![]() |
Alıntı:
BEN GİDENİ DEĞİL GİDEN BENİ KAYBETMİŞTİR... bende bir cümle ile tamamlamak istedim.. |
yalnızlık elimde değil, değirmenin üzerinden rüzgar eksildi, hüzündür getirisi; benden de gidildi... ne sen öyle gitmelere yakışırdın; elmişin gibi ne ben böyle ağlamalara; gelmişin gibi ne bu kahrın ellerime yattığı uykular kalır; sabah'a ne bu öfkem; aldırmadığın bahara... şimdi yüzünün mevsimlerinden güzdür senin yüzünden güzler geçiyor; benim yüzümden bütün hüzünler... sararmış hayaller deryasında bir kaptan kadar alışığım aşığımın ayrılışına; aşkımı aşıran ayışığına... ki ben seninle uzun bir yolculuk hevesinde bulmuştum kendimi toplasan bir mutluluk etmezdi oysa yaşadığımız, nerden baksan, iki insan kadar yakınlaşmıştık başka türlüsü mümkün değildi, yalnızlık elimde değil, benden de gidildi... dünyanın dörtte üçü sudan sebepler, kalanı, gidenler ne kadar özler? senin yüzünden bu güz de yalnız geçiyor senin yüzünden bende baştan ayağa dolaşan keder bütün bunları söylemek umurumda değildi yalnızlık elimde değil hacıyatmaz devrildi... http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifLevent ÖZGÜR |
Bırakma beni sevdiğim Gidişine dayanamam Hasret gözyaşlarımla Kendimi avutamam Dönerim dersin ama Kadere inanmam Bıraktığın anılarınla Ben sensiz yaşayamam |
bak bugün yokum,sen kokan kaldırımlarda gidiyorum siyah beyaz resimlerin uçuştugu puslu caddeler ardında ki,köşe başlarına bak!kaçıyorum yarına ugurladıgım vuslata loş odamın duvarlarında,artık bakışların suretin siliniyor yavaş yavaş gözlerimde salıyorum kendimi,ugurluyorum sensizliğe darıgınım bu yıl kendime,küsüyorum gençligime cıvıl cıvıl şiirlerimin ayazlarındayım satırları bir hoş artık mektuplarımın köşeleri tutuşmuş yazdıgım sayfaların gidiyorum artık,pusulasız yollardayım bak!benim sokakların arnavult taşlı boylu boyunca bütün kaldırımlarım yamalı batsın güneş,bakmam ardıma yüklerim sevdayı sen aldırma,gözlerim ağlamaya çok önce alıştı http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifFerhat BİÇER |
Yarım Kaldım... Gitmek mi zor? Yoksa kalmak mı? Güle güle diyebilmek mi? Yoksa hoşça kal demek mi? Kolay Olan? Ardında bıraktığın sahile sen vuracaksan; Baharlar senin renginde çiçekler açacaksa; Olmadığın halde kumlara ilan-ı aşk yazılacaksa; Bırakmak mı kolay bırakılmak mı? Sen gittin ya; yarım kaldım… Sözlerim yarım, okuduklarım yarım, Gördüklerim bakışlarımın yarısı… Adımlarım yarım, yüreğimin atışı yarım, Cümlelerimin öznesi yok; yarım.. Ortadan ikiye bölünmüş sevgi sözcükleri gibi, Suların kesik akması gibi, Yarım gibi, yarım… Söyleyebildiklerimin Yazabildiklerimin Yarısı Olduğu Gibi… Sen gittin ya, yaşadıklarımın yarısını da götürdün… Merhaba diyebilmek mi zor? Hadi eyvallah diyebilmek mi yoksa kolay olan? Beraberken yaptıklarımızın yarısını yapabiliyorsam, Şekerin kalmamışsa şekeri ve tuzunda tuzu.. Yani hayat tadını buruklaştırmışsa.. Hüzünlü bakıyorsa aydınlık, gece gibi.. Eksik değil mi bir yanımız? Kolay olan.. Arkana dönüp el sallayabilmek mi? Yoksa yüreğimin yarısını götürdüğünü bildiğin halde, Zoraki gülümseyebilmek mi? Sen gittin ya, yarım, yarım kaldı!.. İçimde dört nala koşan ayrılık, Sende kalan parçamı mı arıyor? Ellerini mi? Gözlerini mi? Sözlerini mi? Her yerim sende kaldı, Her yerin bende... Daha ne arıyor ki bahane, Yarım sende, yarın bende kalmışken?.. Beraberken bütünleşeceksek… Ardından el sallayabilmek mi kolay?.. Yüreğimi götürdüğünü bildiğin halde.. Gidebilmek mi? |
dönüşü olmayan yolculuk gidiyor işte bugün, yüzünün en tatlı tebessümlerinide götürüyor, yeni bir hayata gidiyor ve bensiz gidiyor ağlayabilseydim eğer bugün,belki gitmezdi ama o entatlı diliyle gidiyor ve ben ağlayamıyorum. saçlarım ağardığı zaman dönecek belki ama ben o zaman benliğimden çıkmış olacağım sensizliği ise gözyaşlarımla boğacağım........... ne olursun gitme |
Feryat !.. Feryat !.. Feryat !.. Birde sitem var Bırak artık ne olur bırak gidem Yar Bu dünya sana geniş banaysa çok dar Şikayet dilekçesi şu gözyaşlarım. |
Gitmek... Kaçıp Gitmek bitirir mi herşeyi Oysa kaçarken yakalmak Sevmeyi Düşünmezken Sevmek yokmu Beklersin bir şeyin gerçekleşmesini Ummadığın Anda gerçekleşmez mi Kaçmak kaçıp gitmek... Gerçekten bir kaçışmıdır... http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifAdar KAYA |
Gitmek mi zor kalmak mı? Herşey yoluna girmeye başlayor mu nedir bilmem ama Ayışığı'nın benim için uğurlu geldiği kesin. Böyle devam etse hiç bozulmasa ne olur şansım. Buralardan gitmek acaba bana iyi mi gelecek? Beni neler bekliyor acaba? Bakalım bunu zaman gösterecek. İş kesinleşti ya korkuyorum işte. Bunca yıldır yaşadığım, alıştığım, sevdiğim bir çevreden uzaklaşmak. İlk başta ürkütücü geliyordu, ama şimdi biraz cesaretlendim sanki. Ama başka çarem de yok zaten. Gitmeliyim, bunu biliyorum sadece. Uzaklaşmalıyım buradan ve anılardan. Bir umuttu yalnızlık birşeyleri paylaşamamaktı belki, gözler dalıp giderken, yaralı bir serçeye ağlayan bir buluttu belkide, belki belkilerle dolu bir hayattı bu... |
Gelen gider Gelen gittiği zaman Geriye kalandır sevda Daha bir seversin Ama Bir daha sevemezsin Alışırsın yüreğindeki Bu ılık, bu hoş sıcağa... Geriye kalandır sevda. http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifÜlkenur KAYNAR |
Gitme Kal Yalnız(lığ) ım.. Kaderim Yalnızlığım Kimi zaman huzur veren Kimi zaman elem.. Ve onun koynunda ben /. Gurbetteki hazin yanım Sılada diğer yarım Al kendimden beni Götür bir yerlere Ama.. Sen kal, yazıldığın yerde Gelme! .. /. Efkarı atınca terke İşte O an, bulursun beni kendinde Gelirim yine Tüm Yüreğimle Işık vermeyen ufukları da Çekerim karanlık kuyulara Zindanın koynunda Bulursun beni.. /. Hangi gözyaşı mürekkep ..yazdı seni kaderime Ve, hangi beddua Musaallat etti başıma seni /./. Sana öyle alıştım ki... Nasıl birşey(di) sahi, Unuttum sensizliği /. Gitme kal şimdi Yılanım ol yalnız gecelerime düştüğüm kuyularda sarıldığım... Ve.. Öyle akıt ki zehirini, tükensin...bitsin... Kalmasın kimselere Kıskanmasın .. Benimle olduğunu Söyleme sevgiliye.. |
Gittim; Gidilebilecek neresi varsa Ve avuçlarım kanayana; Parmaklarım kısalana kadar Gittim! Yüzümdeki son çizgi, Ömrüme atılan son çentik Ağlayana kadar; Ve kördüğüm dünyanın sırtında Koca bir kamburken Ömrüm; Hiç dönmedim arkama Misafir olmadım hiç Ve gittim. Gidilebilecek neresi varsa... http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifSeyithan |
Gitsem OLurmu...?? Belki en büyük savaslari kendi icimde yasiyorum, Arzularim korkularim ile carpisiyor; özlemlerim kuskularim ile vurusuyor; Hayallerim aci tecrübelerimin bana kurdugu pusulara düsüyor ve Mutluluga dogru coskulu bir kosu tutturma istegi en olmadik anda kacip gidecek huzurun ihanetinden endiseleniyor... özgürlüge kendimi bir bosluga birakir gibi birakma dürtüsü, benim özgürlügümün bir baskasinin esaretine yol acacaginin tedirginligi ile kusatilmis iken „ben özgür olabilir miyim..?“ sorusu büyüyor icimde... Gecmise olan borcum, gelecegi yaratma gücümü zayiflatiyor... Aliskanliklarim heyecanlarim ile bogusuyor... Kendi kendim ile savasip, cevaplarini bilmedigim sorular ile allak bullak oluyorum... Benim isteklerim baskasina aci verecek ise, isteklerimden vaz’mi gecmeliyim...? Vazgecmenin bana cektirecegi aci, sevdigim birinin cekecegi aci’dan daha’mi az yaralar beni...? Sevdiklerime olan borcum nedir, peki kendime olan borcum...? Bu hayati nasil yasamaliyim...? Huzuru'mu aramaliyim heyecani’mi...? Gelecekte yaptiklarimdan'mi pisman olacagim, yoksa yapmadiklarim'danmi, yarinlar’da hangi soru takilir aklima...? Mutlulugumun yolu bir baskasinin mutsuzlugundan geciyorsa, degistirmeli miyizm yolumu...? Isteklerimi, coskularimi, özlemlerimi evcillestirmeli miyim, kendi kendimin avcisi olup kafeslere’mi kapatmaliyim ruhumu...? Insan en büyük savasi kendi icinde veriyor... Bilinmeyenin bende yarattigi o cildirtici merakin pesinden’mi kosmaliyim, yoksa bilinmeyenden sakli olana duydugum korku ile geri’mi durmaliyim... Birbiri ile celisen duygularim’la hirpalaniyorum, kimsenin görmedigi bir savas alani gibi icim, kendi ölülerim ile doluyor, duygularimdan hangisi galip gelirse gelsin, patlayan duygularim ile birilerinin vurulacagini biliyorum artik... Ne yapmaliyim, bu hayati nasil yasamaliyim...? Kendim'den baska bir dostumun, kendim'den baska bir ordumun olmadigi bir savasta bölünen ruhumun hangi tarafinin zaferi icin ugrasmaliyim...? Hangi tarafi tutarsam tutayim neticede yine de bir tarafima ihanet etmis olmayacak miyim, ihanetsiz yaratilamayacak bir gelecegin yükünü tasiyabilecek kadar güclü müyüz hey Sevgili...? Kacsam; gidecek yerim yok, kendi kendime tutsagim... Savassam; vuracagim baskalari ile birlikte yine kendim olacagim... Ayaklanmis duygularimin birbiri ile vurustugu bir savas yasiyorum.... Gecmisten gelecege ancak savas ile gecebiliyor ruhumuz, gecmisi olanin gelecegi savassiz yaratilmiyor... Hem mutlu hem huzurlu, hem coskulu hem korkusuz, hem arzulu hem kuskusuz olamazmiyim, gelecegi baskalarinin hayatlarina dokunmadan, onlarda acinacak yaralarla yaralanmadan yaratamaz'miyim...? Nedir bu savasin ardindaki sir, hangi büyü beni benim ile vurusturuyor, hangi korkunc KADER gecmisimi gelecegim ile carpistiriyor...? Huzur; bütün duygularimi baris icinde tutmaksa eger, hic’mi huzurlu olamiyacagim, bir huzursuz’lugami mahkumum ben...? En korkunc savasi kendi icim'de yasar iken, ne yapmaliyim...? Kim akil verebilir bana; Kim bana yol gösterebilir...? Savasa savasa, her savasta bir parcami öldürerek’mi yürüyecegim hayatin icinde...? Her mutluluk bir acidan’mi süzülecek...? Pusular ile, ihanetler ile, saldirilar ile, geri cekilmeler ile, mütarekeler ile, kacislar ile, esaretler ile dolu bir savasi yalniz ve tek basima yasiyorum, kim galip gelirse gelsin bir tarafim hep yenilecek daima… Yenilmeden galip gelinmiyor... Her zafer bir yenilginin izini birakiyor icimizin derinliklerinde... Zaferlerimiz kadar da yenilgilerimiz oluyor... Kendi kendimiz ile savasarak yürüyoruz... Ve savas, biz bittigimizde bitiyor ancak….. |
Bak Ben Gidiyorum Bak ben gidiyorum. Yalnızlığımı, gecenin zifiri karanlığında öldürüyorum. Kimsesiz bir çocuğun, yalnızlığında bitiyorum. Bir annenin evlat yarasında ölüyorum. Bak ben gidiyorum. Seni Diyarbakır’ın sessiz sokaklarında arıyorum. Bir yalnızlık türküsü söylüyorum, Bir karanfil besliyorum. Bak ben gidiyorum. Ölümün sessizliğine doğru, ilk adımı atıyorum. Artık konuşmayacak kalbime, bir hançer saplıyorum. Bak ben gidiyorum. Seni yalnızlığıma terk ediyorum. Seni seviyorum ama artık söyleyemiyorum. Ani bir kalp krizi geçiriyorum. Oracıkta bir annenin ölümünde ölüyorum. Bir evladın annesine olan sevgisinde, büyümeye gidiyorum. |
Kendince anlatırmısın hayatı bana Kendi yaşamını sorgularmısın? Yorumsuzmu bırakırsın yaşamı? Konuşmadan sadece bakarak Ne umdunki hayattan Kazancın ne oldu? Artılarını,eksilerini tarta bildinmi? Hayallerinin peşinden koşa bildinmi sen hiç? Gerçekten yaşadınmı? Yoksa sende digerleri gibi Uzaktanmı seyrettin yaşamı? Hadi kendince kendine göre anlat Sen hiç unutmak istedinmi? Unuta bildinmi? Hadi dök içini Bütün çıglıklarını dışa vur Şimdi sıra sende... Anlat olumlu,olumsuz yaşamı,hayatı Hadi seni sana bırakıyorum.... http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifKardelen |
Gitmek Daha Kolay Tabiiki. Herşeyi Arkanızda Bırakıp, Düşünmeden Çekip Gitmek. Ama Önemli Olanda Zoru Başarmak Değilmidir... Zor Olan Herzaman Değerlidir. O Yüzden Gidecekseniz, Gitmeden Bir Kez Daha Düşünün "Zoru Başarabilirmiyim Kalabilirmiyim...?" Diye...! Şimdi git Şimdi git.. Say ki, seninle içinden sevda geçen bir türkü söylemedik.. Say ki, gece mektuplarını, en güzel aşk şiirlerini beraber ezberlemedik.. Say ki, sevda trenini kaçırdığım durakta bir süre beraber beklemedik.. Sen git.. Ben gelemem bu yürekle.. Ya da kal.. Eylül yağmurlarını bekle.. Seni yağmurdan sonra seveceğim.. Saçlarıma ak düşmemiş halimle.. Sen yaşlardayken.. Onsekizimde, yirmimde.. Seni yağmurdan sonra seveceğim.. Kaldırımların ıslak ve temiz haliyle.. Yaşlı yüzüm delikanlı yüreğimle.. Seni yağmurdan sonra seveceğim.. Aşksız geçen onca yılı yakacağım.. Sevda alevinde kendi ellerimle... Şimdi git.. Say ki, seninle sahildeki çardakta hiç dondurma yemedik.. Say ki, oturup konuştuğun yaşlı ve yabancı bir adamdı.. Ve sevdadan hiç söz etmedik.. Say ki, hiç gülmedik.. Aynı şeyleri sevmedik.. Ve yağmurdan sonra beraber yürümedik.. Seni yağmurdan sonra seveceğim.. Kimse bilmeyecek, herkesten gizleyeceğim.. Yağmurdan sonraki toprak kokusu olacak havada.. Seninle gökkuşağının altından geçeceğim.. Seni yağmurdan sonra seveceğim.. Ve seni sevdiğimi kimseye söylemeyeceğim.. Belki bu dünya gözüyle gördüğüm son yağmur olacak.. Islak kaldırımlarda sırılsıklam yürüyeceğim.. Ben seni yağmurdan sonra seveceğim.. Ve bir gün ölürsem siyah gözlerinde öleceğim..... |
Gittin İçimde Kaldı Ayrılık Gittin Ayrılırken buz tutmuş bıyıktı gözlerin Kaçamak ellerimiz komutsuz sallandı Dudaklarımızda sıradan sözcükler Vedalaşmayı bile beceremedik Son bir bakış kaldı arkanda Kalabalığa karışan Her şey düzmece bir dinginliğe gömüldü Gittin. İçimde Yığınlarca kitap kaldı uçuşan Sözcükler beynimin köşelerinden Çıkıp korkuttular gecelerimi Peşimden geldi gölgeler Aynalara bakamaz oldum Hiçbir oyun avutmadı beni Yaşamıma sığmayan bir şey kaldı İçimde. Kaldı Yeni bir kent işkenceye hazır Ödeşemedim gittiğin mevsimlerle Belleğimi silkeleyip anılardan Tik tak çaldın uzun zaman Alışamadım yarımlığa Düşlerimde intihar tutkuları Sırtımda hançerinin oyduğu boşluk Kaldı. Ayrılık Çoğalarak giriyor günlerime Senden başka kim bilebilir Geçmişin dökümünü yaptığımı Ağır ağır pulsara dönüşürken güneşler Sonbahar hüznüne benziyor pencerede Artık konuk beklemeyen gözlerim Sayfalar da bitti ışık da her yanı kapladı Ayrılık. A.Kadir Bilgin |
Yerle yeksan, ıslak saçlı, kem gözlü, Kavim göçlerinden bu yana ağlayan Ve durmadan Cep kanyağı yakıcılığında ezgiler Çalan, çaldıran, yakalatan Adı bende gizli bir kadındı İstanbul Şehre bir yağmur yağdı Ben ağladım Sevilirken ayrılmak mı kaldı Bizanstan Yalan dolan yoktu gözlerde sadece ses Verilen sözler birdi edilen yeminler sıfır Eşyalar alındı fotoğraflar söküldü yerlerinden Bir aşkın izlerini yok edecek yeni bir aşk sipariş edildi yeniden Bir şehre yağmur yağdı Ben ağladım Kim daha çok yalan söndürdü çay bardaklarında Hangisi talandı demli öpücüklerin Ve buğularda yitirilen kimin adıydı Bir aşktan diğerine kaç saate gidiliyordu Soyulur muydu kabuğu hayatın Yoksa bütün vitamini kabuğunda mıydı? Yağmur şehre bir yağdı Ben ağladım Ben ençok seni götürdüm giderken Aklımın nakliyesiydi asıl yoran taşıyıcıları Yardan düşmüştüm yaralarım yardan armağandı Ben sevmeyi beceremedim belki de sevilmeyi Benim sevmeye engel evcil acılarım vardı Ben yağmur ağladım bir şehre yağdı Ben şehre ağladım bir yağmur yağdı Ben bir ağladım şehre yağmur yağdı Ben... Yağmur... Ağladım... http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifYılmaz ERDOĞAN |
Necdet Çobanlı ALLAHAISMARLADIK Lütfen sabahları uyandığınızda, Beni de var sayın aranızda, Böylece kolaylaşır herşey birden, Bakarsınız çıkar gelirim aniden. Güzel olan herşey çabuk biter, Sanki onlar "Vazodaki çiçekler", Dostlar ve de mutlu günler, Benimle her an beraberler. Haykıracak nefesim kalmasa bile, Ellerim uzanır olduğunuz yerlere, Gözlerim görmese de sizi bulurum yine, Kalbim durmuşsa da çarpar sizlerle |
bir şehrin siyah saçlarını örüyorum beyoğlu kalabalık bir karanlıkta gözlerimde perdesiz bir gece var çiçekler son karanfillerini saklamış gözyaşlarımın tuzundan belli ki aşkın kimyası ağır belli ki çapraz aşkın yolları dar yani yorgun gözlerimin yeşili yani besmeleler dudaklarımda yorgun benden gizli bir tebessüm içinde hayat yalnızlığım yorgun kalbim kançanağı sağanaklarında özleminin seni seviyorum diyorum kendi kendime seni seviyorum seni seviyorum çık gel kendini al gel bana her nerdeysen ve ne haldeysen çık gel sensizliğin acısını başkalarından saklamaktan yoruldum istemediğim halde gülümsemenin bende yarattığı ihanetten istemediğim anlarda denizi seyretmekten istemediğim içkileri içmekten bana ait olmayan sarhoşlukları yaşamaktan ve sensiz bir sabaha uyanmaktan yoruldum çık gel çık gel ki ellerim ısınsın çık gel ki başkalarına verdiğim cevaplar güçlensin çık gel çık gel ki azrail utansın çık gel sensizliğin şehrinde ateşe veriyorum saçlarımın beyazını sabrımın rengi siyah sanırdım oysa sanki yüreğim avucumda sanki her sabah pişmanlığını anlatan bir mektup atılacak kapımın altından sanki senin için verdiğim kavgalardan insanlar utanacak sanki yanılmamışlığımın gecesi sabah olacak sanki seni sevmemin sonucu sensizlik olmayacak çık gel çık gel akşamlarımın akşam sefası rengince çık gel aşka inanmayanların yüzünü kızartırcasına çık gel bir daha gitmeyecekmişcesine http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifNaşide GÖKTÜRK |
Yüreğime kör düğüm olan sen Senden kurtulmak, hür olmak istiyorum Beni sana tutsak eden Bu zalim ve acımasız sevgini Bir daha hiç yaşamamak için Silmek istiyorum. Ama... Bir türlü kurtulamıyorum Senle geçen günlerimi unutamıyorum. Hani diyorum Sevgini çıkarıp atabilsem... Lakin kökler salmışsın Sevgin gibi Hasretliğinin de yeri büyük Her gece yatarken Sabaha onsuz yaşam diyorum Her sabah olduğunda Gülüşünü koynumda buluyorum. Neden tanrım? Onu unutma çabalarım boşa Unutamıyormuyum? Yoksa... Unutmak mı istemiyorum? |
Sen gidiyorsun ya işine yetişmek için Saçlarını, gözlerini, ellerini Neyin varsa toplayıp gidiyorsun ya Her seferinde bir şey unutuyorsun sıcak Termometrede yükselen çizgi çizgi Kim bilir nerelerde soğuyorsun Senin gözbebeklerin var ya kadın kadın gülen İnsan insan bakan gözbebeklerin Beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta Beni yıksa yıksa gözlerin yerle bir eder Ne gelirse onlardan gelir bana Çalışma gücü yaşama direnci Mutluluk gibi kazanılması zor Mutluluk gibi yitirilmesi kolay Bir açarsın ki mutluyum Bir kaparsın her şey elimden gitmiş. http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifRıfat ILGAZ |
Gittin… Ben, arkandan sadece baktım. Oysa; söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki… “Gidersen iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini. Gidersen sönecek içimdeki ateş ve bir daha hiç kimse yakamayacak. Gidersen karanlığa mahkum edeceksin günlerimi O karanlıkta yolumu kaybedeceğim” diyecektim sana. Konuşamadım… Gittin… Gidişini görmemek için gözlerimi kapattım Öylesine acıdıki içim, tutup koparsalardı kolumu bacağımı bu kadar acı duymazdım. Acım yaş olup akmalıydı gözlerimden. Ağlayamadım… Gittin… Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa Tutkum seninle olmaktı, tutkum teninde erimek, tutkum hayatı seninle sadece paylaşmaktı. Anlatamadım… Gittin… Gidişini önlemek için tutmak vardı ellerinden Ellerim değil miydi her dokunuşumda seni ürperten? Ürperdin yine biliyorum. Bir kez dokunsam, bir kez tutsam ellerini Gitmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu. Tutamadım. Gittin… Bir yıkım gibiydi gidişin Sen adım adım uzaklaşırken benden Çöküp kaldı bedenim olduğu yere Nice terk edişlere dayanan yürek bu kez yenilmişti Bu kadar zayıf değildim ben kalkmalıydım. Kalkamadım… Gittin… Oysa geldiğin gün gideceğini biliyordum Hazırdım gidişine, Kaçak zamanları yaşıyorduk Zaman bitecek ve sen gidecektin Bense, gidişinin ertesi günü Hayatıma kaldığım yerden yeniden başlayacaktım. Başlayamadım… Gittin… Bir şey söyledin mi giderken? “Kal” dememi istedin mi? Son bir kez “seni seviyorum” dedin mi? “Bekle beni döneceğim” diye umut verdin mi? Beynim öylesine uğulduyorduki. Duyamadım… Gittin… Nereye gittiğin önemli değildi Binlerce kilometre uzakta da olsan, iki metre ötemde de farketmiyordu. Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu. Kurtulmalıydım senden, bu yokluk duygusundan kurtulmalıydım. Kurtulamadım… Gittin… Unutulanların arasına katılmalıydım Anıları bir sandığa koyup hayatı bir yerinden yakalamalıydım. Bu aşk noktalanmalıydı, bu sevdadan vazgeçmeliydim. Yapamadım… Gittin… Bir okyanusun ortasında tek küreği kaybolmuş sandalda Dev dalgalarla boğuşan bir denizciyim şimdi. Bil ki; sevmekten vazgeçmedim seni, Bil ki; seninle birlikte sevdanı da taşıyacağım yüreğimde, Bil ki; seni Unutamadım… http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifMehmet COŞKUNDENİZ |
Gece yarısı ayazlar üç-beş devriyesini atmakta yine. Sensiz geçen bir günü yine sensiz gecelere kendi ellerimle gömüyorum. Sen yokken anlamı yok baharların artık. Anlamı yok çekilen onca acıların. Anlamı yok sensizliğin.. Sen yoksun sadece.. Sadece yok..Yoksa gitmiştin benden... Gelişin baharları müjdelemişken, gidişin bu kadar sessiz olmamalıydı. Bu kadar ölümüne sevmişken, bir gülüşün canımdan vazgeçmişken, gidişin bu kadar suskun olmamalıydı. Yoksun sadece yok…Bu kadar basit olmamalıydı ölmelerim, bu kadar çabuk bu kadar erken solmamalıydı çiceklerim. Artık ne sesin yankılıyor sokaklarımda, ne de varlığın geziniyor damarlarımda.. Sadece yokluğun kanıyor dudaklarımın ucunda.. Sadece suskunluğum can veriyor ayak uçlarında. Sadece ölüyorum yokluğunda.. Sadece ölüyorum, ötesi yok inan… |
Gitmek Gelmek gibi gitmesinide bilmeli Düsmek gibi kalkmasınıda bilmeli Sevmek gibi unutmasınıda bilmeli Düslerken gerceklerle irkilmesini Bilmeli insan Çünkü Hala Dünya Dönüyo Sen hayal etsende Askı |
O gece sen gidiyordun Yıldızlar bir bir düşüyordu Günlerden bir yaz gecesi Ama kalbim üşüyordu O gece sen gidiyordun Bir aşk daha bitiyordu Buz gibiydi ellerin Ayakların titriyordu O gece sen gidiyordun İçimde dağlar yıkılıyordu Sanki bütün mermiler Üzerime sıkılıyordu O gece sen gidiyordun Yollar sana küsüyordu Yüreğimde bir ihtilal Dudaklarım susuyordu O gece sen gidiyordun Oysa gölgen duruyordu Kimsesizdim pencereme Binlerce sen vuruyordu O gece sen gidiyordun Yeni bir son başlıyordu Gururum direnişte Duygularım çıldırıyordu O gece sen gidiyordun Bütün denizlerim yanıyordu Böyle bir ayrılığa Ölü kuşlar ağlıyordu O gece sen gidiyordun Ama kimse bilmiyordu Olacak şey miydi bu Dünya hala dönüyordu Hayat devam ediyordu ! http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifAhmet Selçuk İlkan |
Öylece Gittin https://www.msxlabs.org/forum/031_dosyalar/gitme.JPG Gittin... Ben arkandan sadece baktım. Oysa söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki... ’’gidersen, iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini. Gidersen, sönecek içimdeki ateş ve bir daha hiç kimse yakamayacak. Gidersen, karanlığa mahkum edeceksin günlerimi. O karanlıkta yolumu kaybedeceğim...’’ diyecektim sana. Konuşamadım... Gittin... gidişini görmemek için gözlerimi kapattım. Öğlesine acıdı ki içim, tutup koparsalardı kolumu, bacağımı bu kadar acı duymazdım. Acım yaş olup akmalıydı gözümden. Ağlayamadım... Gittin... gidişini önlemek için tutmalıydım ellerinden. Ellerim değilmiydi her dokunuşunda seni ürperten?! ürperirdin yine biliyorum. Bir kez dokunsam, bir kes tutsam ellerini, gitmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu. Tutamadım... Gittin... bir yıkım gibiydi gidişin. Sen adım, adım uzaklaşırken benden çöküp kaldı bedenim olduğu yerde. Nice terk edişlere dayanan bu yürek bu kes yenilmişti. Bu kadar zayıf değildim ben, kalkmalıydım. Kalkamadım... Gittin... oysa ben geldiğin gün gideceğini biliyordum. Hazırdım gidişine. Kaçak zamanları yaşıyorduk. Zaman bitecek ve sen gidecektin. Bense gidişinin ertesi günü hayatıma kaldığım yerden devam edecektim. Edemedim... Başlayamadım... Gittin... bir şey söyledin mi giderken? ‘KAL’ dememi istedin mi? Son bir kez ‘ SENİ SEVİYORUM ’ dedin mi? ‘BEKLE BENİ DÖNECEĞİM’ dedin mi? Beynim öylesine uğulduyordu ki... Duyamadım... Gittin... Nereye gittiğin önemli değildi. Binlerce kilometre uzaklarda dahi olsan, iki metre ötemde de fark etmiyordu. Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu. Kurtulmalıydım senden, bu yokluğun duygusundan kurtulmalıydım. Kurtulamadım... Gittin... unutulanların arasına katılmalıydın. Anıları bir sandığa koyup hayatı bir yerinden yakalamalıydım. Bu aşk noktalanmalıydı, bu sevdadan vazgeçmeliydim. Yapamadım... Gittin... bir okyanusun ortasında, tek küreği kaybolmuş sandalda dev dalgalarla boğuşan bir denizciyim artık. Bil ki; Sevmekten vazgeçmedim seni, bil ki seninle birlikte sevdanıda taşıyacağım yüreğimde. Bil ki seni... unutamadım... Yazan: Oğulcan Yılmaz |
gitmek bence zor seviyorsan ama sevmıyorsan kalmak için bır nedenın yok |
GİTMEK İSTİYORSAN ....GİTMEK İSTİYORSAN.... Elbet bir gÜn gelecek sende beni anlayacaksın, Oysa wakit çoktan geçmiş olacak ama sen yinede sözlerime aldırma Gözlerin zamansız ıslanmasın, Seni nasıl sewdiğimi bilirsin, Ama gitmek istiyorsan eğer gitmek istiyorsan YİNEDE SEN BİLİRSİN.. |
Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var Yaşadıklarımdan ögrendiğim bir şey var: Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır Kopmaz kökler salmaktır oraya Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin İnsan bütün güzel muzikleri dinlemeli alabildiğine Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına İnsan balıklama dalmalı içine hayatın Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana Ataol Behramoğlu |
Gitmekmi Zor Kalmakmı? Yokluğunda odamın fersiz ışığına sığınıyorum Lambada titreyen alev ürkütüyor beni Olumsuzluk çıkmazında ellerim duada Dönmenin imkânsızlığı günahkâr kılıyor beni Özlem yürekte çığlıklarda, dilime ulaşmakta Belkiler bedenimde belde belde yayılmakta Düşüncelerim beni hasta sayıp yatağa bağlıyor Yaşanmışlığımız, dönmeni imkânsız kılıyor bende Bir avuç umut yutuyorum gözü kapalı Kendimden geçiyorum karanlık göz kapaklarımda Sabahın boz mavisi ayıltıyor beni Yokluğun umutlarımı yakarcasına mavilerimi kızıl kılıyor Bir kar tanesi gibi düşüyor kirpiklerime hayalin Gitmek mi zor kalmak mı der, ağlar gözlerim hayaline Ölmek mi zor yaşamak mı diyerek hayalini urgan yapıyorum Hayalinin ömrünü az kılıyor kar tanesi Hasretin kızgın çöllerindeyim, adımlarım özlemine gömülüyor Tek bir umudum kaldı elimde, bir yudum suyla arakam Çatlamış dudaklarıma dayandı bir yumruk canım Döneceğinin umudu beni yaşar kılıyor Kızgın çöllere kar yağar mı sevgili? Belki de ben bu imkânsızlığa duacıyım Bir kar tanesine razı oluyorum tüm nefesimi adayarak Bir kar tanesi yeter miydi sevgili, yangınlarıma? Bendeki sevdan, böyle delicesine beni ihtimali kılıyor... |
Suskunluk - Can Dündar Suskunluğundan tanırım O'nu... Yüzünde her daim nöbete duran ve içindeki depremi maskeleyen gülücüğü bilirim. O depremin yüreğinde açtığı derin yarıklardan en küçük bir iz yansımasa da yüzüne, aşinayım ketumiyetine... Bilirim ki, kabil olsa da, ters çıkarılmış bir kazağı düzeltir gibi içten kavrayıp dışa çevirseniz ruhunu, sanki yıllar yılı söylenmeyip saklanmış, dilin ucuna kadar gelip tutulmuş, tam haykırılacakken içe atılmış yüzlerce sözcük, hafızaya kelepçelenmiş binlerce söz, dile getirilmemiş on binlerce itiraz, akıtılmamış onca gözyaşı ilmek ilmek çözülüp saçılıverecektir ortalığa... Ama o konuşmaz. Sabırla dinler, sitemsiz kabullenir ve ruhunun derinliklerine gizlediği çekmecelerde özenle saklar içine attıklarını... Sadece kendisiyle baş başayken açar onları... Kimi zaman gizli bir günlüktür çıkan çekmeceden... Yazar; ...kimi zaman da sırdaş bir silahtır... Sıkar. * * * Niye bazıları ağzına geleni söyleyip rahat uyku uyurken, "içine atan", sessizliğe gömülüp kendi dehlizlerinin karanlığında yapayalnız kâbuslar görmeyi seçmiştir? Anlatmazlar ki bilesiniz... Kimi nasıl diyeceğini bilmediğinden, kimi bildiğini de diyemediğinden, kimi dediği halde kıymeti bilinmediğinden, kimi bir kez deyip yanlış bildiğinden, suskunluğun o huzurlu kuytusuna sığınmıştır. Sesini en çok yükseltenlerin en haklı sayıldığı bir dünyada, sürüye uyup gürültüye katılmaktansa sessizliğe gömülüp haksız sayılmayı tercih ederek tevekkülle içine kapanmıştır. İç kanamaları zaman zaman ağzından kaçırıverse de, dudağının kenarından sızanın "kızılcık şerbeti" olduğuna inandırır herkesi... Oysa ne kadar gizlemeye çalışsa da, içindeki fırtınanın birilerine fark edileceği umudunu hep korur. Suskunluğunun her şeyi anlattığını sanır. Sanki onca gürültü içinde birileri gözbebeklerini okuyacak ve konuşmayı bilmeyen bir çocuğun derdini anlar gibi, iç dünyasında çağlayan nehrin sesini duyacaktır. Başını sessizce öne eğişinden, sitemkâr imalarından, dargın yalnızlığından derdini anlayacak, şifresini çözüp sessizliğini sese çevirecek birini bekler umarsızca... Oysa gürültünün çağında, kimselerin vakti yoktur, anlatmayanın derdini anlamaya... Kimse kimsenin gözbebeğine bakıp konuşmaz; yüreğini dinlemeye yanaşmaz. Öyle olunca da hepten içine kapanır "içine atan"... Maddi varlığını dibe çeken bu manevi yükün ağırlığıyla yaşamayı öğrenir. Yükünü sırtlayıp, kendi iç sesiyle sohbet ederek yürümeye koyulur. Kendine yazılmış mektuplar, meçhule karalanmış satırlar, sadece yastığının bildiği sırlarla örer kozasını... Sabah oldu mu, sahte gülümsemesini yüzüne yapıştırıp hayata karışır. Anlaşılmadıkça artar ketumiyeti... Rahat hesaplaşanlara özenerek erteler hesaplaşmalarını... Geciktirilmiş her sohbet, vazgeçilmiş her itiraf, gösterilmemiş her tepki birbirine yapışıp koca bir ura dönüşür içinde... Sonra kanser gibi sarar bünyesini... İçindeki yara, yüzünde gülümseyen maskeyi aşağı çekmeye başlar zamanla... Artık ya içindekileri kusacak, ya da hepten susacaktır. İşte o zaman, "iç" denilen o dipsiz derinlik, o ne atsan dolmaz sanılan kuyu taşar aniden... Yük, taşınmaz olur. Yıllar yılı sabırla bastırılan volkan, ya umulmadık bir tepki, ya katılırcasına bir ağlama nöbeti veya gizlenmiş bir silah olur, gürültüyle patlar. "İçine atan"ları bilmeyenler, kestiremezler bu ani tepkinin nedenini... Yanlış yerde ve son günlerde ararlar ipucunu... Oysa onca yılın suskunluğuyla kaynaya kaynaya dolmuştur yanardağ... Ve gün gelmiş patlamıştır. İntiharı, doğumudur "içine atan"ın... İlk kez yüksek sesle konuşmuştur ve çoğu kez, son olur bu... Artık geride bıraktığı efsane konuşacaktır, kendisi yerine... * * * Tanırım O'nu... Sessizliğin erdem sayıldığı bu özel dünyanın suskunları bilirler birbirlerini... Çareyi de bilirler. Gözbebeklerine bakıp ruhunda kaynayan volkanı sezecek ve şefkatle "içeri" sızıp O\'nu yukarı çekecek bir dost elini umutla beklerler. Beynine ancak o dost eli uzanabilir. O yoksa yedeği bir kurşundur. Can DÜNDAR |
Nereye gidersin sevdiğim… Hatırlamak için harcadığımızdan çok daha fazla çabayı unutmak için harcıyoruz herhalde. Unutmak… Çaresizlerin, fırtınalar arasında, bir gün oraya ulaşmanın düşünü kurdukları o acıklı sığınak.Hayatımıza girenleri ya da girmek için kapılarımızı zorlayanları silmek aklımızdan, onlar yokmuş gibi davranıp onlar yokmuş gibi yaşamak. Geçmişi, o geçmişi yaşayan parçamızla birlikte çıkartıp atmak içimizden, atılan her parçayla birlikte içimizde bir boşluk kalacağını bilerek yapmak bunu. Ya da yaşanacak birşeyler vaat edenleri, bir gün onları da unutmak zorunda kalacağımızı düşünerek, daha baştan unutmaya çalışmak, geçmiş gibi gelecekten de parçalar ayıklamak. Geçmişimiz ve geleceğimizle bir kazı yerine çevirmek hayatımızı. Nasıl bir öğüt vermeliyiz kendimize? “Unut “ mu demeliyiz? Sana zevk vermiş olanları ve zevk vaat edenleri unut. Hiçbir zaman yekpare bir kıta olamayıp birbirine köprülerle bağlı yüzlerce, binlerce küçük adacıktan oluşan hayatın parçalarını birbirine iliştiren köprüleri yakmalı mıyız? Hafızamızın en çok dönmek istediği, en çok özlediği adacığı mı, köprülerini yıkıp, hayat haritamızdan silmeliyiz? Geçmişimizde en çok özlediğimiz mi en çok unutmaya çalıştığımız? En unutulmaz olan mı en unutulmak istenen? Ya da geleceğimizde en fazla zevk vaat eden mi, köprüsünün başında en uzun oyalanıp gözlerimizi kapayarak, belki ben gözlerimi açana kadar, ışıklarıyla beni çeken o adacık aklımın haritasından silinir diye beklediğimiz? Hatırlamak için harcadığımız çabadan çok daha fazlasını unutmak için harcıyoruz. Unutabiliyor musunuz bari? Hayatınıza kazdığınız o çukurların etrafından dolaşıp geçebiliyor musunuz? Bir zamanlar bütün dünyayı birbirine katan o şarkıyı dinlediğinizde, sorulan sorunun cevabını verebiliyor musunuz: “Nereye gidersin sevdiğim, yatağında yalnızken? ” Nerelere gidiyorsunuz yalnızken yatağınızda? En çok gitmek ve en çok kaçmak isteğiniz yere mi? Geçmişte en yakınınız olmuş olan”şimdiki yabancıyı” ya da gelecekte en yakınınız olabilecek “şimdilik yabancıyı” hafızanızın derinliklerinden söküp uzak sürgünlere gönderdiğinizde onunla birlikte giden birşeyler olmuyor mu? Her “unutuş” bir “eksiliş” gibi gelmiyor mu size? Unuturken eksilmiyor musunuz? Ve korkmuyor musunuz, sımsıkı kapadığınızı sandığınız o sürgün kapıları bir gün aniden açılıverecek, sürgünleriniz, “nerelere gittiğinizi”hiç söyleyemeyeceğiniz yalnız yataklarınıza gülümseyerek geliverecekler diye? Ansızın geliveren bir zarftan çıkan Haydar Ergülen’in yanına mavi çarpı atılmış şiirindeki mısralardan haberdar mısınız: “Gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır” Acıyor mu gözleriniz, göze alamadığınız yakınlıklardan? Geçmişe ya da geleceğe doğru uzanan kaç köprü yaktınız bugüne dek; hayatınızın haritasını çizerken kendi ellerinizle, sevgiyle, gülümseyişle, sevişmeyle denizlerinize kondurduğunuz kaç adanın, unutuluşun depremleriyle suların derinliğine battığına tanıklık ettiniz? Kaç adayı batırmak için kaç deprem yarattınız, bir adanın üstünü kapatsın diye depremlerinizle yükselttiğiniz o dalgalar, o adayla birlikte daha başka neler yuttu sizden? Yıllar sonra bütün bu depremleri yarattığınız için affedebilecek misiniz kendinizi? “ ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir, öyle acıyor ki gözlerim kim bağışlayacak” Acıyor mu gözleriniz? Gözlerinizi bağışlayacak “öbür” gözleri aramıyor musunuz? Unutulanlar arasında en zor unutulanı olan o gözleri aramıyor musunuz? Kim bağışlayacak gözlerinizi, kim bağışlayacak? Kim bağışlayacak bu unutuşları? “sis değil, uykusuzluk değil, iki uzak şehir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim” Hatırlamak için harcadığımız çabadan çok daha fazlasını unutmak için harcıyoruz Bize zevk verenleri ya da zevk vaat edenleri unutmak, onları aklımızın haritasından silmek için. Unutuyoruz, her unutuşta biraz daha eksilerek.En hatırlanacak olanları unutmak derin sürgün yaraları açıyor içimizde. Ve biri soruyor bize şarkılar söyleyerek: ” “Nereye gidersin sevdiğim, yatağında yalnızken” Geçmiş köprüleri yakıyor, geleceğe uzanan köprülerin başında, o gelecek de kaybolsun diye bekliyoruz, geçmişi unuttuğumuz gibi geleceği de unutmaya çalışıyoruz. Zevk veren ve zevk vaat eden her şeyi unutmak için çabalayıp duruyoruz. Gözlerimiz unutmaktan ve ayrılıktan acıyor. “biri hepimizle göz göze gibi hala uykusuz, biri sis içinde kirpiklerine kadar açık bu sessizliği kim bıraktıysa, göremiyorum konuşkan gözlerinde tek sözcük bile, gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde.” Bu sessizliği kim bıraktı size? Gözleriniz birbirine değmiyorsa gecenin iki şehrinde bunun suçu kimde, neden değmiyor gözleriniz? Neden tek sözcük bile yok o konuşkan gözlerde? Geçmiş… Olan her şeyi biliyor ve unutmak için kıvranarak unutuyorsunuz. Gelecek… Olacak her şeyi tahmin ediyor ve kıvranarak unutmaya uğraşıyorsunuz. İki ucunu birden yıkıyorsunuz köprünüzün.Nereye gider bu köprüler, kendi eksilmişliklerinizden başka? Ve sen nereye gidersin sevdiğim, yatağında yalnızken? “İki şehri var gecenin, biri gözümde tütüyor, birinin dumanı üstünde yağmur gibi çöken siste, bana bu uykusuz şehri niye bıraktın, göze alamadığım bir şehrin yerine bütün şehirlerdesin.” Belki de hatırladıklarımızdan ziyade unuttuklarımızı taşıyoruz şehirlerden şehirlere, ”göze alamadığımız bir şehir” yerine her şehirde, yalnız yatağımıza yattığımızda unuttuklarımıza gidiyoruz. Hatırlamak için harcadığımızdan daha fazlasını unutmak için harcıyoruz. Ve bir şehirde unuttuklarımızı her şehirde hatırlıyoruz. Yekpare bir kıta değil çünkü hayat, adacıklardan oluşmuş dantelli bir harita ve unutmayla hatırlamanın med cezirlerinde, silindiğini sandığımız bir ada birden çıkıveriyor ortaya.Her şehirde çıkıyor. Unutmaya çalıştıklarınız zevk verdi çünkü, unutmaya çalıştıklarınız zevk vaat etti çünkü size. Unutmak, yaşanmış ve yaşanacak olanları yok etmek, silmek, haritanızı derin boşluklara koyu lacivert noktalara boyamak ve eksilmek istiyorsunuz. Unuttukça eksiliyorsunuz. Eksiliyorsunuz, ama unutabiliyor musunuz? Gözleriniz acımıyor mu gerçekten? Gözlerinizi bağışlayabildiniz mi? Peki şu şarkıyı dinliyor musunuz? “Nerelere gidersin sevdiğim, yalnızken yatağında? ” http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifAhmet ALTAN |
Git_melisin Çıplak ayakla çakılda gezen Bir çocuk gibi sessiz ve yalın Büyüyorsun yüreğimde Şimdi kör kuyularda nazar oldum Ses veremez oldum Ağlarım ben her yeni güne Sen dayanamazsın bilirim Yıllar var üzerimde Kederi bilirim, yükünü gamın Yorgunum ben Duvarlarda kara lekedir Yazılır köhnelere adım hüzün Ben yandım da seni neden yakayım Zordur be gülüm kurşuna siper olmak Her sözün ardında yıkılmadan durmak Sen dayanamazsın bilirim Kor ateşi tutmaktır, el ile sevda Şimdi ayakta duran beden Güçlü görünmeye çalışan, bir yalandır Sözünün arkasında durmak için Dik duruyor sen aldanma Yağlı ip boynumda kimse görmez Sandalyemi tekmelemiş ayaklar Son nefesimde sevdam demişim Onlar anlamadı sen anla Ve git geriye dönüp sakın bir kere bakma… |
gitmek benim için cok kolay |
vedasız bir gidiş mi bu yoksa ben de anlamadım, affet beni ruhum... tükenmem lazım önce...http://img.blogcu.com/uploads/badisubh_siir10122-kuslar.gif bitirin bu vefasız şarkıyı... |
'Gitmeler bana kaldı' Daha üç adım olmadı çıkalı bu sevdadan Ayrılığın kokusu hala üzerimde Avuçlarımda buzdan bir alev Yüreğimde yepyeni bir ateşkes Gitmeler bana kaldı yine bu aşktan Bütün sayfalarım sil baştan Sonu nereye varacak bilmiyorum Oysa içimde inadına yanan bir mum Dokunma ellerime-sönmedim daha Unutmaktan geliyorum. Daha dün kirpikleri kadar yakındım ona Her gece düşlerinde sabahlıyordum İşte orada köşebaşında bıraktım ellerini O bana Ben ona ağlıyordum Son tetiği gözleri çekti gözlerime Kanıyor kanıyordum Ölüler yalan söylemez bilirsin Deliler gibi seviyordum. Daha biraz önce Onu öpen bu dudakları aynalarda parçaladım Onu okşayan bu elleri bir yangında bıraktım Ona gülen bu gözleri zindanlara attım Yüreğim ayazda Kaç şiirim çığlıklar attı ardından bilemiyorum Bavullar dolusu hatıraları bir mağaraya taşıdım Yalnızlığımı bir dağ başına Kendimi nereye koyacağımı bulamıyorum Ne olur ayıplama beni Susmadı daha gözlerim Ağlamaktan geliyorum. Zıpkın yemiş balıklar gibiyim Şimdi bir ıslık bile dağlar yüreğimi Bir eski şarkı yağmalar bütün uykularımı Çıkmaz sokaklarda kaldım biliyorum Başım dönüyor, ben dönüyorum Acele etme ne olur bekle biraz Daha yakmadım bütün gemileri Daha yırtmadım dönüş biletimi Öyle yorgun öyle bitkin ve öyle sürgün Unutmaktan geliyorum... http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifAhmet Selçuk İLKAN |
Giden mi kalan mı yalnızdır bilinmez demiştin, gözlerimi gözlerinden ayırmak istemediğim o hüzün dolu ayrılık akşamında... Bu ayrılık diğer ayrılıklara benzemiyordu. Sen bunu benden önce fark ettin. Bense, hissettiğim halde görmezden geldim... Dünyanın neresine, yaşamın hangi ücra köşesine gidersem gideyim, sensizlik bana en dayanılmaz acıları, en çekilmez hüzünleri yaşatacak ve bunları bile bile yaşamak zorunda kaldığım için, senden uzak kalmak uğruna yangına körükle gittiğim için artık alışmıştım bu iç çekişlere, bu sonsuz yalnızlığa, kabus sensizliğe... Gözlerimin içine bakıyordun, yeni başlayan ve sanki hiç bitmeyecek olan bir özlemle... İçimdeki fırtınaları dindirmek istiyorum gözlerinde... diye yazmıştın... O akşam kelimeler, içindekiler, kalbine sığdırmaya uğraştığın onca yoğun duygular, bana söylemek istediğin halde bir türlü söyleyemediğin, gözlerimin içine bakarak o anlamlı bakışlarınla anlatmaya çalıştığın o kaos içinde çırpınan tüm kelimeler artık isyan ediyordu... Senin ruhundan benim kalbime doğru hücum ediyordu hepsi, ve ben, ne yapacağını, ne söyleyeceğini bilmeyen, baskı altında olan insanların yaptığı gibi kıpırdayamıyor, konuşamıyor, ne olacağını düşünemiyordum... Adeta kilitlenmiştik o anda, ve biliyorum, ikimizde aynı şeyi düşünüyor ve aklımıza takılan bu zor soruya cevap bulmaya çalışıyorduk... Giden mi yalnızdır kalan mı? Bu sorunun cevabını her gün, her an düşündüm sevdiğim... Senden uzak kaldığım o işkence dolu günlerde, o uykusuz saatlerde, seni düşündüğüm, yüzünü hayal ettiğim zamanlar hep bu soru hançer gibi saplanıyordu yüreğime... Senden çok uzaktaydım artık, günlerdir konuşmuyorduk... Seni, benliğini o kadar özlemiştim ki, sanki baktığım her tarafta senin o vazgeçilmez yüzünü, o benliğinin açıkça yansıdığı o eşsiz yüz ifadeni görüyordum... Ama içimden gelen alışkın olduğum o his, bana yalnız olduğunu ve bana sorduğun o sorunu cevabını senin çoktan bulduğunu, kalanın yalnız olduğunu kabullendiğini ve bedeli ne olursa olsun senin yanında olmamdan başka bir şey istemediğini söylüyordu... Ama bilirsin, içimden gelen o seslere inanmayı sevmem ben... O hisleri yaşamımda karşılaştığım yapmacık insanlara benzetirim. Ne olduklarını ve neler yapabileceklerini bilirim, ama asla inanmam ve güvenmem onlara...güvenmek istemem... Sanki ben istediğim, ben düşündüğüm için iyi görünürler gözüme, ama gerçekle hiçbir alakaları yoktur... İşte bu yüzden inanmak istemiyordum yalnız kaldığına, acı çektiğine, beni özlediğine ve ne olursa olsun beni bekleyeceğine... Acı çektirmeyi sevmem ben, bilirsin. Acı çekmek, yalnız kalmak ve o sessiz yalnızlıklarda içimden ismini sayıklamak, yanımda olman için umutsuzca yalvarmak bana göre... Beni buna sen alıştırdın, ben yıllardır buna alıştım, acı çekmek artık yandaşım... Ben bunları yaşarken aynılarını senin de yaşamanı kaldıramam. Yalnızlığı ben yaşamalıyım, sensizliğin acılarını, isyanlarını ben çekmeliyim, tek başıma... Sen ne kadar anlamaya çalışsan da, sensizken yaşadıklarımı asla yaşayamazsın, hissedemezsin. Kalan değil, gidendir yalnız kalan sevdiğim... Giden yalnızlık için, acı çekmek için, isyan etmek için bırakır gider, kalan aynılarını yaşamak zorunda kalmasın diye... Yalnızım işte...bunu yaşayacağımı bile bile kalmadım, kalamadım yanında... Yalnız kalmaya, sensiz olmaya, acı çekmeye ve buna ne kadar dayanabileceğimi görmeye ihtiyacım vardı. Sensiz kalmak bana çok şey öğretti... İlk öğrendiğim, son dakikalarımızda bana sorduğun o sorunun cevabı oldu... Gidendir yalnız kalan sevdiğim... Yalnız değilsin, biliyorum. Yalnızım, görüyorsun... İkinci öğrendiğim şey ise ben burada sensizken, mutsuzken, içimde hayata karşı hiçbir istek, hiçbir beklenti ve yaşama hırsı yokken, senin orda yalnız olmadığını ve seni düşündüğüm, seni yaşadığım kadar beni yaşamadığını çok iyi biliyorum... Senden uzaklaşmak, sensiz yapıp yapamayacağımı görebilmek, bu korkunç yalnızlığa ne kadar tahammül edebileceğimi görmek içindi seni orda bir başına bırakıp, bu sürgün yaşamda yalnızlığı, sensizliği seçmem... Bir gün mutlaka döneceğim, biliyorum... Çünkü bu ölümcül yalnızlığa daha fazla dayanamayacağımın farkına vardım. Ben burada yalnız olsam da, senin orda yalnız olmadığının ve sırf tek başına olmamak için en olmadık, sana ve ruhuna en yabancı ve bilinmez insanlarla birlikte olduğunun farkındayım. Bütün bunlarla yüz yüze geleceğini bilerek terk ettim seni ve yola çıktım kendi yalnızlığımla... Yalnızlığımı yaşadıkça, sensiz olduğumu hissettikçe aklıma sorduğun soru geldi, sorunun cevabını bulmaya çalıştıkça aklıma sen geldin, ve sen aklımda oldukça bu yaşadığım hayat, bu hissettiğim yalnızlık, durmadan duymazdan geldiğim o içimdeki sesler ve yalnız olanın ben olduğumu kabullenişim çığrından çıktı içimdeki fırtınalarda... Seni, bile bile en olmadık zamanda, çok bildik bir mekanda ve ruhuna en yabancı olan insancıklarla bir başına bırakıp terk ettim... Döneceğim seni bıraktığım o yerlere, giden ve gittiği gibi geri dönen olacağım, biliyorum... Oysa biliyorum, kalan değil, gidendir yalnız olan... Oysa özlediğim, biliyorsun, giden değil kalandır terk eden... Bir de gör beni, giderken bana yazdığın yazıda, kendi gözünden ve kendi kalbinden: “Karanlığıma gömerken seni sessiz çığlıklarım vardı içimde...korkularım, yine bana kalan yalnızlığım vardı. Zormuş; bu kadar yakın olupta uzak durmak,bu kadar uzak olupta seninle dolmak...yazmanın en iyi şey olduğunu söylerdin hep bana inan ki o bile durduramıyor içimde sana doğru akan seli...iki düşünüp bir yazıyorum her zamanki gibi öyle alışmışım ki kendimi sınırlandırmaya. gidiyorsun artık çok uzaklara,.varlığını ilk defa bu kadar derinlerde hissedip,kendimi sana açmışken gidiyorsun işte... içimdeki yerini zor fark etti benliğim, yokluğunla daha da yorulacak, belki de darmadağın olacak... gözlerimdir konuşan sadece. isyanlarımı, korkularımı, daralan zamanımı, yalnızlığımı anlattı herkese hiç kimsenin onları hiç kimsenin anlayamayacağını bildiği halde, belki de buydu onu rahatlatan... inan ki içimdeki dünyam, içinde bulunduğum dünyadan daha büyük... en büyük farkları; içimdeki... benim dünyamda herkes olması gereken yerde, hakkettiği gibi... Gidişini düşünmek bile korkutuyor beni... Tarifi olmayan duygularımla sana uyanıyorum her sabah, Varlığınla çoğalıp yokluğunla eksiliyorum...” |
Ölmek Kolay Mı Sandın? bir gün bir yerde senle olacağım omuzuna yaslandığımda tutamadığım ve seni sevdiğimi söyleyen gözyaşlarım ile sen aldırmayacaksın belki de sonsuz bir sevgi ta şuramda kalbimde ama sen çoktan bitirmiştin ve gurur denilen o hain duyguyu sokmuştun koynuna ve ben benliğim ile yok olmuştu seni o kadar çok severken sensiz bir hiç olduğunu düşünen şu beynim artık bitti dercesine eline aldığı son silahı elim ”çek tetiği” diyen hislerim beni bir anda vurdu ve acılar bitmişti o an için ama ama arkamda bıraktığım bir çift gözyaşları onlar da bir süre sonra unutacaklar ve onun hatası yapmasaydı delilik diyecekler bilmezler ki neden yaptığımı zaten platonik bir aşktı benimkisi şimdi sonsuza kadar ruhum bedenimden ayrıldı ve sonsuza kadar senin içinde olacağım sen istemesen bile ve senin kalbini göreceğim hissettiklerini ben de hissedeceğim artık yalan ve gerçekler ortada olacak ne sen benden kaçabileceksin ne de ben bir hata uğruna yaptığım ölümden geri dönebileceğim işte seni o kadar çok sevdim ki bir an olsun bırakamam ve sevmediğimden değil seni kaybetmekten korkarım şimdi çoktan bitti ve artık seni kaybetmek bile koymayacak bana ben artık yaşamıyorum ve ben bedensiz ama olmayan sensizlik içindeyim |
Ayrılık saatlerinde perişan Öpüşmelerde uzattığımız alabildiğine Yaşlı gözlerden kalbin derinliğine Bakışlarındı bir ışık halinde uzanan Tapardım o saatlerde güzelliğine Sevgiden, mestolmuş, özlemli, hayran Bütün yüreğinle işte o zaman Bir daha inanırdım sevildiğine Son köşeyi dönmek istemezdi ayakların O an bir hüzün çemberiyle sarılırdı Saçların, gözlerin, dudakların Büyürdü gitgide gölgesi uzakların İçimde bir tel kopar, bir ayna kırılırdı Ve bana bir ölüm gibi sessizliğin kalırdı http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifÜ.Y.O. |
Resmin rehindir gurbetimde. Gurbetimde sesleri aşındırmış kimliksiz bir kasaba ve senin kederini ıslatan o yağmurlar rehin. Alnı özlemle dağınık bir akşam getirdim sana. Sar, büyüt ellerinle, konuk et sıcaklığına; konuk et kanatları kanatılmış kuşlar getirdim sana... Ve akşam, bir kez daha; saçlarını topla ve dağıt sesini rüzgârlara! “Bir of çeksen karşıki dağlar yıkılır”: Çekmiyorsun! Akarsuları imrendiren yüzün de, sabahçı kahveler de biliyor: Görüşmeyeli yorgunum yıkık kentler kanadı sevinçlerimle. Görüşmeyeli ya sen nasılsın, adım, adresim durur mu defterinde? Şimdi Siirt'te koyun kokulu bir gecedeyim. Beynimde iklimsiz papatyalar ve kuşatılmış bir akşam duruyor penceremde. Sokakların gün batınca neden boşaldığını ve yüreğimin neden kabardığını bilmiyorum. Konuşsam sessizlik/ gitsem ayrılık… Sonra kıpırtısız yasladım göğsümü boğulmuş güne. Al bu çağrıları sulara göm, o uzak sulara, gurbetini rehnetme özlemimde… http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifYılmaz ODABAŞI |
Gittim Düşünmediğimi say bıraktıklarımı. Akıtamadığın yaşları görmedim say Gamzelerine dolan kırık gülüşlerde Parmak izlerimin silindiğini say Sesinin kestiği Gecelereydi vedam Sana değil Düş yolunda Kırık yıldızlardı Kirpiğimde tutunan Giderken de kadınındım Çocuk yanındım Bir o kadar da Sensiz zamanlarda Anı diye Dikenleri topladım Her batığında Yüzsüz kırmızıları Utanmaz tenlerin Her tende Sahte ruhları Aç nefesleri Kırmızıydılar Yine de Kızarmadım Ben, gelincik büyüttüm O sevdalarda Onlar adamlığını Gittim Ne ağlayan adam vardı Ne de ağlanası adam Oysa Sazlar arasında kendini gelincik sanan O kadar çoktu ki Hiç bir AŞK Utanmaz değildir |
Öyle bir ilkyaz ol ki korkut yaprakları Öyle bir son yaz ol ki tut yaprakları Sararıp dökülürken güz yapraklarında Ardında savrulsunlar, unut yaprakları Sevinçlerinde onlar vardı, hüzünlerinde onlar Seninle yeşerdiler, seninle soldular... Olsunlar senden sonra da umut yaprakları Özdemir Asaf |
Öğrendim Gidişin yıkmaz beni Hayata gülerek bakmayı öğrendim , Eller bana gülmeden önce. Senden sonra da gülümseyeceğim, mutluymuş gibi... Ahmet Ünal Çam |
ben senın gıbı gıdene gıtd |
Aylar Oldu görmedim seni aylar oldu aslında seni yüreciğimin ta derininde taşımak inan herşeye bedel aylar oldu görmedim seni ve daha aylar var ki göremeyeceğim dert etme sen yine yüreğim seninle görmedim seni aylar oldu sarı yaprakları koca sonbaharın bana seni anlatıyor gözlerimdeki seni yüreğimdeki seni o zaman salıveriyorum güvercin misali denize doğru süzülüyorsun arkanda beni bıraktığını ve el salladığımı ve ağladığımı bile görmeden kaçar gibi.. görmedim seni aylar oldu görmedim, yüreğim soldu görmedim, cesaretim bile kalmadı seni görmeye bir daha.. artık bir yabancı gibisin uzaklardan gelen ve yine uzaklara giden yollara sevdalı... aylar oldu görmedim seni denizler kabarmış gökler umutsuz kuşlar çok uzaklarda, son nefesi gülün kimin umrunda? görmedim seni aylar oldu yüreğim çrpınmada uçtu uçacak sen daha gelmeden daha doğmadan güneş uçtu uçacak yüreciğim görmedim seni aylar oldu üstüme üstüme geldi rüzgar.. aylar oldu görmedim seni seni görmedim dün gibi aklımda oysa sahipsiz ağlamalar, yakınmalar günler geceler sensiz geçen seni beklemeler camlarda umutlar, ışıklar yarınsız öyküler, şiirler yarım kalmış bekleyişler, özleyişler ağlayışlar sana hepsi sana... aylar oldu görmedim seni ama yüreğim hala aynı yangında bunların hepsi yüreğimden sana aylar oldu beni unutma unutma aylar oldu... Ömer Seydi Ekinci |
N'olur Tüm dualarım seninle İyileşmen için sadece Her şeyi harcıyorum kendimden Senin gülen yüzüne ihtiyacım var Mevsimlerim güneşlerine muhtaç Çiçeklerim Sevinç gözyaşlarına Umutlarım çocukluğunla büyüdü Gözlerim şimdiye kadar yolu Işığınla aldı Çıkış kapılarını sen buldun açmazlarımdan Umudumu sen taşırdın içimde Her şeye yetti Ölmek istediğim zamanlarda Benim için benimle savaştın Azarladın beni bir çocuk gibi Boşluklarımı öğrettin bana Doldurdun beni Sevginle yaşadım N’olur iyileş N’olur tekrar gül yüzüme Umudumu kaldır yattığı yerden Sana hesap soran yok saatlerden Senin geçtiğin yollardan geçemiyorum N’olur tut elimi Beni bırakma Tüm dualarım seninle İyileşmen için sadece Hekimler bekliyor gülen yüzünü Öğlen paydoslarında ben evime Adını bağırıyorum Yokluğuna alıştırmadığım odama Seni bağırıyorum Beni karanlıkta bırakma Umutlarım çocukluğunla büyüdü Gözlerim şimdiye kadar yolu Işığınla aldı Arda Ös |
gitmek kolay kalıpta sevmek olay :D :) heh hee |
Gidişin Sensizlikte adını yazdım kayıtlara Çok geceyi başladım sabaha, Bütün özlemim sana, Biliyordun ama gene de gelmedin bana... Bir gün döndü?ünde, Arkana bakmadan gittin Tanıyamadım o sen miydin, Sen yaşıyordun da beni bitirdin... Bin bir sahteli?i döktün önüme Sen çaresizdin,ben yanındaydım gene Ne yaptım sana da yıktın beni böyle, Sen yüreğimin kendisiydin Nasıl acı çektirdin böyle sevene |
Çok Sevdim Bir Zamanlar Seviyorum Yine de Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de Alıp başımı gitmeyi yollar boyunca Seyretmek bir bozkır akşamını camından bir otobüsün Masal şehirlerini geçerken hızla Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de Ürpertili, sımsıcak tenini kadınların Salmak serin sulara gövdemi Düşüp gitmek ardına şiirin ve aşkın Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de Varolduğumu düşünmeyi, ürpererek... Karanlık bir odada küçük bir çocuk gibi Yağmurdan ve yalnızlıktan ürkek Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de Düşüncemi geniş ve sonsuz olanla birleştirmeyi Hırçın ve ele geçmezce atılgan Uysal ve usulcacık benim olan şeyi... Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de Ve hep seveceğim beynim ve tenim varoldukça bu dünyada Pırıl pırıl olanı, her zaman bir güz diriliğinde Değişmez ve değişken olanı sonsuzca... Ataol Behramoğlu |
| Saat: 06:40 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık