MsXLabs
Sayfa 5 / 22

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Gitmek mi Kolay? Yoksa Kalmak mı? (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/3960-gitmek-mi-kolay-yoksa-kalmak-mi.html)

Mystic@L 6 Ocak 2007 00:35

Gitmeler Çok Kolay
Bu gitmeler bu kadar kolaylaştı
Yüreğinden gelen tek bir kelimeye muhtaç kalıyorum bazen
Kendimi bulmak istiyorum gözlerinde kaybolmak değil
Acımazlıklar sarıyor yüzünü ve yanıyor yüreğim
Eriyor bedenim çalan parçaların kemanında
Yaslar süzülüyor gözlerimden akıyor yavaş yavaş ve damlıyor boşluklara
Görülmemeye mahkum kalan gözyaşlarım bitmek bilmiyorum
Nefes almak zorlaşıyor haykıramıyorum o yüreğine duysun beni diye
Olmuyor hayat ve aşk cok zor bu dünyada
Mutluluğu yakalamak başka bir yürekte gözde


Misafir 8 Ocak 2007 17:54

Yokluğun her dakika ölüm demek gitme kal
Hasretim daha yüz yıl dinmeyecek gitme kal
Yetişir senden uzak yıllardır kahroldugum
Ayrılma hiç yanımdan mahşere dek gitme kal
http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifÜmit Yaşar OĞUZCAN


Mystic@L 8 Ocak 2007 19:40

Giderim

Zoruma gidiyor böyle yaşamak
Sana mahkum olmam,çeker giderim!
Ne huzur bıraktın,ne dost yanımda
Dostumla,düşmanı,seçer giderim!

Teselli ararken,meylerde,şişelerde
Bak dilenci oldum,sızdığım köşelerde
Bu perişan halim,şimdi dillerde
Sevdamı,sevdanla içer giderim!

Zoruma gidiyor,senle yaşamak
Sanma ki ben sensiz çöker giderim!
Sana birkaç mısram,hatıra kalsın
Gözyaşım kalemden döker giderim..!


M.Levent ÖZGEÇ


Mystic@L 20 Ocak 2007 11:55

Ölmek Kolay Mı Sandın?

bir gün bir yerde senle olacağım
omuzuna yaslandığımda tutamadığım
ve seni sevdiğimi söyleyen gözyaşlarım ile
sen aldırmayacaksın belki de
sonsuz bir sevgi ta şuramda kalbimde
ama sen çoktan bitirmiştin ve gurur denilen
o hain duyguyu sokmuştun koynuna
ve ben benliğim ile yok olmuştu
seni o kadar çok severken sensiz bir hiç olduğunu
düşünen şu beynim artık bitti dercesine
eline aldığı son silahı elim
”çek tetiği” diyen hislerim beni bir anda vurdu
ve acılar bitmişti o an için
ama ama arkamda bıraktığım bir çift gözyaşları
onlar da bir süre sonra unutacaklar
ve onun hatası yapmasaydı delilik diyecekler
bilmezler ki neden yaptığımı
zaten platonik bir aşktı benimkisi
şimdi sonsuza kadar ruhum bedenimden ayrıldı
ve sonsuza kadar senin içinde olacağım sen istemesen bile
ve senin kalbini göreceğim hissettiklerini ben de hissedeceğim
artık yalan ve gerçekler ortada olacak
ne sen benden kaçabileceksin ne de ben bir hata uğruna yaptığım
ölümden geri dönebileceğim
işte seni o kadar çok sevdim ki bir an olsun bırakamam
ve sevmediğimden değil seni kaybetmekten korkarım şimdi
çoktan bitti ve artık seni kaybetmek bile koymayacak bana
ben artık yaşamıyorum ve ben bedensiz ama olmayan sensizlik içindeyim

Nevzat Aslantekin


Mystic@L 20 Ocak 2007 21:41

Fark

Bir çocuk
sıcacık simitlere
iç geçirerek bakarken
Bir delikanlı
son model arabayla geçti
Çocuk iç geçirdi
Delikanlı vites değiştirdi
Çocuk çaresiz giderken
Delikanlı hız yaparak döndü
Bir adama çarpmamak için
aniden kaldırıma çıktı
simitçiye ve çocuğa çarptı
Çocuk mis gibi simitleri
Burnunun dibinde buldu
Kokladı, kokladı, ölmeden önce.

Ahmet Ünal Çam


*TeoDora* 9 Şubat 2007 12:53

gitmek...
en kolayıdır her zaman
gözyaşını bırakır gidersin
kurur bir gül kırmızısında

gidersin bir şarkının tam ortasında
biri mutlaka tamamlar mırıldanarak...

gidersin...
yarım bırakırsın, yarım duygularla...
güneş yarım kalsa bile, ay imdadına yetişir.
yağmuru yeniden ıslatır bulutlar.
gidersin herşeyi sıfır noktasına almak için
oysa hiç birşey sıfır noktasında değildir

hep yarımdır, yarım kalmıştır.
hep birileri yarım bırakıp gitmiştir.

işte böyle dostum...

hayat yarımlarla geçer gider.
kimi an gelir,
kendinin tamlığından bile şüphelenirsin.
işte o an biri gelirse,
seni tamamlamak için,
ona sarıl ve...
gitme...
gitmeyin...


Mystic@L 9 Şubat 2007 20:30

Hep erken kararlarımızın mahkumu olduk biz
Halbu ki davayı açan da bizdik
Yargıyı koyan da, cezayı çeken de
Bugünün kıymetini yanlışlarla anladık.
O tarihti artık, bitmişti, yoktu, biliyorduk.
Ama biz dünle yattık, dünle kalktık.
Yarın alınmamış bir piyango biletiydi
Biz bugündük hala.
Yarın senaryosu çoktan yazılmış,
Ve bizim hiçbir zaman karelerini önceden
Göremeyeceğimiz bir filmdi, bilmediğimiz
Biz ya tutarsa diye, olur olmaz
Tahminler yaptık.
Kimi zaman kazandık belki; ama yanlıştık
Yanlış olduğumuzu da biliyorduk.
Birbirimizin dert duvarıydık bazen,
Bazen moral fıçısı.
En kurnaz planların ve de yalanların ortağıydık sonra.
Uçuk hayallerin kurucusu, kendimizden başka herkesin kurtarıcısıydık
İki damla yaş süzülürdü, ağlayabildiğimiz için sevinirdik.
Biz hep gülerdik, içimizi kimse bilmedi.
Biz hep çabaladık, aslını kimseler görmedi
Zaman en pahalı ilaçtı belki,
Ondan korkuyordu gözümüz
Biraz mahcup etsek de gururu
Biz o ilacı yüreğimizle satın aldık
Öyle ki yine zamanın eline kaldık.

Elif Nuray


alone_star 9 Şubat 2007 20:42

giden gider ve
giderken ardına bile bakmaz
kalan gidenin
ardından ağlarken
giden çoktan
gönlünü avutacak birini bulmuştur bile

ve kalan da zamanla gideni
unutur ya da unutmaya çalışır
tam başardığı sırada
giden gene gelmiştir
ama herşey için
çok geç
demek için
belki de çok geçtir

(hayat akıp giderken avuçlarımdan ,eğilip yerden toplayamıyorum parçalarımıve artık çok geç demek için belki de çok geç)


Pollyanna 10 Şubat 2007 02:21

Gitmeliyim artık

ışık seli
akıyor
karanlık yatağında bulvarın
kafamı
kopartıp atacak kadar
yalnızsa
aklım
gitmeliyim artık

ağlarına
kelimeler takılan
bir
balıkçı
boş çekiyorsa /ellerini denizden
sus
pus
olmuşsa şehir
gitmeliyim kendimden
Zati Erbaş


Misafir 11 Şubat 2007 20:30

Şimdi git..
Say ki, seninle içinden sevda geçen bir türkü söylemedik.. Say ki, gece mektuplarını, en güzel aşk şiirlerini beraber ezberlemedik..
Say ki, sevda trenini kaçırdığım durakta bir süre beraber beklemedik..
Sen git..
Ben gelemem bu yürekle..
Ya da kal..
Eylül yağmurlarını bekle..

Seni yağmurdan sonra seveceğim..
Saçlarıma ak düşmemiş halimle..
Sen yaşlardayken..
Onsekizimde, yirmimde..
Seni yağmurdan sonra seveceğim..
Kaldırımların ıslak ve temiz haliyle..
Yaşlı yüzüm delikanlı yüreğimle..
Seni yağmurdan sonra seveceğim..
Aşksız geçen onca yılı yakacağım..
Sevda alevinde kendi ellerimle...
Şimdi git..
Say ki, seninle sahildeki çardakta hiç dondurma yemedik..
Say ki, oturup konuştuğun yaşlı ve yabancı bir adamdı..
Ve sevdadan hiç söz etmedik..
Say ki, hiç gülmedik..
Aynı şeyleri sevmedik..
Ve yağmurdan sonra beraber yürümedik..
Seni yağmurdan sonra seveceğim..
Kimse bilmeyecek, herkesten gizleyeceğim..
Yağmurdan sonraki toprak kokusu olacak havada..
Seninle gökkuşağının altından geçeceğim..
Seni yağmurdan sonra seveceğim..
Ve seni sevdiğimi kimseye söylemeyeceğim..
Belki bu dünya gözüyle gördüğüm son yağmur olacak..
Islak kaldırımlarda sırılsıklam yürüyeceğim..
Ben seni yağmurdan sonra seveceğim..
Ve bir gün ölürsem yeşil gözlerinde öleceğim.....
http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifUğur ARSLAN


Misafir 12 Şubat 2007 15:05

Çekip gitmek gerekti bu şehirden,
Önce kitaplarımı toplamaktı raflardan,
Valize hınca hınç doldurmaktı eşyalarımı,
Ve katıksız geçmişi silip atmaktı omuzlarımdan,
Umutla,hırsla,inançla sarılmaktı hayata.

Özgürce yaşamaktı,
Geçmişi unutmaktı,
Çekip gitmekti...

Usul usul çekip gitmekti bu şehirden,
Acılarını bırakmaktı ihanetin avuçlarında,
Kapıları ardına kadar açık bırakarak,
Yalnızlığımı paylaştığım odalarıma el sallamaktı,
Ve dost hançerini bir ömür sırtımda taşıyarak.

Umutla yaşamaktı,
Geçmişi unutmaktı,
Çekip gitmekti...

Habersiz çekip gitmekti bu şehirden,
Uzaklaşmaktı kan emici yarasalardan,
Bırakmaktı kuytularda vurgun yemiş anıları,
ve bir bir koparmaktı dallarından çiçekleri,
Güzel olan ne varsa alıp gitmekti bu şehirden.

Sevgiyle yaşamaktı,
Geçmişi unutmaktı,
Çekip gitmekti...

Sessiz sedasız çekip gitmek gerekti bu şehirden,
Onursuz ve ******** bir yaşama kin kusmaktı,
Ve bütün insanlar yummuşken yüreğini dostluğa,barışa,
Bu şehrin beton çehresinde bırakmaktı göz yaşlarımı,
Yüreğimi beyaz bir sayfa gibi sunmaktı yeni hayata...

Onurla yaşamaktı,
Geçmişi unutmaktı,
Çekip gitmekti...

Yapayalnız çekip gitmekti bu şehirden,
Bütün kapılar kapalı,bütün ışıklar sönükken,
Ay ışığında iz sürmekti onurlu hayata,
Ustanın dediği gibi;
İnce uzun bir yol gitmekti gündüz gece,
Barış,dostluk
Ve kardeşçe bir hayat sunmaktı çocuklara.

İnançla yaşamaktı,
Geçmişi unutmaktı,
Çekip gitmekti...
http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifOrhan KAYA



Mystic@L 12 Şubat 2007 21:37

Çaresiz Aşkım

hani o hüzünlendiğim geceler var ya
işte o gecelerde
gözümden ilk yaşın düştüğü an
burukluğumu seninle paylaşmayı o kadar çok istedim ki
zaten bu kadar çok istemesem
bu kadar acı çekmezdim
bu kadar çok istemesem
böyle eriyip gitmezdim
tükenmezdim, bitmezdim
seni bu kadar sevmesem sana
çaresiz sakım
demezdim.

Temmuz 2000
Olcay Kara


nlg53 13 Şubat 2007 10:18

Gitmekde zor Kalmakda bu durumda ne yapmak lazım bilmiyorum?


tikkymelike 13 Şubat 2007 23:26

İkisi de çoookkkk zor.çok hemde


BARIŞ 16 Şubat 2007 05:46

MAVİ İNCİM..

Kaderde senden ayrı düşmek de varmış
Doğrusu bunu hiç düşünmemiştim...
Seni tanımadan
Hele seni böyle deli divane sevmeden
Yalnızlık güzeldir diyordum
Al başını, git internet dünyası senin
Ufukta bir çizgi gibi gördüğün dünyaya
Anlı şanlı sitelere ucsuz bucaksız dünyaya git
Git gidebildiğin yere git diyordum
Oysa ki, senden kaçılmazmış
Yokluğuna birgün bile dayanılmazmış.
Bilmiyordum...

Yine de dayanmağa çalışıyorum işte
Bir forum sitesine giriyorum mavi gözlerine benzeyen
Geçe karanlığına sesleniyorum sensin diye
Oturup chatının karşısına kendimi kandırıyorum
Bana öyle gelmiştir diyerek avunuyorum
Yaşamak seninle bir başka zamanı
Bir başka zamanda seni yaşamak
Herşeyden önce sen
Elbette sen
Mutlaka sen
İster uzaklarda ol
İster yanıbaşımda dur
Sen ol yeter ki bu zaman içinde
Ben olmasam da olur
Seni cok seviyorum ama caresizim
en sevdiklerim canımı yakıyor
gerekceleri kırbac gibi vuruyor suratıma

Çaresizliğim gün gibi aşikar
Su olup çeşmelerden akan güzelliğin
İnceliğin ışık ışık yüzüme vuran
Sen güneş kadar sıcak
Tabiat kadar gerçek
Sen bahçelerde çiçekler açtıran
Sudan, havadan, güneşten yüce varlık
Sen, o en büyük sevgi içimde
Sen görebildiğim tek aydınlık

Ellerim sana gidiyor
Gözlerim hep seni arıyor
beynim hep seninle olmak istiyor
Anlamalısın.

artık eski barış kalmadı
dayanacak gücüm artık yok
Bu dostlar o dostlar değil
Her zaman duyduğum abla kokusu yok
Kim bu çaresiz cocuk
Bu kan çanağı gözler kimin
Kaç gecedir uykusu yok
Gündüzü yok
Gecesi yok
Yok
Yok
Anladım
Sensiz yaşanmaz bu dünyada
İmkanı yok


Misafir 16 Şubat 2007 15:08

Rüyamda görsem inanmazdım
Terkedipte gideceğini
Neden yıktın bu aşkı neden
Söyle söyle
Acelen neydi

Günler vardı yaşayacak
Çok şey vardı paylaşacak
Ne vardı ki ayrılacak
Acelen neydi?

Yalnız sana bağlamışken duygularımı
Yalnız sana adamışken yarınlarımı
Birer birer yıkıp gittin umutlarımı

Bu muydu canım aşkın bedeli
İçim yanıyor gittin
Yangından kendini kaçırır gibi
Söyle söyle acelen neydi?
http://img159.imageshack.us/img159/966/featherrn6.gifAhmet Selçuk İLKAN


Mystic@L 16 Şubat 2007 16:03

Ulaşılmaz Hayal

arıyor gözlerim seni kalabalıkta
annesini kaybeden çocuklar gibi
bulamayınca hüsran yakıyor içimi
kapkaranlık gecelerde şimal yıldızım
teknemde rotamsın pusulam
haritamsın çizdim rotamı sana
sığlıklardan kayalıklardan aşır beni
güvenli sakin denizlerinde
seyretmek istiyorum
çıkar beni kalleş denizlerden
feraha ulaşmak
sana kavuşmak istiyorum
sıcak denizler sakin limanlar
dizinde yatmak yüzüne bakmak
öpmek koklamak sarılmak doyasıya
tek bir vücut olmak aynı kalpte atmak
aynı havayı solumak seninle ölesiye değil
sevesiye sevilesiye birlik olmak
sana her an susuzluk çekmek
çöllerinde serap değil vaha olmak istiyorum
seni çok ama çok seviyorum
sana anlatabilmek için yetersiz kelimeler
duygularım aşkım gönlüm yarım kalıyor
sana doyamıyacağımı biliyorum
seni seviyor seni istiyorum

Bandırma - 19.10.1999 15:35
Mustafa Emirler |


Misafir 16 Şubat 2007 18:56

Annelerin ninnilerinden
spikerin okuduğu habere kadar,
yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı,
anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık,
anlamak gideni ve gelmekte olanı.
http://img159.imageshack.us/img159/966/featherrn6.gifNazım Hikmet RAN


Mystic@L 17 Şubat 2007 01:02

Ben gecenin en çok,
adını seviyorum.

Bir kere asildir gece...
Sonra karanlıktır.
Yüzlerdeki sahte tebessümler,
Yalan gülücükler,
Anlarsınız ya.
Sonra nefes alır çiçekler.

Arka odada bir ayin vardır,
Bense bir yangını doya doya yaşıyorumdur bu gece.
Elimde bir mücevher kutusu tutuyorumdur...
Mücevher kutusundaki afyon ruhunu,
şöminede yanan son fahişenin nefesi karışır
Ateşe gizli düşen silüete.
Süre baygın,
Kaygı sarhoş,
giz gözlerimde sarhoş.

Bebek kucağımda
ve
a
y
r
ı
n
t
ı

ayrıntı sırtıma geçirdiğim bin yıllık paltoda,
ayrıntı usul usul hayatı adımlayan saçlarımda.
ayrıntı ne kadar yağlasan da yine gıcırdayan kapıda.

Kapıyı açık unuttum,
Bir avuç su kadar masumsun oysa.
Zamanı yakabilir misin suyla?
Yap o zaman! Hadi ne duruyorsun!

Umutsuzluğu demin çöpe attım.
Biten şarap şişesiyle.
Gözlerimi mücevher kutusuna koydum.
Yatağıma girdim, mezara gömülen ceset gibi.
Geç kalıcağım dünden belliydi Ağustos`a.
Geceyi seviyorum dost!

Ben,
Gecenin
En Çok
Adını Seviyorum.!!

Ömer Kutlu


Mystic@L 17 Şubat 2007 03:07

Biliyordum o yalnızlığı yaşamam gerekiyordu. Bir insan arıyordum yanımda, geceyi bana unutturacak.

Onun iyi, güzel ve çirkin olması da önem taşımıyordu. Yeter ki olsun yanımda. Olsun ki gece üzerime üzerime gelmesin. Yanımda birini görüp vazgeçsin benden.Veya yanımda birileri olsun da unutayım istiyordum SENİ. Biliyordum ki geceyle yüz yüze kaldığım zaman Sevda dışında bir şey olmayacaktım. Sonra, sonra bu dönem de kayboldu. Yalnızlığı arayan, yalnızlığa özlem duyan oldum.O karanlık gecelerin ıssızlığına gömülmekten kaçamaz oldum. Çünkü onlar da seni buluyordum. Çünkü bana gündüzlerin veremediğini veriyordu geceler SENİ...


Misafir 17 Şubat 2007 03:52

İşte gidiyorsun...
 
İşte gidiyorsun
Merdivenlerde bir ölüm sessizliği
Kül rengi yağmurlar sokaklarda
Üzerinde en çok sevdiğim ceketin
En acısı
Unut gitsin der gibi ıpıslak kirpiklerin
Ve ilk defa
Bu kadar aceleci
Ellerin ayakların gözlerin
Söylenecek ne varsa bitti -doğrudur-
Artık bu saatler
Kanadı kesik bir sevdanın
Kalemi kırık bir aşkın
Ve sayfaları yanık bir romanın sonudur….

İşte gidiyorsun
Ellerinle açtığın bütün kapıları kapayarak
Hayat verdiğin odalardan gölgeni de alarak
Ve sürgüne verip bütün düşlerimi
Dağ gibi bir adamı yakarak
Anlıyorum bu suskunluk
Bir aşkın açılmamış son mektubudur
Geride bıraktığın
Saksıda bir gelin çiçeği
Masada küskün bir anahtar
Yüreğimde parmak izlerin
Ve cevapsız yüzlerce sorudur

İşte gidiyorsun
Dikerek gözlerime o mağrur bakışlarını
Yıllardır düşlediğin zaferi kutlayarak
Ve masum bir veda gibi sokulup
Ellerinle yüreğimi parçalayarak
Tarihte bugün
Aylardan Eylül
Günlerden hüzün
Saatlerden ondur
Sen kazanmayı
Ben kaybetmeyi seçtim
Anlıyorum
Bu ikimiz için artık sondur

İşte gidiyorsun
Ve biliyorsun
Birazdan sol yanıma düşeceğim
Yaramın olduğu yana
Vurduğun yere yani
Ne de olsa ayrılık acıdır zordur
İşte karşında
Ağır yaralı bir adam
Bir avuç gözyaşı
Ve ihanet makamında bir şarkı
Suç mahallinde
Senden kalan son delil budur
Git hadi git vazgeçilmezim
Şunu bil ki
Dünyada bütün mezarlıklar
Senin gibi vazgeçilmezlerle doludur…
http://img159.imageshack.us/img159/966/featherrn6.gifAhmet Selçuk İLKAN




Mystic@L 18 Şubat 2007 17:33

Gerçek sevgiden,
Sana uzanan yollara,
Bir avuç toz niyetine serpeceğim kendimi.

Onlar kendilerinden utanacaklar
Onların içleri de yüzleri gibi kara.
Oysa sen... Sana ait olan her şey beyaz.
Yine de uzatma ellerini
Öyle öldüresiye bakma gözlerime
Gelemem... Asla gelemem...


Misafir 20 Şubat 2007 10:22

Gidelim Bu Şehirden

Bekleyen hep biz olduk bu şehirde
Özgürlüğü savunduk, düşler kurduk peşi sıra
Sevgiler ektik bütün kalplerde
Ama çalındı özgürlüğü sevgilerin
Ve kirletildi kimi azgın yerlerde
Biz ki sevdayı çöle dönüştürmedik hiç
Belki dağıldı acı sözcükler yüreklerimizden
İsyan da ettik kimi zaman, haykırdık
Ama hiçbir zaman kurumadı sevda ırmağımız
Denizlere dönüştürdük aşkı
Sonra koca bir okyanusa
En çok umudu sevdik bu şehirde
Ve tatlı bekleyişleri
Dalımıza konan kuşu kilitlemedik kafese
Özgür kıldık getirsin diye müjdeleri
Bitirsin diye bekleyişleri
Kalk gidelim artık bu şehirden
Bu şehirde bugün bitmiştir
Yarınsa hiçbir zaman olmayacak.
Başka bir şehirde dinleyeceğiz kuş ötüşlerini
Rüzgarın sesini başka bir yerde duyacağız
Aşkları ve yaşanmamış sevgileri
Özlediğimiz şehirde bulacağız.
Kalk gidelim artık bu şehirden
Ve kurtulalım bu kimliksizlikten


Misafir 20 Şubat 2007 18:00

Çıplak sırtına aktığım
Tuz tadında bir an'dı gece
Şimdi dudaklarımda kuruyan
Sensizliğin kasvetli hükmünce
Yıkılır duvarlarım...

Gel-git zamanlarda
Kasıklarıma vuran dalgaların
Islak, hırçın, sancılı öfkesinde
Teninde bıraktığım yakamozlar
En yalancı arsızlığım...

Ben ki bu yalnız iklimde
Seni sevmenin
Seni istemenin
Seni bilmenin yorgunuyum...

Tutkunuyum
Günahı boynuma bir sevişmenin...

Yarısı aşk
Yarısı öfke

Ruhumda hep aynı bileşke
Kalmak...Gitmek arası...

Budur kararsızlığım....


Mystic@L 20 Şubat 2007 22:24

Öksüz Bıraktın

Bence bu kavganın, nedeni yoktu,
Dünyamı Keşmir'den, farksız bıraktın.
Yüreğim sızladı, yaşlarım aktı,
Seven gözlerimi öksüz bıraktın.

Çingene gönlümden, mutlu alemi,
Götürdü ayrılık, denilen gemi.
Sana şiir yazan, dertli kalemi,
Öven sözlerimi öksüz bıraktın.

Dedim ki, ne olur? Bir kere dinle,
Altın saray yaptık, yıkma elinle,
İnada, kaprise, esir halinle,
Gülen yüzlerimi öksüz bıraktın.

Seni tanımadan, feleğe çatan,
Bendim kör karanlık, kuyuda yatan.
Aydınlık yollarda, elimden tutan,
Sevda gizlerimi öksüz bıraktın.

Hüzünlü dünyamın, neşeli süsü,
Sen oldun gönlümün, aşkı, ülküsü.
Kahve gözlerine sevda türküsü,
Çalan sazlarımı öksüz bıraktın.

Olanları unut, gözlerini sil,
Yüce sevdamızın, önünde eğil.
Sen yalnızca benim dünyamı değil,
Biricik yarımı öksüz bıraktın...

Gaziantep
Mehmet Nacar


HayLaZ61 21 Şubat 2007 01:14

Öyle bir gidişim olmalı ki, ben bile anlamamalıyım nasıl gittiğimi, ben bile fark etmemeliyim..Gidişimin bir anlamı olmalı, bir hikayesi, bir mesajı..Kelimeler sıfatlaşmalı hatta somutlaşmalı...dokunabilmeliyim kelimelere, belki onlar da bana....Gidişimin bir fragmanı olmalı, merak edilmeli, alt yazısız türkçe olmalı..Gidişimin oscar’a aday bir film müziği olmalı, ayakta alkışlanmalı, insanlar mest olmalı..Giderken sadece ben gitmeliyim, yardımcı oyuncular perde kapanırken arkada kalmalı..Gidişimin bir ağırlığı olmalı, başı dik olmalı, gururu adımlarında olmalı...Öylesine değil böylesine olmalı..Sahibi olduğum ya da olmak zorunda kaldığım bütün aldanışlar ben giderken el sallamalı..gidişimin bir önemi olmalı yani, önemsenmeli..Bedeni bana uymayan, uzun boylu bütün vedalar, gitmemem için yalvarmalı ama ben duymamalıyım...Gidişimin bir derinliği olmalı, şnokerle dalınmalı ama havasız bırakmamalı..Suskunluk adı altındaki bütün silahlar tutukluk yapmalı, hedefi bulamamalı ama panzerler çalışmalı..Gidişimin gürültülü bir yanı olmalı yani, rahatsızlık vermeli, uyku kaçırmalı, uyutmamalı..Hani nasıl bir anda gelen bir haber şaşırtır yüzlerimizi; gidişimin haberi flash olarak çıkmalı, son dakika haberi olmalı, şaşkınlık yaratmalı, kaygı uyandırmalı..Bu gidişin rengi mavi, mevsimi sonbahar olmalı..Yosun kokusu bulaşmalı izlerine, papatyalar gülümsemeli, yağmur inadına sevgiyle ıslatmalı yani..Gidişimin anlaşılır bir yanı olmamalı, anlaşılmamalı, gizem yaratmalı....anason kokan bir tadı olmalı, sodalı olmalı, birden çarpmamalı..



NiliM 21 Şubat 2007 02:22

Gitme bu kez.....

Şimdi sen şiir yazıyorsun ya
ben parmaklarımınn ucuna basarak
kaçıyorum usulca...
Ne zaman konuşmalı insan
ya da ne zaman susmalı...
veya ne zaman haykırmalı.

İstanbul İstanbul olalı
kaç sevda gördü gerçekten
geberiyorum aşkından diyen
ne kadar geberdi sahiden

Kaç kucak boşluğa dayanabildi
Kaç yürek gerçek gözyaşı döktü
nerdeyiz biz
Sevdaların ortasında mı
sevdasızlıkların zamansızlıklarında mı

Bitirtmeli miyiz umutları
Terketmelimiyiz yüreklerimizi
Kapanıp kapılar arkasına
görmezden mi gelmeliyiz

Mutluluk bu mu?
Böyle mi yaşamalıyız
Yaşanan "an"...
diye bir türkü tutturmuşuz işte
peki var mı sence
o türküye gönül gözüyle eşlik edip
"an"ı "anlayan...

Önce bozulan neydi?
Ekmekler mi?
Yok be güzelim...
Ekmeği yapan eller
ekmekleri bozanlar!

Şimdi sen şiir yazıyorsun ya...
ben usulca gidiyorum
parmaklarımın ucunda.

Sen şiirlerini yaz...

İçindeki o boşluğu hiç bir zaman dolduramadım ben. Buna gücüm yetmezdi. Sense bıraktığın yerden,
benimle birlikte yeniden yaşamaya devam edebileceğini düşünüp, ömrünü tamamlamaya çalışıyordun.
O yarım kalmış, o bir daha tamamlanamayacak olan ömrünü... Ömrünü tamamlamak isterken, yaralarını sarmak istiyordun.
O peşini bırakmayan, nereye gitsen seninle birlikte gelen, hiç bir zaman kurtulamadığın yaralarını.
Onları tamamen sarıp iyileştirdiğinde bu hayattan kaçıp gitmeyi düşünüyordun. Hani benden önce ölecektin ya...

Şımarık bir çocuktu sevgin, seni seven herkesten hayatını isteyen. Yıllardır öyle susuz öyle yalnız bırakmıştın ki onu,
yalnızca kendine sevgili olabilmiştin ancak. Kendini sevmekten yorulduğunda başka sevgilere karışmak isterdin.
Uzaklara çok uzaklara gitmek isterdin hep... Gittiğin yerlerde seni tanımadan sevsinler,
hayatındaki hiç bir ayrıntıyı bilmeden sevsinler diye... Nasıl olsa geri dönecektin yine, evine, kalp ağrısı odana,
o sonsuz yalnızlığına... Her zaman yaptığın gibi sevgini şımartacak, ona aldığın hediyeleri gösterecektin.
Çünkü; hayat senin için tek başına yaşanılmayacak kadar zor, bir başkasını sevdirmeyecek kadar da acımasız dı.

Yaşadıklarını tüketip, heyecanın geçtiğinde beni hatırlardın. Hiç bir şey yaşamamış, hiç sevilmemiş gibi arardın beni.
Benim de sevgim senin ki gibi yalnızdı çünkü. Sahipsizdi..

Sana bakarken yüzünün derinliğine batardım. Yüzünden belli belirsiz anılar, yarım kalmış zamanlar, eksik sevdalar geçerdi.
İnsanlar benim neden genç kaldığımı bilmiyorlar çünkü ben bir yerde donmuştum, demiştin bana.
Kaç gündür deli gibi seni düşündüm durdum hep. Her an... Yokluğuna beş günden fazla dayanamadım, çıktım geldim.
İşte şu an yanımdasın, kendimi istediğim herşeye sahip olmuşum gibi hissediyorum. Ama yine gidiyorum...
Gitmem gerek... Bilmediğin zorunluluklarım var, sakın yanında olmak istemediğimi sanma. Yanında kalmayı
senin beni istediğinden daha çok istiyorum. Ama gitmeliyim. Beni anladığını biliyorum...
Çok yakında yine yanında olacağım, belki yarın. Seni çok seviyorum, deyip gittin...

Oysa böyle değildi eskiden. Sen gittiğinde arkandan gülümseyerek bakardım. Düşünmezdim bile gittiğini.
Sadece giderdin ve nasıl olsa gelirdin bir zaman sonra...
Uzun uzun konuşurduk seninle, büyük bir hazla anlatırdın hayatını. Büyük bir acıyla çalkalanırdı için kardeşini
özlerken, derin bir yalnızlıkla burkulurdu dudakların annenin ismini anarken... Susar dinlerdim seni, susar gülümserdim,
hayatla alay eder gibi birbirimize bakıp gülümserdik...Sonra durduk yerde sarılırdın bana. Bütün sevdiklerine sarılır gibi
sarılırdın. Seni böyle susuz bırakan, seni senden koparan, seni sana düşman eden geçmişine sarılır gibi sarılırdın bana...
Seni umursamayalara karşı içinde beslediğin umutsuz sevginle sarılırdın... Kısa bir süreliğine bile olsa yaşantınla
ilgili bütün bağlarını koparıp sarılırdın bana. Seni böyle anlarda sonsuz bir aşkla sevmek geçerdi içimden, büyük bir
tutkuyla sevmek... Beni duymuyor musun, bu aşk için her şeyden vazgeçebileceğimi görmüyor musun? Neden sürekli çok
yalnızım diyorsun bana? Neden sürekli bir boşluğa bakar gibi bakıyorsun. Bırak, seni sahip olduğun herşeyin uzağına iten,
bilmediğim zorunluluklarını bir kenara bırak... Hem ne olabilir ki onlar? Sana hiç bir faydası dokunmuyorsa
neden kurtulmuyorsun ki onlardan? Yanında ben varım artık. Gitme, benimle kal, bu aşkı birlikte yaşayalım, sevgim
ikimize de yeter, diye bağırmak geçerdi içimden... Yapamazdım bunu sana...
Seni çektiğin acıdan koparamazdım. Yanımda kalmanı istemek, acılarını soluksuz bırakmak demekti benim için.

Sevgimi sana belli etmediğim zamanlarda alınganlıklarına kaçardın.
Önce yüzünü asardın, donardı gözlerindeki ışık, içten içe kızardın. Şaşırır, yaptığın şeye anlam veremezdim.
Ama anlardım; sevgini yurtsuz bir toprak gibi görürdün benimleyken. Onu sürekli şımartmamı, göklere çıkarmamı,
senin beni sahiplendiğin gibi benim de seni sonsuz bir istekle sahiplenmemi, yalnızca sana ait olmamı beklerdin.
önce öfkelenir sonra öfkeni yatıştırmamı isterdin benden. O an düşündüğüm, uğraştığım ne varsa bir kenara bırakıp
seninle ilgilenmemi isterdin. Merak ederdim hep; nerede eksik bırakılmıştın, neyi yarım yaşamıştın.
Saplanıp kaldığın bayağılıktan,sıradanlıktan, oynadığın aşk oyunlarından neden kurtulamıyordun.

Gittin...
Yokluğunu farkettiğim anda hissetim o büyük yalnızlığımı... Hayatın sıkıcılığını...
Meğer sensizlikmiş benim bu hayattaki tek eksikliğim. Sensizlikmiş yüreğimi acıtan tek belirsizlik,
sensizlikmiş durmadan sigaraya sarılan ellerimideki tedirginliğin nedeni...
Gecenin bir yarısı ansızın uyanıp yeter gel artık diye haykırışlarım sanaymış...

Gittin...
Seni özlemek,kalbin kalbimin yanında çarparken, ellerin avuç içlerimin teriyle ıslanırken, saçlarının o sarhoş edici
kokusunu içime çekerken, birbirimize sırılsıklam sarılırken,
gideceğim dediğinde gözlerindeki hüzünlü bakışlara daha fazla dayanamayıp, telaşlı ve kaçamak cümlelerle biraz
daha yanımda kalmanı sağlamak için senin de bildiğin bahanelerle
seni avutmaya çalışmaktı.

Seni özlemek, içimi kanata acıta gitmene razı olmaktı.
İçimi acıtan tuhaf, akılalmaz düşünceler içinde zor da olsa gitmeye mecbur olduğunu kendime kabullendirmek,
çocuksu duygularla Tanrı` dan hayatındaki bütün olumsuzlukları yok etmesini dilenmekti.

Beni bir kez öldürdüğün bu hayatta....
Kendini atese atıyorsun ama yanmakta istemiyorsun...
Hep gitmelere gidememelere mahkum senin yüreğin... ve gidişlerin döüşlerin oluyor aslında farkında mısın?
İçinde ki boşluğu dolduramadım ben. İzin vermedin ki...
Gitme bu kez...
sadece bir kez...



Misafir 21 Şubat 2007 12:01

Giden ve Kalan

ayrılığın en kötü tarafı,
geride kalmaktır.
eğer sen olduğun yerde duruyor da o ayrılıyorsa işte,
sen geridesindir.
geride bıraktıklarını unutmak kolay,
gidenleri unutmak zor.
yalnız kalınca onun kokusunun olduğu yerde,
yüreğe düşer zamanın ateşinin yerini almış kor.
kal gitme desen kalmaz,
al beni de götür desen almaz.
ya kalansındır ya giden,
ikisi de aynı şey olmaz.


Misafir 21 Şubat 2007 12:38

Çekip gitmekti
 
Çekip gitmek gerekti bu şehirden,
Önce kitaplarımı toplamaktı raflardan,
Valize hınca hınç doldurmaktı eşyalarımı,
Ve katıksız geçmişi silip atmaktı omuzlarımdan,
Umutla,hırsla,inançla sarılmaktı hayata.

Özgürce yaşamaktı,
Geçmişi unutmaktı,
Çekip gitmekti...

Usul usul çekip gitmekti bu şehirden,
Acılarını bırakmaktı ihanetin avuçlarında,
Kapıları ardına kadar açık bırakarak,
Yalnızlığımı paylaştığım odalarıma el sallamaktı,
Ve dost hançerini bir ömür sırtımda taşıyarak.

Umutla yaşamaktı,
Geçmişi unutmaktı,
Çekip gitmekti...

Habersiz çekip gitmekti bu şehirden,
Uzaklaşmaktı kan emici yarasalardan,
Bırakmaktı kuytularda vurgun yemiş anıları,
ve bir bir koparmaktı dallarından çiçekleri,
Güzel olan ne varsa alıp gitmekti bu şehirden.

Sevgiyle yaşamaktı,
Geçmişi unutmaktı,
Çekip gitmekti...

Sessiz sedasız çekip gitmek gerekti bu şehirden,
Onursuz ve ******** bir yaşama kin kusmaktı,
Ve bütün insanlar yummuşken yüreğini dostluğa,barışa,
Bu şehrin beton çehresinde bırakmaktı göz yaşlarımı,
Yüreğimi beyaz bir sayfa gibi sunmaktı yeni hayata...

Onurla yaşamaktı,
Geçmişi unutmaktı,
Çekip gitmekti...

Yapayalnız çekip gitmekti bu şehirden,
Bütün kapılar kapalı,bütün ışıklar sönükken,
Ay ışığında iz sürmekti onurlu hayata,
Ustanın dediği gibi;
İnce uzun bir yol gitmekti gündüz gece,
Barış,dostluk
Ve kardeşçe bir hayat sunmaktı çocuklara.

İnançla yaşamaktı,
Geçmişi unutmaktı,
Çekip gitmekti...
http://img159.imageshack.us/img159/966/featherrn6.gifOrhan KAYA



Misafir 21 Şubat 2007 13:40

Bırakıp gitmek


ANNELER VE ÇOCUKLARI arasındaki duygusal ilişki, anne olmadan önce bana “fazla romantik” gelirdi, filmlerde coşkuyla çocuğuna sarılan, öpüp koklayan anneler “aşırı” davranıyor gibime gelirdi. Annelerin bir çok yoğun hissiyatı hakkında “hadi canım o kadar da değildir” diye düşünürdüm, bazen bunu ifade de ederdim. Anneler de hep “anne olunca anlarsın” derlerdi. Anne olunca neyi anlayacağımı bilmediğim için bu cümle de çok tatmin etmezdi beni, ama annelik tecrübesini yaşayıp görmeden bu cümleyi olumsuzlamam da mümkün olmadığı için, kabul etmek durumunda kalırdım.

Artık bu cümlenin olumsuzlanabileceğini düşünmüyorum elbette. Anne olunca anladığım duyguların yaşayışıma ve tefekkürüme olan katkısı tahmin edemeyeceğim kadar değişik oldu. Ve bir çoğu da olumlu oldu, mutlu etti beni. Ancak annelik duygusunun deştiği, daha çok kanattığı bir yara var ki yakın zamanda yaşadığım ufak bir tecrübe, eskiden sadece fikren bildiğim o yaranın dehşetini duygusal olarak da görmeme sebep oldu.

Geçtiğimiz beraat kandilinde arkadaşlarla Kuran okuduğumuz bir meclise gidecektim. Evden çıkmadan önce annem geldi. Bebeği bana bırak istersen dedi. Karnı toktu zaten. Olur dedim, ağlarsa veya acıkırsa beni ararsın gelirim dedim.

Kapıdan çıkarken annemin kucağındaydı, bana bakıyordu ve hüzünlü gibi görünüyordu. Biraz aklı erse gittiğime üzülüyor diye düşünebilirdim ama henüz 3,5 aylıktı. Gittiğimi anlamasına imkan yoktu. Merdivenden inerken bir daha dönüp baktım, hala bana bakıyordu ve çok mahzundu.

O benim gittiğimi anlamıyordu, ben de onu değmeyecek bir şey için bırakıp gidiyor değildim ama vicdan azabıyla karışık bir suçluluk duygusu hissetmeye başladım. Gideceğim yere vardım, Kuran okumalarımız çok güzel gidiyordu ama benim aklım evde kalmıştı. Acaba uyandı mı? Annem çocuk hemen uyanırsa ben rahat olayım diye bir süre aramayıp çocuğu oyalamaya çalışır mı? O sırada iyice acıkır mı? Kötü bir şeyler sezer mi, kendini terkedilmiş gibi hisseder mi? Beynimin içinde bunun gibi bir sürü soru ardı arkası kesilmeden yanıp sönüyordu. Hani insan bir şeyi çok yoğun ve stresli bir şekilde sürekli düşününce beyni sulanır ya, o safhaya gelmiştim. Düşünmekten başım ağrıyacaktı neredeyse.

En sonunda “yahu evde miyim burda mıyım belli değil, böyle canım çıkacakmış gibi burada oturacağıma gidip evde ne yapacaksam yapayım paşa paşa” diye düşündüm. Annem aramadan erkenden eve geldim. Uyuyordu bebek, ağlamamıştı da. Ben geldikten sonra da iki saat boyunca uyudu. İki saat daha gelmesem olacakmış diye düşündüm, ama yine de geldiğime pişman olmadım.

Ona baktım, bir an için onu her gün bırakıp gitmek zorunda olduğumu ve onun da bunu anlayacak kadar büyüdüğünü farz ettim. Acaba neler olurdu? Bazı annelerin yaptığı gibi, ben doktora gidiyorum bana “cısss” yapıcak, sen gelirsen sana da yapar masalıyla kandırmaya mı çalışırdım? Yoksa her gün bırakıp gittiğimi bildiği için gözünü benden ayırmayan çocuğun bir gaflet anını yakalayıp, kaçıvermeyi mi denerdim? Gittiğimi fark edince avazı çıktığı kadar bağırıp bir sürü gözyaşı döken çocuğu yanında kimi bıraktıysam o teselli etmeye çalışırken, ben işime mi koyulmuş olurdum çoktan…

Bir an aklımdan geçirdiklerime baktım da ne kadar korkunç, tüyler ürpertici şeylerdi. Artık annelerin hissettiği şefkati tatmış biri olarak daha büyük bir şaşkınlıkla sordum: yaşamayan hiç kimseye tarif edilemeyen o harika şefkate rağmen, çocuğunu her gün bırakıp gitmeye bir anneyi razı eden ne acaba? O şefkatten baskın çıkan duygu ne ki, anneyi o şefkatin gereğini yapmaktan alıkoyuyor?

Uyandığında annesini yanında bulamayan çocuğun halini hiç gördüyseniz bilirsiniz. Bir büyüğümün evinde misafirken şahit olduğumda çok etkilenmiştim. Anneleri çalıştığı için iki çocuğa yaşlı bir teyze bakıyordu. İki buçuk yaşındaki küçük kızı uyutan yaşlı teyze, bir işi görmeye koyulmuş çocuk uyandığında sesini duymamıştı. Ben de diğer bir odada bebeğimle ilgileniyordum. Çocuğun sesini duydum ama teyze hemen bakar nasılsa duyunca diye hemen koşmadım. Baktım ki ağlaması kesilmedi, koştum koridora vardım çocuk yataktan kalkmış koridora çıkmış “anne, anne” diye bir o tarafa bir bu tarafa bakınıyor, nereye gideceğini bilemez bir halde ağlıyor. “ah yavrum, ben senin annen değilim ama ben de anneyim” deyip çömeldim, çocuğa kucağımı açtım “gel” dedim. Çocuğun kucağıma fırlar gibi bir atlayışı vardı ki görmeliydiniz. Sımsıkı sarıldı bana..

Bu şefkati, o çocuğun annesi de hissetmiyor değildi ama ona bırakıp gitmeyi tercih ettiren şey neydi? Hiçbir annenin şefkatini unutup sadece “para”yı esas alarak çalışabileceğini gönlüme anlatamıyordum. Ne olabilirdi onlara, çocuklarını bıraktıran?

Bu soruları, kadınların çalışmasına tamamen karşı bir duruşla sormuyordum. Anne olmuş olanların çalışma konusunda biraz daha hassas olmalarını bekler bir tutumla soruyordum. Ve özellikle de eşlerinin geliri yetebilecekken, bir zaruret söz konusu olmadan çalışan “kadın”lardan çok “anneleri” kast ediyordum.

Düşünürken bir ara “Biz gidiyoruz çalışmaya ama kendimiz için değil ki, yine onların geleceğini kazanmak için..” şeklindeki cümleler yankılandı zihnimde. Bunu birçok anneden duymuştum. “Evet tabi ya” dedim, anneye çocuğunu bıraktırabilen yine şefkatiydi, başka bir şey olamazdı.

Bu şefkat şunları söylüyordu: çocuğum herkesin alabildiği şeyleri alsın, herkesin giyebildiği şeyleri giysin, herkesin yiyebildiği şeyleri yesin, şunları da olsun bunları da, kaykayları da olsun, her şeyi olsun benim çocuğumun her şeyi! Yeter ki o sıkıntı çekmesin!

Bu şefkatin açıkça söyledikleri bunlardı. Ama gizliden söylediği de şuydu: Her şeyi olsun yeter ki, annesi olmasa da olur…!

Halbuki ne kadar açıktı, her şeyi olan ama annesi olmayan çocukların toplumdaki ilişkileri, ruh durumları. Bütün çocuk eğitim kitapları sayfa sayfa bunları yazıyordu. Dinlediğim bir sürü radyo televizyon programları bangır bangır annesiz büyüyen çocukların hallerini çığırıyordu. Çocuğun gerçekten annesi olmasa iyi, zor bir durum da olsa mutlak bir şey olduğu için bunu kabullenebilirdi çocuk. Ama annesinin varken yok olmasını, yanında olmamasını çocuk nasıl anlayabilirdi? “Yavrum senin geleceğin için” deseniz gelecek ne demek bilir miydi o yaşta? Sadece o yaşta değil, büyüyünce de anlar mıydı acaba? “Annem çalıştı ama bizim geleceğimizi kazandı, bizi rahat yaşatıyor, iyi ki çalıştı” diyen bir çocuğa rastlamayışımızın sebebi neydi?

Etrafımdaki örneklerden görüyordum ki, annelerinin çalışmasıyla sahip oldukları maddi şartlar çocuklara fevkalade gelmiyordu. Anne sırf çocuğunu memnun etmek için çalıştığından, “bunun için çalıştım bari değsin” diye çocuğu oyuncaklara, elbiselere boğuyordu. Oyuncakların, elbiselerin, kalem, defterlerin içinde boğulan çocuk onların çokluğuna alışıyor, onlara sahip olmanın bir ayrıcalık olduğunu düşünmüyordu. Sahip oldukları ona kıymetli gelmediği için, annesinin kendisini bunları almak için bırakması çocuğa acaip saçma geliyordu. İşte sanırım bu yüzden, “annem iyi ki çalıştı, bizim geleceğimizi kazandı, çalışmasaydı bana bu bebekleri bu arabaları alamazdı diyen çocuk” yoktu ortada.

Ama şunları diyen bir hayli çocuk vardı:“Küçükken annem beni bıraktığında kendimi bütün dünyada tek başıma gibi hissederdim, büyüklerim annemin bana bir sürü bebek almak için çalıştığını söylerlerdi. Ama ben keşke bir tane bebeğim olsa, ama annem de olsa beraber oynardık diye düşünürdüm. Annemin benim bebeklerim yüzünden beni terk etmesini hiç anlayamazdım…”

Bunları söyleyen çocuğun yaşadığı duyguların çocukluğunun o yıllarında kalmadığını, bütün hayatını etkilediğini söylemeye hacet yok. Çünkü insanın kişiliği, karakter özellikleri ve ruhî hassasiyet gelişimi neredeyse tamamen, çocuklukta yaşadığı duygulardan besleniyor. Bu kısa ve fani dünyadaki maddi geleceğini temin edeceğiz diye, dünyasını olduğu kadar ahiretini de etkileyecek ruh ve karakter gelişimini sabote etmeye hakkımız var mı?


C.A.N.D.Y 21 Şubat 2007 22:23

Gittim


Gittim
Düşünmediğimi say bıraktıklarımı.
Akıtamadığın yaşları görmedim say
Gamzelerine dolan kırık gülüşlerde
Parmak izlerimin silindiğini say

Sesinin kestiği
Gecelereydi vedam
Sana değil

Düş yolunda
Kırık yıldızlardı
Kirpiğimde tutunan

Giderken de kadınındım
Çocuk yanındım
Bir o kadar da

Sensiz zamanlarda
Anı diye
Dikenleri topladım

Her batığında
Yüzsüz kırmızıları
Utanmaz tenlerin

Her tende
Sahte ruhları
Aç nefesleri

Kırmızıydılar
Yine de
Kızarmadım

Ben, gelincik büyüttüm
O sevdalarda
Onlar adamlığını

Gittim
Ne ağlayan adam vardı
Ne de ağlanası adam

Oysa
Sazlar arasında
kendini gelincik sanan
O kadar çoktu ki

Hiç bir AŞK
Utanmaz değildir



Misafir 23 Şubat 2007 14:49

Gitmekle bitmiyor sevda
 
Yazılmış tüm sözlerin şiirlerin hikayelerin ötesinden
Sana haykırmak istediklerim vardı
Senin asla bilemediğin hayata yenik düşmüş
Çok istedim sana her seferinde anlatmayı
Ama öyle dolambaçlı yolların ardına saklı kalmıştı ki sevdan
Ne sözlerim yetişti ömrüne
Ne kelimelerim varabildi gönlüne
Bütün bu yaşanmış yalanların ardından
İçerimde ağlayan
Bedenimde kanayan
Özümde azap çeken bir sen hala var
Her nerede ne halt ediyorsan bil
“ Gitmekle bitmiyor sevda ”
http://img159.imageshack.us/img159/966/featherrn6.gifTunahan ERMİHAN


Misafir 23 Şubat 2007 15:40

Gİtmek Mİ Zor?yoksa Kalmak Mi?gÜle GÜle Dİyebİlmek Mİ?yoksa HoŞÇakal Dİyebİlmek Mİ?ardinda BiraktiĞin Sahİle,sen Vuracaksan Baharlar Senİn Rengİnde ÇİÇekler AÇacaksa,olmadiĞin Halde Kumlara İlÂn-i AŞk Yazilacaksa,birakmak Mi Kolay,birakilmak Mi?
Sen Gİttİn Ya;yarim Kaldim…
SÖzlerİm Yarim,okuduklarim Yarim,gÖrdÜklerİm,bakiŞlarimizin Yarisi…
Adimlarim Yarim,yÜreĞİmİn AtiŞi Yarim,cÜmlelerİmİn “Özne”sİ Yok;yarim….
Ortadan İkİye BÖlÜnmÜŞ Sevgİ SÖzcÜklerİ Gİbİ,sularin Kesİk Akmasi Gİbİ,yarim Gİbİ Yarim…
SÖyleyebİldİklerİmİn,yazabİldİklerİmİn Yarisi OlduĞu Gİbİ…
Sen Gİttİn Ya;yaŞadiklarimin Yarisini Da GÖtÜrdÜn…merhaba Dİyebİlmek Mİ Zor?hadİ Eyvallah Dİyebİlmek Mİ Yoksa?kolay Olan…
Beraberken Yaptiklarimizin,yarisini Yapabİlİyorsam Ve Şekerİn KalmamiŞsa Şekerİ Ve Tuzun Da Tuzu…hayat Tadini BuruklaŞtirmiŞsa,hÜzÜnlÜ Bakiyorsa Aydinlik,gece Gİbİ…eksİk DeĞİl Mİ Bİr Yanimiz?..
Kolay Olan…
Arkana DÖnÜp El Sallayabİlmek Mİ?yoksa,yÜreĞİmİn Yarisini GÖtÜrdÜĞÜnÜ BİldİĞİn Halde,zorakİ GÜlÜmseyebİlmek Mİ?
Sen Gİttİn Ya;yarim Kaldim…
Gİtmek Mİ HÜzÜnlÜ?yoksa Kalmak Mi Buruk?İÇİmde DÖrt Nala KoŞan Ayrilik,sende Kalan ParÇami Mi Ariyor?..ellerİnİ Mİ?..gÖzlerİnİ Mİ?..her Yerİm Sende Kaldi,her Yerİn Bende…
Daha Ne Ariyor Kİ Bahane,yarim Sende,yarin Bende KalmiŞken?...ardindan El Sallayabİlmek Mİ Kolay?..
YÜreĞİmİ GÖtÜrdÜĞÜnÜ BİldİĞİn Halde Gİdebİlmek Mİ?


Mystic@L 23 Şubat 2007 20:47

daha dün gibi çocukluğumun suskun günleri
ellerim kanamış ayazda
ayağımda çizmeler
misket oynadığım günler
daha dün gibi

ilk sevdaya tutulduğum her gün evlerinin önünden geçip
göremezsem
karnıma ağrılar saplanan esmer güzeli
ilk sevda acısını tanıdığım günler
daha dün gibi
yüreğimde ağıt ağıt duruyor

daha dün gibi
kimsesiz kalışım yeryüzü cehenneminde
soğan ekmeği suya katık edişim
ayaz gecelerde
kapısız penceresiz odalarda yatışım
yıldızları gözlerime saklayıp
karanlığa gülüşüm
umutsuzluğu yaşayıp
umudu buluşum
daha dün gibi

daha dün gibi sigaramdan ilk nefesim
sessiz gecelerde
yalnız kalışım
kalleş bir yumruk gibi
betona düşüşüm
bir gece vakti
kör ışıkların sessizliğinde
yediveren güllere sarılışım
kokunu özleyişim
daha dün gibi ağıt ağıt yüreğimde

ilk ağladığım gün
daha dün gibi
sırılsıklam sokak ortasında yağmur altında
yağmur bana ağlamıştı
ben yağmura karışmıştım
ve ben daha sıkı sarılmıştım yalnızlığıma
sımsıkı
sonra bedenimin ürpertisi sarmıştı korkularımı
daha dün gibiydi senin yokluğunun acısı

daha dün gibi saklı hala yüreğimde

Necmittin Davulcu


Misafir 23 Şubat 2007 21:29

Bilmezsin

yağmurlar şahit
ben ağlayamam
içime gömerim seni
dağlar bilir beni
gece gibi koynumda sakladıklarımı
saçlarının her bir teline
bir yürek bağladığımı
gözlerindeki her ışıltıya
gökten yıldız kaydıracağımı
gülüşünle yüreğimde
kopardığın her fırtına
rüzgar ağaçlarında dinginleşir
ve örter üstünü yüreğim
sen bilmezsin

sen bilmezsin dağlardaki kuytu çağlayanları
bilmezsin her damlasında
yüreğime bir parçanı gömdüğümü
bilmezsin


Pollyanna 23 Şubat 2007 22:15

Gidiyorum

Saatlerimin akrepi – yelkovanı sen varken hızlıymış

Nasılda fark etmemişim

Suskunluğumun baş harfi… Konuşturma beni.

Yazıyorum ama borcun yok bana…

Mavi – Gri sayfalarımın sakini,

Gidiyorum bırak(ma) beni.



Dokunmuyorum sana… Kırılma

Yalnızlığımın içindeki kalan kırıntılar yeter bana

Yetinilmiyor… yetmiyor öğrendim ama

Gidiyorum

Bırak (ma) beni.



Geniş zamanlar kullanmıyorum,

Daralttım bütün zamanlarımı… Korkma

Kırık bir aşkın gece notlarını düşüyorum,

Şimdilerde satır aralarına

Kalbimide alıp, büyük konuşuyorum!

Gidiyorum

Bırak beni…




Nephthys 24 Şubat 2007 00:36

Gitmek mi Zor Kalmak Mı?

bir akşamüstü gitmek... kalkıp gitmek bir geceyarısı veya şafağa kucak açarken karanlık..gitmek mi kolay olan, geride kalmak mı? bunu sorarız kendimize.. birbirimize.. sorarız sormasına da.. cevap alabilir miyiz, soruya verilen yanıt ne derece gerçeği yansıtır, gerçeğin yanına yaklaşır? işte bu tartışılır. gideni yolcu edene geride kalmak zor olsa gerektir. el sallamanın acı burukluğu, boğazda düğümlenen hıçkırıkların görünmezliğini sağlam çabası.. ve bunu başarmak için dudağa yerleştirilen sahte bir tebessüm. gözler! .. ya gözler? gülermiş gibi görünen fakat dikkatli bakan bir diğer gözün rahatlıkla yakalayabileceği, derine gizlenmiş acı bir gölge durur ve mahzun bakar gözbebeklerinin derininde. 'Hadi git' dersiniz... 'git artık, yolun açık olsun.' diliniz bunu telaffuz ederken yüreğinizde yangınlar başlamıştır bile çoktan. kalmak zordur.. zorlu bir yoldur.. bilseniz de gitmenin gerekli olduğunu, güzel geleceklerin doğumu için gidişlerin bir başlangıç hatta zorunluluk olduğunu... katlanılası değildir, çekilesi değildir. bedenin içine yerleşmiş yüreğin onunla birlikte gideceği korkusu mudur bu endişe? ateşi yakan kıvılcım bu korku mudur?
bu şehrin kaldırımları.. kaldırım taşları da alışmışsa yolcunun varlığına? nefes alışına, koşuşuna üzerlerinde... sonra koşmayı bırakıp (sözünü tutmak adına) yürüyüşlerine... 'ben bu şehri sevmiştim' diyorsa yürek? ... gitmek kolay mıdır acaba? geride kalmak zordur da! ya bir de beden ile yürek aynı mekanı paylamaktan yoksun sa? .. yüreği bırakıp gitmek.. akşamın karanlığında.. her ne kadar sabah olacak ta olsa, şafağın sökmesi yakın da... dost dediyse giden, geride bırakıp gittiklerine? dağlarına, kaldırım taşlarına, yaşlı kadınlarına, yetim çocuklarına... her biri tutup çekmez mi yüreğinin uçlarından sündürerek? ' kal! kal ne olur! ' diye feryat etmez mi?
gündoğumu yakındır artık... geceler sabahlara gebe... gitmemek olmaz ki! ' kal' diyen sesin büyüsüne kapılmak olmaz ki.! acılar diner mi yaraya merhem çalmadan? güneşler doğar mı sabah olmadan?
ha yüz km ötede olsun beden, ha bu miktarı katlayın istediğiniz kadar. yüreğin bedende hapsolmadığı sürece gidiş değildir gitmeler. ağlayışlar gereksiz, üzülmeler yersizdir. fakat; mücessem varlığın içinde sıkışıp kalmışsa can; bir nefeslik mesafe de olsa da yakın değildir.

gidenler ten olsun, etle kemik...
canlar burda dursun, yeter...
hatıralar canlı kalsın, bunu istedik...
mesafe dediğin nedir ki, nedir kilometreler?


Meryem Şahin


C.A.N.D.Y 24 Şubat 2007 00:43

seher vakti uykumdan kaldıran
sabah uyandığımda
gözlerime bakan sen olsan
sen olsan ölüme başkaldırışım
kelebek kanatlı dokunuşum
nefesimde yaşamım sen olsan
ne olurdu yanımda sen olsan
bildiklerimi unutsam
bilmediklerim sen olsan
ılgıt ılgıt esen çaresizliğimde
yeni baştan öğrensem beni
yaşarken sende sen olsam



C.A.N.D.Y 24 Şubat 2007 16:20

http://www.sevdimseni.net/Siir/012_dosyalar/006r.jpg
Beni burada bulumayacaksın
Sanma ki 24 şubatı hatırlayacağım
O günü ve seni unutacağım,neden mi?
Beni göremediğin için,
Bense seni tanıyamadığım için
O gün bir facia idi hayatımda
Öyle kalacak
Şu deprem vardı ya onun tarihi olacak
O gün…….. ve ben her yıl o günü
Deprem faciası olarak hatırlayacağım
Aslında ben seni unutmak için sevmemiştim,
Öyle olacak görünen
Neyse sana yolculuğunda
Mutluluklar
“seni düşünen bir yürek var”
deme bana, düşünmediğin ortada

Seni tanımadan önce ağlıyordum
Ağlıyordum ya
Tanıdığım günde
Hala ağlıyorum
Bu sefer sen ağlatıyorsun
Beklememiştim ya senden bunu
Sende öyle çıktın
Hain çıktın

Şimdi anlıyorum,ben seni değil
İçimdeki özlemi
Aşk özlemini sevmişim
Layık değilmişsin sevgime
Kapatmak istiyorum ya seni
Bırakmıyor içimden bir şeyler
Olsun yinede bitireceğim seni
O özlemi de terk edeceğim seninle
HOŞÇA KAL CANIMSIN BENİM

Nurten İnceoğlu




C.A.N.D.Y 24 Şubat 2007 22:53


Bir dağ başı yalnızlığı yaşıyorum yeniden...
Dağ başı yalnızlığı ölümden beter.
Hiç kimse aramasa sormasa beni
Sen gelsen yeter...

Huzur ellerinin güzelliğidir.
Gözlerin karşımda mutluluk denizi.
Her sabah soframızda ekmeğimizi
Sen bölsen yeter...

Yüreğim seninle yaylalar kadar serin
Ne bir çizgi hasret, ne bir nokta gam
Yayla dumanı gibi gözlerime her akşam
Sen dolsan yeter...

Bende çaresizlik sonsuz kördüğüm.
Bende sabır, sende naz...
Gündüzünden vazgeçtim, düşümde biraz
Bir yüz görümlüğü sen olsan yeter...

Duymasa da hiç kimse
Şâir gönlümün, sende karar kıldığını.
Ve içimin şerha, şerha yarıldığını
Sen bilsen yeter...

Bir gün duysan bittiğimi, tükendiğimi.
Çıkıp gelsen uzaklardan korkulu ürkek.
Bir incecik dal gibi üzerime titreyerek,
Eğilsen yeter...


Yavuz Bülent Bakiler



Mystic@L 24 Şubat 2007 23:40

İçimde Yanan Bir Şehir

Hiç bir şeyden nefret etmedim senden nefret edememekten nefret ettiğim kadar..
İçimde yanan bir şehir, kocaman bir enkaz var.
İntihar ediyor sevgi sözcükleri,
Kelimeler sıraya girmiş, terketmek için bu şehri..
Kaçıyorlar...
Anneler canavar olmuş çocuklarını yerken,
Dönmek için geç, ölmek için çok erken..
Depremlerin ardı arkası kesilmez, dinmez yağmur, üşür içimdeki çocuk, ağlar..
Gözyaşlarım koluma akar, yakar...
Uyanırım gecenin bir yarısı, hıçkırıklar içinde;
Bir mum yakarım, bir şarkı açarım, sarılırım tek dostuma, masamda resmin,
Şarabım azaldıkça yankılanır odamda ismin..
İçten içe düşlerim sıcak nefesini..
Dokunmak isterim saçların alev alev yakar parmaklarımı,
Gözlerin öldürür bakışlarımı,
"Özledim" der akan tek damla gözyaşım,
Özledim der ellerim,
Özledim der gece,
Yıldızlar sana yanıp söner..
İsmini sayıklarım, hece hece...
Ağlarım, çok ağlarım...
Geceyi geceye bağlarım da düşünmem seni.
Gündüzleri çıkamam sokağa sana benzeyen birini görürüm diye..
Alışırım elbet bu uzağa. Hatta giderim ben de bir gün iyiden iyiye.
Buralardan..
Bir şarkı söylerim giderken,
İçinde sen olmayan.
Kimsenin kimseye söz vermediği bir dünyaya.
Sadece rüyalarımda dalarım artık o Hülyaya..
Giderim arkama bile bakmadan.
Bari bu şehir daha fazla ağlamasın.
Dalları düşmüş her gün altında seni beklediğim ağacın.
Sökülmüş kaldırımları o sokağın.
Yokluğunda yağmur eskisi gibi yağmaz olmuş,
Bulutlar gölge etmiyormuş artık aşıklara,
Güneş bile öfke dolmuş...

İstanbul - 29.09.2006
Cüneyt Kocabıyık


C.A.N.D.Y 24 Şubat 2007 23:44

http://www.balcanet.net/resima/jpg/siir10140.jpg
Ve sen kadınım...
Biricik gül kokulu yarim...
Sen hiç çıkmadın aklımdan yine bu hafta.
Çok güzel düşlerde ağırladım seni.
Birlikte harika yolculuklara çıktık gökyüzünde,
inan bir an aklımdan çıkmıyorsun.
Her kadının gözlerinde senin bakışlarını arıyorum,
sıcaklığını yokluyorum anlamsız bakışlarda,
seninle görüşmeyeli çok oldu biliyorum,
ama üzülmüyorum uzaklığına.
Nasılsa her an yanımdasın,
nereye baksam orada bir çift bakış beni bekliyor.
Yokluğunu çekmiyorum yani,
senin de beni böyle düşündüğünü hissediyorum.
Güzelim benim, eminim ki,
aynı duygularla çarpıyor kalplerimiz.
Ah güzelim, doya doya öpüyorum hayalini.
Mahmut Kuru(Sevgiliye son mektup)











C.A.N.D.Y 25 Şubat 2007 14:09



AYRILIK SEVDAYA DAHiL

Açilmis sarmasik gülleri kokulariyla baygin
En görkemli saatinde yildiz alacasinin
Gizli bir yilan gibi yuvarlanmis içimde kader
Uzak bir telefonda aglayan yagmurlu genç kadin
Rüzgar uzak karanliklara surmus yildizlari

Mor kivilcimlar geçiyor daginik yalnizligimdan
Onu çok ariyorum onu çok ariyorum
Heryerimde vücudumun agir yanik sizilari
Bir yerlere yildirim düsüyorum
Ayriligimizi hissettigim an demirler eriyor hirsimdan
Ay isigina batmis karabiber agaçlari gümüs tozu
Gecenin irmaginda yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmus
Tedirgin gülümser Çünkü ayrilik da sevdaya dahil çünkü ayrilanlar hala sevgili
Hiç bir ani tek basina yasayamazlar
Her an ötekisiyle birlikte hersey onunla ilgili
Telasli karanlikta yumusak yarasalar
Gittikçe genisliyen yakilmis ot kokusu
Yildizlar inanilmiyacak bir irilikte
Yansimalar tutmus bütün sahili
Çünkü ayrilmanin da vahsi bir tadi var
Öyle vahsi bir tad ki dayanilir gibi degil
Çünkü ayriliklar da sevdaya dahil
Çünkü ayrilanlar hala sevgili
Yalnizlik hizla alçalan bulutlar karanlik bir agirlik
Hava agir toprak agir yaprak agir
Su tozlari yagiyor üstümüze
Özgürlügümüz yoksa yalnizligimiz midir
Eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kusatti ormani
Karanlik çöktü denize
Yalnizlik çakmak tasi gibi sert elmas gibi keskin
Ne yanina dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin Kapini bir çalan olmadi mi hele elini bir tutan
Bilekleri bembeyaz kugu boynu parmaklari uzun ve ince
Simsicak bakislari suç ortagi kaçamak gülüsleri gizlice
Yalnizlarin en büyük sorunu tek basina özgürlük
ne ise yarayacak
Bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin
soguk tenhaligina
Benzemesin diye özgürlük mutlaka paylasilacak suç ortagi bir sevgiliyle
Sanmistik ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için variz
Ikimiz sanmistik ki tek kisilik bir yalnizliga bile rahatça sigariz
Hiç yanilmamisiz her an düsüp düsüp kristal bir bardak gibi Tuz parça kirilsak da hala içimizde o yanardag agzi
Hala kipkizil gülümseyen sanki atesten bir
tebessüm zehir zemberek ASKIMIZ






DrAm3vLH 25 Şubat 2007 14:17

gıdende yanlıs yapıor kalanda


C.A.N.D.Y 25 Şubat 2007 15:15

http://img184.imageshack.us/img184/9849/69vg6.jpg


C.A.N.D.Y 25 Şubat 2007 16:20

http://www.resimload.com/070429/QcL_soncopy510x584pa1.jpg


Misafir 25 Şubat 2007 16:24

http://www.sevgidenizi.com/ayrilik/images/ayrilik005.jpg


Misafir 25 Şubat 2007 16:38

Terk edilmiş bir akşam üzeriyim şimdi Gözlerim ağlayan mutsuz çocuk Bitkin yüreğim Umuda sarılmış yasaklanmış düşlerim Bahar gelmiş Gelmesin! Kırık bir kuş kanadında Yarım kalmış sevdayım Sessizliği haykırır nefesim Kahrolası nefesini özledim Gülerdin Gülerdi elimde açılan gül Susardın Beklerdi sesini şarkım Giderdin Kalırdı çaresiz yollar Düşsem diyorum karanlıkta, gecede Üstüm başım çamur Ellerim kir pas içinde Yağmur yağıyormuş yağsın Daha Daha çok yağsın Yağmur ne yazar okyanusa Sensizlik ummanında kalmışım Gecedir yüreğin her atışı Hicran olur vuslatın hasreti Yaşamaktır ölmek gözlerinde İklimdir bu Hüzündür Sırdır... Kokuşmuş bir kuş cesedi kalır şimdi elimde Gözbebekleri oyulmuş... Yokluk kalır düşüme yoldaş Çok çok bir umutsuzluk Sessiz bir ıslık yalar bedenimi Altı üstü nedir ki Bir ömür Bir ölüm... Çekili perdesi, tülü sevmenin Çenesi bağlanmış yaşama sevincinin Korsan bir kitap kadar ahlâksız şimdi Çiçeğe durmuş körpe tomurcuk Bileklerinden bağlı intihar ranzasına... Yalan dediğimiz kaç kelime Neler açar başına Nelere mal olur Hınç ondan çıkar Sefalet ondan Rezalet ondan Sevmenin adı yalan şimdi Şimdi sevgili çıngıraklı yılan... Sığ limanda çürümeye durmuş bir vapur Kaptanı gitmiş Yolcusu yitmiş Umut kalır enkazlar altında Yıkık, harabe, perişan Günde sevda alev alev Gecede ihanet kokar Ne virane yürek para eder Ne sevilere susayan can Kan düşer günce yaprağına Sokaklarda siren sesi Alnımın içinde senin sesin Ellerim yanar Duman avuçlarımda Bakışında binlerce ciltlik ihanet Bakışımda milyonlarca isyan... Unutulmuş bir köşede ıslak bir mendil İzmarit dolu bir tabla Duman altı odalarda Tükenmiş bir adam... Adam şiir yazar karalar Şiir yazar yırtar Adam yazdıkça ağlar Ağladıkça yazar... Aşkın gözyaşları değil bunlar Nefretin zirvesinde bir sevgi Sevda sınırında öfke Dahiliğin uçlarında bir deli Delirecek bir dahi gibi Sonlara yaklaşır adım adım Son geldikçe uzaklaşır... Pus, ter, kan Paslanmış kalbin damarları Soluk soluğa Çığlık çığlığa geceler Çobanyıldızı da küskün Saçma sapan papatya falları da... Neyimi aldı benden seni sevmek Kangren yüreğine ne kazandırdı sevişim Ve ne verdi bana Tek avuntum hayalimdeki gülümseyişin Gidişin umuduma saplanan hançer Boş verdim artık sana da umutlara da... Duyurmadan suskunluğu kimseye İnat etmeden sevmeye Çekip gitmek sensizliğin ortasına Çizgilere dokunmadan Senin gidişin gibi bensizliğe... Gitmek şimdi körpe tomurcuğun bileklerinde! ! !


Misafir 25 Şubat 2007 16:41

http://www.sevgidenizi.com/ayrilik/images/ayrilik015.jpg


nisan_yagmuru 25 Şubat 2007 16:56

sen giderken, bahar miydi, nergisde cicek var miydi
iki nefes alip vermek, yasamak bu kadar miydi

sen giderken, karanfiller SIRALIYDI , SIRALIYDI,
iclerinden biri var ki, benim gibi YARALIYDI, YARALIYDI

kalan icin , hersey daha zordur, bence...



Saat: 06:40
Sayfa 5 / 22

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık