![]() |
Obez bir çocuğun atardamarının, orta yaşlı birininki gibi tıkalı olabileceği belirlendi. Uzmanlar araştırma için, “endişe verici bir bulgu” ifadesini kullandı ABD’li araştırmacılar, yaşları ortalama 13 olan 40’ı obez 70 çocuğun boyun atardamarlarının iç duvarlarının kalınlığını ultrasonla ölçtü ve obez çocukların atardamarlarının daha çok 45 yaşındaki birininkine benzediğini gördü. Missouri Kansas Üniversitesi’nde görevli bilim adamı Geetha Raghuveer ve ekibinin yaptığı araştırma, atardamarlardaki yağlanmanın, bu çocukların en erken 30 yaşında kalp krizi ya da felç geçirme olasılıklarını artırdığını gösterdi. Araştırma çerçevesinde incelenen çocuklarda “kötü kolesterol” seviyelerinin yüksek, “iyi kolesterol” seviyelerinin düşük çıktığı da gözlendi. Raghuveer, Amerikan Kalp Birliği’nin New York’taki toplantısında sunduğu araştırma için, “Bu endişe verici bir bulgu” dedi. NTVMSNBCE |
Bugün 'Dünya Diyabet Günü' Sağlık Bakanlığı, ülkede hastalık yükü oluşturan bulaşıcı olmayan kronik hastalıklar arasında diyabetin önemli bir yer tuttuğunu, bu yükün yakın gelecekte daha da yükselmesinin beklendiğini bildirdi. 1921 yılında insülini bularak milyonlarca hastanın tedavisini mümkün kılan Fredrick Bantig'in doğum yıldönümü anısına, her yıl 14 Kasım'da Dünya Diyabet Günü kutlanıyor. Gün kutlamaları, diyabet görülme sıklığının tüm dünyada giderek artması üzerine, Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) ile Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından 1991 yılında başlatıldı. BM Genel Kurulu, 20 Aralık 2006'da kabul ettiği yönergeyle geçen yıldan itibaren Dünya Diyabet Günü'nü, Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmiş resmi bir dünya günü olarak ilan etti. Bu yönergeyle tarihte ilk kez bulaşıcı olmayan bir kronik hastalık; sıtma, tüberküloz ve HIV/AIDS gibi bulaşıcı hastalıklar gibi küresel bir tehdit olarak kabul edildi. Dünya Diyabet Günü dolayısıyla tüm dünyada 160'ın üzerinde ülkede düzenlenen etkinliklerde, milyonlarca insan hastalık konusunda bilinçlendiriliyor. Her yıl gün dolayısıyla diyabetle ilgili bir temanın altı çiziliyor. Uluslararası Diyabet Federasyonu tarafından son 2 yıldır, “Çocuklarda ve Ergenlerde Diyabet” teması işleniyor. Belirlenen bu tema çerçevesinde yürütülen çalışmalar şunlar: -Çocuklarda tip-2 diyabeti önlemeye yardımcı olmak için, sağlıklı yaşam tarzları teşvik ediliyor. -Diyabetin uyarıcı sinyalleri konusunda farkındalık artırılıyor. -Diyabetik ketoasidozun (vücudun asit-baz dengesinin bozulması sonucu koma ya da ölüme kadar giden durum) azaltılması için teşebbüsleri yüreklendirmek ve destek olmak üzere materyaller dağıtılıyor. -Uluslararası Diyabet Federasyonu'nun, “Çocuk İçin Hayat Programı” tarafından desteklenen çocuk sayısının artırılması için gayret gösteriliyor. DİYABET ARTACAK Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nce, Dünya Diyabet Günü nedeniyle yapılan açıklamaya göre, dünyada 250 milyondan fazla kişi diyabetle yaşıyor. Mücadele edilmezse bir nesil sonra bu sayı 380 milyona yükselecek. Ülkede de hastalık yükü oluşturan bulaşıcı olmayan kronik hastalıklar arasında diyabet önemli bir yer tutuyor. Bu yükün yakın gelecekte daha da yükselmesi bekleniyor. 2003 Ulusal Hastalık Yükü ve Maliyet Etkililik Çalışması Hane Halkı Araştırması'na göre, 18 yaş ve üzeri kişilerde beyana dayalı olarak diyabet sıklığı yüzde 4.75 olarak bulundu. Cinsiyete göre diyabet sıklığı da kadınlarda yüzde 5.75, erkeklerde ise yüzde 3.42. Aynı çalışmaya göre, 100 bin kişide diyabet görülme sıklığı 3 bin 820 iken, bu oran erkeklerde 3 bin 210, kadınlarda 4 bin 280 olarak bulundu. Türkiye'de ulusal düzeyde ölüme neden olan ilk 10 hastalığın yüzde dağılımı incelendiğinde ise, diyabet yüzde 2.2 ile 8. sırada yer alıyor. AA |
Bağırsak kanseri, ağrısız ve çok ucuz bir yöntemle tespit edildi.http://www.habercem.com/imgs/0.gif İsrailli bir doktor, bağırsak kanserini ağrısız ve son derece ucuz bir kan testiyle tespit eden basit bir erken tanı yöntemi geliştirdi. Tel Aviv Üniversitesi Sackler Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bölümünden Profesör Nadir Arber, geliştirdiği testin, bağırsak kanserinin işareti olan kanda bağırsak polipleri hücrelerini çok yüksek derecede hassasiyet ve doğrulukla tespit edebildiğini belirtti. Test, serbest kaldığında kanser gelişimine neden olan geni şifreleyen bir proteinin tespit edilmesi temelinde oluşturuldu. Arber, kanda çok düşük seviyede bulunan ve bağırsak polipleri tarafından salgılanan biyolojik göstergeleri kullanarak yapılan testin doğruluk oranının yüzde 80'in üzerinde olduğunu belirtti. Şu anda kullanılmakta olar forego kolonoskopi testi 1500 dolar civarına mal olurken, Arber tarafından geliştirilen testin 50 ila 100 dolar civarına mal olması bekleniyor. AA F5 HABER |
İspanyol bilim adamları, vücutta doğal olarak oluşan bir enzimin miktarını arttırmanın, hücrelerin ölümüne engel olacağına, daha uzun, sağlıklı ve yaşam dolu bir hayata imkan sağlayacağına inanıyorlar. Vücuttaki telomeraz proteini, kromozomların sonunda bir ayakkabı bağı gibi davranan ve onları çözülmekten kurtaran koruyucu başlığın muhafaza edilmesine yardımcı oluyor. İnsan yaşlandıkça hücreler bölünüyor, bu koruyucu başlıklar yıpranırken kısalıyor ve hücrelerin ölümüyle büyük hasar görüyor. İspanyol bilim adamları, vücudun doğal telomeraz düzeyini arttırmanın onu gençleştireceğine inanıyorlar. Madrid'deki Ulusal Kanser Araştırma Merkezi'nden bir ekip, bu teoriyi laboratuvar fareleri üzerinde denedi ve genetik mühendisliğiyle telomeraz düzeyleri 10 kat arttırılmış olanların, normallerinden yüzde 50 daha uzun yaşadıklarını gördü. Araştırmanın başında yer alan Maria Blasco, New Scientist dergisine yaptığı açıklamada, bu enzimin "normal, ölümlü bir hücreyi, ölümsüz bir hücreye" çevirebileceğini belirterek, aynı yaklaşımın özenli ve dikkatli bir biçimde gösterilmesi durumunda, insan yaşamının da uzatılabileceği konusunda iyimser olduğunu kaydetti. Maria Blasco, "Farenin yaşlanmasını erteleyebilir ve yaşam süresini arttırabilirsiniz. Ancak insanlar üzerinde bunu yapmak çok daha zor" dedi. Telomerazın arttırılmasıyla ortaya çıkan sorunlardan birisi de kanser riskinin çoğalması. Kanser ilaçları sayesinde bunun üstesinden gelinebileceğini ifade eden Dr Blasco, enzimleri arttırılan farelerde, derialtı yağlanmasının azalması ve daha fazla glikoz toleransı gibi başka olumlu sağlık etkilerinin de görüldüğüne işaret etti. A.A HÜRRİYET |
Kusursuz bebek mümkün mü? Henüz iki günlük embriyoda 15 bin hastalık türünü tarayıp saptayabilecek test geliştirildi. İngiliz bilim adamları, anne ve babadan geçebilecek olan tüm genetik bozuklukları, bebek henüz embriyo halindeyken tespit edebilecek bir test geliştirdi. Saygın İngiliz gazetesi Times’ın manşetten verdiği habere göre tüp bebek yöntemiyle bebek sahibi olmak isteyen anne ve babalar, Profesör Alan Handyside tarafından geliştirilen “karyomapping” testi sayesinde çocuklarının hangi genetik hastalığa ne kadar yatkın olduğunu öğrenebilecek. Test için tüp bebek yöntemi ile üretilen bir embriyonun iki günlük olması ve en az sekiz hücreye sahip olması bekleniyor. Daha sonra henüz rahme yerleştirilmemiş olan embriyodan tek bir hücre alınarak “karyomapping” testi ile genetik haritası çıkarılıyor. Bu harita anne, baba ve yakın bir akrabadan alınan DNA örnekleriyle karşılaştırılıyor. Herhangi bir soruna işaret edebilecek olan 300 bin kadar DNA işareti aranıyor. Uzmanlar, testin anne ve babadan geçmesi mümkün olan ve aralarında kalp hastalığı, diyabet ve kanser de bulunan 15 bine yakın hastalığın neredeyse hepsini tespit edebildiğini iddia ediyor. Şu anda kullanılan testler ise bunların sadece yüzde 2’sine tanı koyabiliyor ve sonuçları almak bazen aylar sürebiliyor. Testin kullanılmaya başlaması için İngiltere’deki İnsan Doğum ve Embriyoloji Otoritesi’nden onay alması gerekiyor. 2 bin 500 dolara mal olacağı tahmin edilen testin gelecek yıl uygulanmaya başlanacağı öngörülüyor. Karyomapping testi nedir? Karyomapping kromozomları inceliyor. Bir insanda erkek ve kadının eşit olmak üzere 46 kromozom bulunuyor. Kadının yumurtasından gelen 23, erkeğin sperminden gelen 23 kromozom bir araya gelerek embriyoyu oluşturuyor. Erkeğin anneyle babasının genleri ve kadının anneyle babasının genleri birleşiyor. Karyomapping embriyodaki genleri, anne, baba ve bir akrabadan alınan genlerle karşılaştırarak kusurlu genleri ve bu bozukluğun kimden geldiğini tespit ediyor. |
İngiltere’de, gebelikte Down sendromunu saptamak için yapılan testlerin yaygınlaşmasına rağmen, Down’lu çocukların sayısının arttığı belirtildi. İngiltere’de bu alandaki testlerin uygulanmaya başladığı 1989’da 717 Down sendromlu bebek dünyaya gelirken, bu sayı 2006’da 749’a çıktı. Down Sendromu Derneği, test sonuçlarının pozitif çıkmasına rağmen ailelerin bu bebekleri neden dünyaya getirdiklerini anlamak için 1000 aile arasında araştırma yaptı. Araştırmaya katılanların beşte biri, Down sendromlu bir tanıdıkları olduğunu belirtirken, üçte biri dini ve kürtaj karşıtı inançlarını öne sürdü, yüzde 30’u da son yıllardaki gelişmelerle Down’lu çocukların hayatlarının artık daha kolaylaştırıldığını söyledi. Hemen her beş kişiden biri de testlerin sonuçlarına inanmadığını belirtti. Down sendromlu bebekleri tespit etmek için testlerin yaygın olarak uygulanmaya başladığı 1989’da Down’lu bebeklerin sayısı 717’den, 1990’ların başında 594’e düşmüştü. Ancak son on yılda Down sendromlu çocukların sayısı arttı. Milli Down Sendromu Sitogenetik Kayıtları’nın verilerine göre, 2000 yılından bu yana Down’lu bebeklerin oranı yüzde 15 yükseldi. NTVMSNBCE |
Tıpta yeni bir devrim: Işıktan şırınga St Andrews Üniversitesi'nden bilim adamları salt ışığın şeklini alan yeni bir şırınga modeli geliştirdiler. Yöntem, spesifik hastalıkların keşfine ve tıbbi tedavinin gelişmesine katkıda bulunacak. Fizik, Astronomi ve Biyoloji Okulları arasındaki işbirliğinde St Andrews araştırmacıları, "photoporation (lazer yardımıyla hücrelere madde enjekte etme)" isimli yönteme dayanan yeni bir teknik geliştirdi. Bu yenilikçi yöntem, genler ve ilaçlar gibi çözünebilir bileşiklerin ışık yardımıyla bireysel hücrelere enjekte edilmesi ile spesifik hastalıkların potansiyel keşfine izin veriyor ve tıbbi tedavinin gelişmesine katkıda bulunuyor. Fizik ve Astronomi Okulu'ndan Professor Kishan Dholakia ve Biyoloji Okulu'ndan Dr Frank Gunn-Moore'un liderliğinde yürütülen çalışmada, Dholakia, "Bu yöntem bugüne kadar lazer ışığının hücre yüzeyinde gayet küçük ve kusursuz noktalara odaklanması gerektiğinde bunu engelliyordu. Ama şimdi yeni tekniğimiz çevreye yayılmadan lazer ışınının şeklini kullanarak dar ve uzatılmış olarak kalabiliyor" dedi. Dr Frank Gunn-Moore, "Uzman olmayanların da kullanabileceği lazerin yeni şekli, kesin odaklanmaya ihtiyaç duymadan hücrenin herhangi bir parçasını hedefleyebilme yeteneğine sahip ve yoluna çıkan nesneler onu durduramıyor. Işık insan saçı kalınlığındaki lif boyunca ilerliyor" dedi. Bu teknikle hastanelerde yaygın olarak kullanılan insan vücudunun içinin görüntülenmesi anlamına gelen endoskopi sisteminin geliştirilebileceğini söyleyen Dr Gunn- Moore, "Bu yeni teknik için oldukça heyecanlıyız. Bu yöntem endoskopiyle kullanılabilen bir makine yapmamıza yardımcı olacak. Aynı zamanda spesifik hastalıkları tedavi etme imkanı verecek ve yeni ilaçların test edilmesinde bize yardımcı olacak" diye konuştu. ZAMAN |
Yeni Teknoloji Hamilelik Testi Teknoloji sayesinde hamile olup olmadığınızı kendi kendinize öğrenmeniz artık daha kolay. USB destekli hamilelik testi üretmişler biz kadınlar için. Nasıl çalışıyor diye sorarsanız, eczaneden aldığınız diğer hamilelik testleri gibi çubuğun emici kısmına idrarınızdan damlatıyorsunuz. Diğer ucunu yani usb girişini ise bilgisayarınıza takıyorsunuz. Sonucu bilgisayar ekranınızda görebiliyorsunuz. Ve bu test hormon ( hCG, hCG-H, LH) seviyelerinizi ölçtüğü için % 99 oranında doğru sonuç alabiliyorsunuz. Fakat, hormonlarınızı etkileyen faktörler mevcut olduğu durumlarda bu testten doğru sonucu alamayabilirsiniz. Test tek kullanımlık değil, içerisinde 20 adet şerit mevcut. Fiyatı $18 civarında. Sonuçları inceledikten sonra, aleti bilgisayarınızdan çıkarıp, şeriti değiştirdiğinizde 5 dk. kadar sonra tekrar kullanıma hazır hale geliyor. |
Avustralya'da Sydney's Royal North Shore Hastanesi'nde görevli bilim adamları, erken ve ölü doğum riskini azaltan bir test geliştirdiler. Yeni Güney Wales Sağlık Bakanı John Della Bosca, "Hamile kadınların kanında doğmamış bebeklerdeki yetersiz beslenme riski olanları gösterebilen 'angiopoietin-2' isimli bir protein buldular." dedi. Yeni bulgularla doktorlar anne kanındaki protein seviyesini hamileliğin 10. haftasında ölçebilecekler ve anneyi tedavi edebilecekler. |
Avustralya’daki “Centenary Institute”, modern teknolojiyi kullanarak, bağışıklık sisteminin enfeksiyona nasıl cevap verdiğini gerçek zamanda görüntülemeyi başardı. Softpedia’nın internet sitesinde verilen habere göre, yeni teknolojinin kullanılmasıyla, derinin faaliyetlerinin ve derideki Leishmania parazitinin tanımlanabilmesinin yanısıra, hastalığa neden olan maddenin (patojen) yayılması, bağışıklık sisteminin bunu engellemek için ne yaptığı tam olarak gözlemlenebildi. Enstitütünün, Bağışıklık Görüntüleme programı başkanı Profesör Wolfgang Weninger, çoklu foton mikroskopisini kullanarak, derideki, sinir hücresine giden ince lifleri incelediklerini, hücrelerin, normal şartlarda derinin en üst tabakasında sakin görüldüğünü, bir alt tabakada ise patojeni bulmak için devamlı bir hareketlilik olduğunu belirtti. Weninger, Leishmania enfeksiyonunu tanımlamanın ve parazitin, hücreler tarafından toplanmasını, bu sürecin vücudun geneline yayılmasını gözlemlemenin kendilerinde büyüleyici bir etki bıraktığını söyledi. Artık, patojenlerin bağışıklık sistemi tarafından nasıl tanımlandığı ve bu sürece hangi hücrelerin dahil olduğu konusunda genel bir kanıya sahip olduklarını belirten Weninger, bunun, Leishmania enfeksiyonunun kaldırılmasını sağlayan moleküllerin teşhisi üzerinde çalışabilecekleri anlamına geldiğini ifade etti. Weninger, bununla beraber, bağışıklık sisteminin diger enfeksiyonlara nasıl cevap verdiğinin de incelenebileceğini, böylece daha etkili sonuç veren ilaçların yolunun açılabileceğini belirtti. |
İngiltere'de yapılan bir araştırma, zeka seviyesi hemcinslerine göre daha yüksek olan erkeklerin spermlerinin "daha fazla ve hareketli" olduğunu ortaya koydu. Psikiyatri Enstitüsünden bir grup araştırmacının farklı bölgelerde görev yapan eski Amerikan askerlerinin verileri üzerinde yaptığı araştırmada, zeka testlerinde daha yüksek puan alan askerlerin daha fazla sayıda ve daha hareketli spermleri olduğu belirlendi. ZEKA DA GENLERLE İLGİLİ Sonuçları "Intelligence" dergisinde yayımlanan araştırma, "zekayı belirleyen genlerin başka biyolojik etkilerinin de olabileceği" savını güçlendiriyor. Zekayı azaltan küçük mutasyonların, sperm kalitesi gibi diğer biyolojik özellikleri de etkileyebileceği belirtiliyor. Bilim adamları, bir insanın yaşam tarzının zeka ile sağlık arasındaki ilişkide daha etkili olduğunu düşünüyordu. Yani zekası yüksek bir kişinin sigara içmeyeceği ya da daha az içeceği ve daha fazla egzersiz yapacağı, bu tercihlerin de zihinsel performansı etkileyeceği varsayılıyordu. SADECE ALKOL VE SİGARA DEĞİL Farklı karakter özellikleri taşıyan erkeklerin incelendiği son araştırma, zeka ile sperm kalitesi arasındaki ilişkinin sadece alkol ya da sigara kullanımı gibi "kötü" alışkanlıklarla açıklanamayacağını ortaya koydu. Zeka testi uygulanan ve meni örnekleri alınan 425 erkek üzerinde yapılan araştırmada, yaş ve yaşam tarzından bağımsız olarak, zeka seviyesi ile sperm kalitesini belirleyen üç özellik (sayı, yoğunluk ve hareket kabiliyeti) arasında bağlantı olduğu belirlendi. Araştırmayı yöneten Dr. Rosalind Arden, bu verilerin "Play doh ile oynamayı Platon'a tercih eden erkeklerin spermlerinin kesinlikle düşük olacağı anlamına gelmediğini, buldukları korelasyonun sınırda olduğunu" kaydetti. Arden, araştırma sonuçlarının zekayla ve fiziksel sağlıkla ilgili farklı ölçütlerin kullanıldığı başka verilerle karşılaştırılması gerektiğini söyledi. Sheffield Üniversitesinde fertilite uzmanı olan Dr. Allan Pacey ise bu araştırmada zeka ile sperm kalitesi arasında saptanan ilişkinin oranlarının düşük olduğunu, bu nedenle zekanın erkeklerin "üreme" kabiliyetleri üzerinde büyük etkisi olduğunun söylenemeyeceğini savundu. Kaynak |
Erkeklerin soyu tükeniyor! http://www.gazeteport.com.tr/stellent/fragments/gp_assets/images/misc/spacer.gif Çevre kirliliğinin, hem insanlarda hem de vahşi doğada erkekleri zayıf cins haline getirdiği bildirildi. İngiliz Independent gazetesinde yayımlanan bir rapora göre, günümüzde yaygın biçimde kullanılan kimyasallar, insanlar dahil olmak üzere balıktan memelilere kadar omurgalıların her türünde erkekleri feminenleştirdi, üreme organlarıyla dölleme kabiliyetlerine zarar verdi. Raporun yazarı, kimyasalların sağlık üzerindeki etkilerini incelemekten sorumlu eski hükümet danışmanı Gwynne Lyons, araştırmanın, erkeklerin temel özelliklerinin tehdit altında olduğunu gösterdiğini belirtti. Rapor, vahşi doğa ve insanların son yıllarda 100 binden fazla yeni kimyasala maruz kaldığını, Avrupa Komisyonu'nun bunların yüzde 99'unun gerektiğince düzenlenmediğini kabul ettiğini ve bu kimyasalların yüzde 85'i ile ilgili doğru güvenlik bilgisinin dahi verilmediğini ortaya koydu. Raporda, bu kimyasalların çoğunun, hormonlara zarar verdiklerinden "endokrin bölücüleri" olarak tanımlandığı, gıda ambalajı, kozmetikler, bebek pudraları, mobilya ve elektrikli eşyalar gibi birçok ürünün bu tür kimyasalları içerdiği kaydedildi. CHEMTrust vakfı tarafından yayımlanan ve dünya çapında 250'den fazla bilimsel araştırmanın kullanıldığı raporda, temelde vahşi yaşama odaklanıldığı ve kimyasalların, kutup ayılarından, okyanusların derinliklerinde yaşayan balinalar, yükseklerde uçan şahin ve kartallara kadar türler üzerindeki etkilerinin tespit edildiği bildirildi. Raporda, "Omurgalı hayvanların (kılçıklı balıklar, hem karada hem suda yaşayanlar, sürüngenler, kuşlar ve memeliler dahil olmak üzere) her temel sınıfındaki erkek türleri, çevredeki kimyasallardan etkilenmiş. Birçok omurgalı türünün erkeklerinde feminenleşme şu anda yaygın bir hadise" sonucuna varıldı. RAPORDA KULLANILAN ARAŞTIRMALARIN SONUÇLARI Raporun hazırlanmasında kullanılan bazı araştırmaların sonuçları şöyle sıralanıyor: "Japonya'da, Benin'de ve Afrika'da tatlı su balıklarıyla Kuzey Denizi, Akdeniz, Osaka Körfezi ve ABD'nin batı sahilindeki Puget Sound'da tuzlu su balıklarının erkeklerinde feminen etkiler gözlendi. ABD'nin Florida eyaletinde tarım ilacına maruz kalan erkek timsahlarda daha düşük testosteron ve daha yüksek ostrojen sevileri tespit edildi. Bu hayvanların, testislerinde anormallik, üremelerinde başarısızlık ve daha küçük penislere sahip oldukları saptandı. Vahşi hayatın 400'den fazla kimyasalla kirlendiği Florida ve Great Lakes çevresinde yine bir kaplumbağa cinsinin erkeklerinde dişil özellikler görüldü. Alaska'da erkek Sitka geyiklerinin üçte ikisinin inmemiş testislere sahip olduğu, Montana'da aynı oranda beyaz tüylü geyiğin genital anormalliklere sahip olduğu ortaya çıktı. Güney Afrika'da söz konusu kimyasallara yüksek düzeyde maruz kalan, bu ülkeye mahsus iri bir geyik türünün erkeklerinin testislerinin zarar gördüğü, yine çok kirlenen doğa alanında bir fare türünün erkeklerinin neredeyse hiç sperm üretmediği tespit edildi. Dünyanın bir ucunda Kuzey Kutbunda hermafrodit kutup ayılarına rastlanırken, yine Florida'da az sayıda, soyu tükenme tehlikesi olan panterlerin anormal spermlere sahip oldukları görüldü. Bir başka araştırma, çevre kirliliği olan bölgelerde yaşayan su samurlarının daha küçük testislere, poliklorlu bifenillere (PCB) maruz kalan vizonların daha kısa penislere sahip olduklarını ortaya koydu. New York'taki Rochester Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırma, plastiklerde kullanılan bir tür kimyasala yüksek düzeyde maruz kalan annelerin erkek çocuklarının daha küçük penis ve inmemiş testise sahip olma olasılığının daha yüksek olduğunu gösterdi. Bu çocukların anüs ve genital bölgelerindeki aralığın daha kısa, bunun da feminenliğin klasik bir işareti olduğu belirtildi. Yine Rotterdam'daki Erasmus Üniversitesi'nin bir araştırması, poliklorlu bifenillere maruz kalan annelerin erkek çocuklarının büyürken bebekler ve çay setleriyle oynamak istediklerini gösterdi. Kanada, Rusya ve İtalya'da bu tür kimyasallarla yoğun biçimde kirlenen bölgelerde yaşayan topluluklarda erkeklerden iki kat fazla kız çocuğu doğduğu gözlendi." |
Kanser 2010 yılında en öldürücü hastalık olacak http://www.gazeteport.com.tr/stellent/groups/public/documents/site_studio_images/gp_341855.jpg Kanserin 2010 yılında kalp rahatsızlıklarını geçerek dünyada en ölümcül hastalık olacağı bildirildi. Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu tarafından hazırlanan bir raporda, kanser vakaları ve ölümlerindeki artış eğiliminin sürmesi durumunda 2030 yılında kanser vakaları ve ölümlerindeki artışın şimdikinin iki katını aşacağı belirtildi. Gelişmekte olan ülkelerde sigara kullanımının artmasının bu büyük değişimde etkili olduğu bildirilen raporda, Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerde sigara içenlerin sayısının dünyada sigara içenlerinin yüzde 40'ını oluşturduğuna işaret edildi. Kanseri daha iyi teşhis etme ve bulaşıcı hastalık vakalarının azalmasının, kanserin en öldürücü hastalık sıralamasında birinci sıraya oturmasının en önemli nedeni olduğu ifade edilen raporda, kanser vakalarının dünyada istikrarlı olarak arttığı ve bu yılın sonunda 12 milyona yükselmesinin beklendiği kaydedildi. DSÖ, bu yıl kanserden ölenlerin sayısının ise 7 milyonu bulacağını bildirdi. Raporda, Çin, Hindistan ve Rusya'daki daha yüksek oranlarla birlikte, kanser vakaları ve ölümlerinde her yıl yüzde 1'lik artışın, 2030 yılında kanser vakalarını 27 milyona, ölümlerini ise 17 milyona çıkaracağı kaydedildi. |
ALS hastalarına iyi haber http://www.haberturk.com/2008/12/11/kuturesim/als4544.jpg Yapılan araştırmalar bir protein sayesinde yaşam süresinin uzatılabileceğini ortaya koydu. Amyotrofik lateral skleroz (ALS) hastalığına yakalananların yaşam süresinin, bir protein sayesinde uzayabileceği bildirildi. ABD'deki Wisconsin Üniversitesi'nden bilimadamlarının yaptığı araştırma, ''Nrf2'' adı verilen proteini artırarak, tedavisi olmayan ALS hastalığına yakalananların yaşam süresinin uzayabileceğini ve hastalığın başlangıcının ertelenebileceğini gösterdi. Araştırmacılardan Jeffrey Johnson, ''Nrf2'' proteininin etkin hale geldiğinde, sinir sistemini etkileyen hastalıkların gelişimine bağlı hücreleri koruyan başka yüzlerce proteini kontrol ettiğini belirtti. Johnson, aynı mekanizmayı değerlendiren bazı deneylerin beyinle ilgili Alzheimer, Parkinson ve Huntington gibi hastalıklarda önemli sonuçlar verdiğini ifade etti. Araştırma, ''Journal of Neuroscience'' dergisinde yayımlandı. İlk kez 1874 yılında tanımlanan ALS, merkezi sinir sisteminde, omurilik ve beyin sapı adı verilen bölgede motor sinir hücrelerinin (nöronlar) kaybı nedeniyle gelişiyor. Bu hücrelerin kaybı kaslarda düşüklük ve erimeye yol açıyor. Yavaş yavaş ilerleyip hastayı solunum, yutma güçlüğü ve kas güçsüzlüğüyle yatağa düşürüyor. Zihinsel işlevler ve bellek ise bozulmuyor. Hastalığın ileri evrelerinde felç geçiriliyor. Omurilikte kasları besleyen yan (lateral) taraftaki sinirlerin zarar görmesiyle kasların beslenememesi ve katılaşması olan ALS ABD'de, kırdığı rekorlar nedeniyle ''demir at'' olarak bilinen, ancak kariyeri bu hastalık nedeniyle sona eren Amerikalı beyzbol oyuncusu Lou Gehrig'in adıyla anılıyor. Bazı Avrupa ülkelerinde ALS, motor sinir hastalığı (MHS) ya da Charcot hastalığı olarak da geçiyor. Ünlü İngiliz fizikçi Stephen Hawking'in de yakalandığı ALS hastalığının görülme sıklığı 100 binde 1-3. |
Manyetik Rezonans Görüntüleme’yle (MR) beyni tarayarak, Multipl Skleroz (MS) hastalığının belirtilerini hastalık ortaya çıkmadan uzun yıllar önce tespit etmenin mümkün olabileceği bildirildi. ABD’nin Kaliforniya Üniversitesi’nden Dr. Darin Okuda, San Francisco kentinde baş ağrısı, migren gibi çeşitli sağlık sorunları nedeniyle beyin taramaları yapılmış 44 hasta üzerinde çalıştıklarını belirterek, bu kişilerden üçte birinde 5 yıl içinde MS hastalığının belirtilerinin ortaya çıktığını söyledi. http://www.ntvmsnbc.com/i/blank.gif Okuda, 44 hastanın tamamında MS olan kişilerde görülen anormallikler olduğunu, MS’in gelişip gelişmediğini görmek için takip etmeye devam ettikleri bu hastaların yüzde 30’unda ortalama 5.4 yıl içinde MS belirtilerinin geliştiğini ifade etti. Okuda, kendi bulgularına rağmen, beyin anormallikleri olan insanlarda MS’e yakalanma riskinin ne olduğunu anlamak için daha fazla araştırma yapılması gerektiğini vurguladı. Beyin ve omurilik hastalığı olan MS, beynin görme, konuşma, yürüme gibi fonksiyonlar üzerindeki denetim yeteneğini bozuyor. Dünyada 2.5 milyon kişinin MS hastalığından etkilendiği bildiriliyor. |
Türkiye'nin ''ilik bankası'' hesabı http://www.habercem.com/newpics/news/121220080033119365280_2.jpg Türkiye, organ, doku ve hücre nakillerini tek elde toplamak için düğmeye basıyor. http://www.habercem.com/imgs/0.gifOrgan, doku ve hücre nakillerini tek elde toplamak için düğmeye basan Türkiye, yıllık beş milyar dolar tasarruf sağlayacak. Mevcut ulusal organ nakli bilgi bankasına ek olarak, ulusal doku bilgi bankası ile ulusal kordon kanı bankası TÜRK-KÖK projesiyle 2009'da hayata geçirilecek. En önemli hedef ise 40 bin böbrek hastasının diyaliz masrafları ile yüzde 90'ı çocuk olan 4 bin civarında kemik iliği hastasının sağlık giderlerini ortadan kaldırmak olacak. Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Sencar Tepe, "Sadece bir kemik iliği hastası için yurtdışındaki merkezlere bir milyon YTL harcayabiliyoruz. Uygun organ ve ilikler bulunamadığı için sürekli bu harcamalar yapılıyor. Uygulama hayata geçtiğinde Türkiye kendi nakillerinin yanı sıra yurtdışına da nakil verecek duruma gelecek." açıklamasını yaptı. Türkiye'de şu anda kemik iliğinde donör sayısı 10 bini geçmiyor. Projeyle donör sayısı önce 300 bine, sonra da 1 milyona çıkarılacak. Ayrıca doğum yapan annelerin kordon kanları uygun şartlarda saklanacak. Bu bankaların tek çatı altında toplanmasının aynı zamanda AB uyum sürecinde 28. faslın kapanış kriteri olduğunu belirten Sencar Tepe, "Projeye organ nakillerini de katarsak, hem diyalizden kurtulmak hem de kanser hastalarının daha erken bir dönemde kemik iliği nakli olduğunu düşünürsek yıllık beş milyar dolar tasarruf sağlayacağız." açıklamasını yaptı. TÜRK-KÖK'ün merkezi Ankara Onkoloji Hastanesi'nin kolej binası olacak. 2009 itibarıyla buraya idari kadro atamaları yapılacak. İlk başta 10 milyon Euro kaynak aktarılacak merkez için AB fonlarından yararlanılacak. Daha sonra da bankaların oluşturulması için 'doku tipleme laboratuvarların' ihalesine çıkılacak. Bütün bunlar gerçekleştikten sonra Türkiye genelinde verici bulmak için ciddi bir kampanya başlatılacak. Bu noktada Kızılay'ın kan merkezleri ile doğum hastanelerinden yardım alınacak. İleride nakil gerektiren bir durum meydana geldiğinde bu bankalarda kayıtlı vericiler ile alıcılar bir araya getirilecek. Tüm masraflar TÜRK-KÖK tarafından karşılanacak. Tedavi Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Sencar Tepe, hedeflerinin yılda en az 50 bin yeni verici adayını bu bankaya ilave etmek olduğunu söyledi. Bunu 300 bine, daha sonra da bir milyona çıkarmak ise nihai hedef olarak gösteriliyor. Bütün bunlar gerçekleştikten sonra Türkiye sadece kendi hastaları için değil Asya, Afrika ve Ortadoğu'ya hizmet veren en büyük 'doku bilgi bankası' haline gelecek. Türkiye'de yaklaşık 40 bin diyaliz hastası var. Uygun böbrek bulunamadığı için bu hastalara yıllık 25 bin dolara yakın masraf yapılıyor. Tüm hastaları düşündüğünüzde bu rakam yıllık bir milyar doları buluyor. |
Karbonhidrat rejimi hafıza kaybına yol açabiliyor http://www.gazeteport.com.tr/stellent/groups/public/documents/site_studio_images/gp_343301.jpg http://www.gazeteport.com.tr/stellent/fragments/gp_assets/images/misc/spacer.gif Zayıflamak için rejim yapılırken karbonhidratlar bakımından zengin besinlerden kısmanın hafıza kaybına yol açabildiği belirlendi. Daily Mail gazetesinin haberine göre, Boston'daki Tufts Üniversitesinde yapılan bir araştırmada, rejim yaparken karbonhidratlı besinlerden kaçınanlar, yapılan hafıza testlerinde, rejim sırasında bir miktar makarna, ekmek ve patates yemelerine izin verilenlere göre daha kötü durumda çıktı. Karbonhidratların beyin için çok önemli bir enerji kaynağı olduğunu hatırlatan bilim adamları, Atkins türü rejimlerin yapılmaya başlanmasından sadece bir hafta sonra zihni performansın düştüğünü belirttiler. Araştırmanın başkanı Holly Taylor, moda olan düşük karbonhidratlı veya karbonhidratsız rejimlerin düşünce ve idrak üzerinde çok güçlü olumsuz etkisi bulunduğunun yapılan bu araştırmayla görüldüğünü söyledi. Araştırma, 22 ile 55 yaş arasındaki kadınlar arasında yapıldı. Araştırmaya katılanlardan bir kısmı düşük kalori, bir kısmı ise düşük karbonhidrat rejimine girdi. Bir hafta sonra yapılan hafıza testlerinde, düşük karbonhidrat rejimine girenlerin düşük kalori rejimine girenlerden daha kötü performans gösterdikleri belirlendi. Düşük karbonhidratlı rejimlerin en ünlüsü, un, şeker, patates gibi karbonhidratlı besinleri yasaklayan, protein ve yağa ise izin veren tartışmalı Atkins rejimi. |
Kaynana, kadını hasta ediyor http://www.gazeteport.com.tr/stellent/fragments/gp_assets/images/misc/spacer.gifhttp://www.gazeteport.com.tr/stellent/groups/public/documents/site_studio_images/gp_343910.jpg Kayınvalideyle birlikte aynı çatı altında yaşamanın kadınların sağlığını olumsuz etkilediği bildirildi. Bilim adamlarına göre, geniş ailede yaşayan kadınların ciddi kalp hastalıklarına yakalanma riski diğer kadınlara göre 3 kat daha fazla. Daily Mail gazetesinin haberine göre, bilim adamları evde hem bir kız evlat hem anne hem de eş rollerinin stresiyle yaşamanın, tansiyonun yükselmesine ve hatta şeker hastalığına yol açarak kalp sorunlarının kapısını açtığını belirttiler. Japon bilim adamları, aile hayatının sağlık üzerindeki etkisini anlamak için sağlıklı orta yaştaki 91 bin kadın ve erkek üzerinde 14 yıl süren araştırma yaptı. 1990-2004 yılları arasında araştırma kapsamındakilerden 671'inde koroner damar hastalıkları görüldü. 339 kişi kalp hastalığından ölürken 6255'i diğer sebeplerden hayatını kaybetti. Araştırma sonucunda, geniş ailede yaşayan kadınların kalp hastalığına yakalanma riskinin sadece eşiyle yaşayanlara oranla 3 kat fazla olduğu belirlendi. Araştırmaya göre, çocuklarla yaşamak da çocuksuz yaşayanlara oranla bu riski iki kat artırıyor. Halk sağlığı uzmanı Prof. Hiroyasu İso, geniş ailede yaşamanın kadını kalp hastalığına yatkınlığı artıran sigara, içki gibi alışkanlıklardan uzak tuttuğunun düşünüldüğünü hatırlatarak, ancak "çeşitli aile rollerini üstlenmekten kaynaklanan stresin" kadının bu hastalıklara karşı hassasiyetini önemli ölçüde artırdığını söyledi. |
Ergenliği etkileyen hormon bulundu http://www.istegenc.com.tr/content/images/content_2003/2003_eylul/muzik/johnmayer02.gif Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Kemal Topaloğlu başkanlığındaki bir heyet ve Cambridge Üniversitesi’nden bilim adamları, ergenliği düzenleyen hormonu buldu. Çukurova Üniversitesi’nde (ÇÜ) 2004’den beri sürdürdüğü çalışmayla hormon genini bulan ekibin başkanı Prof. Dr. Ali Kemal Topaloğlu, yaptığı açıklamada, ergenlik döneminin bir kişinin yaşamında dönüm noktası olduğunu ancak, bu döneme bazı kız ya da erkeklerin çok erken, bazılarının ise çok geç girebildiklerini ifade etti. http://www.ntvmsnbc.com/i/blank.gif İnsanda ve diğer memelilerde ergenlik sürecinin nasıl başladığının günümüz biliminde halen yanıtı olmayan sorulardan biri olduğunu belirten Prof. Dr. Topaloğlu, “2005 yılında Science Dergisi’nde ‘Ergenlik sürecini ne başlatıyor’ sorusu günümüz biliminin bütün alanlarında yanıtı olmayan 125 sorudan birisi olarak lanse edilmiştir. Bu buluş, bu sorunun yanıtına ulaşmada önemli bir basamak oldu” dedi. Ergenlik dönemine geç ya da çok erken girmenin kişide biyolojik ve psikolojik bir takım sorunlar yaratabildiğine işaret eden Topaloğlu, “Bu nedenle polikliniklerimize başvuran hastaların öykülerinden yola çıkarak gerçekleştirdiğimiz uzun soluklu bu araştırma, genlerden gelen gelişim bozukluğuyla ilgili farmakologların bir ilaç üzerinde çalışmasına da zemin hazırlamış oldu” dedi. Araştırmasının ilk bölümünü Cambridge Üniversitesi’nde gerçekleştirdiğini belirten Topaloğlu, şunları söyledi: “Bu buluş, Nature Genetics adlı dergide Çukurova ve Cambridge üniversiteleri ortak adresli olarak yayınlandı. Bilindiği kadarıyla, genellikle yeni keşfedilen genlerin yayınlandığı Genetik ve Moleküler Biyoloji alanında en yüksek etki değerine sahip olan bu saygın bilim dergisinde ilk kez Türk bilim insanları ve Türk üniversitesi adresli olarak bir makale yayınlandı. Bu buluşun, bir Türk bilimadamından çok bir Türk Üniversitesi adresli yayınlanması beni daha çok mutlu etti.” Prof. Dr. Topaloğlu, Cambridge Üniversitesi’nde başlattığı çalışmaya daha sonra TÜBİTAK ve Çukurova Üniversitesi bilimsel araştırmalar fonundan destek sağlandığını kaydetti. BULUŞ Prof. Dr. A. Kemal Topaloğlu ve arkadaşları tarafından yapılan araştırmaya göre, insan beyninde ergenlik sürecinin başlatılmasında rol alan bir sinyal sistemi ve bu sistemde yer alan iki genin rolleri ilk kez ortaya çıkarıldı. Bu ileti sisteminin adı neurokinin sinyal sistemi ve burada rol alan genlerin adı TAC3 ve TCR3. TAC3, neurokinin B adlı bir beyin hormonunu ve TACR3 ise bunun alıcısını (reseptörünü, NK3R) kotluyor. Bu iki genden biri bozuk olduğunda insanlar ergenlik sürecine giremiyor, kendi cinslerine ait fiziksel ve cinsel özelliklere sahip olamıyorlar ve ileride ancak çok özel tedavi yöntemleriyle çocuk sahibi olma şansına sahip olabiliyorlar. Bu hastalığa hipogonadotropik hipogonadizm deniyor. Araştırmada, bu hastalığı olan kişilerde, söz konusu genlerde bozukluklar (mutasyonlar) saptandı. Cambridge Üniversitesi’nden Dr. Stephen O’Rahilly ve Dr. Robert K. Semple ve arkadaşları ile yapılan işbirliği çerçevesinde bu mutasyonların kotlandıkları proteinlerin fonksiyonlarını bozduğu deneysel olarak da doğrulandı. |
Sigara Kalın Bağırsak Kanseri Riskini Artırıyor Yeni bir araştırmada, sigara içmenin diğer birçok kanser türü gibi kalın bağırsak kanseri riskini de artırdığı ortaya kondu. Milano’daki Avrupa Onkoloji Enstitüsü’nde görevli bilim adamlarının araştırmasında, sürekli sigara içenlerin hiç sigara içmeyenlere göre kalın bağırsak kanserine yakalanma riskinin yüzde 18 daha fazla olduğu kaydedildi. Sigara içmekle kolon kanseri arasında ilk kez açık bir bağlantının ortaya konduğu bu çalışmada, sigara tiryakilerinin bu hastalıktan ölme riskinin hiç sigara içmeyenlere göre yüzde 25 daha fazla olduğu bildirildi. Çalışmayı yürüten bilim adamlarından Edoardo Botteri, sigara içmekle akciğer ve diğer kanser türleri, kalp hastalıkları, solunum rahatsızlıkları arasında uzun süredir bağlantı kurulduğuna dikkati çekerek, bugüne kadar sigaranın kalın bağırsak kanserine etkisinin açık olarak ortaya konmadığını belirtti. Botteri, sigara içmekle kalın bağırsak, yani kolon ve rektum kanseri arasındaki bağlantının daha önceleri tutarsız olduğunu ifade ederek, bu hastalıkla sigara arasında bağlantı olduğuna ilk kez emin olunması açısından yeni bulguların önemli olduğunu kaydetti. Araştırmada, kalın bağırsak kanseri olan 40 bin kadın ve erkekle, sağlıklı 100 bin kişinin verilerinin bulunduğu 121 çalışmanın değerlendirildiği bildirildi. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, bağırsak kanseri en sık görülen kanser türlerinden biri ve kanserden ölüm vakalarında üçüncü sırada yer alıyor. Kalın bağırsak kanserinde diğer risk faktörleri de ailede hastalık hikayesinin bulunması, bağırsak rahatsızlıkları, obezite, yetersiz fiziksel faaliyet, yağdan, kırmızı ve işlenmiş etten zengin beslenme biçimi olarak sıralanıyor. |
Sağlık Efsanelerine Bilimsel Yalanlama British Medical Journal'da yayımlanan araştırma sonuçlarında bazı sağlık efsanelerinin daha gerçekle alakası olmadığı öne sürülüyor. Çalışmayı yürüten bilim insanları, neye neyin iyi geldiği hakkındaki genel kanılar üzerine tıp dergileri ve internet üzerinde araştırmalar yaptı. Dr Rachel Vreeman ve Dr Aaron Carroll, bu araştırmaları ışığında, "Hekimlerin ve hekim olmayan kişilerin bedeblerimiz hakkında gerçek olmayan şeylere inandıklarını" yazdı. Akşamdan kalmalık Araştırmayı yürüten ekip, akşamdan kalmaya tedavi yöntemleri olarak internet üzerinde aspirinden muza, bolca suya kadar çeşitli önerilere rastladı. Ancak yapılan deneyler sonucunda, bu yöntemlerden herhangi birinin akşamdan kalma halini giderdiği yönünde bilimsel bir kanıta ulaşılamadı. Geç saatte yemek ve kilo almak Tatil dönemlerinde kilo almak kaçınılmaz. Kilo almamak için duyulan en yaygın önerilerden biri geç vakitte yemek yenmemesi. Burada genel kanı, uyku halindeyken vücudun yeterince kalori yakamadığı şeklinde. Ancak bu yönde de bilimsel bir kanıt bulunmuyor. İsveç'te yapılan bir araştırmaya göre, obez kadınlar gece geç saatlerde yemeye daha yatkın, ancak gün içinde de daha çok gıda tüketiyorlar. 2500 hasta üzerinde yapılan bir diğer çalışmaya göre de, gece yemek yemek ile kilo almak arasında bir bağlantı bulunmuyor. Şeker ve hiperaktivite Ailelerin genel kanısının aksine, şeker çocuklarda hiperaktif davranışlara yol açmıyor. Şeker düzeyi ve davranışlar arasındaki ilişkiyi irdeleyen en az 12 deneyde, şeker tüketiminin hiperaktiviteyi tırmandırdığı gibi bir sonuç gözlenmedi. Şapka ve soğuk Isının en çok baş bölgesinden kaybedildiği, bu nedenle kışın şapka takmak gerektiği söylenir. Ancak yapılan bir araştırmaya göre, baş bölgesinin vücudun diğer bölgelerinden daha çok ısı kaybettiği yönünde herhangi bir kanıt bulunmadı. Tatil döneminde intiharlar Dr. Vreeman, "Uyumsuz ailelerin, yalnızlığın ve karanlık, soğuk kış aylarında daha çok depresyona girilmesinin intiharların sayısını arttırdığı düşünülür." diyor. Ancak tatil dönemleri bazıları için zor geçse de, intihar oranlarının arttığına dair geçerli bir kanıt yok. Ayrıca araştırmacılara göre, insanların karanlık kış aylarında intihar etmeleri daha muhtemel değil çünkü dünya genelinde intiharlar en çok ılıman aylarda tırmanışa geçiyor. |
Danimarka merkezli ilaç firması H. Lundbeck A/S, vampir yarasa olarak bilinen bir tür yarasanın tükürüğünden felç ilacı üretti. Orijinal ismi Desmodus rotundus olan yarasanın tükürüğünde yer alan bir takım enzimleri kullanarak ilacın geliştirildiğini açıklayan firma yetkilileri, ilacın felç tedavisinde devrim olacağını iddia ediyor. Felç hastalarının tedavisinde kullanılan ilaçların hepsinin felcin oluşumundan sonraki üç saat içerisinde kullanılması gerekiyor. Şirket yetkilisi Anders Gersel Pedersen, "Günümüzde felç hastalarının yüzde 80'i ilk üç saat içerisinde teşhis ve tedavi edilemiyor. Oysa elimizdeki bütün felç ilaçlarının felcin oluşumundan üç saat sonra etkisi kalmıyor" dedi. Geliştirilen yeni ilacın özellikle bu üç saatlik sürenin arttırılmasını sağladığı için önemli olduğunu vurgulayan Pedersen, "Vampir yarasanın tükürüğünde yer alan desmoteplase maddesi felç oluşumundan dokuz saat sonraya kadar etkisini kaybetmiyor. Bu da felç riski olan hastaların hastaneye ulaşmaları için fazladan altı saat anlamına geliyor" diye konuştu. Genellikle beyine giden atardamarların tıkanması sonucunda meydana gelen felç vakalarının tedavisinde kullanılacak ilacın, tıp dünyasında yeni açılımlara sebep olacağı belirtiliyor. Daha çok merkezi sinir sistemi rahatsızlıklarıyla ilgili ilaç ve tedavilerin geliştirilmesiyle uğraşan H. Lundbeck A/S, ilacın klinik testlerinin şu anda Avrupa, Amerika, Kanada ve Asya'nın çeşitli merkezlerinde gerçekleştiriyor. İlacın test süresinin bitiminden sonra onaylanması bekleniyor. Sinirlerin ya da kasların bozukluğundan ileri gelen hareketsizlik ya da hareket azalması olarak bilinen felç, her yıl çok sayıda insanın ölümüne sebep oluyor. Sadece Amerika da bir yılda felç olanların sayısı 700 bin ve bunların yüzde 8 ile 12'si ilk otuz gün içerisinde ölüyor. Amerika'da 2008 yılında felcin teşhis ve tedavisi dolayısıyla harcanan toplam paranın 66 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. |
Yapay kemik iliği üretildi http://1.bp.blogspot.com/_M4vFqVpDfcc/SVJgAMOgCJI/AAAAAAAALmU/FK1k_RdAAKU/s200/kemik.jpg ABD'nin Michigan Üniversitesinden bilim adamları sürekli kırmızı ve beyaz kan hücresi yapabilen yapay kemik iliği üretti. Üniversiteden yapılan açıklamada, laboratuvar ortamında yapılan yapay kemik iliğinin, günün birinde daimi kan nakli için yapay kan üretilmesine yardım olabileceği belirtildi. Biomaterials dergisinde yayımlanan çalışmanın başında yer alan Dr. Nicholas Kotov, yapay kemik iliğinin, vücuttaki kemik iliğine destek olan dokuları taklit eden ve 3 boyutlu bir yapı iskelesine benzer bir madde içinde büyütüldüğünü belirtti. Bir test tüpünün içinde üretilmek üzere tasarlanan kemik iliğinin kan kök hücrelerinin aynısını yapabildiğini ve B hücreleri üretebildiğini belirten araştırmacılar, bunun da kemik iliğinin çalışmasını etkileyebilecek yeni ilaçların test edilmesi olanağı sağlayacağını kaydettiler. |
Beyin Kelimeleri Nasıl Seçer? Bilim adamları, konuşma sırasında uygun kelimeyi seçen beynin anahtar bölgesini net olarak tanımladıklarını açıkladılar. Konuşurken kullanacağımız kelimeyi benzerlerinin bulunduğu bir dağarcıktan seçeriz. Bir hayvanı tanımlayabilmek için ‘köpek, kurt, kaplan, kedi, at…’ ya da birinin mizacını anlatmak istiyorsak ‘sevimli, şirin, mutlu, çekingen, üzgün…’ gibi kelime gruplarının içinden birini çekip çıkarırız. Araştırmayı gerçekleştiren Doç. Dr. Tatiana Schnur ABD Rice Üniversitesi’nde çalışan bir psikolog. Schnur, beyinin sol ön kıvrımlarının (LIFG, ‘Left Inferior Frontal Gyrus’) konuşurken uygun kelimeyi seçmede etkili olup olmadığını görmek amacıyla araştırmalarını başlatmış. TÜBİTAK'ın internet sitesinde yayınlanan habere göre, LIFG’nin içerisinde konuşma yeteneğinin oluşturulmasından, yürütülmesinden ve konuşmaların anlaşılmasından sorumlu Broca adı verilen bir alan bulunuyor. Schnur ve çalışma arkadaşları, araştırmalarını 16 sağlıklı gönüllü ve 12 afazi (konuşma yitimi) hastası üzerinde yürütmüşler. Afazinin sebebi beyinde oluşan hasarlardır. Hasar sonucu dili anlama ya da üretme yetisi zarar görür. Damar tıkanıklıkları, tümörler, beyin kanamaları, bakteriyel enfeksiyonlar, viral enfeksiyonlar, beyin apseleri ve beyni etkileyen zehirlenmeler afaziye neden olabilir. Araştırmacılar, konuşma sırasında birbirleriyle rekabet eden kelimeler arasından seçim yapılması işine LIFG ve sol temporal lobun (beynin yan tarafında solda yer alan lob) tepki verdiğini, ancak bunlardan yalnızca LIFG’nin doğru kelime seçiminde gerekli olduğunu söylüyorlar. Sağlıklı gönüllüler ve afazi hastalarının katıldığı iki deneyde bu kişilere çeşitli resimler gösterilerek isimlendirmeleri istenmiş. İsimlendirme işlemi ilerledikçe kelimeler arasındaki rekabet arttırılmış. Sağlıklı gönüllülerin katıldığı ilk deneyde kişiler isimlendirmeleri yaparken beyin aktiviteleri fMRI (fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme) ile ölçülmüş. İkinci deneyde, afazi hastalarının performanslarındaki eksikleri sağlıklı gönüllülere kıyaslamışlar. Bu eksiklikleri beyinlerindeki hasarlı bölgelerle karşılaştıran haritalamalar yapılmış. Araştırma sonucunda ‘Konuşma yeteneğinin yürütülmesi için gerekli olan uygun seçimi yapma işinin düzgün yapılması için LIFG’nin bir bütün olarak çalışıyor olması gerektiği’ sonucuna varılmış. |
Kötü patron kalp hastası yapıyor!!! Kötü patron kalp hastası yapıyor;İngiltere’de 3 bin çalışan arasında yapılan bir araştırma liderlik yeteneği zayıf yöneticilerle çalışan kişilerin kalp krizi riskine açık olduğunu ortaya koydu. Ancak tehlike yalnızca bir kişi ile sınırlı değil! Çünkü kötü yönetimin yarattığı bu risk yalnızca o kişiye yakın çalışanları değil tüm ekibi etkiliyor. Nitekim araştırmanın yayımlandığı Occupational and Environmental Medicine dergisinin yaptığı yorum kalp krizi olasığının kümülatif hale gelebileceği yönünde. Stresli iş ortamı İşyerinde değersiz ve baskı altında hissetme, sigara ve alkol gibi sağlıksız alışkanlıkları tetikliyor. Kişiyi kalp krizi riskine açık hale getiren bu alışkanlıklar, iş yerindeki stresin kan basıncını yükseltmesiyle kalp krizine yol açıyor. Yüzde 25’i ölümcül Yaşları 19 ila 70 arasında değişen erkek çalışanlar arasında yapılan araştırmaya göre stresli iş ortamlarında ölümcül kalp krizi geçirenlerin oranı yüzde 25. Sosyal hayatı da önemli Ancak kişi aynı işyerinde dört yıl ve daha uzun süre çalışmışsa bu oran yüzde 65’e kadar çıkıyor. Eğitim durumu, sosyal statüsü, kazancı, iş yoğunluğu, hayat standartları ve alışkanlıkları da kalp krizi riskini etkileyen diğer faktörler arasında. |
Nanoteknoloji gözlere de iyi gelecek http://3.bp.blogspot.com/_M4vFqVpDfcc/SVXxzVUafOI/AAAAAAAALo8/XNm-XRU7aiA/s200/g%C3%B6z.jpg Colarado Üniversitesi hastanesinden Jeffrey Olson’un bulduğu bir prosedür, görme yeteneğini geliştiriyor. Hasar almış retinaya bağlı olarak görme yeteneği bozulan hastaların durumlarını iyileştirmeye yönelik yeni bir prosedür için patent başvurusu yapıldı. Şimdiye kadar retina bozunmalarına bağlı görme kaybının yeniden sağlanması için geliştirilen slikon çipler, retina sinirlerinin ışığa karşı olan tepkilerini simüle ederek görme yeteneğini geri kazandırmaya çalışıyordu. Slikon çiplerden bazıları biyonik göz rüyasını gerçek kılarak oldukça yüksek başarımlara ulaşsa da, çipler retina tabakasının hasarsız olan noktalarını da kapladıklarından ötürü, doğal sinirlerin yüksek verimini slikon çipin yeteneği ile değiştirmek zorunda kalıyordu. Bununla birlikte bu çipler göz hassasiyeti ve tahrişe de sebep oluyorlardı. Colarado Üniversitesi Hastanesi’nden Jeffrey Olsen tarafından geliştirilen yeni metod büyük slikon çiplere ihtiyaç duymuyor. Yeni teknik, retinaya düşen ışık demetlerinin gücünü tıpkı bir ses kaynağının amfiye bağlanarak gücünün yükseltilmesi gibi yükselterek görme yeteneğini geri getiriyor. Düşük de olsa görme yeteneğine sahip olan hücrelerin üzerine yerleştirilen nanometrik büyüklükteki yarı iletken noktacıklar, üzerlerine gelen ışık demetlerini güçlendirerek hücreye yönlendiriyor ve bu şekilde görme yeteneği arttırılıyor. |
Stres ve yorgunluğa Fındık, Fıstık, Susam!!! Stres ve yorgunluğa Fındık, Fıstık, Susam; Günlük hayatımızda karşılaştığımız stresler, aşırı yorgunluk, hayat değişiklikleri, deprem, savaş, hastalıklar gibi endişe kaynakları sağlığımızı çeşitli şekillerde tehdit ediyor. Bu tehditlerden kurtulmak ve streslere karşı daha iyi başa çıkmak ise bedenimizi ve onu korumanın yollarını daha iyi bilmekle mümkündür. Vücudumuzun düzenli bir şekilde çalışması için yediğimiz besinlerden elde ettiğimiz minerallerin yararlarını, eksikliklerinde ortaya çıkabilecek problemleri bilmek ve buna göre bilinçli bir şekilde yaşama isteği, doğru ve düzenli beslenmeye verilen önemi gün geçtikçe artırıyor. Vücudumuzda az miktarda bulunmasına rağmen etkisi son derecede yüksek olan minerallerden biri de magnezyumdur. Kalsiyum, potasyum, demir, fosfor, sodyum gibi mineraller aynı vitaminler gibi mikrobesinler (parçalanmış besinler) grubuna dahildir. Mineraller, insan organizması için gerek yapısal, gerekse (bedenin çalışması ile ilgili) işlevsel açıdan son derece önemlidir. Normal metabolizma ve yaşamsal fonksiyonların sürdürülebilmesi için gerekli inorganik maddeler olan mineraller, hormonlarda, hemoglobin ve hücre çekirdeğinin yapısında, iskelet ve dişte yer alırlar. Ayrıca pıhtılaşma, kas liflerinin uyarılması gibi biyolojik reaksiyonlarda da görev yaparlar. Sinirlerin düzenli faaliyet göstermelerine yardım eder. Sakinleşmeye de yardımcı olduğu için "Anti-stres minerali" olarak bilinir. Magnezyum, proteinlerin özümlenmesini sağlar; kasların gerilip gevşemesinde, kemik yapısının korunmasında, dişlerin güçlenmesinde, hormon salgılanmasında önemli rolü vardır. Antialerjik, ağrı kesici ve sinirleri güçlendirici etki yapar. Kalp krizini önlemede ve geçirmiş olanların tedavisinde, bronşların kasılmasını, böbrek taşı oluşumunu önlemede, hamilelikte tansiyonun düşürülmesinde, kabızlık tedavisinde ve mensturasyon (adet dönemi) öncesi şikâyetleri gidermede doktor tarafından magnezyum desteği önerilmektedir. Magnezyum desteği yapılan kadınlarda kemik yoğunluğunun anlamlı olarak arttığı gözlenmiştir. Eksikliğinde, bedensel yorgunluk, halsizlik, iştahsızlık, sinirsel gerginlik, huzursuzluk, uyku bozuklukları, zihinsel yorgunluk gibi genel belirtiler görülebilir. Değişen beslenme alışkanlıkları magnezyumun daha az alınmasında etkili olmaktadır. Magnezyumca zengin besinler; kuru baklagiller, fındık, fıstık, badem, muz, kakao, patates, bitkisel yağlar, bal kabağı, susam ve maden sularıdır. Sürekli yumuşak içme suyu içilmesi de magnezyum eksikliğinde etkili olmaktadır. |
Düzenli seks hayati kadinin kalbini korur Kadinlarda kalp-damar hastaliklarindan kaynaklanan ölüm riskinin son derece yüksek olduguna dikkat çeken uzmanlar, düzenli seks hayatinin bu riski azalttigina dikkat çekti. Uzmanlar ayrica; günde iki kez balik yagi içmenin, ufak dozda aspirin almanin ve spor yapmanin da önemine degindi. Kadinlarin tansiyonlarini denetlemek için kilolarini da kontrol altina almalari gerektigine dikkat çeken Özel Dogan Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Baskani Op. Dr. Mehmet Ünal söyle konustu: "Fiziksel aktivitede bulunmak, sigara, alkol ve tuz tüketiminden uzak durmak, taze meyve, sebze ve diyet süt ürünleri tüketmek, kalp ve damar hastaliklari riskini azaltir." |
Hapşırma, kalp için faydalı!!! Hapşırma, kalp için faydalı; Hapşırmanın üst ve alt solunum yollarının en önemli savunma mekanizmalarından biri olduğunu belirten uzmanlar, vücudun doğal refleksi olan 'hapşırık' sırasında ağızdan çıkan havanın hızının çok yüksek olduğunu söylüyor. Uzmanlara göre, bazı riskler taşısa da kalp damarlarına kan gitmesini sağlayan hapşırık kalp için faydalı. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Metin Gürbüz, vücudun doğal refleksi olan hapşırık sırasında ağızdan çıkan havanın hızının çok yüksek olduğunu kaydetti. Bu hızın vücutta oluşan yüksek basınçtan kaynaklandığını belirten Uzm. Dr. Gürbüz, "Hapşırırken karın bölgesi ve beyin ağırlıklı olmak üzere vücutta büyük bir basınç ortaya çıkar. Bu basınç nedeniyle kalp damarlarına yoğun kan gider. Basınç nedeniyle bayılmalar, hatta hapşırığın tutulması durumunda çok ciddi sorunlar ortaya çıkabilir. Ancak kalp uzmanları, sağlıklı kalp için hapşırığı sever. Tansiyon hastalığı ve bayılma tehlikesi olmayan kişiler, hapşırıkla sağlıklı bir kalbe sahip olabilirler" dedi. Hapşırırken verilen havanın ve içindeki partiküllerin çıkış hızının yaklaşık 140 km/saat olduğunu anlatan uzm. Dr. Metin Gürbüz, kişinin hapşırdığı zaman beyin damarlarının genişlediğini, gözyaşı ve sinüs kanallarının açıldığını, kalp damarlarının genişlediğini, akciğerlerde normal solunumla atılamayan rezidüel (ölü) havanın dışarı atıldığını söyledi. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Gürbüz, "Kalbin diyastol (gevşeme) sonu dinlenme süresi artar. Bir anlamda kalp milisaniyeler düzeyinde durur ve tekrar çalışmaya başlar. Muhtemelen hapşıran birine 'çok yaşa' denmesinin nedeni de budur." diye konuştu. |
Antioksidanlardan sonra "detoks" da boş çıktı!!! Antioksidanlardan sonra "detoks" da boş çıktı; Vücudu toksinlerden arındırdığı ileri sürülen "detoks" ürünlerinin bu işe yaradığına dair kanıt bulunmadığını söyleyen bilim adamları, meyve ve sebze yemenin sağlıklı hissetmenin en iyi yolu olduğunu belirtti.Şişe suyundan yüz kremine çok sayıda ürünü inceleyen Voice of Young Science (VoYS) adlı kuruluş, vücudu toksinlerden arındırdığı ileri sürülen çok sayıda ürünün, "anlamsız" olduğunu bildirdi. 300'den fazla genç bilim adamını bünyesinde toplayan kuruluş, yılbaşı kutlamalarının ertesinde organizmalarını temizlemek isteyenlerin medet umduğu detoks ürünlerinin pek etkili olmadığını belirtti. "Detoks" kelimesinin, ayak pansumanından saç maşasına kadar her üründe kullanıldığını ve bu ürünlerde toksinlerden arındırdığı ileri sürülen süreçle ilgili inandırıcı bir açıklama yer almadığını belirten araştırmacılardan Harriet Ball, detoks ürünleri üzerindeki incelemelerinin, kendilerine bunların çok az veya hiç etkisi bulunmadığını gösterdiğini kaydetti.Ball, insanların ceplerini boşaltmaktan başka işe yaramadığını belirttikleri ürünlerde şaşırtıcı yöntemler kullanıldığını bildirdi.İngiltere'de detoks programlarını savunan çok sayıda şirketten Boots, 5 günlük detoks programının, kullanıcıyı zindeleştirdiğini ve enerjiyle doldurduğunu iddia ediyor. "Antioksidanlar" da boş çıkmıştı: İngiltere'de daha önce yapılan bir araştırma, antioksidanların yaşlanmanın önüne geçmede bir faydasının bulunmadığını göstermişti.Araştırmacılar, antioksidan içeren birçok krem ve vitamine boşuna avuç dolusu para harcandığını belirtmişti. |
Obezite ilacı için son gelişmeler... Obezitenin ilacı Türk bilim insanında http://i.radikal.com.tr/644x385/2009/01/20/fft5_mf105211.Jpeg 20/01/2009 Şişman ve ileri derecede tip 2 diyabet geliştirmiş fareleri üç yıl önce tamamen iyileştiren Umut Özcan: İlaçların insanlardaki etkilerini belirlemek için klinik deneye ihtiyaç var. ANTALYA - Şişman ve ileri derecede tip 2 diyabet geliştirmiş fareleri üç yıl önce yaptığı araştırmayla tamamen iyileştiren Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Görevlisi Asistan Prof. Dr. Umut Özcan, farelerde obeziteyi tedavi eden araştırmasıyla da tüm dikkatleri üzerinde topladı. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İngilizce bölümünden mezun olduktan bir yıl sonra 29 yaşında Harvard Üniversitesinde öğretim görevlisi olan Özcan, çalışmalarıyla bilim dünyasında kendinden söz ettiriyor. -ÖĞRENCİYKEN DİKKATİ ÇEKMİŞTİ- Tunceli’de 1977’de doğan Dr. Umut Özcan, Tunceli Atatürk İlkokulunu bitirdikten sonra Elazığ Anadolu Lisesinde devam etti. Özcan, buradan geçtiği Ankara Fen Lisesinde araştırma yapmaya başladı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde İngilizce tıp eğitimi alan Özcan, araştırma çalışmalarına burada da devam etti. Tıp Fakültesi 3. sınıfta iken Harvard Üniversitesi Joslin Diabetes Center’da dünyanın en ünlü diyabet profesörlerinden C. Ronald Kahn ile çalışmaya başlayan Özcan, öğrenciliği döneminde ’Science’ dergisinde yayımlanan ve diyabetin gelişmesinde rol oynayan çok önemli bir sistemi bulan iki çalışma yaptı. Özcan’ın 2004 yılında Science dergisinde yayınlanan çalışması, dünyanın en iyi tıp dergilerinden biri olan Nature Medicine tarafından yapılan bir araştırmada, 2004-2006 yılları arasında yapılan en iyi 5 diyabet araştırması içinde gösterildi. -HARVARD’DA 29 YAŞINDA ÖĞRETİM ÜYESİ OLDU- Farelerde tip 2 diyabeti tedavi eden araştırmasıyla tıp dünyasında heyecan yaratan genç Türk bilim adamı Dr. Umut Özcan, tıp fakültesinden mezun olduktan sonra 6 ay içerisinde 29 yaşında iken Harvard Tıp Fakültesi, Çocuk Hastanesi Endokrinoloji Bölümü’ne öğretim görevlisi olarak kabul edildi. Harvard Üniversitesindeki kendi laboratuvarında 8 kişilik ekiple çalışmalarını sürdüren Dr. Umut Özcan, son araştırmasında, yeme isteğini azaltarak vücudun enerji harcamasını artıran ’leptin’ hormonunun şişmanlardaki direncini bir ilaç grubu ile yok etmeyi başardı. -YILLARDIR ÜZERİNDE ÇALIŞILIYORDU- Vücuttaki yağ hücrelerinden salgılanarak beyindeki ’hipotalamus’ bölgesine etki eden ve yeme isteğini azaltarak, vücudun enerji harcamasını artıran leptin hormonu, 1995 yılında bulunduğunda obezitenin tedavisinde önemli rol oynayacağı düşünülerek bilim dünyasında çok büyük bir heyecan yaratmıştı. Yapılan araştırmalar ise yüksek yağ diyeti ile insan obezitesine yakın model olarak obez yapılmış farelerin ve obez insanların beyninde leptine karşı direnç geliştiği gözlenmişti. O yıllardan bu yana hem akademik çevreler hem de ilaç firmaları obezlerin beyninde gelişen leptin direncinin moleküler mekanizmalarını anlayabilmek ve leptin direncini ortadan kaldıracak ilaçlar bulmak için milyarlarca dolar harcamış, çok büyük emekler sarf edilmiş ama bu çalışmalar başarısız kalmıştı. Dr. Özcan’ın araştırması, bu alanda yeni bir açılım ve umut sağladı. Araştırma sonuçlarının saygın bilim dergilerinden Cell Metabolism’de yayımlanmasının ardından dünyada Amerika’da Boston Globe, Washington Post, USA Today, İlgiliz haber ajansı Reuters ile The Telegraph, çalışmanın sonuçlarını okuyucularına duyurdu. -İNSANLARDA DENENMESİ- Araştırmaya 2 yıl önce başladığını ifade eden Özcan, kimyasal çaperonlarla tedavi edilen yağlı diyete tabi tutulmuş obez farelerde ciddi kilo kaybı sağladıklarını vurguladı. Farelerde yapılan çalışmanın, insanlarda tedavi olarak kullanılmasının genellikle 10 yılı aldığını belirten Özcan, "bu araştırmada kullandığımız ilaçlar, şu anda baska nedenlerden dolayı FDA onaylı olarak insanlarda kullanılıyor olmaları ve belirgin toksik etkilerinin olmaması nedeniyle hemen denenebilir" dedi. İlaçların insanlardaki etkinliğinin denenmesi için klinik deneylere ihtiyaç olduğunu vurgulayan Özcan, "obezite tedavisinde yeni bir umut ışığı olduğumuzu düşünüyorum" diye konuştu. Ekibiyle birlikte yoğun olarak endoplazmik retikulum (hücre içi organel) stresinin leptin direncini nasıl yarattığını anlamaya çalıştıklarını dile getiren Özcan, daha güçlü ilaçlar geliştirmeyi amaçladıklarını kaydetti. (aa) |
Kalbin hafızası var mı? Kalp nakli yapılan hasta, nakilden sonra başlayan abur cubur yeme isteğini araştırınca çok ilginç bir sonuç ortaya çıktı. David Waters, organ nakli yapılan hastalarda görülen oldukça sıradışı bir fenomenin son örneği. Trafik kazasında hayatını kaybeden 18 yaşındaki Kaden Delaney'nin kalbi, 24 yaşındaki Waters'a takıldığında, Waters'ın 'Burger Halkaları' adındaki halka şeklinde, hamburger tadındaki cipslere hiç ilgisi yoktu. Waters, birdenbire bu tür abur cuburlar yemek istemesinin sebebini ancak iki yıl sonra çözebildi. Kaden'ın ailesi, oğullarının kalbini taşıyan adamı bulmak için iz sürmüş ve kendisine ulaşmışlardı. İki taraf mail yoluyla haberleşmeye başladıktan bir süre sonra, Waters, Kaden'ın ailesine, oğullarının Burger Halkaları'nı sevip sevmediğini sordu. Cevap oldukça şaşırtıcıydı, zira Kaden, hergün bunlardan yiyordu. Avustralya'da yaşanan bu vaka, kişisel davranışlarımızla ilgili hafızaya sadece beynin sahip olmadığına dair teoriyi destekliyor. Bilimadamları, en az 70 belgelenmiş bu vakayı yaşamış organ nakli hastası dosyası olduğunu söylüyor. Bu örneklerin en meşhurlarından biri de Amerikalı Sonny Graham. Graham'a, intihar eden Terry Cottle'ın kalbi nakledilmişti. Nakilden sonra, 1995 yılında Graham, Cottle'ın dul eşi Cheryl ile tanışıp, aşık olup, onunla evlenmişti. Oniki yıl sonraysa, Graham da gırtlağına dayadığı silahla intihar etmiş, Cheryl'i ikinci kez dul bırakmıştı. Başka bir örnekteyse, sekiz yaşındaki bir kıza nakledilen, cinayet kurbanı 10 yaşındaki çocuğun kalbi 'katili yakalamıştı'. Kız, nakilden sonra, organ bağışçısını öldüren adamla ilgili kabuslar görmeye başlamış, polis o zamana dek katili yakalayamasa da, kızın anlattıklarıyla yakalamış ve cinayet itiraf edilmişti. Jemery Chapman, Uluslararası Organ Nakli Derneği başkanı "Bu tür bir iddianın dayandırılabileceği bilimsel bir kanıt yok. Organ nakilleri etrafında çok fazla öykü dönüyor" diyor. Ancak diğer araştırmacılar, "hücresel hafıza" olarak adlandırılan fenomenin, sadece kalp nakli yapılanlarla sınırlı olmadığını söylüyor. |
Hangi hastane ne kadar fark alacak? SGK, hastadan aldıkları fark ücretini belirlemek için anlaşmalı olduğu özel hastaneleri sınıflandırdı. Alman, Acıbadem gibi Türkiye’nin önde gelen bazı hastaneleri A sınıfına giremedi. Anlaşmalı olduğu özel ve vakıf hastanelerini hastadan aldıkları fark ücretini belirlemek için sınıflandırma yoluna giden SGK, hastanenin hizmet kalitesi, çeşitliliği ve yatak kapasitesine göre yaptığı puanlamayla hangi hastanenin hangi sınıfta hizmet vereceğini belirledi. 393 hastanenin puanlarını ve sınıflarını gösteren listede Acıbadem, Alman, Memorial gibi zincir hastanelerin bir kısmı B ve C sınıfında kalırken A sınıfına giren hastane sayısının azlığı dikkat çekti. MedicalPark zincirinde ise B ve C sınıfına giren birer halka dışında diğer hastaneler A sınıfında yer aldı. Hastane sahipleri ve özel hastane birlikleri yapılan puanlamaya tepki gösterdi. Uygulamayı ‘komedi’ olarak değerlendiren hastane sahipleri yapılan sınıflandırmaya karşı hukuki yollara başvuracaklarını belirtti. A sınıfına fazla ödeme SGK ve Sağlık Bakanlığı’nın belirlediği kriterlere göre A, B, C, D, E grubuna ayrılan hastanelerin hastadan alacakları fark ücreti de sınıfına göre belirlenecek. Buna göre A sınıfı hastane hastadan en fazla yüzde 70 fark ücreti alırken E sınıfı hastane hastadan yüzde 30 fark ücreti alabilecek. Yani A sınıfı hastaneye giden hasta daha fazla fark ücreti ödemeye hazır olacak. SGK bu işlemi yaparken, hastaneyi hizmet kalitesi, yatak kapasitesi, doktor sayısı, verdiği hizmetin çeşitliliği, hasta ve çalışan güvenliği gibi alanlarda puanladı. Her yıl puanlanacak Hastaneleri puanlamak için SGK ve Sağlık Bakanlığı’nı temsilen ikişer, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ni temsilen ise bir kişi olmak üzere beş üyeden oluşan bir komisyon oluşturuldu. Bundan sonraki süreçte de bu komisyon hastaneleri sıkı bir kontrolden geçirerek habersiz denetimler yapabilecek. Bunun için Sağlık Bakanlığı 150 kişilik bir denetim ekibi oluşturmuştu. Hastaneler yılda bir kez puanlanacak. Denetimden gelen sonuçlara göre hizmet kalitesini düşüren özel hastanenin puanı kırılıp bir alt gruba gönderilecek. Böylece alacağı fark ücreti de düşecek. Tıp merkezleri bu kurallara uymak zorunda Ayakta teşhis ve tedavi yapan özel sağlık kuruluşlarının sahip olması gereken fiziki özellikler yenilendi. Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelik değişikliğine göre ayakta tedavi yapan sağlık kuruluşlarında olması gereken bazı kriterler şunlar: - Her poliklinik odası başına en az dört metrekare bekleme salonu olacak. - Tıp merkezlerinde, klinik uzmanlık dalları için yeterli şekilde aydınlatılan ve havalandırılan muayene odası ayrılacak. - Kadın hastalıkları ve doğum polikliniklerinde, ayrı bir tuvalet bulunacak. - Cerrahi uygulama yapacak tıp merkezlerinde ameliyathane bulunacak. - Ameliyat salonlarının her birinde sadece bir ameliyat masası yer alacak. - Ameliyathane salonlarının kullanım alanı en az 30 metrekare olacak. - Kesintisiz hizmet veren tıp merkezlerinde acil ünitesi bulunacak. - Sağlık kuruluşları 4 yıl içinde şartlarını yeni yönetmeliğe göre oluşturacak. - İşleteni doktor olmayan merkezler güzellik salonuna veya doktor olan sorumlu müdür çalıştırıp polikliniğe dönüşecek. 800-1000 puan alan “A sınıfı” hastane - Hizmet Kalite Standardı (Poliklinik, yoğun bakım, ameliyathane, tedavi standartaları...) 150 puan - Hasta Hakları, Hasta ve Çalışan Güvenliği (Hasta hakları ve güvenliği, enfeksiyon kontrolü, tesis yönetimi...) 100 puan - Hastane Hizmet Dilim Endeksi (Elektronik raporlama hizmet standartları, hizmet çeşitliliği, hastanelerin reçete kontrolü...) 550 puan - Kapasite (Yatak sayısı, kapalı alan, doktor ve hemşire sayısı...) 100 puan - Çalışan Hakları ve Hukuki Sorumluluklar (Çalışanların sosyal hakları, sigorta primleri...) 100 puan Aydınlar: SGK hata yaptı puanlamayı düzeltecek Acıbadem Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar, Acıbadem Sağlık Grubu bünyesindeki hastanelerinin puanlarının yanlış hesaplandığını, SGK yetkililerinin hata yaptıklarını kabul ettiklerini belirtti. Aydınlar şöyle dedi: “Dün SGK yetkilileri ile görüştüm, hata yaptıklarını ve önümüzdeki hafta düzelteceklerini söylediler. Biz SGK ile bazı branşlarımızda anlaşma yaptık. 550 puan olan hizmet kalite endeksine göre SGK ile fazla branşta anlaşma yapan hastanelerin aldıkları puanlar otomatik olarak artıyor. Biz sadece SGK ile kalp ve onkoloji bölümü için anlaşmalıyız. Hata yaptıklarını, bu durumu düzelteceklerini söylediler. Bizim dünya sağlık sisteminde yerimiz belli. Yapılan sınıflandırma bence komedi...” ‘Dava açılacak, bu uygulama hukuktan döner’ Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği Başkanı Dr. Reşat Bahat, bu uygulamanın hukuktan dönmemesine imkan olmadığını ifade etti. Sınıflandırmaya karşı derneklerin ve hastanelerin dava açacağını belirten Bahat, SGK’nın yaptığı sınıflandırmayı neden yaptığını anlamadıklarını söyledi. Bahat, sınıflandırma yapılırken hasta memnuniyetinin dikkate alınmadığını belirterek şöyle konuştu: “Sınıflama tümüyle yanlış bir durum. Kazananı olmayan bir şey için neden bu kadar diretildi. Zaten yüzde 70 fark almayacağımızı, bu yıl enflasyon oranında zam yapacağımızı söyledik. Niye böyle bir sınıflandırma yapıldı? İlla ki, anlı şanlı hastaneler ikinci sınıf demek için mi yapıldı. Biz ilkesel olarak karşıyız. 2008 yılında ne doktor sayımızı ne de yatak sayımızı artırmamıza izin verdiler. Sonra bu kriterlere göre sınıflandırıyorlar. Böyle bir durumu benim mantığım almıyor.” ‘Tüm branşlarda anlaşmayanın puanı düşük’ Özel Hastaneler Platformu Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Mehmet Altuğ, yapılan puanlamada büyük sağlık gruplarının düşük puan almalarını, SGK ile tüm branşlarda anlaşma yapmamalarına bağladı. Bu hastanelerin, diğer hastanelere göre verdikleri hizmetin çeşitliliği alanında daha düşük puan aldıklarını ifade eden Altuğ şöyle devam etti: “Acıbadem Hastanesi listede B ve C grubunda yer alıyor. Çünkü onlar sadece onkoloji ve kalp bölümlerinde SGK ile anlaşmalı. Bu nedenle hizmet dilimi endeksinden daha düşük puan alıyorlar. Bu puanlama bu açısından bir sorun oluşturuyor. SGK ile daha fazla branşta anlaşma yapan yüzde 70 fark alıyor. Birkaç branşta anlaşma yapan hastaneler daha az fark ücreti olacak. Bu anlamda SGK, hastaneleri anlaşma yapmaya zorluyor. Bu puanlama baştan aşağıya yanlış bir uygulama.” 78 hastane A sınıfında yer aldı Hastane adı Puanı A SINIFI Başkent Üniversitesi İstanbul 973,3 Özel MedicalPark Bahçelievler Hastanesi 956,4 An-Deva Yıldız Hastanesi 946,7 Özel Universal Hospital Group Çamlıca Alman Hastanesi 946,7 Medical Park Sağlık Hizmetleri 946,2 Özel Ankara Güven Hastanesi 944,4 TDV Özel 29 Mayıs Hastanesi 943,6 Yeditepe Üniversitesi Hastanesi 943,1 Özel Akay Hastanesi 942,1 Başkent Üniversitesi 940,7 Özel MedicalPark Göztepe 939,0 Sani Konukoğlu Hastanesi 925,2 Özel Medipark Hastanesi 923,3 Türkiye Tabipler Vakfı Şifa Tıp Merkezi 921,3 Özel MedicalPark Gaziantep 918,9 Ortadoğu Özel Sağlık Hastanesi 918,7 Özel Medicana Int. Ankara Hastanesi 911,4 Başkent Üniversitesi 909,6 Başkent Üniversitesi 907,5 Özel Bahar Hastanesi 906,4 Özel Medicana Hospitals Çamlıca Hastanesi 904,6 Özel MedicalPark Ordu 903,6 Antalya Yaşam Hastanesi 900,2 Medicalpark Fatih 898,6 Özel MedicalPark Hastanesi Samsun 896,8 Özel Medicana Int İstanbul 896,1 Özel Lokman Hekim Sincan Hastanesi 895,4 Özel Sema Hastanesi 889,1 TÜTAV Bornova Şifa Hastanesi 886,1 Şanlıurfa Uzmanlar Tıp Sağlık Hizmetleri 882,3 Maltepe Üniversitesi 882,0 Özel Yeni İsviçre Hastanesi 881,5 İstanbul Özel Hizmet Hastanesi/Ahmet Ermiş Diyaliz Merkezi 878,0 Özel Defne Hastanesi 877,9 Özel Bayındır Hastanesi 877,4 Başkent Üniversitesi 874,9 Özel Bursa Acıbadem Hastanesi 873,1 Fatih Üniversitesi 870,9 BSK Metropark Hastanesi 869,9 Özel Gaziosmanpaşa Hastanesi 868,5 Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi 868,1 JFK Hospital 866,5 Özel Medibafra Hastanesi 865,1 Özel Konak Hastanesi 864,9 Özel Çağsu Hastanesi 864,0 Özel Avrupa Şafak Hastanesi 863,2 Özel Erciyes Hastanesi 860,9 Özel Erdem Hastanesi 860,9 Özel Medical Park Tokat Hastanesi 860,5 Özel Göztepe Şafak Hastanesi 855,0 Ege Sağlık Tesisleri 850,8 Özel Medicana Hospitals Bahçelievler 846,2 Özel Tekden Hastanesi 844,7 Özel Uşak Ceyline Hospital Hastanesi 840,9 TDV 29 Mayıs Hastanesi 840,3 Özel Afyon Tıp Fuar Hastanesi 840,1 Özel MedicalPark Hastanesi Van 839,3 Medicine Hospital 838,9 T.C Bilim Ünv. Avrupa Florance Nightingale Hastanesi Art. Uyg. Mer. 838,8 Özel Sakmed Sağlık Hizmetleri 838,4 Özel BSK Denizli Cerrahi Hastanesi 837,8 Özel Adana Hastanesi 837,5 Özel Caka Vatan SHM Hastanesi 837,5 Özel Gözde Hastanesi 833,3 Özel Sivas Anadolu Hastanesi 828,7 Özel Yücelen Hastanesi 828,5 Ada Tıp Sağlık Hizmetleri 828,1 Özel Atasam Hastanesi 827,9 Medical Park Hastanesi 822,2 Erzurum Şifa Hastanesi 819,2 Özel Alanya Can Hastanesi 819,1 Özel Kırmızı Park Hastanesi 818,0 Özel Kent Hastanesi 817,7 Özel BSK Anadolu Hastanesi 816,3 Doğan Hastanesi 815,8 Özel Eskişehir Sakarya Hastanesi 810,0 Özel Imperial Hastanesi 806,3 Özel Yeni Hayat Hastanesi 802,3 B SINIFI Özel Medipark Elazığ Hastanesi 799,1 Özel Büyükşehir Hastanesi 796,7 Özel Veni Vidi Hastanesi 794,4 Konya Vakıf Hastanesi 789,2 Özel Mediva Hastanesi 789,1 Hospitalium Çamlıcı 787,3 Özel Keçiören Hastanesi 783,8 Özel Ereğli Anadolu Hastanesi 782,9 Çorlu Şifa Hastanesi 782,3 Özel Kastamonu Hastanesi 781,6 Özel Kavaklıdere Umut Hastanesi 781,3 Ankara Özel Ulus Hastanesi 776,7 Özel Bahat Hospital 774,5 Özel Avcılar Hospital 774,4 Özel Mesa Hastanesi 773,0 Özel Primer Hospital Hastanesi 773,0 Özel Giresun Ada Hastanesi 769,9 Özel Universal Hospital Kadıköy 768,5 Özel IMC Hastanesi 768,4 Özel Medi Tech Hastanesi 768,3 Çağ Hastanesi 768,0 Sev Amerikan Hastanesi 768,0 Şişli Florance Nightingale Hastanesi 764,2 Özel Bursa Anadolu Hastanesi 763,8 Tam-Med Özel Hastanesi 760,6 Özel Müjde Hastanesi 758,9 Özel Megapark Hastanesi 757,6 Özel Avrasya Hastanesi 757,4 Lokman Hekim Hastanesi 757,2 İst. Medipol Hastanesi 756,8 Özel Ethica İncirli Hastanesi 756,6 Acıbadem Bakırköy Hastanesi 750,8 Özel Tanrıöver Doğuş Hastanesi 749,8 Özel Şifa Hastanesi 748,4 Özel Ege Hastanesi 746,8 Özel Ordu Umut Hastanesi 745,1 Özel Ekol Hastanesi 743,7 Özel Batman Dünya Hastanesi 743,4 Özel İbni Sina Hastanesi (Osmaniye Deva) 742,3 Özel İskenderun Gelişim Hastanesi 742,3 Özel Mersin Ortadoğu Hastanesi 740,7 Özel Çamlıca Erdem Hastanesi 739,2 Türkiye Gazetesi Hastanesi 737,8 Çankırı Özel Karatekin Has. 736,4 Özel Çekirge Kalp ve Arıtımı Hastanesi 736,4 Özel Konya Farabi Hastanesi 735,3 Özel Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi 735,1 Özel Acıbadem Adana Hastanesi 733,0 Elit Sağlık 732,1 Özel BSK Konya Hastanesi 731,9 Memorial Hastanesi 730,9 Acıbadem Kadıköy Hastanesi 729,9 Türkiye Kızılay Derneği Ticaret Borsası Hastanesi 725,9 Özel Business Esnaf Hastanesi 723,9 Özel Sevgi Hastanesi 722,6 Özel Kapadokya Hastanesi 716,3 Özel Salihli Hastanesi 714,7 Özel Hisar Intercontinental Hastanesi 714,2 Özel Akdamar Hospital 707,3 Nisa Hastanesi 706,8 Özel Balıkesir Hastanesi 705,6 Özel Edremit Hastanesi 700,4 Özel Rumeli Hospital 698,8 Özel Samsun Büyük Anadolu Meydan Hastanesi 696,7 Batı Bahat Hospital 696,6 Özel Lokman Hekim Esnaf Hastanesi 694,7 Özel Yalova Hastanesi 692,6 Özel Medisu Hastanesi 692,1 Med-Life Özel Sağlık Hizmetleri 690,6 Özel Hayri Sivrikaya Hastanesi 687,7 Özel Malatya Park Hospital Hastnesi 686,5 Andeva Hayat Hastanesi 686,4 Yenibosna Safa Hastanesi 685,9 Özel Avicenna Hastanesi Ataşehir 685,7 İstanbul Hospital 685,2 Özel Uğurlu Hastanesi 682,7 Özel İzan Sağlık Hastanesi 681,3 Balat Musevi Hastanesi 676,6 Özel Bursa Hastanesi 676,2 Universal Hospital 675,6 Özel Karabük Vatan Hastanesi 675,5 Özel Medikent Hastanesi 673,5 Ataköy Hastanesi 673,2 Özel Avicenna Hastanesi 669,7 Özel Optimed Güven Hastanesi 667,6 Özel Çanakkale Anadolu Hastanesi 667,5 Özel Ömür Hastanesi 667,4 Özel Özkan Hastanesi 667,4 Özel Mardin Park Hastanesi 666,6 Özel Selçuklu Hastanesi 665,2 Özel Esenler Hayat Hastanesi 664,1 Özel Davraz Yaşam Hstanesi 660,8 Özel Hayat Hastanesi 660,0 Çorum Özel Hastanesi 659,7 Özel Can Hastanesi 659,3 İstanbul Şafak Hastanesi 657,1 Özel EGM Hayat Hastanesi 655,6 Kozyatağı Central Hospital 652,3 Özel Biga Can Hastanesi 650,2 İnternational Hospital 649,7 Özel Siirt Güven Hastanesi 647,5 Kolan Hastanesi 643,6 Özel Divan Hayat Hastanesi 641,1 Er-Pa Özel Denizli Sağlık Has. 639,7 Özel Sultan Hastanesi 639,7 Kemer Medical Center Özel Sağlık Hizmetleri 639,1 Safa Hastanesi 638,5 Özel Nakiboğlu Bilgi Hastanesi 635,5 Özel Avicenna Umut Hastanesi 633,8 Kayseri Özel Sevgi Hastanesi 633,4 Özel Atakalp Kalp Hastanesi 632,8 Özel Giresun Kent Hastanesi 631,0 Özel Konya Hospital 627,6 Özel Batman Yaşam Hastanesi 627,2 İstanbul Şehir Hastanesi 626,4 Özel BSK Kütahya Anadolu Hastanesi 625,9 Özel Hatem Hastanesi 622,6 Özel Çapa Hastanesi 619,7 Delta Hospital 618,4 Özel Duygu Hastanesi 617,8 Özel Kırıkhan Can Hastanesi 616,7 Alman Hastanesi 616,2 Özel Avcılar Anadolu Hastanesi 612,8 Özel Lider Hastanesi 612,0 Ersoy Hastanesi 611,1 Özel Bilgi Hastanesi 609,5 Özel Elazığ Hayat Hastanesi 608,4 Özel Gebze Merkez Hastanesi 605,6 Özel Türkiye Tekstil Sanayi İşverenler Sendikası Kızılay Hastanesi 604,4 Özel BSK Aydın Anka Hastanesi 604,1 Özel Gözde Kışla Hastanesi 604,0 Özel Güneş Hastanesi 603,1 C SINIFI Özel Öztan Sağlık Hastanesi 599,0 Özel Batman Hastanesi 597,7 Özel Avrupa Hastanesi 597,5 Özel Isparta Hastanesi 596,5 Özel Kırıkhan Bilim Hastanesi 594,9 Özel Malatya Sevgi Hastanesi 593,2 Şar Hospital 592,7 Özel Onvak Hastanesi 592,7 Özel Hayat Hastanesi 591,4 Özel Atakent Hastanesi 588,8 Özel Şanmed Hastanesi 585,9 Tem Hospital 585,7 Özel Hospitalium Haznedar 582,4 Özel Batı Anadolu Hastanesi Central Hospital 581,8 Özel An-Deva Topçular Hastanesi 581,2 Özel Medisaray Hospital 580,1 Özel Acıbadem Maslak Hastanesi 579,8 Özel Aksaray Hastanesi 579,4 Özel Akademi Hastanesi 578,8 Özel Ömer Sayar Hastanesi 578,8 Özel Aspendos Hastanesi 578,5 Özel Osmaniye Park Hastanesi 575,0 Özel Medicana Hospital Avcılar 574,2 Özel Yozgat Şifa Hastanesi 573,8 Özel Anakalp Kalp Hastanesi 572,6 Özel Sada Hastanesi 571,6 Ankara Özel Yüzüncü Yıl Has. 571,0 Özel Merter Vatan Hastanesi 570,4 İlgi Hastanesi ve Doğumevi 568,9 Özel Ferihan Laçin Hastanesi 566,0 Özel Adana Metro Hastanesi 565,4 Özel Melikgazi Hastanesi 565,2 Özel Acıbadem Kocaeli Hastanesi 561,5 Özel Beylikdüzü Kolan Hospital Hastanesi 559,3 Özel Silivri Kolan Hospital Hastanesi 559,0 Medicalpark Sultangazi Hastanesi 556,8 Özel Genesis Hastanesi 553,1 Özel İstanbul Hastanesi 553,0 Özel Sevgican Hastanesi 551,3 Özel Boğaziçi Hastanesi 547,8 Özel Büyük Anadolu Hastanesi 547,7 Özel Kartal Hastanesi 547,3 Korkuteli Özey Yaşam Sağlık Hizmekleri A.Ş. 546,0 Özel Silivri Hayat Hastanesi 541,8 Bilge Hastanesi (Ada Med) 540,8 Özel Malatya Hastanesi 540,2 Özel Gazi Hastanesi 539,7 Özel Mavi Nokta Hastanesi 536,4 Özel İstanbul GSM GİSBİR Sağlık Merkezi Hastanesi 535,4 Özel Hayat Hastanesi(Bursa) 532,6 Özel Huzur Hastanesi 532,4 Özel Doğu Anadolu Hastanesi 530,8 İstanbul Vatan Hastanesi 530,7 Pendik Şifa Hastanesi 529,1 Özel Gelişim Hastanesi 527,1 Özel Maltepe Bölge Hastanesi 526,8 Antalya Özel Anadolu Hast. 526,1 Özel Nene Hatun Hastanesi 524,1 Özel Çamlık Hastanesi 522,6 Özel Yüzyıl Hastanesi 522,6 Özel Acıbadem Kayseri Hastanesi 519,4 Özel Yenişehir Hastanesi 513,6 Bandırma Özel Hastanesi 511,8 Bahat Halk Hastanesi 510,5 Özel GSM Sağlık Hastanesi 503,5 Özel Hospitalist Hastanesi 500,1 Özel Eyüp Haliç Hospital 491,2 Bilge Hastanesi 491,0 Özel Keşan Hastanesi 489,4 Özel Sağlık Hastanesi 488,7 Özel Acıbadem Kozyatağı Hastanesi 483,8 İncek FTR Hastanesi 483,0 Özel Mozaik Kadın Has. Ve Doğum 481,9 Özel İstanbul Bölge Hastanesi 478,4 Özel Kadirli Sağlık Hizmetleri 477,9 Özel Halkalı Kent Hastanesi 474,6 Özel Denizli Tekden Hastanesi 474,5 Özel Manavgat Sevgi Hastanesi 474,1 Özel Yunus Emre Hastanesi 472,7 Özel Hatay Hastanesi 471,2 Özel Echomar Göztepe Hastanesi 467,8 Farabim Hastanesi 466,8 Özel Atanur Göz Hastanesi 463,3 Real Life Medical Hizmetleri 459,8 Özel Veni Vidi Mamak Hastanesi 459,7 Özel Yaşam Hastanesi 459,7 Akademi Hastanesi 457,7 T. Kızılay Derneği Esenyurt Şubesi Hastanesi 455,1 Özel Konya Anıt Hastanesi 454,0 Özel Siirt Hayat Hastanesi 452,5 Özel Letoon Hastanesi 452,2 Özel Çapa Medilife Hastanesi 450,3 Özel Okmeydanı Hastanesi 449,7 Avusturya Sen Jorj Hastanesi 446,1 Özel Egepol Hastanesi 444,1 Ortaca Yücelen Hastanesi 443,1 Özel Muş Şifa Hastanesi 443,1 Başkent Üniversitesi 442,5 Lara Hastanesi 442,4 Özel Ensar Hastanesi Avicenna 442,4 Özel Uğur Göz Hastanesi 440,5 T. Diyabet Cemiyeti Özel Mersin Diabet Hastanesi 439,7 Güngören Hastanesi 439,4 Özel Aşıkpaşa Hastanesi 436,8 Özel Jimer Hastanesi 436,4 Özel Hayat Hastanesi (Hayat Sağlık) 435,4 Özel Batman Alman Hastanesi 435,3 Derman Hastanesi 434,6 Özel Arnavutköy Hastanesi 434,1 Özel Yimpaş Çağrı Hastanesi 433,6 Akhisar Özel Doğuş Hastanesi 427,6 Çerkezköy Hastanesi 427,4 Özel Sur Hastanesi 426,9 Çengelköy Ülkü Hastanesi 425,2 Özel Körfez Marmara Hastanesi 425,2 Esenler Güney Hastanesi 424,8 Özel Kemer Yaşam Hastanesi 424,0 Meltem Hastanesi ve Doğumevi 423,6 Özel Ortopedia Hastanesi 421,9 Özel HRS Ankara Kadın Hastalıklar ve Doğ Hastanesi 419,3 Bayrampaşa Göz Hastanesi 418,6 Özel Doğu Akdeniz Üniversitesi 416,5 Özel Beyhekim Hastanesi 409,4 Özel Bilgi Hastanesi 405,0 Özel Ege Akademi Göz Hastanesi 401,5 D SINIFI Pendik Hospital 398,4 Denizli Özel Şifa Hastanesi 397,0 Özel Palmiye Kadın Has. Ve Doğum Has 396,6 Kudret Göz Hastanesi 396,5 Özel Yeni Ufuk Hastanesi 395,3 Atlas Hastanesi 394,0 Özel Çukurova Hastanesi 393,2 Özel Afiyet Hastanesi 389,9 Özel Avicenna Hastanesi Gültepe 388,1 Özel Karşıyaka Göz Hastanesi 386,3 Özel Yaşar Hastanesi 386,2 Üsküdar Hospitaltürk 384,8 Özel Can Hastanesi 383,9 Özel Birgül Sağlık Hizmetleri 378,4 Özel Hüma Kadın Hast ve Doğ Hastanesi 378,1 Özel Yıldıztabya Bilge Hastanesi 375,8 Kaşkaloğlu Göz Hastanesi 374,9 Özel Yenibosna Mediport Hospital 374,3 Özel Bir Nefes Göğüs Hastalıkları Dal Hastanesi 373,5 Özel İzmir Hastanesi 373,1 Dr. Sadık Ahmet Hastanesi 372,5 Çorlu Vatan Hastanesi 370,2 Özel Telek Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi 367,3 Özel Trakya Hastanesi 366,9 Özel Bingöl Hastanesi 366,5 Özel Üsküdar nadolu Hastanesi 365,9 Özel Çare Hastanesi 365,1 Özel Kadıoğlu Hastanesi 364,0 İzmir Özel Hayat Hastanesi 361,7 Özel Diyar Dünya Doğum Hastanesi 360,9 Özel Karataş Hastanesi 359,7 Özel Güney Göz Hastanesi Ali Tepe 355,5 Özel Kuşadası Hastanesi 354,7 Özel istanbul Göz Hastanesi 352,4 Çevre Hastanesi 349,8 Özel Dragos Şifa Hastanesi 347,9 Özel Medi City Hospital 346,6 Sakarya Vatan Hastanesi 343,0 Özel Fatih Hastanesi 342,4 Özel İbni Sina Hastanesi 340,9 Özel Maya Kadın Has. Ve Doğ Hastanesi 340,1 Özel Yaylalı Göz Hastanesi 337,9 Özel Keşan Vatan Hastanesi 336,4 Özel Iğdır Kadın Hastanesi 335,8 Özel Tarsus Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi 334,8 Akropol Hastanesi 328,3 Özel Kariyer Göz Hastanesi 322,3 Özel Can Doğum ve Cerrahi Hastanesi 321,3 Özel Yılmazer Hastanesi 318,4 Özel Aydın Göz Hastanesi 312,6 Çukurova Göz Hastanesi 298,9 Özel Vizyon Göz Dal Hastanesi 292,7 Dr. Tahsin Özbek Hastanesi 289,9 Özel Kemer Anadolu Hastanesi 283,8 Özel Npistanbul Nöropsikiyatri Hastanesi 280,6 İnci Göz Hastanesi 259,1 Özel Trakya Göz Hastanesi 248,9 E SINIFI Konyaaltı Hastanesi 192,2 |
Bütün griplerle savaşacak pastil Avustralyalı bilim insanları, domuz gribi de dahil her tür grip ve nezleyle savaşacak‘mucizevi’ bir pastil geliştirdi. Milliyet Gazetesi'nde yer alan habere göre Perth kentindeki Western Australia Üniversitesi tarafından geliştirilen “Veldona” isimli pastilin içinde “alfa interferon” adı verilen ve bağışıklık sisteminin reaksiyonunu artırarak virüslere karşı etkili olan bir protein bulunuyor. Pastille bu proteinin vücuda girmesinin ardından bağışıklık sistemi vücutta virüslerin bulunduğunu sanarak karşı saldırıya geçiyor. Bu sayede grip semptomları hızla yok ediliyor. Fareler üzerinde yapılan deneylerde etkili olan pastil şimdi de insanlar üzerinde deneniyor. Bu deneylerin de başarılı olması halinde ilacın iki yıl içinde piyasaya çıkacağı belirtiliyor. Western Australia Üniversitesi Mikrobiyoloji ve İmmünoloji Bölümü Başkanı Prof. Manfred Beilharz, pastilin gribi tamamen durdurmasa da semptomlarını önemli ölçüde azaltacağını söyledi. Prof. Beilharz, enfeksiyonun birkaç gün içinde bastırılacağını belirtti. İlacın çok ucuza mal olacağı da kaydedildi. |
Dördüz değil ikiz bebekler İngiltere’de Lisa Kelly isimli kadın, geçen hafta 10 milyonda bir görülen bir tıp mucizesiyle ikisi birbirine benzeyen diğer ikisi de birbirine benzeyen dördüz dünyaya getirdi. Middlesbrough kentinde yaşayan Kelly, tüp bebek tedavisiyle gebeliğinin 32’nci haftasında dördüz bebek sahibi oldu. Ancak Kelly’nin kız bebeklerinin ikisi diğer ikisinden ayrı özelliklere sahip. Heidi ile Annabelle isimli birbirine çok benzeyen bebeklerin ikisi 1.45 kg doğarken, Hannah ile Jessica ise 1.19 kg ağırlığındalar. Dördüzlerin aslında iki ikiz olduklarının kesinleşmesi için aile bebeklerin 10 haftalık olmasını bekliyor. Sekiz yaşında bir erkek çocuğu olan olan anne Kelly, durumu “yeni yıl mucizesi” olarak yorumlarken “Kızlarım on haftalık olana dek kan testinin sonuçlarının bilemeyeceğiz. Ancak biz şimdilik Heidi ile Annabelle ikiz olduğunu sanıyoruz. Çünkü neredeyse aynılar ve birbirlerine çok benziyorlar. Hannah ile Jessica da öyle” dedi. Uzmanlar, iki yumurtanın döllenme sonrasında ikiye ayrılarak çift ikizlere neden olmuş olabileceğini belirtiyor. |
Yapay damarla by-pass Kalbin tıkalı damarları, artık vücuttan alınan bir damar yerine İngiliz Profesör Seifalian’ın geliştirdiği yapay damarla mümkün olacak. By-pass’larda ’iyi damar bulamamak’ sorun olmaktan çıkacak. Kalp damarlarındaki tıkanıklık ya da daralmalara karşı bugün en çok yaygın olarak kullanılan cerrahi yöntem by-pass ameliyatı... Bu operasyonlarda genelde vücudun sağlam bölümündeki bir damar alınarak kalpteki tıkanmış damarın çevresinde alternatif bir kan yolu oluşturuluyordu. Ancak ilerleyen yaşlarda vücutta alınabilecek sağlam damar bulunması şansı azaldığı için bu operasyonların gerçekleşmesi de zorlaşıyor. Damarların alındığı bölgelerde de dolaşım sorunları meydana gelebiliyor. Ancak İngiliz Profesör Alexander Seifalian by-pass ameliyatlarında devrim yaratacak bir buluşa imza attı. Seifalian’ın geliştirdiği ve şekil olarak spagetti’yi andıran yapay damar polimerden yapılıyor. Bu yeni yapay damarın içinde insan saçından binlerce kez daha küçük boyutta milyonlarca ufak katmanlar bulunuyor. Bu katmanlar, kan yapay damarın içinden geçerken içindeki kök hücreleri kendine çekiyor. Kök hücreler burada çoğalarak, normal sağlıklı bir damar için gerekli tüm özellikleri kazanıyor. Böylece vücudun bu yapay damları kabul etmemesi riski de ortadan kaldırılmış oluyor. Hiçbir şekilde kırılmayan çatlamayan materyal hem güçlü hem de esnek bir yapıya sahip. Bu yapay damar üzerindeki testlerin yıl sonuna kadar devam edeceği, bir aksilik tespit edilmezse önümüzdeki yıl kalp hastaları üzerinde kullanılabileceği belirtiliyor. By-pass ameliyatı olmak zorunda olan kişilerin yüzde 30’unun vücutlarında sağlam damar bulunamadığı belirtiliyor. Nanoteknoloji ile üretilen yapay damar 1 milyon dolarlık fonla geliştirildi. |
Az uyku depresyonu artırıyor Gençlerde yetersiz uykunun depresyon riskini ve intihar düşüncesini artırabileceği bildirildi. ABD'nin Columbia Üniversitesinden bilim adamlarının yaptığı araştırmaya 15 bin 659 lise öğrencisi katıldı. Çoğunlukla gece yarısında ya da daha sonra uyuyan gençlerde depresyon riskinin, 22.00 ve daha önce yatağa giden çocuklardan yüzde 24 fazla olduğu görüldü. Geç uyuyan gençlerin intihar düşüncesinin erken uyuyanlara göre yüzde 20 fazla olduğu da ortaya çıktı. “Sleep” dergisinde yayımlanan araştırmanın başındaki Profesör James Gangwisch, uyku süresinin artırılmasının gençleri depresyon ve intihardan koruyabileceğini belirterek, genellikle ergenlik çağındaki gençlerin, ergenlik çağı öncesindekilere göre daha az uykuya ihtiyaç duyduğunun sanıldığını, ancak araştırmaların bunun aksini gösterdiğini vurguladı. Araştırmada, az uykunun odaklanmayı ve dikkati toplamayı zorlaştırdığı, az uyuyanların yorgun ve sinirli hissettiği belirtilirken Gangwisch, modern hayatta, uykunun fedakarlık edilenlerin başında geldiğini, uyku süresinin azaltılmasının duyguları ve uyanıkken yapılan işleri etkileyebildiğine dikkati çekti. Gangwisch, az uykunun gençlerin gün içindeki stresle başa çıkma becerisi ile akranlarıyla ilişkinlerini etkileyebildiğini ifade etti. Amerikan Uyku Akademisi, gençlerin gece 9 saatten biraz fazla uyumasını öneriyor. |
GÜNÜN ÖNERİSİ Yaşlanma konusuna olan pozitif yaklaşımınız gelecek yılları sağlıkla geçirmeniz için önemli bir destektir. Yapılan araştırmalar yıllarla birlikte genel sağlık düzeyinde düşme beklentisine sahip olan yaşlı kişilerin fiziksel olarak aktif kalabilmek için daha az çaba harcama eğiliminde olduklarını göstermektedir. Bu egzersiz eksikliği de enerji yetersizliği ve hastalıklar için bir zemin oluşturmaktadır. Bu nedenle önünüzdeki yıllara özlemle bakmalı ve yaşınız her ne olursa olsun sağlığınızı ve canlılığınızı artırabilmek için aktif bir yaşam planlamalısınız. "Duygusal sağlığınıza ve moralinize dikkat etmek 16 yaşa kadar daha genç kalmanızı sağlayabilir." 65 yaş ve üzerindeki kişiler arasında, her hafta en az 30 dakika süren ve orta düzeyden yorucu sayılabilecek düzeye kadar değişen bir fiziksel aktiviteye katılanların oranı sadece % 60’dır. Geriye kalan % 40 için bu tür bir aktiviteye katılım süresi 30 dakikanın oldukça altındadır. Bu süre sağlıklı kalabilmek için önerilen minimum fiziksel aktivite süresinin de oldukça altındadır. Yapılan bir araştırma genel sağlık düzeylerinin ilerleyen yıllarda oldukça azalacağı beklentisine sahip yaşlıların bu yıllarda fiziksel anlamda aktif olma olasılıklarının ileriki yıllara ait olumlu beklentilere sahip kişilere oranla çok daha düşük olduğunu göstermektedir. Yaşlanmanın artan deneyim ve bilgelik gibi pozitif yanlarını görebilmek, çok daha pozitif bir yaşlanmayı da beraberinde getirecektir. Bundan da önemlisi yaş konusunu dikkate almaksızın aktif olarak kalmaya çalışmak sağlığınızı ve hareketliliğinizi korumanızı sağlayacaktır. |
3. Nöralterapi Kongresi Nöralterapi Derneğinin iki yılda bir düzenlediği Bilimsel Kongrelerin üçüncüsü 4-6 Haziran 2010'da İstanbul’da yapılacak. III. Uluslararası Nöralterapi ve Regülasyon Tıbbı Kongresi, Uluslararası Nöralterapi Derneğinin başkanlığında Almanya, Avusturya, İsviçre, Yunanistan, Meksika Nöralterapi Derneklerinin katılımı ile gerçekleştirilecek. Nöralterapi, çeşitli hastalıkların, özelliklede ağrının ve organsal disfonksiyonlarının lokal anestezikler kullanılarak periferik ve vejetatif sinir sistemi yoluyla tedavisidir. Bu tedavi için prokain ve lidokain kullanılır. Nöralterapi fonksiyonel, reversible, akut veya kronik birçok hastalıkta ve disfonksiyonda endikedir. Klinikte tanı ve tedavi amacıyla veya klasik tedavilere destek olarak da uygulanır. Nöralterapi uygulamalarında başarılı olabilmek için doğru anamnez ve teşhis anatomik ve fizyolojik bilgi, lokal anesteziklerin etki ve yan etkileriyle birlikte nöralterapi teknikleri hakkında yeterli bilgi ve pratiğe gereksinim vardır. Nöralterapinin sınırları uygulayıcının yeterliliğine ve müdahale edilen kişinin regülasyon ve rejenerasyon kapasitesine bağlıdır. Kongre süresince dünya çapında nöralterapiye katkı sunmuş ve bilimselliğiyle ön plana çıkmış olan bilim adamlarını ülkemizde ağırlayacağımız için son derece gururluyuz. Başta nöralterapi ile ilgilenen hekimler olmak üzere insan sağlığı adına sözü olan her branştan hekimleri 04-06 Haziran 2010’da III.Uluslararası Nöralterapi ve Regülasyon Tıbbı Kongresi/Greenpark Bostancı, İstanbul’a davet ediyoruz. Ana Konu Başlıkları Nöralterapinin bilimsel etki mekanizmaları Kronik hastalıklarda NT’nin yeri Tedaviye dirençli hastalıklarda NT’nin önemi NT hakkında yapılmış bilimsel çalışmaların değerlendirilmesi GIS’ in NT’ de önemi ve etkileri Hormonal disfonksiyonlar Eksen Organ önemi ve blokajların NT ile çözümü Psikosomatik hastalıklar Ağrı Tedavisi Bozucu alanların anlamı ve NT ile eliminasyonu İç Hastalıklarında NT’ nin yeri Lokomotor Sistem hastalıkları ve Spor yaralanmalarında NT Regülasyon Tıbbı nedir ve ilgili teknikler nelerdir PD. Dr. Hüseyin Nazlıkul (Kongre Başkanı) Prof. Dr. Cihan Aksoy Kongre (Eş Başkanı) |
Turşu kanser yapıyor Tuzlu yiyecekler, turşu, kızarmış ve yanmış et, isli ekmek ve bayat yiyecekler de kansere neden oluyor. Beslenme şekli çağın hastalıkları arasında ilk sırada yer alan kansere neden oluyor. Prof. Dr. Salim Başol'a göre özellikle sofraların vazgeçilmezi turşuya dikkat etmek gerekiyor. Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Salim Başol, çağın hastalıkları arasında gösterilen kanserden kurtulmak için teknolojik ürünlere ve yiyeceklere dikkat etmek gerektiğini söyledi. Erkeklerde prostat, kadınlarda meme kanserinin en çok görülen türler olduğuna işaret eden Prof. Dr. Başol, sigara dumanında 35 farklı kanserojen madde bulunduğunu belirtti. Güneş Vakfı tarafından düzenlenen sohbet toplantısına katılan Prof. Dr. Salim Başol, kanser konusunda çarpıcı açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Başol, dünyada her yıl yaklaşık 11 milyon insanın kansere yakalandığını, bunlardan bir milyon 500 bininin yaşamını yitirdiğini ifade etti. Sigaranın zararlarını saymaya gerek olmadığını kaydeden Prof. Dr. Selim Başol, “Sigara dumanında 35 ayrı kanserojen madde var. Ama bunun yanında bazı teknolojik ürünlerde radyasyon yaydığı için kansere davetiye çıkartıyor. Sürekli kullandığımız cep telefonları, bilgisayarlar, içinde yaşamak zorunda bırakıldığımız yüksek gerelim hatları ve baz istasyonları yaydıkları radyasyon nedeniyle kansere ikinci derecede neden oluyorlar. Kanser erkeklerde prostat, kadınlarda ise meme kanseri olarak karşımıza daha çok çıkıyor. Bunların yanısıra artık yemek kültürümüzü de değiştirmek zorundayız. Tuzlu yiyecekler, turşu, kızarmış ve yanmış et, isli ekmek ve bayat yiyecekler de kansere neden oluyor” diye konuştu. Prof. Dr. Salim Başol, son yıllarda kanser vakaları ve ölümlerinin kalp hastalıklarına bağlı ölümlerin önüne geçtiğine de dikkat çekerek 40 yaş üstündeki kişileri yaşamlarına daha çok dikkat etmeleri konusunda uyardı. |
ABD'de domuz gribi yükselişte ABD’de yoğun kar yağışı ve soğuk havanın etkili olduğu Noel haftasında, domuz gribi artış eğilimine girerek tedirginlik yarattı. Grip ve benzeri rahatsızlıklar nedeniyle doktora gidenlerden ateş ve solunum yolu enfeksiyonu belirtileri gösterenlerin oranı bir önceki hafta kaydedilen yüzde 2.7 seviyesinden 3.2’ye tırmandı. Soğuk havanın yanı sıra Noel tatili sırasında ziyaretlerin artmasının gribin yayılmasını sağladığı düşünülüyor. Aşı için ikna haftası Domuz gribinin hız kazanmasıyla ABD’de aşıya teşvik çabaları artırıldı. Dün başlayan Ulusal Grip Aşısı Haftası’nda aşıya şüpheyle yaklaşanlar ikna edilmeye çalışılacak. Hafta dolayısıyla açıklama yapan Başkan Barack Obama, aşının on milyonlarca Amerikalının maruz kaldığı H1N1 virüsüne karşı en etkili mücadele yolu olduğunu söyledi. Bugüne kadar ABD’de 60 milyon kişinin gribe karşı aşı yaptırdığı tahmin ediliyor. Hastalık 4 eyalette yaygın olarak seyrediyor. |
'Domuz gribi yüzyılın tıp skandallarından biri' Avrupa Konseyi Sağlık Komisyonu Başkanı, domuz gribiyle ilgili olarak ilaç firmalarını yerden yere vurdu. Domuz gribinin aslında büyütüldüğü kadar yaygın bir hastalık olmadığıyla ilgili iddialara her geçen gün bir yenisi ekleniyor. Fransa, Almanya, Hollanda ve İtalya gibi ülkeler, halktan 'rağbet görmediği için' ellerinde kalan milyonlarca doz aşıyı üçüncü dünya ülkelerine satmaya çalışırken, H1N1 korkusuyla ilgili iddiaların ardı arkası kesilmiyor. Uluslararası Şeffaflık Örgütü Yönetim Kurulu Üyesi Anke Martiny 'nin geçen ay bu kuşkuları açıkça dile getirmesinin ardından bu kez de Avrupa Konseyi Aile ve Sağlık Komisyonu Başkanı Wolfgang Wodarg şok iddialarda bulundu. 'SAHTE BİR SALGIN' Wodarg, yaptığı açıklamada, bir anda dünyayı saran domuz gribi vakalarının, küresel korku sayesinde milyarlarca lirayı cebe indirecek olan ilaç ve aşı üreten firmaları tarafından idare edilen 'sahte bir salgın' olduğunu savundu. Wolfgang Wodarg, söz konusu şirketleri, Dünya Sağlık Örgütü'nü (WHO) bu konuda 'pandemi' (yaygın hastalık) ilan etmeye telkin etmekle de suçladı. AVRUPA KONSEYİ İDDİALARI İNCELEYECEK Avrupa Konseyi'nin baş sağlık yetkilisi Wodarg, birçok ülkenin bu nedenle, milyonlarca insanı aşılamak için, zaten yetersiz olan sağlık bütçelerinden boş yere harcama yaptığını söyledi. Bu olayla ilgili olarak ilaç firmalarının rolünün soruşturulması için Dr. Wodarg tarafından hazırlanan bir teklif de Avrupa Konseyi tarafından kabul edildi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden de sorumlu olan Avrupa Konseyi'nin bu ayın sonlarına doğru konuyla ilgili acil oturum yapması planlanıyor. 'HALK İLAÇ İÇİN İSYAN ÇIKARACAKTI' İngiliz Sağlık Bakanlığı, domuz gribi yüzünden 65 bin kişinin öleceğini duyurmuş; özel bir internet sitesi kurup acil durum telefon hatları oluşturmuştu. Hatta planlamacılar biraz daha ileri gidip, kitlesel ölümler için morgların hazır tutulmasını; halkın ilaç bulmak için ayaklanma çıkaracağını göz önüne alarak, ordunun bile devreye girebileceğini öne sürmüşlerdi. Ancak geçen haftaya kadar sadece 5 bin kişinin virüs kaptığı ve bunlardan da sadece 251'inin hayatını kaybettiği hatırlatılıyor. TELKİNLE DÜNYAYI ALARMA GEÇİRDİLER Dr. Wodarg, bu ve benzer durumlardan yola çıkarak, H1N1'i 'yüzyılın en büyük tıp skandallarından biri' olarak nitelendirdi. Bunun aslında hafif bir grip olduğunu belirten Dr. Wodarg, "İlaç firmaları, domuz gribine karşı geliştirdikleri patentli ilaçlarını satmak için, bilim insanlarını ve halk sağlığından sorumlu resmi kurumlara telkinlerde bulunarak, dünya çapında hükümetlerin alarm durumuna geçmesini sağladılar" dedi. 'MUCİZE ÜRÜN!' Uluslararası Şeffaflık Örgütü Yönetim Kurulu Üyesi Anke Martiny de geçen ay yaptığı açıklamada, domuz gribinin felaket ölçüsünde büyütüldüğünü söylemişti. Domuz gribi aşısının, daha çok aşıyı piyasaya süren üreticilerin işine yaradığı konusunda ciddi şüpheleri bulunduğunu anlatan Martiny, “İlaç endüstrisi şimdi de aşıları keşfetti, rahim kanseri ya da domuz gribi aşısı gibi. Pazarlama açısından bakıldığında bunlar birer mucize ürün” diye konuşmuştu. BİLİMSEL BİR TARTIŞMA YAPILMADI İlaç şirketlerinin bu tutumu nedeniyle insanların temelde faydalı olan aşılara karşı güvenini yitirmeye başladığını belirten Martiny, domuz gribi aşısını öneren Daimi Aşı Komisyonu (STIKO) üyelerinin, ilaç şirketleriyle ile ilişkide olmasını da eleştirerek “STIKO'nun domuz gribi aşısının önerilmesinde çıkar çatışmalarının hiç bir rol oynamadığını kanıtlaması gerekiyordu. Dışarıdan uzmanların en baştan beri bu kararın doğruluğu konusunda şüpheleri vardı, ancak açık, bilimsel bir tartışma yapılmadı” diye konuşmuştu. |
Migren için umut ışığı Görme engelliler üzerinde yapılan bir araştırma, ışığın migreni basit bir baş ağrısından dayanılmaz bir ağrıya dönüştürmesinin ardındaki nedeni ortaya çıkardı. Harvard Tıp Fakültesi’ne bağlı ABD’deki Beth İsrael Deaconess Tıp Merkezi’nce yapılan araştırmaya göre, sorun retinada yeni keşfedilen bir grup hücrede yatıyor. Fotofobisi (ışığa karşı aşırı hassaslık) olan kısmi görme engellilerin migreninin neden diğerlerinden daha ağrılı olduğunu merak eden bilim insanları bu konuda bir deney yaptı. Buna göre migren hastası görme engelliler iki gruba ayrıldı. Birinci grupta gece-gündüz ayrımı yapamayan tamamen kör hastalar, ikinci grupta ise hastalık nedeniyle görme yetilerini kaybeden ancak ışığın varlığını ayırt edebilen hastalar yer aldı. İlk gruptaki hastalar ışığa maruz bırakıldıktan sonra başağrılarının şiddetinde bir değişme olmadığını bildirdi. İkinci gruptakiler ise özellikle mavi ve gri ışıkta olmak üzere açıkça ağrılarının şiddetlendiğini bildirdi. Bu da ışığın migren üzerindeki etkisini açıkça ortaya koydu. |
Kapalı aortuyla 44 yıl yaşayan mucize adam Kalbinde sıkışma hissedince doktora giden Çetin Balkan’a tetkiklerden sonra “Senin yaşamaman gerekiyor” dendi. Doğuştan aort damarının vücudun alt bölümüne giden kısmı göğüs hizasından kapalı olan Balkan’a sentetik damar takıldı. Benzer durumda doğan bebekler 6 ay yaşayabiliyor, Balkan’sa 44 yaşında. Edirne Keşan’da traktör tamircililiği yapan 44 yaşındaki Çetin Balkan, bir ay önce kalbinde sıkışma hissedince hayatında ilk kez doktora gitti. Yapılan kontrollerinde aortta problem olduğu tespit edilerek, Çorlu’ya transfer edildi. Buradaki doktor, çekilen filmler sonrası, “Senin hiç yaşamaman gerekiyor” diyerek İstanbul’a gönderdi. Acıbadem Maslak Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahı Doç. Dr. Cem Alhan, üç boyutlu görüntüler sonrası Çetin Balkan’ın doğuştan aort damarının vücudun alt bölümüne giden kısmının göğüs hizasından kapalı olduğunu, karaciğer, mide, bağırsaklar ve ayakların vücudun diğer ters tarafındaki kılcal damarları genişleterek beslediğini tespit etti. Daha önce dünyada 12, Türkiye’de 2 vaka bildirilen ve 15’inci vaka olan hastaya, 3 gün önce, 24 milim genişliğinde 10 santim uzunluğunda sentetik damar takıldı. Ameliyatla ilk kez aort damarının bir bölümü değiştirilmiş oldu. Operasyona Dr. Önder Teskin, Dr. Şahin Şenay, Dr. Murat Ökten ve Anestezi Uzmanı Doç. Dr. Elif Akpek katıldı. 6 aydan fazla yaşanmıyor Kalp Damar Cerrahı Doç. Dr. Cem Alhan, uzun süredir yüksek tansiyonla yaşayan hastanın kalp alt bölgede nabız alınamadığını belirtti. Doç. Alhan, bebeklerde nadiren görülen ve 6 ay içinde tedavi edilmediği takdirde hastanın ölümüyle sonuçlanan vakada, hele bu kadar uzun yıllar yaşamasının tek kelimeyle mucize olduğunu belirtti. Alhan, bu şekildeki diğer hastalara geçici çözüm uygulandığını belirterek, önceki vakalarda suni damarla by-pass yapılarak, normal yoldan gidemeyen kan için kesinti olan bölüm devre dışı bırakılarak bir damar eklendiğini söyledi. Kan dolaşımı durduruldu Operasyonu yapmak için kan dolaşımının tamamen durdurulması gerektiğini belirten Alhan, “Hastanın vücut ısısını kalp akciğer makinesi, ısı değiştiriciler ve dışarıdan buz torbalarıyla 18 dereceye düşürdük. Böylece beynin kan dolaşımı olmadan 3 dakikalık dayanma süresini 45 dakikaya yükselttik. Bütün kanını makineye boşalttık. Kalbi de durdurduk. Bu bölgeyi açıp kapalı kısım ve baloncuk oluşan damarı çıkardık. Suni damarı takma işlemi 12 dakika, operasyonun tamamı yaklaşık 2.5 saat sürdü.” İlk kez doktora gitmiştim İkiz kardeşiyle ortak çalışan ve 13 yaşında bir erkek çocuk babası olan Çetin Balkan, bu güne kadar hiçbir rahatsızlığı olmadığını söyledi. Balkan, “Günde yarım paket sigara kullanıyorum. Her akşam da 3 duble rakı içiyorum. Yine de söylediklerinde inanamadım” dedi. Balkan’ı eşi hiç yalnız bırakmadı. Kılcal damar genişledi Çetin Balkan’ın kalbinden vücuduna kan taşıyan aortun aşağı bölümü tamamen kapalı çıktı. Vücut, yandaki kılcal damarları genişleterek kan ihtiyacını buradan sağladı. |
Hangi organ ne kadar sürede kendini yeniliyor? Gerçek yaşınız kaç olursa olsun, vücudunuzdaki organların büyük kısmının 10 yaşın altında olduğunu biliyor muydunuz? Bilim adamları, vücuttaki organların yaşlanma sürecini aydınlattı. Göz ve beyin dışında kalan tüm organlar kendini yenileyebiliyor ve böylece vücudumuz hayat boyu 10 yaşın altında kalmayı başarabiliyor. İngiltere'de yayınlanan Daily Mail gazetesinin haberine göre bu durumun nedeni, hücrelerin yenilenmesi yani eski hücrelerin yerini yeni hücrelerin alması olarak açıklanıyor. Ancak bu 'kalıcı gençlik' durumundan nasibini alamayan şanssız organlar da yok değil. Beyin, gözler ve sinir sistemi kendini yenileyemiyor. Beyinde; koku alma ve öğrenme merkezleri haricindeki diğer hücreler, tıpkı tam anlamıyla oluşumunu tamamladıktan sonra yenilenemeyen sinir sistemi ve kornea haricinde yenilenemeyen gözler gibi, yaşlanmaya karşı direnemiyor. KALP, 20 YIL: Yıllarca kalbi oluşturan hücrelerin doğduktan sonra değişmediği sanıldı. Ancak New York Üniversitesi'nden Dr. Piero Anversa tersini ispatlamayı başardı. Kalbin kendini yenilediğini belirten Anversa bunun en az 20 yıl aldığını kaydetti. SAÇLAR, 3-6 YIL: Yaklaşık 100 bin adet olan saçların her bir teli ayda 1.25 santimetre uzuyor. Dolayısıyla saçların kaç yaşında olduğu da saçın uzunluğuna göre değişiyor. MİDE DUVARI, 3-5 GÜN: Midedeki asit karşısında hücrelerin dirençli olmadığını belirten İsveç-Karolinska Enstitüsü'nden Jonas Frisen, hücrelerin 3 ila 5 gün arasında yenilendiğini vurguladı. Ancak nikotin, hücrelerin yenilenmesini ağırlaştırıyor. BAĞIRSAK, 2-5 GÜN: Midede olduğu gibi bağırsaklarda da hücrelerin zor şartlar altında olduğunu söyleyen İsveçli Dr. Frisen, bu hücrelerin hızla yenilendiklerini ve bu sürenin 2 ila 5 gün arasında değiştiğini ifade etti. İSKELET SİSTEMİ, 10 YIL: İskelet de vücudun sürekli kendini yenileyen bölümlerinden biri. Kemiklerin 10 yılda bir tam anlamıyla kendini yenilediği tahmin ediliyor. DİL, 10 GÜN: Tat moleküllerini sinirler yoluyla beyne ileten dilde bulunan 10 bin tomurcuğun her birinde 50 hücre bulunuyor ve bu hücreler her 10 günde bir kendini yeniliyor. KARACİĞER, 6 AY: Yağ, protein, şeker ve kan yapımı için gerekli olan maddeleri depolayan karaciğer vücudun en güçlü organlarından biri. İngiltere Karaciğer Vakfı tarafından yapılan açıklamaya göre karaciğerin kendini yenileme süresi 6 ay. AKCİĞER, 1 YIL: Akciğerde hücreler farklı periyotlarda yenileniyor. Bu da havanın temizliğine, sigara içilip içilmemesine göre değişiyor. Yenilenme süresi ise altı ayla bir yıl arasında... GÖZLER: Gözler, kornea tabakası haricinde kendini yenileme özelliğine sahip değil. Zaman geçip yaş ilerledikçe gözleriniz de sizinle birlikte yaşlanıyor. Aynı şekilde beyin hücreleri de kendini yenileyemiyor ve yaşlanıyor. |
Asrın yeni hastalığı Stres bozukluğundan kaynaklanan ‘adrenal yorgunluğu’, stresle baş etmek için kortisol hormonu salgılayan böbrek üstü bezlerinin (adrenaller) aşırı çalışmaktan yorgun düşmesinden kaynaklanıyor. Bu hastalığı WHO da kabul ediyor. Kendinizi sürekli yorgun hissediyor, çabuk asabileşiyor, konsantre olmakta zorlanıyor ve seks isteğinizde azalma yaşıyorsanız “21. yüzyılın hastalığı” olarak tanımlanan “adrenal yorgunluğundan” mustarip olabilirsiniz. Modern yaşamın “yan etkisi” olan stres bozukluğundan kaynaklanan “adrenal yorgunluğu”, stresle baş etmek için kortisol hormonu salgılayan böbrek üstü bezlerinin (adrenaller) aşırı çalışmaktan yorgun düşmesinden kaynaklanıyor. Adrenallerin yoğun stres karşısında yorulmasıyla vücuttaki kortisol seviyesi hızla azalıyor ve vücudumuz stresli durumlarda etkili biçimde tepki veremiyor. Rahatsızlığı artık Dünya Sağlık Örgütü de (WHO) tanıyor. İngiliz beslenme uzmanı Rhian Stephenson, adrenal yorgunluğu yaşadığından şüphelenen kişilerin öncelikle başka bir hastalıkları olup olmadığından emin olmak için test yaptırmasını tavsiye ediyor. Stephenson, tam tahıl, yağlı balık ve meyve açısından zengin beslenmenin yanı sıra düzenli egzersiz ve televizyon izlemek gibi rahatlatıcı aktivitelerle semptomların hafifletilebileceğini belirtiyor. Adrenal yorgunluğu terimini ortaya atan Kanadalı alternatif tıp uzmanı Dr James Wilson nedenlerini ve belirtilerini şöyle sıralıyor: Nedenler: - Kötü beslenme (beyaz un, düşük lifli gıdalar, şeker, yetersiz sebze ve meyve) - Yorgunken uyarıcı olarak tatlı, tuzlu yiyecekler yemek ya da tatlandırılmış ve kafeinli içecekler içmek - Yorgun olmaya rağmen geç yatmak - Kendini beceriksiz hissetmek - Mükemmel olmaya çalışmak - Hiçbir kazancı olmayan durumlarda bulunmak - Çok az eğlenceli ya da canlandırıcı aktivite yapmak BELİRTİLER - Nedensiz yorgunluk - Sabah yataktan kalkmakta zorlanmak - Gün içinde enerji için kahveye, kolaya, tuzlu ve tatlı atıştırmalıklara ihtiyaç duymak - Bitkin ve stresli hissetmek - Hayatın günlük zorunluluklarıyla başa çıkmakta zorlanmak - Stresten ya da hastalıktan kurtulamamak - Eğlenememek - Seks isteğinde azalma |
3 yıl boyunca hıçkırdı! Birleşik Krallık’ta yaşayan şarkıcı Chris Sands, 3 yıldır devam eden hıçkırık probleminden beyin ameliyatı olarak kurtuldu. 26 yaşındaki Sands’in, 2006 yılının eylül ayında bir anda başlayan ve bir süre sonra kendiliğinden kesilen hıçkırığı 2007 yılının şubat ayında tekrar başladı. 24 saat içinde iki saniyede bir hıçkırmaya başlayan Sands, araba kullanamaz, yemek yiyemez ve uyuyamaz hale geldi. Hıçkırığı kesecek hiçbir geleneksel ve tıbbi yöntemden sonuç alamayan Sands, internet üzerinden yardım aramaya başladı ve bir Japon hıçkırık uzmanıyla görüşmek üzere Tokyo’ya gitti. Japon doktor, hıçkırığın sebebinin Sands’in beyninde gördüğü fındık büyüklüğünde bir tümör olduğunu fark etti. Geçirdiği beyin ameliyatının ardından Sands probleminden kurtuldu. 3 yıl boyunca yaklaşık 20 milyon kez hıçkıran Sands, "Yaşadıklarım inanılmazdı, bir daha asla hıçkırmaya tahammül edemem" diyor. Sands, ara vermek zorunda kaldığı müzik kariyerine dönmenin mutluluğunu yaşıyor. En uzun süre hıçkırma rekoru, Amerikalı çiftçi Charles Osborn’a ait. 1922 yılında hıçkırmaya başlayan Osborne, 68 yıl boyunca düzenli olarak hıçkırmıştı. |
Göbek deliğinden böbrekleri alındı Ankara Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Dr. Mert Altınel, Muş’tan gelen ve böbrek yetmezliği tanısı konulan Dilek Başçı’ın (15) göbek deliğinden girdiği bir cihazla, iflas eden iki böbreğini aldı. Makineye bağlanan Başçı’ya bir hafta sonra annesinden alınacak böbrek nakledilecek. Kronik idrar yolu enfeksiyonuna neden olan, böbreklere geri idrar kaçışı tespit edilen Başçı’ın iki böbreğinin de 3 yıldır çalışmadığı ortaya çıktı. Annesinin böbreğini verecek olması nedeniyle Başçı’nın iflas eden iki böbreğinin alınmasına karar verildi. ‘Dünyada ilk kez uygulandı’ Dr. Altınel, bu yöntemle 2 böbreğin birden alınmasının, dünyada ve Türkiye’de ilk vaka olduğunu belirterek, “Göbek deliğine yerleştirilen tek bir port ile önce sağ, takiben de sol böbrek alındı. Hastanın karın içinde serbestleştirilen iki böbreği, göbekte açılmış delikten özel bir aletle parçalanarak dışarıya çıkarılmıştır. Hasta ameliyat sonrası dönemi hemen hiç ağrı olmadan geçirmiştir” dedi. Kızına bir böbreğini verecek olan anne İpek Başçı, “Kızım için her şeyi yaparım. Yeter ki kızım sağlığına kavuşsun” diye konuştu. |
Türk mühendisin projesi hastaneleri kurtaracak Samsunlu bir elektronik mühendisi, hastanelerde kullanılan tomografi ve Manyetik Rezonans Görüntüleme (MR) cihazlarının X ışınıyla çalışmasını sağlayan tüpün imalatını yapmak için çalışma başlattı. ODTÜ’den mezun olduktan sonra Ankara’da tıbbı cihaz bakımları yapan bir şirkette servis mühendisi olarak işe başlayan Erol Canlı (40), Türkiye’de ve birçok ülkede hastanelerin tomografi ve MR cihazlarında kullanılan x ışınıyla çalışarak görüntü almasını sağlayan tüpe önemli miktarlarda para harcadığını görünce sistemle ilgili araştırma yapmaya başladı. Bir süre bu şirkette çalıştıktan sonra ayrılan Canlı, yaklaşık 10 yıl boyunca söz konusu tüpün Türkiye’de imal edilmesi konusunda da çalışma yaptı. Daha sonra memleketi Alaçam’a yerleşen Canlı, ilçenin sanayi sitesindeki bir atölyede X ışınıyla çalışan tüplerin deneme üretimininde başarı sağladı. Bunun üzerine seri üretime geçebilmek için çalışmalarını sürdüren Canlı, üretim için ilgili kurum ve kuruluşlara ruhsat başvurusunda da bulundu. Çalışmalarıyla ilgili bilgi veren Canlı, amacının Türkiye’deki hastaneleri dışa bağımlılıktan kurtarmak olduğunu söyledi. Tomografi ve MR cihazlarında kullanılan tüpün her yıl yenisiyle değiştirildiğini, bu nedenle de yurt dışına ciddi miktarda para transferi yapıldığını anlatan Canlı, şu bilgileri verdi: "Mühendis olarak bazı yabancı firmaların servis mühendisliğini da yapmaktayım. Ancak, kendi ülkemde ve kendi ilçemde kurduğum iş yerinde de tıbbi cihazların X ışınıyla çalışmasını sağlayan tüpü üretmek istiyorum. Bunun için teknik bilgi ve donanıma sahibim. Sürdürdüğüm test çalışmaları olumlu sonuç verdi. Sadece ruhsat işlerimiz kaldı. Belirli küresel şirketler sadece bu tüpü hastanelere 70 ile 100 bin dolara satıyor. Gerekli izinleri aldığımızda bu fiyatlar yarı fiyatın da altında inecek." Canlı, Türkiye’de her yıl sadece tomografi cihazlarında yüzlerce tüp değiştirildiğini, geliştirdiği sistemle Türkiye’nin dışa bağımlı olmaktan kurtulacağını da ifade etti. Erol Canlı, deneme amaçlı ürettiği tüplerin testlerinde her hangi bir sorunla karşılaşmadığını belirtti. Geliştirdiği sistemle ilgili detaylı bilgi vermek istemediğini de ifade belirten Canlı, "Birçok şirket bunu yapmak istiyor. Bu nedenle gerekli ruhsat ve lisans işlemlerini tamamladıktan sonra zaten ürettiğimiz tüplerin kalitesi ortaya çıkacak" dedi. Canlı, bugüne kadar bazı hastanelere deneme amaçlı ve piyasa koşullarına göre çok daha düşük fiyattan tüp verdiğini ve bunların sorunsuz çalıştığını da bildirdi. |
Domuz gribi kurbanları 600'ü geçti Sağlık Bakanlığı, 3 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan domuz gribinde vaka sayısının bin 602'ye ulaştığını açıkladı. 25 kişinin tedavisi ise sürüyor. Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, ilk vakanın belirlendiği 15 Mayıs’tan bu yana ülkede toplam bin 602 Domuz gribi vakası tespit edildiği bildirildi. Bu sayının bugün itibariyle Türkiye'de var olan değil, sürecin başlangıcından bu yana tespit edilen toplam vaka sayısı olduğu vurgulandı. Tedavisi hastanelerde sürdürülmekte olan laboratuvar teyitli pandemik A(H1N1) grip vaka sayının 25 olduğu, bunlardan durumu ağır olan 3 hastanın tedavisinin ise yoğun bakımda sürdürüldüğü belirtilen açıklamada, şunlara dikkat çekildi: ''Vatandaşlarımızın korunma tedbirlerine özenle riayet etmesi, grip belirtileri olan çocukların okul ve dershaneye gönderilmemesi gerekmektedir. İki yaşından küçük çocuklar, kronik hastalığı olanlar, gebeler ve 65 yaş üstündekilerin grip belirtileri ortaya çıktığında mutlaka bir hekime müracaat etmeleri gerekmektedir. Bunların dışındaki kişilerde grip belirtileri ortaya çıktığında evlerinde istirahat etmeleri, ancak genel durumda kötüleşme, solunum güçlüğü, göğüs ağrısı, nefes darlığı, bilinç bulanıklığı, 3 günden fazla süren ateş, ciddi ve sürekli kusması olan vakaların beklemeden doktora müracaatları büyük önem taşımaktadır.” |
| Saat: 00:33 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık