![]() |
Ölüm Noktürnü seninle karşılaşıp solduğum andı ölüm yüzüne baktığında tutuşup yandı ölüm çoğaldıkça çoğalan bir sevda ülkesinde ellerine dokundun; sana inandı ölüm o efsunlu, yağmurlu, hercai gözlerinden uçan kelebekleri mutluluk sandı ölüm akkor dudaklarından ağı düştü içime yollarında yürürken sanki insandı ölüm viran eylediğin gün yorgun hayallerini ayrılıkla, hüzünle, aşkla sınandı ölüm bir ömür vuslatını bekledi boynu bükük bilmem ki aşk uğrunda neden kınandı ölüm süründü yıllar yılı karanlık köşelerde benim gibi kıvrandı, kahra dayandı ölüm her akşam tufanında harap oldu güneşim gece baygın bir rüya, gündüz hülyandı ölüm sensizliğin en ağır fermanıydı içimde dudaklarımdan sızan bir damla kandı ölüm ölüm seni sevmektir bir celladın elinde bilmem hangi yürekte böyle sultandı ölüm Nurullah Genç |
AŞKIN YAKTIĞI ÖLÜM Bir gecenin sabaha bakışın da birini sevdim Öyle sıcak öyle içtendiki Bir kader oyunu gibi bir bulmacanın iki yarısıydık Sanki Bir kader oyunu evet Ölmeden yok olucak gözlerin oyunuydu bu Gözlerine baktığım da Kapakların da o rüzgarı gördüm Sen bana seni sevmiyorum demedin gülüm Yok olda demedin Şimdi bir poyrak rüzgar gibi gidiyorum Büyüdüm,bir delikanlı gibi gidiyorum Çünkü sen bana ölmeyi emrettin gülüm Hep aynı düşünce aynı şiiri götürmüyormuş gülüm Beni sana bsğlayan noktaları siliyormuş Şimdi ölüm korkumu yendim gidiyorum Seni seven poyrak rüzgarlarımla gidiyorum Hayat ne garip dime Bu yaşlar da bu yaşlar da Bitkin ve yorgunum hayat sıkıcıymış meğer Şimdi aynanın karşısına geçip Son bidefa yüzüme bakıyorum İsteyin yerine geldi gülüm Hiç birşey bırakmadan göçüp gidiyorum Acı bir hikayeydi bu Acı bir hikaye Tam sana kavuşacakken Kader oyunu beni mafetti |
Ölüm Senden niçin bu kadar korkarlar? Ey ölüm Branşlardan tıp, en zor bir bölüm Bilgisizlik konusunda, bir çölüm Gerçek müminler, senden korkmaz, ey ölüm Ölüm kapıya gelince, baş ağrısı bahane Başkalarının işine karışma, sana ne İmanlı gidiyorsun, daha ne İnsanların umursamazlığından, bana ne Ölüm, Yüce Rabbimize, kavuşmaktır İnsanları ikna etme yolu, konuşmaktır Plajda güneşlenmenin adı, bronzlaşmaktır Bir gün ölümle arkadaş olmak, muhakkaktır Ölüm ölüm dediler, yamyamlar insanları, yediler Yüce Rabbimizin verdiği, canları yediler Ölümleri bir gün, kendi başlarına da, geldiler Canlara kıyarak, kendilerine de yazık ettiler Fikret Gürsoy |
Bunca zamandır nerede olduğumu soracak olursan Oldu bir şeyler" demeliyim oturmalıyım bir taşa kararan dünyada, kendini yemiş bitirmiş bir nehirde. Korumasını bilmiyorum yitirdiklerini kuşların Geride bıraktığım denizi ya da çığlığını kız kardeşimin. Nedir bu toprağın zenginliği? Gün neden günle kapanıyor? Neden karanlık gece çalkalanıyor ağzımda? Ve ölüm neden? Nereden geldiğimi sormayacak mısın? Anlatayım sana; Kırık şeyleri Acılı kapları Sık sık tozlanan koca sığırları ve tutulu kalbimi. Bunlar ne belleğimizde uyanan sarı güvercinler, ne de anılardır kuşaktan kuşağa akan. Ağlayan yüzlerdir bunlar, Parmaklardır gırtlağımızdaki, ve toprağa düşen yapraklardır. Yiten günün karanlığıdır. Yeşertir kaleleri hüzünlü kanımızdaki. İşte menekşeler ve işte kırlangıçlar, Sevdiğim her şey Tatlı mesajlar veren günbegün açıkta zaman tatlılığı artan. Kaçamayız biz; Dişlerimizin arasından: Neden kemiriyor boşa giden zaman sessizlik kabuğunu? Ne yanıt vereceğimi bilmiyorum. O kadar çok ki ölümüz Ve o kadar çok ki kızıl güneş önünde setler Ve o kadar çok ki çarpık kabuklu başlar Ve o kadar çok ki öpücüklerimizi engelleyenler Ve o kadar çok ki unutmak istediklerim. |
... Ölüm şimdi bir beyaz melek, gözümün görmediği diyarlarda uçan, Sen, son bir kez bile martıların kanatlarında can bulamayacak olan… Ardından son defa seslenmek isterken, Dudaklarımda yaşamın nefesiyle donup kalan… Ne kadar sürdü bilmiyorum, ölümün ardından yürüdüm sahil boyunca, eğer varmaya çalıştığın yokluksa zaman anlamını kaybediveriyor. Artık senin için bir önemi olmayan dakikaları hiçe saydım bende, ne bir adım yaklaşabildim sana, ne de uzaklaşabildim… Çığlık çığlık uçuşan martılarda duydum ölümün sesini ve yine onların kanatlarında ki bir damla hayatta veda ettim sana, seni bir martı kanadının özgürlüğüne emanet ettim, elimden bu kadarı geldi, hazin değil; ama beyaz bir elveda… Seni günahlarından sıyırabilmeyi istedim, seni affedebilmeyi… Martıların gagasına sıkışmış ah’ımı çekip çıkarabilmeyi istedim, sana olan kırgınlıklarımı tıpkı senin şimdi olduğun gibi özgür kılabilmeyi… Yüreğim de tutsak kalmış tüm acılarımı ardından salabilmek için onu çıkarıp atmayı bile düşledim; ama ben hala yerçekimine mahkûm bir esirdim, beni hapseden parmaklıklar olmasa da yerinde, şartlamıştım kendimi sana, senin olmadığın bir dünya da bile, sana kırgın kalmaya… |
Ne zaman canım sıkılsa, gitmek isterim uzaklara Ne vakit seni düşünsem ki düşünmesem olmuyor Gözlerin gelir aklıma, ah o çocuk gözlerin Tam göğsüme saplanır, bıçak gibi sözlerin Ne hayalin terk ediyor beni ne de geriye tek bir umudum kaldı. Yine de ne zaman bir şiir okusam mısralarındasın. Ne zaman bir şarkı dinlesem hala sözlerindesin. Bir kitap okuyorum dökülüyor sayfa aralarındaki kurumuş kır çiçekleri. Uzanıp alamıyorum düştüğü yerden. Ben ölüyorum ve sen bunu bilmiyorsun… Ne kadar kaçsam kendimden, bir o kadar yakalanırdım Ne kadar seni istesem, sen hiç yanımda olmazdın Gözyaşı biriktirdim, gözyaşım ince sızı Düşündüm de bir zaman, bunu ben hak etmedim Ne garip bir hayat bu yaşadığım, bir papatya falı gibi; mutluyum/mutsuzum diyerek koparıyorum hayatımın sayfalarını tek tek. Tüketiyorum yaşamı, tükeniyorum ağır ağır. Ben ölüyorum ve sen bunu bilmiyorsun… Her limandan bir gemi, alır götürür beni Hayal bu ya üstelik, gitmeler üzer bizi Geçmiyorsam içinden, sevemedim bu fikri Gidiyorum inadına, al aşkını ver beni Öyle çaresiz hissediyorum ki kendimi. Yine yağmur olup yağsan diyorum avuçlarıma, filizlense yine yok olan umutlarım. Yine geceler boyu bıkıp usanmadan yazsam, duvardaki gölgelerde seni bulsam, gözlerim kapansa senin sıcaklığın kaplasa bedenimi. Ama olmayacak biliyorum. Ben ölüyorum ve sen bunu bilmiyorsun… Sen beni öldürüyorsun Sen bunu bilmiyorsun Sen beni öldürüyorsun Sen bunu hep yapıyorsun Geceler büyüyor içimde, bir de yalnızlığım. Yıkılan umutlarım, hayallerim de terk ediyor artık birer birer. Gecenin koyu ve can yakan karanlığına inat bir tek çocuk bakan gözlerin terk etmiyor beni. Sen beni öldürüyorsun ve bunu hep yapıyorsun… |
Zaman ayrılığı vurur... Dipsiz bir sevda yokuşunda... Yanımda kaL... Bırakma yaban sevdalara... Düşü olmayan acı sonsuzluğa... Gitme ruhum… Sen yokken hicran düşer bu şehre… Gitme sevgim… Sen yokken tutsak düşerim bir isyan gecesine… Ölürüm… Sen yokken |
Ölüm ölüm, karda ayazda ölüm, dağda denizde ölüm her yerde .... ölüm, kumda havada ölüm, suda toprakta ölüm değil uzakta ölüm, yolumda soluğumda ölüm, koynumda yatağımda ölüm aşımda yanıbaşımda. Neşe Ersoy |
ÖLÜM I Dünyaya birçok kez gelmişim Yok olmuş yıldızların dibinden Ellerimde tuttuğum Ölümsüzlük bağlarını dokuyarak Şimdi öleceğim yeniden Vücudumu örten toprağa sarınarak! II Ne papazların sattığı Gökyüzünden bir parça aldım. Ne de tembel zenginler için Metafizikçilerin, Düzüp koştuğu, karanlıklardan. III Ölüm içinde yoksullarla bir olmak istiyorum Göğü elinde tutanların kamçıladığı İnceleme yeteneği olmayanlarla! Şimdiyse ölüme hazırım Beni saran bir elbise gibi Sevdiğim renkten Boyu bosuma tıpatıp; uygun Ve benim için gerekli olan Beni saran bir elbise gibi! Pablo NERUDA |
AŞIKLARIN ÖLÜMÜ Yatağımız olacak ,hafif kokuyla dolu, Divanımız olacak ,bir mezar gibi derin; Bizim için açılmış, en güzel iklimlerin O garip çiçekleri süsleyecek konsolu. Son sıcaklıklarını sarfederek hovarda, Birer ulu meşale olacak kalplerimiz; Çifte ışıklarından gidip gelecek bir iz İkimizin ruhunda, o ikiz aynalarda. Pembe, lahuti mavi bir akşam saatinde, Veda'la dolu, uzun bir hıçkırık halinde Yanacak aramızda bir tek şimşeğin feri; Nihayet kapıları biraz aralayarak, Sadık ve şen bir melek gelip uyandıracak Buğulu aynaları ve ölmüş alevleri |
Sen Hiç Küçük Yaşta Öldünmü? Gizemli sırlar dolaşıyor beynimde Ruhum kemikten bir yığın adeta Hüzün,nefret sarmış her yanımı Sen hiç küçük yaşta öldün mü? Özlemek vardır ölümün içinde Sırra kadem basmak vardır örneğin Gözü açık gittmek vardır hiç kapanmamak üzere Ha birde hatırlamışken sevmek vardır Kavuşmamak üzere Küçük bir çoçuğun baba özlemiyle yanmak Ana şevkatiyle kavrulmak vardır Ağlamak hiç susmamak üzere Birde veda vardır (gidenlere selam olsun) Gözlerini toprağa kapatmak Nefes almamak ve daralmaktır. Hasret böyle bir şey işte.... Rıza Toraman |
'Her ölüm erken ölümdür 'diyenler! 'Her ölüm gecikmiş ölümdür' aslında: erkendi ölüm: söylenmesi gerekenlerin ertelendiğindendi. seni seviyorum demeden gidilmişti. aman canım biliyor zaten onu sevdiğimi söylemeye ne hacetti. erkendi ölüm: daha yapacakları vardı: esasında daha yapacaklarınız vardı buluşuruz beraber yaparız deyip atlatılmıştı. erkendi ölüm: ne yaşadı ki: ne yaşadık ki aslında bayramlarda bile gitmemiş telefonla geçiştirmiştin. ne mi istemişti jelatinleri şakırdayan çikolata değildi sendin istediği öpüp bir yanağını,elini güleryüz göstermendi. erkendi ölüm: daha güzel günler göreceğiz deyip heveslendirdiğin, göz açtırmadığın kursağında bıraktığındandır. şimdi gör istediğin gibi...... 'her ölüm erken ölümdür' değil 'her ölüm gecikmiş ölümdür' insanın asıl sahibine kavuştuğu zaman nasıl erken olur. ancak gecikmiş ölümdür. kabul etmek istensede istenmesede ölüm varsa boşuna bu laflar. baki oluna kavuşulduğunda. Tuba Terzi |
Ölümü Özledim Sevmelerimin adını Hiç koymak istemedim, Sadece sevdim.. Sevmeyi sevdim.. Sevmek Sevilmekten ağır olsa da Sevdim. Ortasında iken kalabalığın Yalnızlığı sevdim. Yalnızlığımda Sevilmeyi özledim İstedim. İsteyip, özleyip, Dertlendim, Yalnızladım, Neredesiniz a dostlar? Dostlarımı özledim Dostlarımı sevdim Dostlarımı yedim Dostlarımı gömdüm.. Bazı dostlarımı içime gömdüm.. Rahmetlileri de sevdim Özledim.. Hayatı yaşarken Ölümü dahi sevdirdi dostlar. Ölüm, Neredesin canım? Çok özledim, Gel artık... (Sabiha Rana ) |
Ölüme Yakın Akşamüstüne doğru, kış vakti; Bir hasta odasının penceresinde; Yalnız bende değil yalnızlık hali; Deniz de karanlık, gökyüzü de; Bir acayip, kuşların hali. Bakma fakirmişim, kimsesizmişim; -Akşamüstüne doğru, kış vakti- Benim de sevdalar geçti başımdan. Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış; Zamanla anlıyor insan dünyayı. Ölürüz diye mi üzülüyoruz? Ne ettik, ne gördük şu fani dünyada Kötülükten gayrı? Ölünce kirlerimizden temizlenir, Ölünce biz de iyi adam oluruz; Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış, Hepsini unuturuz. Orhan Veli |
Ölümün Yükselişi ve Çöküşü Ne zaman bir yakını ölse birinin, Onu ilk-ölüm sanır kalır o. Ne zaman bir sevdiği ölse birinin, Onu en-ölüm alır kalır o. Ne zaman bir saydığı ölse birinin, Onu hep-ölüm bulur kalır o. Ne zaman bir-bildiği ölse birinin, Onu son ölüm sayar kalır o. Ne zaman bir umduğu ölse birinin, Onu yok-ölüm duyar kalır o. Ne zaman bir her şeyi ölse birinin, Kendini ölümlerle yaşar kalır o. Ne zaman bir kendisi ölse birinin, Ölümlerde kendini yaşar kalır o Özdemir Asaf |
Ölüm ölüm, karda ayazda ölüm, dağda denizde ölüm her yerde .... ölüm, kumda havada ölüm, suda toprakta ölüm değil uzakta ölüm, yolumda soluğumda ölüm, koynumda yatağımda ölüm aşımda yanıbaşımda. Neşe Ersoy |
İNTİHAR MAVİ Dağların dorukları dumanlı olur Geriye dönmez savaşçılar... Fırtınayla yıkanmıştır ömürleri Karla yıkanmıştır yüzleri... Bu yüzden asla vedalaşmaz Ve kılıçlarında taşırlar şiiri! . Bu yüzden sevdaları mahzundur Yürekleri kallavi! Alınları ihanet vurgunudur. Gözleri intihar mavi... Yusuf Hayaloğlu |
Ölürsem şaşırma Ölebilirim. Ölürsem, ağlama Yine gelirim Ölürsem, seslenme Uyuyacağım Ölürsem, üzülme Yaşıyacağım Ölürsem, bekleme Geri dönemem. Ölürsem, ölme Sensiz edemem. Ümit Yaşar OĞUZCAN |
Adım adım yakLa$ıyor öLüm.. HayaT izLemekDe beNi, Her$ey üsTüme qeLmekde.. KaranLık nE kadar koRur,sakLar beNi? GözLerim kiTlenir ı$kLara,parLayan ı$ıkLara.. Ne kadar uzakLar baNa! Simsiyah bir peRde çekiLmiş saNki önüme, Gördüğüm TabLo hep ayNı.. Haykırı$larım hep ayNı.. KurtuLu$um yokmu? Kimse yokki burda! Sesimi kim duyabiLirki.. TuTup çekse biRi beni, RenkLerin orTasına aTsa.. Tüm nefretLerim yok oLsa, Arınsam acıLarımdan, Üzerimdeki kanLarı yıkasaLar, Veee MeLekLer kadar qüseL qüLebiLsem..! alıntı. |
YAŞAMAK Biliyorum , kolay değil yaşamak, Gönül verip türkü söylemek yar üstüne Yıldız ışığında dolaşıp geceleri, Gündüzleri gün ışığında ısınmak; Şöyle bir fırsat bulup yarım gün, Yan gelebilmek Çamlıca tepesine ... - Bin türlü mavi akar Boğaz'dan - Her şeyi unutabilmek maviler içinde . Biliyorum , kolay değil yaşamak Ama işte Bir ölünün hala yatağı sıcak, Birinin saati işliyor kolunda. Yaşamak kolay değil ya kardeşler , Ölmek de değil; Kolay değil bu dünyadan ayrılmak... Alıntı |
Yağmalanmış bir şehir gibi sessizliğe bürünecek anıların...Karakışın koynunda kuruyacak baharın...İsminle başlayan tüm şiirlerim yanacak bir bir...Koynunda ihanetinin akrepleri kol gezecek...Ve sen uykularda kaçıncı rüyanı görürken ben toprakta çürürken yine sana ağlar olacağım.... Kanatları parçalanmış bir serce düşecek avuçlarına...Bensiz geçen günlerinde gözyaşların karışacak nehirlere....Gözyaşların bile fayda etmeyecek Cehennemin ateşine...Gece olup ıssızlığına büründüğünde beni arayacaksın....Tavan arasında sana gülümseyen yıldızları anlatan bu adamı arayacaksın...Duvarlara bakıp bakıp gözlerimi bulamayacaksın...Denizlerin dalga dalga acıyı taşıyacak sahillerine.... Ben senin uğruna canımı vermişken sen benim ismimi unutacaksın belki de....Sensiz yaşayamam derken bile bana inanmamıştın.Hangi yitik mevsimlerde acar artık baharların.....Hangi güneşte kurur ihanetinle dökülen gözyaşların.....Tüm şiirlerim yanacak ihanetinde...Beni düşünürken bir gece aklına düşecek sana yazdığım şiirlerin satırları.....Ağır gelecek yokluklumum.....Yıllanmış şaraplar kesmeyecek sarhoşluğunu.....Bir Maltepe paketi daha bitecek durgunluğunda....Arayacaksın beni sokak basında....Bulamayacaksın artık..... Sorgusuz sualsiz beni sırtımdan bıçaklığın anlar gözlerine düşecek perde perde....Güneşli sabahlarda ihanetin gölgelerinde üşüyeceksin...Üşüyen ellerini ısıtacak bir el arayacaksın....Kaldırımlarda gezerken düştüğünde seni kaldıracak bir adam bulamayacaksın....Kursuna dizdiğin düşlerimi arayacaksın perdesiz anılarında....Baharın koynunda karakışı yaşayacaksın.....Günden güne bir tomurcuk gibi kuruyacaksın...Ve ağlarken gözyaşlarını silecek bu adamı arayacaksın...Ama bulamayacaksın artık.... Firari sevdalarda adın unutulacak.Martılara anlattığım gözlerin bir bir kaybolacak...Gökyüzünde gülüşlerini çizdiğim yıldızlar sönecek....İntihar kokan çiçeklerin eriyecek avuçlarında....Öldürdüğün bu adamın vicdanı çıkacak sokak başında.....Ve günden güne solarken yeniden yeşermek için bir dal arayacaksın...Ama bulamayacaksın artık... Ben gözlerine ölmüşüm..Mezarıma adımı bile yazmadılar..Gelirde onu da silersin diye. ömer faruk sancaklı |
Ne kadar yaşasam sen, ne kadar ölsem sen! Ne kadar yaşasam sen, ne kadar ölsem sen! Ne kadar yaşasam sen, ne kadar ölsem sen! Bir gün seni düşünerek son nefesimi verdiğimde, bunu bir üstünde dolaşan bulutlar bir de ayağını bastığın toprak bilecek. Bir tek onlar anlayacak halimden, bir tek onlar bilecek kadri kıymetimi, bir tek onlar dostluk edecek bana uzun uykularımda... Hiç iyileşemeyecek kalp yaralarımla sarıldığım bembeyaz kefenim, benim acılarım için sargı bezi olurken, ağrılarıma merhem olacak toprağın ve nefessiz kalan bedenime can verecek gökyüzün hep birden şahitlik yapacaklar seni ne kadar çok sevdiğime. Gökyüzü kuşları dolaştıracak, toprak çiçekler bitirecek üzerimizde. Kuşların ve çiçeklerin şarkılarıyla hasretim dile gelecek nice ömürler boyunca. Eğer bir gün gzinirken güzel yüzünle sokaklarda, gelir de tatlı bir rüzgar, dünyanı en tatlı güzel gözlerine, dünyanın en tatlı yanaklarına bir öpücük kondurursa bil ki bendendir. Sana hasret gitmiş dudaklarımın hüzünlü özlem şarkılarına dayanamamış bulutların ve toprağın ricasına gelmiş bir rüzgardan en riyasız, en içten, en yanlız ve en ölümlü öpücüğüdür o. Dünyanın tüm aşıklarından neşet etmiş ne kadar öpücük varsa, işte o zaman derin bir ah ederler halime. Tüm aşıklar mezarlarından bir titreme sarsılır, tüm kavuşmuş sevenler mutluluklarına pişman olup, en içten dualarla yakarırlar rablerine. Tüm mutluluklarını bağışlamak isterler; senin o güzel dudaklarının bir öpüşüne. Ne çare ki, bedbaht ömrümün son sayfası da karalanmış, acıların alfabesiyle doldurulmuş ömür defterim mahşere kadar açılmamak üzere kapanmıştır. Lakin kapanmadan giden, sana bakmaya doyamadan giden gözlerim, mezarda da olsa hep seni gözler... İmkansızlığını bile bile bir meleğin elinden tutup gelip, son bir sözünü söylemeni beklemem ne kadar beyhude olsa da, bilsen ne büyük bir hasrettir ki, ölümlü bedenimi son uykusuna bir türlü bırakmaz. Nice geceler gördüm, nice sabahlar; lakin toprağın karanlık bağrında gecemi gündüzümü ayırt edemeden seni beklerken bir bakarsın, sen ellerinde boynu bükük iki çiçekle gelirsin. Adım sanım unutulsun diye ismimi bile yazdırmadığım mezar taşımı öpüp toprağımı okşar, bulutumu gözlersin. İki damla gözyaşı döküp beni ne kadar çok sevdiğini söylersin. Uzun uzun anlatırsın bana; mahçup ve kaçamak bakan gözlerimizle bakarak güç bela can verebildiğimiz üç beş kelimeyi konuşurken ne kadar mutlu olduğunu. Söylediğin her sözün sonunda bağıra bağıra seni seviyorum demek istediğini söylersin. Gelip nefessiz kalana kadar öpmek istediğini. Ve ben de seslenirim sana aşağıdan: Tıpkı benim gibi... Ah sevgilim. Gelip geçen ömre kurban edilmiş nice büyük bir sevgiydi bizimkisi. Zorlu dağların zirvelerinde binlerce kilometrelik beyazlığın ortasında açıveren kardelen gibiydi. Ya da milyonlarca kilometrekarelik bir çölün ortasındaki minik bir vaha. Ne karları eritebilirdik, ne de çölü yeşile çevirebilirdik. Olsun. Her şey için meteşekkirim sana, yaratıcının içime gizlediği şifreyi bulduran sevgine, hiç öpemediğim yüzünü, hiç tutamadığım ellerine. Seninle iki yabancı gibi geçen günlerin güzelliğine. Bil ki, şimdi üzerimde uçan bulutlar, altımda uzanmış toprak ve alfabemden sana sunduğum harfler yokluğunu aratmıyor bana. Çünkü neyim varsa, sensin. Neye baksam sensin, neye dokunsam sen. Ne kadar yaşasam sen, ne kadar ölsem sen. Sen kalbim. Sen yaşamım. Sen ölümüm. Sen dünya. Sen ben. Adem Özbay |
http://img2.blogcu.com/images/h/a/z/hazannuma/askini_helal_et.jpg ey sevdiğim aşkını helal et... boğazımda kalmasın şiirlerim hakkını helal et... Rüzgara borcum kalmasın... cümlelerimin arasında kaldığın için seni sözle anlatabildiğim için hakkını helal et... hiç dokunmadığım ellerini öpme hayalinde bulunduğum için bana hakkını hellal et... rüzgarı kıskandığım için,sadece saçlarını o okşadığından kıskançlığımdan rüzgar gibi olmayı düşlediğim için hakkını helal et... yanındakine kin beslediğim için beni affet... gözlerinin yeşilini en yeşil diye sevdiğim için oysaki hiç görmediğim o güzel gözlerine yeşili yakıştırdığım için bana hakkını helal et... dillerindeki şarkının öznesini kendımce ben yaptığım için yüreğine zorla ben düşürdüğüm için hakkını hellal et sana siyahları giydirdiğimden saçına da siyah gülü iliştirdiğim için hakkını hellal et... hüznü sana mesken tuttuğum için beni affet... seni görmeden sana aşık olduğum için aşkını bana helal et... |
http://img2.blogcu.com/images/p/a/p/papatyavekardelen/1219047811ll.jpg Yoklugunda ne atesleri hasretimle yaktim da, Bir seni yakamadim beni yaktigin gibi. cölde su, mah****a gün, oructa ekmek gibi bekledim seni. Sense araya korkular koydun, Yasaklar koydun, Bitmez tükenmez engeller koydun. simdi nerdesin diye sakin sorma. Sen cagirdin da ben gelmedim mi? Sen varken darilmazdim ciceksiz baharlara, Yagmurlu havalara, bu kasvetli aksamlara. Sen varken; Bakip iclenmezdim tren istasyonlarina, Otobüs duraklarina... Sen varken ayrilanlara aglamazdim... Yikilmazdim biten sevdalarin ardindan, Gidenlere küsmezdim, Kalanlara acimazdim... Sen varken böyle üsümezdim,titremezdim. Masumdum, cocuklar gibi. Böyle delirmezdim,küfretmezdim... Hele ölmeyi hic düsünmezdim. simdi soruyorum sana: Adi sevdaysa bu cehennemin, Sen yaktin da ben yanmadim mi? Biliyorsun; Bütün acilarina yesil isik yaktim olmadi. Bütün korkularina arka ciktim olmadi. Daglara merdiven dayadim olmadi. Haziranda kar oldum yagdim avuclarina olmadi. Sevdim olmadi,yandim olmadi,taptim olmadi. Artik benden pes! Bu askin biletini istedigin gibi kes! Nasilsa gidiyorsun. Biliyorum, git... Ama ardinda; Aglayan bir cift göz, Paramparca bir yürek, Ve yikilmis bir dag görmek istemiyosan; cek silahini,daya sirtima, Titrersem namerdim... Sen vurdun da ben ölmedim mi? |
Ya da bu kadar yandıkça Sevmemeliydim .. ''Şimdi sen yoksunları,sensiz naparımları,seni özlüyorumları cümlelerimden çıkardım.Bunları zaten birçok kez söylediğim için ezberledin ezberlettim artık .. bilmek yetmiyor Anlaman gerek beni ..! Söylenenler basit geliyor,dinlemek anlamsızlaşıyor,hatta sıkıcı buluyorsun sevgimi AMA seni sıkan sevgiM beni yakıyor!!! Dışarısı ayazmış,karmış hissetmiyorum. Sana uzaktan bakmak öyle acı ki Soğuk nedir unuttum durmadan ,sönmeden YaNıYoRuM.. Seni böyle sevmek ,çok ağır bir yük .Karşılığını alamayacağımı bildiğim halde neyime güvenip seni böyle çok sevdiğimi bilmiyorum. Bildiğim bir şey yok yavaş yavaş kayboluyorum... Artık senLe anLamlı olan gülüşlerim yok Ve yine senle kurduğum düşlerim de... Şimdi içine hapsolduğum gözyaşlarımLa gidiyorum,bitiyorum,öLüYoRuM...... |
Ben gözlerine ölmüşüm. Yağmalanmış bir şehir gibi sessizliğe bürünecek anıların...Karakışın koynunda kuruyacak baharın...İsminle başlayan tüm şiirlerim yanacak bir bir...Koynunda ihanetinin akrepleri kol gezecek...Ve sen uykularda kaçıncı rüyanı görürken ben toprakta çürürken yine sana ağlar olacağım.... Kanatları parçalanmış bir serce düşecek avuçlarına...Bensiz geçen günlerinde gözyaşların karışacak nehirlere....Gözyaşların bile fayda etmeyecek Cehennemin ateşine...Gece olup ıssızlığına büründüğünde beni arayacaksın....Tavan arasında sana gülümseyen yıldızları anlatan bu adamı arayacaksın...Duvarlara bakıp bakıp gözlerimi bulamayacaksın...Denizlerin dalga dalga acıyı taşıyacak sahillerine.... Ben senin uğruna canımı vermişken sen benim ismimi unutacaksın belki de....Sensiz yaşayamam derken bile bana inanmamıştın.Hangi yitik mevsimlerde acar artık baharların.....Hangi güneşte kurur ihanetinle dökülen gözyaşların.....Tüm şiirlerim yanacak ihanetinde...Beni düşünürken bir gece aklına düşecek sana yazdığım şiirlerin satırları.....Ağır gelecek yokluklumum.....Yıllanmış şaraplar kesmeyecek sarhoşluğunu.....Bir Maltepe paketi daha bitecek durgunluğunda....Arayacaksın beni sokak basında....Bulamayacaksın artık..... Sorgusuz sualsiz beni sırtımdan bıçaklığın anlar gözlerine düşecek perde perde....Güneşli sabahlarda ihanetin gölgelerinde üşüyeceksin...Üşüyen ellerini ısıtacak bir el arayacaksın....Kaldırımlarda gezerken düştüğünde seni kaldıracak bir adam bulamayacaksın....Kursuna dizdiğin düşlerimi arayacaksın perdesiz anılarında....Baharın koynunda karakışı yaşayacaksın.....Günden güne bir tomurcuk gibi kuruyacaksın...Ve ağlarken gözyaşlarını silecek bu adamı arayacaksın...Ama bulamayacaksın artık.... Firari sevdalarda adın unutulacak.Martılara anlattığım gözlerin bir bir kaybolacak...Gökyüzünde gülüşlerini çizdiğim yıldızlar sönecek....İntihar kokan çiçeklerin eriyecek avuçlarında....Öldürdüğün bu adamın vicdanı çıkacak sokak başında.....Ve günden güne solarken yeniden yeşermek için bir dal arayacaksın...Ama bulamayacaksın artık... Ben gözlerine ölmüşüm..Mezarıma adımı bile yazmadılar..Gelirde onu da silersin diye. ömer faruk sancaklı |
Yaşayan Ölü Bir ölü gelecek evine yarın Gözlerinde yarım kalmış arzular Dalıp hayaline hatıraların Duracak kapında sabaha kadar Duyunca kapının çalındığını Korkulu gözlerle dışarı bakma Bütün odaların yak ışığını Bir benim kaldığım odayı yakma. Siyahlar giyin de pencereye çık Aç kapıyı korkma yabancı değil Bir ölü ki yaşıyor, gözleri açık Ölüm seni sevmekten acı değil Aradı bu ölü hayatı sende Öldü artık, sevsen de sevmesen de Ümit Yaşar Oğuzcan |
SERSERİ YÜREĞİM dolaşıyorum şimdi elimde küflenmiş anılarımla serseri ve yorgun bedenimle kaldırımlarda yok olmuş benliğimle boştu tüm sokaklar ne geçen bir yolcu nede bir sokak kedisi vardı nede sesin vardı gölgen vardı bu yok olmuş şehirde yerini sessiz çığlıklar haykırışlar aldı istemiyorum artık savurup attım aşkı sevgiyi yok içimde ne duygu nede aşk ne sevgi pas tutu kalbim bıktı artık bu serseri tüm yaşamdan hayattan içimde kaldı yazdıklarım senle beraber mezarda kaldı üstünde şimdi topraklar var hayat bir oyundur oynamasını bilene alıntıdır |
Ölüm Ölüm uzatır sevdanın kollarını Gündüz demez, gece demez, Dur durak bilmez. Çevirir dört bir yanımı Okyanuslar içinde, minnacık bir ada gibiyim. İstemez yüzümün güldüğünü, İstemez yüreğimin sevdiğini, Bırakmaz yakamı, Ölüm,ölüm,ölüm...... Yaşamak kadar sana da yakınım Ölüm. Hoşlanırsın saçlarımı beyazlatmaktan. Hoşlanırsın gencecik yüzümü, Çizgilere boğmaktan, Hoşlanırsın zıpkın gibi yüreğime saplanmaktan. Avuçlarının içindeyim biliyorsun, Ölüm, ölüm, ölüm...... Yaşamak kadar sana da yakınım ölüm. Derelerde akar, çaylarda akar. Deniz dalgasını, hoyratça yutar. Üç beş günlük dünyam başıma çöker. Aklımdasın, yanımdasın, gölgem gibisin. Ölüm, ölüm, ölüm...... Yaşamak kadar sanada yakınım ÖLÜM! |
Ölmek dünyada unutulup gitmekmiş, Ölmek bir kefen giymekmiş, Ölmek o soğuk o korkunç ve o kara toprağa girmekmiş, Ölmek, taş olmakmış, toprak olmakmış.. Peki ölümle burun buruna yaşamak neymiş kim biliyor? Sevgisini aşkını yaşayamamaktır ölümle yaşamak, "Şu tarihte şunu yapalım" a sessiz kalmaktır ölümle yaşamak, Yarına plan yapamamaktır ölümle yaşamak.. ...ve bu masal sürer gider.. BT |
Nereler ölmüşüm ben..? Nerelerde gömülmüşüm..? |
Ölüm, senden sevenlere bir mola vermeni istiyorum.. Mola süresini onların sevgilerinin büyüklüğü belirlesin.. Böylece, ölümle yaşayan hasta insanlar da korkmadan, cesaretle severler.. |
Yavaş yavaş ölüyorum Hep yarım kaldım yarım yaşadım, Artık bu vebalden soyunmak istiyorum Hayatım hayatından vazgeçmiş, kırıldım.yavaş yavaş ölüyorum. Her gece düşman günler hain Gözyaşlarımın üstünde yürüyorum, Sende yoksun artık yanımda, Yoruldum yavaş yavaş ölüyorum. İçime sinmiyor nefes almak Bir çırpıda boğulmak istiyorum. Tıkandı hayat damarlarım Dagıldım yavaş yavaş ölüyorum. İki büklüm olmuş gençligim. Ne kadar yaşadım bilemiyorum, İçimdeki çocuk aç ve perişan, Utandım yavaş yavaş ölüyorum. Sanada hiç yüzüm olmadı Rabbim, Hatam büyük suçum çok biliyorum, Bu serseri mülteci ömrün elinden. Çürüdüm! ! ! ! yavaş yavaş ölüyorum. Mustafa Doğan |
İşte birgün daha başlıyor sensiz.. Bedenim çok yorgun ve çağresiz.. Konuşamıyorum artık.. Çok suskunum sensiz.. Ölecek miyim bugün.. Ardımda bırakıp herşey.. Yoksa kalacak mıyım ? Sonbahar yapraklarının arasında oturuyorum.. Onlar bile mutlu etmiyor beni sensiz.. Konuşamıyorum.. Gidecek miyim bugün.. Ölecek miyim? Ardımda bırakıp herşeyi.. Yoksa umutsuzluğumla baş başa kalacak mıyım ? Kalacak mıyım yine sensiz.. ? |
Ah Ölüm Yalancı dünyaya konup göçenler Ne söylerler ne bir haber verirler Üzerinde türlü otlar bitenler Ne söylerler ne bir haber verirler Kiminin başında biter ağaçlar Kiminin başında sararır otlar Kimi masum kimi güzel yiğitler Ne söylerler ne bir haber verirler Toprağa gark olmuş nazik tenleri Söylemeden kalmış tatlı dilleri Gelin duadan unutman bunları Ne söylerler ne bir haber verirler Yunus derki gör taktirin işleri Dökülmüştür kirpikleri kaşları Başları ucunda hece taşları Ne söylerler ne bir haber verirler Yunus Emre |
Ölüm Çaremidir Ayrılığa Ayrılık vakti geldiğinde Yollar ayrılık olduğunda bize Söyle zalim sevgili sevgime Ölüm çaremidir ayrılığa Güller kuruyup solduğunda Sen beni öldürüp unuttuğunda Sazım yetim kalıp bam teli koptuğunda Söyle ölüm çaremidir ayrılığa Ölüm ayrılık olsaydı sevdadan Mecnun dağlara düşermiydi aşkından Bana bu şiir nedir yazdıran Söyle çaremidir ölüm ayrılığa bu feryattan Yolumuz ayrılıksa ölüm çaremiz olurmu Mutluluğun ayrılık olacaksa bucan dururmu Ölüm çare olsun ayrılığa can fedadır mutluluğuna Son vakitte ayrılırken can bedenden ölüm çaremidir ayrılığa Yılmaz Öztürk |
AŞİKAR.. Bir nefes almak kadar yakın, ölüm Sessiz bir tükeniş zaman oluklarında, har Nice kavramlar ile, hayat kördüğüm Sebeplerin gizlediği izler, aşikâr Uzak tepelere yansıyan, gecenin koyu rengi Ufka yazılmış sanatlarla, beyni törpüleyen sorular Kim bozar akıp giden, bu ahengi Gözlerin görmediği eller, aşikâr Bir damla su, umut penceresi gibi, berrak Yaşlı gözlerin ardında saklanan, hatıralar Bir bebeğin gülümsemesi gibi, sırlaşık Bir çiğnem et parçasında hayat, aşikâr Bir beste gibi, yaşam, garip bir bekleyiş Ölümün uzandığı eller gibi çaresiz Gidersin ansızın bilinmedik, bir vakit Taşlara yazılan isimler, aşikâr özcan şimşek |
seninle karşılaşıp solduğum andı ölüm yüzüne baktığında tutuşup yandı ölüm çoğaldıkça çoğalan bir sevda ülkesinde ellerine dokundun; sana inandı ölüm o efsunlu, yağmurlu, hercai gözlerinden uçan kelebekleri mutluluk sandı ölüm akkor dudaklarından ağı düştü içime yollarında yürürken sanki insandı ölüm viran eylediğin gün yorgun hayallerini ayrılıkla, hüzünle, aşkla sınandı ölüm bir ömür vuslatını bekledi boynu bükük bilmem ki aşk uğrunda neden kınandı ölüm süründü yıllar yılı karanlık köşelerde benim gibi kıvrandı, kahra dayandı ölüm her akşam tufanında harap oldu güneşim gece baygın bir rüya, gündüz hülyandı ölüm sensizliğin en ağır fermanıydı içimde dudaklarımdan sızan bir damla kandı ölüm ölüm seni sevmektir bir celladın elinde bilmem hangi yürekte böyle sultandı ölüm (alıntı) |
Ölümün Yükselişi Ve Çöküşü Ne zaman bir yakını ölse birinin, Onu ilk-olum sanır kalır o. Ne zaman bir sevdiği ölse birinin, Onu en-ölüm alır kalır o. Ne zaman bir saydığı ölse birinin, Onu hep-ölüm bulur kalır o. Ne zaman bir-bildiği ölse birinin, Onu son ölüm sayar kalır o. Ne zaman bir umduğu ölse birinin, Onu yok-ölüm duyar kalır o. Ne zaman bir her şeyi ölse birinin, Kendini ölümlere yaşar kalır o. Ne zaman bir kendisi ölse birinin, Ölümlerde kendini yaşar kalır o. Özdemir Asaf |
bir şehir/ güzelliği fotoğraflarda kalmış/siyah beyaz ... Gün aşıran kadınlar sokağında hüzünbaz evler Cumbalarından mendil düşürüyor avare aşıkların ayak ucuna _____lale kokusunu yenilerde tanıdı kent biraz sarhoş taklidi biraz yalan dolan bir gün daha nasılsa geçer başın ölüme dönük ______ne çok istemiştim büyümeyi büyümek ölmekmiş anlatmadı hilebaz hayat... sallantısı ağaçların zevk-i sefadan devir aşk devri.. Aşka rastgelsin diye karşılaşmalar zaman kollanıyor şimdilerde.. Bahisler akreple yelkovanın bitmeyen yarışına.. ______kentin en yüksek yerine dikilmiş saat kulesi ki evine saat alacak kadar zamanı yok kimsenin... Adımlarım ağır aksak aşktan döndü yalnızlık çarpıldı yüz kere yüzüme ah yüzüm ne kadar sahte yüzüm neden yüzsüz _____ay ışığından aydınlık çalan sokak lambaları yirmi bir mumluk bir hayatı üflediler nefesime büyüyorum... köşe başlarını tutan meçhul dokunuşların eşliğinde eksiliyorum toplanmak isterken kaça bölünür bir insan bu kadar yokken.. ah ellerim neden titrek ellerim neden (el)sizsiniz tutun beni düşüyorum aşk gibi gelen aşka çarpmadan dönenlere... |
Hayat İle Arama Yokluğunu Bırakıp Gittin.. Bir Tek Adın Kaldı Dudaklarımda Bir De Gözlerimde Hatıraların... Tabutum Olacak Gözbebeklerinden Düşen Küflü Çığlıkların Kefenim Olacak Ömür Boyu Susmaların… Ve Bir Gün Sensiz Ölmenin Acısını Bırakacağım Satırlara.. Neden Diye Sorma.. Sadece Yoksun... Yokluğun İle Varlığın Arasında Sadece Ölüyorum; Ötesi Yok İnan. Varlığının Kepenklerini İndirip Sensizliğinde Yaşamaya Gidiyorum Yine. Ve Uyandığımda Değişen Hiçbir Şey Olmayacak.. Sen Hep Bana Uzak Ben Hep Sana Yasak… Hani Dik Duracaktık Kanlı Pusulara? Hani Aynı Yürekle Gülüp Aynı Gözlerde Ağlayacaktık Mutluluğa? Yağmurları Bana Emanet Edip Gittin Sadece… Şimdi Yalnızlığın İpi Geçti Boynuma. Yokluğunu Yükledi Sırtıma... Gittin Bir Tek Acıların Kaldı Senden Bana.. Oysa Ben Yemin Etmiştim Acıların İçin Sırtımı Semer Bileceğim Diye. Söz VermiştimSensiz Ölmeyeceğim Diye... Şimdi Sensizlik Duruyor Baş Ucumda.. Şimdi Ayazlar Yüreğimi Sorguluyor Ayrılığınla Yüzüme Vurduğun Kapımda.. söyle Ne Olur... Beni Unuttuğunu Söyle... Hiç Sevmediğini Haykır! Yeminlerinin Yalan Olduğunu Sevginin Sahte Olduğunu Vur Yüzüme... Yemin Olsun ki; Bir Damla Gözyaşı Düşmez Artık.. Çünkü Gittiğin Gün Ayak Uçlarında ""Sana"" Ölmüştüm Sevgili... |
Bir Ölüme Gülerim,Bir Gülüme Ölürüm Yokluğun kadar hissediyorum varlığını Beni hissettiğin kadar yoruluyorum seni sevmekten soğukluğun söndürdükçe yürek yangınımı, sözlerin şah çekmeden mat ettikçe beynimi, Çırpındıkça batarken umursamazlığının denizinde Sonunu görüyorum başlayamadığım sevdanın Bir çiçeğin tabiata seslenemediği gibi, haykırıyorum seni sevdiğimi Susarak... Hiçbir yere ulaştıkça daha bi seviyorum seni Toprağın altında tohum sana olan aşkım, çaresizliğimin gözyaşlarıyla suluyorum ama Bakışının, gülüşünün güneşi olmadan Açamıyorum sevgimi sana. Bir çığ altında kalıyorum,seni gördüğüm her rüyadan uyandıkça Aslında baktığım her yerde gördüğüm kadar uzaksın bana, kokladığım her çiçekte hissettiğim kadar daha da yalnızım şimdi, okuduğum her dua kadar savunmasız kalbim Dönüşü olmayan bir yolun son durağında indirdim, İçimde biriktirdiğim sevgi sözcüklerini Ruhumdan akan çürümüş bir isyan bulandırdıkça umutlarımın rengini, İntihar kokmaya başlıyordu bütün güller. Artık son sözlerini söylüyordu hayat, son kozlarını oynuyordu mutluluğa karşı.. Varsın olsun , Ben bir ölüme gülerim, bir gülüme ölürüm... (alıntıdır) |
ÇOK UZAKLARDAN SANA Gün gelecek tek kalacaksın... Birkaç mısra doldururken... Birden gözlerin dolacak amansız... Aynanın karşısındaki yüz utanacak senden. Işte o zaman, Hayata en büyük mücadeleni vereceksin. Her çırpınışta yavaş yavaş dibe doğru ineceksin. Göreceksin, Vicdanın yureğini saracak, inleyeceksin. Içtiğim her sigara, Duman duman haykıracak beni sana. Sana verdiğim kara gül mutlaka anlatacaktır beni sana Ve vakit geçtikçe gözlerin iflaz edecek. Birden bir huzur dolacak içine Süzülürcesine yükseldiğini hissedeceksin. Minik bir tebessüm gülü açacak yüzünde. Sevineceksin. Aniden gözünü açıp göreceksin Yanımdasın, cennettesin. Serdar TAŞKIRAN |
Ölüm Noktürnü seninle karşılaşıp solduğum andı ölüm yüzüne baktığında tutuşup yandı ölüm çoğaldıkça çoğalan bir sevda ülkesinde ellerine dokundun; sana inandı ölüm o efsunlu, yağmurlu, hercai gözlerinden uçan kelebekleri mutluluk sandı ölüm akkor dudaklarından ağı düştü içime yollarında yürürken sanki insandı ölüm viran eylediğin gün yorgun hayallerini ayrılıkla, hüzünle, aşkla sınandı ölüm bir ömür vuslatını bekledi boynu bükük bilmem ki aşk uğrunda neden kınandı ölüm süründü yıllar yılı karanlık köşelerde benim gibi kıvrandı, kahra dayandı ölüm her akşam tufanında harap oldu güneşim gece baygın bir rüya, gündüz hülyandı ölüm sensizliğin en ağır fermanıydı içimde dudaklarımdan sızan bir damla kandı ölüm ölüm seni sevmektir bir celladın elinde bilmem hangi yürekte böyle sultandı ölüm Nurullah Genç |
Benim Korkum Ölüm Değil Geçen gün senin yanında aklıma ölümüm geldi Sensizlik bir mızrak gibi saplandı kalbime O son anı hatırladım, o seni koyup gidişimi İlk defa bu kadar üzüldüm dünyaya geldiğime Ölüm! Kaçınılmaz sonuç, o soğuk kelime Bir gün ucuz bir ****** gibi koynuma girecek Yüzümde gezinecek pis ve iğrenç elleri Korkudan büyümüş gözlerimde hayaller can verecek Biliyorum, üzüleceksin, ama ölüm bir gerçek Bir yerde sevişmek gibi, bir yerde yaşamak gibi Ne hazin sıcaklığımızın bizi terketmesi Ve yüzümüze birbiri ardınca kapanan kapılar Er geç uzanır bir el, son kampanayı çalar Anlarız kaçınılmaz anın geldiğini Şehre bir bomba düşmüş gibi aynalar, camlar kırılır İnsan arar da bir türlü bulamaz güzelliğini Kimse benim kadar bilemez ölümün rezilliğini Seni koyup gitmenin hüznünü ben anlarım Çünkü ben sende buldum kendimi, sende sevdim Senin yanında seninle değerlendi zamanlarım Ne acı gün kadehlerin boş kalması, şarkıların yarım Mevsimlerin birbiri ardınca bir anda bitivermesi Ansızın toprakla dolması gözlerimizin Kanımıza o çirkin böceklerin girmesi Kimbilir ölüm bir çilenin sona ermesi Belki güzeldir, şu sefil dünyaya boş gözlerle bakmak Ne çare ki sen varsın, o dünyada sen varsın Benim korkum ölüm değil, seni yalnız bırakmak Ü.Y.Oğuzcan |
Seni dağladılar değil mi kalbim Her yanın içi su dolu kabarcık. Bulunmaz bu halden anlar bir ilim; Akıl yırtık çuval sökük dağarcık. Sensin gökten gelen oklara hedef; Oyası ateşle işlenen gergef. Çekme üç beş günlük dünyaya esef! Dayan kalbim üç beş nefes kadarcık! |
Cebimde Ölümüm Gülüm gülüm Bu kentin koynuna girdiğim günden beri Cebimde ölümüm Avuç avuç dağıtırım insanlara Bir türlü tükenmez ölümüm. Üzümleri aydınlatırım masal çarşılarını Yatağına sığmayan ırmakları Mağara içine gizlenmiş aşkları Yerler mühürlenince akşamları Kanlı sulara gömülürüm. Gülüm gülüm Benim ölümüm Çocukların kulaklarına küpedir Vitrin denizlerine zincirlenmiş çocukların. .alıntıdır. |
'Ölüm, her canın şüphesiz tadacağı bir olgu, kaçınılmaz son! Dünyanın silikleşerek, yok olduğu ve ebedi mekana geçişi sağlayan son durak!' Ntrn7 |
Herkesi korkutan ama sonunun aynı biteceği iş. Ne kadar geç olursa o kadar iyi olacağını bilirler. Oysa ölümde bile bir hayır vardır :) |
| Saat: 13:14 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık