![]() |
Koy Bizi De Cennetine Ben bu amellerim ileGiremem o cennetine Rabbim bizi de afeyle Koy bizi de cennetine Cennetine cennetine Koy bizi de cennetine Rabbim bizide afeyle Koy bizi de cennetine Çok korkuyorum ölümden Ölüm degil amelimden Korkum Azrailden degil Cehennemin ateşinden Ben bu amellerrim ile Giremem o cennetine Rabbim bizi de afeyle koy bizi de cennetine |
Rabbime Sesleniş Çaresiz akıllarda bir tek SEN umutsuz hallerde avuçlarda SEN kötülük dolu kalplerde SEN bitmeyen ufuklarda bir tek sen olasın ya RAB! kötü düşüncelerın en dıbınde SEN bedenlerın en alıcı yerınde SEN ruhların en ınce yerınde SEN akılların içinde birtek sen olasın ya RAB! dogan güneşin varlığında SEN solan yaprakların rengınde SEN doğanın yaratıcılığında SEN gökyüzünün maviliğinde birtek sen varsın ya RAB! kelımeler yetmeyen dudaklarda SEN bakmaktan usanmayan gözlerde SEN yazmaktan yorulmayan ellerde SEN her satır başlarında birtek sen olasın ya RAB! neşenınde,kederınde içinde SEN biticek bu omrun sonunda SEN mezar başımda okunucak fatıha'da SEN mahşerde mekanımda yanımda sende olasın ya RAB!. |
YAĞMUR Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat En müstesna doğuşa hamiledir kainat Yıllardır bozbulanık suları yudumladım Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Hasretin alev alev içime bir an düştü Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe Her sayfada talihsiz binlerce kurban düştü Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış, mazide Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar Mutluluk nağmeleri işitirler Hıra'dan Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri Paramparça, ateşler şahının hayalleri Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım O mücella çehreni izleseydim ebedi Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü Katil sinekler deldi hicabın perdesini İstiklal boşluğuna arılar nadan düştü Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin Ebedi aşka giden esrarlı yollarında Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü On asırlık ocağın savururdum külünü Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü Badiye yaylasında koklasaydım izini Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar Seninle yıkasaydım acılar dehlizini Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım Haritanın en beyaz noktasına kan düştü Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi Hakların temeline sanki bir volkan düştü Firakınla kavrulur çölde kum taneleri Ahuların içinde sevdan akkor gibidir Erdemin, bereketin doldurur haneleri Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir Şemsiyesi altında yürürsün bulutların Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların Devlerin esrarını aynalara sorsaydım Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir Yağmur, birgün kurtulup çağın kundaklarından Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından Madeni arzuların ardında seyre daldım Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini Senin için görülen bir düş de ben olsaydım Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali Hazindir ki, dertleri aşmaya umman düştü Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur Sensiz doğrular eğri, beyaz bile karadır Sesini duymayanlar girdabında boğulur Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin Saatlerin ardında hep kendimi aradım Bir melal zincirine takıldı parmaklarım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin Mekanın fırçasında solmayan resim senin Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü İniltiler geliyor doğudan ve batıdan Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü Islaklığı sanadır ahımın, efganımın İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın Nazarın ok misali karanlıkları deler Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü Nefesinle yeniden çizilecek desenler Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler Anneler çocuklara hep seni içirecek Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım Senin için görülen bir düş de ben olsaydım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım Nurullah Genç |
Ey Rabbim!! Sözlerin en güzeli hiç şüphesiz sana ait, Bizim söylediklerimiz, Söyleyeceklerimiz, Söyleyemediklerimiz söylemek istediklerimiz İçimizde sakladıklarımız, Suskun bıraktıklarımız, Terk ettiklerimiz, Unuttuklarımız, Fısıldadıklarımız, Hepsi, hepsi, sözlerin hepsi! Ancak sana yöneldiği için güzeldir. Şüphesiz duayı dilimize veren sensin, Dilimizi duaya çeviren sensin, Sözlerin en güzeli sana aittir, Ve sözlerin en güzeli sana hitap etmekledir. Ey Rabbim, Ebediyen bana yakınlığını tattırdığın için, Bana vahyettiğin tüm gerçekler için, Bani hayat denen bu sonsuz lezzet pınarının başına oturttuğun için, Bildiğin tüm ayıplarımı örttüğün için, Gördüğün tüm kusurlarımı bağışladığın için, Umuduma katık ettiğin tüm hayallerim için, En sevgilini bana elçi gönderdiğin için, Ey sevgili, Beni aşkına muhatap ettiğin için Sonsuz hamd sana Sonsuz minnettarlık sana Sonsuz minnet sana Sonsuz şükür sana Sonsuz teşekkür sana… Ey Rabbim, Tut ellerimden sonsuz kudret elinle, Beni hiçliğe düşmekten alıkoy, Unutulmuşluktan uzak eyle beni, Varlığına komşu eyle beni, Ben acizim, dayanağım sensin, Fakirim ben, sığınağım sensin, Dilsizim, sözüm sensin, Körüm ben,, gören sensin, Sağırım, ki sen işitensin… Ey Rabbim, Sözlerin en güzeli sana aittir. Ve sözlerin en güzeli sana hitap etmekledir. Bu kırık dökük sözlerimi, Bu perişan hitabımı, Sen kabul eyle, Sen güzelleştir.. ki sen bana aşktan kanatlar vermiştin ya! Aşkın semasına uçurmuştun ya beni, Elimi sen dokumuştun ya, Hani ele avuca gelmez dokunuşları sen bahşetmiştin ya bana, Gözüme kendi nazarında ışıklar vermiştin ya, Gözle görülür güzellikler vermiştin ya bana, Yüzüme tebessümü sen giydirmiştin ya, Tebessüme karşılık veren güzel yüzler koymuştun ya karşıma… Ey Rabbim, Yoktum ben sen varettin! Unutulmuştum. Ki sen sevdin, Sevdiğin için varettin. Bir sen sevdiğin için var edildim. Bir sen beni andığın için ihya edildim. Öyle ise, Ey Rabbim! Varlığımı aşkına armağan eyle, Yak beni aşkının ateşinde, Al beni bu rüyadan, Al beni bu dünyadan, Bu kırılgan varlığımı ebedi baharına toprak eyle… Ey Rabbim! Bütün güzel sözler sana söylemekle güzeldir. Kırık dökük de olsa kabul eyle sözlerimi, Yıkık dökük de olsa duy yakarışlarımı, Kabul eyle beni, Kabul eyle sözlerimi, Suskunluğumu, Dilsizliğimi, En güzel dua eyle, Dua eyle dilsizliğimi, Dua eyle suskunluğumu, En güzel dua eyle, ki sözlerin en güzeli sana hitap etmekle güzeldir. Dua eyle sözlerimi, Güzel eyle… Güzel eyle… Senai Demirci |
Canlar feda yoluna Canlar feda yoluna bu can kaygısı değil Sen can gereksin bana cihan kaygısı değil Canlar içinde cansın, bize iki cihansın Hem din ile imansın, iman kaygısı değil Yaramı yuyup sildim yaram kimdendir bildim Bendeki yâr kaygısı yaram kaygısı değil Derman ola mı bana derdim benim kim ona Dertli varayım sana derman kaygısı değil Aşkın burcundan uçtum dönüp dolaşıp geçtim Ben dost ile buluştum dönmek kaygısı değil Ummanlara dalmışım, inci mercan bulmuşum Cevher olup gelmişim umman kaygısı değil Bu Yunus’u andılar, kervan gitti sandılar Ben menzile eriştim kervan kaygısı değil |
Yağmur Yağmur seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım Senin için görülen bir düş de ben olsaydım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım Sana hicret eden bir Kureyş'li de ben olsaydım Damar damar seninle hep seninle dolsaydım Batlı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım |
Ölüm gelince Ey Azrail, gözlerim fersiz, sözlerim yersiz, Ecelim gelir gelmez, yakaladın habersiz Keşke birkaç yıl önce, bir haber gönderseydin, Rüyalarıma falan bir kez giriverseydin. Mal mülk sevdası ile dünyadan kopamadım, Çok özür diliyorum, hazırlık yapamadım Alamadım yanıma para pul, ne de bavul, Uyudum horul horul, ne zil duydum, ne davul Yaşım yetmiş olsa da, kanım hep fıkır fıkır, Bu cümbüşlü âlemi, gönlüm nasıl bırakır? Derler de inanmazdım, yaş yetmişse iş bitmiş, Anlamadım bunca yıl nasıl da geçip gitmiş Lütfen birazcık bekle, sana yalvarıyorum, Eceli tehir için, bir çare arıyorum Yıkıldı hep düşlerim, yarım kaldı işlerim, Altından olacaktı, şu protez dişlerim. Seneler sonra ancak, voleyi vurabildim, Hortumlar sayesinde, ayakta durabildim Gayet ucuza sattım, şerefin kilosunu Ancak böyle kazandım, şu uçak filosunu. Çocuklarımın hepsi, birer vampir yarasa, Ölmemi bekliyorlar konmak için mirasa Arkamdan dökülecek, iki damla gözyaşı Dikilecek belki de, yaldızlı mezar taşı. Katafalka koyarak cenazem kokutulur Kırkıncı günü diye mevlitler okutulur. Musikiyle karışık, bir ilahi aryası Mevlit bitince başlar, dedikodu furyası. Düzenbaz kodamanlar, köşeleri döndüler, Bir yoksuldan indiler, ötekine bindiler İrtica yobaz diye yaygara tutturdular, Dine afyon diyerek, bizlere yutturdular Düzenin kuklaları ekranlara çıktılar, İlâhiyat adına, dinimizi yıktılar Âlim zalim karıştı, renkler hiç seçilmiyor, Her yer mezhepsiz dolu; zındıktan geçilmiyor Bu cinnet kervanına, nice prof katıldı, Ne vicdanlar satıldı, din sokağa atıldı Dünyayı gezdim ama daha hacca gitmedim, Alnım secde görmedi, hiç ibadet etmedim Dinden habersiz nefsim, olmadı hiç terbiye, Haram falan dinlemez; tutturur hep ver diye. Çok gafil yakalandım, hazırlığım hiç yoktu Dini öcü bilirdim, camiye karnım toktu Ecel gelip çatınca, katiyen beklemiyor, Vade dolunca artık, saniye eklemiyor. İşte bunlar boş geçen, bir ömrün hikâyesi, İbret alanlar için, pişmanlığın son sesi |
HAZAN Yorgun gözlerle yaşanan bir solgun macera, her yanda yaprak sesi… Çarpar kulaklara poyraz gibi ara ara, bir hazan mûsıkîsi Ağlar bütünüyle bahar şi’rinin gülleri, renklere tasa yağar.. Sessiz bir melâl sarsar koylarda bülbülleri, mâtem söyler notalar. Hüzünle buğu buğudur artık şadırvanlar, sular rikkatle damlar. Ve kısar nâzenin boyunlarını kuğular, gezer baharlar arar. Ovalar yasla inler, dağlar hicranla ağlar; her ses bir ölüm şiiri… Mavi, yeşil, pembe, turuncu karalar bağlar; inim inim her biri… Biten ömürlerin son dakikaları gibi, her çığlık bir elvedâ.. Derince bakılsa görünür dünyanın dibi o ne ürperten edâ.! Sonra yaz-bahar füsûnlu bir hatıra olur, gömülür hülyâlara; Hülyâlar ümitleşir, vicdanlarda duyulur, yol olur verâlara… Bekâ, bu fanilik hissi içinde gelişir ve gider sonsuzlaşır; Mantık bu büyüyle âdetâ uhrevileşir, ilhamlara ulaşır. Duyar insan ölümün sihirli sükûtunu, çözülür problemler; Görünür herkese yürüdüğü yolun sonu, sarsılır ve emekler… Gömülse de hisler yok olmanın melâline, iman ufuklar açar Ve yutkunup ağlasa da kendi zevâline, bekâ ışıklar saçar. Düşünce tıpkı tohum gibi düşer toprağa, hazırlanır bahara… Ve koşar firdevse ulaştıran durağa, cennet içinde Yâr’a… Hissetmeden asla ne bir acı ne bir sızı, gelinler gibi azîz; Köpürür duygularında ötelerin hazzı, sonsuzluk gibi lezîz. Sonbahar bir ak doğuş un şafak emaresi, arkasında gündüz var Ve hazan boşluğunda tın tın ümidin sesi: az ileride bahar..! |
İki cihanın gülü Bağımıza giresin Baştanbaşa güldür gül Muradına eresin Çiçekler hep güldür gül Kurusu gül, yaşı gül Toprağı gül, taşı gül Ayağı gül, başı gül Bostanımız güldür gül Bahçede gül dalı var Kovanda gül balı var Beyazı var alı var Koklanılan güldür gül Sevenler gül gönderir Gözünden yaş indirir Stresi gül dindirir İlaçlar güldür gül Kokar gül tutan eller Dikensizdir bu güller Ne derse desin eller Bize gelen güldür gül Gülü nazik tutarlar Sevenler gül atarlar Gül alıp gül satarlar Yerler gökler güldür gül Açılır gonca güller Gül kokar tutan eller Salevat söyler diller Resul teri güldür gül Çiçeğe övgü neden Bu aşk değil çiçekten Koku gelir Resulden İki cihan güldür gül |
Ey Nefsim... Bilirmisin , esyanın hakikatını ... Hani o duran tasın zikri ile o uçan kusun fikrini.. Bilirmisin , su büyük zannettiğin maddenin , zerreden ibaret olduğunu.. Sen hic Allah dostu gördünmü , masiva perdeleri olmadan .. Nurun adından baska duydunmu hakikatını.. Sen hic gözyaşı ile abdest aldınmı ? İliklerinde Zikrullahı tattınmı , Marifet denizinde yüzdünmü hic.. Hani o gölgelenme zamanı kadar bir hayat vermisti Rabbin.. Hani tavsiye ettiğin o iyilikler vardı Ya !.. Kendi yapmadığın.. Hani o namazlar vardı ya ulasmak için Yaradana , Spor yapar gibi yaptığın , o dualar vardı ya kapıların anahtarı.. Hani oruclar , zekatlar , sadakalar vardı ya gariplerin hakları.. İste bugün hesap günüdür , geri dönüsü olmayan.. Hani o mizan , o defter , o sırat diye duyardın ya İste bugün o gündür.. Hani o ellerin vardı ya klavye basında yazan fütursuzca... İste bugün onun hesabının verileceği gündür.. Varsa hünerin bugün göster , iste bugün o gün... YA RABBİ..... Sunulacak , hic bir şeyim yok , o akan gözyaslarım da kurudu bugün.. Takdir-e sayan hic bir amelim yok , hepsi beni terketmis.. Ancak vakti zamanında bu eğri eller bir kağıt karalamıştı ya.. Hani o eğri bügrü çekistirdigi cümlelerle... Hani bir kulun da bir cevap vermisti de , görüsmeden tanıs olmustuk.. Hani hep birbirimize dua ederdik.. Rabbimiz ayırmasın diye.. İste biz acizler sanal dünyanın kıtmirleri, Kelimelerin hissiyatı anlatma kabiliyetini yitirdiği yerden sesleniyoruz.. Bizleri de affeyle... |
| Saat: 18:58 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık