![]() |
Gece Güneş varıp guruba kapanınca, Kakmalı bir taç gibi gül kırmızı; Ve füsunlu mağrib ufku sarınca, Artar hummalı gönüllerin hızı. Gece sevdalı ruhların otağı Gece âşıkların sırlı durağı Salınır reftâre mavi geceler, Sinelere neler fısıldar neler.. Coşar duygular, uyanır sevgiler, Duyulur her yanda gönül avazı.. Gönül gecenin sunduğuyla mahmur Gece O'nun ıtrıyla buhur buhur Kurtulanlar uzaklığın ağından, Mesajlar alırlar yar otağından, Ererler sırlara ebed çağından Ve duyarlar o en duyulmaz hazzı... Hep anber sürünür gezer meltemler Sihirli rüya gibidir geceler En büyülü tellerle ötelerden, Nağmeler işitirler çok derinden; Şarkılar dinlerler gönlün içinden, Ver adan sözleri, verâdan sazı. Duyulur cennetlerin akisleri Gök kapılarının sırlı sesleri Orada yalnız düşünenler kalır, Maddî âlem daraldıkça daralır; Ruh mesafe üstü mesafe alır, Aşılır cismin aşılmaz çıkmazı Sessizlesin sevdalılar, sevdalar Ve sinelerinde baharlar çağlar İner gönüllere bir mavi sükun, Parıldar her yanı insani ufkun.. Gece bir halvet mevsimidir O'nun, Çığlık çığlıktır âşıkların nazı Duyarak ötelerin lezzetini Cennetleri, Fırdevs hayaletini |
Can gazeli Canım öksüz bıraktı göğümden aktı canım Ölümsüzlük tacını başına taktı canım Şimdi sevdanın tahtı neylesin böyle bomboş Aşkın zorlu yolunda son bir duraktı canım Seni böyle apansız 'gayrı gel'e koşturan Bir ömür kavrulduğun sonsuz firaktı canım Biricik bakışınla yeşerdi kaç kerbela Ki sen nazar etmeden içim kuraktı canım Ölüm senin olmadan sevmemiştim bu kadar Bir kez sığazlamışsın yüzü apaktı canım Eti kemiği bir hoş yele mi savurdun oy Dost gelmiş diye toprak kınalar yaktı canım Bakışınla yıkanmak bir hayal oldu şimdi Gönüle saplansa da gözden ıraktı canım Ateşin bir hükmünün kalmadığı dünyada Gidişin yeryüzünün külünü yaktı canım Yaralı kuşlar artık uçmayı unutacak Bunca yetim serçeyi kime bıraktı canım |
Kime Emanet Hak Nebi’nin diline nifak sayılmış emanete ihanet, Tohum toprağa,yavru yuvaya,yuva anaya emanet, Şak şak olmuş toprak suya,su buluta emanet, Yusuf kuyuya,Mısır Yusuf’a emanet, Hak Nebi mağaraya,Medine Hak Nebi’ye emanet, İbrahim ateşe,İsmail bıçağa emanet, Ne bıçak, ne ateş, ne kuyu, ne de mağara etmedi ihanet, Asrın İbrahimleri sana emanet! Arkadaş! Gel sen de bir kor gibi yak sineni, Çünkü hepsi Allah’a emanet!!! İçine doğru derinleş,dibi görünmeyen bir kuyu ol, Sakla Yusufları koynunda, Yusuflar sana emanet! Mağarada yılan olma, Güvercin gibi vefalı,örümcek gibi tehlikelere perdedâr ol, Mağara gibi al Muhammedi’leri,al yedi genci,al bütün bir gençliği… Hz.Sümeyrâ, Hak Nebi’yi evlâtlarına emanet etti. “Sakın O’na bir şey olursa eve dönmeyin” dedi. Dönmeden emanete sahip çıkamayacaklarını anlayınca... Vazgeçtiler eve dönmekten. Evlerinden çıkamayanlar neyin emanetçisi acaba? Bilecik İstasyonunda yaşlı ana,oğlunu cepheye uğurlarken ona; “Oğlum babanı Dİmetoka’da, dayını Şibka’da, ağabeylerini Çanakkale’de kaybettim, Sen benim son yongamsın, sen de dönmezsen ben Allah’a emanet!” diyordu. Ve ilâve ediyordu “Git, sen de git! Minareler ezansız, camiler Kur’ân’sız kalacaksa, sen de git.” Ezan, Kur’ân ,Vatan kime emanet? Galiçya’da , Şibka’da, Dimetoka’da kalanların evlatları kime emanet? “Ben sağ dönseydim uğrunda öldüğüm Kur’ânı, Canımdan çok sevdiğim, İslâm’ı yavruma öğretirdim” diyen Ve fakat şimdi mabet yüzü görmeyen bu şehit evlatları kime emanet?.. Cafer-i Tayyar şehit olmuştu, Hak Nebi geldi, yetimlerinin başını okşadı ve ağladı. Baş okşayan kim? Gözyaşı kime emanet? Cephede kanlar içinde son anlarını yaşarken, vücudundan kanlı kurşunu çıkarıp; “Arkadaşım Memiş, şunu al oğluma emanet et. Ben yaşadığım müddetçe vazifemi yaptım, inandığım mukaddesler uğruna can veriyorum. Senden de bunun hakkını vermeni istiyorum dediğimi ilet.” Mukaddes kurşun kime emanet! Sütçü İmamım! İki bacımızın yaşmağını aldılar diye Maraş’ı kana buladın. Senin şuurun kime, yaşmak kime emanet? Şair Hz. Amine’ye, “Ey Ebva’da yatan ölü, Bahçende açtı dünyanın en güzel Gül’ü,” Derken bahçe kime, Gül kime emanet? Bilâller, dem tutan bülbüller nerede? Arkadaş! Gül de,bülbül de, bağ da, bahçıvan da, Bıçak altındaki İsmailler, ateş içindeki İbrahimler, kuyudaki Yusuflar, Şu gerideki isimsiz kümbet, şu ilerideki ıssız mabet, Unutma hepsi sana emanet!!! Cemil CÜNEYD |
Ya Rab! Seni bilmek ne büyük kerem! Seni bilmeyenler neyi bilir? Senin kadr ü kıymetini bilmeyenler neyin kadr ü kıymetini bilir? Seni bilmeyenler kendini nasıl bilir? Kendini bilmeyenin kendini kaybetmekten başka yolu yoktur. Kendini kaybeden neyi bulur? Diyelim ki buldu, bulduğu kimin olur? Kendinin olmaz, çünkü "kendi" yok artık, kendi kayıp. Kendini kaybedenin kazandığı hiçbir şey olamaz. Kazanmaktan söz etmek için önce bir "kazananın" olması şart. Seni bilmeyen haddini bilmez. Haddini bilmeyen Allah karşısındaki yetersizliğini, küçüklüğünü, acziyetini bilmez. Sadece haddini değil, kıymetini de bilmez. Eşya karşısındaki kıymetini, dünya karşısındaki değerini,makam,mal,servet karşısındaki şerefini bilir. Ya Rab! Seni anlamak ne büyük saadet! Seni anlamak hayatın anlam ve amacını anlamaktır. Seni anlamak ölümün hayatın öbür yüzü olduğunu anlamaktır. Seni anlamak cennet ve cehennemin "ilahi adaletin" tecellisi olduğunu anlamaktır. Seni anlamak, var oluşun Rahmetin eseri olduğunu anlamaktır. Seni anlamak, kulluğun en büyük şeref ve itibar olduğunu anlamaktır. Seni anlayanın tek iftiharı vardır: Sana kul olmak. Seni anlayanın tek izzet kaynağı vardır: Senin kendisine Rab olman. Seni anlayanın bitmez tükenmez bir imkânı vardır: İman... Seni anlayanın nükleer bir güç merkezi vardır: Kalp... Seni anlayanın bitimsiz bir serveti vardır: Kanaat... |
ADEMİN KALBİ HASTA ÂDEMİN KALBİ HASTA Âdemin kalbi hasta şifası Kur'an dadır. Âdemin gönlü darda ferahı Kur'an dadır. Âdem ölmek istemez çaresi Kur'an dadır. Âdem yalnız edemez vekili Kur'an dadır. Âdem ilimi sever, ilimi Kur'an dadır Âdem övülmek ister değeri Kur'an dadır. Âdem bir defa doğar, Kuran’a göre ölür Bu iki hal arası neleri yaşar, görür. Âdem neslini sorar, nesili Kur 'an dadır Âdem Yaradan arar, asılı Kur'an dadır. Âdem günlük işlerle geçinmenin derdinde Ebedi saadeti yitirme gayretinde. Âdem hiç, hiç unutma, sınav yeri burası Bu dünyadan gider âdem gelince sırası. Âdemin tek ümidi şefatı Muhammedin Orhan sende kendine bunu gaye edin. ORHAN AFACAN |
Bilmeyenler bilsin ki Bilmeyenler bilsin ki aşk bir güneşe benzer Aşkı olmayan gönül sanki taşa benzer Taş gönülden ne biter dilinde ağı tüter Çok yumuşak söylese sözü savaşa benzer Aşk dolu gönül yanar yumuşar muma döner Kararır taş gönüller sarp katı kışa benzer *** Senin aşkının oku, demirden taştan geçer Aşkına düşen kişi can ile baştan geçer Gece gündüz eder zâr, aşkın ile olur yâr Endişesi sen olan yemekten aştan geçer Aşkına düşenlerin yanar durur yüreği Sana veren kendini lüzumsuz işten geçer Başında aklı olan ücretle amel etmez Her güzele kapılmaz, göz ile kaştan geçer Gerçek âşık olasın, can vermeye ivesin Dostla pazarlık eden nice bin baştan geçer Yunus’un gönül evi doludur Hak sevgisi Tercih eden sohbeti dosttan tanıştan geçer |
yardım lütfenn Alıntı:
|
EY RaSuL Cehalet ağından kurtuldu alem, Huzurun yoluna vardık Ey Resul! ... On altı asırdır senin aşkınla, Gönül yarasını sardık Ey Resul! ... Sen gittin gideli ağlar kainat, Aşkınla zikretmek ne güzel sanat, Şefaatin için şeytana inat, Günah direğini kırdık Ey Resul! ... Kalp ile inandık, dil tasdik etti, Sevdan gönülleri yaktı mest etti, Sensizlik güllerin canına yetti, Bülbüle hasreti sorduk Ey Resul! ... Ömer’i yolundan aşkın çevirdi, * Ferhat aşkın ile dağlar devirdi, Senin için kulların hepsi de birdi, Gelip huzurunda durduk Ey Resul! ... Cananlar cananı sensin Muhammet! Aşkınla yanıp ta tutuştu Ümmet! Senden şefaat, Mevla’dan rahmet Duayla niyazla umduk Ey Resul! ... Sevdazan yüreğim sevdanla coşar, Bu büyük aşk ile dağları aşar, Hakka boyun büker, huzura koşar Senle yaraları sardık Ey Resul! ... Gelip huzurunda durduk Ey Resul! ... Mustafa Çelebi ÇETİNKAYA |
kör kuyular Kör kuyulara mı atılsak Yusuf gibi, çarmıhlara mı gerilsek İsa gibi, Denizler mi yarsak Musa gibi, Hakka giden yolda biz ne yapsak Tekbirlerle yaşasak MÜcahit gibi, Beş vakit eksik etmesek hafızlar gibi, Zekâtlar versek Karun gibi, YÜz mÜ sÜrsek Kabe'ye hacılar gibi Ateşlere mi atılsak İbrahim gibi, Balıklarla mı Konuşsak Yunus gibi, Ezanlar mı okusak Bilal gibi, Hakka giden yolda biz ne yapsak Mor sÜmbÜllÜ bağlardan gÜller mi dersek, Köz olan ateşlere alev mi olsak, Bilmem ki senin için neler yapsak, Başına papatyalardan taç mı yapsak |
Yandım Gül Oldum.. Ben kalbimi dünyanın dert duvarları arasında ezdirdim Çok özledim sonsuz genişliğini secdelerin Ben ruhumu zehir parmaklıklar ardında tutuklu bıraktım Öyle çok susadım ki ilk tekbirin;dudağımdan içtiğim serinliğe Ben bencilliğin dehlizlerinde ümitsizce dolandım…dolandım…dolandım… Öyle çok hasretim ki bir rüku’nun kavsinde Belimi kıran ayrılıkları göğe savurmaya Ben ellerine cilvelik kelepçeleri vurulmuş bir zavallıyım Çok isterdim bir kıyamın kıyametinde İçimdeki bütün kuşları dağlara uçurmayı Ayaklarımı dar zamanların prangalarına kaptırdım ben Öyle hasretim ki yalnız ve yalnız sana kul olmayı Cümle dilenciliklerden kurtulmayı Öyle hasretim ki göğsümde sakladığım kanadı kırık serçeleri Rahmetinin yuvasına uçurmaya Öyle çok hasretim ki yalnız ve yalnız sana muhtaç olmaya İçimde saklı sancılı incileri rahmetinin kıyılarına savurmaya ahdettim Mülteci ellerimin ayazında ölmüş kelebekleri Kudsi levhanın dokunuşuna emanet etmeye geldim Ben gururun mahkumuyum… Ben gerçeğin kaçkınıyım… Ben günahın tutsağıyım… Ben isyan çöllerinin çorağına sürgün bir yetimim Sevindir beni,sevdir,sevindir,sev,sevdiğini bildir… Hüzünlerimi bir secdenin billur sularında erit ne olur Ne olur korkularımı rahmetinin kucağında teskin eyle Sen Ben sahte uzaklıkların sürgünüyüm… Ben içine kalbimi sığdıramadığım dar vakitlerin küskünüyüm… Öyle özledim ki seccademin alnımdan öpüşlerini…öyle özledim… İşte huzuruna geldim … Şöyle başımı sokacak bir umudum olsun istedim İstedim ki yüzünden menekşeler toplayacağım sonsuz ovalarım olsun İstedim ki koşup koşabildiğim kadar İçimde sakladığım bütün uçurtmaları rüzgarlara verebileyim Ben sonsuz derinlikte uykuların yitiğiyim Ben unutuş uçurumların dibinde unutulmuş bir cesedim Ben benlik ve bencillik yabancılıklarında Evine yol bulamayan bir yitirmişim Çok özledim En Sevgilinin en çok sevdiği yerde durmayı Öyle hasretim ki öyle muhtaçım ki En Sevgilinin en çok sevildiği halde olmaya Geldim…Huzuruna vardım…Geçtim kendimden…Kendime geçtim Deldim benlik dağını…Yolda kaldı ferhat…Şirinin ben oldum Yandı her yanım…İbrahimin oldum…Gül oldum… Çöle verdim leylayı;aklı mecnuna sattım Mecnun oldum yakınlığına geldim Tüm uzaklıkları uzaklara savurdum keremini gördüm Vazgeçtim aslıdan,gölgeden çıktım,aslına geldim…vaslına geldim… Yandım KUL oldum…Yandım KÜL oldum…Yandım GÜL oldum… Durdum namaza; Miracına geldim, niyazına durdum Nazla beni ne olur… En Sevgilinin durduğu eşikte durdum Miracına geldim…Miracına geldim Nazarında tut ne olur Bakışınla sar beni, el üstünde tut, bırakma ellerimi…Bırakma… Senai Demirci |
| Saat: 03:28 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık