gif Biz Kur'anın Hadimleri Biz Kur’an'ın hadimleri Pür imanlı ve zindeyiz Biz bu yoldan dönmeyiz asla Peygamberin izindeyiz İslamın nurlu gürsesi Kaldırdı zülmet-i ye’si Alemlerim efendisi Peygamberin izindeyiz Hayra koşan şerden kaçan Bize nurlu yolu açan Alemlere rahmet saçan Peygamberin izindeyiz Hak habibim dedi ona Bizden feda can uğruna Alem şahit olsun buna Peygamberin izindeyiz Onu sev sen onu tanı Odur tende canlar canı Gönüllerin tek sultanı Peygamberin izindeyiz Odur ahir hak peygamber Ona selam salat gönder Cihanda en büyük önder Peygamberin izindeyiz http://www.kalbinsesi.com/logo.gif http://img243.imageshack.us/img243/4919/askresim178no.jpg |
Ey Kutlu Nebî Bu naat-ı şerif âlemlerin efendisi Hz. Muhammed (s.a.v)'e ithaf edilmiştir Makâmı Mahmud'a selamlar olsun Ey kutlu nebî sen Hâkka tek yolsun Sevginle dolmayan gönüller solsun Makâmı Mahmud'a selamlar olsun Yetimle garîbin oldun yanında Dertlerine çâre oldun anında Güneş gibi doğdun zulüm çağında Makâmı Mahmud'a selamlar olsun Seninle insanlar hidâyet buldu Senden önce onlar putlara kuldu Senin gelişinle Hâkkı buldu Makâmı Mahmud'a selamlar olsun Gülüşün vardı ki bin ömre değer Tenin de kokardı hep miski amber Seni bir kez gören aşkına düşer Makâmı Mahmud'a selamlar olsun Her yer aydınlandı senin nurunla Nice canlar fedâ oldu yolunda Her şey yaratıldı senin uğrunda Makâmı Mahmud'a selamlar olsun Seni sevmek demek Hâkkı sevmektir Sünnetine uymak hayra ermektir Yücelik, yolunda canı vermektir Makâmı Mahmud'a selamlar olsun İnsanlığa oldun en güzel örnek Yaşayacak İslam kıyâmete dek Çarpar ALLAH ALLAH diye her yürek Makâmı Mahmud'a selamlar olsun |
NA'T-I ŞERİF Muhammeddir anın ism-i şerifi Mutahhardır anın cism-i latifi Cemi-i enbiyanın efdalidir Bu mahlûkat içinde ekremidir Anınla buldu rahmet cümle âlem Şifâlar buldu dert ehli dahi hem Kim olmuştur anın hil’ati levlâk Anın çün halk olundu cümle eflak Ana müştak oluptur cümle âlem Nebi mürselmelekler zümresi hem Anınla buldular şevki melekler Anın aşkına devreder felekler Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl Hüdâ’nın zatına hem oldu vâsıl Habip etti anı kendiye Mevlâ Anın şanı durur gayrette a’la Anın hürmetine hep enbiyalar Necat buldu kabul oldu dualar Hüdâ’ya âşık olmuştu ezelden Ki daim söyler idi lemyezelden Severdi cümle halkı can ü dilden Dahi kin tutmadı hergiz gönülden Kamu küffâra ederdi duayı Hidayet vir deyü idüp ricayı Dahi kimseye hor bakmazdı ol şah Ki incüdüp gönül yıkmazdı ol mah Şefaat eder idi suçlulara Komazdı hiç birini yüzü kara Hüdâ’dan ister idi ümmetini Gece gündüz ider de himmetini Habibin hürmeti çün ya ilahî Suçumuz avf edüp mahvet günahı Suçuna ger mukır olsa günahkâr Umaram avf eder ol Rabb-i Gaffar İlâhi umarız senden atayı Şefi’ edüp Muhammed Mustafa’yı Anın hürmetine bizi kabul et Rızana yol bulam anı şefi’ et. Terzi Baba (Erzincanlı) (Miftah-ı Kenz,sh.16,17) |
CANIM EFENDİM Yıllarca ufkuna bakan gözlerim, Cemalini ister , canım efendim. Seni anlatmaktan aciz sözlerim, Her an erimekte , canım efendim. Hayat eksenimin sonsuz odaĝı, Ŏksüz ve yetimlerin sıĝınaĝı, Sen sabah yıldızlarının ışıĝı, Sen şefkat elçisi , canım efendim. Lahuti bir sefer olsa da gitsem... Kumlara batsam , ayaĝına düşsem, Gül Ravzan'a varıp kendimden geçsem, Sen sevda iksiri , canım efendim. Ay yüzlü , güzel sözlü hem sultanım, Fedadır can , canan ve bütün varım, Seninle olmaktır en güzel kararım, Sen güllerin şahı , canım efendim. Buzlar erir içimde bitmez savaş, Gönlümde bir hüzün , gözümde yaş, Sensizlik içimde kordan bir telaş, Kalbimin barışı , canım efendim. Alemlere rahmet rüzgarısın sen, Kur'an kiliminde en güzel desen, Benim de rüyama bir defa gelsen, Can dayanmaz oldu , canım efendim. |
Nur Ordusu "Sokaklar çamur ve zift", ne dersen de Sonsuz Nur da böyle başladı işe. Karanlıklar aydınlık, aydınlıklar karanlık Nur süvarilerinin kılıncıyla yırtılır karanlıklar artık, Sağda bebek ağlaması, solda anne çığlıkları Sineme düşen kezzap masum yavruların gözyaşları Ah oynaşan bebek, ah garib yavru Bekliyor kapıda zalimlerin en mağruru Korkma yavru korkma yalnız değilsin sen Geldi Kutsiler Ordusu şafaktır bu söken Ne zalim kalır gayri ne de ateşîn su Yayılır ovalara yamaçlara gül kokusu Ordumun en önünde kanatları yerde kartal Tanrı Dağları bile haşyetle ayağa kalkar. Hoşgeldin kutlu Nebi, alemlere rahmetsin, Kutsilere rehber-i güzîn, insanlığa şefaatsin. Gülmekte bebeler ve şükretmede analar Nur Ordusu’nu bekler daha nice diyarlar. Yolun açık olsun ey Nur Ordusu, Şanlı kumandan İnsanlığın İftihar Tablosu!... Muammer Bilgiç |
SEN DOĞDUN YA RESULULLAH “Ve ma erselnake illa rahmeten lil alemin” Seni anlayabilmek, Seni anlatabilmek, Seni yaşayabilmek, Seni canından çok sevebilmek, Anam babam Sana feda olsun diyebilmek, Canımı yoluna serebilmek, Getirdiklerini benimsemek, Ayaklarının altına aldıklarını terk edebilmek, Seni yazabilmek, Yürekler güç yetirdiğince, Kalemler yazabildiğince, Denizler mürekkep olup yettiğince, Senden kat reler yazabilmek, Yoksa Seni yazabilmek MÜMKÜN MÜ? Mümkün değil YA RESULULLAH !.. |
CAMİLER Camilerdir alıp götüren bizi Beyaz ülkelere, sonsuza kadar. Camilerdir göstererek ak izi… Bizi içimizden beyaza boyar. Duvarında ayet ayet nakış var Bir mana doldurmuş büyük kubbeyi. Kandil kandil içimizde ışıklar, Bir yanar,bir söner anarken seni. Kimbilir kaç asırüstünden geçmiş Sülüsler, celîler, talikler durur. Hangi el, hangi ruh ve nasıl seçmiş? Ki kokusu yıllar yılı duyulur. Mihrabı, minberi, minaresiyle Öteye açılan kapı bu mudur? Şadırvanda şırıl şırıl sesiyle, Durmadan yıkanan yapı bu mudur? Bir ruhu abide yapan usta el Taşa en ilahi manayı vermiş. Aranan doğruluk, iyilim, güzel Abide halinde toplanıvermiş. Bir el ki, arkadaş olsun göklere Diyerek kubbeyi göğe uzatmış. Çil çil, kubbe kubbe geçtiği yere, Altın yaldızıyla mührünü atmış. Müezzin çıkarken fethe gökleri Müminin elleri Hakka açılır. Ne duydukları, ne gördükleri, Bir nur ortalığa durmaz saçılır. Beş vakit okunan ezan sesinde Bambaşka dünyadan bir çağrı vardır. Şahadet getiren minaresinde Taşlar omuz omza yaslanmışlardır. Ey kubbe, şadırvan, minaresiyle Bizi içimizden kuşatan mânâ. Ve günde beş vakit ezan sesiyle, Bizi kavuşturan sonsuz zamana. Camilerdir, alıp götüren bizi… Beyaz ülkelere, sonsuza kadar. Camilerdir, göstererek ak izi, Bizi içimizden beyaza boyar. Rıfkı Kaymaz (Muştu,sh.11) |
KIL NAMAZINI Ey kul! kıl namazını,yap taatini Ne zamandır bilinmez ölüm saati Kıldıysan namazı kazandın cenneti Elde ettin iki cihan saadeti Namaz dinin direğidir,temelidir Rabbimizin kullarına bir emridir Kim olur ki bu emri yerine getirir O kişinin dini sağlam ve diridir Kıl namazını ihlasla,samimiyetle Hergün devam et sabırla,dirayetle Hep yanyana ol camide cemaatle Her yanın dolsun rahmetle,bereketle Namazlar mümin kulların miracıdır Yüzünün nuru,imanının tacıdır Her insanın mutlaka ihtiyacıdır Dertlerin,sıkıntıların ilacıdır Ahrette ilk sorgu sual namazdandır Namaz kılmak müminlerin şanındandır Onların tahtı zümrütten,altındandır Cennette giysisi ipek kumaştandır |
Gönlümün http://www.muhammedmustafa.net/siirler/roseb.gifü Sen’i seven her ruh uludur ya Resûlallâh! Gönlü-gözü onun doludur ya Resûlallâh! Cemâlin pertevinden zerre şevk alan billâh, Kapının ayrılmaz kuludur ya Resûlallâh! Beklemez bir başka iltifât Sana erenler, Semtin iltifat buğuludur ya Resûlallâh! Gönül gözleriyle bir kere seni görenler, Onlar ruhların bir koludur ya Resûlallâh! Uçuşur ikliminde altın kanatlı kuşlar, İklimin kuşların yoludur ya Resûlallâh! Cennet yamaçları gibidir orda ufuklar, Cemâlin bu ufkun tülüdür ya Resûlallâh! Sana ermek imanlı gönüllerin rüyâsı, Seni bilmeyenler ölüdür ya Resûlallâh! Vuslatın, bu garip kıtmîrin her dem hülyâsı, Bu benim gönlümün gülüdür ya Resûlallâh! |
BİR YOLCUYUZ BU GURBETTE Biz yolcuyuz yaratılıştan haşire doğru, Her insan mutlaka yürüyecek bu yolu, Her anı insan oğlu için imtihanla dolu, Sabır ile şükretmek kazanmanın yolu. Acılar musibetler dikenleridir bu yolun, Küçük günahlarına kefareti olur kulun, Anlasa gafil insan hiç isyankar mı olur, O kapının eşiğinden hiç uzakta mı olur. Seni görememek asla hiç mümkün değil, Kör,sağır olsak da bu hiç mümkün değil, Çiçeğe bakıp seni görmeyen insan değil, Soluk alıp da şükür etmeyen insan değil. Bu yolculuk insanı alır, iki sona götürür, Cennet veya cehenneme insanı götürür, Mevla cennete şeytan ise ateşe götürür, İnsanlık sırrına ereni,Rab’ bine götürür. |
HİCRET. . . RRAVZA GÖNDERDİ Elimin içine soğuğunu akıtan kurşundan bir kalem var...Ağlıyor...ve defterin içine akıtıyor gözlerindeki nemi. Keşke diyor, böyle nem akıttığım gibi, Peygambere atılan taşlara siper etseydim kendimi. Elimde ağlayan bir kalem, keşke diyor bir müşrikten dökülen kötü sözlere, dökseydim içimi... Elimde ağlayan bir kalem keşke diyor, Hz.Muhammed’in(s.a.v) Mekke’ye vedasından önce, Hz.Ali’ye bıraktığı emanetler içerisinde, bir garip gözyaşı akıtsaydım... Yazsaydım...Ya Muhammed (s.a.v), bırakma Mekke’yi...Ya Muhammed (s.a.v) gülüşünden mahrum bırakma merhamet iklimini HİCRET. . . RRAVZA GÖNDERDİ Elimin içine soğuğunu akıtan kurşundan bir kalem var...Ağlıyor...ve defterin içine akıtıyor gözlerindeki nemi. Keşke diyor, böyle nem akıttığım gibi, Peygambere atılan taşlara siper etseydim kendimi. Elimde ağlayan bir kalem, keşke diyor bir müşrikten dökülen kötü sözlere, dökseydim içimi... Elimde ağlayan bir kalem keşke diyor, Hz.Muhammed’in(s.a.v) Mekke’ye vedasından önce, Hz.Ali’ye bıraktığı emanetler içerisinde, bir garip gözyaşı akıtsaydım... Yazsaydım...Ya Muhammed (s.a.v), bırakma Mekke’yi...Ya Muhammed (s.a.v) gülüşünden mahrum bırakma merhamet iklimini... Mekke’de hurma ağaçlarının gözlerinden aktı şefkatinin şerbetine bulanmış gözyaşları...Bir yağmur yağacaktı belki, çocuklar kumdan arabalarının arkasında, senin ayak izlerini taşıyacaklardı. Mekkenin yetimleri asıl sen gidince yetim kaldı. Bir çocuğa sorsan belki ağlamaktan konuşamayacaktı, sen onların başını okşadığında rüzgar duana tutunup güneşe sarınacaktı. Mekke sokakaları sordular sanki, Ya Muhammed (s.a.v) Cennetin sokağına varacak olan ayaklarını, bir daha bağrımıza basamayacakmıyız. Ya Muhammed(s.a.v), Ebubekir’le beraber gelirken sen, üzerimizde duran şükür secdesine kapanmış taşların gözyaşlarına karışamayacakmıyız bi daha. Yetimliğine ağlayan şu gözyaşlarıda, şimdi gözyaşı döküyor…soruyorlar; Mehammed nereye gidiyor... O gece Hz.Ali ve Hz.Ebubekir biliyor gerçeği. Müşrikler kumların üzerinde Muhammed’in kanını akıtmayı düşünürken, Hz.Ali vardı Muhammed’in yanında. Cebrail dedi: Ya Muhammed(s.a.v) bu gece yatağında uyuma. Hz.Ali girdi Muhammed’in cennet döşeli yatağına, Mekke’nin gecesi ağlıyor ve ağlayarak daha çok karanlığa gizleniyor, bütün müşriklerin gözlerine iniyor gece, iniyor ki göremesin müşrikler Allah’ın Rasülünü. Hz.Muhammed(s.av) ve Hz.Ebubekir sığındılar Sevr mağarasının kalbine. Sevr heyecanlı...bir Peygamber var içinde. Servin kalbi çarpmakta ve Peygamberi saklayacak kuşların kanat sesleri içinde yankılanmakta . Güvercinler kanatlarını Peygamberin merhameti gibi içine aldılar. Ve yuva kurdular bir dua gamzesi gibi kondular Sevr mağarasının yanağına, örümcekler ağlarını nurdan bir iplikle ördüler Sevr mağarasının yüzüne. Sevr mağarası sevinçten ağlar gibi sanki, çünki içinde bir Peygamberi saklamakta, ve Ebubekir’in saçlarına akmakta, Sevr mağarasının sevinç gözyaşları. Müşrikler Sevr mağarasının önüne geldiklerinde, müşriklerin acımasızlığına nurdan bir ağ ördü örümcekler. Ve bilselerdi Muhammed’i bir daha göremeyecekler, yollarını değiştirip acımasızlığın kılıcını Sevr mağarasına çekmekten vazgeçecekler... Müşrikler gitti servin önünden, kuşlar alınlarını yeni kaldırdı şükür secdesinden. Hz.Muhammed Ebubekir’le çıktı servin kalbinden. Örümcekler dediler..Ağımızı bir daha mübarek ellerin delsin. Kuşlar dediler,ya Muhammed, senin kalbin gibi çırpalım kanatlarımızı ve Medine’ye gitki dinsin seni bekleyenlerin kalbindeki sızı. Kumlar Peygamberin ayakları altında ezilmek için, birbirlerini ezdiler.Hz. Muhammed geliyordu, bunu tane tane sezdiler, Medineliler Hz.Muhammed’i(s.a.v) beklediler hurma ağaçlarının gölgesinde ve duydular ki Hz.Muhammed Kuba’da ve öğrendiler ki Hz.Muhammed (s.a.v) Kuba’da bir mescid yaptırmış, alnındaki nur damlarlı dökülmüş Kubanın topraklarına ve ilk Cuma namazı , ilk tekbirler, ilk şükürler, duaların arasından yeşeren ilk şükür tohumları Kuba’nın bağrında. Kuba ağlıyor ve çağırıyor, gelin eyy inananlar Hz.Muhammed (s.a.v) burada, Ebubekir burada... tekbirler müşriklerin mühürlenmiş kulaklarında patlıyor. Allahuekber diyor Peygamberin eline dokunan Kubanın duvarları, Allahuekber... Medinenin ağaçları gözyaşları içinde, Medine’nin kumları ayakta, Hz.muhammed(s.a.v) Hz Ebubekir’in yanında.Hz.Muhammed geliyor meleklerin kucağında, Medine günlerdir bekliyor geliyor kalk Medine Hz.muhammed(s.a.v) sana geliyor...Çocuklar indiler develerin üzerinden, koştular damlara, develer süpürdüler eğilerek Peygamberin ayak bastığı Medine topraklarını, kadınların dilinden dökülen şiir sanki Peygambere dökülen nurdan bir nehir, ...Ay doğdu üzerimize veda tepelerinden.... Müslümanlar şükür secdesine kalktılar, hepsinin yüreğinden döküldü kasvet taşları ve hepsinin gözlerinden aktı şükrün yaşları, Ya Muhammed hoş geldin, Ya Muhammed nurun senden önce geldi Medine’ye. Ya Muhammed hoş geldin Ya Muhammed hoş geldin... Hüzün kaydı bir yıldızın kaydığı gibi hicret gecesinden. Bu hicret unutulmayacak...Bu hicret inananların kalbinden Allah’a doğru akan rahmet ırmaklarını hatırlatacak. Bu hicret tane tane konuşulacak. Bu hicret bize gelişin, bizim sana gidişimiz Bu hicret alınların secdeye sığınması, Bu hicret bir müşrikin kalbinde çatırdayan mührün açılışı ve kanayışı, Bu hicret bir müminin Allah’a yakarışı... Hicretin 1427.yılında seni düşünüyoruz. Kalplerimizi salavatlar içine sararak, senin şefaatine nail olacağımız günü bekliyoruz. Ya rasulallah sen Medine’nin beklediği, Mekke’nin özlediğiydin…Seni kalplerine mescid yapan Müslümanların kalbinde bekliyor ve özlüyoruz… ...Allahümme salli ala seyyidina Muhammed’in ve ala ali Muhammed... |
ALLAH’IM Ellerim Sana açık, kalbim Senden duacı Affet benim günahım, dursun artık bu acı. Yabancı her şey bana, ah bu dünya yabancı, Şu günahkâr hâlimden kurtar beni ey Şahım. Ayırma daim beni Senden rahim Allah’ım. Geldim nurlu yoluna, ilâhî kelâmınla Nasıl çıkarım Yarab, bu hâlle huzuruna. Mağfiret kıl ilâhi, şu günahkâr kuluna, Mağfiret kıl, bağışla dursun artık hep acım, Göster bana doğru yol, ey benim kurtarıcım. İstemem artık Yarab,ne eğlence, ne de mal Bir tek istediğim var, bulsun imanım kemâl Sensiz bana bu dünya, hem cehennem, hem zindan, Ayırma beni Senden yol bulamam penahım, Yardım et hem bağışla, kurtar beni Allah’ım. YUNUS TENER Erzincan 1968 |
Gülme Gülme Ağla Gönül Bir garibsin şu dünyada Gülme gülme ağla gönül Derdin dahi çoktur senin Gülme gülme ağla gönül Ebubekir sıddık veli O'dur peygamberin yari Hani Ömer, Osman, Ali Gülme gülme ağla gönül Birgün ola ecel gele Kullar kulluğunda kala Cümle mahluk toprak ola Gülme gülme ağla gönül İşi gücü cevru cefa Dünya kime kıldivefa Hani Muhammed Mustafa Gülme gülme ağla gönül Onlar cihane geldiler Hep gittiler kalmadılar Gülmediler ağladılar Gülme gülme ağla gönül Aşık Yunus söyler sözü Kanlı yaşlar döker gözü Eğer yazın eğer gözün Gülme gülme ağla gönül |
Zahida! Aç gözün, sahraya bak da, ibret al! Şu direksiz kubbe-i semaya bak da, ibret al! Görmek istersen, Cenab-ı kibriyanın kudretin, her sabah, seher vakti, dünyaya bak da ibret al! Padişah olsan da, derler “Er kişi niyetine”, var, musallada yatan mevtâya bak da, ibret al! Bir kefendir akıbet, sermaye-i beğ ve fakir, varlığa mağrur olan, mecnun değil de, ya nedir? |
GERÇEK DOST Geceymiş ben gündüz sandım, Ateş böceklerini yıldız sandım, Bir kabus görmüşüm uyandım, Huzura Gerçek Dost ile vardım. Dünyayı gerçek sanıp aldandım, Mavisi yeşilinde gaflette daldım, Şu ömrüm bitmez ebedi sandım, Gerçek Dosta gözümü kapadım. Nefis verildi insana ama bir de akıl, Nefis şımartıldı susturuldu hep akıl, Hep nefsi dinledi, şeytana uydu kul, Gerçek Dosta değil nefsine oldu kul. Sensiz yapılanlar yıkıldı anlamadım, Bütün tatların tadı kaçtı anlamadım, Tüm güzeller çirkin oldu anlamadım, Gerçek Dostu sağır olup duyamadım. Her nefes de hayatı yeniden vermişsin, Ben kördüm, bu gerçeği görememişim, İnsan olabilmenin sırrına erememişim, Gerçek o Dosta gerçek kul olamamışım. |
Allah Derim Sırtımda, taşınmaz yükü göklerin; Herkes koşar, zıplar, ben yürüyemem! İsterseniz hayat aşını verin; Sayılı nimetler bal olsa yemem! Ey akıl, nasıl delinmez küfen? Ebedi oluşun urbası kefen! Kursa da boşluğa asma köprü, fen, Allah derim, başka hiçbir şey demem! Necip Fazıl Kısakürek |
eLLErinize sağLık çok güzeL olmuş ALLAH razı olsun |
ATEŞTE AÇAN GÜL GÖNÜL EŞİĞİNE BOYUN EĞENDE BAKIŞLARIN GÖZLERİME DEĞENDE YALIN KILIÇ BİR AŞK ŞAHLANIR BENDE GÜL ATEŞTE NASIL AÇAR EFENDİM? KUL DEDİĞİN HER DEM NAÇAR EFENDİM BENİ NE BEN NE AYNALAR TANIYOR NERESİNDEN TUTSAM AKLIM KANIYOR TOPRAK ŞERHA ŞERHA, GÖKLER YANIYOR RÜYALARIM BİLE SOLDU EFENDİM İNSANLIĞIM TALAN OLDU EFENDİM BİLİRİM GÜN BATMAZ ŞEFKAT ÜLKENDE BİR SIRLI UYKUYA DALSAM GÖLGENDE GARİPLERİN HÜZNÜ MÜ VAR HEYBENDE? HER NE YANA BAKSAM GURBET EFENDİM YOLLAR TEKİN DEĞİL MEDET EFENDİM HER GECE ÇAĞIRIR KIRK MELAL BENİ SUSUZ KIYILARDAN ÇIKAR AL BENİ HUZUR KOKAN BİR SEFERE SAL BENİ KOYNUMDA VERDİĞİN FERMAN EFENDİM YAKAMI BIRAKSIN ZAMAN EFENDİM EY BİR ÖZGE MUHABBETİN ALİMİ KİMSELERE ANLATAMAM HALİMİ SEN BİLİRSİN İÇİMDEKİ ZALİMİ CAN ÖĞÜTÜR DEĞİRMENİ EFENDİM TUT ELİMDEN KALDIR BENİ EFENDİM.... |
YA RASULALLAH Firkatin acısına can dayanmaz, Bir gece geliver , Ya Rasulallah. Tabibler yarama çare bulamaz, Derdimin dermanı , Ya Rasulallah. Kalplerin bağı , gönlümün huzuru, Kaşın hilal , gözlerin çeşm-i ahu, Yüzün güneş , rayihan gül kokusu, Sen ayın ondördü , Ya Rasulallah. Taş , toprak dekor canlı bir ahenksin, Ulvi bir nasip , yegane rehbersin, Hürmetle beklenen gül misafirsin, Sen bahar müjdesi , Ya Rasulallah. Ilgıt ılgıt esersin gönüllerde, Davetin nurdur feyyaz şebnemlerde, Sevgin büyüdü , devleşti kalplerde, Sevgini çok görme , Ya Rasulallah. Yoktur mislin , vücud-i mübareksin, Gidilecek yol , en parlak çizgimsin, Ummanlar gibi en derin fikrimsin, Salat , selam sana , Ya Rasulallah. |
Seccaden kumlardı... Devirlerden, diyarlardan Gelip göklerde buluşan Ezanların vardı! Mescit mü’min, minber mü’min... Taşardı kubbelerden Tekbîr, Dolardı kubbelere “âmin!” Ve mübarek geceler, dualarımız, Geri gelmeyen dualardı... Geceler, ki pırıl pırıl, Kandillerin yanardı. Kapına gelenler, yâ Muhammed, -Uzaktan, yakından- Mü’min döndüler kapından! Besmele, ekmeğimizin bereketiydi, İki dünyada aziz ümmet; Muhammed ümmetiydi. Konsun –yine- pervazlara güvercinler, “Hû hû”lara karışsın âminler... Mübarek akşamdır; Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler! Şimdi seni ananlar, Anıyor ağlar gibi... Ey yetimler yetimi, Ey garipler garibi; Düşkünlerin kanadıydın, Yoksulların sahibi... Nerde kaldın ey Resûl, Nerde kaldın ey Nebi? Günler, ne günlerdi, yâ Muhammed, Çağlar ne çağlardı: Daha dünyaya gelmeden Mü’minlerin vardı... Ve bir gün, ki gaflet Çöller kadardı, Halîme’nin kucağında Abdullah’ın yetimi Âmine’nin emaneti ağlardı. Hatice’nin goncası, Aişe’nin gülüydün. Ümmetinin gözbebeği Göklerin resûlüydün... Elçi geldin, elçiler gönderdin... Ruhunu Allah’a, Elini ümmetine verdin. Beşiğin, yurdun, yuvan Mekke’de bunalırsan Medine’ye göçerdin. Biz bu dünyadan nereye Göçelim, yâ Muhammed? Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet Altın devrini yaşıyor... Diller, sayfalar, satırlar “Ebu Leheb öldü” diyorlar. Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor! Neler duydu şu dünyada Mevlidine hayran kulaklarımız; Ne adlar ezberledi, ey Nebî, Adına alışkın dudaklarımız! Artık, yolunu bilmiyor; Artık, yolunu unuttu Ayaklarımız! Kâbe’ne siyahlar Yakışmamıştır, yâ Muhammed Bugünkü kadar! Hased gururla savaşta; Gurur, Kafdağı’nda derebeyi... Onu da yaralarlar kanadından, Gelse bir şefkat meleği... İyiliğin türbesine Türbedâr oldu iyi. Vicdanlar sakat Çıkmadan yarına, İyilikler getir, güzellikler getir Âdem oğullarına! Şu gördüğün duvarlar ki Kimi Tâif’tir, kimi Hayber’dir... Fethedemedik, yâ Muhammed, Senelerdir. Ne doğruluk, ne doğru; Ne iyilik, ne iyi... Bahçende en güzel dal, Unuttu yemiş vermeyi... Günahın kursağında Haramların peteği! Bayram yaptı yapanlar; Semâve’yi boşaltıp Sâve’yi dolduranlar... Atını hendeklerden -bir atlayışta- Aşırdı aşıranlar... Ağlasın Yesrib, Ağlasın Selman’lar! Gözleri perdeleyen toprak, Yüzlere serptiğin topraktı... Yere dökülmeyecekti, ey Nebî, Yabanların gözünde kalacaktı! Konsun -yine- pervazlara güvercinler, “Hû hû”lara karışsın âminler... Mübarek akşamdır; Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler! Ne oldu, ey bulut, Gölgelediğin başlar? Hatırında mı, ey yol, Bir aziz yolcuyla Aşarak dağlar, taşlar, Kafile kafile, kervan kervan Şimale giden yoldaşlar! Uçsuz bucaksız çöllerde, Yine, izler gelenlerin, Yollar gideceklerindir. Şu tekbir getiren mağara, Örümceklerin değil; Peygamberlerindir, meleklerindir... Örümcek ne havada, Ne suda, ne yerdeydi; Hakkı göremeyen Gözlerdeydi! Şu kuytu cinlerin mi; Perilerin yurdu mu? Şu yuva -ki, bilinmez- Kuşları Hüdhüd müdür, güvercin mi, kumru mu? Kuşlarını, bir sabah, Medine’ye uçurdu mu? Ey Abvâ’da yatan ölü, Bahçende açtı dünyanın En güzel gülü; Hâtıran, uyusun çöllerin Ilık kumlarıyla örtülü! Dinleyene, hâlâ, Çöller ses verir; “Yaleyl!” susar, Uğultular gelir. Mersiye okur Uhud, Kaside söyler Bedir. Sen de bir hac günü, Başta Muhammed, yanında Ebû Bekir; Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü Destan yap, ey şehir! Ebû Bekir’de nûr, Osman’da nûrlar... Kureyş uluları, karşılarında Meydan okuyan bir Ömer bulurlar; Ali’nin önünde kapılar açılır, Ali’nin önünde eğilir surlar, Bedir’de, Uhud’da, Hayber’de Hakk’ın yiğitleri, şehîd olurlar... Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı, Yerde kalmazdı ruh... kanatlıydı. Konsun –yine- pervazlara güvercinler “Hû hû”lara karışsın âminler. Mübarek akşamdır; Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler! Vicdanlar, sakat çıkmadan, Yâ Muhammed, yarına; İyiliklerle gel, güzelliklerle gel Âdem oğullarına! Yüreklerden taşsın Yine, imanlar! Itrî, bestelesin Tekbîr’ini; Evliyâ, okusun Kur’ân’lar! Ve Kur’ân-ı göz nûruyla çoğaltsın Kayışzâde Osman’lar Na’tını Galip yazsın, Mevlid’ini Süleyman’lar! Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle Geri gelsin Sinan’lar! Çarpılsın, hakikat niyetine Cenaze namazı kıldıranlar! Gel, ey Muhammed, bahardır... Dudaklar ardında saklı Âminlerimiz vardır... Hacdan döner gibi gel; Mi’râc’dan iner gibi gel; Bekliyoruz yıllardır! Bulutlar kanat, rüzgâr kanat; Hızır kanad, Cibril kanad; Nisan kanad, bahar kanad; Âyetlerini ezber bilen Yapraklar kanad... Açılsın göklerin kapıları, Açılsın perdeler, kat kat! Çöllere dökülsün yıldızlar; Dizilsin yollarına Yetimler, günahsızlar! Çöl gecelerinden, yanık Türküler yapan kızlar Sancağını saçlarıyla dokusun; Bilâl-i Habeşî sustuysa Ezânlarını Dâvûd okusun! Konsun –yine- pervazlara güvercinler, “Hû hû”lara karışsın âminler... Mübarek akşamdır; Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler! Arif Nihat Asya |
Gözyaşı Bir sonbahar ve ardında kuruyan yapraklar Dökülen gözyaşlarını andıran bir yağmur Gökyüzünün ağlayışı ve gökgörültüsü bir hıçkırık Kana susamış isyankarlar gibi içiyor toprak masumların gözlerinden akan gözyaşlarını andıran yağmuru Yağmur, yağ bağrıma yanıyor filistin, bosna, ben ve çeçenya Kuruyor içimde filizlenen fidanlar Suya hasret, özgürlüğe hasret zambaklar yeşermek istiyor, yaşamak istiyor onlar da herkes ve herşey gibi Hiç ağlamadan, yaz bulutu misali gölge olmak istiyor çiçekler Kızıl ejder ve vampirlerin içtiği kan değil Ebu Leheb'ler ve Ebu Cehil'ler dökün dökebildiğiniz kadar masum kanı Dinmese de İslam yıldızlarının gözyaşı ve yağmur dinmese de gökgörültüsünün radı ve hıçkırıklar seviniyorum diyorum ki; yaşasın kafirler için cehennem Kanımızda boğulacaksınız en sonunda birer firavun misali Hakkı bulacaksınız ama son nefeste Yetmeyecek son nefes iman etmeye yetmeyek Sonbahar; ne kadar uzun ve çileli olursan ol senin kışını çıkardık yazına az kaldı Sevinin ey insanlar, korkun ey ahmaklar Gecelerimiz çok karardı Zira çok kararan gecelerin sabahı yakın olur Doğacak güneşimiz yakındır Bu Güneş bağrınızı yakacak susuzluktan çatlayan toprak sizleri görünce haline şükredecek |
Bir gece Ondört asır evvel yine böyle bir geceydi Kumdan ayın ondördü bir öksüz çıkıverdi! Lakin o ne hüsrandır ki: Hissetmedi gözler Kaç bin senedir halbuki, bekleşmedelerdi Dünya neye sahipse O'nun sevgisidir hep Medyun O'na cem'iyyeti, medyun ona ferdi Medyundur o masuma bütün bir beşeriyyet Ya Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret. M.AKİF ERSOY |
EY İNSANOGLU Ey insanoğlu! yaptığınla sevinme,ettiğinle yerinme Ulu dağlarla yücelik yarışına girip,kendinle övünme Senden büyük ALLAH vardır,onun sözü hep haktır Büyüklenerek ona karşı gelene,cehennem müstehaktır Kalemle yazı yazmayı o öğretti,bilmediğini belletti Beşikten mezara dek, hiç durmadan seni gözetti Nice nimetlerle bezedi etrafını,donattı bedenini Akıl,idrak ve imanla güzelce süsledi her yerini Sakın nankörlük edip de şeytana uyma hayasızca Son pişmanlık fayda vermez,cehennemde yanınca Uy onsekizbin alemin efendisi Hz. Muhammed'in sünnetine Gir hiç tükenmek bilmeyen sonsuz nimetler cennetine. |
| Saat: 05:04 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık