MsXLabs
Sayfa 5 / 11

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Müslümanlık/İslamiyet (https://www.msxlabs.org/forum/muslumanlik-islamiyet/)
-   -   Dini Şiirler / İlahiler (https://www.msxlabs.org/forum/muslumanlik-islamiyet/1092-dini-siirler-ilahiler.html)

arwen 16 Haziran 2006 02:08

Alemde Doğru Dost Yoktur

Alemde doğru dost yoktur
Dedikleri gerçek imiş
Kulunu saklayan Hak'tır
Dedikleri gerçek imiş

Bulut asümana ağar
Yerlere rahmetler yağar
Gün doğmadan neler doğar
Dedikleri gerçek imiş

Eğer insan eğer melek
Yalvarırım gerçek dilek
Bivefadır çarh'ı felek
Dedikleri gerçek imiş

Kuloğlu der ömür geçer
Kalmasın alemde naçar
Dünya sana konan göçer
Dedikleri gerçek imiş


JENNIS 16 Haziran 2006 10:33

Aşkın İle Aşıklar

Aşkın ile aşıklar
Yansın ya Rasûlallah
İçip aşkın şerabın
Kansın ya Rasûlallah

Şol seni seven kişi
Verir yoluna başı
İki cihan güneşi
Sensin ya Rasûlallah
Şol seni sevenlere
Kıl şefaat onlara
Mümin olan tenlere
Cansın Ya Resulallah

Aşık oldum dildare
Bülbül oldum gülzare
Seni sevmeyen nare
Yansın Ya Resulallah

Şol seni seven sübhan
Oldu kamuya sultan
Canım yoluna kurban
Olsun Ya Resulallah

Aşık Yunus'un canı
İlm ü şefaat kânı
Alemlerin sultanı
Sensin ya Rasûlallah!


arwen 17 Haziran 2006 22:59

Kutlu nebi


Kainatın efendisisin,
İnsanlığın şerefisin.
Önder ve örnek sensin;
Allah’ın habibisin.
Adının anıldığı mekandan,
Uzaklaştırmasın, Yaradan.

Cehaletin ve zulmün,
En yaygın olduğu zaman;
"Oku" emriyle, elinde Kur’an;
Alemlere rahmet geldin sen.
Adının anıldığı mekandan,
Uzaklaştırmasın, Yaradan.

Seni hakkıyla övemem ben,
Sana övgü yüce makamdan.
Rabbim herkese nasip etsin.
Gitmeyi senin izinden.
Adının anıldığı mekandan,
Uzaklaştırmasın, Yaradan.

Göçeceğiz bir gün bu dünyadan;
Hepimiz geçeceğiz, hesaptan.
Senin şefaatın olmadan;
Nasıl kurtuluruz azaptan.
Adının anıldığı mekandan,
Uzaklaştırmasın, Yaradan.


Misafir 24 Haziran 2006 04:51

Bir Na't-ı Vefa



Alemlerin Efendisi'ne (S.A.V.)

Ey gönül tesellisi, yankısı güle vuran
Ey bin pare gönlümü ateşiyle kavuran

Sığındım dergahına bir Bedir seherinde
Erittim hicabımı leylin tenha yerinde

Beyza bir nur saçardın gökkubbenin yüzüne
Ben de düşmek isterim topraktaki izine

Ey yürekten fışkıran bahş-ı hayatın adı
Ey biricik sermayem, Ey gönlümün muradı

İdrakimdir peşinde gezip biçare düşen
Senin ismindir her dem leblerimden süzülen

Zümrüt kanatlarına ol sevdayı bindirdin
Mübarek ellerinle güneşe taç giydirdin

Ey elest-ü bezminde kapıldığım rüzigar
Ey yürek iklimimde güller kokan gülizar

Sana geldim tut elimden, Ey güllerin şebnemi
Nur ellerin koy gönlüme soğut ateş sinemi

Serinliğinle yanıp ateşinle susamak
Tek muradımdır canım sevgine layık olmak.


KafKasKarTaLi 25 Haziran 2006 02:09

SELAM SANA

Hakkı andım, Seni andım
Aşk nârında piştim, yandım.
Nur yüzünden aydınlandım,
Şefaat ya Resulullah.


Ey sultanım, gönül tâcım!
Sevgin büyür, biter acım.
Şefaatine muhtacım,
Şefaat ya Resulullah.


Cümle varlık hayran Sana
Olsun canım kurban Sana
Salat Sana, selâm Sana,
Şefaat ya Resulullah.


İki cihan serverisin
Nebilerin nebisisin.
Sen Allah’ın Habibisin,
Şefaat ya Resulullah.


kuzeyli53 26 Haziran 2006 15:02

Aşkın bağında açan güllere, bülbül olan,
İslâmın hasret ile beklediği kahramân,
Ma’şûkunun aşkından yanıp yanıp kül olan,
Ağlasa yeri vardır, seni görmiyen zemân!


İlmîle, irfanîle, sâhib olan (Sılâ)ya,
İki temel bilgiyi, vasl eden bir araya,
dalıp uçsuz bucaksız, o mu’azzam deryâya,
Ve bu zikr deryâsından en büyük payı alan!


Kimi sâhile gider ve bu bana yeter der;
kimi uzakdan görür, mest olur, başı döner,
kimi yalnız seyr eder, kimi bir katra içer;
bir Sensin, bu deryâdan, içip içip de kanan!


Kur’ândan, hadîslerden sonra, gelir eserin,
rûhlara şifâ olan, o mubârek sözlerin,
baş kumandanısın sen velîlerin, erlerin;
ve (Müceddid-i elf-i sânî) adını alan!


Bize seni duyuran, fıtraten dostun olan,
ve cihânda bir tekdir, senin izinde kalan.
(Seyyid Abdülhakîm) O, senin aşkınla yanan,
hürmetine nasîb et, bize şefâ’atından!


Eserinle cihânı, yeniden tenvîr eden,
sihrli bir kuvvetle, bizi kendine çeken,
ondördüncü yüzyılın, zulmetini gideren,
(Arvâs)ın ışığıdır, gerisi hayâl yalan!


Biz onun talebesi, o sizin tâlibiniz,
muhakkak aks yapar; o nûrlu kalbleriniz,
belli, birbi
rinize, âşıksınız ikiniz,
ve size âşık olur (Mektûbât)ı anlıyan!

Besmeleyle başlıyalım kitâba!
Allah adı en iyi bir sığnakdır.
Ni’metleri sığmaz, ölçü hisâba.
Çok acıyan, afvı seven bir Rabdır!


arwen 28 Haziran 2006 01:54

BİR AKSAM ÜSTÜ YÜREĞİN DARALIRSA;


GÖZLERİNDEN TÖVBE`LER TAŞARSA;
AVUÇLARIN DUALAR`LA DOLARSA;
BİR BESMELE ÇEK GÖNÜL`DEN

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİMNEFSİNLE ŞEYTANA CİHAD AÇARSAN;
HER HAYIRLI İŞE KOŞARSAN;
MUHAMMED AŞK`IYLA TUTUŞUP YANARSAN;
BİR BESMELE ÇEK KALBTEN

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

GENÇLİGİNİ BİTİRİP ÖMRÜNÜN SONUNA VARIRSAN;
VE NEFES ALMAKTAN YORULURSAN;
O KERİM ALLAH`IN HUZURUNA CIKARSAN
BİR BESMELE ÇEK İLK SÖZ OLARAKTAN

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM


KATRAN KARASI GECELER SENİ BOĞARSA;
VÜCUDUNU SOĞUK TERLER BASARSA;
İCİNDE ARD ARDA TOPLAR PATLARSA;
BİR BESMELE ÇEK SESSİZCE

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

SIR VERECEK BİR DOST BULAMAZSAN;
GÜNAHLARINDAN AYRILAMAZSAN;
BOĞUK BOĞUK HEP AĞLARSAN;
BİR BESMELE ÇEK YÜREKTEN

BİSMİLLAHİRRAGÖNÜL DOST`LARINI BİRGÜN BULURSAN;
O YÜCE İLAHİYATA KAVUŞURSAN;
ŞÜKR DUA`LARINI HEP OKURSAN;
BİR BESMELE ÇEK UNUTMADAN

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

HUZURU NEŞEYİ İSLAMDA BULURSAN;
BAŞLADIGIN HER İŞTE ONU ANARSAN;
KALBİNİ TÜM İNSANLARA AÇARSAN;
BİR BESMELE ÇEK HER SEFERİNDE

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM





nazlisu 28 Haziran 2006 20:36

O GECE SENDİN GELEN

Arşın kubbelerine adı nurla yazılan
İsmi semada Ahmed yerde Muhammed olan
Yedi katlı göklerde hak cemalini bulan
Evvel ahir yolcusu ya Hz.Muhammed

Sağnak nur yagmurları inerken yedi kattan
O gece sendin gelen ezel kadar uzaktan
Melekler her zerreye müjde verirken Hakk'tan
O gece sendin gelen ya Hz.Muhammed

Güneşler o gecenin Nur'una secd ederken
Yıldızlar meşk içinde kainat vecd ederken
Bütün Hamdü senalar yüce Rabb'e giderken
O gece sendin gelen ya Hz.Muhammed

Ka'be'de şirk taşları Putlar yere dönerken
Cehalet bayrakları birer birer inerken
Bin yillik küfr ateşi ebediyyen sönerken
O gece sendin gelen ya Hz.Muhammed

O gece Save gölü mucizeyle kururken
Kisra saraylarında sütünlar savrulurken
Arz'dan Arş'a alemler rahmetini bulurken
O gece sendin gelen ya Hz.Muhammed

Sen ki dogum kundağı ak bulutla örülen
Doğar doğmaz ALLAH'a secde emri verilen
Anlında alemlere rahmet tacı görülen
Kainat efendisi ya Hz.Muhammed

Sen ki güzel huyların ahlakın meş'alesi
Sabır doruklarında Beşer'in en yücesi
Senin cennet mekanın fakirlerin hanesi
Gönüller hazinesi ya Hz.Muhammed

Sana şahit sonsuzlar ezelden beri her an
Sana şahit ayetler her zerre ve her mekan
Senden uzak kalmaya nasil dayanır ki can
Sen her canda canansın ya Hz.Muhammed

MIrac gecesi bir bir açılıyorken gökler
Seni selamlıyorken her katta peygamberler
Öyle bir an geldi ki durdu bütün melekler
Hakk'a yanlız yürüdün ya Hz.Muhammed

Gönül gözü görmeyen can gözünü neylesin
Dünyada dönmeyen dil mahşerde ne söylesin
Mevla bütün beşeri ümmetinden eylesin
Sancağının altında ya Hz.Muhammed

Hakk ile kul vuslatı o ilahi düğünde
Hiç kimseden kimseye fayda olmayan günde
Hasatları has tartan o terazi önünde
Noksanlarım bağışlat ya Hz.Muhammed

Biliriz ki hükmü yok bu dünya ni'metinin
Gönüldür sermayesi ahiret servetinin
Sana salat ve selam gönderen ümmetinin
Cennetler şahidi ol ya Hz.Muhammed


KafKasKarTaLi 29 Haziran 2006 01:24

GÜL SULTANIM

Gül kokusunu sizden mi almış bilmem
Bir ateş attınız içime sönmez yanar her dem
Bükülür boynum, bir gariplik çöker
Doyulmaz güzelliğinize hasret kaldı bu gözler!
Efendim benim güzel efendim
Sultanım benim gül sultanım
Dilenciyim, kapınıza geldim dayandım
İşte bu zalim nefsim işte bunlar günahlarım
Size uzattım ellerimi şahidim olun
Biz gözyaşı dökemedik, tövbemiz için siz dökün;
Efendim benim güzel efendim
Sultanım benim gül sultanım
Altın bir nesilden geldiniz
Hoş geldiniz sefa geldiniz bizlere şeref verdiniz
Rabbimizin şahidi, peygamberimizin varisi
Gönüllerimizin şifası, aşka susamışların deryası
Efendim benim güzel efendim
Sultanım benim gül sultanım
Dünya’dan eser bulunmaz kalbinizde
Misk kokuları eksik olmaz elbisenizde
Güzellik sizinle güzelliğini bulur
Yürüyünce toprak sizi kıskanır olur
Efendim benim güzel efendim
Sultanım benim gül sultanım
Gelenler kozaydı, kelebek oldu, sonsuza uçtu
Bu garip hasretinizle yandı kül oldu
Bu tendeki can, can evinden çıkıp size gelmek ister
Son nefesinde sizden himmetinizi bekler
Efendim benim güzel efendim
Sultanım benim gül sultanım .


arwen 30 Haziran 2006 17:30

Geliyorum Sana Ey Klavuz


Bu ıssız yollarda
Adım adım dolaşmışım
Bir ışık misali gibi
Hayalinle yanmışım
Gözlerim sana yaşlı
Dilim zikrinle uğraşlı
yüreğim senin için atışlı
seni bulduğumum gün gibi
tüm hücrelerim sana yakarışlı.
...
Yollar benim için mekan
Dağlar benim için yorgan
Geliyorum sana ey klavuz
Merhametini esirgeme
Benim gibi günahkar kuldan.


kamyon 6 Temmuz 2006 14:40

Uploading.com - The best file hosting service! - 22.wmv - (free bas--->verilen şifreyi kutucuğa gir--> start download saniye geri saydıktan sonra indir)

Uploading.com - The best file hosting service! - 22.wmv -


(alıntı)


arwen 6 Temmuz 2006 17:31

Hocam



Kapattın gözünü açtın ağzını
Dediğini kendin duydun mu hocam
Dehşetle dinledim bütün va’zını
Bu dediklerine uydun mu hocam?

Kürsüde oturdun, kasılıp durdun
Nefsine zulmetmiş birini gördün
Bütün suçlarını yüzüne vurdun
Taşı gediğine koydun mu hocam?

Zavallı gafletten asi kul oldu
İş sana kalmışsa yandı kül oldu
Gösterdiğin hedef çıkmaz yol oldu
Milleti imandan soydun mu hocam?

Halimiz çok bozuk feci söyledin
Kolayı terkettin, güç’ü söyledin
Ateşle korkuttun, acı söyledin
Kendini kurtulmuş saydın mı hocam?

Bir çoğu pişmandır akıyor yaşı.
Diyorsun çoğunun haramdır aşı
Sallayarak beşi aldın maaşı
Söyle helalinden doydun mu hocam?

Uyarmak değil mi senin vazifen?
Parayla ölüye biçersin kefen
Her yaptığın işte vardır tarifen
Bedava bir nikah kıydın mı hocam?

Mikdat der geniştir Hakkın rahmeti
Affeder herkesi var merhameti
Bu yolda ettin mi, cahtı zahmeti
Bu dini hakkıyla yaydın mı hocam?


Misafir 9 Temmuz 2006 12:36

Sevgili Peygamberim



Sevgin ile seni andım,
Sevdim seni Peygamberim.
Seni andım, aydınlandım,
Sevdim seni Peygamberim.

Çağırarak kutlu ize,
Önder örnek oldun bize,
Sevgileri dize dize,
Sevdim seni Peygamberim.

Yüreğimde kutlu sözün,
Nurlar saçar o gül yüzün,
Geceleyin ve gündüzün,
Sevdim seni Peygamberim.

O anlattı İslâm nedir,
İlim, ahlâk, insan nedir,
Adın her an dilimdedir,
Sevdim seni Peygamberim.

Son peygamber, kutlu insan,
Dost ve düşman ona hayran,
Odur derde ilaç, derman,
Sevdim seni Peygamberim.

Rıfkı Kaymaz


kamyon 11 Temmuz 2006 23:45

http://img390.imageshack.us/img390/2986/wwwantolojicom4085618630bo.jpg

Haritanın, en beyaz noktasına, kan, düştü
Kırıldı, kırıldı adaletin kılıcı; kalkan, düştü,
Mahkumlar yargılıyor; hakimler, mahkum şimdi,
hakların temeline sanki bir volkan, bir volkan, düştü,
Firakınla, kavrulur çölde, kum, taneleri
Ahuların içinde sevdan, akkor gibidir,
Erdemin, bereketin, doldurur haneleri
Sensiz hayat toprağın, toprağın sırtında ur gibidir
Şemsiyesi altında, yürürsün bulutların,
Sensiz, yükü zehirdir, en, güzel, imbatların,
Devlerin, esrarını, aynalara sorsaydım,
çözülürdü, zihnimde buzlanmış düşünceler,
Okşadığın,
bir parça kumaş,
bir parça kumaş da ben, ben olsaydım…
Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü
Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer
Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü
Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini
Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından
Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından
Madeni arzuların ardında seyre daldım
Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
Senin için görülen bir düş de, bir düş de ben, ben olsaydım,
Şehirler, kabus dolu; köylere duman düştü
Tersine döndü her şey sanki; sanki asuman düştü
Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali
Hazindir ki,
dertleri aşmaya umman, umman düştü,
Ayrılığın,
bağrımda büyüyen, bir yaradır
Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
Sensiz, doğrular eğri, beyaz bile karadır,
Sesini duymayanlar, girdabında boğulur
Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin,
Şaşkınlığa açılır,
açılır gözleri, açılır görmeyenin,
Saatlerin ardında, hep, kendimi aradım
Bir, melal zincirine, takıldı, parmaklarım
Yeryüzünde,
seni bir görmüş,
bir görmüş de ben,
ben olsaydım..
Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü
Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü
Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
Mekanın fırçasında solmayan resim senin
Yağmur, bir gün elimi ellerinde bulsaydım
Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
Senin visalinle bir gülmüş, bir gülmüş de ben, ben olsaydım,
Tavanı çöktü aşkın; duvarlar, üryan düştü
Toplumun gündemine, koyu bir isyan düştü
İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
Sensizlikten bozulan dengeye,
dengeye ziyan düştü,
Islaklığı, sanadır, ahımın, efganımın
İçimde, hicranınla, tutuşuyor nağmeler,
Sendendir,
sendendir eskimeyen cevheri efkarımın,
Nazarın,
ok misali, karanlıkları deler,
Bu değirmen seninle dönüyor;
ahenk senin
renkleri birbirinden ayıran mihenk,
mihenk, senin,
Bir, hüzün ülkesine, gömülüp kaldı adım,
Kapanıyor,
kapanıyor yüzüme aralanan kapılar,
Sana hicret eden bir Kureyş,
bir Kureyş de ben, ben, olsaydım,
Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü
Nefesinle yeniden çizilecek desenler
Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
Anneler çocuklara hep seni içirecek
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş,
bir dirhem gümüş de ben, ben olsaydım,
Kardeşler arasına, heyhat, su-i zan düştü
Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü
Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın,
İnsanlık bahçemize sensizlikte hazan,
hazan düştü,
Yağmur,
Yağmur seni bekleyen bir taş da ben, ben olsaydım
Çölde, seni özleyen, bir kuş da, ben, olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım,
Sana, sana sırılsıklam bir bakış da, ben, olsaydım
Uğrunda, koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira'dan süzülen, süzülen bir yaş da, ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da, ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de, ben olsaydım,
Yeryüzünde, seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım,
Sana hicret eden bir Kureyş de, ben, ben olsaydım,
Damar damar,
damar damar seninle, hep seninle, dolsaydım
Batılı yıkmak için,
kuşandığın kılıcın kabzasında, bir dirhem gümüş,
bir, dirhem gümüş de ben,
ben olsaydım, ben olsaydım …


Misafir 12 Temmuz 2006 14:15

TEFEKKÜR
Alem içinde Adem,
Adem içinde Alem,
Ne mükemmel bir nizam,
Anlayabilse Adem !..
**
Tavuk mu yumurtadan,yumurta mı tavuktan?,
Çekirdek mi ağaçtan,ağaç mı çekirdekten?,
Nasıl yarar toprağı yumuşacık başaklar,
Bunca canlı mahlukat nasıl çıkar topraktan?
**
Bakıyorsun bir tohum ,koca ağaç oluyor,
Yemyeşil yaprakları kalbe huzur veriyor,
Çamur yiyor,sana meyve veriyor,
Ağzına layık , gel,kopar da ye diyor
**
Elma,armut,şeftali, nar,
Daha sayamadığım yüzlercesi ,binlercesi var..
Birbirinden lezzetli,sanki şeker ,bal,
Bunları bize,o ağaç mı veriyor ?
**
Maddenin en küçük parçası Atom,
Güneş sistemine bak ,aynı ona benziyor,
Ortada bir çekirdek,etrafında pervaneler…
Acep bize ne anlatmak istiyor ?..
**
Minicik mikrop mu güçlü,
yoksa sen mi güçlüsün ?,
koskoca insanı nasıl yere seriyor?,
**
Beden mi Ruh’a,yar,
Ruh’mu bedene dar?,
Yoksa tüm kainatı bir ,yaratan,yöneten mi var?
Aklım beynime sığmaz,sorular..,ah sorular...



arwen 22 Temmuz 2006 23:46

Adım adım o zirveye gidersin..
Bir de o zirveden, düşmesi vardır
Nefes, nefes son durağa gelirsin
Bir de o durakta, inmesi vardır.
Burası son durak denildiğinde
Geriye dönüp de, bakması vardır..

Ana karnında yolculuk başlıyor
Dokuz ay, on günde neler oluyor
Rabbi'ne dönünce hesabı vardır
Çocuktu, okuldu, gençlikti derken
El bebek, gül bebek yıllar geçerken
Ömrunce yazılan, defteri vardır..

Alnını secdeye koydun, koymadın
Verilen ömrünü nasıl harcadın
Rabbi'ni, nebini bildin, bilmedin
Hayat sınavını verdin, vermedin
Hakk'ın huzuruna ne yüzle geldin
İnceden, inceye hesabı vardır..

Desem ki, yolculuğa hazır mısın?
Hesaba çekilmeye razı mısın?
Yoksa bu dünyada, kalıcı mısın?
Elinde mi, hesaba çekilmemek ?
Sorguya, suale var mı direnmek?
Bu yolun sonunda, yanmak da vardır.


kamyon 23 Temmuz 2006 00:02

UHUD
Günlerden cuma...
Uhut'a gelenler var.
Medine yolu toz duman...
Uhut'a gelenler var.
Bir dağılsa da şu hava,
Görsek Medine-i Münevvere'den Uhut'a gelenleri.
Bir görsek Allah Rasulü'nü
Ve eroğlu erleri...
Bakın göründüler işte;
Atının üzerinde evrenin efendisi!
Cihanın gözbebeği!
Uhut'un sevgilisi!
Sağında ve solunda ashab-ı güzin
Önündeyse iki üveyk yürüyor;
Biri Sad bin Muaz,
Diğeri Sad bin Übade.
Allah'ım bu ne edep
Atlarının bile başı yerde...
Bakın şu iki gence!
İkisi de onbeşinde...
Şu kısa boylu olanı Rafi' bin Hadic!
Parmaklarının ucuna basıyor ki
Boyu uzun görünsün!
İyi ok attığı söylenince
İzin veriyor efendimiz.
Diğer gençse Semüre bin Cündüp...
Ağlayarak peygamberinin yanına gidiyor.
Ya rasulallah! diyor,
Rafi'ye izin verdiniz. Bana niye izin yok?
Ben rafi'yi güreşte yeniyorum.
Efendimiz tebessüm buyuruyorlar.
Ve bu iki ana kuzusuna güreş tutturuyorlar.
Semüre Rafi'yi yenince güreşte,
Fahr-i kainat ona da izin veriyor.
Günlerden cumartesi...
Uhud'a gelenler var.
İşte Ayneyn Tepesi-Okçular Tepesi-
Başlarında Abdullah bin Cübeyr
Sultanı dinliyorlar.
Düşmanı yendiğimzi görsenizde
Size haber vermedikçe, adam göndermedikçe
Yerlerinizden ASLA ayrılmayın!
Kuşların cesetlerimizi kapıştıklarını görseniz dahi
Ben size adam göndermedikçe
Yerlerinizden asla ayrılmayın!
İki ordu da hazır...
İki ordu da harp nizamında...
Ve Uhud'un kalp atışları dışında yeryüzü nefes bile almıyor!
Sessizliği bozan Kureyş'in Sancaktarı'dır.
Söylediği her söz küfür kokulu...
Benimle çarpışmaya er meydanına kim çıkar!
Bu bir meydan okumadır.
Cevapsa bir çift ayak sesi...
Gözler Uhud toprağında yürüyen bu ayaklarda...
Kime ait bu adımlar ki bastığı toprak 'ALLAH' diyor!
Ve Esedullah namıyla Hz. Ali(R.A.) yürüyor.
Birkaç saniye, bir tek hamle...
ALLAH'ın(C.C.) Arslanı dimdik ayakta
Kureyş'in sancağı ise yerde...
Ardından bir başkası yükseltiyor sancağı
Ama bilmiyor ki bu defa kim var Uhud meydanında
Gökyüzünde yıldırımlar
Yeryüzünde Hamza var.
Asıl şimdi başladı Uhud'un türküsü.
Tam üç katı düşmanla Peygamber(A.S.M) ordusu
Göz göze ve diş dişe.
Uhud'da yiğitler var.
İşte: Ebu Lücane...
Kılıcın üzerinde bir yazı
Korkaklıkta ar
İlerlemekte şeref var!
İşte: Musab bin Umeyr...
Zırhını giyinince
Nasılda Peygamber'e(A.S.M.) benziyor.
Ve döne döne savaşan Hz. Hamza...
Ben Allah'ın(C.C.) Arslanı'yım diyor!
Ebu Katade'ye bakın.
Bakın bir ok fırlıyor müşrik yayından
Bir havayı yara yara geliyor.
Hedefte Rasulullah(A.S.M.) var.
İşte: Ebu Katade...
Okun Fahr-i Kainat'a(A.S.M) doğru gittiğini görünce
ALLAH'ı(C.C.) andı önce
Ve uzattı başını!
Ok Katade'nin gözüne saplandı.
Uhud'da yiğitler var...
Şirk ordusunu bozguna uğratan...
Ömer bin Hattab'a bakın
Gözleri çakmak çakmak...
Ama telaş var yüzünde Hz. Ömer'in(R.A.)
Bu ne hal ey Ömer...
Düşman hüsran yaşarken
Zafer kaznılmışken
Bu ne hal ey koca Ömer!
Niçin okçular tepesine bakıyorsun?
Neler oluyor orda?
Niye iniyor okçular Ayneyn Tepesi'nden?
Allah Rasulü(A.S.M) haber vermeden niye iniyorlar?
Ey Abdullah bin Cübeyr!
Durdursana okçuları!
Durun, Allah(C.C.) aşkına durun!
Arkanızdan düşman geliyor, inmeyin yerinizden.
Sahabe sendeliyor inmeyin yerinizden.
Kainat yalvarıyor inmeyin!
Sultanlar Sultanı'nı(A.S.M) incitecekler, inmeyin!

Peygamber(A.S.M) ordusu iki ateş arasında...
Efendimizin(A.S.M) etrafında on beş sahabe...
Bakın, mübarek elleri Rasulullah'ın(A.S.M.)
Yüzüne kapanıyor!
Kainatın affı için semaya kalkan eller
Şimdi kan içinde!
Yetiş Ey Ebu Ubeyde!
Nur saçan yüz kan içinde!

Zaman donuyor sanki,
Ve dudaklarının arasından birşey düşüyor.
Kıpkırmızı bir yakut gibi
Peygamberin(A.S.M.) mübarek dişi!
Uhud Dağı'nı bir titreme alıyor.
Zaman donuyor sanki,
Ve gökler yırtılıyor!
Uhud Dağı'nı bir titreme alıyor!
Kimse Uhud'a ilişmesin.
Çünkü bir ses geliyor altı yerden!
Muhammed'in(A.S.M.) dişi yere düşmesin!
Ve Cibril-i Emin yaratıldığı günden beri,
En hızlı inişiyle iniyor!
Çünkü altı yönden bir ses geliyor!
Yere düşmesin Muhammed'in(A.S.M.) dişi!

Kara bulutlar çöktü Uhud'a!
Bir ses ortalığı velveleye verdi:
Muhammed(A.S.M.) öldürüldü!
Muhammed(A.S.M.) öldürüldü!
'Eğer O(A.S.M.) öldürüldüyse ben niye yaşıyorum! '
Diyen Enes bin Nad atıdı küfrün alevleri arasına!
Artık yaşlı gözler Sevgili'yi(A.S.M.) arıyor.
Kab bin Malik Hz. sesi duyuldu:
'Rasuluh(A.S.M) yaşıyor,
Allah(C.C.) 'ın Rasulü(A.S.M.) yaşıyor,
Onu(A.S.M.) miğferinin arasından ışıl ışıl parlayan gözlerinden tanıdım.
Habibullah(A.S.M.) yaşıyor.
Onu(A.S.M.) şefkat dolu gözlerinden tanıdım.'

Ashab-ı Güzin'in sevincine bir bakın!
Uhud'un sevincine bir bakın!
Hz.Hamza duydu ya bu yeter!
Rasulullah(A.S.M.) yaşıyor ya bu yeter!
Yine daldı Hamza Kureyş'in dalgalarına!
Ama savaşırken bir ara sendeledi Hamza.
Ve boşlukta bir mızrak belirdi.
Ey Hamza! Uhud'u her anışımızda kaç mü'min girmek ister mızrakla senin arana?
Kaç mü'min keşke ben öleydim, keşke mızrak benim sineme saplansaydı der?
Ama Şehidlerin Seyyidi sensin!
Şehidlerin Efendisi sensin!
Uhud'da şehidler var...
Şehidlerin Seyyidi Hamza var Uhud'da!
Rasul-i Zişan'ın(A.S.M.) gözlerinden boşalan yaş,
Hamza'yı yıkar gibiydi!
Fahr-i Kainat(A.S.M.) hiç bu kadar elem duymamıştı!
Hiç bu kadar üzülmemişti!
Ve amcasına hiç böyle seslenmemişti:
'Ey Rasulullah'ın(A.S.M) amcası Hamza;
Ey Allah(C.C.) 'ın ve Rasulü'nün(A.S.M) Arslanı Hamza;
Ey hayırlar işleyen Hamza;
Ey Rasulullah'a(A.S.M) koruyucu olan Hamza;
Allah(C.C.) sana rahmet etsin!
Eğer senden sonra yas tutmak gerekseydi;
Sevinmeyi bırakıp sana yas tutardım! '
Ve bir ayet yankılanıyor Ahzab dağında:
(Bismillahirrahmanirrahim-Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla!)
'Mü'minlerden öyle yiğitler vardır ki,
Onlar Allah(C.C.) 'a verdikleri sözde sadakat gösterdiler.
Onlardan bazıları şehid oluncaya kadar
çarpışacağına dair yaptığı adağını yerine getirdi.
Kimisi de şehid olmayı bekliyor.
Onlar verdikleri sözü asla değiştirmediler.'


arwen 1 Ağustos 2006 23:56

Yâ Rab, canda buldum, bin bir adını;
Duydum, damar damar zikrin tadını!..
Her nefes kızaran ömrün odunu;
Bir gül ocağında, nâr eyledin Sen!..
Sevdâ kapısında söktün benimi;
Süsledin, bu eşsiz gül desenimi!..
Aslı toprak olan hâkir tenimi;
Nefhandan üfleyip, nûr eyledin Sen!..
Hakikat iksiri damladı dile;
Gönül, makam makam girdi menzile!..
Her zerrem aşk dedi, düştü bu hâle;
Sevdânın dilini, bir eyledin Sen!..
Kaynıyor içimde umut pınarı;
Ben miyim, âlemin oluş esrârı?!..
Kalbimi sis gibi saran efkârı;
Bu aşkın derdine, yâr eyledin Sen!..
Heyhât! Su misâli akıyor zaman.
Sabır tezgâhında, işlenir bu can!..
Bilmem usûl bu mu, böyle mi erkân?
Beni, bende bana, sır eyledin Sen!..
Yâ Rab, bu ne gamdır verdin Adem’e?..
Kerem et, hikmetin gelmez kaleme!..
Varlığın sığmazken cümle âleme;
Bir kulun gönlünde, yer eyledin Sen!..


Misafir 15 Ağustos 2006 16:58

Güneş mi doğar; hayır bu Senin gelişindir gel
Bu evreni evren, toprağı toprak kılmak Senin işindir gel
Topraklar ve dudaklar çatladı nasıl ansınlar adını
Rahmet kıl ey Sevgili bir damla su gönder gel
Kavruldu çiçekler menekşe boynun büktü binlerce yıl
Böylece Seni ve buyruğunu bekledi artık gel
Taşlar taş olmaktan bıktı toprak toprak olmaktan
Kurduğumuz bunca yapılar çöktü çökecek gör gel
Güç ne etsin soluk ne etsin Senden gelirmiş hepsi
Acı bu son soluktur bir bengisu ver gel
Güneşi gönderme bize ey Sevgili Sen doğ
Bizi ısıtamaz oldu artık başka güneşler gel
Yetmez mi bekleyişler gül tomurcuklarının
Ne bülbül ne gül kaldı gelmedi bahar gel
Güller yine tomurcuktur, izin ver açsınlar
Günlerce gül yüzün görmek için bekler gel
Seni nasıl çağırsak, bize ses ver ey
Biz bunca toplandık, bunca yürek Seni bekler gel...


Misafir 16 Ağustos 2006 18:14

Ya Nebi! Şu halime bak!
Nasıl ki bağrı yanar, gün kızınca sahranın
Benim de ruhumu yaktıkça yaktı hicranın!
Harim-i pakine can atmak istedim durdum
Gerildi karşıma yıllarca ailem, yurdum
"Tahammül et" dediler…Hangi bir zamana kadar?
Ne bitmez olsa tahammül, onun da bir sonu var.
Gözümde tüttü bu andıkça yandığım toprak
Önümde durmadı artık, ne hanuman ne ocak
Yıkıldı hepsi.. Ben aştım diyar-ı Sudan'ı
Üç ay "Tihame!" deyip çiğnedim beyabanı
Kemiklerim bile yanmıştı belki sahrada
Yetişmeyeydin eğer, ya Muhammed, imdada
Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin
Akarsular gibi çağlardı her tarafta sesin
İradem olduğu gündür senin iradene ram
Bir an için bana yollarda durmak haram
Bütün heyakili hilkatle hasbihal ettim
Leyale derdimi döktüm, cibali söylettim
Yanıp tutuşmadan aylarca yummadım gözümü
Nucuma sor ki bu kirpikler uyku görmüş mü?
Azabı hecrine katlandım elli üç senedir
Sonunda alnıma çarpan bu zalim örtü nedir?
Beş-altı sineyi hicran içinde inleterek
Çıkan yüreklere hüsran mı, merhamet mi gerek?
Demir nikaabını kaldır mezar-ı pakinden!
Bu hasta ruhumu artık kayırma hakinden!
Nedir o meşale? Nurun mu? Ya Resulallah!


arwen 18 Ağustos 2006 22:19

Sensin..




SENSİN her zaman yanımda olan,dar zamanlarımda yüreğimin yankılarini duyan...
SENSİN karanlıklar ortasında dolunaylar gibi kalbime doğan..
SEN benden cansın,SEN hayatıma anlamsın..
geceleri buram -buram tüten hıçkırıklarımdan,bütün arayışlarımda,dalgalı bir denizin
ortasında çırpınan ruhumda ,SENSİN gökkubbemin rengarenk gökkuşağı...
özüm SENSİN,TEBESSÜM ETTİĞİMDE SEN BENİM GÜLÜMSEMENSİN..
SEN benim yüreğimsin,beni hakiki seven SENSİN..
ellerimin,gözlerimin,yüreğimin mimarı!
her bir zerrenmin nakışlarında,sanatından bir emareyim..
gözlerime NURUNDAN ışıklar vermeseydin,şu kainat tablosunu göremeyecekti gözlerim.
sevgiyi kalbime ilham etmeseydin,SENİ SEVMENİN güzelliğini,sonsuz acizliğimle
bilemeyecekti yüreğim..
gözlerime ağlamak nimetini vermeseydin,gözyaşının kalbimle olan dostluğundan
bi-haber kalacaktı gözlerim..
her gün güneş olup aydınlattın semaları,karanlıkta bırakmadın umutlarım..
EY CÖMERTLERİN EN CÖMERTİ!
REZZAK İSMİNLE donattın afakımı,SETTAR İSMİNLE örttün ayıplarımı,
TEVVAB İSMİNLE her defasında kabul ettin tevbelerimi...
"YİNE GEL"!DEDİN..tekrar geldim ,SANA GELDİM ALLAH'IM!
VEDÜD OLAN SENSİN SEVEN SENSİN,SENDEN başka kimim var ki,kapısına gideyim?
aşkınla kuşat,aşkından mahrum kalmış naçar yüreğimi..
baharım SEN OL SEVGİLİ.!HAZANDA BIRAKMA,yapraklarım dökülüyor..
GÜLİSTANIM SEN OL EY SEVGİLİ!
EY ELLERİMDEN TUTANIM.!SANA kavuşmak çıktığım bu sevdalı yolculukta sarp yokuşları
çıkarma karşıma..
ey fukara yüreğimin RAHMETİ SONSUZ SEVGİLİSİ!beni SANA sürünerek değil,koşarak
getir..
uzattım ellerimi,bırakma beni.toprağımda NURUN OL,CENNETİMDE GÜLÜM OL!
ELİM SEN OL ALLAH'IM!KOLUM KANADIM,DİLİM DAMAĞIM,TEK GÜVENİM DAYANAĞIM,SAHİBİM SEN
OL..
AYIM GÜNEŞİM,GÖZYAŞİM TEBESSÜMÜM,SEN OL..
GELDİM İŞTE KAPINA,AŞKININ FUKARASIYIM..
AŞKIM SEN OL ALLAH'M,AŞKIM SEN OL!



TheGrudge 19 Ağustos 2006 20:08

BİZDEN SELAM GÖTÜRÜN

Geçtiğiniz yollara
Bizden selam götürün
Hak-dost diyen dillere
Bizden selam götürün

Kutlu Hicaz çölüne
Hakk'ın solmaz gülüne
O Müminler seline
Bizden selam götürün
Girenler dostun bağına
Düşmez küfrün ağma
Mübarek nur dağına
Bizden selam götürün

Yağan Nur-i Hüdaya
Merve ile Safa'ya
Muhammed Mustafa'ya
Bizden selam götürün

Yalvarıp Rabbimize
Dualar edin bize
Muazzam Kabe'mize
Bizden Selam götürün

Her yönelen Allah'a
Çıkar nurlu sabaha
Al-i Rasülullah'a
Bizden selam götürün

Girersiniz ihrama
El sürmeden harama
Sahabe-i Kiram'a
Bizden selam götürün

Lebbeyk deyip boyuna
Koşun zemzem suyuna
Beni Haşim soyuna
Bizden selam götürün


Mekke ile Medine
İki eşsiz hazine
Cihanyar-ı güzine
Bizden selam götürün

Kavrulan açık başa
Öpülen siyah taşa
Gözlerden akan yaşa
Bizden selam götürün

Yetişir Cemal gayri
Çok sözün yoktur hayrı
Hüccaca ayrı ayrı
Bizden selam götürün



arwen 23 Ağustos 2006 13:26

SABAH NAMAZINA UYAN

Vakit seher.. Ufukta günün kizil cicegi açmak üzere.
Vaktin rahmine sabahin nutfesi düstü az önce. Gecenin topraginda sakli isiktan tohumlar baslarini uzatiyor.

Simdi hatirla ki, sen de bir zamanlar yoklugun karanliginda yitiktin.
Unutulmusluk topragina gömülü bir tohumdun.
Kimsenin adini bilmedigi, hatirini saymadigi bir yetimdin.

Hatirla ki, unutulmusunun topraginda Rabbin seni unutmadi. Rabbin seni sahipsiz de brakmadi.
Rabbin seni yokluk gecesinden varliginin ufkuna eristirdi.
Taze bir bahar gibi gün yüzüne çikardi bedenini. Ete kemige bürüdü ruhunu.

Gülden tebessümler giydirdi yüzüne.

Simdi seher vakti. Göz kapaklarinin ardindan kaç. Gafletin gecesinden uyan. Aç gözlerini sehere.
Aç kalbini Rabbine. Uyan. Uyan, Uyan ve an seni hiç unutmayan Rabbini.
Günes ufukta yükselmeden, sen dualar ufkuna yüksel. Herkes unutsa bile seni unutmayan
Rabbini herkesin O'nu unuttugu anda ananlardan ol. Haydi kalk! Kalk ve miracina eslik et En Sevgilinin[asm].

Simdi sabah! Simdi sabah namazi vakti..




Mystic@L 26 Ağustos 2006 13:25

Sana geliyorum Allah'ım

Sana geliyorum Allah'ım
Bütün günahlarımla.
Masum bir çocuk gibi.
Ne olur kabul et beni.

Gözlerimde yaşlar seller gibi
Günahlarım çok dağlar gibi.
Yanında bana da yer var gibi.
Koşarak sana geliyorum ya Rab'bi

Yüreğimde bir büyük aşk.
İlahı aşk diyorlar tanımına
Başka aşklarda var ama
Ben sana senin aşkınla geliyorum ya Rab'bi

Affet bu kulunu hatası çok büyük.
Günahlarım sırtımda kambur oldu,bir yük.
Artık dayanacak gücüm kalmadı bitiyorum.
Bütün varlığımla sana geliyorum ya Rab'bi

Dünya bir sınav merkezi.
Sen sınava tabi tutuyorsun herkesi.
Bu cahil kulun elinde zayıflarla dolu karnesi.
Düzelteceğemi söz vererek yanına geliyorum ya Rabb'i

Ellerim göğe açık dualar ediyorum.
Beni affedeceğini bilip sana sığınıyorum.
Son nefesimi imanla veriyorum.
Geliyorum Allah'ım Sana geliyorum..




Yüce Rabb’in Rahmeti

Bir gece ki aleme Miraç yadigâr oldu,
Yüce Rabb’in rahmeti insanlığa onurdu,
Bu şerefe o kutsi Resul layık görüldü,
Yüce Rabb’im rahmetin gönüllere ödüldür.

Bir mucize ki gökler kapılarını açtı,
Yol oldu Muhammed’e yıldızlar ışık saçtı,
Gece an oldu Nebi bilinmez arşa çıktı,
Yüce Rabb’im gücüyle rahmetleri ödüldür.

Muamma bir yerlere Nebi misafir oldu,
Miraç, ruh ve cesetle Nebi teşerrüf etti,
Cennet, Cehennem nedir bizzat müşerref oldu,
Yüce Rabb’in gerçeği Muhammed’e ödüldür.

Gecenin bir anında Muhammed arşa çıktı,
Kürsî, arş ve ruh arzı sırayla bir bir geçti,
Açıldı tüm kapılar tarifsiz alem geçti,
Yüce Rabb’in hikmeti Peygambere ödüldür.

Nebi şaşkın ve mutlu o ne güzel onurdu,
Mekansız ve zamansız tarifsiz sima gördü,
Yücelerden yüceyi ulu Rabb’ini gördü,
Yüce Rabb’in sevgisi Resûlullah’a ödüldür.

Her kula nasip olmaz Rab ile sohbet etmek,
O Nebiler Nebisi Resulü kutsi bilmek,
O Nebinin şanından alemi mazur bilmek,
Yüce Rabb’in onuru mahlukata ödüldür.

Beş vakit namaz farzı miraç kabul edildi,
Şirk koşmayan kullara Cennet ikram edildi,
Meleklerle, Nebiler insanlığa gerçekti,
Yüce Rabb’in birliği gönüllere ödüldür.

Böyle bir gece görmek Cennet kapısı açmak,
Günahlardan arınıp tertemiz vücut bulmak,
Saf bir irade ile İrem bağına girmek,
Yüce Rabb’in Cenneti has ruhlara ödüldür.


arwen 4 Eylül 2006 19:20

MEDİNE'NİN GÜLÜ



Andım yine Sen'i her şey yâdımdan silindi,
Hayalin gönlümün tepelerinde gezindi;
Bu bir serap olsa da hafakanlarım dindi..
Andım yine Sen'i her şey yâdımdan silindi.

Keşke her an aşkınla oturup aşkınla kalksam,
Ruhlar gibi yükselip de ufkunda dolaşsam;
Bir yolunu bulup gönlünden içeri aksam..
Keşke her an aşkınla oturup aşkınla kalksam.

Anladım vaslına ermek için artık çok geç,
Hicranla yanan gönlüm durmadan inleyecek;
İnleyip en taze hislerle hep bekleyecek..
Anladım vaslına ermek için artık çok geç...


Kalbim bir güvercin kalbi gibi titrerken adından,
Ne olur Sana ulaşmam için kanadından;
Bana bir tüy ver pervaz edeyim hep ardından..
Kalbim bir güvercin kalbi gibi titrerken adından.

Ey kupkuru çölleri cennete çeviren gül;
Gel o bayıltan renklerinle gönlüme dökül!
Vaktidir ağlayan gözlerimin içine gül!.
Ey kupkuru çölleri cennete çeviren gül!

Mecnûn gibi arkanda koşan kulun olayım,
Bir kor saç içime ocaklar gibi yanayım;
Sensiz geçen bu acı rüyadan uyanayım..
Mecnûn gibi arkanda koşan kulun olayım..

Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta,
Ruhuma sisli-dumanlı bir kasvet yaymakta;
Göster çehreni ki güneş gurûba kaymakta..
Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta...

Son demde hiç olmazsa gurûbum tulû olsun,
Gönlüm ufkunun en taze renkleriyle dolsun;
Her yanda tamburlar çalınsın; neyler duyulsun..
Ne olur hiç olmazsa gurûbum tulû olsun..!


Misafir 5 Eylül 2006 10:31



Misafir 10 Eylül 2006 10:39


CEHENNEM TASLARI ve GÜL KOKANLAR

I.

Mangalda kül birakmayanlar gördüm
Mangallari kül doluydu.
Ahiret hesabinda öfkeli duranlar gördüm
Öfkeleri gül kokuyordu.
Bay-kuslar gördüm haramli, asksiz
Baska kuslar gördüm cennet kokuyordu.

II.
Insanlar gördüm, terazileri bozuk,
Kasalari haksiz,
Metreleri kirikti, kalpleri katran,
Yüzleri ikiydi,
Pek azinin iki yüzü de ayniydi
Katran ucuz, geçilecek köprü çoktu.
Yas kemale ermemisti daha
Tevbeye çok zaman vardi.
Allah zalimleri affeder miydi?

III.
Alkislayanlar ayni saftaydilar
Rizk isiymis bu, mecburmuslar
Hayat/memat meselesi ya da
Teyemmüm temizleyememisti
Gusulse sonraki zamandi.
Kalpleri katrandi, adimlari korkak
Mazlum çocuk gözyaslarini, zorla
Yine paspascilar kirletiyordu.

IV.
Harç bozuktu, piyasa laik
Halk kendine yontan keser
Doksandokuzuncu te'vildi ders
Ruhlar teraziye ayarli, terazi nefse
Alinan nefes, verilene ters
Kelle sayiyor kabzimal zaman zaman,
Mezar sayan eskiler gibi
Migdeler kiler, mürit iflah olmaz müsteri
Velhasil toprak gördüm, beton kokan
Az insan gördüm çogu kir tutuyordu
Tutulan kiri, kirli bir el yapiyor,
Insan bozuktu, yol sapiyordu.

V.
Pek az adam gördüm, inci mercandi
Can içinde bin candi, insandi.
"****** vaadlere" karsit, çabasi muhkem
Hak anlar gördüm taze hilal gibi
Yürekleri oruç/yüzleri iftar
Günleri gül kokuyordu
Dualari cennet.

VI.
Çok dost gördüm, ah keske pismani
Gözleri yas tutmuyordu
Tutmayan yüzleriydi aslinda
Mezari götürü almislardi
Zamansiz ölmüstü dostlari.
Daha direneceklerdi, kar azdi.
Fakülte kapilarini jandarma tutuyordu
Sehirde polis vardi, jop, yagmur, gözalti
Ne yapsin di/bir sürü isi yarim kalmisti.
Hemen kitaplari karistirdi/tevil aradi/sevindi
Çeliski yoktu/Ask hiç yoktu
Asayis berkemal yüzleri yine ikiydi

VII.
Vahiy, tevil sirasini bekliyordu
Cehennem; taslari ve insanlari
Tevbe dünyalik bir isti.

Izzet Saldamli


TheGrudge 10 Eylül 2006 10:46

BİR YOLCUYUZ BU GURBETTE



Biz yolcuyuz yaratılıştan haşire doğru,
Her insan mutlaka yÜrÜyecek bu yolu,
Her anı insan oğlu için imtihanla dolu,
Sabır ile şÜkretmek kazanmanın yolu.

Acılar musibetler dikenleridir bu yolun,
KÜçÜk gÜnahlarına kefareti olur kulun,
Anlasa gafil insan hiç isyankar mı olur,
O kapının eşiğinden hiç uzakta mı olur.

Seni görememek asla hiç mÜmkÜn değil,
Kör,sağır olsak da bu hiç mÜmkÜn değil,
çiçeğe bakıp seni görmeyen insan değil,
Soluk alıp da şÜkÜr etmeyen insan değil.

Bu yolculuk insanı alır, iki sona götÜrÜr,
Cennet veya cehenneme insanı götÜrÜr,
Mevla cennete şeytan ise ateşe götÜrÜr,
İnsanlık sırrına ereni,RabÂ’ bine götÜrÜr.


mydarling24 10 Eylül 2006 10:53

Bir varmış bir yokmuş;çok eskilerde, hayatın büyülü olduğu bir zamanda yaşayan bir kum tanesi varmış. Dünyadaki en büyük çölde, milyarlarca kum tanesi arasında belki de en hayâlperestiymiş!!!

O kadar hayâlciymiş ki, bir kurduğu hayâli bir daha kurmaz imiş. Çöl çok büyük olsa da yaşadığı çevre çok küçükmüş. Hep yeni şeyler yaşamak istiyormuş; fakat ne buna kuvveti yetiyormuş ne de içinde bulunduğu çevre izin veriyormuş.

Kum arkadaşlarının sayısı, onu geçmezmiş. Bunlar hayatlarını neşe ve eğlence içinde geçirip yaşamın amacını hep biraz daha mutlu olabilmek zannederlermiş.

Günlerden bir gün, onlar mutluluk hayâllerine devam ederken çölde bir rüzgâr esmiş. Ama ne rüzgâr!.. Eşi benzeri görülmemiş!.. Kum arkadaşlar, birbirlerine sarılmışlar, çok korkmuşlar ayrılacağız diye... Ağlamışlar yalvarmışlar Tanrılarına, “ne olur, bizi ayırma!” diye... Ne var ki, rüzgâr ayırmış onları , belki de bir daha bulamayacakları sekilde !..

Her biri tek başına kalmış koca sahrada...

Başlarına gelecek en büyük belâ olarak düşünmüş her biri bu olayı!..

En çok üzülen de, bizim hayâlperest kum tanesi olmuş .

Günlerce yememiş , içmemiş , gezmemiş , uyumamış. Sadece düşünmüş , düşünmüş , düşünmüş... “Acaba ne yapacağım bundan sonra?” diye sordukça açılmış,açıldıkça genişlemiş bilinci ve idrâki ...

Yalnızlığını düşünmüş; milyarlarca kum tanesi içinde yalnızmış. Çölü düşünmüş ne kadar büyükmüş! Aklının alamayacağı kadar büyükmüş!..

Hiç konuşmak gelmiyormuş içinden ,düşündükçe şaşıyormuş o büyüklüğe!..

Kendisi ne kadar da küçükmüş!..

Düşünmüş , düşünmüş , düşünmüş...Hayretlere salmış kendini .

Öyle bir hâle dalmış ki, kendi bile ne olduğunu anlamamış!..

Böylece, günler ayları, aylar yılları takip etmiş.

Bir ara kendine gelmiş; ondan sonra yalnızlığın kadrini bilmiş.

Karar vermiş “daha çok öğrenmeliyim” diye... Aramış bir bileni, günlerce aylarca yıllarca... Tek emeli bu olmuş .

Sormuş bütün kumlara “nasıl öğrenirim ?”diye . Kumlardan biri, cevap vermiş; “aradığın, bu çölde bir kum tanesi; ama istediğin her şeyi verir sana .Bütün ilim onda; yalnız,çok araman lazım!”

Bizim hayâlperest,aramaya başlamış.Günler ayları, aylar yılları kovalamış.

Neredeyse, bütün çölü dolaşmış. Rüzgâr, onu bir oraya atmış, bir buraya... Neyse ,sonunda bulmuş aradığı bilge kumu, anlatmış ona tek isteğini. Bilge kum, “bekle” demiş;”ama beklerken hiç bir şey sorma”.

Günler geçmiş aylar ,yıllar geçmiş, ne bir kelime konuşmuş ne de bir şey istemiş. Sadece susmuş, sustukça düşünmüş, düşündükçe açılmış; açıldıkça yayılmış.

Sahrayı düşünmüş; kendine göre sonsuz olan sahranın dahi bir sonunun olduğunu... Sonra dönmüş, sormuş kendine:

‘Ben kimim ?’ diye ‘Nereden geldim, nereye gidiyorum?’ ‘Niçin geldim

buraya bir kum tanesi olarak?’

Bu sorular, bilincini ve idrakini allak bullak etmiş. Yine de susmuş. Hâlini hisseden bilge kum,

‘Ne hissediyorsan o’sun sen!..’ demiş.

Önce, kavrayamamış ne demek istediğini. Rüzgâr olduğunu hayâl etmiş. Çok hoşuna gitmiş; ama hayâlleri yine de sınırlıymış o şekilde bile çölün dışına çıkamamış.

Anlamış biraz olsun, bilge kumu!..

Bir gece bilge kum gelmiş, bizimkinin yanına, “bak “demiş “yukarıya!”

bakmış ,o güne kadar bakmadığı yukarıya, inanamamış, çöl büyük; ama ne önemi kaldı ki sonsuz gökyüzünün yanında !..

Ondan sonra, devam etmiş bilge kum;

“Arama hiç boşuna dışarıda!..

Aradığın, kendinde...Özünde bulduğun da dışarıda...

Her şey sende, özünde .

Kâinât sende, özünde.!..

Bu bilge sözler, onu yine düşündürmüş. Öyle bir

hâle dalmış ki, sırf o hâl olmuş. Ne kum kalmış gözünde ,

ne çöl ne de yıldızlar... Sadece kendi kalmış; bir başına, tek başına derken, bir an

kendine gelmiş . Bakmış, bilge kuma... Yanında sanki bir hiçmiş!..

Anlayamamış O’nun bu hâlini. Bir şey de soramamış . Anlamış,

yaşadığı hâlin bilge kuma göre, sonsuzda bir damla olduğunu. Yine

beklemiş sabırla yıllarca!!!

En sonunda söylemiş bilge kum ona : ‘Alemlerin

aslı hayâldir, var olan hiçtir.Hiçin dahi varlığından bahsedilemez.

Özün özü budur; yolun sonu yokluktur.’

Bunu duyan hayâlperest kumda ne hayâl kalmış kuracak, ne de düşünce... Hepsi yok olmuş hiçlik denizinde... Kendi de yok olmuş, varsaydığı varlığı da...

HİC!!!!!



TheGrudge 10 Eylül 2006 11:02

ASLA UNUTMA
Aklını kullan bir defada olsa
Hatırlamak şuurun olsun Üç gÜnlÜk dÜnya da
Kerimine dönen yÜzÜn hep gÜler yÜzlÜ olsun
İşte yaşadın
Aşkı da gördÜn
Dostluklar gibi
Unutuldun birer birer
Keriminin kapısından başka
Kimin kapısı var yalvarmak için
Sende nankörlerden olma
Asla unutma sultanını

Adımların yorulsun onun hizmetindeyken
Gözlerin bitsin onu okurken
Dilinden dökÜlen sözler de her zaman
Rahman ve Rahim olan Allah olsun.
Dizlerin gecelerin elçileri olsun
Kıl kılabildiğin kadar
Yeter ki
O secde
Göz yaşlarınla ıslansın
Kalbinde bir tek korku olsun
O da
Son anda
İmanınla gidememek es-selam olan ALLAHA
Kendini her zaman sıfır kabul etki
İmanına olan iştahın açılsın
Aşkı tat damarlarındaki kanda
Kork
Kork ki
Alnın açık başın dik çıkasın evrenin sultanının karşına


mydarling24 10 Eylül 2006 11:41

Beyazıt Meydanı`ndaki Ölühttp://www.istanbul.net.tr/images/design/kolon_y_kare.gifBir ölü yatıyor
on dokuz yaşında bir delikanlı
gündüzleri güneşte
geceleri yıldızların altında
İstanbul`da, Beyazıt Meydanı`nda.
Bir ölü yatıyor
ders kitabı bir elinde
bir elinde başlamadan biten rüyası
bin dokuz yüz altmış yılı Nisanında
İstanbul`da, Beyazıt Meydanı`nda.
Bir ölü yatıyor
vurdular
kurşun yarası
kızıl karanfil gibi açmış alnında
İstanbul`da, Beyazıt Meydanı`nda.
Bir ölü yatacak
toprağa şıp şıp damlayacak kanı
silâhlı milletimin hürriyet türküleriyle gelip
zaptedene kadar
büyük meydanı.

Nazım Hikmet


kamyon 12 Eylül 2006 02:54

Affeder misin? ALLAH'IM


Yüklensem günahlarimi sirtima
Tüm mahcubiyetimi alsam yanima
Biraz da utanc duyarak kapina
Gelsem affeder misin Allah´im ?..
Gözlerim dolu yaslarla
Günahlarimin verdigi pismanlikla
Ama beni affedecegin umuduyla
Gelsem beni affeder misin Allah´im ?..
Verecegim hesabin korkusuyla
Benden geriye kalmis günahlarin tortusuyla
Ama Rabbim sana duydugum büyük askla
Gelsem beni affeder misin Allah´im ?..
Hatalarimi bilsem de bas koydum yoluna
Sen cok affedicisin bagislayicisin ama
Benim de günahlarim cok fazla
Böyle iken Gelsem kapina affeder misin Allah´im?..
Belki yüzüm yok gelmeye
Ama baska yerim yok gitmeye
Kalbimde ki sonsuz sevgimle
Gelsem beni affeder misin Allah´im ?..




TheGrudge 12 Eylül 2006 04:53



Sana geliyorum Allah'ım


Sana geliyorum Allah'ım
Bütün günahlarımla.
Masum bir çocuk gibi.
Ne olur kabul et beni.

Gözlerimde yaşlar seller gibi
Günahlarım çok dağlar gibi.
Yanında bana da yer var gibi.
Koşarak sana geliyorum ya Rab'bi

Yüreğimde bir büyük aşk.
İlahı aşk diyorlar tanımına
Başka aşklarda var ama
Ben sana senin aşkınla geliyorum ya Rab'bi

Affet bu kulunu hatası çok büyük.
Günahlarım sırtımda kambur oldu,bir yük.
Artık dayanacak gücüm kalmadı bitiyorum.
Bütün varlığımla sana geliyorum ya Rab'bi

Dünya bir sınav merkezi.
Sen sınava tabi tutuyorsun herkesi.
Bu cahil kulun elinde zayıflarla dolu karnesi.
Düzelteceğemi söz vererek yanına geliyorum ya Rabb'i

Ellerim göğe açık dualar ediyorum.
Beni affedeceğini bilip sana sığınıyorum.
Son nefesimi imanla veriyorum.
Geliyorum Allah'ım Sana geliyorum..


mydarling24 12 Eylül 2006 09:43

Senin hasretindir YA RASUL
SENIN HASRETINDIR YAKIP KÜL EDEN
SENDEN COK UZAKTA BU BEDEN

SENI GöRMEKTIR HAYALIM
GöRÜYORSUN ELBET BENIM HALIM

ILLAKI COK KUSURLARIM VAR
SEN RAHMET EYLE EY GÜZEL =YAR=

NAPAYIM BU DÜNYAYI SENSIZ
DÜNYAM TUZSUS,SEKERSIZ COK SESSIZ

öZLÜYORUM SENI,DINMEYEN öZLEM BU
OLURUM INSALLAH SANA LAYIK (YA HU)

SENI COK SEVIYORUM YA RASUL
Senin hasretindir YA RASUL




arwen 13 Eylül 2006 02:22

İmanın tohumu beş vakit namazdır




İmanın tohumu beş vakit namazdır,
müslümanım diyen, kılsa gerektir.

Namazın lezzetini duyamayanlar,
ruhunu tedavi, etse gerektir.

Bilmek istersen kim, necat bulmayan,
namaza hiç ehemmiyet vermeyen!

Mizan terazide hayrın bulmayan,
ezanı işitip, gelmeyenlerdir.



Emirhan54 13 Eylül 2006 02:43

Allah razi olsun güzel siirlerini bizlen paylastigin icin


Misafir 13 Eylül 2006 10:11

Sevdim Seni

Sevdim seni hep canlara cânân diye sevdim,
Bir ben değil, âlem sana kurbân diye sevdim.
Ecrâm-u felek, levh-u kalem mest-i nigâhın,
Dîddârına âşık Ulu Yezdân diye sevdim...

Mahşerde nebîler bile senden meded ister,
Gül yüzlü melekler sana hayrân diyesevdim...
Aşkın ile buhurdan gibi tütmede bu kalbim,
Sensiz bana Cennet bile hicrân diye sevdim...

Tâ Arş'a çıkar her gece âşıkların âhı,
Asilere lûtfun yüce fermân diye sevdim...
Dağ kalbime bir lâhzacık ey nur-i dilâra,
Sevdânı gönül derdine dermân diye sevdim.

Bülbül de senin bağrı yanık âşık-ı zârın,
Feryâd bütün âteş-i sûzân diye sevdim...
Hûriler ezelden beri şeydâ-yi cemâlin,
Yanmıştı sana "Yusuf-ı Ken'ân" diyesevdim...

Evlâd'ü ıyalden geçerek Ravzâna geldim
Evsafını medh etmede Kur'an diye sevdim.
"Kıtmîr"inim ey şâh-ı Rüsûl kovma kapıdan,
Alemlere rahmet dedi Rahmân diye sevdim..
Şeydâ kuluna eyle nazar merhametinle,
Bir lâhza nazar en büyük ihsân diye sevdim...



kamyon 16 Eylül 2006 23:35

!!Kadir Mevlam!!


Özenerek yaratmışsın evreni,
Bir ustasın, marifetin var senin.
Besmeleyle döndürürsün devranı,
Akla sığmaz çok hikmetin var senin.

Esirgeyip bağışlarsın kulunu,
Gösterirsin sır çözmenin yolunu,
Çamurdan yarattın insanoğlunu,
Karar senin, zarar senin,kâr senin.

Nebilere kendini göstermişsin,
İman eden gönüllere girmişsin,
Kullarına her meyveyi vermişsin,
Kadir Mevlâm bol nimetin var senin.

Vahiylerle müjdeler duyurmuşsun,
Dört kitabın dördünde buyurmuşsun,
Kıldan bile ince köprü kurmuşsun,
Kevser senin, huri senin, kor senin.

Efil efil estirirsin yelleri,
Dikeninde açtırırsın gülleri,
Rahmetinle ıslatırsın yerleri,
Rüzgâr senin, yağmur senin, kar senin.

Zeki Çalar der ki: Ezelden beri,
Sana açık inananın elleri.
Kadir Mevlâm, duy yakaran dilleri!
Huzurunda hesap vermek zor senin.
Zeki Çalar


arwen 19 Eylül 2006 03:16

Kim istemezki Aşereyi mübeşşereden olmayı
Cennetle müjdelenenden olmak için değil
Sonun sonuncusuda olmak ne büyük nimet olurdu
Seni görmek ne büyük devlet olurdu ey devletlim benim
Seni görenleri görmek, görenleri görenleri görmek
silsilenin en son halkası ben olsamda görenleri görmek sevenleri sevmek övenleri övmek daha ne servet isterimki bunlar cana nimet
Sonunda burda olmasada bir umutta olsa varya seni orda görmek
Havzının başında ümmetinin susuzluğunu giderip şefaat edeceklerini sancağının altında toplarken o ne güzel gölgedir o ne güzel serinliktir
Sana yanmak kadar değilsede o ne alevdir şefaat gölgenin düşmediği mahşer meydanı
Ya Resulallah şefaatına inanmıyanları nasıl ikna edebilsekte onlarda senin şefaatinin ne büyük nimet olduğunu anlayabilselerde şefaatini anlatabilmek için mücadele etseler
Rabbimin ben gizli bir hazineydim bilinmek istedim demesindeki hazinenin en güzel mücefferlerinden birinin herhalde sana verdiği senin hatırına dostlarına verdiği şefaat mücefferi olsa gerek
Çünki senin Cemalini görme nimetine bizler kulluğumuzla değil ancak senin rahmetinle ikramın olan Habibinin şefaatında uımuyoruz
Hani fakiri sevindirmek için bineğini kaybettirip sonra buldururmuş ya
Bizde nefsimizle baş başa bırakıp günah bataklarında bocalarken
tövbe etmemizi nasip edip seyyiatımızı Hasenata çevirmiyormu
Ne büyük hazinedir affımız için verdiği müsade ve tövbeye meyleden kalp
Kalbimin yönünü kendine çeviren Allaha Şükrederim o ne güzel vekildir o ne güzel şefaatçıyı şefaatçıları bize vekil etmiştir neylerse güzel eyler sırrıyla
Şefaat ne büyük rahmettir onunla dirlir ölü gönüller


kamyon 19 Eylül 2006 21:27

ÖLÜM GELİNCE


Ey Azrail, gözlerim fersiz, sözlerim yersiz,
Ecelim gelir gelmez, yakaladın habersiz?

Keşke birkaç yıl önce, bir haber gönderseydin.
Rüyalarıma falan bir kez giriverseydin.

Mal mülk sevdası ile dünyadan kopamadım.
Çok özür diliyorum, hazırlık yapamadım.

Alamadım yanıma para pul, ne de bavul.
Uyudum horul horul, ne zil duydum, ne davul.

Yaşım yetmiş olsa da, kanım hep fıkır fıkır,
Bu cümbüşlü âlemi, gönlüm nasıl bırakır?

Derler de inanmazdım, yaş yetmişse iş bitmiş.
Anlamadım bunca yıl nasıl da geçip gitmiş

Lütfen birazcık bekle, sana yalvarıyorum.
Eceli tehir için, bir çare arıyorum.

Yıkıldı hep düşlerim, yarım kaldı işlerim.
Altından olacaktı, şu protez dişlerim.

Seneler sonra ancak, voleyi vurabildim.
Hortumlar sayesinde, ayakta durabildim.

Gayet ucuza sattım, şerefin kilosunu,
Ancak böyle kazandım, şu uçak filosunu.

Çocuklarımın hepsi, birer vampir yarasa
Ölmemi bekliyorlar konmak için mirasa

Arkamdan dökülecek, iki damla gözyaşı.
Dikilecek belki de, yaldızlı mezar taşı.

Katafalka koyarak cenazem kokutulur
Kırkıncı günü diye mevlitler okutulur.

Musikiyle karışık, bir ilahi aryası.
Mevlit bitince başlar, dedikodu furyası.

Düzenbaz kodamanlar, köşeleri döndüler
Bir yoksuldan indiler, ötekine bindiler

İrtica yobaz diye yaygara tutturdular
Dine afyon diyerek, bizlere yutturdular

Düzenin kuklaları ekranlara çıktılar
İlâhiyat adına, dinimizi yıktılar.

Âlim zalim karıştı, renkler hiç seçilmiyor,
Her yer mezhepsiz dolu; zındıktan geçilmiyor.

Bu cinnet kervanına, nice prof katıldı.
Ne vicdanlar satıldı, din sokağa atıldı

Dünyayı gezdim ama, daha hacca gitmedim
Alnım secde görmedi, hiç ibadet etmedim

Dinden habersiz nefsim, olmadı hiç terbiye
Haram falan dinlemez; tutturur hep ver diye.

Çok gafil yakalandım, hazırlığım hiç yoktu,
Dini öcü bilirdim, camiye karnım toktu.

Ecel gelip çatınca, katiyen beklemiyor.
Vade dolunca artık, saniye eklemiyor.

İşte bunlar boş geçen, bir ömrün hikayesi.
İbret alanlar için, pişmanlığın son sesi.




BİZ BÖYLE OLMAMALIYDIK..

Allah denince yaşarmalıydı gözlerimiz
Resul ismini duyunca Kor düşmeliydi yüreğimize
Biz böyle olmamalıydık
Bizi görünce İslam hatırlanmalıydı
Merhamet gelmeliydi
taş kesilmiş kalplere
Dinleyince vuslatımızı inanmayanlar
gözleri dolmalıydı
Biz böyle olmamalıydık
Biz böyle olmamalıydık
Nerde bir zulüm duysak
Aslan kesilmeliydi ruhumuz
Bir düşkün görseydi şu kör gözlerimiz
Akrepler sokmamalıydı ceplerimizi
Biz böyle olmamalıydık
Ağzımızda doksan dokuz
ismi olmalıydı Allah´ın
Gıybetten başka bir işe
Yaramayan dilimizde
Resul´un sözleri olmalıydı
Biz böyle olmamalıydık
Radyolarda isyan türküleri değil
Bizim sevdamızın türküleri çalmalıydı
Televizyonlar mazlumu konuşmalıydı
Mazlumu anlatmalıydı
Ama biz böyle olmamalıydık
Ecdadımızın kemikleri
Sızlamamalıydı mezarlarında
Hz. Hazma baktığında bize
Gökler ağlamamalıydı
Hz.Hüseyin´in damlamamalıydı
Kanı Kerbela´da
Biz böyle olmamalıydık
Küçük Muhammed ölmemeliydi
Babasının kucağında
Filistinli kız utanmamalıydı bizden
Ölüme açmamalıydı gözlerini
Yeni doğan bebekler
Biz böyle olmamalıydık
Kafkas kartalları özgürce
Uçmalıydı gökyüzünde
Zehraların, Zeyneplerin,
Bekirlerin, Muhammedlerin
Gözleri umutla bakmalıydı yarınlara
Biz böyle olmamalıydık
Bu davayı böyle yalnız koymamalı
Bu davayı böyle bırakmamalıydık

BİZ BÖYLE OLMAMALIYDIK
OLMAMALIYDIK!..


HÜMEYRA KADIOĞLU


arwen 21 Eylül 2006 23:46

Sana geliyorum Allah'ım
Bütün günahlarımla.
Masum bir çocuk gibi.
Ne olur kabul et beni.

Gözlerimde yaşlar seller gibi
Günahlarım çok dağlar gibi.
Yanında bana da yer var gibi.
Koşarak sana geliyorum ya Rab'bi

Yüreğimde bir büyük aşk.
İlahı aşk diyorlar tanımına
Başka aşklarda var ama
Ben sana senin aşkınla geliyorum ya Rab'bi

Affet bu kulunu hatası çok büyük.
Günahlarım sırtımda kambur oldu,bir yük.
Artık dayanacak gücüm kalmadı bitiyorum.
Bütün varlığımla sana geliyorum ya Rab'bi

Dünya bir sınav merkezi.
Sen sınava tabi tutuyorsun herkesi.
Bu cahil kulun elinde zayıflarla dolu karnesi.
Düzelteceğemi söz vererek yanına geliyorum ya Rabb'i

Ellerim göğe açık dualar ediyorum.
Beni affedeceğini bilip sana sığınıyorum.
Son nefesimi imanla veriyorum.
Geliyorum Allah'ım Sana geliyorum..


Misafir 22 Eylül 2006 11:25

Bizden Selam Götürün
Bizden Selam Götürün

Yağan Nur-i Hüdaya
Merve ile Safa’ya
Muhammed Mustafa’ya
Bizden selam götürün

Yalvarıp Rabbimize
Dualar edin bize
Muazzam Kabe’mize
Bizden Selam götürün

Her yönelen Allah’a
Çıkar nurlu sabaha

Al-i Rasülullah’a
Bizden selam götürün


*****

Cürmüm İle
Ey rahmeti bol padişah

Cürmüm ile geldim sana

Ben eyledim hadsiz günah

Cürmüm ile geldim sana



Rahman Allah Rahim Allah

Tüm dertlere derman Allah

Ben eyledim hadsiz günah

Cürmüm ile geldim sana



İsmin gani Gaffar iken

Ayp örtücü Settar iken

Kime gidem sen var iken

Cürmüm ile geldim sana



Senden uzak kaldım heman

Ettim hata gizli ayan

Vurma yüzüme el aman

Cürmüm ile Geldim sana


Misafir 24 Eylül 2006 00:57

"Hani sözvermiştik alemi ervahta;
Bela demiştik elestübirabbikum sualine
Yaratıcı rızık verci ve yegane kanun koyucu olarak Allah'ı
Önder olarakta Onun Resulünden başkasını tanımayacaktık!


Hani sözvermiştik Erkamın evinde;
Hangi şart ve ortamda olursa olsun
İlayı kelimetullah misyonunu yürütücek,
Musibetlerden yılmayacak,hiçbir tehditten korkmayacaktık
Ve gerekirse ölümlerin en güzeline talip olucaktık!

Hani sözvermiştik Akabe Tepesinde;
Kendimizi ve ailemizi koruduğumuz gibi
Kanımızla,canımızla ve malımızla
Koruyacaktık Rasulullah'ı

Hani sözvermiştik Akabe Tepesinde;
Doğru olan herşeyde Rasule itaat edecek
Rabbani davayı elden ele,gönülden gönüle
Balçıkla sıvanmayan hakikat güneşini,
Cihatsız ve şehadetsiz bırakarak lekelemeyecektik!

Hani sözvermiştik Medinede;
Hani sözvermiştik dünya kardeşliğinin
Engüzel teşekkül etmeye başladığı Medinede;
Kıyamete kadar tüm müslümanlar kardeştir
Ve bizler ve bizler muhakkakki mü'minler kardeştir
Fermanı ilahisine gönülden bağlanacaktık
Vücudun azaları gibi birbirimizin derdiyle dertlenip
Sevinçlerine ortak olucak
Komşusu açken tok yatan bizden değildir düsturuna
Evrensel komşuluk bildirisine
Kardeşliğin en ateşiği olarak bakıcaktık!

Hani sözvermiştik Rıdvanda;
Başımızı tutamayan ellerimizi kökünden kurutucaktık
Nemlenmemiş bir gözü,
Yara almamış,çile çekmemiş bir bedeni
Mevlaya sunmayacaktık
Mücadelesiz ve vuslata özlemsiz geçen birgünü
Yaşanmamış kabul edip
Doğarken nişanlandığımız ölümle
Cihat masasında,şehadet gömleğini giyerek
Nikahlanacağımız günün hasretiyle yanıp tutuşacaktık!

Hani sözvermiştik;
Ayaklarımızı vura vura Mekkeye girdiğimizde
Dinime,namusuma gözdiken zalimler tekrar işbaşına gelirse
Mukaddes beldelere ebreheler tekrar saldırırsa
Mevlamızın ebabil kuşları olmaya talip olacaktık!

Hani sözvermiştik Rasulullaha;
Cahiliyye adetlerini birdaha diriltmemek üzere kökünden kurutucaktık
Miras bırakılan emanetlere sımsıkı sarılıcak
Ahkamı-Kur'aniyi tüm dünyaya hakim kılacaktık!

Ahde vefa gösteremedik Allah'ım;
Zihinlerdeki hatırasını çoktaan silmiştik
Şehadet mi?çok uzaktı bizden
Tanımıyorduk onu
Sözlüklerimizden bile çıkarmıştık
Çile çekmeye yanaşmadık
Öyle eğildik,öyle eğildik ki;
Doğrulacak ne bir belimiz
Kaldıracak ne bir başımız kaldı!

Utanıyoruz Allah'ım;
Nemlenmemiş bir gözle,yara almamış bir bedenle
Huzuruna varmaya utanıyoruz!

Ahde vefa gösteremedik Allah'ım;
Bunu biliyoruz
Ama şunuda biliyoruz ki;
Rahmet deryanda ufacık bir damlayız
Yüzümüz yerde ama ...
Affet Allah'ım, Affet Allah'ım, Affet....
"


kamyon 24 Eylül 2006 01:40


Bu ülkenin okullarında çok şey öğrendim...
Eklembacaklıları bile!
Solon'un kanunları için, kaç gecemi feda ettim...
Ve kilolarca kitabın seneler süren hamallığı...
Hesapta eğittiler bizi.
Ama eğemediler.
***
Yıllar geçti...
Çok şeyin hesabını yaptım inceden inceye...
Sinüsler, polinomlar hiç işime yaramadı.
Ben birşeyler arıyordum.
Gerçeği arıyordum.
Gerçek O'ndan ibaretti.
O'nu öğretmediler.
***
Sonra...
Bir aydınlık...
Bindörtyüzküsur sene evvel.
Buldum.
Gerçek sevgilinin sevgilisi...
Birden...
Bir cesaret, bir cesaret...
Dedim ki kendime;
"O'nun çektiği sıkıntının bir zerresine katlansak, dünya dize gelir..."
***
Ve sonra...
Ya Allah, Bismillah...
O'nun sevdasına tutunup çıktık meydana.
Biz kaç asırdır hep galip başlamışız mücadeleye...
Şuurumuzun hakim edasından korkmuşlar meğer...
***
O'nu öğretmediler...
İnsanların Efendisinden, bahsetmediler hiç, bu ülkenin okullarında...
Ama öğrendim... Geçte olsa azda olsa öğrendim şimdi O'ndan tek şey istiyorum ''şefaat ya resulullah''




Ramazan güzeldir


Ramazan güzeldir
Dindar olmasan da güzeldir Ramazan.
Iskalanmaması,
tadına varılması gereken çok özel bir dönemdir.

Ramazan;
sıcak pide kuyruğundaki sabırsız bekleyiştir.
Posta kutunda davulcuların fotoğraflı ilan savaşları;
elinde tokmak, kapına dayanmış bıyıklıdır.
Eski günlerdir;
anneannendir, dedendir,
oradan oraya koşturan aç annendir.
Gün doğumuna yakın; uykulu gözlerle içtiğin çay,
televizyondaki Türk filmi, radyodaki türküler ve
oyun havalarıdır.
Gün batımın yakın; mutfaktan gelen mis gibi kokular,
tertemiz masanın üzerindeki zeytin tabağı, beklediğin ezandır.
Alış veriş sonrası verilmiş imsakiye,
abur cubura uzun aradır.
Minarelerdeki renkli floresanlar,
akşam sokakta atılan volta,
ciğerin en derinine çekilmiş dumandır.
Yetişilememiş bir iftar, uyanılamamış bir sahur,
erken kopartılmış bir lokma ekmektir kimi zaman.
Bir ortaklık duygusudur Ramazan.
Yalnız, yapayalnız olmadığının duygusudur.
Hep birlikteliktir.



Acıya, sıkıntıya beraber katlanma,
ödülünü de beraber paylaşmadır.
Çevrende onca gönülle aç kalmış insan varken,
“sizinleyim – ben de yemiyorum !” dur.
Arkasından gelen bayram,
öpülen eller, açılmış kollar,
belki bir daha asla olamayacak sımsıkı kucaklaşmalardır.

“İyi dilekler”dir Ramazan

Yüzyıllardır süregelen bir paylaşma dönemini ıskalamayın.
Dindar olmasan da,
tek dua bilmesen de
çok güzeldir Ramazan.

Tadına varın...


kamyon 27 Eylül 2006 01:29



kamyon 1 Ekim 2006 05:47

İstiğfar eyle


Kötülükten kaç
İstiğfar eyle
Ellerini aç
İstiğfar eyle

De ki Allah bir,
Nurlansın kabir
Yıkılsın kibir
İstiğfar eyle

Allah’a dayan
Nur ile boyan
Ölmeden uyan
istiğfar eyle

Büyüktür Hâlık
Gel huzura çık
Kapısı açık,
İstiğfar eyle

Şehadet getir
Hak yoluna gir
Kalmasın hiç kir
İstiğfar eyle

Herkese kanma
Vakit var sanma
Ateşte yanma
İstiğfar eyle

Aman arkadaş
Nefsinle savaş
Akıt gözden yaş
İstiğfar eyle

Akla güvenme
Malla övünme
Sonra dövünme
İstiğfar eyle

Günahı gizle
Eceli gözle
İhlâslı sözle
İstiğfar eyle

Pişmanım derken
Dua ederken
Göçüp giderken
İstiğfar eyle

Boynunu hep bük
Kibir ağır yük
Ancak Rab büyük
İstiğfar eyle

Can sıkılınca
Naçar kalınca
Namaz kılınca
İstiğfar eyle

Kimseyi yerme
Hor hakir görme
Hiç mola verme
İstiğfar eyle

Çatma kaşını
Eğdir başını
Dök göz yaşını
İstiğfar eyle

Dua et inle
Nasihat dinle
Kalbden dilinle
İstiğfar eyle

İstersen felah
Kalmasın günah
Demeden eyvah
İstiğfar eyle

Deme vakit var
Gel ol tevbekâr
Ölme günahkâr
İstiğfar eyle

Gitme ağyâre
Durma avâre
Her derde çâre,
İstiğfar eyle

Batıllardan kaç
Hakka kucak aç
Giymek için taç
İstiğfar eyle

Gaflete dalma
Beddua alma
Saçını yolma
İstiğfar eyle

Deme bana ne
Bulma bahâne
Olur şahane
İstiğfar eyle

Söyleme hiç kem
Halkı etme zem
Herkese elzem,
İstiğfar eyle

Hiç gönül yıkma
Kendini yakma
Dilden bırakma,
İstiğfar eyle

Arayan bulur
Murâdın alır
Ne güzel olur
İstiğfar eyle

Tevbe zırhı tak
Kalbin olur pak
Her gün muhakkak
İstiğfar eyle


Haktan ayrılma
Ucba kapılma
Boşa yorulma
İstiğfar eyle

Bakıp görürken,
Yolda yürürken
Eve girerken
İstiğfar eyle

Câhile sorma
Yanına varma
Ele duyurma
İstiğfar eyle

İşte selamet
Tevbe ganimet
Ne büyük nimet
İstiğfar eyle

İstersen Cennet
Ol Ehli sünnet
Getirme cinnet
İstiğfar eyle

Etme suizan
Düzelsin iman
Her yerde her an
İstiğfar eyle

Batıla gitme
Halkı incitme
Hakkı reddetme
İstiğfar eyle

Söz dinle biraz
Etme itiraz
Ne güzel niyaz
İstiğfar eyle

Günahını bil
İzlerini sil
Kurumasın dil
İstiğfar eyle

Yol tutma ayrı
Bırakma hayrı
İnsaf et gayrı
İstiğfar eyle

Bir engel çıksa
Sıkıntın çoksa
Çaren de yoksa
İstiğfar eyle

Ne güzel zikir
Olmazsın hakir
Kalmazsın fakir
İstiğfar eyle

Fâsıkları geç
Sâlihleri seç
Ölürsün ergeç
İstiğfar eyle

Kimseyi üzme
Günahta yüzme
Abdestsiz gezme
İstiğfar eyle

Kimseye kızma
Kuyusun kazma
İşini bozma
İstiğfar eyle

Devadır derde
Evde seferde
Her an her yerde
İstiğfar eyle

Tasavvuf yolu
Müjdeler dolu
Gel Hakkın kulu
İstiğfar eyle

Kitap seçerken
Ölçüp biçerken
Konup göçerken
İstiğfar eyle

Hakikati duy
Âlimlere uy
Ne de güzel huy
İstiğfar eyle

Yüksekten uçma
Tevbeden kaçma,
Gelmesin saçma
İstiğfar eyle

Ağrın dinerken
Çıkıp inerken
Dilin dönerken
İstiğfar eyle

Şimşek çakarken
Çile çekerken
Sesin çıkarken
İstiğfar eyle

Henüz yaşarken
İşe koşarken
Sabrın taşarken
İstiğfar eyle

Haramı tatma
Gafletle yatma
Sakın unutma
İstiğfar eyle

Ezme de ezil
Üzme de üzül
Denmesin rezil
İstiğfar eyle

Bu dünya fâni,
Ölenler hani?
Bırakma mâni
İstiğfar eyle

Biter ömrümüz
Gidelim dümdüz
Gece ve gündüz
İstiğfar eyle

Malın mı kayıp?
İşin mi ayıp?
Nefse uymayıp
İstiğfar eyle

İman ile git
Kesme hiç ümit
Hak sözü işit
İstiğfar eyle

Henüz ölmeden
Şeytan gülmeden
Ecel gelmeden
İstiğfar eyle

-------------------------------------



(yunus emre)


mydarling24 3 Ekim 2006 08:51



Ölüme Dua

Suçum neydi, nasıl günah işledim,
Bu dertleri reva gördün Allah’ım.
Genç yaşımda hep ağlattın, inlettin,
Al canımı niye verdin Allah’ım.

Dünyan oldu sanki bana cehennem,
Ne yapayım yaralandı şu sinem,
Boyun büktüm kaderime bağ eğem,
Sen uzattın yere serdin Allah’ım.

Karanlık geceler bitmek bilmiyor,
Şükrediyom sonu neden gelmiyor,
Ölüm desen rızan yoksa olmuyor,
Beni ateşinle sardın Allah’ım.

Bir dindirsen içimdeki sızıyı,
Unutturdun, ana, kardeş, bacıyı,
Dermen dedim, sürdün, sürdün acıyı,
Öldür artık, öldür, öldür Allah’ım.



Tükeniş ve Dua

Ömrümün yılları bitti bitecek,
Zalimin çilesi durmak bilmiyor.
Yaranamadım bir türlü O’ na,
Ne yapsam ne etsem .
Doymadı gözleri,
Yüzü gülmüyor.
Bir gün bile olsa huzur vermedi.
Hep şikayet etti,
Yüzü gülmedi.
Ufkumu kararttı,zindan eyledi,
Konuştukça azdı,
Azdı,azdı,isyan eyledi.

Güne başlatmadı bir gün huzurla,
Hep mazeret....
Hep bahane...
Bulamadım bir çare,bir çıkış yolu,
Aklıma geldikçe bunaldım durdum.


kamyon 8 Ekim 2006 07:00

UZAT ELLERİNİ



Senin kokun güldür nebi,senin sesin bülbül
Cemalin nurludur ve senin sevgin sonsuz
Hangi göz bakar ki sana olmadan meftun
Sevginden viran olmuş yürekler düşmüş yorgun
Sevgili bu gönüller sana sevdalı,sana vurgun


Ümitler sende,yürekler sende,sevinçler sende
Tütüyor duman duman hasretin yüreğimde
Duasın hece hece,dökülen bu dudaklarda
Bizler çok uzak düştük senin mübarek dudaklarına
Özlemimiz bitsin,dinsin gözyaşlarımız diye,düştük yollara


Uzat ellerini efendim,al bizleri de yanına
Burcu burcu yaşlar akar özleminden gözlerim
Şimdi seni anar seni söyler anlatır her sözlerim
Senin şefaatine daima nail olmaktır dileğim
Coşkun denizler gibi sevdalı bu bedenle sana bir an önce gelmeyi isterim


Efendim…Gül Muhammedimiz(S.A.S) gülümüz,gülşenimiz
Gönlümüzün dermanı yaramızın ilacı
Sana anamız,babamız feda olsun diyen sahabenin sözüyle
Cemalini görme arzusuyla yanan aşıkların yüreğiyle
Sana dua eden cennet bahçesinin gülü dediğin çocuğun diliyle
Sesleniyoruz sevgili,anlatamaz bu kelimeler sana olan sevgimizi…


Ama bir zerrecikte olsa belki ifade eder şu elemimizi
Koşarak geliyorum her adımda bin bir heyecan var
Bir köşeye çekilmiş senin için ağlayan var
Semalar arasına çınlatacak kadar bir figan var


Yalvarırım sevgili uzat ellerini
Uğramasın sana hiçbir zaman hüzün yelleri
Şimdi sana sunuyorum Ey Nebi hasret güllerimi
Yokluğuna can dayanmaz,uzat ellerini
Sevdan öyle öyle sevda ki yakar beni Ey Nebi


Sevgili,ey sultanlar sultanı,canlar canı
Kalmadı gözümde artık dünya sevdası
Bekliyorum sabırsızlıkla sana vuslat anını
Yalvarırım sevgili Uzat Ellerini


Ben ağlarım,sabah ağlar,gece ağlar,zaman ağlar..
Bu gurbet ellerde kim bilir yaşayacağız daha ne kadar
Baharlar çalmaz kapımızı,sevgili kışlar etti bizi mahkum
Sensiz kan ağlar,mübarek topraklarında her mazlum
Senden medet ister,dua ister,şefaat ister her vakit
Ey yetimlerin duası,ey sevdaların edası yalvarırım;UZAT ELLERİNİ!...


kamyon 12 Ekim 2006 06:58

YA RESULALLAH


Acep ne olacak halimiz mahşerde
Herkes can baş derdinde
Gel götür bizi cennete
Neredesin Ya Resulallah

Kapına dayandım ya sultan
Bul derdime bir derman
Temizle şu kalbimi karanlıktan
Neredesin Ya Resulallah

Kalplerin canı gönlÜmÜn huzuru
Kaşın hilal gözlerin bir ahu
YÜzÜn derya ellerin gÜl kokusu
Neredesin Ya Rasulallah

Ilık ılık esersin kalplerde
Yüzün nurdur tenin güllerde
Sevgin bÜyÜdÜ dağ oldu kalplerde
Neredesin Ya Rasulallah

Sevda içinde yanıyor sana yüreğim
Canımın canı yüreğimin nuru efendim
Gel ne olur sensiz bu cehennemdeyim
Neredesin Ya Rasulallah


Misafir 13 Ekim 2006 19:55

Seher Vakti Bülbüller

Seher vakti bülbüller
Nede güzel öterler
Açınca tüm çiçekler
Birlikte zikrederler
Aman Allah illallah
Dertlere derman Allah
Gönüle şifa veren
Lailahe illallah

Akşam olur giderler
Boyun büker çiçekler
Kim bilir ne söylerler
Feryad eder bülbüller
Aman Allah illallah
Dertlere derman Allah
Gönüle şifa veren
Lailahe illallah

Onlarda bütün dertler
Yine de şükrederler
Salat selam söylerler
Beytullaha giderler
Aman Allah illallah
Dertlere derman Allah
Gönüle şifa veren
Lailahe illallah



Saat: 20:44
Sayfa 5 / 11

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık