![]() |
YUSUFUM Zindan boyandı Yusufa Gördüğünde Onu Boyandı ve Yusuf oldu İki heceden kani Yusuf dedi Züleyha Zindan, kuyu, Yusuf Titredi içinde aşkı ölüm gibi Züleyha tutsak mısıra ve Yusufa Nil gibi acımasız Zamana. Kaçarken boğulmak Yusuftan ayrılmak Züleyha tutsak Yusufa Yusuf zindana Yusuf dedi Züleyha Mısıra tüm gücüyle Onlar ellerini doğradı Ben yüreğimi Aşk yasaktı bana Yusuf yasaktı Yusuf ki nefes almak Yusuf ki var olmaktı. Yusuf dedi Züleyha Sessiz çığlıklarla Yusuf affet beni Sen yasak ol benden gayrısına Zindan boyandı Yusufa Gül koktu her bir taşı Tozu, parmaklığı Yusuf oldu Mısırın Geçit vermez duvarları Mısır uyudu Zindan uyudu İftira uyudu, gömlek yırtılınca Bir Züleyha uyanık Bir de Yusuf mısırda Züleyha Yusuf dedi Ben yandım, aşk yandı Can yandı Ne vardı bu kadar ah ne vardı Odasında dolandı Züleyha Ellerini açtı Yusuf Rabbim bilirsin dedi istememeyi öğret Yusuf iffet Züleyha yasaktı Mısır uyudu Gece uyudu, rüzgâr uyudu Gömlek yırtılınca. Bir Züleyha uyanık Bir de Yusuf Çöl yurdunda Züleyha tutsak gözlerine Yusufun Ne yana baksa Yusuf diyor elem Kim Yusuf dese Yusuf oluyor Züleyha Yüreğine rahmet Kim Yusuf dese ALLAH diyor Züleyha Gerçeği görerek Zindan, Yusuf, kuyu Züleyha, Yusuf, Mevla Kim Yusuf dese Ardında Züleyha |
http://img156.imageshack.us/img156/5254/gulresimleri001os6.jpg KIRMIZI GÜLLER BENİM PEYGAMBERİM OYLE GÜZEL Kİ NURU AYDINLATIR BÜTÜN ALEMİ ONUN SEVDASINA ÖTER BÜLBÜLLER ONA AŞIK OLMUŞ KIRMIZI GÜLLER KIRMIZI GÜLLER KIRMIZI GÜLLER MUHAMMET AŞKINA BOYNUNU BÜKER KIRMIZI GÜLLER KIRMIZI GÜLLERİ MUHAMMET AŞKINA HU ÇEKİP İNLER BENİM PEYGAMBERİM OYLE GÜZEL Kİ NURU AYDINLATIR BÜTÜN ALEMİ ONUN SEVDASINA ÖTER BÜLBÜLLER ONA AŞIK OLMUŞ KIRMIZI GÜLLER KIRMIZI GÜLLER KIRMIZI GÜLLER MUHAMMET AŞKINA BOYNUNU BÜKER KIRMIZI GÜLLER KIRMIZI GÜLLERİ MUHAMMET AŞKINA HU ÇEKİP İNLER |
http://img393.imageshack.us/img393/6817/lmanzarasrh9.jpg Veladet (Doğum)bahri Âmine hâtun Muhammed ânesi Ol sadeften doğdu ol dür dânesi Çünkî Abdullah'tan oldu hâmile Vakt erişdi hefte vü eyyam ile Hem Muhammed gelmesi oldu yakîn Çok alâmetler belirdi gelmeden Allâhümme salli alâ Muhammediv Ve alâ âli Muhammed Ol Rebiûl evvel âyın nîcesi On ikinci gîce isneyn gîcesi Ol gîce kim doğdu ol hayrûl-beşer Ânesi anda neler gördü neler Dedi gördüm ol habîbin ânesi Bir acep nûr kim, güneş pervânesi Berk urup çıktı evimden nâgehân Göklere dek nûr ile doldu cihân Gökler âçıldı ve feth oldu zulem Üç melek gördüm elinde üç âlem Bîri meşrik bîri mağribde anın Bîri dâmında dikildi Kâbenin Bildim anlardan kim ol halkın yeği Kim yakîn oldu cihâna gelmeği İndiler gökden melekler sâf sâf Kâbe gibi kıldılar evim tavaf Hûriler geldi bölük bölük Buğûr yüzleri nûrundan evim doldu nûr Çevre yânıma gelip oturdular Mustafâ'yı birbirine muştular Dediler oğlun gibi hiç bir oğul Yâradılâlı cihân gelmiş değil Bû senin oğlun gibi kadr-ı cemîl Bir anâya vermemiştir ol Celîl Ûlu devlet buldun ey dildâr sen Doğiserdir senden ol hulk-ı hasen Bû gelen "ilm-î ledün" sultânıdır Bû gelen tevhîd ü irfân kânıdır Bû gîce ol gîcedir kim, ol şerîf Nûr ile âlemleri eyler latîf Allâhümme salli alâ Muhammediv Ve alâ âli Muhammed Bû gîce şâdân olur erbâb-ı dil Bû gîceye can verir eshâb-ı dil Yâ Resulâllah Rahmeten lil'âlemindir Mustafâ Hem şefîal müznibîndir Mustafa Vasfınî bû resme tertib ettiler Ol mübârek nûru terğib etdiler Âmine eder çü vakt oldu tamâm Kim vücûda gele ol hayrül enâm Sûsadım gâyet harâretden katî Sundular bir câm dolusu şerbeti Allâhümme salli alâ Muhammediv Ve alâ âli Muhammed Şerbeti sunduk tâbânâ hûriler Bûnu sana verdi Allâh dediler Kardan ak îdi ve hem soğuk idi Lezzeti dâhi şekerde yok idi İçdim ânı oldu cismim nûra gark İdemezdim kendimi nûrdan fark Geldi bir akkuş kanâd ile revân Arkamı sığâdı kuvvetle hemân Doğdu ol sâatde ol sultân-ı dîn Nûra gark oldu semâvât-ü zemîn Sallû Aleyhi ve Sellimû teslimâ Hatta tenâlû cenneten ve naîmâ Essalâtü vesselâmü aleyke Ya Resûlallah Esselâtü vesselâmü aleyke Ya Habîballah Essalâtü vesselâmü aleyke Ya Seyyidel-evvelîne velâhirin. |
Allah Sorunca Ben Ne Cevap Vereyİm Bu dünya ya geldin ne amel kıldın, Derse Allah ben ne cevap vereyim, Simdi huzuruma sen nasıl geldin, Derse Allah ben ne cevap vereyim. İki yol gösterdim hem akıl verdim, İradende ben seni serbest kıldım, Rahmeti bırakıp zulmete daldın, Derse Allah ben ne cevap vereyim. Ramazan verdim oruç tutmadın, Akşam tatlı tatlı iftar etmedin, Niçin doğru yollarıma gitmedin, Derse Allah ben ne cevap vereyim. Günahdan kacmadın tutmadın emrin, Beyhüda yerlerde geçirdin ömrün, Simdi huzuruma sen nasıl geldin, Derse Allah ben ne cevap vereyim. Soğuk sıcak dedin abdest almadın, Kibir ucub geldi namaz kılmadın, Günah yığınına çare bulmadın, Derse Allah ben ne cevap vereyim, Beraat, Kadir verdim niçin bilmedin. İki rekat olsun namaz kılmadın, Beyhüda işlerden sen usanmadın, Derse Allah ben ne cevap vereyim. Niçin abdest alıp kılmadın namaz, Allah'a yalvarıp etmedin niyaz, Halk içinde senin ismin bi namaz, Derse Allah ben ne cevap vereyim. Ezanlar okundu niçin duymadın, Allah'ına niçin secde kılmadın, Bende sana cennetimi vermedim, Derse Allah ben ne cevap vereyim. Niçin terkedersin farzı-sünneti, Duymadın mı cehennemi cenneti, Değilmisin Muhammedin ümmeti, Derse Allah ben ne cevap vereyim. Ben seni yarattım has güller gibi, Kaş verdim göz verdim sümbüller gibi, Söyle amelini bülbüller gibi, Derse Allah ben ne cevap vereyim. |
Gözlerim yollarda kaldıGözlerim yollarda kaldı İmdat et ya Resulallah Hasretin bağrımı deldi İmdat et ya Resulallah Sana geldi hulle, Burak Ölüm değil elbet ırak Gelir bir gün en son durak İmdat et ya Resulallah Buraka biner gidersin Ümmetim çok zayıf dersin Bize şefaat edersin İmdat et ya Resulallah Mahşer yerinde durulur Mizan terazisi kurulur Herkese sual sorulur İmdat et ya Resulallah Mahşer yeri gayet sıcak Herkes gelir çırılçıplak Başlar açık, yalın ayak İmdat et ya Resulallah Yaşayanlar bir gün göçer Herkes ektiğini biçer Senin sözün elbet geçer İmdat et ya Resulallah |
Sana iman ettim, Sana inandım Sen'den başka ilah; Yoktur anladım Yalnız Sana kandım, Sana sığındım Aç kapılarını aciz kuluna Merhametlilerin Merhametlisi Rahmetlerin sonsuz, ey Efendisi Hamd yalnız Sana'dır, Şükür vadisi Aç kapılarını aciz kuluna Sana avuç değil, gönlümü açtım, Haram kıldığından, korkarak kaçtım Rahmetin bir kanat, onunla uçtum Aç kapılarını aciz kuluna |
GİDENLER DÖNMEDİ insan isen olma nefsine esir, Nefsini kendine kul et, ol emır, Kişi bu dünyaya bir kere gelir, Gidenler dönmedi tekrar, demişler. Sen sen ol eyleme kimseye hile, Hileye uğrarsın çekersin çile, Korkunun faydası yoktur ece!e, Ecel bir gün camın sunar demişler. (Figanf) |
Gel ey, konuşurken dudaklarına tebessümler karışan... Gel ey, yüzüne üzgünlerin üzüntüsünü dağıtmak yaraşan!.. Gel ey, âteş-i aşkına yanmak için âşıkları birbiriyle yarışan!.. Gel ey!.. Önce kendine çektin, sonra mugaylan dolu beyabanlarda dermansız koyup bizi bir başımıza gittin dönmemek üzere. Ve dudağının dokunduğu çeşmeler de gitti. Gittin ve vecd ile kendinden geçen zamanlar, sensizlik bunalımlarının gelgitleriyle kör kuyulara gömüldü. Gittin ve tenha elvedalarda düğümlendi sevinçlerimiz; durmuş çarklara sıkışıp kaldı çığlıklarımız. Sen gidince yanlış hesaplarında önce pazarlar kurduk köhne dünyanın, sonra köhne hesaplarıyla mezada çıkarıp aşklarımızı dünyalıklara sattık. Gittin de savrulan umutlarımızı ektik yollarına; sabrımızın gözlerine çekilen milleri çelik masıyetlerle mıhladık. Gerilmiş yaylarımız kepade düştü hoyrat ellerde, uykulu oyunlarda şahlarımız mat oldu; ve bileyli kılıçlarımız pas tuttu karanlık kınlarında. Ak kor olduk... Nemrudî alevlere soktular başlarımızı, hakikat, ak kor olduk... Vurdular durmadan dinlenmeden... Örslere konuldu başlarımız, hakikat vurdular dinlenmeden durmadan. Ağlattılar ağladıkça biz... Çeliğe su verelim diye ağladıkça ağlattılar bizi... Heyhât! Tutturamadık kıvamını suyun, isabet ettiremedik gözyaşlarımızın damlalarını çeliğe ve ilk çalışta kırıldı kılıçlarımız kara keçelere. Yenildik, yorulduk, yığılıp kaldık çıkmaz sokaklarda. Bütün sorularımızın cevapları cevapsız kaldı; bütün hayallerimizin hayali hayal oldu. Tel tel arzulara mahkûm edildi nefislerimiz ve ruhlarımız tül tül alevlerde yandı. Gizemli bilinmezliklerimizin iksirlerini gizli dünyalara gizlediler bizden. Gel ey!.. Hani dostların vardı, kimi aşk okuyan Kitaplar Kitabı'ndan; kimi ilham dokuyan hitaplar hitabından. Kimine köşkler düşmüştü cennetten, kimi cennette köşklere düştüydü hani. Kiminin ateşlerine rengi düşerdi gülün de; kimi güllere rengini düşürürdü ateşin. Kimine yıldızlar düşerdi göklerden, kiminin yıldızına düşerdi gökler ya... Hani sen "Yıldızlarım," demiştin, "hangisine uyarsanız doğru yola ulaşacağınız yıldızlarım!.." Sen gittin efendim ve hasretin yıldızlarını da çekti senden yana. Şimdi kim varsa yıldızlaşmaya yüz tutan, gökleri üzerine kapatıyor ehremenler. Bizler yanıyoruz, yanmamakta direniyor gökte yıldızlarımız... Güllerimiz küle durmakta yokluğunda, sultanlarımız kula dönmekte... Gel ey!.. Ayrılığında çoğalan alevleriyle arınalım aşkının; yanalım yandıkça ve yandıkça yanalım. Aşk yüzünden elbisesi yırtılan da, Hak uğruna gözlerini kurutan da seni arzulamakta şimdi. Bizi kendine madem yine sensin bağlayan ve ayrılığının derdine yine sensin ayrılıkla derman olan, o hâlde gülümse bize efendim, bize gülümse. "Allah onları sever; onlar da Allah'ı sever" sırrına ermekte rehberimiz ol, tut günahkâr ellerimizden; günahkâr ellerimizden tut. Sen ey!.. Gelsen hayallerimize bir kez... Ve üzerine sepet sepet güller döksek biz. Gelsen düşüncelerimize bir an... Ve baharları sersek ayağına çiçek çiçek, mevsim mevsim, ıtır ıtır... Dolunaylar yerine doğsan dünyamıza bir vakit... Ve zatını gündüz değilse, hayalini gece göstersen bizlere. Girsen ansızın düşlerimize, şefkat parmaklarınla okşasan başımızı ışık ışık... Ve ışığına düşsek pervaneler gibi; pervaneler gibi ışığına düşsek. Gel efendim... Bir kez doğ içimize de isterse kaybolsun dolunaylar, güneşler... Gir gözümüze de bir nefes, isterse silinsin tûtyâlar, sürmeler... İlham olup ak gönlümüze bir anda, isterse yitirilsin uçtan uca naatler ve gazeller, beyitler ve dizeler uçtan uca yitirilsin isterse... Gel efendim, dostluğuna muhtacız; umutsuz ve çaresiz bırakma çaresizlerini. Gel yeter ki, hakkımızda verilecek her hükme razı olalım. Gel ey, bitir bitmeyen hasretini içimizde! Gel ey, onsuz mutluluk bulamadığımız!.. Gel ey, kendisine layık olamadığımız!.. * Gel benim efendim, bir kez olsun dokun yüreğime, yüreğime dokun bir kez olsun... Yüreğim kanıyor efendim, kanıyor yüreğim!.. Çığlık çığlığa beşeriyet, çiğnenmiş reyhanlar misali hep seni arıyor. Uyandır zindanlara koyduğumuz Yusufî sevdalarımızı efendim. Uyandır bahtını üftadelerinin... Şeb-i hicrân yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım Uyarır halkı efgânım kara bahtın uyanmaz mı? Önce kendine çektin, sonra mugaylan dolu beyabanlarda dermansız koyup bizi bir başımıza gittin dönmemek üzere. Ve dudağının dokunduğu çeşmeler de gitti. Gittin ve vecd ile kendinden geçen zamanlar, sensizlik bunalımlarının gelgitleriyle kör kuyulara gömüldü. Gittin ve tenha elvedalarda düğümlendi sevinçlerimiz; durmuş çarklara sıkışıp kaldı çığlıklarımız. Sen gidince yanlış hesaplarında önce pazarlar kurduk köhne dünyanın, sonra köhne hesaplarıyla mezada çıkarıp aşklarımızı dünyalıklara sattık. Gittin de savrulan umutlarımızı ektik yollarına; sabrımızın gözlerine çekilen milleri çelik masıyetlerle mıhladık. Gerilmiş yaylarımız kepade düştü hoyrat ellerde, uykulu oyunlarda şahlarımız mat oldu; ve bileyli kılıçlarımız pas tuttu karanlık kınlarında. Ak kor olduk... Nemrudî alevlere soktular başlarımızı, hakikat, ak kor olduk... Vurdular durmadan dinlenmeden... Örslere konuldu başlarımız, hakikat vurdular dinlenmeden durmadan. Ağlattılar ağladıkça biz... Çeliğe su verelim diye ağladıkça ağlattılar bizi... Heyhât! Tutturamadık kıvamını suyun, isabet ettiremedik gözyaşlarımızın damlalarını çeliğe ve ilk çalışta kırıldı kılıçlarımız kara keçelere. Yenildik, yorulduk, yığılıp kaldık çıkmaz sokaklarda. Bütün sorularımızın cevapları cevapsız kaldı; bütün hayallerimizin hayali hayal oldu. Tel tel arzulara mahkûm edildi nefislerimiz ve ruhlarımız tül tül alevlerde yandı. Gizemli bilinmezliklerimizin iksirlerini gizli dünyalara gizlediler bizden. Gel ey!.. Hani dostların vardı, kimi aşk okuyan Kitaplar Kitabı'ndan; kimi ilham dokuyan hitaplar hitabından. Kimine köşkler düşmüştü cennetten, kimi cennette köşklere düştüydü hani. Kiminin ateşlerine rengi düşerdi gülün de; kimi güllere rengini düşürürdü ateşin. Kimine yıldızlar düşerdi göklerden, kiminin yıldızına düşerdi gökler ya... Hani sen "Yıldızlarım," demiştin, "hangisine uyarsanız doğru yola ulaşacağınız yıldızlarım!.." Sen gittin efendim ve hasretin yıldızlarını da çekti senden yana. Şimdi kim varsa yıldızlaşmaya yüz tutan, gökleri üzerine kapatıyor ehremenler. Bizler yanıyoruz, yanmamakta direniyor gökte yıldızlarımız... Güllerimiz küle durmakta yokluğunda, sultanlarımız kula dönmekte... Gel ey!.. Ayrılığında çoğalan alevleriyle arınalım aşkının; yanalım yandıkça ve yandıkça yanalım. Aşk yüzünden elbisesi yırtılan da, Hak uğruna gözlerini kurutan da seni arzulamakta şimdi. Bizi kendine madem yine sensin bağlayan ve ayrılığının derdine yine sensin ayrılıkla derman olan, o hâlde gülümse bize efendim, bize gülümse. "Allah onları sever; onlar da Allah'ı sever" sırrına ermekte rehberimiz ol, tut günahkâr ellerimizden; günahkâr ellerimizden tut. Sen ey!.. Gelsen hayallerimize bir kez... Ve üzerine sepet sepet güller döksek biz. Gelsen düşüncelerimize bir an... Ve baharları sersek ayağına çiçek çiçek, mevsim mevsim, ıtır ıtır... Dolunaylar yerine doğsan dünyamıza bir vakit... Ve zatını gündüz değilse, hayalini gece göstersen bizlere. Girsen ansızın düşlerimize, şefkat parmaklarınla okşasan başımızı ışık ışık... Ve ışığına düşsek pervaneler gibi; pervaneler gibi ışığına düşsek. Gel efendim... Bir kez doğ içimize de isterse kaybolsun dolunaylar, güneşler... Gir gözümüze de bir nefes, isterse silinsin tûtyâlar, sürmeler... İlham olup ak gönlümüze bir anda, isterse yitirilsin uçtan uca naatler ve gazeller, beyitler ve dizeler uçtan uca yitirilsin isterse... Gel efendim, dostluğuna muhtacız; umutsuz ve çaresiz bırakma çaresizlerini. Gel yeter ki, hakkımızda verilecek her hükme razı olalım. Gel ey, bitir bitmeyen hasretini içimizde! Gel ey, onsuz mutluluk bulamadığımız!.. Gel ey, kendisine layık olamadığımız!.. * Gel benim efendim, bir kez olsun dokun yüreğime, yüreğime dokun bir kez olsun... Yüreğim kanıyor efendim, kanıyor yüreğim!.. Çığlık çığlığa beşeriyet, çiğnenmiş reyhanlar misali hep seni arıyor. Uyandır zindanlara koyduğumuz Yusufî sevdalarımızı efendim. Uyandır bahtını üftadelerinin... Şeb-i hicrân yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım Uyarır halkı efgânım kara bahtın uyanmaz mı? Prof. Dr. İskender Pala |
HAK YOL İSLAM Kör dünyanın göz bebeğine Hak yol islam yazacağız Kuşların göz bebeğine Hak yol islam yazacağız Yola, ağaca, pınara Esen yele, yağan kara Yağmur yüklü bulutlara Hak yol islam yazacağız Koç burcuna, yay burcuna Bebeklerin avucuna Minarelerin ucuna Hak yol islam yazacağız Her kapının eşiğine Her sofranın kaşığına Yıldıza, aya, güneşe Hak yol islam yazacağız Her kapının eşiğine Her sofranın kaşığına Mağraların eşiğine Hak yol islam yazacağız Herkes duyacak bilecek Saklanmaz artık bu gerçek Yaprak yaprak, çiçek çiçek Hak yol islam yazacağız |
Kutlu Doğum Haftası Nur oldu; nurdan oldu; Kutlu doğum haftası… Ol fahri cihan oldu,… Müminlere sefası, Kutlu, Doğum haftası… Kalplere dolan nurun, Etrafında oturun, Allaha zikre durun, Gayri yoktur dahası, Kutlu, doğum haftası… Âlemlerin sahibi, Ol Muhammet Habipi, Yeniden doğmuş gibi, İnsanlığın en hası, Kutlu, doğum haftası… İnananlar saf tutun, O nur olsun tek sütün, Vahdet ile bir bütün Muhammed Mustafa sı Kutlu, doğum haftası… Yeri, göğü yaratan, Doğ ,diyince doğar tan Âlemlere renk katan, Şahlara kul yaftası, Kutlu, doğum haftası… Müminlere şen ola, Gülleri Gülşen ola, Gönüllere pusula, Yüreklerin taftası, Kutlu, doğum haftası… (Dr.Gürsoy SOLMAZ) |
| Saat: 18:57 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık