![]() |
Gitmeler Çok Kolay Bu gitmeler bu kadar kolaylaştı Yüreğinden gelen tek bir kelimeye muhtaç kalıyorum bazen Kendimi bulmak istiyorum gözlerinde kaybolmak değil Acımazlıklar sarıyor yüzünü ve yanıyor yüreğim Eriyor bedenim çalan parçaların kemanında Yaslar süzülüyor gözlerimden akıyor yavaş yavaş ve damlıyor boşluklara Görülmemeye mahkum kalan gözyaşlarım bitmek bilmiyorum Nefes almak zorlaşıyor haykıramıyorum o yüreğine duysun beni diye Olmuyor hayat ve aşk cok zor bu dünyada Mutluluğu yakalamak başka bir yürekte gözde |
Yokluğun her dakika ölüm demek gitme kal Hasretim daha yüz yıl dinmeyecek gitme kal Yetişir senden uzak yıllardır kahroldugum Ayrılma hiç yanımdan mahşere dek gitme kal http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifÜmit Yaşar OĞUZCAN |
Giderim Zoruma gidiyor böyle yaşamak Sana mahkum olmam,çeker giderim! Ne huzur bıraktın,ne dost yanımda Dostumla,düşmanı,seçer giderim! Teselli ararken,meylerde,şişelerde Bak dilenci oldum,sızdığım köşelerde Bu perişan halim,şimdi dillerde Sevdamı,sevdanla içer giderim! Zoruma gidiyor,senle yaşamak Sanma ki ben sensiz çöker giderim! Sana birkaç mısram,hatıra kalsın Gözyaşım kalemden döker giderim..! M.Levent ÖZGEÇ |
Ölmek Kolay Mı Sandın? bir gün bir yerde senle olacağım omuzuna yaslandığımda tutamadığım ve seni sevdiğimi söyleyen gözyaşlarım ile sen aldırmayacaksın belki de sonsuz bir sevgi ta şuramda kalbimde ama sen çoktan bitirmiştin ve gurur denilen o hain duyguyu sokmuştun koynuna ve ben benliğim ile yok olmuştu seni o kadar çok severken sensiz bir hiç olduğunu düşünen şu beynim artık bitti dercesine eline aldığı son silahı elim ”çek tetiği” diyen hislerim beni bir anda vurdu ve acılar bitmişti o an için ama ama arkamda bıraktığım bir çift gözyaşları onlar da bir süre sonra unutacaklar ve onun hatası yapmasaydı delilik diyecekler bilmezler ki neden yaptığımı zaten platonik bir aşktı benimkisi şimdi sonsuza kadar ruhum bedenimden ayrıldı ve sonsuza kadar senin içinde olacağım sen istemesen bile ve senin kalbini göreceğim hissettiklerini ben de hissedeceğim artık yalan ve gerçekler ortada olacak ne sen benden kaçabileceksin ne de ben bir hata uğruna yaptığım ölümden geri dönebileceğim işte seni o kadar çok sevdim ki bir an olsun bırakamam ve sevmediğimden değil seni kaybetmekten korkarım şimdi çoktan bitti ve artık seni kaybetmek bile koymayacak bana ben artık yaşamıyorum ve ben bedensiz ama olmayan sensizlik içindeyim Nevzat Aslantekin |
Fark Bir çocuk sıcacık simitlere iç geçirerek bakarken Bir delikanlı son model arabayla geçti Çocuk iç geçirdi Delikanlı vites değiştirdi Çocuk çaresiz giderken Delikanlı hız yaparak döndü Bir adama çarpmamak için aniden kaldırıma çıktı simitçiye ve çocuğa çarptı Çocuk mis gibi simitleri Burnunun dibinde buldu Kokladı, kokladı, ölmeden önce. Ahmet Ünal Çam |
gitmek... en kolayıdır her zaman gözyaşını bırakır gidersin kurur bir gül kırmızısında gidersin bir şarkının tam ortasında biri mutlaka tamamlar mırıldanarak... gidersin... yarım bırakırsın, yarım duygularla... güneş yarım kalsa bile, ay imdadına yetişir. yağmuru yeniden ıslatır bulutlar. gidersin herşeyi sıfır noktasına almak için oysa hiç birşey sıfır noktasında değildir hep yarımdır, yarım kalmıştır. hep birileri yarım bırakıp gitmiştir. işte böyle dostum... hayat yarımlarla geçer gider. kimi an gelir, kendinin tamlığından bile şüphelenirsin. işte o an biri gelirse, seni tamamlamak için, ona sarıl ve... gitme... gitmeyin... |
Hep erken kararlarımızın mahkumu olduk biz Halbu ki davayı açan da bizdik Yargıyı koyan da, cezayı çeken de Bugünün kıymetini yanlışlarla anladık. O tarihti artık, bitmişti, yoktu, biliyorduk. Ama biz dünle yattık, dünle kalktık. Yarın alınmamış bir piyango biletiydi Biz bugündük hala. Yarın senaryosu çoktan yazılmış, Ve bizim hiçbir zaman karelerini önceden Göremeyeceğimiz bir filmdi, bilmediğimiz Biz ya tutarsa diye, olur olmaz Tahminler yaptık. Kimi zaman kazandık belki; ama yanlıştık Yanlış olduğumuzu da biliyorduk. Birbirimizin dert duvarıydık bazen, Bazen moral fıçısı. En kurnaz planların ve de yalanların ortağıydık sonra. Uçuk hayallerin kurucusu, kendimizden başka herkesin kurtarıcısıydık İki damla yaş süzülürdü, ağlayabildiğimiz için sevinirdik. Biz hep gülerdik, içimizi kimse bilmedi. Biz hep çabaladık, aslını kimseler görmedi Zaman en pahalı ilaçtı belki, Ondan korkuyordu gözümüz Biraz mahcup etsek de gururu Biz o ilacı yüreğimizle satın aldık Öyle ki yine zamanın eline kaldık. Elif Nuray |
giden gider ve giderken ardına bile bakmaz kalan gidenin ardından ağlarken giden çoktan gönlünü avutacak birini bulmuştur bile ve kalan da zamanla gideni unutur ya da unutmaya çalışır tam başardığı sırada giden gene gelmiştir ama herşey için çok geç demek için belki de çok geçtir (hayat akıp giderken avuçlarımdan ,eğilip yerden toplayamıyorum parçalarımıve artık çok geç demek için belki de çok geç) |
Gitmeliyim artık ışık seli akıyor karanlık yatağında bulvarın kafamı kopartıp atacak kadar yalnızsa aklım gitmeliyim artık ağlarına kelimeler takılan bir balıkçı boş çekiyorsa /ellerini denizden sus pus olmuşsa şehir gitmeliyim kendimden Zati Erbaş |
Şimdi git.. Say ki, seninle içinden sevda geçen bir türkü söylemedik.. Say ki, gece mektuplarını, en güzel aşk şiirlerini beraber ezberlemedik.. Say ki, sevda trenini kaçırdığım durakta bir süre beraber beklemedik.. Sen git.. Ben gelemem bu yürekle.. Ya da kal.. Eylül yağmurlarını bekle.. Seni yağmurdan sonra seveceğim.. Saçlarıma ak düşmemiş halimle.. Sen yaşlardayken.. Onsekizimde, yirmimde.. Seni yağmurdan sonra seveceğim.. Kaldırımların ıslak ve temiz haliyle.. Yaşlı yüzüm delikanlı yüreğimle.. Seni yağmurdan sonra seveceğim.. Aşksız geçen onca yılı yakacağım.. Sevda alevinde kendi ellerimle... Şimdi git.. Say ki, seninle sahildeki çardakta hiç dondurma yemedik.. Say ki, oturup konuştuğun yaşlı ve yabancı bir adamdı.. Ve sevdadan hiç söz etmedik.. Say ki, hiç gülmedik.. Aynı şeyleri sevmedik.. Ve yağmurdan sonra beraber yürümedik.. Seni yağmurdan sonra seveceğim.. Kimse bilmeyecek, herkesten gizleyeceğim.. Yağmurdan sonraki toprak kokusu olacak havada.. Seninle gökkuşağının altından geçeceğim.. Seni yağmurdan sonra seveceğim.. Ve seni sevdiğimi kimseye söylemeyeceğim.. Belki bu dünya gözüyle gördüğüm son yağmur olacak.. Islak kaldırımlarda sırılsıklam yürüyeceğim.. Ben seni yağmurdan sonra seveceğim.. Ve bir gün ölürsem yeşil gözlerinde öleceğim..... http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifUğur ARSLAN |
Çekip gitmek gerekti bu şehirden, Önce kitaplarımı toplamaktı raflardan, Valize hınca hınç doldurmaktı eşyalarımı, Ve katıksız geçmişi silip atmaktı omuzlarımdan, Umutla,hırsla,inançla sarılmaktı hayata. Özgürce yaşamaktı, Geçmişi unutmaktı, Çekip gitmekti... Usul usul çekip gitmekti bu şehirden, Acılarını bırakmaktı ihanetin avuçlarında, Kapıları ardına kadar açık bırakarak, Yalnızlığımı paylaştığım odalarıma el sallamaktı, Ve dost hançerini bir ömür sırtımda taşıyarak. Umutla yaşamaktı, Geçmişi unutmaktı, Çekip gitmekti... Habersiz çekip gitmekti bu şehirden, Uzaklaşmaktı kan emici yarasalardan, Bırakmaktı kuytularda vurgun yemiş anıları, ve bir bir koparmaktı dallarından çiçekleri, Güzel olan ne varsa alıp gitmekti bu şehirden. Sevgiyle yaşamaktı, Geçmişi unutmaktı, Çekip gitmekti... Sessiz sedasız çekip gitmek gerekti bu şehirden, Onursuz ve ******** bir yaşama kin kusmaktı, Ve bütün insanlar yummuşken yüreğini dostluğa,barışa, Bu şehrin beton çehresinde bırakmaktı göz yaşlarımı, Yüreğimi beyaz bir sayfa gibi sunmaktı yeni hayata... Onurla yaşamaktı, Geçmişi unutmaktı, Çekip gitmekti... Yapayalnız çekip gitmekti bu şehirden, Bütün kapılar kapalı,bütün ışıklar sönükken, Ay ışığında iz sürmekti onurlu hayata, Ustanın dediği gibi; İnce uzun bir yol gitmekti gündüz gece, Barış,dostluk Ve kardeşçe bir hayat sunmaktı çocuklara. İnançla yaşamaktı, Geçmişi unutmaktı, Çekip gitmekti... http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifOrhan KAYA |
Çaresiz Aşkım hani o hüzünlendiğim geceler var ya işte o gecelerde gözümden ilk yaşın düştüğü an burukluğumu seninle paylaşmayı o kadar çok istedim ki zaten bu kadar çok istemesem bu kadar acı çekmezdim bu kadar çok istemesem böyle eriyip gitmezdim tükenmezdim, bitmezdim seni bu kadar sevmesem sana çaresiz sakım demezdim. Temmuz 2000 Olcay Kara |
Gitmekde zor Kalmakda bu durumda ne yapmak lazım bilmiyorum? |
İkisi de çoookkkk zor.çok hemde |
MAVİ İNCİM.. Kaderde senden ayrı düşmek de varmış Doğrusu bunu hiç düşünmemiştim... Seni tanımadan Hele seni böyle deli divane sevmeden Yalnızlık güzeldir diyordum Al başını, git internet dünyası senin Ufukta bir çizgi gibi gördüğün dünyaya Anlı şanlı sitelere ucsuz bucaksız dünyaya git Git gidebildiğin yere git diyordum Oysa ki, senden kaçılmazmış Yokluğuna birgün bile dayanılmazmış. Bilmiyordum... Yine de dayanmağa çalışıyorum işte Bir forum sitesine giriyorum mavi gözlerine benzeyen Geçe karanlığına sesleniyorum sensin diye Oturup chatının karşısına kendimi kandırıyorum Bana öyle gelmiştir diyerek avunuyorum Yaşamak seninle bir başka zamanı Bir başka zamanda seni yaşamak Herşeyden önce sen Elbette sen Mutlaka sen İster uzaklarda ol İster yanıbaşımda dur Sen ol yeter ki bu zaman içinde Ben olmasam da olur Seni cok seviyorum ama caresizim en sevdiklerim canımı yakıyor gerekceleri kırbac gibi vuruyor suratıma Çaresizliğim gün gibi aşikar Su olup çeşmelerden akan güzelliğin İnceliğin ışık ışık yüzüme vuran Sen güneş kadar sıcak Tabiat kadar gerçek Sen bahçelerde çiçekler açtıran Sudan, havadan, güneşten yüce varlık Sen, o en büyük sevgi içimde Sen görebildiğim tek aydınlık Ellerim sana gidiyor Gözlerim hep seni arıyor beynim hep seninle olmak istiyor Anlamalısın. artık eski barış kalmadı dayanacak gücüm artık yok Bu dostlar o dostlar değil Her zaman duyduğum abla kokusu yok Kim bu çaresiz cocuk Bu kan çanağı gözler kimin Kaç gecedir uykusu yok Gündüzü yok Gecesi yok Yok Yok Anladım Sensiz yaşanmaz bu dünyada İmkanı yok |
Rüyamda görsem inanmazdım Terkedipte gideceğini Neden yıktın bu aşkı neden Söyle söyle Acelen neydi Günler vardı yaşayacak Çok şey vardı paylaşacak Ne vardı ki ayrılacak Acelen neydi? Yalnız sana bağlamışken duygularımı Yalnız sana adamışken yarınlarımı Birer birer yıkıp gittin umutlarımı Bu muydu canım aşkın bedeli İçim yanıyor gittin Yangından kendini kaçırır gibi Söyle söyle acelen neydi? http://img159.imageshack.us/img159/966/featherrn6.gifAhmet Selçuk İLKAN |
Ulaşılmaz Hayal arıyor gözlerim seni kalabalıkta annesini kaybeden çocuklar gibi bulamayınca hüsran yakıyor içimi kapkaranlık gecelerde şimal yıldızım teknemde rotamsın pusulam haritamsın çizdim rotamı sana sığlıklardan kayalıklardan aşır beni güvenli sakin denizlerinde seyretmek istiyorum çıkar beni kalleş denizlerden feraha ulaşmak sana kavuşmak istiyorum sıcak denizler sakin limanlar dizinde yatmak yüzüne bakmak öpmek koklamak sarılmak doyasıya tek bir vücut olmak aynı kalpte atmak aynı havayı solumak seninle ölesiye değil sevesiye sevilesiye birlik olmak sana her an susuzluk çekmek çöllerinde serap değil vaha olmak istiyorum seni çok ama çok seviyorum sana anlatabilmek için yetersiz kelimeler duygularım aşkım gönlüm yarım kalıyor sana doyamıyacağımı biliyorum seni seviyor seni istiyorum Bandırma - 19.10.1999 15:35 Mustafa Emirler | |
Annelerin ninnilerinden spikerin okuduğu habere kadar, yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı, anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık, anlamak gideni ve gelmekte olanı. http://img159.imageshack.us/img159/966/featherrn6.gifNazım Hikmet RAN |
Ben gecenin en çok, adını seviyorum. Bir kere asildir gece... Sonra karanlıktır. Yüzlerdeki sahte tebessümler, Yalan gülücükler, Anlarsınız ya. Sonra nefes alır çiçekler. Arka odada bir ayin vardır, Bense bir yangını doya doya yaşıyorumdur bu gece. Elimde bir mücevher kutusu tutuyorumdur... Mücevher kutusundaki afyon ruhunu, şöminede yanan son fahişenin nefesi karışır Ateşe gizli düşen silüete. Süre baygın, Kaygı sarhoş, giz gözlerimde sarhoş. Bebek kucağımda ve a y r ı n t ı ayrıntı sırtıma geçirdiğim bin yıllık paltoda, ayrıntı usul usul hayatı adımlayan saçlarımda. ayrıntı ne kadar yağlasan da yine gıcırdayan kapıda. Kapıyı açık unuttum, Bir avuç su kadar masumsun oysa. Zamanı yakabilir misin suyla? Yap o zaman! Hadi ne duruyorsun! Umutsuzluğu demin çöpe attım. Biten şarap şişesiyle. Gözlerimi mücevher kutusuna koydum. Yatağıma girdim, mezara gömülen ceset gibi. Geç kalıcağım dünden belliydi Ağustos`a. Geceyi seviyorum dost! Ben, Gecenin En Çok Adını Seviyorum.!! Ömer Kutlu |
Biliyordum o yalnızlığı yaşamam gerekiyordu. Bir insan arıyordum yanımda, geceyi bana unutturacak. Onun iyi, güzel ve çirkin olması da önem taşımıyordu. Yeter ki olsun yanımda. Olsun ki gece üzerime üzerime gelmesin. Yanımda birini görüp vazgeçsin benden.Veya yanımda birileri olsun da unutayım istiyordum SENİ. Biliyordum ki geceyle yüz yüze kaldığım zaman Sevda dışında bir şey olmayacaktım. Sonra, sonra bu dönem de kayboldu. Yalnızlığı arayan, yalnızlığa özlem duyan oldum.O karanlık gecelerin ıssızlığına gömülmekten kaçamaz oldum. Çünkü onlar da seni buluyordum. Çünkü bana gündüzlerin veremediğini veriyordu geceler SENİ... |
İşte gidiyorsun... İşte gidiyorsun Merdivenlerde bir ölüm sessizliği Kül rengi yağmurlar sokaklarda Üzerinde en çok sevdiğim ceketin En acısı Unut gitsin der gibi ıpıslak kirpiklerin Ve ilk defa Bu kadar aceleci Ellerin ayakların gözlerin Söylenecek ne varsa bitti -doğrudur- Artık bu saatler Kanadı kesik bir sevdanın Kalemi kırık bir aşkın Ve sayfaları yanık bir romanın sonudur…. İşte gidiyorsun Ellerinle açtığın bütün kapıları kapayarak Hayat verdiğin odalardan gölgeni de alarak Ve sürgüne verip bütün düşlerimi Dağ gibi bir adamı yakarak Anlıyorum bu suskunluk Bir aşkın açılmamış son mektubudur Geride bıraktığın Saksıda bir gelin çiçeği Masada küskün bir anahtar Yüreğimde parmak izlerin Ve cevapsız yüzlerce sorudur İşte gidiyorsun Dikerek gözlerime o mağrur bakışlarını Yıllardır düşlediğin zaferi kutlayarak Ve masum bir veda gibi sokulup Ellerinle yüreğimi parçalayarak Tarihte bugün Aylardan Eylül Günlerden hüzün Saatlerden ondur Sen kazanmayı Ben kaybetmeyi seçtim Anlıyorum Bu ikimiz için artık sondur İşte gidiyorsun Ve biliyorsun Birazdan sol yanıma düşeceğim Yaramın olduğu yana Vurduğun yere yani Ne de olsa ayrılık acıdır zordur İşte karşında Ağır yaralı bir adam Bir avuç gözyaşı Ve ihanet makamında bir şarkı Suç mahallinde Senden kalan son delil budur Git hadi git vazgeçilmezim Şunu bil ki Dünyada bütün mezarlıklar Senin gibi vazgeçilmezlerle doludur… http://img159.imageshack.us/img159/966/featherrn6.gifAhmet Selçuk İLKAN |
Gerçek sevgiden, Sana uzanan yollara, Bir avuç toz niyetine serpeceğim kendimi. Onlar kendilerinden utanacaklar Onların içleri de yüzleri gibi kara. Oysa sen... Sana ait olan her şey beyaz. Yine de uzatma ellerini Öyle öldüresiye bakma gözlerime Gelemem... Asla gelemem... |
Gidelim Bu Şehirden Bekleyen hep biz olduk bu şehirde Özgürlüğü savunduk, düşler kurduk peşi sıra Sevgiler ektik bütün kalplerde Ama çalındı özgürlüğü sevgilerin Ve kirletildi kimi azgın yerlerde Biz ki sevdayı çöle dönüştürmedik hiç Belki dağıldı acı sözcükler yüreklerimizden İsyan da ettik kimi zaman, haykırdık Ama hiçbir zaman kurumadı sevda ırmağımız Denizlere dönüştürdük aşkı Sonra koca bir okyanusa En çok umudu sevdik bu şehirde Ve tatlı bekleyişleri Dalımıza konan kuşu kilitlemedik kafese Özgür kıldık getirsin diye müjdeleri Bitirsin diye bekleyişleri Kalk gidelim artık bu şehirden Bu şehirde bugün bitmiştir Yarınsa hiçbir zaman olmayacak. Başka bir şehirde dinleyeceğiz kuş ötüşlerini Rüzgarın sesini başka bir yerde duyacağız Aşkları ve yaşanmamış sevgileri Özlediğimiz şehirde bulacağız. Kalk gidelim artık bu şehirden Ve kurtulalım bu kimliksizlikten |
Çıplak sırtına aktığım Tuz tadında bir an'dı gece Şimdi dudaklarımda kuruyan Sensizliğin kasvetli hükmünce Yıkılır duvarlarım... Gel-git zamanlarda Kasıklarıma vuran dalgaların Islak, hırçın, sancılı öfkesinde Teninde bıraktığım yakamozlar En yalancı arsızlığım... Ben ki bu yalnız iklimde Seni sevmenin Seni istemenin Seni bilmenin yorgunuyum... Tutkunuyum Günahı boynuma bir sevişmenin... Yarısı aşk Yarısı öfke Ruhumda hep aynı bileşke Kalmak...Gitmek arası... Budur kararsızlığım.... |
Öksüz Bıraktın Bence bu kavganın, nedeni yoktu, Dünyamı Keşmir'den, farksız bıraktın. Yüreğim sızladı, yaşlarım aktı, Seven gözlerimi öksüz bıraktın. Çingene gönlümden, mutlu alemi, Götürdü ayrılık, denilen gemi. Sana şiir yazan, dertli kalemi, Öven sözlerimi öksüz bıraktın. Dedim ki, ne olur? Bir kere dinle, Altın saray yaptık, yıkma elinle, İnada, kaprise, esir halinle, Gülen yüzlerimi öksüz bıraktın. Seni tanımadan, feleğe çatan, Bendim kör karanlık, kuyuda yatan. Aydınlık yollarda, elimden tutan, Sevda gizlerimi öksüz bıraktın. Hüzünlü dünyamın, neşeli süsü, Sen oldun gönlümün, aşkı, ülküsü. Kahve gözlerine sevda türküsü, Çalan sazlarımı öksüz bıraktın. Olanları unut, gözlerini sil, Yüce sevdamızın, önünde eğil. Sen yalnızca benim dünyamı değil, Biricik yarımı öksüz bıraktın... Gaziantep Mehmet Nacar |
Öyle bir gidişim olmalı ki, ben bile anlamamalıyım nasıl gittiğimi, ben bile fark etmemeliyim..Gidişimin bir anlamı olmalı, bir hikayesi, bir mesajı..Kelimeler sıfatlaşmalı hatta somutlaşmalı...dokunabilmeliyim kelimelere, belki onlar da bana....Gidişimin bir fragmanı olmalı, merak edilmeli, alt yazısız türkçe olmalı..Gidişimin oscar’a aday bir film müziği olmalı, ayakta alkışlanmalı, insanlar mest olmalı..Giderken sadece ben gitmeliyim, yardımcı oyuncular perde kapanırken arkada kalmalı..Gidişimin bir ağırlığı olmalı, başı dik olmalı, gururu adımlarında olmalı...Öylesine değil böylesine olmalı..Sahibi olduğum ya da olmak zorunda kaldığım bütün aldanışlar ben giderken el sallamalı..gidişimin bir önemi olmalı yani, önemsenmeli..Bedeni bana uymayan, uzun boylu bütün vedalar, gitmemem için yalvarmalı ama ben duymamalıyım...Gidişimin bir derinliği olmalı, şnokerle dalınmalı ama havasız bırakmamalı..Suskunluk adı altındaki bütün silahlar tutukluk yapmalı, hedefi bulamamalı ama panzerler çalışmalı..Gidişimin gürültülü bir yanı olmalı yani, rahatsızlık vermeli, uyku kaçırmalı, uyutmamalı..Hani nasıl bir anda gelen bir haber şaşırtır yüzlerimizi; gidişimin haberi flash olarak çıkmalı, son dakika haberi olmalı, şaşkınlık yaratmalı, kaygı uyandırmalı..Bu gidişin rengi mavi, mevsimi sonbahar olmalı..Yosun kokusu bulaşmalı izlerine, papatyalar gülümsemeli, yağmur inadına sevgiyle ıslatmalı yani..Gidişimin anlaşılır bir yanı olmamalı, anlaşılmamalı, gizem yaratmalı....anason kokan bir tadı olmalı, sodalı olmalı, birden çarpmamalı.. |
Gitme bu kez..... Şimdi sen şiir yazıyorsun ya ben parmaklarımınn ucuna basarak kaçıyorum usulca... Ne zaman konuşmalı insan ya da ne zaman susmalı... veya ne zaman haykırmalı. İstanbul İstanbul olalı kaç sevda gördü gerçekten geberiyorum aşkından diyen ne kadar geberdi sahiden Kaç kucak boşluğa dayanabildi Kaç yürek gerçek gözyaşı döktü nerdeyiz biz Sevdaların ortasında mı sevdasızlıkların zamansızlıklarında mı Bitirtmeli miyiz umutları Terketmelimiyiz yüreklerimizi Kapanıp kapılar arkasına görmezden mi gelmeliyiz Mutluluk bu mu? Böyle mi yaşamalıyız Yaşanan "an"... diye bir türkü tutturmuşuz işte peki var mı sence o türküye gönül gözüyle eşlik edip "an"ı "anlayan... Önce bozulan neydi? Ekmekler mi? Yok be güzelim... Ekmeği yapan eller ekmekleri bozanlar! Şimdi sen şiir yazıyorsun ya... ben usulca gidiyorum parmaklarımın ucunda. Sen şiirlerini yaz... İçindeki o boşluğu hiç bir zaman dolduramadım ben. Buna gücüm yetmezdi. Sense bıraktığın yerden, benimle birlikte yeniden yaşamaya devam edebileceğini düşünüp, ömrünü tamamlamaya çalışıyordun. O yarım kalmış, o bir daha tamamlanamayacak olan ömrünü... Ömrünü tamamlamak isterken, yaralarını sarmak istiyordun. O peşini bırakmayan, nereye gitsen seninle birlikte gelen, hiç bir zaman kurtulamadığın yaralarını. Onları tamamen sarıp iyileştirdiğinde bu hayattan kaçıp gitmeyi düşünüyordun. Hani benden önce ölecektin ya... Şımarık bir çocuktu sevgin, seni seven herkesten hayatını isteyen. Yıllardır öyle susuz öyle yalnız bırakmıştın ki onu, yalnızca kendine sevgili olabilmiştin ancak. Kendini sevmekten yorulduğunda başka sevgilere karışmak isterdin. Uzaklara çok uzaklara gitmek isterdin hep... Gittiğin yerlerde seni tanımadan sevsinler, hayatındaki hiç bir ayrıntıyı bilmeden sevsinler diye... Nasıl olsa geri dönecektin yine, evine, kalp ağrısı odana, o sonsuz yalnızlığına... Her zaman yaptığın gibi sevgini şımartacak, ona aldığın hediyeleri gösterecektin. Çünkü; hayat senin için tek başına yaşanılmayacak kadar zor, bir başkasını sevdirmeyecek kadar da acımasız dı. Yaşadıklarını tüketip, heyecanın geçtiğinde beni hatırlardın. Hiç bir şey yaşamamış, hiç sevilmemiş gibi arardın beni. Benim de sevgim senin ki gibi yalnızdı çünkü. Sahipsizdi.. Sana bakarken yüzünün derinliğine batardım. Yüzünden belli belirsiz anılar, yarım kalmış zamanlar, eksik sevdalar geçerdi. İnsanlar benim neden genç kaldığımı bilmiyorlar çünkü ben bir yerde donmuştum, demiştin bana. Kaç gündür deli gibi seni düşündüm durdum hep. Her an... Yokluğuna beş günden fazla dayanamadım, çıktım geldim. İşte şu an yanımdasın, kendimi istediğim herşeye sahip olmuşum gibi hissediyorum. Ama yine gidiyorum... Gitmem gerek... Bilmediğin zorunluluklarım var, sakın yanında olmak istemediğimi sanma. Yanında kalmayı senin beni istediğinden daha çok istiyorum. Ama gitmeliyim. Beni anladığını biliyorum... Çok yakında yine yanında olacağım, belki yarın. Seni çok seviyorum, deyip gittin... Oysa böyle değildi eskiden. Sen gittiğinde arkandan gülümseyerek bakardım. Düşünmezdim bile gittiğini. Sadece giderdin ve nasıl olsa gelirdin bir zaman sonra... Uzun uzun konuşurduk seninle, büyük bir hazla anlatırdın hayatını. Büyük bir acıyla çalkalanırdı için kardeşini özlerken, derin bir yalnızlıkla burkulurdu dudakların annenin ismini anarken... Susar dinlerdim seni, susar gülümserdim, hayatla alay eder gibi birbirimize bakıp gülümserdik...Sonra durduk yerde sarılırdın bana. Bütün sevdiklerine sarılır gibi sarılırdın. Seni böyle susuz bırakan, seni senden koparan, seni sana düşman eden geçmişine sarılır gibi sarılırdın bana... Seni umursamayalara karşı içinde beslediğin umutsuz sevginle sarılırdın... Kısa bir süreliğine bile olsa yaşantınla ilgili bütün bağlarını koparıp sarılırdın bana. Seni böyle anlarda sonsuz bir aşkla sevmek geçerdi içimden, büyük bir tutkuyla sevmek... Beni duymuyor musun, bu aşk için her şeyden vazgeçebileceğimi görmüyor musun? Neden sürekli çok yalnızım diyorsun bana? Neden sürekli bir boşluğa bakar gibi bakıyorsun. Bırak, seni sahip olduğun herşeyin uzağına iten, bilmediğim zorunluluklarını bir kenara bırak... Hem ne olabilir ki onlar? Sana hiç bir faydası dokunmuyorsa neden kurtulmuyorsun ki onlardan? Yanında ben varım artık. Gitme, benimle kal, bu aşkı birlikte yaşayalım, sevgim ikimize de yeter, diye bağırmak geçerdi içimden... Yapamazdım bunu sana... Seni çektiğin acıdan koparamazdım. Yanımda kalmanı istemek, acılarını soluksuz bırakmak demekti benim için. Sevgimi sana belli etmediğim zamanlarda alınganlıklarına kaçardın. Önce yüzünü asardın, donardı gözlerindeki ışık, içten içe kızardın. Şaşırır, yaptığın şeye anlam veremezdim. Ama anlardım; sevgini yurtsuz bir toprak gibi görürdün benimleyken. Onu sürekli şımartmamı, göklere çıkarmamı, senin beni sahiplendiğin gibi benim de seni sonsuz bir istekle sahiplenmemi, yalnızca sana ait olmamı beklerdin. önce öfkelenir sonra öfkeni yatıştırmamı isterdin benden. O an düşündüğüm, uğraştığım ne varsa bir kenara bırakıp seninle ilgilenmemi isterdin. Merak ederdim hep; nerede eksik bırakılmıştın, neyi yarım yaşamıştın. Saplanıp kaldığın bayağılıktan,sıradanlıktan, oynadığın aşk oyunlarından neden kurtulamıyordun. Gittin... Yokluğunu farkettiğim anda hissetim o büyük yalnızlığımı... Hayatın sıkıcılığını... Meğer sensizlikmiş benim bu hayattaki tek eksikliğim. Sensizlikmiş yüreğimi acıtan tek belirsizlik, sensizlikmiş durmadan sigaraya sarılan ellerimideki tedirginliğin nedeni... Gecenin bir yarısı ansızın uyanıp yeter gel artık diye haykırışlarım sanaymış... Gittin... Seni özlemek,kalbin kalbimin yanında çarparken, ellerin avuç içlerimin teriyle ıslanırken, saçlarının o sarhoş edici kokusunu içime çekerken, birbirimize sırılsıklam sarılırken, gideceğim dediğinde gözlerindeki hüzünlü bakışlara daha fazla dayanamayıp, telaşlı ve kaçamak cümlelerle biraz daha yanımda kalmanı sağlamak için senin de bildiğin bahanelerle seni avutmaya çalışmaktı. Seni özlemek, içimi kanata acıta gitmene razı olmaktı. İçimi acıtan tuhaf, akılalmaz düşünceler içinde zor da olsa gitmeye mecbur olduğunu kendime kabullendirmek, çocuksu duygularla Tanrı` dan hayatındaki bütün olumsuzlukları yok etmesini dilenmekti. Beni bir kez öldürdüğün bu hayatta.... Kendini atese atıyorsun ama yanmakta istemiyorsun... Hep gitmelere gidememelere mahkum senin yüreğin... ve gidişlerin döüşlerin oluyor aslında farkında mısın? İçinde ki boşluğu dolduramadım ben. İzin vermedin ki... Gitme bu kez... sadece bir kez... |
Giden ve Kalan ayrılığın en kötü tarafı, geride kalmaktır. eğer sen olduğun yerde duruyor da o ayrılıyorsa işte, sen geridesindir. geride bıraktıklarını unutmak kolay, gidenleri unutmak zor. yalnız kalınca onun kokusunun olduğu yerde, yüreğe düşer zamanın ateşinin yerini almış kor. kal gitme desen kalmaz, al beni de götür desen almaz. ya kalansındır ya giden, ikisi de aynı şey olmaz. |
Çekip gitmekti Çekip gitmek gerekti bu şehirden, Önce kitaplarımı toplamaktı raflardan, Valize hınca hınç doldurmaktı eşyalarımı, Ve katıksız geçmişi silip atmaktı omuzlarımdan, Umutla,hırsla,inançla sarılmaktı hayata. Özgürce yaşamaktı, Geçmişi unutmaktı, Çekip gitmekti... Usul usul çekip gitmekti bu şehirden, Acılarını bırakmaktı ihanetin avuçlarında, Kapıları ardına kadar açık bırakarak, Yalnızlığımı paylaştığım odalarıma el sallamaktı, Ve dost hançerini bir ömür sırtımda taşıyarak. Umutla yaşamaktı, Geçmişi unutmaktı, Çekip gitmekti... Habersiz çekip gitmekti bu şehirden, Uzaklaşmaktı kan emici yarasalardan, Bırakmaktı kuytularda vurgun yemiş anıları, ve bir bir koparmaktı dallarından çiçekleri, Güzel olan ne varsa alıp gitmekti bu şehirden. Sevgiyle yaşamaktı, Geçmişi unutmaktı, Çekip gitmekti... Sessiz sedasız çekip gitmek gerekti bu şehirden, Onursuz ve ******** bir yaşama kin kusmaktı, Ve bütün insanlar yummuşken yüreğini dostluğa,barışa, Bu şehrin beton çehresinde bırakmaktı göz yaşlarımı, Yüreğimi beyaz bir sayfa gibi sunmaktı yeni hayata... Onurla yaşamaktı, Geçmişi unutmaktı, Çekip gitmekti... Yapayalnız çekip gitmekti bu şehirden, Bütün kapılar kapalı,bütün ışıklar sönükken, Ay ışığında iz sürmekti onurlu hayata, Ustanın dediği gibi; İnce uzun bir yol gitmekti gündüz gece, Barış,dostluk Ve kardeşçe bir hayat sunmaktı çocuklara. İnançla yaşamaktı, Geçmişi unutmaktı, Çekip gitmekti... http://img159.imageshack.us/img159/966/featherrn6.gifOrhan KAYA |
Bırakıp gitmek ANNELER VE ÇOCUKLARI arasındaki duygusal ilişki, anne olmadan önce bana “fazla romantik” gelirdi, filmlerde coşkuyla çocuğuna sarılan, öpüp koklayan anneler “aşırı” davranıyor gibime gelirdi. Annelerin bir çok yoğun hissiyatı hakkında “hadi canım o kadar da değildir” diye düşünürdüm, bazen bunu ifade de ederdim. Anneler de hep “anne olunca anlarsın” derlerdi. Anne olunca neyi anlayacağımı bilmediğim için bu cümle de çok tatmin etmezdi beni, ama annelik tecrübesini yaşayıp görmeden bu cümleyi olumsuzlamam da mümkün olmadığı için, kabul etmek durumunda kalırdım. Artık bu cümlenin olumsuzlanabileceğini düşünmüyorum elbette. Anne olunca anladığım duyguların yaşayışıma ve tefekkürüme olan katkısı tahmin edemeyeceğim kadar değişik oldu. Ve bir çoğu da olumlu oldu, mutlu etti beni. Ancak annelik duygusunun deştiği, daha çok kanattığı bir yara var ki yakın zamanda yaşadığım ufak bir tecrübe, eskiden sadece fikren bildiğim o yaranın dehşetini duygusal olarak da görmeme sebep oldu. Geçtiğimiz beraat kandilinde arkadaşlarla Kuran okuduğumuz bir meclise gidecektim. Evden çıkmadan önce annem geldi. Bebeği bana bırak istersen dedi. Karnı toktu zaten. Olur dedim, ağlarsa veya acıkırsa beni ararsın gelirim dedim. Kapıdan çıkarken annemin kucağındaydı, bana bakıyordu ve hüzünlü gibi görünüyordu. Biraz aklı erse gittiğime üzülüyor diye düşünebilirdim ama henüz 3,5 aylıktı. Gittiğimi anlamasına imkan yoktu. Merdivenden inerken bir daha dönüp baktım, hala bana bakıyordu ve çok mahzundu. O benim gittiğimi anlamıyordu, ben de onu değmeyecek bir şey için bırakıp gidiyor değildim ama vicdan azabıyla karışık bir suçluluk duygusu hissetmeye başladım. Gideceğim yere vardım, Kuran okumalarımız çok güzel gidiyordu ama benim aklım evde kalmıştı. Acaba uyandı mı? Annem çocuk hemen uyanırsa ben rahat olayım diye bir süre aramayıp çocuğu oyalamaya çalışır mı? O sırada iyice acıkır mı? Kötü bir şeyler sezer mi, kendini terkedilmiş gibi hisseder mi? Beynimin içinde bunun gibi bir sürü soru ardı arkası kesilmeden yanıp sönüyordu. Hani insan bir şeyi çok yoğun ve stresli bir şekilde sürekli düşününce beyni sulanır ya, o safhaya gelmiştim. Düşünmekten başım ağrıyacaktı neredeyse. En sonunda “yahu evde miyim burda mıyım belli değil, böyle canım çıkacakmış gibi burada oturacağıma gidip evde ne yapacaksam yapayım paşa paşa” diye düşündüm. Annem aramadan erkenden eve geldim. Uyuyordu bebek, ağlamamıştı da. Ben geldikten sonra da iki saat boyunca uyudu. İki saat daha gelmesem olacakmış diye düşündüm, ama yine de geldiğime pişman olmadım. Ona baktım, bir an için onu her gün bırakıp gitmek zorunda olduğumu ve onun da bunu anlayacak kadar büyüdüğünü farz ettim. Acaba neler olurdu? Bazı annelerin yaptığı gibi, ben doktora gidiyorum bana “cısss” yapıcak, sen gelirsen sana da yapar masalıyla kandırmaya mı çalışırdım? Yoksa her gün bırakıp gittiğimi bildiği için gözünü benden ayırmayan çocuğun bir gaflet anını yakalayıp, kaçıvermeyi mi denerdim? Gittiğimi fark edince avazı çıktığı kadar bağırıp bir sürü gözyaşı döken çocuğu yanında kimi bıraktıysam o teselli etmeye çalışırken, ben işime mi koyulmuş olurdum çoktan… Bir an aklımdan geçirdiklerime baktım da ne kadar korkunç, tüyler ürpertici şeylerdi. Artık annelerin hissettiği şefkati tatmış biri olarak daha büyük bir şaşkınlıkla sordum: yaşamayan hiç kimseye tarif edilemeyen o harika şefkate rağmen, çocuğunu her gün bırakıp gitmeye bir anneyi razı eden ne acaba? O şefkatten baskın çıkan duygu ne ki, anneyi o şefkatin gereğini yapmaktan alıkoyuyor? Uyandığında annesini yanında bulamayan çocuğun halini hiç gördüyseniz bilirsiniz. Bir büyüğümün evinde misafirken şahit olduğumda çok etkilenmiştim. Anneleri çalıştığı için iki çocuğa yaşlı bir teyze bakıyordu. İki buçuk yaşındaki küçük kızı uyutan yaşlı teyze, bir işi görmeye koyulmuş çocuk uyandığında sesini duymamıştı. Ben de diğer bir odada bebeğimle ilgileniyordum. Çocuğun sesini duydum ama teyze hemen bakar nasılsa duyunca diye hemen koşmadım. Baktım ki ağlaması kesilmedi, koştum koridora vardım çocuk yataktan kalkmış koridora çıkmış “anne, anne” diye bir o tarafa bir bu tarafa bakınıyor, nereye gideceğini bilemez bir halde ağlıyor. “ah yavrum, ben senin annen değilim ama ben de anneyim” deyip çömeldim, çocuğa kucağımı açtım “gel” dedim. Çocuğun kucağıma fırlar gibi bir atlayışı vardı ki görmeliydiniz. Sımsıkı sarıldı bana.. Bu şefkati, o çocuğun annesi de hissetmiyor değildi ama ona bırakıp gitmeyi tercih ettiren şey neydi? Hiçbir annenin şefkatini unutup sadece “para”yı esas alarak çalışabileceğini gönlüme anlatamıyordum. Ne olabilirdi onlara, çocuklarını bıraktıran? Bu soruları, kadınların çalışmasına tamamen karşı bir duruşla sormuyordum. Anne olmuş olanların çalışma konusunda biraz daha hassas olmalarını bekler bir tutumla soruyordum. Ve özellikle de eşlerinin geliri yetebilecekken, bir zaruret söz konusu olmadan çalışan “kadın”lardan çok “anneleri” kast ediyordum. Düşünürken bir ara “Biz gidiyoruz çalışmaya ama kendimiz için değil ki, yine onların geleceğini kazanmak için..” şeklindeki cümleler yankılandı zihnimde. Bunu birçok anneden duymuştum. “Evet tabi ya” dedim, anneye çocuğunu bıraktırabilen yine şefkatiydi, başka bir şey olamazdı. Bu şefkat şunları söylüyordu: çocuğum herkesin alabildiği şeyleri alsın, herkesin giyebildiği şeyleri giysin, herkesin yiyebildiği şeyleri yesin, şunları da olsun bunları da, kaykayları da olsun, her şeyi olsun benim çocuğumun her şeyi! Yeter ki o sıkıntı çekmesin! Bu şefkatin açıkça söyledikleri bunlardı. Ama gizliden söylediği de şuydu: Her şeyi olsun yeter ki, annesi olmasa da olur…! Halbuki ne kadar açıktı, her şeyi olan ama annesi olmayan çocukların toplumdaki ilişkileri, ruh durumları. Bütün çocuk eğitim kitapları sayfa sayfa bunları yazıyordu. Dinlediğim bir sürü radyo televizyon programları bangır bangır annesiz büyüyen çocukların hallerini çığırıyordu. Çocuğun gerçekten annesi olmasa iyi, zor bir durum da olsa mutlak bir şey olduğu için bunu kabullenebilirdi çocuk. Ama annesinin varken yok olmasını, yanında olmamasını çocuk nasıl anlayabilirdi? “Yavrum senin geleceğin için” deseniz gelecek ne demek bilir miydi o yaşta? Sadece o yaşta değil, büyüyünce de anlar mıydı acaba? “Annem çalıştı ama bizim geleceğimizi kazandı, bizi rahat yaşatıyor, iyi ki çalıştı” diyen bir çocuğa rastlamayışımızın sebebi neydi? Etrafımdaki örneklerden görüyordum ki, annelerinin çalışmasıyla sahip oldukları maddi şartlar çocuklara fevkalade gelmiyordu. Anne sırf çocuğunu memnun etmek için çalıştığından, “bunun için çalıştım bari değsin” diye çocuğu oyuncaklara, elbiselere boğuyordu. Oyuncakların, elbiselerin, kalem, defterlerin içinde boğulan çocuk onların çokluğuna alışıyor, onlara sahip olmanın bir ayrıcalık olduğunu düşünmüyordu. Sahip oldukları ona kıymetli gelmediği için, annesinin kendisini bunları almak için bırakması çocuğa acaip saçma geliyordu. İşte sanırım bu yüzden, “annem iyi ki çalıştı, bizim geleceğimizi kazandı, çalışmasaydı bana bu bebekleri bu arabaları alamazdı diyen çocuk” yoktu ortada. Ama şunları diyen bir hayli çocuk vardı:“Küçükken annem beni bıraktığında kendimi bütün dünyada tek başıma gibi hissederdim, büyüklerim annemin bana bir sürü bebek almak için çalıştığını söylerlerdi. Ama ben keşke bir tane bebeğim olsa, ama annem de olsa beraber oynardık diye düşünürdüm. Annemin benim bebeklerim yüzünden beni terk etmesini hiç anlayamazdım…” Bunları söyleyen çocuğun yaşadığı duyguların çocukluğunun o yıllarında kalmadığını, bütün hayatını etkilediğini söylemeye hacet yok. Çünkü insanın kişiliği, karakter özellikleri ve ruhî hassasiyet gelişimi neredeyse tamamen, çocuklukta yaşadığı duygulardan besleniyor. Bu kısa ve fani dünyadaki maddi geleceğini temin edeceğiz diye, dünyasını olduğu kadar ahiretini de etkileyecek ruh ve karakter gelişimini sabote etmeye hakkımız var mı? |
Gittim Gittim Düşünmediğimi say bıraktıklarımı. Akıtamadığın yaşları görmedim say Gamzelerine dolan kırık gülüşlerde Parmak izlerimin silindiğini say Sesinin kestiği Gecelereydi vedam Sana değil Düş yolunda Kırık yıldızlardı Kirpiğimde tutunan Giderken de kadınındım Çocuk yanındım Bir o kadar da Sensiz zamanlarda Anı diye Dikenleri topladım Her batığında Yüzsüz kırmızıları Utanmaz tenlerin Her tende Sahte ruhları Aç nefesleri Kırmızıydılar Yine de Kızarmadım Ben, gelincik büyüttüm O sevdalarda Onlar adamlığını Gittim Ne ağlayan adam vardı Ne de ağlanası adam Oysa Sazlar arasında kendini gelincik sanan O kadar çoktu ki Hiç bir AŞK Utanmaz değildir |
Gitmekle bitmiyor sevda Yazılmış tüm sözlerin şiirlerin hikayelerin ötesinden Sana haykırmak istediklerim vardı Senin asla bilemediğin hayata yenik düşmüş Çok istedim sana her seferinde anlatmayı Ama öyle dolambaçlı yolların ardına saklı kalmıştı ki sevdan Ne sözlerim yetişti ömrüne Ne kelimelerim varabildi gönlüne Bütün bu yaşanmış yalanların ardından İçerimde ağlayan Bedenimde kanayan Özümde azap çeken bir sen hala var Her nerede ne halt ediyorsan bil “ Gitmekle bitmiyor sevda ” http://img159.imageshack.us/img159/966/featherrn6.gifTunahan ERMİHAN |
Gİtmek Mİ Zor?yoksa Kalmak Mi?gÜle GÜle Dİyebİlmek Mİ?yoksa HoŞÇakal Dİyebİlmek Mİ?ardinda BiraktiĞin Sahİle,sen Vuracaksan Baharlar Senİn Rengİnde ÇİÇekler AÇacaksa,olmadiĞin Halde Kumlara İlÂn-i AŞk Yazilacaksa,birakmak Mi Kolay,birakilmak Mi? Sen Gİttİn Ya;yarim Kaldim… SÖzlerİm Yarim,okuduklarim Yarim,gÖrdÜklerİm,bakiŞlarimizin Yarisi… Adimlarim Yarim,yÜreĞİmİn AtiŞi Yarim,cÜmlelerİmİn “Özne”sİ Yok;yarim…. Ortadan İkİye BÖlÜnmÜŞ Sevgİ SÖzcÜklerİ Gİbİ,sularin Kesİk Akmasi Gİbİ,yarim Gİbİ Yarim… SÖyleyebİldİklerİmİn,yazabİldİklerİmİn Yarisi OlduĞu Gİbİ… Sen Gİttİn Ya;yaŞadiklarimin Yarisini Da GÖtÜrdÜn…merhaba Dİyebİlmek Mİ Zor?hadİ Eyvallah Dİyebİlmek Mİ Yoksa?kolay Olan… Beraberken Yaptiklarimizin,yarisini Yapabİlİyorsam Ve Şekerİn KalmamiŞsa Şekerİ Ve Tuzun Da Tuzu…hayat Tadini BuruklaŞtirmiŞsa,hÜzÜnlÜ Bakiyorsa Aydinlik,gece Gİbİ…eksİk DeĞİl Mİ Bİr Yanimiz?.. Kolay Olan… Arkana DÖnÜp El Sallayabİlmek Mİ?yoksa,yÜreĞİmİn Yarisini GÖtÜrdÜĞÜnÜ BİldİĞİn Halde,zorakİ GÜlÜmseyebİlmek Mİ? Sen Gİttİn Ya;yarim Kaldim… Gİtmek Mİ HÜzÜnlÜ?yoksa Kalmak Mi Buruk?İÇİmde DÖrt Nala KoŞan Ayrilik,sende Kalan ParÇami Mi Ariyor?..ellerİnİ Mİ?..gÖzlerİnİ Mİ?..her Yerİm Sende Kaldi,her Yerİn Bende… Daha Ne Ariyor Kİ Bahane,yarim Sende,yarin Bende KalmiŞken?...ardindan El Sallayabİlmek Mİ Kolay?.. YÜreĞİmİ GÖtÜrdÜĞÜnÜ BİldİĞİn Halde Gİdebİlmek Mİ? |
daha dün gibi çocukluğumun suskun günleri ellerim kanamış ayazda ayağımda çizmeler misket oynadığım günler daha dün gibi ilk sevdaya tutulduğum her gün evlerinin önünden geçip göremezsem karnıma ağrılar saplanan esmer güzeli ilk sevda acısını tanıdığım günler daha dün gibi yüreğimde ağıt ağıt duruyor daha dün gibi kimsesiz kalışım yeryüzü cehenneminde soğan ekmeği suya katık edişim ayaz gecelerde kapısız penceresiz odalarda yatışım yıldızları gözlerime saklayıp karanlığa gülüşüm umutsuzluğu yaşayıp umudu buluşum daha dün gibi daha dün gibi sigaramdan ilk nefesim sessiz gecelerde yalnız kalışım kalleş bir yumruk gibi betona düşüşüm bir gece vakti kör ışıkların sessizliğinde yediveren güllere sarılışım kokunu özleyişim daha dün gibi ağıt ağıt yüreğimde ilk ağladığım gün daha dün gibi sırılsıklam sokak ortasında yağmur altında yağmur bana ağlamıştı ben yağmura karışmıştım ve ben daha sıkı sarılmıştım yalnızlığıma sımsıkı sonra bedenimin ürpertisi sarmıştı korkularımı daha dün gibiydi senin yokluğunun acısı daha dün gibi saklı hala yüreğimde Necmittin Davulcu |
Bilmezsin yağmurlar şahit ben ağlayamam içime gömerim seni dağlar bilir beni gece gibi koynumda sakladıklarımı saçlarının her bir teline bir yürek bağladığımı gözlerindeki her ışıltıya gökten yıldız kaydıracağımı gülüşünle yüreğimde kopardığın her fırtına rüzgar ağaçlarında dinginleşir ve örter üstünü yüreğim sen bilmezsin sen bilmezsin dağlardaki kuytu çağlayanları bilmezsin her damlasında yüreğime bir parçanı gömdüğümü bilmezsin |
Gidiyorum Saatlerimin akrepi – yelkovanı sen varken hızlıymış Nasılda fark etmemişim Suskunluğumun baş harfi… Konuşturma beni. Yazıyorum ama borcun yok bana… Mavi – Gri sayfalarımın sakini, Gidiyorum bırak(ma) beni. Dokunmuyorum sana… Kırılma Yalnızlığımın içindeki kalan kırıntılar yeter bana Yetinilmiyor… yetmiyor öğrendim ama Gidiyorum Bırak (ma) beni. Geniş zamanlar kullanmıyorum, Daralttım bütün zamanlarımı… Korkma Kırık bir aşkın gece notlarını düşüyorum, Şimdilerde satır aralarına Kalbimide alıp, büyük konuşuyorum! Gidiyorum Bırak beni… |
Gitmek mi Zor Kalmak Mı? bir akşamüstü gitmek... kalkıp gitmek bir geceyarısı veya şafağa kucak açarken karanlık..gitmek mi kolay olan, geride kalmak mı? bunu sorarız kendimize.. birbirimize.. sorarız sormasına da.. cevap alabilir miyiz, soruya verilen yanıt ne derece gerçeği yansıtır, gerçeğin yanına yaklaşır? işte bu tartışılır. gideni yolcu edene geride kalmak zor olsa gerektir. el sallamanın acı burukluğu, boğazda düğümlenen hıçkırıkların görünmezliğini sağlam çabası.. ve bunu başarmak için dudağa yerleştirilen sahte bir tebessüm. gözler! .. ya gözler? gülermiş gibi görünen fakat dikkatli bakan bir diğer gözün rahatlıkla yakalayabileceği, derine gizlenmiş acı bir gölge durur ve mahzun bakar gözbebeklerinin derininde. 'Hadi git' dersiniz... 'git artık, yolun açık olsun.' diliniz bunu telaffuz ederken yüreğinizde yangınlar başlamıştır bile çoktan. kalmak zordur.. zorlu bir yoldur.. bilseniz de gitmenin gerekli olduğunu, güzel geleceklerin doğumu için gidişlerin bir başlangıç hatta zorunluluk olduğunu... katlanılası değildir, çekilesi değildir. bedenin içine yerleşmiş yüreğin onunla birlikte gideceği korkusu mudur bu endişe? ateşi yakan kıvılcım bu korku mudur? bu şehrin kaldırımları.. kaldırım taşları da alışmışsa yolcunun varlığına? nefes alışına, koşuşuna üzerlerinde... sonra koşmayı bırakıp (sözünü tutmak adına) yürüyüşlerine... 'ben bu şehri sevmiştim' diyorsa yürek? ... gitmek kolay mıdır acaba? geride kalmak zordur da! ya bir de beden ile yürek aynı mekanı paylamaktan yoksun sa? .. yüreği bırakıp gitmek.. akşamın karanlığında.. her ne kadar sabah olacak ta olsa, şafağın sökmesi yakın da... dost dediyse giden, geride bırakıp gittiklerine? dağlarına, kaldırım taşlarına, yaşlı kadınlarına, yetim çocuklarına... her biri tutup çekmez mi yüreğinin uçlarından sündürerek? ' kal! kal ne olur! ' diye feryat etmez mi? gündoğumu yakındır artık... geceler sabahlara gebe... gitmemek olmaz ki! ' kal' diyen sesin büyüsüne kapılmak olmaz ki.! acılar diner mi yaraya merhem çalmadan? güneşler doğar mı sabah olmadan? ha yüz km ötede olsun beden, ha bu miktarı katlayın istediğiniz kadar. yüreğin bedende hapsolmadığı sürece gidiş değildir gitmeler. ağlayışlar gereksiz, üzülmeler yersizdir. fakat; mücessem varlığın içinde sıkışıp kalmışsa can; bir nefeslik mesafe de olsa da yakın değildir. gidenler ten olsun, etle kemik... canlar burda dursun, yeter... hatıralar canlı kalsın, bunu istedik... mesafe dediğin nedir ki, nedir kilometreler? Meryem Şahin |
http://www.altinkalpler.com/silverclear-01.gifhttp://www.altinkalpler.com/silverclear-01.gifhttp://www.altinkalpler.com/silverclear-01.gifhttp://www.altinkalpler.com/silverclear-01.gifhttp://www.altinkalpler.com/silverclear-01.gif http://www.altinkalpler.com/silverclear-01.gifhttp://www.altinkalpler.com/silverclear-01.gifhttp://www.altinkalpler.com/silverclear-01.gifhttp://www.altinkalpler.com/silverclear-01.gifhttp://www.altinkalpler.com/silverclear-01.gif http://www.altinkalpler.com/silverclear-01.gif http://www.altinkalpler.com/silverclear-01.gif seher vakti uykumdan kaldıran sabah uyandığımda gözlerime bakan sen olsan sen olsan ölüme başkaldırışım kelebek kanatlı dokunuşum nefesimde yaşamım sen olsan ne olurdu yanımda sen olsan bildiklerimi unutsam bilmediklerim sen olsan ılgıt ılgıt esen çaresizliğimde yeni baştan öğrensem beni yaşarken sende sen olsam |
http://www.sevdimseni.net/Siir/012_dosyalar/006r.jpg Beni burada bulumayacaksın Sanma ki 24 şubatı hatırlayacağım O günü ve seni unutacağım,neden mi? Beni göremediğin için, Bense seni tanıyamadığım için O gün bir facia idi hayatımda Öyle kalacak Şu deprem vardı ya onun tarihi olacak O gün…….. ve ben her yıl o günü Deprem faciası olarak hatırlayacağım Aslında ben seni unutmak için sevmemiştim, Öyle olacak görünen Neyse sana yolculuğunda Mutluluklar “seni düşünen bir yürek var” deme bana, düşünmediğin ortada Seni tanımadan önce ağlıyordum Ağlıyordum ya Tanıdığım günde Hala ağlıyorum Bu sefer sen ağlatıyorsun Beklememiştim ya senden bunu Sende öyle çıktın Hain çıktın Şimdi anlıyorum,ben seni değil İçimdeki özlemi Aşk özlemini sevmişim Layık değilmişsin sevgime Kapatmak istiyorum ya seni Bırakmıyor içimden bir şeyler Olsun yinede bitireceğim seni O özlemi de terk edeceğim seninle HOŞÇA KAL CANIMSIN BENİM Nurten İnceoğlu |
İçimde Yanan Bir Şehir Hiç bir şeyden nefret etmedim senden nefret edememekten nefret ettiğim kadar.. İçimde yanan bir şehir, kocaman bir enkaz var. İntihar ediyor sevgi sözcükleri, Kelimeler sıraya girmiş, terketmek için bu şehri.. Kaçıyorlar... Anneler canavar olmuş çocuklarını yerken, Dönmek için geç, ölmek için çok erken.. Depremlerin ardı arkası kesilmez, dinmez yağmur, üşür içimdeki çocuk, ağlar.. Gözyaşlarım koluma akar, yakar... Uyanırım gecenin bir yarısı, hıçkırıklar içinde; Bir mum yakarım, bir şarkı açarım, sarılırım tek dostuma, masamda resmin, Şarabım azaldıkça yankılanır odamda ismin.. İçten içe düşlerim sıcak nefesini.. Dokunmak isterim saçların alev alev yakar parmaklarımı, Gözlerin öldürür bakışlarımı, "Özledim" der akan tek damla gözyaşım, Özledim der ellerim, Özledim der gece, Yıldızlar sana yanıp söner.. İsmini sayıklarım, hece hece... Ağlarım, çok ağlarım... Geceyi geceye bağlarım da düşünmem seni. Gündüzleri çıkamam sokağa sana benzeyen birini görürüm diye.. Alışırım elbet bu uzağa. Hatta giderim ben de bir gün iyiden iyiye. Buralardan.. Bir şarkı söylerim giderken, İçinde sen olmayan. Kimsenin kimseye söz vermediği bir dünyaya. Sadece rüyalarımda dalarım artık o Hülyaya.. Giderim arkama bile bakmadan. Bari bu şehir daha fazla ağlamasın. Dalları düşmüş her gün altında seni beklediğim ağacın. Sökülmüş kaldırımları o sokağın. Yokluğunda yağmur eskisi gibi yağmaz olmuş, Bulutlar gölge etmiyormuş artık aşıklara, Güneş bile öfke dolmuş... İstanbul - 29.09.2006 Cüneyt Kocabıyık |
http://www.balcanet.net/resima/jpg/siir10140.jpg Ve sen kadınım... Biricik gül kokulu yarim... Sen hiç çıkmadın aklımdan yine bu hafta. Çok güzel düşlerde ağırladım seni. Birlikte harika yolculuklara çıktık gökyüzünde, inan bir an aklımdan çıkmıyorsun. Her kadının gözlerinde senin bakışlarını arıyorum, sıcaklığını yokluyorum anlamsız bakışlarda, seninle görüşmeyeli çok oldu biliyorum, ama üzülmüyorum uzaklığına. Nasılsa her an yanımdasın, nereye baksam orada bir çift bakış beni bekliyor. Yokluğunu çekmiyorum yani, senin de beni böyle düşündüğünü hissediyorum. Güzelim benim, eminim ki, aynı duygularla çarpıyor kalplerimiz. Ah güzelim, doya doya öpüyorum hayalini.Mahmut Kuru(Sevgiliye son mektup) |
AYRILIK SEVDAYA DAHiL Açilmis sarmasik gülleri kokulariyla baygin En görkemli saatinde yildiz alacasinin Gizli bir yilan gibi yuvarlanmis içimde kader Uzak bir telefonda aglayan yagmurlu genç kadin Rüzgar uzak karanliklara surmus yildizlari Mor kivilcimlar geçiyor daginik yalnizligimdan Onu çok ariyorum onu çok ariyorum Heryerimde vücudumun agir yanik sizilari Bir yerlere yildirim düsüyorum Ayriligimizi hissettigim an demirler eriyor hirsimdan Ay isigina batmis karabiber agaçlari gümüs tozu Gecenin irmaginda yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmus Tedirgin gülümser Çünkü ayrilik da sevdaya dahil çünkü ayrilanlar hala sevgili Hiç bir ani tek basina yasayamazlar Her an ötekisiyle birlikte hersey onunla ilgili Telasli karanlikta yumusak yarasalar Gittikçe genisliyen yakilmis ot kokusu Yildizlar inanilmiyacak bir irilikte Yansimalar tutmus bütün sahili Çünkü ayrilmanin da vahsi bir tadi var Öyle vahsi bir tad ki dayanilir gibi degil Çünkü ayriliklar da sevdaya dahil Çünkü ayrilanlar hala sevgili Yalnizlik hizla alçalan bulutlar karanlik bir agirlik Hava agir toprak agir yaprak agir Su tozlari yagiyor üstümüze Özgürlügümüz yoksa yalnizligimiz midir Eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kusatti ormani Karanlik çöktü denize Yalnizlik çakmak tasi gibi sert elmas gibi keskin Ne yanina dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin Kapini bir çalan olmadi mi hele elini bir tutan Bilekleri bembeyaz kugu boynu parmaklari uzun ve ince Simsicak bakislari suç ortagi kaçamak gülüsleri gizlice Yalnizlarin en büyük sorunu tek basina özgürlük ne ise yarayacak Bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soguk tenhaligina Benzemesin diye özgürlük mutlaka paylasilacak suç ortagi bir sevgiliyle Sanmistik ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için variz Ikimiz sanmistik ki tek kisilik bir yalnizliga bile rahatça sigariz Hiç yanilmamisiz her an düsüp düsüp kristal bir bardak gibi Tuz parça kirilsak da hala içimizde o yanardag agzi Hala kipkizil gülümseyen sanki atesten bir tebessüm zehir zemberek ASKIMIZ |
gıdende yanlıs yapıor kalanda |
|
|
|
Terk edilmiş bir akşam üzeriyim şimdi Gözlerim ağlayan mutsuz çocuk Bitkin yüreğim Umuda sarılmış yasaklanmış düşlerim Bahar gelmiş Gelmesin! Kırık bir kuş kanadında Yarım kalmış sevdayım Sessizliği haykırır nefesim Kahrolası nefesini özledim Gülerdin Gülerdi elimde açılan gül Susardın Beklerdi sesini şarkım Giderdin Kalırdı çaresiz yollar Düşsem diyorum karanlıkta, gecede Üstüm başım çamur Ellerim kir pas içinde Yağmur yağıyormuş yağsın Daha Daha çok yağsın Yağmur ne yazar okyanusa Sensizlik ummanında kalmışım Gecedir yüreğin her atışı Hicran olur vuslatın hasreti Yaşamaktır ölmek gözlerinde İklimdir bu Hüzündür Sırdır... Kokuşmuş bir kuş cesedi kalır şimdi elimde Gözbebekleri oyulmuş... Yokluk kalır düşüme yoldaş Çok çok bir umutsuzluk Sessiz bir ıslık yalar bedenimi Altı üstü nedir ki Bir ömür Bir ölüm... Çekili perdesi, tülü sevmenin Çenesi bağlanmış yaşama sevincinin Korsan bir kitap kadar ahlâksız şimdi Çiçeğe durmuş körpe tomurcuk Bileklerinden bağlı intihar ranzasına... Yalan dediğimiz kaç kelime Neler açar başına Nelere mal olur Hınç ondan çıkar Sefalet ondan Rezalet ondan Sevmenin adı yalan şimdi Şimdi sevgili çıngıraklı yılan... Sığ limanda çürümeye durmuş bir vapur Kaptanı gitmiş Yolcusu yitmiş Umut kalır enkazlar altında Yıkık, harabe, perişan Günde sevda alev alev Gecede ihanet kokar Ne virane yürek para eder Ne sevilere susayan can Kan düşer günce yaprağına Sokaklarda siren sesi Alnımın içinde senin sesin Ellerim yanar Duman avuçlarımda Bakışında binlerce ciltlik ihanet Bakışımda milyonlarca isyan... Unutulmuş bir köşede ıslak bir mendil İzmarit dolu bir tabla Duman altı odalarda Tükenmiş bir adam... Adam şiir yazar karalar Şiir yazar yırtar Adam yazdıkça ağlar Ağladıkça yazar... Aşkın gözyaşları değil bunlar Nefretin zirvesinde bir sevgi Sevda sınırında öfke Dahiliğin uçlarında bir deli Delirecek bir dahi gibi Sonlara yaklaşır adım adım Son geldikçe uzaklaşır... Pus, ter, kan Paslanmış kalbin damarları Soluk soluğa Çığlık çığlığa geceler Çobanyıldızı da küskün Saçma sapan papatya falları da... Neyimi aldı benden seni sevmek Kangren yüreğine ne kazandırdı sevişim Ve ne verdi bana Tek avuntum hayalimdeki gülümseyişin Gidişin umuduma saplanan hançer Boş verdim artık sana da umutlara da... Duyurmadan suskunluğu kimseye İnat etmeden sevmeye Çekip gitmek sensizliğin ortasına Çizgilere dokunmadan Senin gidişin gibi bensizliğe... Gitmek şimdi körpe tomurcuğun bileklerinde! ! ! |
|
sen giderken, bahar miydi, nergisde cicek var miydi iki nefes alip vermek, yasamak bu kadar miydi sen giderken, karanfiller SIRALIYDI , SIRALIYDI, iclerinden biri var ki, benim gibi YARALIYDI, YARALIYDI kalan icin , hersey daha zordur, bence... |
| Saat: 06:40 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık