MsXLabs
Sayfa 4 / 22

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Gitmek mi Kolay? Yoksa Kalmak mı? (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/3960-gitmek-mi-kolay-yoksa-kalmak-mi.html)

Misafir 26 Kasım 2006 21:59

Alıntı:

SUNNYQUEEN adlı kullanıcıdan alıntı (Mesaj 276276)
GİDEN GİTMİŞTİR,GİTTİĞİ GÜN BENDE BİTMİŞTİR...... ^o)^o)


BEN GİDENİ DEĞİL GİDEN BENİ KAYBETMİŞTİR...

bende bir cümle ile tamamlamak istedim..


Misafir 27 Kasım 2006 15:20

yalnızlık elimde değil,
değirmenin üzerinden rüzgar eksildi,
hüzündür getirisi;
benden de gidildi...
ne sen öyle gitmelere yakışırdın; elmişin gibi
ne ben böyle ağlamalara; gelmişin gibi
ne bu kahrın ellerime yattığı uykular kalır; sabah'a
ne bu öfkem; aldırmadığın bahara...
şimdi yüzünün mevsimlerinden güzdür
senin yüzünden güzler geçiyor;
benim yüzümden bütün hüzünler...
sararmış hayaller deryasında bir kaptan
kadar alışığım
aşığımın ayrılışına;
aşkımı aşıran ayışığına...
ki ben seninle uzun bir yolculuk hevesinde
bulmuştum kendimi
toplasan bir mutluluk etmezdi oysa yaşadığımız,
nerden baksan, iki insan kadar yakınlaşmıştık
başka türlüsü mümkün değildi,
yalnızlık elimde değil,
benden de gidildi...
dünyanın dörtte üçü sudan sebepler,
kalanı, gidenler ne kadar özler?
senin yüzünden bu güz de yalnız geçiyor
senin yüzünden bende baştan ayağa dolaşan keder
bütün bunları söylemek umurumda değildi
yalnızlık elimde değil
hacıyatmaz devrildi...
http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifLevent ÖZGÜR


nazlisu 27 Kasım 2006 18:16

Bırakma beni sevdiğim
Gidişine dayanamam
Hasret gözyaşlarımla
Kendimi avutamam
Dönerim dersin ama
Kadere inanmam
Bıraktığın anılarınla
Ben sensiz yaşayamam


Misafir 27 Kasım 2006 21:28

bak bugün yokum,sen kokan kaldırımlarda
gidiyorum siyah beyaz resimlerin uçuştugu
puslu caddeler ardında ki,köşe başlarına
bak!kaçıyorum yarına ugurladıgım vuslata
loş odamın duvarlarında,artık bakışların
suretin siliniyor yavaş yavaş gözlerimde
salıyorum kendimi,ugurluyorum sensizliğe
darıgınım bu yıl kendime,küsüyorum gençligime
cıvıl cıvıl şiirlerimin ayazlarındayım
satırları bir hoş artık mektuplarımın
köşeleri tutuşmuş yazdıgım sayfaların
gidiyorum artık,pusulasız yollardayım
bak!benim sokakların arnavult taşlı
boylu boyunca bütün kaldırımlarım yamalı
batsın güneş,bakmam ardıma yüklerim sevdayı
sen aldırma,gözlerim ağlamaya çok önce alıştı
http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifFerhat BİÇER


Misafir 27 Kasım 2006 21:45

Yarım Kaldım...

Gitmek mi zor? Yoksa kalmak mı?
Güle güle diyebilmek mi? Yoksa hoşça kal demek mi?
Kolay Olan?
Ardında bıraktığın sahile sen vuracaksan;
Baharlar senin renginde çiçekler açacaksa;
Olmadığın halde kumlara ilan-ı aşk yazılacaksa;
Bırakmak mı kolay bırakılmak mı?
Sen gittin ya; yarım kaldım…
Sözlerim yarım, okuduklarım yarım,
Gördüklerim bakışlarımın yarısı…
Adımlarım yarım, yüreğimin atışı yarım,
Cümlelerimin öznesi yok; yarım..
Ortadan ikiye bölünmüş sevgi sözcükleri gibi,
Suların kesik akması gibi,
Yarım gibi, yarım…
Söyleyebildiklerimin Yazabildiklerimin Yarısı Olduğu Gibi…
Sen gittin ya, yaşadıklarımın yarısını da götürdün…
Merhaba diyebilmek mi zor?
Hadi eyvallah diyebilmek mi yoksa kolay olan?
Beraberken yaptıklarımızın yarısını yapabiliyorsam,
Şekerin kalmamışsa şekeri ve tuzunda tuzu..
Yani hayat tadını buruklaştırmışsa..
Hüzünlü bakıyorsa aydınlık, gece gibi..
Eksik değil mi bir yanımız?
Kolay olan..
Arkana dönüp el sallayabilmek mi?
Yoksa yüreğimin yarısını götürdüğünü bildiğin halde,
Zoraki gülümseyebilmek mi?
Sen gittin ya, yarım, yarım kaldı!..
İçimde dört nala koşan ayrılık,
Sende kalan parçamı mı arıyor?
Ellerini mi? Gözlerini mi? Sözlerini mi?
Her yerim sende kaldı,
Her yerin bende...
Daha ne arıyor ki bahane,
Yarım sende, yarın bende kalmışken?..
Beraberken bütünleşeceksek…
Ardından el sallayabilmek mi kolay?..
Yüreğimi götürdüğünü bildiğin halde..
Gidebilmek mi?


nazlisu 28 Kasım 2006 11:44

dönüşü olmayan yolculuk
gidiyor işte bugün,
yüzünün en tatlı tebessümlerinide götürüyor,
yeni bir hayata gidiyor
ve bensiz gidiyor
ağlayabilseydim eğer bugün,belki gitmezdi
ama o entatlı diliyle gidiyor
ve ben ağlayamıyorum.
saçlarım ağardığı zaman
dönecek belki ama ben o zaman
benliğimden çıkmış olacağım
sensizliği ise
gözyaşlarımla boğacağım...........
ne olursun gitme


Pollyanna 28 Kasım 2006 13:24

Feryat !..
Feryat !..
Feryat !..
Birde sitem var

Bırak artık ne olur

bırak gidem Yar

Bu dünya sana geniş

banaysa çok dar

Şikayet dilekçesi

şu gözyaşlarım.


Misafir 28 Kasım 2006 20:22

Gitmek...
Kaçıp Gitmek bitirir mi herşeyi
Oysa kaçarken yakalmak
Sevmeyi Düşünmezken Sevmek yokmu
Beklersin bir şeyin gerçekleşmesini
Ummadığın Anda gerçekleşmez mi
Kaçmak kaçıp gitmek...
Gerçekten bir kaçışmıdır...
http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifAdar KAYA


Misafir 28 Kasım 2006 20:27

Gitmek mi zor kalmak mı?



Herşey yoluna girmeye başlayor mu nedir bilmem ama Ayışığı'nın benim için uğurlu geldiği kesin. Böyle devam etse hiç bozulmasa ne olur şansım.

Buralardan gitmek acaba bana iyi mi gelecek? Beni neler bekliyor acaba? Bakalım bunu zaman gösterecek.

İş kesinleşti ya korkuyorum işte. Bunca yıldır yaşadığım, alıştığım, sevdiğim bir çevreden uzaklaşmak. İlk başta ürkütücü geliyordu, ama şimdi biraz cesaretlendim sanki. Ama başka çarem de yok zaten. Gitmeliyim, bunu biliyorum sadece. Uzaklaşmalıyım buradan ve anılardan.

Bir umuttu yalnızlık birşeyleri paylaşamamaktı belki, gözler dalıp giderken, yaralı bir serçeye ağlayan bir buluttu belkide, belki belkilerle dolu bir hayattı bu...


Misafir 29 Kasım 2006 18:34

Gelen gider
Gelen gittiği zaman
Geriye kalandır sevda
Daha bir seversin
Ama
Bir daha sevemezsin
Alışırsın yüreğindeki
Bu ılık, bu hoş sıcağa...
Geriye kalandır sevda.
http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifÜlkenur KAYNAR


the_pretty 29 Kasım 2006 19:02

Gitme Kal Yalnız(lığ) ım..

Kaderim
Yalnızlığım

Kimi zaman huzur veren
Kimi zaman elem..
Ve onun koynunda ben
/.
Gurbetteki hazin yanım
Sılada diğer yarım
Al kendimden beni
Götür bir yerlere
Ama..
Sen kal, yazıldığın yerde
Gelme! ..
/.
Efkarı atınca terke
İşte O an, bulursun beni kendinde
Gelirim yine
Tüm Yüreğimle
Işık vermeyen ufukları da
Çekerim karanlık kuyulara
Zindanın koynunda
Bulursun beni..
/.
Hangi gözyaşı mürekkep
..yazdı seni kaderime
Ve, hangi beddua
Musaallat etti başıma seni
/./.
Sana öyle alıştım ki...
Nasıl birşey(di) sahi,
Unuttum sensizliği
/.
Gitme kal şimdi
Yılanım ol
yalnız gecelerime
düştüğüm kuyularda sarıldığım...
Ve..
Öyle akıt ki zehirini,
tükensin...bitsin...
Kalmasın kimselere

Kıskanmasın
..
Benimle olduğunu
Söyleme sevgiliye..



Misafir 30 Kasım 2006 01:43

Gittim;
Gidilebilecek neresi varsa
Ve avuçlarım kanayana;
Parmaklarım kısalana kadar
Gittim!
Yüzümdeki son çizgi,
Ömrüme atılan son çentik
Ağlayana kadar;
Ve kördüğüm dünyanın sırtında
Koca bir kamburken
Ömrüm;
Hiç dönmedim arkama
Misafir olmadım hiç
Ve gittim.
Gidilebilecek neresi varsa...
http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifSeyithan


Misafir 2 Aralık 2006 11:57

Gitsem OLurmu...??
Belki en büyük savaslari kendi icimde yasiyorum, Arzularim korkularim ile carpisiyor; özlemlerim kuskularim ile vurusuyor; Hayallerim aci tecrübelerimin bana kurdugu pusulara düsüyor ve Mutluluga dogru coskulu bir kosu tutturma istegi en olmadik anda kacip gidecek huzurun ihanetinden endiseleniyor... özgürlüge kendimi bir bosluga birakir gibi birakma dürtüsü, benim özgürlügümün bir baskasinin esaretine yol acacaginin tedirginligi ile kusatilmis iken „ben özgür olabilir miyim..?“ sorusu büyüyor icimde...
Gecmise olan borcum, gelecegi yaratma gücümü zayiflatiyor... Aliskanliklarim heyecanlarim ile bogusuyor... Kendi kendim ile savasip, cevaplarini bilmedigim sorular ile allak bullak oluyorum...

Benim isteklerim baskasina aci verecek ise, isteklerimden vaz’mi gecmeliyim...?
Vazgecmenin bana cektirecegi aci, sevdigim birinin cekecegi aci’dan daha’mi az yaralar beni...?
Sevdiklerime olan borcum nedir, peki kendime olan borcum...?
Bu hayati nasil yasamaliyim...?
Huzuru'mu aramaliyim heyecani’mi...?
Gelecekte yaptiklarimdan'mi pisman olacagim, yoksa yapmadiklarim'danmi, yarinlar’da hangi soru takilir aklima...?
Mutlulugumun yolu bir baskasinin mutsuzlugundan geciyorsa, degistirmeli miyizm yolumu...?
Isteklerimi, coskularimi, özlemlerimi evcillestirmeli miyim, kendi kendimin avcisi olup kafeslere’mi kapatmaliyim ruhumu...?

Insan en büyük savasi kendi icinde veriyor... Bilinmeyenin bende yarattigi o cildirtici merakin pesinden’mi kosmaliyim, yoksa bilinmeyenden sakli olana duydugum korku ile geri’mi durmaliyim... Birbiri ile celisen duygularim’la hirpalaniyorum, kimsenin görmedigi bir savas alani gibi icim, kendi ölülerim ile doluyor, duygularimdan hangisi galip gelirse gelsin, patlayan duygularim ile birilerinin vurulacagini biliyorum artik...
Ne yapmaliyim, bu hayati nasil yasamaliyim...?
Kendim'den baska bir dostumun, kendim'den baska bir ordumun olmadigi bir savasta bölünen ruhumun hangi tarafinin zaferi icin ugrasmaliyim...?
Hangi tarafi tutarsam tutayim neticede yine de bir tarafima ihanet etmis olmayacak miyim, ihanetsiz yaratilamayacak bir gelecegin yükünü tasiyabilecek kadar güclü müyüz hey Sevgili...?

Kacsam; gidecek yerim yok, kendi kendime tutsagim... Savassam; vuracagim baskalari ile birlikte yine kendim olacagim... Ayaklanmis duygularimin birbiri ile vurustugu bir savas yasiyorum....
Gecmisten gelecege ancak savas ile gecebiliyor ruhumuz, gecmisi olanin gelecegi savassiz yaratilmiyor...

Hem mutlu hem huzurlu, hem coskulu hem korkusuz, hem arzulu hem kuskusuz olamazmiyim, gelecegi baskalarinin hayatlarina dokunmadan, onlarda acinacak yaralarla yaralanmadan yaratamaz'miyim...?
Nedir bu savasin ardindaki sir, hangi büyü beni benim ile vurusturuyor, hangi korkunc KADER gecmisimi gelecegim ile carpistiriyor...?
Huzur; bütün duygularimi baris icinde tutmaksa eger, hic’mi huzurlu olamiyacagim, bir huzursuz’lugami mahkumum ben...?
En korkunc savasi kendi icim'de yasar iken, ne yapmaliyim...?
Kim akil verebilir bana; Kim bana yol gösterebilir...?
Savasa savasa, her savasta bir parcami öldürerek’mi yürüyecegim hayatin icinde...?
Her mutluluk bir acidan’mi süzülecek...?

Pusular ile, ihanetler ile, saldirilar ile, geri cekilmeler ile, mütarekeler ile, kacislar ile, esaretler ile dolu bir savasi yalniz ve tek basima yasiyorum, kim galip gelirse gelsin bir tarafim hep yenilecek daima… Yenilmeden galip gelinmiyor...
Her zafer bir yenilginin izini birakiyor icimizin derinliklerinde... Zaferlerimiz kadar da yenilgilerimiz oluyor... Kendi kendimiz ile savasarak yürüyoruz...
Ve savas, biz bittigimizde bitiyor ancak…..


AY_ISIGI 2 Aralık 2006 12:45

Bak Ben Gidiyorum


Bak ben gidiyorum.
Yalnızlığımı, gecenin zifiri karanlığında öldürüyorum.
Kimsesiz bir çocuğun, yalnızlığında bitiyorum.
Bir annenin evlat yarasında ölüyorum.

Bak ben gidiyorum.
Seni Diyarbakır’ın sessiz sokaklarında arıyorum.
Bir yalnızlık türküsü söylüyorum,
Bir karanfil besliyorum.

Bak ben gidiyorum.
Ölümün sessizliğine doğru, ilk adımı atıyorum.
Artık konuşmayacak kalbime, bir hançer saplıyorum.

Bak ben gidiyorum.
Seni yalnızlığıma terk ediyorum.
Seni seviyorum ama artık söyleyemiyorum.
Ani bir kalp krizi geçiriyorum.
Oracıkta bir annenin ölümünde ölüyorum.
Bir evladın annesine olan sevgisinde, büyümeye gidiyorum.


Misafir 4 Aralık 2006 17:18

Kendince anlatırmısın hayatı bana
Kendi yaşamını sorgularmısın?
Yorumsuzmu bırakırsın yaşamı?
Konuşmadan sadece bakarak

Ne umdunki hayattan
Kazancın ne oldu?
Artılarını,eksilerini tarta bildinmi?
Hayallerinin peşinden koşa bildinmi sen hiç?

Gerçekten yaşadınmı?
Yoksa sende digerleri gibi
Uzaktanmı seyrettin yaşamı?
Hadi kendince kendine göre anlat

Sen hiç unutmak istedinmi?
Unuta bildinmi?
Hadi dök içini
Bütün çıglıklarını dışa vur

Şimdi sıra sende...

Anlat olumlu,olumsuz yaşamı,hayatı

Hadi seni sana bırakıyorum....
http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifKardelen


Misafir 5 Aralık 2006 11:51

Gitmek Daha Kolay Tabiiki.
Herşeyi Arkanızda Bırakıp, Düşünmeden Çekip Gitmek.

Ama Önemli Olanda Zoru Başarmak Değilmidir...
Zor Olan Herzaman Değerlidir.
O Yüzden Gidecekseniz, Gitmeden Bir Kez Daha Düşünün
"Zoru Başarabilirmiyim Kalabilirmiyim...?" Diye...!


Şimdi git


Şimdi git..
Say ki, seninle içinden sevda geçen
bir türkü söylemedik..
Say ki, gece mektuplarını, en güzel aşk şiirlerini
beraber ezberlemedik..
Say ki, sevda trenini kaçırdığım durakta
bir süre beraber beklemedik..
Sen git..
Ben gelemem bu yürekle..
Ya da kal..
Eylül yağmurlarını bekle..

Seni yağmurdan sonra seveceğim..
Saçlarıma ak düşmemiş halimle..
Sen yaşlardayken..
Onsekizimde, yirmimde..
Seni yağmurdan sonra seveceğim..
Kaldırımların ıslak ve temiz haliyle..
Yaşlı yüzüm delikanlı yüreğimle..
Seni yağmurdan sonra seveceğim..
Aşksız geçen onca yılı yakacağım..
Sevda alevinde kendi ellerimle...

Şimdi git..
Say ki, seninle sahildeki çardakta
hiç dondurma yemedik..
Say ki, oturup konuştuğun
yaşlı ve yabancı bir adamdı..
Ve sevdadan hiç söz etmedik..
Say ki, hiç gülmedik..
Aynı şeyleri sevmedik..
Ve yağmurdan sonra beraber yürümedik..
Seni yağmurdan sonra seveceğim..
Kimse bilmeyecek, herkesten gizleyeceğim..
Yağmurdan sonraki toprak kokusu olacak havada..
Seninle gökkuşağının altından geçeceğim..
Seni yağmurdan sonra seveceğim..
Ve seni sevdiğimi kimseye söylemeyeceğim..
Belki bu dünya gözüyle gördüğüm son yağmur olacak..
Islak kaldırımlarda sırılsıklam yürüyeceğim..
Ben seni yağmurdan sonra seveceğim..
Ve bir gün ölürsem siyah gözlerinde öleceğim.....



Mystic@L 5 Aralık 2006 20:13

Gittin İçimde Kaldı Ayrılık

Gittin
Ayrılırken buz tutmuş bıyıktı gözlerin
Kaçamak ellerimiz komutsuz sallandı
Dudaklarımızda sıradan sözcükler
Vedalaşmayı bile beceremedik
Son bir bakış kaldı arkanda
Kalabalığa karışan
Her şey düzmece bir dinginliğe gömüldü
Gittin.

İçimde
Yığınlarca kitap kaldı uçuşan
Sözcükler beynimin köşelerinden
Çıkıp korkuttular gecelerimi
Peşimden geldi gölgeler
Aynalara bakamaz oldum
Hiçbir oyun avutmadı beni
Yaşamıma sığmayan bir şey kaldı
İçimde.

Kaldı
Yeni bir kent işkenceye hazır
Ödeşemedim gittiğin mevsimlerle
Belleğimi silkeleyip anılardan
Tik tak çaldın uzun zaman
Alışamadım yarımlığa
Düşlerimde intihar tutkuları
Sırtımda hançerinin oyduğu boşluk
Kaldı.

Ayrılık
Çoğalarak giriyor günlerime
Senden başka kim bilebilir
Geçmişin dökümünü yaptığımı
Ağır ağır pulsara dönüşürken güneşler
Sonbahar hüznüne benziyor pencerede
Artık konuk beklemeyen gözlerim
Sayfalar da bitti ışık da her yanı kapladı
Ayrılık.

A.Kadir Bilgin


Misafir 7 Aralık 2006 04:13

Yerle yeksan, ıslak saçlı, kem gözlü,
Kavim göçlerinden bu yana ağlayan
Ve durmadan
Cep kanyağı yakıcılığında ezgiler
Çalan, çaldıran, yakalatan
Adı bende gizli bir kadındı İstanbul

Şehre bir yağmur yağdı
Ben ağladım

Sevilirken ayrılmak mı kaldı Bizanstan
Yalan dolan yoktu gözlerde sadece ses
Verilen sözler birdi edilen yeminler sıfır
Eşyalar alındı fotoğraflar söküldü
yerlerinden
Bir aşkın izlerini yok edecek yeni bir aşk
sipariş edildi yeniden

Bir şehre yağmur yağdı
Ben ağladım

Kim daha çok yalan söndürdü çay
bardaklarında
Hangisi talandı demli öpücüklerin
Ve buğularda yitirilen kimin adıydı
Bir aşktan diğerine kaç saate gidiliyordu
Soyulur muydu kabuğu hayatın
Yoksa bütün vitamini kabuğunda mıydı?

Yağmur şehre bir yağdı
Ben ağladım

Ben ençok seni götürdüm giderken
Aklımın nakliyesiydi asıl yoran taşıyıcıları
Yardan düşmüştüm yaralarım yardan armağandı
Ben sevmeyi beceremedim belki de sevilmeyi
Benim sevmeye engel evcil acılarım vardı

Ben yağmur ağladım bir şehre yağdı
Ben şehre ağladım bir yağmur yağdı
Ben bir ağladım şehre yağmur yağdı

Ben...
Yağmur...
Ağladım...
http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifYılmaz ERDOĞAN


gizem_mechul 8 Aralık 2006 10:59

Necdet Çobanlı

ALLAHAISMARLADIK



Lütfen sabahları uyandığınızda,
Beni de var sayın aranızda,

Böylece kolaylaşır herşey birden,
Bakarsınız çıkar gelirim aniden.

Güzel olan herşey çabuk biter,
Sanki onlar "Vazodaki çiçekler",

Dostlar ve de mutlu günler,
Benimle her an beraberler.

Haykıracak nefesim kalmasa bile,
Ellerim uzanır olduğunuz yerlere,

Gözlerim görmese de sizi bulurum yine,
Kalbim durmuşsa da çarpar sizlerle


Misafir 8 Aralık 2006 14:28

bir şehrin siyah saçlarını örüyorum
beyoğlu kalabalık bir karanlıkta
gözlerimde perdesiz bir gece var
çiçekler son karanfillerini saklamış gözyaşlarımın tuzundan
belli ki aşkın kimyası ağır
belli ki çapraz aşkın yolları dar
yani
yorgun gözlerimin yeşili
yani
besmeleler dudaklarımda yorgun
benden gizli bir tebessüm içinde hayat
yalnızlığım yorgun
kalbim kançanağı sağanaklarında özleminin

seni seviyorum diyorum kendi kendime
seni seviyorum
seni seviyorum
çık gel
kendini al gel bana
her nerdeysen ve ne haldeysen çık gel
sensizliğin acısını başkalarından saklamaktan yoruldum
istemediğim halde gülümsemenin bende yarattığı ihanetten
istemediğim anlarda denizi seyretmekten
istemediğim içkileri içmekten
bana ait olmayan sarhoşlukları yaşamaktan
ve sensiz bir sabaha uyanmaktan yoruldum
çık gel
çık gel ki ellerim ısınsın
çık gel ki başkalarına verdiğim cevaplar güçlensin
çık gel
çık gel ki azrail utansın
çık gel

sensizliğin şehrinde ateşe veriyorum saçlarımın beyazını
sabrımın rengi siyah sanırdım oysa
sanki yüreğim avucumda
sanki her sabah pişmanlığını anlatan
bir mektup atılacak kapımın altından
sanki senin için verdiğim kavgalardan insanlar utanacak
sanki yanılmamışlığımın gecesi sabah olacak
sanki seni sevmemin sonucu
sensizlik olmayacak
çık gel
çık gel akşamlarımın akşam sefası rengince
çık gel aşka inanmayanların yüzünü kızartırcasına
çık gel
bir daha gitmeyecekmişcesine
http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifNaşide GÖKTÜRK


Pollyanna 9 Aralık 2006 00:12

Yüreğime kör düğüm olan sen
Senden kurtulmak, hür olmak istiyorum
Beni sana tutsak eden
Bu zalim ve acımasız sevgini
Bir daha hiç yaşamamak için
Silmek istiyorum.
Ama...
Bir türlü kurtulamıyorum
Senle geçen günlerimi unutamıyorum.
Hani diyorum
Sevgini çıkarıp atabilsem...
Lakin kökler salmışsın
Sevgin gibi
Hasretliğinin de yeri büyük
Her gece yatarken
Sabaha onsuz yaşam diyorum
Her sabah olduğunda
Gülüşünü koynumda buluyorum.
Neden tanrım?
Onu unutma çabalarım boşa
Unutamıyormuyum?
Yoksa...
Unutmak mı istemiyorum?


Misafir 12 Aralık 2006 01:48

Sen gidiyorsun ya işine yetişmek için
Saçlarını, gözlerini, ellerini
Neyin varsa toplayıp gidiyorsun ya
Her seferinde bir şey unutuyorsun sıcak
Termometrede yükselen çizgi çizgi
Kim bilir nerelerde soğuyorsun
Senin gözbebeklerin var ya kadın kadın gülen
İnsan insan bakan gözbebeklerin
Beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta
Beni yıksa yıksa gözlerin yerle bir eder
Ne gelirse onlardan gelir bana
Çalışma gücü yaşama direnci
Mutluluk gibi kazanılması zor
Mutluluk gibi yitirilmesi kolay
Bir açarsın ki mutluyum
Bir kaparsın her şey elimden gitmiş.
http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifRıfat ILGAZ


Misafir 12 Aralık 2006 19:22

Gittin…
Ben, arkandan sadece baktım.
Oysa; söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki…
“Gidersen iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini.
Gidersen sönecek içimdeki ateş
ve bir daha hiç kimse yakamayacak.
Gidersen karanlığa mahkum edeceksin günlerimi
O karanlıkta yolumu kaybedeceğim” diyecektim sana.
Konuşamadım…

Gittin…
Gidişini görmemek için gözlerimi kapattım
Öylesine acıdıki içim, tutup koparsalardı kolumu
bacağımı bu kadar acı duymazdım.
Acım yaş olup akmalıydı gözlerimden.
Ağlayamadım…

Gittin…
Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa
Tutkum seninle olmaktı, tutkum teninde erimek,
tutkum hayatı seninle sadece paylaşmaktı.
Anlatamadım…

Gittin…
Gidişini önlemek için tutmak vardı ellerinden
Ellerim değil miydi her dokunuşumda seni ürperten?
Ürperdin yine biliyorum.
Bir kez dokunsam, bir kez tutsam ellerini
Gitmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu.
Tutamadım.

Gittin…
Bir yıkım gibiydi gidişin
Sen adım adım uzaklaşırken benden
Çöküp kaldı bedenim olduğu yere
Nice terk edişlere dayanan yürek bu kez yenilmişti
Bu kadar zayıf değildim ben kalkmalıydım.
Kalkamadım…

Gittin…
Oysa geldiğin gün gideceğini biliyordum
Hazırdım gidişine,
Kaçak zamanları yaşıyorduk
Zaman bitecek ve sen gidecektin
Bense, gidişinin ertesi günü
Hayatıma kaldığım yerden yeniden başlayacaktım.
Başlayamadım…

Gittin…
Bir şey söyledin mi giderken?
“Kal” dememi istedin mi?
Son bir kez “seni seviyorum” dedin mi?
“Bekle beni döneceğim” diye umut verdin mi?
Beynim öylesine uğulduyorduki.
Duyamadım…

Gittin…
Nereye gittiğin önemli değildi
Binlerce kilometre uzakta da olsan,
iki metre ötemde de farketmiyordu.
Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu.
Kurtulmalıydım senden,
bu yokluk duygusundan kurtulmalıydım.
Kurtulamadım…

Gittin…
Unutulanların arasına katılmalıydım
Anıları bir sandığa koyup
hayatı bir yerinden yakalamalıydım.
Bu aşk noktalanmalıydı, bu sevdadan vazgeçmeliydim.
Yapamadım…

Gittin…
Bir okyanusun ortasında
tek küreği kaybolmuş sandalda
Dev dalgalarla boğuşan bir denizciyim şimdi.
Bil ki; sevmekten vazgeçmedim seni,
Bil ki; seninle birlikte sevdanı da taşıyacağım yüreğimde,
Bil ki; seni Unutamadım…

http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifMehmet COŞKUNDENİZ


Mystic@L 14 Aralık 2006 16:16

Gece yarısı ayazlar üç-beş devriyesini atmakta yine. Sensiz geçen bir günü yine sensiz gecelere kendi ellerimle gömüyorum. Sen yokken anlamı yok baharların artık. Anlamı yok çekilen onca acıların. Anlamı yok sensizliğin.. Sen yoksun sadece.. Sadece yok..Yoksa gitmiştin benden... Gelişin baharları müjdelemişken, gidişin bu kadar sessiz olmamalıydı. Bu kadar ölümüne sevmişken, bir gülüşün canımdan vazgeçmişken, gidişin bu kadar suskun olmamalıydı. Yoksun sadece yok…Bu kadar basit olmamalıydı ölmelerim, bu kadar çabuk bu kadar erken solmamalıydı çiceklerim. Artık ne sesin yankılıyor sokaklarımda, ne de varlığın geziniyor damarlarımda.. Sadece yokluğun kanıyor dudaklarımın ucunda.. Sadece suskunluğum can veriyor ayak uçlarında. Sadece ölüyorum yokluğunda.. Sadece ölüyorum, ötesi yok inan…


Misafir 14 Aralık 2006 22:58

Gitmek
Gelmek gibi gitmesinide bilmeli
Düsmek gibi kalkmasınıda bilmeli
Sevmek gibi unutmasınıda bilmeli
Düslerken gerceklerle irkilmesini
Bilmeli insan
Çünkü
Hala
Dünya
Dönüyo
Sen hayal etsende
Askı


Misafir 15 Aralık 2006 02:50

O gece sen gidiyordun
Yıldızlar bir bir düşüyordu
Günlerden bir yaz gecesi
Ama kalbim üşüyordu

O gece sen gidiyordun
Bir aşk daha bitiyordu
Buz gibiydi ellerin
Ayakların titriyordu

O gece sen gidiyordun
İçimde dağlar yıkılıyordu
Sanki bütün mermiler
Üzerime sıkılıyordu

O gece sen gidiyordun
Yollar sana küsüyordu
Yüreğimde bir ihtilal
Dudaklarım susuyordu

O gece sen gidiyordun
Oysa gölgen duruyordu
Kimsesizdim pencereme
Binlerce sen vuruyordu

O gece sen gidiyordun
Yeni bir son başlıyordu
Gururum direnişte
Duygularım çıldırıyordu

O gece sen gidiyordun
Bütün denizlerim yanıyordu
Böyle bir ayrılığa
Ölü kuşlar ağlıyordu

O gece sen gidiyordun
Ama kimse bilmiyordu
Olacak şey miydi bu
Dünya hala dönüyordu
Hayat devam ediyordu
!
http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gif
Ahmet Selçuk İlkan


Misafir 15 Aralık 2006 10:04

Öylece Gittin
https://www.msxlabs.org/forum/031_dosyalar/gitme.JPG

Gittin...
Ben arkandan sadece baktım.
Oysa söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki...
’’gidersen, iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini.
Gidersen, sönecek içimdeki ateş ve bir daha hiç kimse yakamayacak.
Gidersen, karanlığa mahkum edeceksin günlerimi.
O karanlıkta yolumu kaybedeceğim...’’ diyecektim sana.
Konuşamadım...

Gittin...
gidişini görmemek için gözlerimi kapattım.
Öğlesine acıdı ki içim, tutup koparsalardı kolumu,
bacağımı bu kadar acı duymazdım.
Acım yaş olup akmalıydı gözümden.
Ağlayamadım...

Gittin...
gidişini önlemek için tutmalıydım ellerinden.
Ellerim değilmiydi her dokunuşunda seni ürperten?!
ürperirdin yine biliyorum.
Bir kez dokunsam, bir kes tutsam ellerini,
gitmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu.
Tutamadım...

Gittin...
bir yıkım gibiydi gidişin.
Sen adım, adım uzaklaşırken benden çöküp kaldı bedenim olduğu yerde.
Nice terk edişlere dayanan bu yürek bu kes yenilmişti.
Bu kadar zayıf değildim ben, kalkmalıydım.
Kalkamadım...

Gittin...
oysa ben geldiğin gün gideceğini biliyordum.
Hazırdım gidişine.
Kaçak zamanları yaşıyorduk.
Zaman bitecek ve sen gidecektin.
Bense gidişinin ertesi günü hayatıma kaldığım yerden devam edecektim.
Edemedim...
Başlayamadım...

Gittin...
bir şey söyledin mi giderken?
‘KAL’ dememi istedin mi?
Son bir kez ‘ SENİ SEVİYORUM ’ dedin mi?
‘BEKLE BENİ DÖNECEĞİM’ dedin mi?
Beynim öylesine uğulduyordu ki...
Duyamadım...

Gittin...
Nereye gittiğin önemli değildi.
Binlerce kilometre uzaklarda dahi olsan,
iki metre ötemde de fark etmiyordu.
Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu.
Kurtulmalıydım senden,
bu yokluğun duygusundan kurtulmalıydım.
Kurtulamadım...

Gittin...
unutulanların arasına katılmalıydın.
Anıları bir sandığa koyup hayatı
bir yerinden yakalamalıydım.
Bu aşk noktalanmalıydı,
bu sevdadan vazgeçmeliydim.
Yapamadım...

Gittin...
bir okyanusun ortasında,
tek küreği kaybolmuş
sandalda dev dalgalarla boğuşan bir denizciyim artık.
Bil ki; Sevmekten vazgeçmedim seni,
bil ki seninle birlikte sevdanıda taşıyacağım yüreğimde.
Bil ki seni...
unutamadım...


Yazan: Oğulcan Yılmaz


lonely_angel 15 Aralık 2006 10:22

gitmek bence zor seviyorsan ama sevmıyorsan kalmak için bır nedenın yok


Misafir 16 Aralık 2006 08:58

GİTMEK İSTİYORSAN
....GİTMEK İSTİYORSAN....
Elbet bir gÜn gelecek sende beni anlayacaksın,
Oysa wakit çoktan geçmiş olacak
ama sen yinede sözlerime aldırma
Gözlerin zamansız ıslanmasın,
Seni nasıl sewdiğimi bilirsin,
Ama gitmek istiyorsan eğer gitmek istiyorsan
YİNEDE SEN BİLİRSİN..


Mystic@L 16 Aralık 2006 09:57

Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var

Yaşadıklarımdan ögrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel muzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana

Ataol Behramoğlu


Pollyanna 16 Aralık 2006 10:53

Gitmekmi Zor Kalmakmı?
Yokluğunda odamın fersiz ışığına sığınıyorum
Lambada titreyen alev ürkütüyor beni
Olumsuzluk çıkmazında ellerim duada
Dönmenin imkânsızlığı günahkâr kılıyor beni

Özlem yürekte çığlıklarda, dilime ulaşmakta
Belkiler bedenimde belde belde yayılmakta
Düşüncelerim beni hasta sayıp yatağa bağlıyor
Yaşanmışlığımız, dönmeni imkânsız kılıyor bende

Bir avuç umut yutuyorum gözü kapalı
Kendimden geçiyorum karanlık göz kapaklarımda
Sabahın boz mavisi ayıltıyor beni
Yokluğun umutlarımı yakarcasına mavilerimi kızıl kılıyor

Bir kar tanesi gibi düşüyor kirpiklerime hayalin
Gitmek mi zor kalmak mı der, ağlar gözlerim hayaline
Ölmek mi zor yaşamak mı diyerek hayalini urgan yapıyorum
Hayalinin ömrünü az kılıyor kar tanesi

Hasretin kızgın çöllerindeyim, adımlarım özlemine gömülüyor
Tek bir umudum kaldı elimde, bir yudum suyla arakam
Çatlamış dudaklarıma dayandı bir yumruk canım
Döneceğinin umudu beni yaşar kılıyor

Kızgın çöllere kar yağar mı sevgili?
Belki de ben bu imkânsızlığa duacıyım
Bir kar tanesine razı oluyorum tüm nefesimi adayarak
Bir kar tanesi yeter miydi sevgili, yangınlarıma?
Bendeki sevdan, böyle delicesine beni ihtimali kılıyor...


Mystic@L 16 Aralık 2006 11:57

Suskunluk - Can Dündar



Suskunluğundan tanırım O'nu... Yüzünde her daim nöbete duran ve içindeki depremi maskeleyen gülücüğü bilirim.
O depremin yüreğinde açtığı derin yarıklardan en küçük bir iz yansımasa da yüzüne, aşinayım ketumiyetine...

Bilirim ki, kabil olsa da, ters çıkarılmış bir kazağı düzeltir gibi içten kavrayıp dışa çevirseniz ruhunu, sanki yıllar yılı söylenmeyip saklanmış, dilin ucuna kadar gelip tutulmuş, tam haykırılacakken içe atılmış yüzlerce sözcük, hafızaya kelepçelenmiş binlerce söz, dile getirilmemiş on binlerce itiraz, akıtılmamış onca gözyaşı ilmek ilmek çözülüp saçılıverecektir ortalığa...

Ama o konuşmaz.

Sabırla dinler, sitemsiz kabullenir ve ruhunun derinliklerine gizlediği çekmecelerde özenle saklar içine attıklarını...

Sadece kendisiyle baş başayken açar onları...

Kimi zaman gizli bir günlüktür çıkan çekmeceden... Yazar; ...kimi zaman da sırdaş bir silahtır... Sıkar.

* * *


Niye bazıları ağzına geleni söyleyip rahat uyku uyurken, "içine atan", sessizliğe gömülüp kendi dehlizlerinin karanlığında yapayalnız kâbuslar görmeyi seçmiştir?
Anlatmazlar ki bilesiniz...

Kimi nasıl diyeceğini bilmediğinden, kimi bildiğini de diyemediğinden, kimi dediği halde kıymeti bilinmediğinden, kimi bir kez deyip yanlış bildiğinden, suskunluğun o huzurlu kuytusuna sığınmıştır.

Sesini en çok yükseltenlerin en haklı sayıldığı bir dünyada, sürüye uyup gürültüye katılmaktansa sessizliğe gömülüp haksız sayılmayı tercih ederek tevekkülle içine kapanmıştır. İç kanamaları zaman zaman ağzından kaçırıverse de, dudağının kenarından sızanın "kızılcık şerbeti" olduğuna inandırır herkesi...

Oysa ne kadar gizlemeye çalışsa da, içindeki fırtınanın birilerine fark edileceği umudunu hep korur. Suskunluğunun her şeyi anlattığını sanır. Sanki onca gürültü içinde birileri gözbebeklerini okuyacak ve konuşmayı bilmeyen bir çocuğun derdini anlar gibi, iç dünyasında çağlayan nehrin sesini duyacaktır. Başını sessizce öne eğişinden, sitemkâr imalarından, dargın yalnızlığından derdini anlayacak, şifresini çözüp sessizliğini sese çevirecek birini bekler umarsızca...

Oysa gürültünün çağında, kimselerin vakti yoktur, anlatmayanın derdini anlamaya...
Kimse kimsenin gözbebeğine bakıp konuşmaz; yüreğini dinlemeye yanaşmaz.

Öyle olunca da hepten içine kapanır "içine atan"... Maddi varlığını dibe çeken bu manevi yükün ağırlığıyla yaşamayı öğrenir. Yükünü sırtlayıp, kendi iç sesiyle sohbet ederek yürümeye koyulur. Kendine yazılmış mektuplar, meçhule karalanmış satırlar, sadece yastığının bildiği sırlarla örer kozasını...

Sabah oldu mu, sahte gülümsemesini yüzüne yapıştırıp hayata karışır.

Anlaşılmadıkça artar ketumiyeti... Rahat hesaplaşanlara özenerek erteler hesaplaşmalarını... Geciktirilmiş her sohbet, vazgeçilmiş her itiraf, gösterilmemiş her tepki birbirine yapışıp koca bir ura dönüşür içinde... Sonra kanser gibi sarar bünyesini...

İçindeki yara, yüzünde gülümseyen maskeyi aşağı çekmeye başlar zamanla... Artık ya içindekileri kusacak, ya da hepten susacaktır.

İşte o zaman, "iç" denilen o dipsiz derinlik, o ne atsan dolmaz sanılan kuyu taşar aniden... Yük, taşınmaz olur. Yıllar yılı sabırla bastırılan volkan, ya umulmadık bir tepki, ya katılırcasına bir ağlama nöbeti veya gizlenmiş bir silah olur, gürültüyle patlar.

"İçine atan"ları bilmeyenler, kestiremezler bu ani tepkinin nedenini... Yanlış yerde ve son günlerde ararlar ipucunu... Oysa onca yılın suskunluğuyla kaynaya kaynaya dolmuştur yanardağ... Ve gün gelmiş patlamıştır.

İntiharı, doğumudur "içine atan"ın... İlk kez yüksek sesle konuşmuştur ve çoğu kez, son olur bu...

Artık geride bıraktığı efsane konuşacaktır, kendisi yerine...

* * *

Tanırım O'nu...
Sessizliğin erdem sayıldığı bu özel dünyanın suskunları bilirler birbirlerini...
Çareyi de bilirler.
Gözbebeklerine bakıp ruhunda kaynayan volkanı sezecek ve şefkatle "içeri" sızıp O\'nu yukarı çekecek bir dost elini umutla beklerler.
Beynine ancak o dost eli uzanabilir.
O yoksa yedeği bir kurşundur.

Can DÜNDAR


Misafir 17 Aralık 2006 12:24

Nereye gidersin sevdiğim…
Hatırlamak için harcadığımızdan çok daha fazla çabayı unutmak için harcıyoruz herhalde.
Unutmak…
Çaresizlerin, fırtınalar arasında, bir gün oraya ulaşmanın düşünü kurdukları o acıklı sığınak.Hayatımıza girenleri ya da girmek için kapılarımızı zorlayanları silmek aklımızdan, onlar yokmuş gibi davranıp onlar yokmuş gibi yaşamak.
Geçmişi, o geçmişi yaşayan parçamızla birlikte çıkartıp atmak içimizden, atılan her parçayla birlikte içimizde bir boşluk kalacağını bilerek yapmak bunu.
Ya da yaşanacak birşeyler vaat edenleri, bir gün onları da unutmak zorunda kalacağımızı düşünerek, daha baştan unutmaya çalışmak, geçmiş gibi gelecekten de parçalar ayıklamak.
Geçmişimiz ve geleceğimizle bir kazı yerine çevirmek hayatımızı.
Nasıl bir öğüt vermeliyiz kendimize?
“Unut “ mu demeliyiz?
Sana zevk vermiş olanları ve zevk vaat edenleri unut.
Hiçbir zaman yekpare bir kıta olamayıp birbirine köprülerle bağlı yüzlerce, binlerce küçük adacıktan oluşan hayatın parçalarını birbirine iliştiren köprüleri yakmalı mıyız?
Hafızamızın en çok dönmek istediği, en çok özlediği adacığı mı, köprülerini yıkıp, hayat haritamızdan silmeliyiz?
Geçmişimizde en çok özlediğimiz mi en çok unutmaya çalıştığımız?
En unutulmaz olan mı en unutulmak istenen?
Ya da geleceğimizde en fazla zevk vaat eden mi, köprüsünün başında en uzun oyalanıp gözlerimizi kapayarak, belki ben gözlerimi açana kadar, ışıklarıyla beni çeken o adacık aklımın haritasından silinir diye beklediğimiz?
Hatırlamak için harcadığımız çabadan çok daha fazlasını unutmak için harcıyoruz.
Unutabiliyor musunuz bari?
Hayatınıza kazdığınız o çukurların etrafından dolaşıp geçebiliyor musunuz?
Bir zamanlar bütün dünyayı birbirine katan o şarkıyı dinlediğinizde, sorulan sorunun cevabını verebiliyor musunuz:
“Nereye gidersin sevdiğim, yatağında yalnızken? ”
Nerelere gidiyorsunuz yalnızken yatağınızda? En çok gitmek ve en çok kaçmak isteğiniz yere mi?
Geçmişte en yakınınız olmuş olan”şimdiki yabancıyı” ya da gelecekte en yakınınız olabilecek “şimdilik yabancıyı” hafızanızın derinliklerinden söküp uzak sürgünlere gönderdiğinizde onunla birlikte giden birşeyler olmuyor mu?
Her “unutuş” bir “eksiliş” gibi gelmiyor mu size?
Unuturken eksilmiyor musunuz?
Ve korkmuyor musunuz, sımsıkı kapadığınızı sandığınız o sürgün kapıları bir gün aniden açılıverecek, sürgünleriniz, “nerelere gittiğinizi”hiç söyleyemeyeceğiniz yalnız yataklarınıza gülümseyerek geliverecekler diye?
Ansızın geliveren bir zarftan çıkan Haydar Ergülen’in yanına mavi çarpı atılmış şiirindeki mısralardan haberdar mısınız:
“Gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız
göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır”
Acıyor mu gözleriniz, göze alamadığınız yakınlıklardan?
Geçmişe ya da geleceğe doğru uzanan kaç köprü yaktınız bugüne dek; hayatınızın haritasını çizerken kendi ellerinizle, sevgiyle, gülümseyişle, sevişmeyle denizlerinize kondurduğunuz kaç adanın, unutuluşun depremleriyle suların derinliğine battığına tanıklık ettiniz?
Kaç adayı batırmak için kaç deprem yarattınız, bir adanın üstünü kapatsın diye depremlerinizle yükselttiğiniz o dalgalar, o adayla birlikte daha başka neler yuttu sizden?
Yıllar sonra bütün bu depremleri yarattığınız için affedebilecek misiniz kendinizi?
“ ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir,
öyle acıyor ki gözlerim kim bağışlayacak”
Acıyor mu gözleriniz?
Gözlerinizi bağışlayacak “öbür” gözleri aramıyor musunuz?
Unutulanlar arasında en zor unutulanı olan o gözleri aramıyor musunuz?
Kim bağışlayacak gözlerinizi, kim bağışlayacak?
Kim bağışlayacak bu unutuşları?
“sis değil, uykusuzluk değil, iki uzak
şehir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim”
Hatırlamak için harcadığımız çabadan çok daha fazlasını unutmak için harcıyoruz
Bize zevk verenleri ya da zevk vaat edenleri unutmak, onları aklımızın haritasından silmek için.
Unutuyoruz, her unutuşta biraz daha eksilerek.En hatırlanacak olanları unutmak derin sürgün yaraları açıyor içimizde.
Ve biri soruyor bize şarkılar söyleyerek: ”
“Nereye gidersin sevdiğim, yatağında yalnızken”
Geçmiş köprüleri yakıyor, geleceğe uzanan köprülerin başında, o gelecek de kaybolsun diye bekliyoruz, geçmişi unuttuğumuz gibi geleceği de unutmaya çalışıyoruz.
Zevk veren ve zevk vaat eden her şeyi unutmak için çabalayıp duruyoruz.
Gözlerimiz unutmaktan ve ayrılıktan acıyor.
“biri hepimizle göz göze gibi hala uykusuz,
biri sis içinde kirpiklerine kadar açık
bu sessizliği kim bıraktıysa, göremiyorum
konuşkan gözlerinde tek sözcük bile,
gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde.”
Bu sessizliği kim bıraktı size?
Gözleriniz birbirine değmiyorsa gecenin iki şehrinde bunun suçu kimde, neden değmiyor gözleriniz?
Neden tek sözcük bile yok o konuşkan gözlerde?
Geçmiş… Olan her şeyi biliyor ve unutmak için kıvranarak unutuyorsunuz.
Gelecek… Olacak her şeyi tahmin ediyor ve kıvranarak unutmaya uğraşıyorsunuz.
İki ucunu birden yıkıyorsunuz köprünüzün.Nereye gider bu köprüler, kendi eksilmişliklerinizden başka?
Ve sen nereye gidersin sevdiğim, yatağında yalnızken?
“İki şehri var gecenin, biri gözümde
tütüyor, birinin dumanı üstünde yağmur
gibi çöken siste, bana bu uykusuz
şehri niye bıraktın, göze alamadığım
bir şehrin yerine bütün şehirlerdesin.”
Belki de hatırladıklarımızdan ziyade unuttuklarımızı taşıyoruz şehirlerden şehirlere, ”göze alamadığımız bir şehir” yerine her şehirde, yalnız yatağımıza yattığımızda unuttuklarımıza gidiyoruz.
Hatırlamak için harcadığımızdan daha fazlasını unutmak için harcıyoruz.
Ve bir şehirde unuttuklarımızı her şehirde hatırlıyoruz.
Yekpare bir kıta değil çünkü hayat, adacıklardan oluşmuş dantelli bir harita ve unutmayla hatırlamanın med cezirlerinde, silindiğini sandığımız bir ada birden çıkıveriyor ortaya.Her şehirde çıkıyor.
Unutmaya çalıştıklarınız zevk verdi çünkü, unutmaya çalıştıklarınız zevk vaat etti çünkü size.
Unutmak, yaşanmış ve yaşanacak olanları yok etmek, silmek, haritanızı derin boşluklara koyu lacivert noktalara boyamak ve eksilmek istiyorsunuz.
Unuttukça eksiliyorsunuz.
Eksiliyorsunuz, ama unutabiliyor musunuz?
Gözleriniz acımıyor mu gerçekten?
Gözlerinizi bağışlayabildiniz mi?
Peki şu şarkıyı dinliyor musunuz?
“Nerelere gidersin sevdiğim, yalnızken yatağında? ”
http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifAhmet ALTAN


Pollyanna 17 Aralık 2006 18:50

Git_melisin
Çıplak ayakla çakılda gezen
Bir çocuk gibi sessiz ve yalın
Büyüyorsun yüreğimde

Şimdi kör kuyularda nazar oldum
Ses veremez oldum
Ağlarım ben her yeni güne
Sen dayanamazsın bilirim

Yıllar var üzerimde
Kederi bilirim, yükünü gamın
Yorgunum ben
Duvarlarda kara lekedir
Yazılır köhnelere adım hüzün
Ben yandım da seni neden yakayım

Zordur be gülüm kurşuna siper olmak
Her sözün ardında yıkılmadan durmak
Sen dayanamazsın bilirim
Kor ateşi tutmaktır,
el ile sevda

Şimdi ayakta duran beden
Güçlü görünmeye çalışan, bir yalandır
Sözünün arkasında durmak için
Dik duruyor sen aldanma

Yağlı ip boynumda kimse görmez
Sandalyemi tekmelemiş ayaklar
Son nefesimde sevdam demişim

Onlar anlamadı sen anla
Ve git
geriye dönüp sakın
bir kere bakma…


smile_b 17 Aralık 2006 18:52

gitmek benim için cok kolay


Misafir 17 Aralık 2006 18:54

vedasız bir gidiş mi bu yoksa ben de anlamadım, affet beni ruhum... tükenmem lazım önce...http://img.blogcu.com/uploads/badisubh_siir10122-kuslar.gif
bitirin bu vefasız şarkıyı...


Misafir 20 Aralık 2006 14:38

'Gitmeler bana kaldı'

Daha üç adım olmadı çıkalı bu sevdadan
Ayrılığın kokusu hala üzerimde
Avuçlarımda buzdan bir alev
Yüreğimde yepyeni bir ateşkes
Gitmeler bana kaldı yine bu aşktan
Bütün sayfalarım sil baştan
Sonu nereye varacak bilmiyorum
Oysa içimde inadına yanan bir mum
Dokunma ellerime-sönmedim daha
Unutmaktan geliyorum.

Daha dün kirpikleri kadar yakındım ona
Her gece düşlerinde sabahlıyordum
İşte orada köşebaşında bıraktım ellerini
O bana
Ben ona ağlıyordum
Son tetiği gözleri çekti gözlerime
Kanıyor kanıyordum
Ölüler yalan söylemez bilirsin
Deliler gibi seviyordum.

Daha biraz önce
Onu öpen bu dudakları aynalarda parçaladım
Onu okşayan bu elleri bir yangında bıraktım
Ona gülen bu gözleri zindanlara attım
Yüreğim ayazda
Kaç şiirim çığlıklar attı ardından bilemiyorum
Bavullar dolusu hatıraları bir mağaraya taşıdım
Yalnızlığımı bir dağ başına
Kendimi nereye koyacağımı bulamıyorum
Ne olur ayıplama beni
Susmadı daha gözlerim
Ağlamaktan geliyorum.

Zıpkın yemiş balıklar gibiyim
Şimdi bir ıslık bile dağlar yüreğimi
Bir eski şarkı yağmalar bütün uykularımı
Çıkmaz sokaklarda kaldım biliyorum
Başım dönüyor, ben dönüyorum
Acele etme ne olur bekle biraz
Daha yakmadım bütün gemileri
Daha yırtmadım dönüş biletimi
Öyle yorgun öyle bitkin ve öyle sürgün
Unutmaktan geliyorum...
http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifAhmet Selçuk İLKAN


Rüya_Güzeli 21 Aralık 2006 20:52

Giden mi kalan mı yalnızdır bilinmez demiştin, gözlerimi gözlerinden ayırmak istemediğim o hüzün dolu ayrılık akşamında...



Bu ayrılık diğer ayrılıklara benzemiyordu. Sen bunu benden önce fark ettin.



Bense, hissettiğim halde görmezden geldim...



Dünyanın neresine, yaşamın hangi ücra köşesine gidersem gideyim, sensizlik bana en dayanılmaz acıları, en çekilmez hüzünleri yaşatacak ve bunları bile bile yaşamak zorunda kaldığım için, senden uzak kalmak uğruna yangına körükle gittiğim için artık alışmıştım bu iç çekişlere, bu sonsuz yalnızlığa, kabus sensizliğe...



Gözlerimin içine bakıyordun, yeni başlayan ve sanki hiç bitmeyecek olan bir özlemle...



İçimdeki fırtınaları dindirmek istiyorum gözlerinde... diye yazmıştın...



O akşam kelimeler, içindekiler, kalbine sığdırmaya uğraştığın onca yoğun duygular, bana söylemek istediğin halde bir türlü söyleyemediğin, gözlerimin içine bakarak o anlamlı bakışlarınla anlatmaya çalıştığın o kaos içinde çırpınan tüm kelimeler artık isyan ediyordu...



Senin ruhundan benim kalbime doğru hücum ediyordu hepsi, ve ben, ne yapacağını, ne söyleyeceğini bilmeyen, baskı altında olan insanların yaptığı gibi kıpırdayamıyor, konuşamıyor, ne olacağını düşünemiyordum...



Adeta kilitlenmiştik o anda, ve biliyorum, ikimizde aynı şeyi düşünüyor ve aklımıza takılan bu zor soruya cevap bulmaya çalışıyorduk...



Giden mi yalnızdır kalan mı?



Bu sorunun cevabını her gün, her an düşündüm sevdiğim...



Senden uzak kaldığım o işkence dolu günlerde, o uykusuz saatlerde, seni düşündüğüm, yüzünü hayal ettiğim zamanlar hep bu soru hançer gibi saplanıyordu yüreğime...



Senden çok uzaktaydım artık, günlerdir konuşmuyorduk...



Seni, benliğini o kadar özlemiştim ki, sanki baktığım her tarafta senin o vazgeçilmez yüzünü, o benliğinin açıkça yansıdığı o eşsiz yüz ifadeni görüyordum...



Ama içimden gelen alışkın olduğum o his, bana yalnız olduğunu ve bana sorduğun o sorunu cevabını senin çoktan bulduğunu, kalanın yalnız olduğunu kabullendiğini ve bedeli ne olursa olsun senin yanında olmamdan başka bir şey istemediğini söylüyordu... Ama bilirsin, içimden gelen o seslere inanmayı sevmem ben...



O hisleri yaşamımda karşılaştığım yapmacık insanlara benzetirim.



Ne olduklarını ve neler yapabileceklerini bilirim, ama asla inanmam ve güvenmem onlara...güvenmek istemem...



Sanki ben istediğim, ben düşündüğüm için iyi görünürler gözüme, ama gerçekle hiçbir alakaları yoktur...



İşte bu yüzden inanmak istemiyordum yalnız kaldığına, acı çektiğine, beni özlediğine ve ne olursa olsun beni bekleyeceğine...



Acı çektirmeyi sevmem ben, bilirsin.



Acı çekmek, yalnız kalmak ve o sessiz yalnızlıklarda içimden ismini sayıklamak, yanımda olman için umutsuzca yalvarmak bana göre...



Beni buna sen alıştırdın, ben yıllardır buna alıştım, acı çekmek artık yandaşım...



Ben bunları yaşarken aynılarını senin de yaşamanı kaldıramam.



Yalnızlığı ben yaşamalıyım, sensizliğin acılarını, isyanlarını ben çekmeliyim, tek başıma...



Sen ne kadar anlamaya çalışsan da, sensizken yaşadıklarımı asla yaşayamazsın, hissedemezsin.



Kalan değil, gidendir yalnız kalan sevdiğim...



Giden yalnızlık için, acı çekmek için, isyan etmek için bırakır gider, kalan aynılarını yaşamak zorunda kalmasın diye...



Yalnızım işte...bunu yaşayacağımı bile bile kalmadım, kalamadım yanında...



Yalnız kalmaya, sensiz olmaya, acı çekmeye ve buna ne kadar dayanabileceğimi görmeye ihtiyacım vardı.



Sensiz kalmak bana çok şey öğretti...



İlk öğrendiğim, son dakikalarımızda bana sorduğun o sorunun cevabı oldu...



Gidendir yalnız kalan sevdiğim...



Yalnız değilsin, biliyorum.



Yalnızım, görüyorsun...



İkinci öğrendiğim şey ise ben burada sensizken, mutsuzken, içimde hayata karşı hiçbir istek, hiçbir beklenti ve yaşama hırsı yokken, senin orda yalnız olmadığını ve seni düşündüğüm, seni yaşadığım kadar beni yaşamadığını çok iyi biliyorum...



Senden uzaklaşmak, sensiz yapıp yapamayacağımı görebilmek, bu korkunç yalnızlığa ne kadar tahammül edebileceğimi görmek içindi seni orda bir başına bırakıp, bu sürgün yaşamda yalnızlığı, sensizliği seçmem...



Bir gün mutlaka döneceğim, biliyorum...



Çünkü bu ölümcül yalnızlığa daha fazla dayanamayacağımın farkına vardım.



Ben burada yalnız olsam da, senin orda yalnız olmadığının ve sırf tek başına olmamak için en olmadık, sana ve ruhuna en yabancı ve bilinmez insanlarla birlikte olduğunun farkındayım.



Bütün bunlarla yüz yüze geleceğini bilerek terk ettim seni ve yola çıktım kendi yalnızlığımla...



Yalnızlığımı yaşadıkça, sensiz olduğumu hissettikçe aklıma sorduğun soru geldi, sorunun cevabını bulmaya çalıştıkça aklıma sen geldin, ve sen aklımda oldukça bu yaşadığım hayat, bu hissettiğim yalnızlık, durmadan duymazdan geldiğim o içimdeki sesler ve yalnız olanın ben olduğumu kabullenişim çığrından çıktı içimdeki fırtınalarda...



Seni, bile bile en olmadık zamanda, çok bildik bir mekanda ve ruhuna en yabancı olan insancıklarla bir başına bırakıp terk ettim...



Döneceğim seni bıraktığım o yerlere, giden ve gittiği gibi geri dönen olacağım, biliyorum...



Oysa biliyorum, kalan değil, gidendir yalnız olan...



Oysa özlediğim, biliyorsun, giden değil kalandır terk eden...



Bir de gör beni, giderken bana yazdığın yazıda, kendi gözünden ve kendi kalbinden:



“Karanlığıma gömerken seni sessiz çığlıklarım vardı içimde...korkularım, yine bana kalan yalnızlığım vardı. Zormuş; bu kadar yakın olupta uzak durmak,bu kadar uzak olupta seninle dolmak...yazmanın en iyi şey olduğunu söylerdin hep bana inan ki o bile durduramıyor içimde sana doğru akan seli...iki düşünüp bir yazıyorum her zamanki gibi öyle alışmışım ki kendimi sınırlandırmaya. gidiyorsun artık çok uzaklara,.varlığını ilk defa bu kadar derinlerde hissedip,kendimi sana açmışken gidiyorsun işte... içimdeki yerini zor fark etti benliğim, yokluğunla daha da yorulacak, belki de darmadağın olacak... gözlerimdir konuşan sadece. isyanlarımı, korkularımı, daralan zamanımı, yalnızlığımı anlattı herkese hiç kimsenin onları hiç kimsenin anlayamayacağını bildiği halde, belki de buydu onu rahatlatan... inan ki içimdeki dünyam, içinde bulunduğum dünyadan daha büyük... en büyük farkları; içimdeki... benim dünyamda herkes olması gereken yerde, hakkettiği gibi...


Gidişini düşünmek bile korkutuyor beni... Tarifi olmayan duygularımla sana uyanıyorum her sabah, Varlığınla çoğalıp yokluğunla eksiliyorum...”


Mystic@L 21 Aralık 2006 21:34

Ölmek Kolay Mı Sandın?

bir gün bir yerde senle olacağım
omuzuna yaslandığımda tutamadığım
ve seni sevdiğimi söyleyen gözyaşlarım ile
sen aldırmayacaksın belki de
sonsuz bir sevgi ta şuramda kalbimde
ama sen çoktan bitirmiştin ve gurur denilen
o hain duyguyu sokmuştun koynuna
ve ben benliğim ile yok olmuştu
seni o kadar çok severken sensiz bir hiç olduğunu
düşünen şu beynim artık bitti dercesine
eline aldığı son silahı elim
”çek tetiği” diyen hislerim beni bir anda vurdu
ve acılar bitmişti o an için
ama ama arkamda bıraktığım bir çift gözyaşları
onlar da bir süre sonra unutacaklar
ve onun hatası yapmasaydı delilik diyecekler
bilmezler ki neden yaptığımı
zaten platonik bir aşktı benimkisi
şimdi sonsuza kadar ruhum bedenimden ayrıldı
ve sonsuza kadar senin içinde olacağım sen istemesen bile
ve senin kalbini göreceğim hissettiklerini ben de hissedeceğim
artık yalan ve gerçekler ortada olacak
ne sen benden kaçabileceksin ne de ben bir hata uğruna yaptığım
ölümden geri dönebileceğim
işte seni o kadar çok sevdim ki bir an olsun bırakamam
ve sevmediğimden değil seni kaybetmekten korkarım şimdi
çoktan bitti ve artık seni kaybetmek bile koymayacak bana
ben artık yaşamıyorum ve ben bedensiz ama olmayan sensizlik içindeyim


Misafir 25 Aralık 2006 13:55

Ayrılık saatlerinde perişan
Öpüşmelerde uzattığımız alabildiğine
Yaşlı gözlerden kalbin derinliğine
Bakışlarındı bir ışık halinde uzanan

Tapardım o saatlerde güzelliğine
Sevgiden, mestolmuş, özlemli, hayran
Bütün yüreğinle işte o zaman
Bir daha inanırdım sevildiğine

Son köşeyi dönmek istemezdi ayakların
O an bir hüzün çemberiyle sarılırdı
Saçların, gözlerin, dudakların

Büyürdü gitgide gölgesi uzakların
İçimde bir tel kopar, bir ayna kırılırdı
Ve bana bir ölüm gibi sessizliğin kalırdı
http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifÜ.Y.O.


Misafir 27 Aralık 2006 14:23

Resmin rehindir gurbetimde.
Gurbetimde sesleri aşındırmış kimliksiz bir kasaba
ve senin kederini ıslatan o yağmurlar rehin.

Alnı özlemle dağınık bir akşam getirdim sana.
Sar, büyüt ellerinle, konuk et sıcaklığına;
konuk et kanatları kanatılmış kuşlar getirdim sana...
Ve akşam, bir kez daha;
saçlarını topla ve dağıt sesini rüzgârlara!
“Bir of çeksen karşıki dağlar yıkılır”:
Çekmiyorsun!

Akarsuları imrendiren yüzün de,
sabahçı kahveler de biliyor:
Görüşmeyeli yorgunum
yıkık kentler kanadı sevinçlerimle.
Görüşmeyeli ya sen nasılsın,
adım, adresim durur mu defterinde?

Şimdi Siirt'te koyun kokulu bir gecedeyim.
Beynimde iklimsiz papatyalar
ve kuşatılmış bir akşam duruyor penceremde.
Sokakların gün batınca neden boşaldığını
ve yüreğimin neden kabardığını bilmiyorum.
Konuşsam sessizlik/ gitsem ayrılık…

Sonra kıpırtısız yasladım göğsümü boğulmuş güne.
Al bu çağrıları sulara göm, o uzak sulara,
gurbetini rehnetme özlemimde…
http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifYılmaz ODABAŞI


Pollyanna 27 Aralık 2006 16:18

Gittim
Düşünmediğimi say bıraktıklarımı.
Akıtamadığın yaşları görmedim say
Gamzelerine dolan kırık gülüşlerde
Parmak izlerimin silindiğini say

Sesinin kestiği
Gecelereydi vedam
Sana değil

Düş yolunda
Kırık yıldızlardı
Kirpiğimde tutunan

Giderken de kadınındım
Çocuk yanındım
Bir o kadar da

Sensiz zamanlarda
Anı diye
Dikenleri topladım

Her batığında
Yüzsüz kırmızıları
Utanmaz tenlerin

Her tende
Sahte ruhları
Aç nefesleri

Kırmızıydılar
Yine de
Kızarmadım

Ben, gelincik büyüttüm
O sevdalarda
Onlar adamlığını

Gittim
Ne ağlayan adam vardı
Ne de ağlanası adam

Oysa
Sazlar arasında
kendini gelincik sanan
O kadar çoktu ki

Hiç bir AŞK
Utanmaz değildir



Misafir 27 Aralık 2006 18:13

Öyle bir ilkyaz ol ki korkut yaprakları
Öyle bir son yaz ol ki tut yaprakları
Sararıp dökülürken güz yapraklarında
Ardında savrulsunlar, unut yaprakları
Sevinçlerinde onlar vardı, hüzünlerinde onlar
Seninle yeşerdiler, seninle soldular...
Olsunlar senden sonra da umut yaprakları

Özdemir Asaf


Mystic@L 27 Aralık 2006 20:51

Öğrendim

Gidişin yıkmaz beni
Hayata gülerek
bakmayı öğrendim ,
Eller bana gülmeden önce.
Senden sonra da
gülümseyeceğim,
mutluymuş gibi...

Ahmet Ünal Çam


juzy 27 Aralık 2006 21:11

ben senın gıbı gıdene gıtd


Mystic@L 28 Aralık 2006 13:24

Aylar Oldu

görmedim seni aylar oldu
aslında
seni yüreciğimin ta derininde taşımak
inan herşeye bedel
aylar oldu görmedim seni
ve daha aylar var ki
göremeyeceğim
dert etme
sen yine
yüreğim
seninle

görmedim seni aylar oldu
sarı yaprakları koca sonbaharın
bana seni anlatıyor
gözlerimdeki seni
yüreğimdeki seni
o zaman salıveriyorum
güvercin misali
denize doğru süzülüyorsun
arkanda beni bıraktığını
ve el salladığımı
ve ağladığımı bile görmeden
kaçar gibi..

görmedim seni aylar oldu
görmedim, yüreğim soldu
görmedim, cesaretim bile kalmadı
seni görmeye
bir daha..
artık bir yabancı gibisin
uzaklardan gelen
ve yine uzaklara giden
yollara sevdalı...

aylar oldu görmedim seni
denizler kabarmış
gökler umutsuz
kuşlar
çok uzaklarda,
son nefesi gülün
kimin umrunda?

görmedim seni aylar oldu
yüreğim çrpınmada
uçtu uçacak
sen daha gelmeden
daha doğmadan güneş
uçtu uçacak
yüreciğim

görmedim seni aylar oldu
üstüme üstüme geldi rüzgar..

aylar oldu görmedim seni
seni görmedim
dün gibi aklımda oysa
sahipsiz ağlamalar, yakınmalar
günler geceler sensiz geçen
seni beklemeler camlarda
umutlar, ışıklar yarınsız
öyküler, şiirler yarım kalmış
bekleyişler, özleyişler
ağlayışlar
sana hepsi
sana...

aylar oldu görmedim seni
ama yüreğim hala
aynı yangında

bunların hepsi
yüreğimden sana
aylar oldu
beni unutma
unutma
aylar oldu...

Ömer Seydi Ekinci


Mystic@L 29 Aralık 2006 23:21

N'olur

Tüm dualarım seninle
İyileşmen için sadece
Her şeyi harcıyorum kendimden
Senin gülen yüzüne ihtiyacım var
Mevsimlerim güneşlerine muhtaç
Çiçeklerim
Sevinç gözyaşlarına
Umutlarım çocukluğunla büyüdü
Gözlerim şimdiye kadar yolu
Işığınla aldı
Çıkış kapılarını sen buldun açmazlarımdan
Umudumu sen taşırdın içimde
Her şeye yetti

Ölmek istediğim zamanlarda
Benim için benimle savaştın
Azarladın beni bir çocuk gibi
Boşluklarımı öğrettin bana
Doldurdun beni
Sevginle yaşadım

N’olur iyileş
N’olur tekrar gül yüzüme
Umudumu kaldır yattığı yerden
Sana hesap soran yok saatlerden
Senin geçtiğin yollardan geçemiyorum
N’olur tut elimi
Beni bırakma

Tüm dualarım seninle
İyileşmen için sadece
Hekimler bekliyor gülen yüzünü
Öğlen paydoslarında ben evime
Adını bağırıyorum
Yokluğuna alıştırmadığım odama
Seni bağırıyorum
Beni karanlıkta bırakma
Umutlarım çocukluğunla büyüdü
Gözlerim şimdiye kadar yolu
Işığınla aldı

Arda Ös


_DERMO_ 29 Aralık 2006 23:33

gitmek kolay kalıpta sevmek olay :D :) heh hee


Mystic@L 5 Ocak 2007 22:58

Gidişin
Sensizlikte adını yazdım kayıtlara
Çok geceyi başladım sabaha,
Bütün özlemim sana,
Biliyordun ama gene de gelmedin bana...

Bir gün döndü?ünde,
Arkana bakmadan gittin
Tanıyamadım o sen miydin,
Sen yaşıyordun da beni bitirdin...

Bin bir sahteli?i döktün önüme
Sen çaresizdin,ben yanındaydım gene
Ne yaptım sana da yıktın beni böyle,
Sen yüreğimin kendisiydin
Nasıl acı çektirdin böyle sevene


Kreacher 5 Ocak 2007 23:20

Çok Sevdim Bir Zamanlar Seviyorum Yine de

Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de
Alıp başımı gitmeyi yollar boyunca
Seyretmek bir bozkır akşamını camından bir otobüsün
Masal şehirlerini geçerken hızla

Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de
Ürpertili, sımsıcak tenini kadınların
Salmak serin sulara gövdemi
Düşüp gitmek ardına şiirin ve aşkın

Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de
Varolduğumu düşünmeyi, ürpererek...
Karanlık bir odada küçük bir çocuk gibi
Yağmurdan ve yalnızlıktan ürkek

Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de
Düşüncemi geniş ve sonsuz olanla birleştirmeyi
Hırçın ve ele geçmezce atılgan
Uysal ve usulcacık benim olan şeyi...

Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de
Ve hep seveceğim beynim ve tenim varoldukça bu dünyada
Pırıl pırıl olanı, her zaman bir güz diriliğinde
Değişmez ve değişken olanı sonsuzca...

Ataol Behramoğlu



Saat: 06:40
Sayfa 4 / 22

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık