![]() |
Alemde Doğru Dost Yoktur Alemde doğru dost yoktur Dedikleri gerçek imiş Kulunu saklayan Hak'tır Dedikleri gerçek imiş Bulut asümana ağar Yerlere rahmetler yağar Gün doğmadan neler doğar Dedikleri gerçek imiş Eğer insan eğer melek Yalvarırım gerçek dilek Bivefadır çarh'ı felek Dedikleri gerçek imiş Kuloğlu der ömür geçer Kalmasın alemde naçar Dünya sana konan göçer Dedikleri gerçek imiş |
Aşkın İle Aşıklar Aşkın ile aşıklar Yansın ya Rasûlallah İçip aşkın şerabın Kansın ya Rasûlallah Şol seni seven kişi Verir yoluna başı İki cihan güneşi Sensin ya Rasûlallah Şol seni sevenlere Kıl şefaat onlara Mümin olan tenlere Cansın Ya Resulallah Aşık oldum dildare Bülbül oldum gülzare Seni sevmeyen nare Yansın Ya Resulallah Şol seni seven sübhan Oldu kamuya sultan Canım yoluna kurban Olsun Ya Resulallah Aşık Yunus'un canı İlm ü şefaat kânı Alemlerin sultanı Sensin ya Rasûlallah! |
Kutlu nebi Kainatın efendisisin, İnsanlığın şerefisin. Önder ve örnek sensin; Allah’ın habibisin. Adının anıldığı mekandan, Uzaklaştırmasın, Yaradan. Cehaletin ve zulmün, En yaygın olduğu zaman; "Oku" emriyle, elinde Kur’an; Alemlere rahmet geldin sen. Adının anıldığı mekandan, Uzaklaştırmasın, Yaradan. Seni hakkıyla övemem ben, Sana övgü yüce makamdan. Rabbim herkese nasip etsin. Gitmeyi senin izinden. Adının anıldığı mekandan, Uzaklaştırmasın, Yaradan. Göçeceğiz bir gün bu dünyadan; Hepimiz geçeceğiz, hesaptan. Senin şefaatın olmadan; Nasıl kurtuluruz azaptan. Adının anıldığı mekandan, Uzaklaştırmasın, Yaradan. |
Bir Na't-ı Vefa Alemlerin Efendisi'ne (S.A.V.) Ey gönül tesellisi, yankısı güle vuran Ey bin pare gönlümü ateşiyle kavuran Sığındım dergahına bir Bedir seherinde Erittim hicabımı leylin tenha yerinde Beyza bir nur saçardın gökkubbenin yüzüne Ben de düşmek isterim topraktaki izine Ey yürekten fışkıran bahş-ı hayatın adı Ey biricik sermayem, Ey gönlümün muradı İdrakimdir peşinde gezip biçare düşen Senin ismindir her dem leblerimden süzülen Zümrüt kanatlarına ol sevdayı bindirdin Mübarek ellerinle güneşe taç giydirdin Ey elest-ü bezminde kapıldığım rüzigar Ey yürek iklimimde güller kokan gülizar Sana geldim tut elimden, Ey güllerin şebnemi Nur ellerin koy gönlüme soğut ateş sinemi Serinliğinle yanıp ateşinle susamak Tek muradımdır canım sevgine layık olmak. |
SELAM SANA Hakkı andım, Seni andım Aşk nârında piştim, yandım. Nur yüzünden aydınlandım, Şefaat ya Resulullah. Ey sultanım, gönül tâcım! Sevgin büyür, biter acım. Şefaatine muhtacım, Şefaat ya Resulullah. Cümle varlık hayran Sana Olsun canım kurban Sana Salat Sana, selâm Sana, Şefaat ya Resulullah. İki cihan serverisin Nebilerin nebisisin. Sen Allah’ın Habibisin, Şefaat ya Resulullah. |
Aşkın bağında açan güllere, bülbül olan, İslâmın hasret ile beklediği kahramân, Ma’şûkunun aşkından yanıp yanıp kül olan, Ağlasa yeri vardır, seni görmiyen zemân! İlmîle, irfanîle, sâhib olan (Sılâ)ya, İki temel bilgiyi, vasl eden bir araya, dalıp uçsuz bucaksız, o mu’azzam deryâya, Ve bu zikr deryâsından en büyük payı alan! Kimi sâhile gider ve bu bana yeter der; kimi uzakdan görür, mest olur, başı döner, kimi yalnız seyr eder, kimi bir katra içer; bir Sensin, bu deryâdan, içip içip de kanan! Kur’ândan, hadîslerden sonra, gelir eserin, rûhlara şifâ olan, o mubârek sözlerin, baş kumandanısın sen velîlerin, erlerin; ve (Müceddid-i elf-i sânî) adını alan! Bize seni duyuran, fıtraten dostun olan, ve cihânda bir tekdir, senin izinde kalan. (Seyyid Abdülhakîm) O, senin aşkınla yanan, hürmetine nasîb et, bize şefâ’atından! Eserinle cihânı, yeniden tenvîr eden, sihrli bir kuvvetle, bizi kendine çeken, ondördüncü yüzyılın, zulmetini gideren, (Arvâs)ın ışığıdır, gerisi hayâl yalan! Biz onun talebesi, o sizin tâlibiniz, muhakkak aks yapar; o nûrlu kalbleriniz, belli, birbirinize, âşıksınız ikiniz, ve size âşık olur (Mektûbât)ı anlıyan! Besmeleyle başlıyalım kitâba! Allah adı en iyi bir sığnakdır. Ni’metleri sığmaz, ölçü hisâba. Çok acıyan, afvı seven bir Rabdır! |
BİR AKSAM ÜSTÜ YÜREĞİN DARALIRSA; GÖZLERİNDEN TÖVBE`LER TAŞARSA; AVUÇLARIN DUALAR`LA DOLARSA; BİR BESMELE ÇEK GÖNÜL`DEN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİMNEFSİNLE ŞEYTANA CİHAD AÇARSAN; HER HAYIRLI İŞE KOŞARSAN; MUHAMMED AŞK`IYLA TUTUŞUP YANARSAN; BİR BESMELE ÇEK KALBTEN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM GENÇLİGİNİ BİTİRİP ÖMRÜNÜN SONUNA VARIRSAN; VE NEFES ALMAKTAN YORULURSAN; O KERİM ALLAH`IN HUZURUNA CIKARSAN BİR BESMELE ÇEK İLK SÖZ OLARAKTAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM KATRAN KARASI GECELER SENİ BOĞARSA; VÜCUDUNU SOĞUK TERLER BASARSA; İCİNDE ARD ARDA TOPLAR PATLARSA; BİR BESMELE ÇEK SESSİZCE BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM SIR VERECEK BİR DOST BULAMAZSAN; GÜNAHLARINDAN AYRILAMAZSAN; BOĞUK BOĞUK HEP AĞLARSAN; BİR BESMELE ÇEK YÜREKTEN BİSMİLLAHİRRAGÖNÜL DOST`LARINI BİRGÜN BULURSAN; O YÜCE İLAHİYATA KAVUŞURSAN; ŞÜKR DUA`LARINI HEP OKURSAN; BİR BESMELE ÇEK UNUTMADAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM HUZURU NEŞEYİ İSLAMDA BULURSAN; BAŞLADIGIN HER İŞTE ONU ANARSAN; KALBİNİ TÜM İNSANLARA AÇARSAN; BİR BESMELE ÇEK HER SEFERİNDE BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM |
O GECE SENDİN GELEN Arşın kubbelerine adı nurla yazılan İsmi semada Ahmed yerde Muhammed olan Yedi katlı göklerde hak cemalini bulan Evvel ahir yolcusu ya Hz.Muhammed Sağnak nur yagmurları inerken yedi kattan O gece sendin gelen ezel kadar uzaktan Melekler her zerreye müjde verirken Hakk'tan O gece sendin gelen ya Hz.Muhammed Güneşler o gecenin Nur'una secd ederken Yıldızlar meşk içinde kainat vecd ederken Bütün Hamdü senalar yüce Rabb'e giderken O gece sendin gelen ya Hz.Muhammed Ka'be'de şirk taşları Putlar yere dönerken Cehalet bayrakları birer birer inerken Bin yillik küfr ateşi ebediyyen sönerken O gece sendin gelen ya Hz.Muhammed O gece Save gölü mucizeyle kururken Kisra saraylarında sütünlar savrulurken Arz'dan Arş'a alemler rahmetini bulurken O gece sendin gelen ya Hz.Muhammed Sen ki dogum kundağı ak bulutla örülen Doğar doğmaz ALLAH'a secde emri verilen Anlında alemlere rahmet tacı görülen Kainat efendisi ya Hz.Muhammed Sen ki güzel huyların ahlakın meş'alesi Sabır doruklarında Beşer'in en yücesi Senin cennet mekanın fakirlerin hanesi Gönüller hazinesi ya Hz.Muhammed Sana şahit sonsuzlar ezelden beri her an Sana şahit ayetler her zerre ve her mekan Senden uzak kalmaya nasil dayanır ki can Sen her canda canansın ya Hz.Muhammed MIrac gecesi bir bir açılıyorken gökler Seni selamlıyorken her katta peygamberler Öyle bir an geldi ki durdu bütün melekler Hakk'a yanlız yürüdün ya Hz.Muhammed Gönül gözü görmeyen can gözünü neylesin Dünyada dönmeyen dil mahşerde ne söylesin Mevla bütün beşeri ümmetinden eylesin Sancağının altında ya Hz.Muhammed Hakk ile kul vuslatı o ilahi düğünde Hiç kimseden kimseye fayda olmayan günde Hasatları has tartan o terazi önünde Noksanlarım bağışlat ya Hz.Muhammed Biliriz ki hükmü yok bu dünya ni'metinin Gönüldür sermayesi ahiret servetinin Sana salat ve selam gönderen ümmetinin Cennetler şahidi ol ya Hz.Muhammed |
GÜL SULTANIM Gül kokusunu sizden mi almış bilmem Bir ateş attınız içime sönmez yanar her dem Bükülür boynum, bir gariplik çöker Doyulmaz güzelliğinize hasret kaldı bu gözler! Efendim benim güzel efendim Sultanım benim gül sultanım Dilenciyim, kapınıza geldim dayandım İşte bu zalim nefsim işte bunlar günahlarım Size uzattım ellerimi şahidim olun Biz gözyaşı dökemedik, tövbemiz için siz dökün; Efendim benim güzel efendim Sultanım benim gül sultanım Altın bir nesilden geldiniz Hoş geldiniz sefa geldiniz bizlere şeref verdiniz Rabbimizin şahidi, peygamberimizin varisi Gönüllerimizin şifası, aşka susamışların deryası Efendim benim güzel efendim Sultanım benim gül sultanım Dünya’dan eser bulunmaz kalbinizde Misk kokuları eksik olmaz elbisenizde Güzellik sizinle güzelliğini bulur Yürüyünce toprak sizi kıskanır olur Efendim benim güzel efendim Sultanım benim gül sultanım Gelenler kozaydı, kelebek oldu, sonsuza uçtu Bu garip hasretinizle yandı kül oldu Bu tendeki can, can evinden çıkıp size gelmek ister Son nefesinde sizden himmetinizi bekler Efendim benim güzel efendim Sultanım benim gül sultanım . |
Geliyorum Sana Ey Klavuz Bu ıssız yollarda Adım adım dolaşmışım Bir ışık misali gibi Hayalinle yanmışım Gözlerim sana yaşlı Dilim zikrinle uğraşlı yüreğim senin için atışlı seni bulduğumum gün gibi tüm hücrelerim sana yakarışlı. ... Yollar benim için mekan Dağlar benim için yorgan Geliyorum sana ey klavuz Merhametini esirgeme Benim gibi günahkar kuldan. |
Uploading.com - The best file hosting service! - 22.wmv - (free bas--->verilen şifreyi kutucuğa gir--> start download saniye geri saydıktan sonra indir) Uploading.com - The best file hosting service! - 22.wmv - (alıntı) |
Hocam Kapattın gözünü açtın ağzını Dediğini kendin duydun mu hocam Dehşetle dinledim bütün va’zını Bu dediklerine uydun mu hocam? Kürsüde oturdun, kasılıp durdun Nefsine zulmetmiş birini gördün Bütün suçlarını yüzüne vurdun Taşı gediğine koydun mu hocam? Zavallı gafletten asi kul oldu İş sana kalmışsa yandı kül oldu Gösterdiğin hedef çıkmaz yol oldu Milleti imandan soydun mu hocam? Halimiz çok bozuk feci söyledin Kolayı terkettin, güç’ü söyledin Ateşle korkuttun, acı söyledin Kendini kurtulmuş saydın mı hocam? Bir çoğu pişmandır akıyor yaşı. Diyorsun çoğunun haramdır aşı Sallayarak beşi aldın maaşı Söyle helalinden doydun mu hocam? Uyarmak değil mi senin vazifen? Parayla ölüye biçersin kefen Her yaptığın işte vardır tarifen Bedava bir nikah kıydın mı hocam? Mikdat der geniştir Hakkın rahmeti Affeder herkesi var merhameti Bu yolda ettin mi, cahtı zahmeti Bu dini hakkıyla yaydın mı hocam? |
Sevgili Peygamberim Sevgin ile seni andım, Sevdim seni Peygamberim. Seni andım, aydınlandım, Sevdim seni Peygamberim. Çağırarak kutlu ize, Önder örnek oldun bize, Sevgileri dize dize, Sevdim seni Peygamberim. Yüreğimde kutlu sözün, Nurlar saçar o gül yüzün, Geceleyin ve gündüzün, Sevdim seni Peygamberim. O anlattı İslâm nedir, İlim, ahlâk, insan nedir, Adın her an dilimdedir, Sevdim seni Peygamberim. Son peygamber, kutlu insan, Dost ve düşman ona hayran, Odur derde ilaç, derman, Sevdim seni Peygamberim. Rıfkı Kaymaz |
http://img390.imageshack.us/img390/2986/wwwantolojicom4085618630bo.jpg Haritanın, en beyaz noktasına, kan, düştü Kırıldı, kırıldı adaletin kılıcı; kalkan, düştü, Mahkumlar yargılıyor; hakimler, mahkum şimdi, hakların temeline sanki bir volkan, bir volkan, düştü, Firakınla, kavrulur çölde, kum, taneleri Ahuların içinde sevdan, akkor gibidir, Erdemin, bereketin, doldurur haneleri Sensiz hayat toprağın, toprağın sırtında ur gibidir Şemsiyesi altında, yürürsün bulutların, Sensiz, yükü zehirdir, en, güzel, imbatların, Devlerin, esrarını, aynalara sorsaydım, çözülürdü, zihnimde buzlanmış düşünceler, Okşadığın, bir parça kumaş, bir parça kumaş da ben, ben olsaydım… Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından Madeni arzuların ardında seyre daldım Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini Senin için görülen bir düş de, bir düş de ben, ben olsaydım, Şehirler, kabus dolu; köylere duman düştü Tersine döndü her şey sanki; sanki asuman düştü Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali Hazindir ki, dertleri aşmaya umman, umman düştü, Ayrılığın, bağrımda büyüyen, bir yaradır Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur Sensiz, doğrular eğri, beyaz bile karadır, Sesini duymayanlar, girdabında boğulur Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin, Şaşkınlığa açılır, açılır gözleri, açılır görmeyenin, Saatlerin ardında, hep, kendimi aradım Bir, melal zincirine, takıldı, parmaklarım Yeryüzünde, seni bir görmüş, bir görmüş de ben, ben olsaydım.. Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin Mekanın fırçasında solmayan resim senin Yağmur, bir gün elimi ellerinde bulsaydım Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme Senin visalinle bir gülmüş, bir gülmüş de ben, ben olsaydım, Tavanı çöktü aşkın; duvarlar, üryan düştü Toplumun gündemine, koyu bir isyan düştü İniltiler geliyor doğudan ve batıdan Sensizlikten bozulan dengeye, dengeye ziyan düştü, Islaklığı, sanadır, ahımın, efganımın İçimde, hicranınla, tutuşuyor nağmeler, Sendendir, sendendir eskimeyen cevheri efkarımın, Nazarın, ok misali, karanlıkları deler, Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin renkleri birbirinden ayıran mihenk, mihenk, senin, Bir, hüzün ülkesine, gömülüp kaldı adım, Kapanıyor, kapanıyor yüzüme aralanan kapılar, Sana hicret eden bir Kureyş, bir Kureyş de ben, ben, olsaydım, Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü Nefesinle yeniden çizilecek desenler Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler Anneler çocuklara hep seni içirecek Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş, bir dirhem gümüş de ben, ben olsaydım, Kardeşler arasına, heyhat, su-i zan düştü Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın, İnsanlık bahçemize sensizlikte hazan, hazan düştü, Yağmur, Yağmur seni bekleyen bir taş da ben, ben olsaydım Çölde, seni özleyen, bir kuş da, ben, olsaydım Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım, Sana, sana sırılsıklam bir bakış da, ben, olsaydım Uğrunda, koparılan bir baş da ben olsaydım Bahira'dan süzülen, süzülen bir yaş da, ben olsaydım Okşadığın bir parça kumaş da, ben olsaydım Senin için görülen bir düş de, ben olsaydım, Yeryüzünde, seni bir görmüş de ben olsaydım Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım, Sana hicret eden bir Kureyş de, ben, ben olsaydım, Damar damar, damar damar seninle, hep seninle, dolsaydım Batılı yıkmak için, kuşandığın kılıcın kabzasında, bir dirhem gümüş, bir, dirhem gümüş de ben, ben olsaydım, ben olsaydım … |
TEFEKKÜR Alem içinde Adem, Adem içinde Alem, Ne mükemmel bir nizam, Anlayabilse Adem !.. ** Tavuk mu yumurtadan,yumurta mı tavuktan?, Çekirdek mi ağaçtan,ağaç mı çekirdekten?, Nasıl yarar toprağı yumuşacık başaklar, Bunca canlı mahlukat nasıl çıkar topraktan? ** Bakıyorsun bir tohum ,koca ağaç oluyor, Yemyeşil yaprakları kalbe huzur veriyor, Çamur yiyor,sana meyve veriyor, Ağzına layık , gel,kopar da ye diyor ** Elma,armut,şeftali, nar, Daha sayamadığım yüzlercesi ,binlercesi var.. Birbirinden lezzetli,sanki şeker ,bal, Bunları bize,o ağaç mı veriyor ? ** Maddenin en küçük parçası Atom, Güneş sistemine bak ,aynı ona benziyor, Ortada bir çekirdek,etrafında pervaneler… Acep bize ne anlatmak istiyor ?.. ** Minicik mikrop mu güçlü, yoksa sen mi güçlüsün ?, koskoca insanı nasıl yere seriyor?, ** Beden mi Ruh’a,yar, Ruh’mu bedene dar?, Yoksa tüm kainatı bir ,yaratan,yöneten mi var? Aklım beynime sığmaz,sorular..,ah sorular... |
Adım adım o zirveye gidersin.. Bir de o zirveden, düşmesi vardır Nefes, nefes son durağa gelirsin Bir de o durakta, inmesi vardır. Burası son durak denildiğinde Geriye dönüp de, bakması vardır.. Ana karnında yolculuk başlıyor Dokuz ay, on günde neler oluyor Rabbi'ne dönünce hesabı vardır Çocuktu, okuldu, gençlikti derken El bebek, gül bebek yıllar geçerken Ömrunce yazılan, defteri vardır.. Alnını secdeye koydun, koymadın Verilen ömrünü nasıl harcadın Rabbi'ni, nebini bildin, bilmedin Hayat sınavını verdin, vermedin Hakk'ın huzuruna ne yüzle geldin İnceden, inceye hesabı vardır.. Desem ki, yolculuğa hazır mısın? Hesaba çekilmeye razı mısın? Yoksa bu dünyada, kalıcı mısın? Elinde mi, hesaba çekilmemek ? Sorguya, suale var mı direnmek? Bu yolun sonunda, yanmak da vardır. |
UHUD Günlerden cuma... Uhut'a gelenler var. Medine yolu toz duman... Uhut'a gelenler var. Bir dağılsa da şu hava, Görsek Medine-i Münevvere'den Uhut'a gelenleri. Bir görsek Allah Rasulü'nü Ve eroğlu erleri... Bakın göründüler işte; Atının üzerinde evrenin efendisi! Cihanın gözbebeği! Uhut'un sevgilisi! Sağında ve solunda ashab-ı güzin Önündeyse iki üveyk yürüyor; Biri Sad bin Muaz, Diğeri Sad bin Übade. Allah'ım bu ne edep Atlarının bile başı yerde... Bakın şu iki gence! İkisi de onbeşinde... Şu kısa boylu olanı Rafi' bin Hadic! Parmaklarının ucuna basıyor ki Boyu uzun görünsün! İyi ok attığı söylenince İzin veriyor efendimiz. Diğer gençse Semüre bin Cündüp... Ağlayarak peygamberinin yanına gidiyor. Ya rasulallah! diyor, Rafi'ye izin verdiniz. Bana niye izin yok? Ben rafi'yi güreşte yeniyorum. Efendimiz tebessüm buyuruyorlar. Ve bu iki ana kuzusuna güreş tutturuyorlar. Semüre Rafi'yi yenince güreşte, Fahr-i kainat ona da izin veriyor. Günlerden cumartesi... Uhud'a gelenler var. İşte Ayneyn Tepesi-Okçular Tepesi- Başlarında Abdullah bin Cübeyr Sultanı dinliyorlar. Düşmanı yendiğimzi görsenizde Size haber vermedikçe, adam göndermedikçe Yerlerinizden ASLA ayrılmayın! Kuşların cesetlerimizi kapıştıklarını görseniz dahi Ben size adam göndermedikçe Yerlerinizden asla ayrılmayın! İki ordu da hazır... İki ordu da harp nizamında... Ve Uhud'un kalp atışları dışında yeryüzü nefes bile almıyor! Sessizliği bozan Kureyş'in Sancaktarı'dır. Söylediği her söz küfür kokulu... Benimle çarpışmaya er meydanına kim çıkar! Bu bir meydan okumadır. Cevapsa bir çift ayak sesi... Gözler Uhud toprağında yürüyen bu ayaklarda... Kime ait bu adımlar ki bastığı toprak 'ALLAH' diyor! Ve Esedullah namıyla Hz. Ali(R.A.) yürüyor. Birkaç saniye, bir tek hamle... ALLAH'ın(C.C.) Arslanı dimdik ayakta Kureyş'in sancağı ise yerde... Ardından bir başkası yükseltiyor sancağı Ama bilmiyor ki bu defa kim var Uhud meydanında Gökyüzünde yıldırımlar Yeryüzünde Hamza var. Asıl şimdi başladı Uhud'un türküsü. Tam üç katı düşmanla Peygamber(A.S.M) ordusu Göz göze ve diş dişe. Uhud'da yiğitler var. İşte: Ebu Lücane... Kılıcın üzerinde bir yazı Korkaklıkta ar İlerlemekte şeref var! İşte: Musab bin Umeyr... Zırhını giyinince Nasılda Peygamber'e(A.S.M.) benziyor. Ve döne döne savaşan Hz. Hamza... Ben Allah'ın(C.C.) Arslanı'yım diyor! Ebu Katade'ye bakın. Bakın bir ok fırlıyor müşrik yayından Bir havayı yara yara geliyor. Hedefte Rasulullah(A.S.M.) var. İşte: Ebu Katade... Okun Fahr-i Kainat'a(A.S.M) doğru gittiğini görünce ALLAH'ı(C.C.) andı önce Ve uzattı başını! Ok Katade'nin gözüne saplandı. Uhud'da yiğitler var... Şirk ordusunu bozguna uğratan... Ömer bin Hattab'a bakın Gözleri çakmak çakmak... Ama telaş var yüzünde Hz. Ömer'in(R.A.) Bu ne hal ey Ömer... Düşman hüsran yaşarken Zafer kaznılmışken Bu ne hal ey koca Ömer! Niçin okçular tepesine bakıyorsun? Neler oluyor orda? Niye iniyor okçular Ayneyn Tepesi'nden? Allah Rasulü(A.S.M) haber vermeden niye iniyorlar? Ey Abdullah bin Cübeyr! Durdursana okçuları! Durun, Allah(C.C.) aşkına durun! Arkanızdan düşman geliyor, inmeyin yerinizden. Sahabe sendeliyor inmeyin yerinizden. Kainat yalvarıyor inmeyin! Sultanlar Sultanı'nı(A.S.M) incitecekler, inmeyin! Peygamber(A.S.M) ordusu iki ateş arasında... Efendimizin(A.S.M) etrafında on beş sahabe... Bakın, mübarek elleri Rasulullah'ın(A.S.M.) Yüzüne kapanıyor! Kainatın affı için semaya kalkan eller Şimdi kan içinde! Yetiş Ey Ebu Ubeyde! Nur saçan yüz kan içinde! Zaman donuyor sanki, Ve dudaklarının arasından birşey düşüyor. Kıpkırmızı bir yakut gibi Peygamberin(A.S.M.) mübarek dişi! Uhud Dağı'nı bir titreme alıyor. Zaman donuyor sanki, Ve gökler yırtılıyor! Uhud Dağı'nı bir titreme alıyor! Kimse Uhud'a ilişmesin. Çünkü bir ses geliyor altı yerden! Muhammed'in(A.S.M.) dişi yere düşmesin! Ve Cibril-i Emin yaratıldığı günden beri, En hızlı inişiyle iniyor! Çünkü altı yönden bir ses geliyor! Yere düşmesin Muhammed'in(A.S.M.) dişi! Kara bulutlar çöktü Uhud'a! Bir ses ortalığı velveleye verdi: Muhammed(A.S.M.) öldürüldü! Muhammed(A.S.M.) öldürüldü! 'Eğer O(A.S.M.) öldürüldüyse ben niye yaşıyorum! ' Diyen Enes bin Nad atıdı küfrün alevleri arasına! Artık yaşlı gözler Sevgili'yi(A.S.M.) arıyor. Kab bin Malik Hz. sesi duyuldu: 'Rasuluh(A.S.M) yaşıyor, Allah(C.C.) 'ın Rasulü(A.S.M.) yaşıyor, Onu(A.S.M.) miğferinin arasından ışıl ışıl parlayan gözlerinden tanıdım. Habibullah(A.S.M.) yaşıyor. Onu(A.S.M.) şefkat dolu gözlerinden tanıdım.' Ashab-ı Güzin'in sevincine bir bakın! Uhud'un sevincine bir bakın! Hz.Hamza duydu ya bu yeter! Rasulullah(A.S.M.) yaşıyor ya bu yeter! Yine daldı Hamza Kureyş'in dalgalarına! Ama savaşırken bir ara sendeledi Hamza. Ve boşlukta bir mızrak belirdi. Ey Hamza! Uhud'u her anışımızda kaç mü'min girmek ister mızrakla senin arana? Kaç mü'min keşke ben öleydim, keşke mızrak benim sineme saplansaydı der? Ama Şehidlerin Seyyidi sensin! Şehidlerin Efendisi sensin! Uhud'da şehidler var... Şehidlerin Seyyidi Hamza var Uhud'da! Rasul-i Zişan'ın(A.S.M.) gözlerinden boşalan yaş, Hamza'yı yıkar gibiydi! Fahr-i Kainat(A.S.M.) hiç bu kadar elem duymamıştı! Hiç bu kadar üzülmemişti! Ve amcasına hiç böyle seslenmemişti: 'Ey Rasulullah'ın(A.S.M) amcası Hamza; Ey Allah(C.C.) 'ın ve Rasulü'nün(A.S.M) Arslanı Hamza; Ey hayırlar işleyen Hamza; Ey Rasulullah'a(A.S.M) koruyucu olan Hamza; Allah(C.C.) sana rahmet etsin! Eğer senden sonra yas tutmak gerekseydi; Sevinmeyi bırakıp sana yas tutardım! ' Ve bir ayet yankılanıyor Ahzab dağında: (Bismillahirrahmanirrahim-Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla!) 'Mü'minlerden öyle yiğitler vardır ki, Onlar Allah(C.C.) 'a verdikleri sözde sadakat gösterdiler. Onlardan bazıları şehid oluncaya kadar çarpışacağına dair yaptığı adağını yerine getirdi. Kimisi de şehid olmayı bekliyor. Onlar verdikleri sözü asla değiştirmediler.' |
Yâ Rab, canda buldum, bin bir adını; Duydum, damar damar zikrin tadını!.. Her nefes kızaran ömrün odunu; Bir gül ocağında, nâr eyledin Sen!.. Sevdâ kapısında söktün benimi; Süsledin, bu eşsiz gül desenimi!.. Aslı toprak olan hâkir tenimi; Nefhandan üfleyip, nûr eyledin Sen!.. Hakikat iksiri damladı dile; Gönül, makam makam girdi menzile!.. Her zerrem aşk dedi, düştü bu hâle; Sevdânın dilini, bir eyledin Sen!.. Kaynıyor içimde umut pınarı; Ben miyim, âlemin oluş esrârı?!.. Kalbimi sis gibi saran efkârı; Bu aşkın derdine, yâr eyledin Sen!.. Heyhât! Su misâli akıyor zaman. Sabır tezgâhında, işlenir bu can!.. Bilmem usûl bu mu, böyle mi erkân? Beni, bende bana, sır eyledin Sen!.. Yâ Rab, bu ne gamdır verdin Adem’e?.. Kerem et, hikmetin gelmez kaleme!.. Varlığın sığmazken cümle âleme; Bir kulun gönlünde, yer eyledin Sen!.. |
Güneş mi doğar; hayır bu Senin gelişindir gel Bu evreni evren, toprağı toprak kılmak Senin işindir gel Topraklar ve dudaklar çatladı nasıl ansınlar adını Rahmet kıl ey Sevgili bir damla su gönder gel Kavruldu çiçekler menekşe boynun büktü binlerce yıl Böylece Seni ve buyruğunu bekledi artık gel Taşlar taş olmaktan bıktı toprak toprak olmaktan Kurduğumuz bunca yapılar çöktü çökecek gör gel Güç ne etsin soluk ne etsin Senden gelirmiş hepsi Acı bu son soluktur bir bengisu ver gel Güneşi gönderme bize ey Sevgili Sen doğ Bizi ısıtamaz oldu artık başka güneşler gel Yetmez mi bekleyişler gül tomurcuklarının Ne bülbül ne gül kaldı gelmedi bahar gel Güller yine tomurcuktur, izin ver açsınlar Günlerce gül yüzün görmek için bekler gel Seni nasıl çağırsak, bize ses ver ey Biz bunca toplandık, bunca yürek Seni bekler gel... |
Ya Nebi! Şu halime bak! Nasıl ki bağrı yanar, gün kızınca sahranın Benim de ruhumu yaktıkça yaktı hicranın! Harim-i pakine can atmak istedim durdum Gerildi karşıma yıllarca ailem, yurdum "Tahammül et" dediler…Hangi bir zamana kadar? Ne bitmez olsa tahammül, onun da bir sonu var. Gözümde tüttü bu andıkça yandığım toprak Önümde durmadı artık, ne hanuman ne ocak Yıkıldı hepsi.. Ben aştım diyar-ı Sudan'ı Üç ay "Tihame!" deyip çiğnedim beyabanı Kemiklerim bile yanmıştı belki sahrada Yetişmeyeydin eğer, ya Muhammed, imdada Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin Akarsular gibi çağlardı her tarafta sesin İradem olduğu gündür senin iradene ram Bir an için bana yollarda durmak haram Bütün heyakili hilkatle hasbihal ettim Leyale derdimi döktüm, cibali söylettim Yanıp tutuşmadan aylarca yummadım gözümü Nucuma sor ki bu kirpikler uyku görmüş mü? Azabı hecrine katlandım elli üç senedir Sonunda alnıma çarpan bu zalim örtü nedir? Beş-altı sineyi hicran içinde inleterek Çıkan yüreklere hüsran mı, merhamet mi gerek? Demir nikaabını kaldır mezar-ı pakinden! Bu hasta ruhumu artık kayırma hakinden! Nedir o meşale? Nurun mu? Ya Resulallah! |
Sensin.. SENSİN her zaman yanımda olan,dar zamanlarımda yüreğimin yankılarini duyan... SENSİN karanlıklar ortasında dolunaylar gibi kalbime doğan.. SEN benden cansın,SEN hayatıma anlamsın.. geceleri buram -buram tüten hıçkırıklarımdan,bütün arayışlarımda,dalgalı bir denizin ortasında çırpınan ruhumda ,SENSİN gökkubbemin rengarenk gökkuşağı... özüm SENSİN,TEBESSÜM ETTİĞİMDE SEN BENİM GÜLÜMSEMENSİN.. SEN benim yüreğimsin,beni hakiki seven SENSİN.. ellerimin,gözlerimin,yüreğimin mimarı! her bir zerrenmin nakışlarında,sanatından bir emareyim.. gözlerime NURUNDAN ışıklar vermeseydin,şu kainat tablosunu göremeyecekti gözlerim. sevgiyi kalbime ilham etmeseydin,SENİ SEVMENİN güzelliğini,sonsuz acizliğimle bilemeyecekti yüreğim.. gözlerime ağlamak nimetini vermeseydin,gözyaşının kalbimle olan dostluğundan bi-haber kalacaktı gözlerim.. her gün güneş olup aydınlattın semaları,karanlıkta bırakmadın umutlarım.. EY CÖMERTLERİN EN CÖMERTİ! REZZAK İSMİNLE donattın afakımı,SETTAR İSMİNLE örttün ayıplarımı, TEVVAB İSMİNLE her defasında kabul ettin tevbelerimi... "YİNE GEL"!DEDİN..tekrar geldim ,SANA GELDİM ALLAH'IM! VEDÜD OLAN SENSİN SEVEN SENSİN,SENDEN başka kimim var ki,kapısına gideyim? aşkınla kuşat,aşkından mahrum kalmış naçar yüreğimi.. baharım SEN OL SEVGİLİ.!HAZANDA BIRAKMA,yapraklarım dökülüyor.. GÜLİSTANIM SEN OL EY SEVGİLİ! EY ELLERİMDEN TUTANIM.!SANA kavuşmak çıktığım bu sevdalı yolculukta sarp yokuşları çıkarma karşıma.. ey fukara yüreğimin RAHMETİ SONSUZ SEVGİLİSİ!beni SANA sürünerek değil,koşarak getir.. uzattım ellerimi,bırakma beni.toprağımda NURUN OL,CENNETİMDE GÜLÜM OL! ELİM SEN OL ALLAH'IM!KOLUM KANADIM,DİLİM DAMAĞIM,TEK GÜVENİM DAYANAĞIM,SAHİBİM SEN OL.. AYIM GÜNEŞİM,GÖZYAŞİM TEBESSÜMÜM,SEN OL.. GELDİM İŞTE KAPINA,AŞKININ FUKARASIYIM.. AŞKIM SEN OL ALLAH'M,AŞKIM SEN OL! |
BİZDEN SELAM GÖTÜRÜN Geçtiğiniz yollara Bizden selam götürün Hak-dost diyen dillere Bizden selam götürün Kutlu Hicaz çölüne Hakk'ın solmaz gülüne O Müminler seline Bizden selam götürün Girenler dostun bağına Düşmez küfrün ağma Mübarek nur dağına Bizden selam götürün Yağan Nur-i Hüdaya Merve ile Safa'ya Muhammed Mustafa'ya Bizden selam götürün Yalvarıp Rabbimize Dualar edin bize Muazzam Kabe'mize Bizden Selam götürün Her yönelen Allah'a Çıkar nurlu sabaha Al-i Rasülullah'a Bizden selam götürün Girersiniz ihrama El sürmeden harama Sahabe-i Kiram'a Bizden selam götürün Lebbeyk deyip boyuna Koşun zemzem suyuna Beni Haşim soyuna Bizden selam götürün Mekke ile Medine İki eşsiz hazine Cihanyar-ı güzine Bizden selam götürün Kavrulan açık başa Öpülen siyah taşa Gözlerden akan yaşa Bizden selam götürün Yetişir Cemal gayri Çok sözün yoktur hayrı Hüccaca ayrı ayrı Bizden selam götürün |
SABAH NAMAZINA UYAN Vakit seher.. Ufukta günün kizil cicegi açmak üzere. Vaktin rahmine sabahin nutfesi düstü az önce. Gecenin topraginda sakli isiktan tohumlar baslarini uzatiyor. Simdi hatirla ki, sen de bir zamanlar yoklugun karanliginda yitiktin. Unutulmusluk topragina gömülü bir tohumdun. Kimsenin adini bilmedigi, hatirini saymadigi bir yetimdin. Hatirla ki, unutulmusunun topraginda Rabbin seni unutmadi. Rabbin seni sahipsiz de brakmadi. Rabbin seni yokluk gecesinden varliginin ufkuna eristirdi. Taze bir bahar gibi gün yüzüne çikardi bedenini. Ete kemige bürüdü ruhunu. Gülden tebessümler giydirdi yüzüne. Simdi seher vakti. Göz kapaklarinin ardindan kaç. Gafletin gecesinden uyan. Aç gözlerini sehere. Aç kalbini Rabbine. Uyan. Uyan, Uyan ve an seni hiç unutmayan Rabbini. Günes ufukta yükselmeden, sen dualar ufkuna yüksel. Herkes unutsa bile seni unutmayan Rabbini herkesin O'nu unuttugu anda ananlardan ol. Haydi kalk! Kalk ve miracina eslik et En Sevgilinin[asm]. Simdi sabah! Simdi sabah namazi vakti.. |
Sana geliyorum Allah'ım Sana geliyorum Allah'ım Bütün günahlarımla. Masum bir çocuk gibi. Ne olur kabul et beni. Gözlerimde yaşlar seller gibi Günahlarım çok dağlar gibi. Yanında bana da yer var gibi. Koşarak sana geliyorum ya Rab'bi Yüreğimde bir büyük aşk. İlahı aşk diyorlar tanımına Başka aşklarda var ama Ben sana senin aşkınla geliyorum ya Rab'bi Affet bu kulunu hatası çok büyük. Günahlarım sırtımda kambur oldu,bir yük. Artık dayanacak gücüm kalmadı bitiyorum. Bütün varlığımla sana geliyorum ya Rab'bi Dünya bir sınav merkezi. Sen sınava tabi tutuyorsun herkesi. Bu cahil kulun elinde zayıflarla dolu karnesi. Düzelteceğemi söz vererek yanına geliyorum ya Rabb'i Ellerim göğe açık dualar ediyorum. Beni affedeceğini bilip sana sığınıyorum. Son nefesimi imanla veriyorum. Geliyorum Allah'ım Sana geliyorum.. Yüce Rabb’in Rahmeti Bir gece ki aleme Miraç yadigâr oldu, Yüce Rabb’in rahmeti insanlığa onurdu, Bu şerefe o kutsi Resul layık görüldü, Yüce Rabb’im rahmetin gönüllere ödüldür. Bir mucize ki gökler kapılarını açtı, Yol oldu Muhammed’e yıldızlar ışık saçtı, Gece an oldu Nebi bilinmez arşa çıktı, Yüce Rabb’im gücüyle rahmetleri ödüldür. Muamma bir yerlere Nebi misafir oldu, Miraç, ruh ve cesetle Nebi teşerrüf etti, Cennet, Cehennem nedir bizzat müşerref oldu, Yüce Rabb’in gerçeği Muhammed’e ödüldür. Gecenin bir anında Muhammed arşa çıktı, Kürsî, arş ve ruh arzı sırayla bir bir geçti, Açıldı tüm kapılar tarifsiz alem geçti, Yüce Rabb’in hikmeti Peygambere ödüldür. Nebi şaşkın ve mutlu o ne güzel onurdu, Mekansız ve zamansız tarifsiz sima gördü, Yücelerden yüceyi ulu Rabb’ini gördü, Yüce Rabb’in sevgisi Resûlullah’a ödüldür. Her kula nasip olmaz Rab ile sohbet etmek, O Nebiler Nebisi Resulü kutsi bilmek, O Nebinin şanından alemi mazur bilmek, Yüce Rabb’in onuru mahlukata ödüldür. Beş vakit namaz farzı miraç kabul edildi, Şirk koşmayan kullara Cennet ikram edildi, Meleklerle, Nebiler insanlığa gerçekti, Yüce Rabb’in birliği gönüllere ödüldür. Böyle bir gece görmek Cennet kapısı açmak, Günahlardan arınıp tertemiz vücut bulmak, Saf bir irade ile İrem bağına girmek, Yüce Rabb’in Cenneti has ruhlara ödüldür. |
MEDİNE'NİN GÜLÜ Andım yine Sen'i her şey yâdımdan silindi, Hayalin gönlümün tepelerinde gezindi; Bu bir serap olsa da hafakanlarım dindi.. Andım yine Sen'i her şey yâdımdan silindi. Keşke her an aşkınla oturup aşkınla kalksam, Ruhlar gibi yükselip de ufkunda dolaşsam; Bir yolunu bulup gönlünden içeri aksam.. Keşke her an aşkınla oturup aşkınla kalksam. Anladım vaslına ermek için artık çok geç, Hicranla yanan gönlüm durmadan inleyecek; İnleyip en taze hislerle hep bekleyecek.. Anladım vaslına ermek için artık çok geç... Kalbim bir güvercin kalbi gibi titrerken adından, Ne olur Sana ulaşmam için kanadından; Bana bir tüy ver pervaz edeyim hep ardından.. Kalbim bir güvercin kalbi gibi titrerken adından. Ey kupkuru çölleri cennete çeviren gül; Gel o bayıltan renklerinle gönlüme dökül! Vaktidir ağlayan gözlerimin içine gül!. Ey kupkuru çölleri cennete çeviren gül! Mecnûn gibi arkanda koşan kulun olayım, Bir kor saç içime ocaklar gibi yanayım; Sensiz geçen bu acı rüyadan uyanayım.. Mecnûn gibi arkanda koşan kulun olayım.. Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta, Ruhuma sisli-dumanlı bir kasvet yaymakta; Göster çehreni ki güneş gurûba kaymakta.. Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta... Son demde hiç olmazsa gurûbum tulû olsun, Gönlüm ufkunun en taze renkleriyle dolsun; Her yanda tamburlar çalınsın; neyler duyulsun.. Ne olur hiç olmazsa gurûbum tulû olsun..! |
|
CEHENNEM TASLARI ve GÜL KOKANLAR I. Mangalda kül birakmayanlar gördüm Mangallari kül doluydu. Ahiret hesabinda öfkeli duranlar gördüm Öfkeleri gül kokuyordu. Bay-kuslar gördüm haramli, asksiz Baska kuslar gördüm cennet kokuyordu. II. Insanlar gördüm, terazileri bozuk, Kasalari haksiz, Metreleri kirikti, kalpleri katran, Yüzleri ikiydi, Pek azinin iki yüzü de ayniydi Katran ucuz, geçilecek köprü çoktu. Yas kemale ermemisti daha Tevbeye çok zaman vardi. Allah zalimleri affeder miydi? III. Alkislayanlar ayni saftaydilar Rizk isiymis bu, mecburmuslar Hayat/memat meselesi ya da Teyemmüm temizleyememisti Gusulse sonraki zamandi. Kalpleri katrandi, adimlari korkak Mazlum çocuk gözyaslarini, zorla Yine paspascilar kirletiyordu. IV. Harç bozuktu, piyasa laik Halk kendine yontan keser Doksandokuzuncu te'vildi ders Ruhlar teraziye ayarli, terazi nefse Alinan nefes, verilene ters Kelle sayiyor kabzimal zaman zaman, Mezar sayan eskiler gibi Migdeler kiler, mürit iflah olmaz müsteri Velhasil toprak gördüm, beton kokan Az insan gördüm çogu kir tutuyordu Tutulan kiri, kirli bir el yapiyor, Insan bozuktu, yol sapiyordu. V. Pek az adam gördüm, inci mercandi Can içinde bin candi, insandi. "****** vaadlere" karsit, çabasi muhkem Hak anlar gördüm taze hilal gibi Yürekleri oruç/yüzleri iftar Günleri gül kokuyordu Dualari cennet. VI. Çok dost gördüm, ah keske pismani Gözleri yas tutmuyordu Tutmayan yüzleriydi aslinda Mezari götürü almislardi Zamansiz ölmüstü dostlari. Daha direneceklerdi, kar azdi. Fakülte kapilarini jandarma tutuyordu Sehirde polis vardi, jop, yagmur, gözalti Ne yapsin di/bir sürü isi yarim kalmisti. Hemen kitaplari karistirdi/tevil aradi/sevindi Çeliski yoktu/Ask hiç yoktu Asayis berkemal yüzleri yine ikiydi VII. Vahiy, tevil sirasini bekliyordu Cehennem; taslari ve insanlari Tevbe dünyalik bir isti. Izzet Saldamli |
BİR YOLCUYUZ BU GURBETTE Biz yolcuyuz yaratılıştan haşire doğru, Her insan mutlaka yÜrÜyecek bu yolu, Her anı insan oğlu için imtihanla dolu, Sabır ile şÜkretmek kazanmanın yolu. Acılar musibetler dikenleridir bu yolun, KÜçÜk gÜnahlarına kefareti olur kulun, Anlasa gafil insan hiç isyankar mı olur, O kapının eşiğinden hiç uzakta mı olur. Seni görememek asla hiç mÜmkÜn değil, Kör,sağır olsak da bu hiç mÜmkÜn değil, çiçeğe bakıp seni görmeyen insan değil, Soluk alıp da şÜkÜr etmeyen insan değil. Bu yolculuk insanı alır, iki sona götÜrÜr, Cennet veya cehenneme insanı götÜrÜr, Mevla cennete şeytan ise ateşe götÜrÜr, İnsanlık sırrına ereni,RabÂ’ bine götÜrÜr. |
Bir varmış bir yokmuş;çok eskilerde, hayatın büyülü olduğu bir zamanda yaşayan bir kum tanesi varmış. Dünyadaki en büyük çölde, milyarlarca kum tanesi arasında belki de en hayâlperestiymiş!!! O kadar hayâlciymiş ki, bir kurduğu hayâli bir daha kurmaz imiş. Çöl çok büyük olsa da yaşadığı çevre çok küçükmüş. Hep yeni şeyler yaşamak istiyormuş; fakat ne buna kuvveti yetiyormuş ne de içinde bulunduğu çevre izin veriyormuş. Kum arkadaşlarının sayısı, onu geçmezmiş. Bunlar hayatlarını neşe ve eğlence içinde geçirip yaşamın amacını hep biraz daha mutlu olabilmek zannederlermiş. Günlerden bir gün, onlar mutluluk hayâllerine devam ederken çölde bir rüzgâr esmiş. Ama ne rüzgâr!.. Eşi benzeri görülmemiş!.. Kum arkadaşlar, birbirlerine sarılmışlar, çok korkmuşlar ayrılacağız diye... Ağlamışlar yalvarmışlar Tanrılarına, “ne olur, bizi ayırma!” diye... Ne var ki, rüzgâr ayırmış onları , belki de bir daha bulamayacakları sekilde !.. Her biri tek başına kalmış koca sahrada... Başlarına gelecek en büyük belâ olarak düşünmüş her biri bu olayı!.. En çok üzülen de, bizim hayâlperest kum tanesi olmuş . Günlerce yememiş , içmemiş , gezmemiş , uyumamış. Sadece düşünmüş , düşünmüş , düşünmüş... “Acaba ne yapacağım bundan sonra?” diye sordukça açılmış,açıldıkça genişlemiş bilinci ve idrâki ... Yalnızlığını düşünmüş; milyarlarca kum tanesi içinde yalnızmış. Çölü düşünmüş ne kadar büyükmüş! Aklının alamayacağı kadar büyükmüş!.. Hiç konuşmak gelmiyormuş içinden ,düşündükçe şaşıyormuş o büyüklüğe!.. Kendisi ne kadar da küçükmüş!.. Düşünmüş , düşünmüş , düşünmüş...Hayretlere salmış kendini . Öyle bir hâle dalmış ki, kendi bile ne olduğunu anlamamış!.. Böylece, günler ayları, aylar yılları takip etmiş. Bir ara kendine gelmiş; ondan sonra yalnızlığın kadrini bilmiş. Karar vermiş “daha çok öğrenmeliyim” diye... Aramış bir bileni, günlerce aylarca yıllarca... Tek emeli bu olmuş . Sormuş bütün kumlara “nasıl öğrenirim ?”diye . Kumlardan biri, cevap vermiş; “aradığın, bu çölde bir kum tanesi; ama istediğin her şeyi verir sana .Bütün ilim onda; yalnız,çok araman lazım!” Bizim hayâlperest,aramaya başlamış.Günler ayları, aylar yılları kovalamış. Neredeyse, bütün çölü dolaşmış. Rüzgâr, onu bir oraya atmış, bir buraya... Neyse ,sonunda bulmuş aradığı bilge kumu, anlatmış ona tek isteğini. Bilge kum, “bekle” demiş;”ama beklerken hiç bir şey sorma”. Günler geçmiş aylar ,yıllar geçmiş, ne bir kelime konuşmuş ne de bir şey istemiş. Sadece susmuş, sustukça düşünmüş, düşündükçe açılmış; açıldıkça yayılmış. Sahrayı düşünmüş; kendine göre sonsuz olan sahranın dahi bir sonunun olduğunu... Sonra dönmüş, sormuş kendine: ‘Ben kimim ?’ diye ‘Nereden geldim, nereye gidiyorum?’ ‘Niçin geldim buraya bir kum tanesi olarak?’ Bu sorular, bilincini ve idrakini allak bullak etmiş. Yine de susmuş. Hâlini hisseden bilge kum, ‘Ne hissediyorsan o’sun sen!..’ demiş. Önce, kavrayamamış ne demek istediğini. Rüzgâr olduğunu hayâl etmiş. Çok hoşuna gitmiş; ama hayâlleri yine de sınırlıymış o şekilde bile çölün dışına çıkamamış. Anlamış biraz olsun, bilge kumu!.. Bir gece bilge kum gelmiş, bizimkinin yanına, “bak “demiş “yukarıya!” bakmış ,o güne kadar bakmadığı yukarıya, inanamamış, çöl büyük; ama ne önemi kaldı ki sonsuz gökyüzünün yanında !.. Ondan sonra, devam etmiş bilge kum; “Arama hiç boşuna dışarıda!.. Aradığın, kendinde...Özünde bulduğun da dışarıda... Her şey sende, özünde . Kâinât sende, özünde.!.. Bu bilge sözler, onu yine düşündürmüş. Öyle bir hâle dalmış ki, sırf o hâl olmuş. Ne kum kalmış gözünde , ne çöl ne de yıldızlar... Sadece kendi kalmış; bir başına, tek başına derken, bir an kendine gelmiş . Bakmış, bilge kuma... Yanında sanki bir hiçmiş!.. Anlayamamış O’nun bu hâlini. Bir şey de soramamış . Anlamış, yaşadığı hâlin bilge kuma göre, sonsuzda bir damla olduğunu. Yine beklemiş sabırla yıllarca!!! En sonunda söylemiş bilge kum ona : ‘Alemlerin aslı hayâldir, var olan hiçtir.Hiçin dahi varlığından bahsedilemez. Özün özü budur; yolun sonu yokluktur.’ Bunu duyan hayâlperest kumda ne hayâl kalmış kuracak, ne de düşünce... Hepsi yok olmuş hiçlik denizinde... Kendi de yok olmuş, varsaydığı varlığı da... HİC!!!!! |
ASLA UNUTMA Aklını kullan bir defada olsa Hatırlamak şuurun olsun Üç gÜnlÜk dÜnya da Kerimine dönen yÜzÜn hep gÜler yÜzlÜ olsun İşte yaşadın Aşkı da gördÜn Dostluklar gibi Unutuldun birer birer Keriminin kapısından başka Kimin kapısı var yalvarmak için Sende nankörlerden olma Asla unutma sultanını Adımların yorulsun onun hizmetindeyken Gözlerin bitsin onu okurken Dilinden dökÜlen sözler de her zaman Rahman ve Rahim olan Allah olsun. Dizlerin gecelerin elçileri olsun Kıl kılabildiğin kadar Yeter ki O secde Göz yaşlarınla ıslansın Kalbinde bir tek korku olsun O da Son anda İmanınla gidememek es-selam olan ALLAHA Kendini her zaman sıfır kabul etki İmanına olan iştahın açılsın Aşkı tat damarlarındaki kanda Kork Kork ki Alnın açık başın dik çıkasın evrenin sultanının karşına |
Beyazıt Meydanı`ndaki Ölühttp://www.istanbul.net.tr/images/design/kolon_y_kare.gifBir ölü yatıyor on dokuz yaşında bir delikanlı gündüzleri güneşte geceleri yıldızların altında İstanbul`da, Beyazıt Meydanı`nda. Bir ölü yatıyor ders kitabı bir elinde bir elinde başlamadan biten rüyası bin dokuz yüz altmış yılı Nisanında İstanbul`da, Beyazıt Meydanı`nda. Bir ölü yatıyor vurdular kurşun yarası kızıl karanfil gibi açmış alnında İstanbul`da, Beyazıt Meydanı`nda. Bir ölü yatacak toprağa şıp şıp damlayacak kanı silâhlı milletimin hürriyet türküleriyle gelip zaptedene kadar büyük meydanı. Nazım Hikmet |
Affeder misin? ALLAH'IM Yüklensem günahlarimi sirtima Tüm mahcubiyetimi alsam yanima Biraz da utanc duyarak kapina Gelsem affeder misin Allah´im ?.. Gözlerim dolu yaslarla Günahlarimin verdigi pismanlikla Ama beni affedecegin umuduyla Gelsem beni affeder misin Allah´im ?.. Verecegim hesabin korkusuyla Benden geriye kalmis günahlarin tortusuyla Ama Rabbim sana duydugum büyük askla Gelsem beni affeder misin Allah´im ?.. Hatalarimi bilsem de bas koydum yoluna Sen cok affedicisin bagislayicisin ama Benim de günahlarim cok fazla Böyle iken Gelsem kapina affeder misin Allah´im?.. Belki yüzüm yok gelmeye Ama baska yerim yok gitmeye Kalbimde ki sonsuz sevgimle Gelsem beni affeder misin Allah´im ?.. |
Sana geliyorum Allah'ım Sana geliyorum Allah'ım Bütün günahlarımla. Masum bir çocuk gibi. Ne olur kabul et beni. Gözlerimde yaşlar seller gibi Günahlarım çok dağlar gibi. Yanında bana da yer var gibi. Koşarak sana geliyorum ya Rab'bi Yüreğimde bir büyük aşk. İlahı aşk diyorlar tanımına Başka aşklarda var ama Ben sana senin aşkınla geliyorum ya Rab'bi Affet bu kulunu hatası çok büyük. Günahlarım sırtımda kambur oldu,bir yük. Artık dayanacak gücüm kalmadı bitiyorum. Bütün varlığımla sana geliyorum ya Rab'bi Dünya bir sınav merkezi. Sen sınava tabi tutuyorsun herkesi. Bu cahil kulun elinde zayıflarla dolu karnesi. Düzelteceğemi söz vererek yanına geliyorum ya Rabb'i Ellerim göğe açık dualar ediyorum. Beni affedeceğini bilip sana sığınıyorum. Son nefesimi imanla veriyorum. Geliyorum Allah'ım Sana geliyorum.. |
Senin hasretindir YA RASUL SENIN HASRETINDIR YAKIP KÜL EDEN Senin hasretindir YA RASULSENDEN COK UZAKTA BU BEDEN SENI GöRMEKTIR HAYALIM GöRÜYORSUN ELBET BENIM HALIM ILLAKI COK KUSURLARIM VAR SEN RAHMET EYLE EY GÜZEL =YAR= NAPAYIM BU DÜNYAYI SENSIZ DÜNYAM TUZSUS,SEKERSIZ COK SESSIZ öZLÜYORUM SENI,DINMEYEN öZLEM BU OLURUM INSALLAH SANA LAYIK (YA HU) SENI COK SEVIYORUM YA RASUL |
İmanın tohumu beş vakit namazdır İmanın tohumu beş vakit namazdır, müslümanım diyen, kılsa gerektir. Namazın lezzetini duyamayanlar, ruhunu tedavi, etse gerektir. Bilmek istersen kim, necat bulmayan, namaza hiç ehemmiyet vermeyen! Mizan terazide hayrın bulmayan, ezanı işitip, gelmeyenlerdir. |
Allah razi olsun güzel siirlerini bizlen paylastigin icin |
Sevdim Seni Sevdim seni hep canlara cânân diye sevdim, Bir ben değil, âlem sana kurbân diye sevdim. Ecrâm-u felek, levh-u kalem mest-i nigâhın, Dîddârına âşık Ulu Yezdân diye sevdim... Mahşerde nebîler bile senden meded ister, Gül yüzlü melekler sana hayrân diyesevdim... Aşkın ile buhurdan gibi tütmede bu kalbim, Sensiz bana Cennet bile hicrân diye sevdim... Tâ Arş'a çıkar her gece âşıkların âhı, Asilere lûtfun yüce fermân diye sevdim... Dağ kalbime bir lâhzacık ey nur-i dilâra, Sevdânı gönül derdine dermân diye sevdim. Bülbül de senin bağrı yanık âşık-ı zârın, Feryâd bütün âteş-i sûzân diye sevdim... Hûriler ezelden beri şeydâ-yi cemâlin, Yanmıştı sana "Yusuf-ı Ken'ân" diyesevdim... Evlâd'ü ıyalden geçerek Ravzâna geldim Evsafını medh etmede Kur'an diye sevdim. "Kıtmîr"inim ey şâh-ı Rüsûl kovma kapıdan, Alemlere rahmet dedi Rahmân diye sevdim.. Şeydâ kuluna eyle nazar merhametinle, Bir lâhza nazar en büyük ihsân diye sevdim... |
!!Kadir Mevlam!! Özenerek yaratmışsın evreni, Bir ustasın, marifetin var senin. Besmeleyle döndürürsün devranı, Akla sığmaz çok hikmetin var senin. Esirgeyip bağışlarsın kulunu, Gösterirsin sır çözmenin yolunu, Çamurdan yarattın insanoğlunu, Karar senin, zarar senin,kâr senin. Nebilere kendini göstermişsin, İman eden gönüllere girmişsin, Kullarına her meyveyi vermişsin, Kadir Mevlâm bol nimetin var senin. Vahiylerle müjdeler duyurmuşsun, Dört kitabın dördünde buyurmuşsun, Kıldan bile ince köprü kurmuşsun, Kevser senin, huri senin, kor senin. Efil efil estirirsin yelleri, Dikeninde açtırırsın gülleri, Rahmetinle ıslatırsın yerleri, Rüzgâr senin, yağmur senin, kar senin. Zeki Çalar der ki: Ezelden beri, Sana açık inananın elleri. Kadir Mevlâm, duy yakaran dilleri! Huzurunda hesap vermek zor senin. Zeki Çalar |
Kim istemezki Aşereyi mübeşşereden olmayı Cennetle müjdelenenden olmak için değil Sonun sonuncusuda olmak ne büyük nimet olurdu Seni görmek ne büyük devlet olurdu ey devletlim benim Seni görenleri görmek, görenleri görenleri görmek silsilenin en son halkası ben olsamda görenleri görmek sevenleri sevmek övenleri övmek daha ne servet isterimki bunlar cana nimet Sonunda burda olmasada bir umutta olsa varya seni orda görmek Havzının başında ümmetinin susuzluğunu giderip şefaat edeceklerini sancağının altında toplarken o ne güzel gölgedir o ne güzel serinliktir Sana yanmak kadar değilsede o ne alevdir şefaat gölgenin düşmediği mahşer meydanı Ya Resulallah şefaatına inanmıyanları nasıl ikna edebilsekte onlarda senin şefaatinin ne büyük nimet olduğunu anlayabilselerde şefaatini anlatabilmek için mücadele etseler Rabbimin ben gizli bir hazineydim bilinmek istedim demesindeki hazinenin en güzel mücefferlerinden birinin herhalde sana verdiği senin hatırına dostlarına verdiği şefaat mücefferi olsa gerek Çünki senin Cemalini görme nimetine bizler kulluğumuzla değil ancak senin rahmetinle ikramın olan Habibinin şefaatında uımuyoruz Hani fakiri sevindirmek için bineğini kaybettirip sonra buldururmuş ya Bizde nefsimizle baş başa bırakıp günah bataklarında bocalarken tövbe etmemizi nasip edip seyyiatımızı Hasenata çevirmiyormu Ne büyük hazinedir affımız için verdiği müsade ve tövbeye meyleden kalp Kalbimin yönünü kendine çeviren Allaha Şükrederim o ne güzel vekildir o ne güzel şefaatçıyı şefaatçıları bize vekil etmiştir neylerse güzel eyler sırrıyla Şefaat ne büyük rahmettir onunla dirlir ölü gönüller |
ÖLÜM GELİNCE Ey Azrail, gözlerim fersiz, sözlerim yersiz, Ecelim gelir gelmez, yakaladın habersiz? Keşke birkaç yıl önce, bir haber gönderseydin. Rüyalarıma falan bir kez giriverseydin. Mal mülk sevdası ile dünyadan kopamadım. Çok özür diliyorum, hazırlık yapamadım. Alamadım yanıma para pul, ne de bavul. Uyudum horul horul, ne zil duydum, ne davul. Yaşım yetmiş olsa da, kanım hep fıkır fıkır, Bu cümbüşlü âlemi, gönlüm nasıl bırakır? Derler de inanmazdım, yaş yetmişse iş bitmiş. Anlamadım bunca yıl nasıl da geçip gitmiş Lütfen birazcık bekle, sana yalvarıyorum. Eceli tehir için, bir çare arıyorum. Yıkıldı hep düşlerim, yarım kaldı işlerim. Altından olacaktı, şu protez dişlerim. Seneler sonra ancak, voleyi vurabildim. Hortumlar sayesinde, ayakta durabildim. Gayet ucuza sattım, şerefin kilosunu, Ancak böyle kazandım, şu uçak filosunu. Çocuklarımın hepsi, birer vampir yarasa Ölmemi bekliyorlar konmak için mirasa Arkamdan dökülecek, iki damla gözyaşı. Dikilecek belki de, yaldızlı mezar taşı. Katafalka koyarak cenazem kokutulur Kırkıncı günü diye mevlitler okutulur. Musikiyle karışık, bir ilahi aryası. Mevlit bitince başlar, dedikodu furyası. Düzenbaz kodamanlar, köşeleri döndüler Bir yoksuldan indiler, ötekine bindiler İrtica yobaz diye yaygara tutturdular Dine afyon diyerek, bizlere yutturdular Düzenin kuklaları ekranlara çıktılar İlâhiyat adına, dinimizi yıktılar. Âlim zalim karıştı, renkler hiç seçilmiyor, Her yer mezhepsiz dolu; zındıktan geçilmiyor. Bu cinnet kervanına, nice prof katıldı. Ne vicdanlar satıldı, din sokağa atıldı Dünyayı gezdim ama, daha hacca gitmedim Alnım secde görmedi, hiç ibadet etmedim Dinden habersiz nefsim, olmadı hiç terbiye Haram falan dinlemez; tutturur hep ver diye. Çok gafil yakalandım, hazırlığım hiç yoktu, Dini öcü bilirdim, camiye karnım toktu. Ecel gelip çatınca, katiyen beklemiyor. Vade dolunca artık, saniye eklemiyor. İşte bunlar boş geçen, bir ömrün hikayesi. İbret alanlar için, pişmanlığın son sesi. BİZ BÖYLE OLMAMALIYDIK.. Allah denince yaşarmalıydı gözlerimiz Resul ismini duyunca Kor düşmeliydi yüreğimize Biz böyle olmamalıydık Bizi görünce İslam hatırlanmalıydı Merhamet gelmeliydi taş kesilmiş kalplere Dinleyince vuslatımızı inanmayanlar gözleri dolmalıydı Biz böyle olmamalıydık Biz böyle olmamalıydık Nerde bir zulüm duysak Aslan kesilmeliydi ruhumuz Bir düşkün görseydi şu kör gözlerimiz Akrepler sokmamalıydı ceplerimizi Biz böyle olmamalıydık Ağzımızda doksan dokuz ismi olmalıydı Allah´ın Gıybetten başka bir işe Yaramayan dilimizde Resul´un sözleri olmalıydı Biz böyle olmamalıydık Radyolarda isyan türküleri değil Bizim sevdamızın türküleri çalmalıydı Televizyonlar mazlumu konuşmalıydı Mazlumu anlatmalıydı Ama biz böyle olmamalıydık Ecdadımızın kemikleri Sızlamamalıydı mezarlarında Hz. Hazma baktığında bize Gökler ağlamamalıydı Hz.Hüseyin´in damlamamalıydı Kanı Kerbela´da Biz böyle olmamalıydık Küçük Muhammed ölmemeliydi Babasının kucağında Filistinli kız utanmamalıydı bizden Ölüme açmamalıydı gözlerini Yeni doğan bebekler Biz böyle olmamalıydık Kafkas kartalları özgürce Uçmalıydı gökyüzünde Zehraların, Zeyneplerin, Bekirlerin, Muhammedlerin Gözleri umutla bakmalıydı yarınlara Biz böyle olmamalıydık Bu davayı böyle yalnız koymamalı Bu davayı böyle bırakmamalıydık BİZ BÖYLE OLMAMALIYDIK OLMAMALIYDIK!.. HÜMEYRA KADIOĞLU |
Sana geliyorum Allah'ım Bütün günahlarımla. Masum bir çocuk gibi. Ne olur kabul et beni. Gözlerimde yaşlar seller gibi Günahlarım çok dağlar gibi. Yanında bana da yer var gibi. Koşarak sana geliyorum ya Rab'bi Yüreğimde bir büyük aşk. İlahı aşk diyorlar tanımına Başka aşklarda var ama Ben sana senin aşkınla geliyorum ya Rab'bi Affet bu kulunu hatası çok büyük. Günahlarım sırtımda kambur oldu,bir yük. Artık dayanacak gücüm kalmadı bitiyorum. Bütün varlığımla sana geliyorum ya Rab'bi Dünya bir sınav merkezi. Sen sınava tabi tutuyorsun herkesi. Bu cahil kulun elinde zayıflarla dolu karnesi. Düzelteceğemi söz vererek yanına geliyorum ya Rabb'i Ellerim göğe açık dualar ediyorum. Beni affedeceğini bilip sana sığınıyorum. Son nefesimi imanla veriyorum. Geliyorum Allah'ım Sana geliyorum.. |
Bizden Selam Götürün Bizden Selam Götürün Yağan Nur-i Hüdaya Merve ile Safa’ya Muhammed Mustafa’ya Bizden selam götürün Yalvarıp Rabbimize Dualar edin bize Muazzam Kabe’mize Bizden Selam götürün Her yönelen Allah’a Çıkar nurlu sabaha Al-i Rasülullah’a Bizden selam götürün ***** Cürmüm İle Ey rahmeti bol padişah Cürmüm ile geldim sana Ben eyledim hadsiz günah Cürmüm ile geldim sana Rahman Allah Rahim Allah Tüm dertlere derman Allah Ben eyledim hadsiz günah Cürmüm ile geldim sana İsmin gani Gaffar iken Ayp örtücü Settar iken Kime gidem sen var iken Cürmüm ile geldim sana Senden uzak kaldım heman Ettim hata gizli ayan Vurma yüzüme el aman Cürmüm ile Geldim sana |
"Hani sözvermiştik alemi ervahta; Bela demiştik elestübirabbikum sualine Yaratıcı rızık verci ve yegane kanun koyucu olarak Allah'ı Önder olarakta Onun Resulünden başkasını tanımayacaktık! Hani sözvermiştik Erkamın evinde; Hangi şart ve ortamda olursa olsun İlayı kelimetullah misyonunu yürütücek, Musibetlerden yılmayacak,hiçbir tehditten korkmayacaktık Ve gerekirse ölümlerin en güzeline talip olucaktık! Hani sözvermiştik Akabe Tepesinde; Kendimizi ve ailemizi koruduğumuz gibi Kanımızla,canımızla ve malımızla Koruyacaktık Rasulullah'ı Hani sözvermiştik Akabe Tepesinde; Doğru olan herşeyde Rasule itaat edecek Rabbani davayı elden ele,gönülden gönüle Balçıkla sıvanmayan hakikat güneşini, Cihatsız ve şehadetsiz bırakarak lekelemeyecektik! Hani sözvermiştik Medinede; Hani sözvermiştik dünya kardeşliğinin Engüzel teşekkül etmeye başladığı Medinede; Kıyamete kadar tüm müslümanlar kardeştir Ve bizler ve bizler muhakkakki mü'minler kardeştir Fermanı ilahisine gönülden bağlanacaktık Vücudun azaları gibi birbirimizin derdiyle dertlenip Sevinçlerine ortak olucak Komşusu açken tok yatan bizden değildir düsturuna Evrensel komşuluk bildirisine Kardeşliğin en ateşiği olarak bakıcaktık! Hani sözvermiştik Rıdvanda; Başımızı tutamayan ellerimizi kökünden kurutucaktık Nemlenmemiş bir gözü, Yara almamış,çile çekmemiş bir bedeni Mevlaya sunmayacaktık Mücadelesiz ve vuslata özlemsiz geçen birgünü Yaşanmamış kabul edip Doğarken nişanlandığımız ölümle Cihat masasında,şehadet gömleğini giyerek Nikahlanacağımız günün hasretiyle yanıp tutuşacaktık! Hani sözvermiştik; Ayaklarımızı vura vura Mekkeye girdiğimizde Dinime,namusuma gözdiken zalimler tekrar işbaşına gelirse Mukaddes beldelere ebreheler tekrar saldırırsa Mevlamızın ebabil kuşları olmaya talip olacaktık! Hani sözvermiştik Rasulullaha; Cahiliyye adetlerini birdaha diriltmemek üzere kökünden kurutucaktık Miras bırakılan emanetlere sımsıkı sarılıcak Ahkamı-Kur'aniyi tüm dünyaya hakim kılacaktık! Ahde vefa gösteremedik Allah'ım; Zihinlerdeki hatırasını çoktaan silmiştik Şehadet mi?çok uzaktı bizden Tanımıyorduk onu Sözlüklerimizden bile çıkarmıştık Çile çekmeye yanaşmadık Öyle eğildik,öyle eğildik ki; Doğrulacak ne bir belimiz Kaldıracak ne bir başımız kaldı! Utanıyoruz Allah'ım; Nemlenmemiş bir gözle,yara almamış bir bedenle Huzuruna varmaya utanıyoruz! Ahde vefa gösteremedik Allah'ım; Bunu biliyoruz Ama şunuda biliyoruz ki; Rahmet deryanda ufacık bir damlayız Yüzümüz yerde ama ... Affet Allah'ım, Affet Allah'ım, Affet...." |
Bu ülkenin okullarında çok şey öğrendim... Eklembacaklıları bile! Solon'un kanunları için, kaç gecemi feda ettim... Ve kilolarca kitabın seneler süren hamallığı... Hesapta eğittiler bizi. Ama eğemediler. *** Yıllar geçti... Çok şeyin hesabını yaptım inceden inceye... Sinüsler, polinomlar hiç işime yaramadı. Ben birşeyler arıyordum. Gerçeği arıyordum. Gerçek O'ndan ibaretti. O'nu öğretmediler. *** Sonra... Bir aydınlık... Bindörtyüzküsur sene evvel. Buldum. Gerçek sevgilinin sevgilisi... Birden... Bir cesaret, bir cesaret... Dedim ki kendime; "O'nun çektiği sıkıntının bir zerresine katlansak, dünya dize gelir..." *** Ve sonra... Ya Allah, Bismillah... O'nun sevdasına tutunup çıktık meydana. Biz kaç asırdır hep galip başlamışız mücadeleye... Şuurumuzun hakim edasından korkmuşlar meğer... *** O'nu öğretmediler... İnsanların Efendisinden, bahsetmediler hiç, bu ülkenin okullarında... Ama öğrendim... Geçte olsa azda olsa öğrendim şimdi O'ndan tek şey istiyorum ''şefaat ya resulullah'' Ramazan güzeldir Ramazan güzeldir Dindar olmasan da güzeldir Ramazan. Iskalanmaması, tadına varılması gereken çok özel bir dönemdir. Ramazan; sıcak pide kuyruğundaki sabırsız bekleyiştir. Posta kutunda davulcuların fotoğraflı ilan savaşları; elinde tokmak, kapına dayanmış bıyıklıdır. Eski günlerdir; anneannendir, dedendir, oradan oraya koşturan aç annendir. Gün doğumuna yakın; uykulu gözlerle içtiğin çay, televizyondaki Türk filmi, radyodaki türküler ve oyun havalarıdır. Gün batımın yakın; mutfaktan gelen mis gibi kokular, tertemiz masanın üzerindeki zeytin tabağı, beklediğin ezandır. Alış veriş sonrası verilmiş imsakiye, abur cubura uzun aradır. Minarelerdeki renkli floresanlar, akşam sokakta atılan volta, ciğerin en derinine çekilmiş dumandır. Yetişilememiş bir iftar, uyanılamamış bir sahur, erken kopartılmış bir lokma ekmektir kimi zaman. Bir ortaklık duygusudur Ramazan. Yalnız, yapayalnız olmadığının duygusudur. Hep birlikteliktir. Acıya, sıkıntıya beraber katlanma, ödülünü de beraber paylaşmadır. Çevrende onca gönülle aç kalmış insan varken, “sizinleyim – ben de yemiyorum !” dur. Arkasından gelen bayram, öpülen eller, açılmış kollar, belki bir daha asla olamayacak sımsıkı kucaklaşmalardır. “İyi dilekler”dir Ramazan Yüzyıllardır süregelen bir paylaşma dönemini ıskalamayın. Dindar olmasan da, tek dua bilmesen de çok güzeldir Ramazan. Tadına varın... |
|
İstiğfar eyle Kötülükten kaç İstiğfar eyle Ellerini aç İstiğfar eyle De ki Allah bir, Nurlansın kabir Yıkılsın kibir İstiğfar eyle Allah’a dayan Nur ile boyan Ölmeden uyan istiğfar eyle Büyüktür Hâlık Gel huzura çık Kapısı açık, İstiğfar eyle Şehadet getir Hak yoluna gir Kalmasın hiç kir İstiğfar eyle Herkese kanma Vakit var sanma Ateşte yanma İstiğfar eyle Aman arkadaş Nefsinle savaş Akıt gözden yaş İstiğfar eyle Akla güvenme Malla övünme Sonra dövünme İstiğfar eyle Günahı gizle Eceli gözle İhlâslı sözle İstiğfar eyle Pişmanım derken Dua ederken Göçüp giderken İstiğfar eyle Boynunu hep bük Kibir ağır yük Ancak Rab büyük İstiğfar eyle Can sıkılınca Naçar kalınca Namaz kılınca İstiğfar eyle Kimseyi yerme Hor hakir görme Hiç mola verme İstiğfar eyle Çatma kaşını Eğdir başını Dök göz yaşını İstiğfar eyle Dua et inle Nasihat dinle Kalbden dilinle İstiğfar eyle İstersen felah Kalmasın günah Demeden eyvah İstiğfar eyle Deme vakit var Gel ol tevbekâr Ölme günahkâr İstiğfar eyle Gitme ağyâre Durma avâre Her derde çâre, İstiğfar eyle Batıllardan kaç Hakka kucak aç Giymek için taç İstiğfar eyle Gaflete dalma Beddua alma Saçını yolma İstiğfar eyle Deme bana ne Bulma bahâne Olur şahane İstiğfar eyle Söyleme hiç kem Halkı etme zem Herkese elzem, İstiğfar eyle Hiç gönül yıkma Kendini yakma Dilden bırakma, İstiğfar eyle Arayan bulur Murâdın alır Ne güzel olur İstiğfar eyle Tevbe zırhı tak Kalbin olur pak Her gün muhakkak İstiğfar eyle Haktan ayrılma Ucba kapılma Boşa yorulma İstiğfar eyle Bakıp görürken, Yolda yürürken Eve girerken İstiğfar eyle Câhile sorma Yanına varma Ele duyurma İstiğfar eyle İşte selamet Tevbe ganimet Ne büyük nimet İstiğfar eyle İstersen Cennet Ol Ehli sünnet Getirme cinnet İstiğfar eyle Etme suizan Düzelsin iman Her yerde her an İstiğfar eyle Batıla gitme Halkı incitme Hakkı reddetme İstiğfar eyle Söz dinle biraz Etme itiraz Ne güzel niyaz İstiğfar eyle Günahını bil İzlerini sil Kurumasın dil İstiğfar eyle Yol tutma ayrı Bırakma hayrı İnsaf et gayrı İstiğfar eyle Bir engel çıksa Sıkıntın çoksa Çaren de yoksa İstiğfar eyle Ne güzel zikir Olmazsın hakir Kalmazsın fakir İstiğfar eyle Fâsıkları geç Sâlihleri seç Ölürsün ergeç İstiğfar eyle Kimseyi üzme Günahta yüzme Abdestsiz gezme İstiğfar eyle Kimseye kızma Kuyusun kazma İşini bozma İstiğfar eyle Devadır derde Evde seferde Her an her yerde İstiğfar eyle Tasavvuf yolu Müjdeler dolu Gel Hakkın kulu İstiğfar eyle Kitap seçerken Ölçüp biçerken Konup göçerken İstiğfar eyle Hakikati duy Âlimlere uy Ne de güzel huy İstiğfar eyle Yüksekten uçma Tevbeden kaçma, Gelmesin saçma İstiğfar eyle Ağrın dinerken Çıkıp inerken Dilin dönerken İstiğfar eyle Şimşek çakarken Çile çekerken Sesin çıkarken İstiğfar eyle Henüz yaşarken İşe koşarken Sabrın taşarken İstiğfar eyle Haramı tatma Gafletle yatma Sakın unutma İstiğfar eyle Ezme de ezil Üzme de üzül Denmesin rezil İstiğfar eyle Bu dünya fâni, Ölenler hani? Bırakma mâni İstiğfar eyle Biter ömrümüz Gidelim dümdüz Gece ve gündüz İstiğfar eyle Malın mı kayıp? İşin mi ayıp? Nefse uymayıp İstiğfar eyle İman ile git Kesme hiç ümit Hak sözü işit İstiğfar eyle Henüz ölmeden Şeytan gülmeden Ecel gelmeden İstiğfar eyle ------------------------------------- (yunus emre) |
Ölüme Dua Suçum neydi, nasıl günah işledim, Bu dertleri reva gördün Allah’ım. Genç yaşımda hep ağlattın, inlettin, Al canımı niye verdin Allah’ım. Dünyan oldu sanki bana cehennem, Ne yapayım yaralandı şu sinem, Boyun büktüm kaderime bağ eğem, Sen uzattın yere serdin Allah’ım. Karanlık geceler bitmek bilmiyor, Şükrediyom sonu neden gelmiyor, Ölüm desen rızan yoksa olmuyor, Beni ateşinle sardın Allah’ım. Bir dindirsen içimdeki sızıyı, Unutturdun, ana, kardeş, bacıyı, Dermen dedim, sürdün, sürdün acıyı, Öldür artık, öldür, öldür Allah’ım. Tükeniş ve Dua Ömrümün yılları bitti bitecek, Zalimin çilesi durmak bilmiyor. Yaranamadım bir türlü O’ na, Ne yapsam ne etsem . Doymadı gözleri, Yüzü gülmüyor. Bir gün bile olsa huzur vermedi. Hep şikayet etti, Yüzü gülmedi. Ufkumu kararttı,zindan eyledi, Konuştukça azdı, Azdı,azdı,isyan eyledi. Güne başlatmadı bir gün huzurla, Hep mazeret.... Hep bahane... Bulamadım bir çare,bir çıkış yolu, Aklıma geldikçe bunaldım durdum. |
UZAT ELLERİNİ Senin kokun güldür nebi,senin sesin bülbül Cemalin nurludur ve senin sevgin sonsuz Hangi göz bakar ki sana olmadan meftun Sevginden viran olmuş yürekler düşmüş yorgun Sevgili bu gönüller sana sevdalı,sana vurgun Ümitler sende,yürekler sende,sevinçler sende Tütüyor duman duman hasretin yüreğimde Duasın hece hece,dökülen bu dudaklarda Bizler çok uzak düştük senin mübarek dudaklarına Özlemimiz bitsin,dinsin gözyaşlarımız diye,düştük yollara Uzat ellerini efendim,al bizleri de yanına Burcu burcu yaşlar akar özleminden gözlerim Şimdi seni anar seni söyler anlatır her sözlerim Senin şefaatine daima nail olmaktır dileğim Coşkun denizler gibi sevdalı bu bedenle sana bir an önce gelmeyi isterim Efendim…Gül Muhammedimiz(S.A.S) gülümüz,gülşenimiz Gönlümüzün dermanı yaramızın ilacı Sana anamız,babamız feda olsun diyen sahabenin sözüyle Cemalini görme arzusuyla yanan aşıkların yüreğiyle Sana dua eden cennet bahçesinin gülü dediğin çocuğun diliyle Sesleniyoruz sevgili,anlatamaz bu kelimeler sana olan sevgimizi… Ama bir zerrecikte olsa belki ifade eder şu elemimizi Koşarak geliyorum her adımda bin bir heyecan var Bir köşeye çekilmiş senin için ağlayan var Semalar arasına çınlatacak kadar bir figan var Yalvarırım sevgili uzat ellerini Uğramasın sana hiçbir zaman hüzün yelleri Şimdi sana sunuyorum Ey Nebi hasret güllerimi Yokluğuna can dayanmaz,uzat ellerini Sevdan öyle öyle sevda ki yakar beni Ey Nebi Sevgili,ey sultanlar sultanı,canlar canı Kalmadı gözümde artık dünya sevdası Bekliyorum sabırsızlıkla sana vuslat anını Yalvarırım sevgili Uzat Ellerini Ben ağlarım,sabah ağlar,gece ağlar,zaman ağlar.. Bu gurbet ellerde kim bilir yaşayacağız daha ne kadar Baharlar çalmaz kapımızı,sevgili kışlar etti bizi mahkum Sensiz kan ağlar,mübarek topraklarında her mazlum Senden medet ister,dua ister,şefaat ister her vakit Ey yetimlerin duası,ey sevdaların edası yalvarırım;UZAT ELLERİNİ!... |
YA RESULALLAH Acep ne olacak halimiz mahşerde Herkes can baş derdinde Gel götür bizi cennete Neredesin Ya Resulallah Kapına dayandım ya sultan Bul derdime bir derman Temizle şu kalbimi karanlıktan Neredesin Ya Resulallah Kalplerin canı gönlÜmÜn huzuru Kaşın hilal gözlerin bir ahu YÜzÜn derya ellerin gÜl kokusu Neredesin Ya Rasulallah Ilık ılık esersin kalplerde Yüzün nurdur tenin güllerde Sevgin bÜyÜdÜ dağ oldu kalplerde Neredesin Ya Rasulallah Sevda içinde yanıyor sana yüreğim Canımın canı yüreğimin nuru efendim Gel ne olur sensiz bu cehennemdeyim Neredesin Ya Rasulallah |
Seher Vakti Bülbüller Seher vakti bülbüller Nede güzel öterler Açınca tüm çiçekler Birlikte zikrederler Aman Allah illallah Dertlere derman Allah Gönüle şifa veren Lailahe illallah Akşam olur giderler Boyun büker çiçekler Kim bilir ne söylerler Feryad eder bülbüller Aman Allah illallah Dertlere derman Allah Gönüle şifa veren Lailahe illallah Onlarda bütün dertler Yine de şükrederler Salat selam söylerler Beytullaha giderler Aman Allah illallah Dertlere derman Allah Gönüle şifa veren Lailahe illallah |
| Saat: 20:44 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık