![]() |
Şehir ve Sen Şu Ankara şehri, şu koca başkent Hiç beş para etmez, sen yoksan eğer Sen ordaysan, bana öyle gelir ki Değiştirsek onu, cihana değer Sensin bu şehirin en güzel gülü Seninle mest eder şehir gönülü Şu fani dünyanın nefis ödülü Bana bahşedilen yegane eser Sen aydınlatırsın sokaklarını Sen yeşerttin parkın yapraklarını Saçının telini, tırnaklarını.. Bütünüyle sensin, bence muteber Meftunum bu şehre, sen varsın diye Bozmam adresimi, ararsın diye Sen tam bana göre bir yarsın diye Sırf senin adındır bildiğim ezber Şehir ve sen canım, bütün günümsün İstikbalim sensin, sen hem dünümsün Sağım, solum, yanım, arkam, önümsün Şehirden bana ne, bana sen yeter Hünkar Dağlı |
GİTMEK Bugünlerde herkes gitmek istiyor. Küçük bir sahil kasabasına, bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara... Hayatından memnun olan yok. Kiminle konuşsam aynı şey... Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği. Öyle ''yanına almak istediği üç şey'' falan yok. Bir kendisi. Bu yeter zaten. Herşeyi, herkesi götürdün demektir. Keşke kendini bırakıp gidebilse insan. Ama olmuyor. Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor. Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınamıyor. Böyle gidiyor işte. Bir yanımız ''kalk gidelim'', öbür yanımız "otur'' diyor. ''Otur'' diyen kazanıyor. O yan kalabalık zira. İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile, güvende olma duygusu... En kötüsü alışkanlık. Alışkanlığın verdiği rahatlık, monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor. Kalıyoruz. Kuş olup uçmak isterken ağaç olup kök salıyoruz. Evlenmeler... Bir çocuk daha doğurmalar... Borçlara girmeler... İşi büyütmeler... Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor. Misal, ben... Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum. Değil bu şehirden gitmek, iki sokak öteye taşınamıyorum. Alıp götürsem gelmez ki.. . Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında. Herkes onu, o herkesi seviyor. Hangi birimizle gitsin? ''Sırtında yumurta küfesi olmak'' diye bir deyim vardır ; evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin. Kendi imalatımız küfeler. Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada. Ölüm var zira. Ölüme inat tutunmak lazım. İnadına kök salmak lazım. Bari ufak kaçışlar yapabilsek. Var tabii yapanlar. Ama az. Sadece kaymak tabakası. Hepimiz kaçabilsek... Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa. Gün içinde mesela... Küçücük gitmeler yapabilsek. Ne mümkün. Sabah 09.00, akşam 18.00. Sonra başka mecburiyetler. Sıkışıp kaldık. Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli bu kadar ağır olmamalı. Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz. Bir ömür karşılığı bir ömür yani. Ne saçma. Bahar mıdır bizi bu hale getiren? Galiba. Ben her bahar aşık olmam ama her bahar gitmek isterim. Gittiğim olmadı hiç. Ama olsun... İstemek de güzel. Can Yücel |
Yine bir akşam üstü... Ve ben yine bulutlarla beraber çay içiyorum... Az şekerli. Aylardan ekim. Üç gün sonra dolunay çıkacak. Hava birazcık serin gibi. Senin yanımda olmanı istediğim akşamlardan birisi işte. Her akşamki gibi yine boş ve yine sabaha gebe. Sanki kar yağacakmış sanıyorum. Birazcık serin dedim ya işte bu serinlik sadece bu akşama özgü bir serinlik değil. Temmuz da da böyleydi hava benim için. Seni arıyorum. Belki biraz sana sarılır ısıtırım kendimi diye düşünüyorum. Sen yanımda olsan belki şubat ta bile yalınayak gezebilirim. Şubat bile üşütmez beni yanımda olsan. Hatta mart bile bir şey yapamaz. Eminim. Sen yanımda olsan deniz kenarına bile giderim seninle. Deniz donmuş bile olsa sen yanımda olunca bana bir şey olmaz bilirim. Ben kardan adam yapmaya bayılırım. Ama kardan adam yaparken hiç sabır edemem. Biran evvel olsun da bitsin diye acele ederim. Hele o en son havucu burun olarak takmak yok mu işte o bitiriyor beni. Kömür ile göz ve dudak yapıp ona gülümsemeyi öğretmek bir başka haz benim için. Tabi birde boynumdaki kaşkolu üşümesin diye onun boynuna dolamak sanki birisine büyük bir iyilik yapmışım hissini verir bana hep. İşte sadece o zamanlar sevmem ben güneşi. Zaten ben üşümesin diye ona kaşkolumu vermiştim niye doğuyorsun aptal güneş.Sen yanımda olsan seninle de kardan adam yapardık. Ama o zaman ben hiç acele etmezdim. Ne kadar uzun sürerse sürsün beklerdim. İsterse hiç bitmesin. Beklerdim. Bir daha ki kışı bile beklerdim sen yanımda olsan. Sen yanımda olsan bu sefer havucu kardan adamın burnuna takmazdım. Seninle beraber oturur kıtır kıtır yerdik. Bize okulda öğrettiler. Havuç gözlere çok iyi gelirmiş. Hep öyle derdi zahide öğretmen. Zaten benim de senin gözlerine ihtiyacım var. Onlara iyi bakmam lazım. Her gün bir havuç yerdik seninle. Sırf gözlerine iyi gelsin diye. Biliyorsun benim senin gözlerine ihtiyacım var. Sonra kardan adamın gözlerini ve dudaklarını yapardık. Ben gözlerini yapardım sende dudaklarını yapardın. Dudaklarını sen yaptığın içinde gülümsemeyi öğretmek sana düşerdi. Eminim ona çok iyi öğretirdin gülümsemeyi. Aynı senin gülüşün gibi sımsıcak gülerdi biliyorum. İyi öğretirdin. Sen yanımda olsan kaşkolumu sana verirdim. Nasıl olsa kardan adam gülümsemeyi öğrendi ya üşümez artık. Artık güneş bile çıksa üzülmem ben.Sen yanımdasın ya bir tane kardan adam daha yaparız güneş batınca. Güneş doğunca yine eritir onu. Biz bir tane daha yaparız. Sen yanımda olsan bu kez bulutlara hiç yüz vermem. Çayımı seninle içerim. Üç şekerli. Sen yanımda olsan beraber kız kulesine gideriz. Yok yok gitmeyiz. Üsküdar da bir rıhtım turu yaparız. Sonra kız kulesini uzaktan uzağa şöyle bir süzeriz. Tam karşısına oturup uzun uzun bakarız. Yok yok uzun uzun bakmayız. Uzun uzun bakarsak gözlerimiz yorulur. Biliyorsun benim senin gözlerine ihtiyacım var ya onları fazla yormayız. Zaten daha çok gezecek yer var. Sonra .... Sonra nereye gidelim ? Sonrasına sen karar ver canım. Biliyorsun sende söylemiştin ya nereye gittiğin önemli değil kiminle gittiğin önemli diye... Sen yanımda olsan nereye olursa oraya giderdim.... |
Ahvalim var Karar kıl gönül ikrara, Murşidler şahı hünkara. Kamil olup hak yoluna, Gelen bilsin ahvalimiz.. Arif ile kıl pazarı, Göresin aşkı nazarı. Bülbül olup zarı,zarı, Yanan bilsin ahvalimiz... Çirkin ile aç arayı, Melhem ile sar yarayı. Sıratı geçip sılayı, Bulan bilsin ahvalimiz.. Dost yolunda olak sefil, Düşünme hiç boşa gafil. Çağlarim der söze dahil, Olan bilsin ahvalimiz. Aşık Çağları (Muammer Çalar) |
Yüreği ağzında bir çocuk Gibi alırken kalemi elime Beceriksiz, acemi ve olasıya Yapayalnızım her defasında Bu sonuncu olsun diyorum Ömrümün eksiksiz tek şiiri Yazılsın artık kırk yaşımın Ve bir aşkın bittiği bu gece Akbabalar bin yıl kelebekler Bir mevsim yaşarlarmış ki aşk Da kısa ömürlüdür, başlar Gibi biter yaşanmışsa eğer Yaşanan ne varsa hoşgörünün Bir parçasıdır artık ama ben Yine de yakabilirim bu gece Bütün anılarımı bir şiir için Sonra irkiliyorum, anılarım yoksa Dostlarım da terkedilmiştir yangın Sürüp dururken yurdumda ki o zaman Kıymeti harbiyesi nedir bu şiirin Sabaha karşı dilim paslı Beynim keçeleşmiştir ve yangın Yalnızlığıma sıçrarken üşüyor Bütün sözcükler. Umut yoktur Yüreğim diyorum, kekeme Alıngan, serseri yüreğim Sen nerden bilebilirsin Bir şiirin nasıl yazıldığını Ahmet Telli |
Viran gönüller, ıssız sevgiler, Isınmıştı yine de yüreğim. Yorgun ayaklar daha kaç adım atacaktı? Titriyordum. Tüm vücudumda hissettim benliğimle, Mevsimler birbirinden kopuyordu, Toprakla yaprak ne güzel sevişiyordu, Öyle ya hep toprağın kollarına. İlk kışım değil seninle geçen, Üşüyen ayaklar tüm şehrin ayazını yiyordu. İstanbul’a değil sana takıldı gözlerim. Ne tuhaftı!.. İçlerinde sen yoktun İstanbul. Ellerimle sımsıkı tuttuğum balonlar artık uçmayacaktı. Bulanık denizleri çırpındıran nedir? Nedir bu çalkantı, nedir bu yöneliş? Doğan güne değil, sana daldı gözlerim, O ulvî güzellikteki muhteşemlik, Yoktu gözlerinde İstanbul. Biçareydim, yalnızdım. Belki de kimsesizdim ama sen vardın. Su olup akmak geldi gözlerinden, Ama yine de ağlama Yavuz Bayram Çalışkan |
Gurbet Akşamları Hiç istemem yine gelir, Çatar gurbet akşamları Yüreğime hançer olur, Batar gurbet akşamları. Öldürecek beni dertler, Bende geçti bini dertler, Dertlerime yeni dertler Katar gurbet akşamları. Bilmiyorum dertten gamdan, Zevk mi alır intikamdan? Kanlım gibi şu yakamdan, Tutar gurbet akşamları Şimdi akşam bak şu anda, Zindandayım ben zindanda, Zindan ne ki zindandan da Beter gurbet akşamları Acılara beler beni, Kesip doğrar diler beni, Parça parça böler beni, Yutar gurbet akşamları. Memleketim ilim obam, Kavim, gardaş, dost, akrabam, Gözlerimde anam, babam, Tüter gurbet akşamları. Kadir Mevla’m yardım etsin Ozan Arif yurda gitsin Bitsin artık bitsin bitsin... Yeter gurbet akşamları. Ozan Arif |
Sadece Beklemek Yetmiyor gönlümde derin bir sızı umutla beklediğim o gelişten eser yok yitiriyorum herkes gibi " keşke" lerimi.. alıp sağ tarafıma koyuyorum özlemlerimi..yanlarına biraz belki serpiştiriyorum kendime ait.. sonrasında bir mumun titrek ışığında düşlerimi aydınlatıyorum.. pas tutmuş kelimelerimi bir bir parlatıp yerine yenilerini biriktiriyorum.. "ah..bir inansa..""ah bir ..." adına.. bu kadar mı eksik kalır bir yanım..bu kadar mı hasret kalırım sabaha.. dedim ya olmuyor.. ne gelen var ne de gelmeye niyet eden.. ?¿ |
Korkuyorum Sıcak bi ağustos gününün ayazında üşüdün mü hiç? Yada gündüzün karanlığı sarmaladı mı hiç benliğini? Hiç sevgi acı verdi mi sana böylesine? Oysa sevginin adı acı mı olmalıydı? Sevgi acılarla mı beslenmeliydi? Ve de daha büyük acılara gebe olması kahretmiyor mu seni? Sevgiye yazık değil mi? Ben üşüyorum ağustosun sıcak kollarında Ben karanlığıyla boğuşuyorum gündüzlerimin Ben yitirmek korkusuyla daha da tutuluyorum sevgiye Sevgim acılara karşı güçleniyor sanki Arttıkça artıyor.... Korkuyorum....... Kendi sevgimin içinde kayboluyorum.... Kaçtıkça her defasında daha feci tutulduğum bi sevgi bu Kendi kasırgalarımda ayakta kalma mücadelesi veriyorum sanki Kendi kasırgalarım beni aşıyor... Her kasırgadan sonra yine sevgime, Yine sana tutunuyorum..... Tek yapabildiğim korkmak... Korkuyorum..... Gitmek mi kolay yoksa geride kalmak mı? Bilemiyorum.... Gidemiyorum.... Ama geride kalan da olamıyorum Gönderemiyorum..... Mantığım duygularımla savaşta sanki Sürüncemesinde yitip gitmekten korkuyorum Yitip giderken seni de ardım sıra sürüklemekten Yüreğim alışık acılara,dört nala acılarla süslü yaşamım Ben acıya sevdalı melankolik bir yürek Ama seni acılarıma hapsetmeye ne hakkım var? Sana acılar yüklemek ne kadar acı Kahroluyorum.... Senin acın acım oluyor... Acılarım hoyrat dalgalarda köpük köpük Her dalgada savrulmaktan korkuyorum... Tutunamıyorum dingin güvenliğine limanların... Seni dalgalarıma katmaktan korkuyorum... Dalgalarım yürek aşırı,mantık aşırı derinliklerde Ayaklarımın yere değmemesinden,boğulmaktan korkuyorum... Boğulurken girdabıma seni de sürüklemekten korkuyorum.... Dedim ya tek yapabildiğim bu Korkuyorum.... Korkuyorum çünkü seni seviyorum.... Funda Gülseven |
Tek Çare Gitmekse Tek çare gitmekse Hiç durma git Unutma Yine sen seninlesin Sana kal diyemem Kırmadan Dökmeden anıları Bırak kalsın güzelliğinde Sanrılara takılıp kalma Dalma yanlışlara Düşün bir daha Kaçamazsın ki kendinden Bu öfke fırtınası Kendinedir Yok eğer Tek çare gitmekse Hiç durma git Unutma Yine sen seninlesin Çare gitmek değil… Nebiye Toprak |
| Saat: 18:08 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık