![]() |
Kabusumsun biliyorum gerçek değilsin, olamazsın asla koyu karanlığın derinliğinde içimi ürperten korkuyla kötü bir kabussun yalnızca. biliyorum birazdan terden sırılsıklam olmuş bedenim sıçrayacak aniden açacağım gözlerimi biliyorum olmayacaksın yanımda olmamalısın asla. derin bir nefes alacağım rahatlayacağım sonsuzca kıvrılıp sıcacık yatağımın içinde huzuru hissedeceğim sensizlikte ve tekrar derin bir uykunun kollarına atacağım korkudan arınan bedenimi. Ankara - 13.01.2002 Hülya Tümer |
Yalnız Bir Operaydı Son Yazdığın Yalnız bir operaydı son yazdığın Beraber oynamak isterdim hayatımızın müzikalini Sanırım iyi bir rol arkadaşı olurdun bu perdenin Zira prova gerektirmez bu oyunda Yeter sana bir önceki çektiklerin Yorgun bir yolcu gibisin hayat yolunda Son perdeyi oynamaktan çekinen ve ürken İstediğin gücü al benden bu son tango için Son tango, son mektup, yaşanan son şeyler Kalın bir iz bırakır unutulmaz sayfalarda Çığlıkları ulaşır kutup yıldızlarına Ama güneşte kaybolur en parlak yıldızlar Güneşin olmak isterim geceni aydınlatan Taze bir nefes olayım ciğerlerine bayram ettiren Yeni bir dimağın olayım unutulmazları unutturan Baharın olayım kışta geçirdiğin soğuk ve fırtınalı Karanlık günlerini sana unutturan Yeni bir hayat vereyim sana geçmişi ağırlıklarından Kurtulup bir tüy gibi hafif bahar esintisiyle Rüzgarda dans eden yeşil gözlü meleğim ol Güzel sözlü meleğim ol muhabbetine aşık olayım Yeşil gözlerinden akan muhabbeti ruhuma sarayım Sen benim ol ben senin tüm dertlerine ortak olayım |
SUSTUM sustum! Ne kadar susulacaksa o kadar sustum.. Kendime konuşuyorum şimdi yalnız.. Yalnız yüreğime dokunuyorum sesime Kimse duymuyor... Sustum! Sustu dudağımdaki şarkı,gözlerimdeki şiir, Saraları yalayan şiir Sokaklarında kahroldum şehir Gözlerim konuşuyor yalnız! Sustum! Bin ah sürüp dudaklarıma... Ne kadar susulacaksa o kadar sustum Sustu benimle deniz, Sustu deli dalgalar,sustu martılar... Umutlarımı sarıp rüzgarlara Uzaklara savuruyorum her gece Yıldız yayıp serpiyorum gökyüzüne! Kimse görmüyor... ERDEM-BENNER |
Parçaların Bütünü Yalnızlık... Gönlümden gül çalarken, aç olduğun için bunu yaptığını bilseydim... Bir gülden elde ettiğinle bir ömür doyacağını düşünebilseydim... Kan ter içinde kalana kadar koşmazdım peşinden yalnızlık... Özlem de verirdim yanında... Ziyaret için geldiğini sandığım o mezar taşının başında... Fesleğenlerden neden almadın yalnızlık... Bir kişilik yemek yapmak çok zordur bilirim... Misafir olurdum sana... Çocuk seslerinden katık yapardım ben de yalnızlık... Günler ölmeden, yıllar doğmadan geçmez yalnızlık... Zaman sağır ve dilsiz... Umut sevap gibi kapkara gözlerimde yalnızlık... Dertler deniz gibi, yüklenmişim omuzlarıma... Sana da can veririm gir içime yalnızlık... Güneş göz yaşı dökerken yıldızlar telaşlanır... Karanlığın ardındaki ışık yalnızlık... Çekip gitsem bu bedenden ait olduğum yere... Parçaların bütünü yalnızlık... |
Doğum ve ölüm tarihleri arasında var olan bir hayatın yorgunlarıyız. Yaşadığımız, bir garip yalnızlık hikâyesi. Etrafımızdaki yüzlerce insana rağmen yine kendimizi yalnız, çaresiz, kifayetsiz hissediyoruz. Bunca sınırlı arasında Sınırsız Olan’ı özledikçe büyüyor yalnızlığımız. Ruhumuzun vadilerinde gezinen yüzlerce insan dahi unutturmuyor, ‘hesabı yalnız verilen imtihanımızı.’ Aksine; her hikâye altını çiziyor yarımlığımızın. Yalnızlık, yarım oluşumuzdur. Yalnızlık, ‘yalnızlığın mahsus olduğu varlığa’ duyulan özlemdir. Mecburiyettir. Alnımızda insan olmanın imzasıdır. Yalnızlık, şaire ‘Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge. / Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı.’ satırlarını yazdıran o müstearsız histir. O his ki; kalabalıklarda yaşanan bir tenhalıktır. Tenhalığımız, bize güç verebilir, gücümüzü de alabilir. Melankolik hisler içinde arabesk bir yalnızlığı tercih edersek, ruhumuz günden güne zayıflayacaktır. Ama mezarların neden tek kişilik kazıldığını düşünüp ‘yegâne’ olana inancımız artarsa yalnızlığımız bizi güçlü kılacaktır. Sevdiklerimiz oldu, sevenlerimiz de oldu. Gidenler, dönenler oldu; gidip de dönmeyenler de. Doğanlar, ölenler oldu. Güneş bir görünüp bir kayboldu. Kayan yıldızlar dileklerimize umut oldu. En büyük hatamız, geçici olana ‘her şeyim’ demek oldu. Bir insan, bir eşya, bir mekâna ‘her şeyim’ dediğimizde, onu yitirmekle elimizde ‘hiçbir şey’ kalmamış oldu. Yürek coğrafyamızda yaşanmış onca devasa sevgi dahi hissettirmedi mi bize yalnızlığı? ‘Bitimsiz bir tat aramadık mı savruluşlarda? ‘ Kalbimizde dost yoğunluğunu en çok hissettiğimiz anda bile o anın geçici olduğunu bir an olsun çıkardık mı aklımızdan? Güzel anlar hiç bitmesin diye fotoğraf karelerine sığınmadık mı? Günde beş kez yalnızlığımızı itiraf etmedik mi? Avcumuzu açıp Tek Olan’a dua ederken, küçüklüğümüzden büyüklüğüne köprüler kurmadık mı? Düştüğünde ‘acımadı ki’ diyen çocuklar gibi gizlemek istiyoruz acılarımızı. Düşlerimiz ipinden kopmuş balonlar gibi kaybolduğunda, bir kez daha anlıyoruz yalnızlık imtihanımızı. Kalbimizin özgül ağırlığını bir başka kalb taşıyamazken ve ancak gölgemiz kadar var olabilirken, bir başka kalbte nasıl beka bulabiliriz? Ve nasıl anlatabiliriz kendimizi, kendini dahi anlamamışlara? Bizi anlamayan insanlar arasında bir hayatın ardına düşerken, onlara kızmak, sınırlı oluşlarını yüzlerine vurmakta değil hüner. Asıl hüner, çaresizliğimizle onların çaresizliklerini birleştirip bir ‘çare’ bulabilmekte. Hiçbirimizin ‘yağmur’u sözcük biçiminde uymuyorken birbirine, hepimizinkinin uyduğu bir üçüncü yağmuru bulmalı. Etrafımızdaki insan yoğunluğuna rağmen, ruhumuzun pergelini ‘tek’ olanda sabit tutup, insanlar arasında bir ’sınırlı’ gibi yaşamalı. İnsanların bizi anlamadığı anlar olur. Hattâ bizi tamamen yanlış anladıkları zamanlar da olur. En çok emeğimizin geçtiği, fedakârlık kapılarını sonuna kadar araladığımız insanlar, küçük bir noktaya takılıp bizi unutabilir. En çok ihtiyacımız olduğu anlarda en sevdiklerimizi bile yanımızda bulamayabiliriz. Ya da en güvendiklerimiz bizi şaşırtıp, kalbimizde çizikler olmasına sebep olabilir. Her kim, ’sürekli değişen’ anlamına gelen ‘kalb’e sahipse, sürekli değişecek ve hiçbir zaman tamamıyla ‘güvenli’ olmayacaktır. Hasılı bu dünyada insana dair ne varsa, hep bir yanı yarım ve bir yanı eksik kalacaktır. İnsan insana yetemez, ancak hayatına anlam katabilir, muhtaçlığını azaltabilir. Hayatın bütün karmaşası ve kalabalığı arasında hepimiz şahsî menkıbemizi yaşarız. Küçük hayatlarımız ve yalnızlıklarımız birbirine eklendiğinde kanaviçe misali, hal diliyle ‘herkesin her şeyi’ olan varlığı ifade ederiz. ‘Sıcaktan kaçan ve bir ağaç gölgesine sığınan adam, ne gariptir ki, ağaçtan hoşlanmaz da gölgeyi sever.’ Öyle ki, soru sorup cevap verme yeri olan aklımıza ve hissedip duyma yeri olan kalbimize ‘yegane’ olanı işaret ediyor. ‘Alâka-i kalbe lâyık olmayanlara’ haddinden fazla bağlanırken, yenilgi üstüne yenilgi yaşadığımızı anlatıyor. Ne nefis sadık bir yâr, ne de dünya kalıcı bir diyarken, tutundukça kavileşen bir bağa dikkat çekiyor. Şu mısralar da bu bağı ne güzel özetliyor: ‘Kimsesiz hiç kimse yok, herkesin var kimsesi. / Kimsesiz kaldım medet, ey kimsesizler kimsesi.’ Bu yaşadığımız bir yalnızlık hikâyesi. Elif gibi dik, elif kadar anlam dolu. Yanına gelen her harfe hayat katmasından ziyade, kendi sırlarıyla iç içe… Hüzün dolu ama mağrur bir başı var elifin. Bir başına ama sırtını dayadığı güçten dolayı çok kudretli. Kendi yalnızlığının farkındalığıyla birlikte ‘Tek ve Bir’ Olan Varlık’a ışık tutuyor. Hz. Muhammed (sas) ‘in Hira’daki, Gandhi’nin Hindistan’daki ve Bediüzzaman’ın Barla’daki yalnızlığı gibi… İnsana düşen; kendi ruh rıhtımına çekilip, dışarıdaki seslerden uzaklaşarak ‘yalnız’lığın şuuruna varmak ve içindeki sesleri çoğaltmak. Issız yerlerde kendi için bir evren olabilmek…Ve bütün sözlerin üstündeki o büyük sözü bulabilmek… |
Yalnız Ben Kavala Parkındayım, Ben yalnız, dalgalar yalnız, kayalar yalnız Ufka bakıyorum, derin sessizlik Yukarıda birkaç aile var, He! bir de resim çektirenler... Sakin bir müzik paylaşıyor yalnızlığımı Ağlayan Kayalarda dalgaların sesi, Rüzgârda otların hışırtısı, Elimde kitap, aklımda düşünceler Kendimi ilerideki bir kayaya benzetiyorum, Tek başınayım, kalabalıkların arasında yalnız, sessiz... |
Ada Yalnızlığı keşfedilmeyi bekleyen bir ada yalnızlığı yaşıyorum varsın kimseler sormasın ben sensizliği su diye içiyorum kimseler bilmesin, varsın sensizliği, onlardan bile sakınıyorum bir ada yalnızlığı yaşıyorum ormanlarım yeşil yeşil mavilerim tertemiz, çiçek çiçek baharlarım kirlenmedi hiç bir yıldızım... hiç bir ağacım... ve de ateş kırmızısı giyen ayım... varsın kimseler kirletmesin su diye içiyorum ben sensizliği kimseler el sürmesin bir ada yalnızlığı yaşıyorum varsın, kimseler keşfetmesin ben sensizliği su diye, kana kana avuçlarından içiyorum |
Kaç Yaprakla Geçilir Zaman Süleyman Üstün Hocama görmeden kim anlatabilir kar toplamış saçların güzelliğini kim biriktirebilir saydamlığıyla acıtan camkırığı gözlerin bereketini kaç yaprakla geçilir zaman fırtına kaç adımda ulaşır hoşgörüye insan kolay çınar olmuyor ömrünüz yaşamı borçlu kılıyor yüreğimin kapıkomşusu sevgili hocam sizinle düştü umudumun son rengi bilmez miyiz direnç yola çıktı mı dünya daraltıverir kendini değirmendereli çınarlardan duydum geçende kıskanıyorlarmış sizi... Memnune Tunç |
İstanbula kar yağıyordu,sabah olduğunda beyazlar giymişti sanki istanbul. Prenses gibi soğuktu kimse yoktu sokaklarda sende kalbimde yoktun. Üşüyordum ama üşüyen vücudum değil kalbimdi çünkü sensizdi. Karanlık basınca daha bir üşüyordum ,yine söylüyorum kalbim sensizdi... İşte istanbul yorgun şehir, nefes alınmayan belde. İçim ürpertilerle dolu amansız korkularla. Tane tana yıldız gibi yağan kar eritiyordu içimdeki ateşi ister istemez. gecenin 3`dü ağlıyordum yanlızlığıma,benianlamayan insanlara. Mutluluğu yakalayabilecekmiydim acaba Unutma saati yaklaşıyor,her kederin tesellisi bulunur üzülmüyorum. İnsan ne kadar sevse unutabilir. Mevsimler,gelir geçer,yıllar geçer. Hiç yaşanmamışcasına,hiç sevmemişcesine... Unuturuz o günlerimizi Herşeyi evet herşeyi unutabiliriz . Bu sahte gözyaşları,yeminler. Hani demiştinya söz verdim sana canım bekleyeceğim. Boş bir tesellidir inandığımız. Perde kapanıyor film bitiyor işte o hiç bitmeyecek sandığımız. Benim kaybettiklerim sadece güvendiklerimdi Ve şimdi yanlızlığımla başbaşayım. |
ELİMDE KALDI UMUTLARIM Her sabah hüzünle karışık bir umut var içimde Sensizliğin hüznü yeni bir günün seni getireceği Umuduyla bastırıyorum her doğan güneş yeni bir Umut yeni bir arayış benim için belki sana kavuşacağım Zamana bir gün daha yaklaşıyorum bugün değilse Yarın kimbilir belki de yalnızca kendimi avutuyorum Gittiğin günden beri hep yalnızlık şiirlerine takılıyor gözüm Bir başıma değilim sensizlikten yalnızım Terkedilip gitmek en çok nasıl koyar insana bir ben bilirim Gitmelerin gidenlerin arkalarında bıraktığı Çaresizliklerin koyu özlemleri,senin gidişin ateş gibi Çöktü yüreğime hiçbir yağmur yetmedi içimdeki Hasret ateşini küllendirmeye hiçbir sevgi yetmedi Senin özlemini gidermeye ben her sabah beni sana Götürecek yollarda yürüdüm senin duyacağın Şarkıları söyledim yalnızca!Ve gelmeyişinin Her akşamında aslında doğduğunu hiç anlamadığım Güneşle beraber bende battım bir kez daha Geceleri hep uyudum uyudum gün boyu çektiğim Hasretini rüyalarımda biraz olsun giderebilmek İçin herşeye iyi gelen yaraları iyileştiren zaman Hiç bu kadar acıtmamıştı yüreğimi binbir umutla sarıldığım Sabahlar artık hiç doğmaz oldu benim günümde Gecemde karanlık şimdi,ne ay uğruyor gecelerime Ne de sana benzettiğim yıldızlar parlıyor!ellerimde kaldı Umutlarım sensizlik öyle kötü bir yara olduki içimde Öyle büyük bir boşluk açtınki bir gün geri dönersen Kendi yaptığın boşluğa sen bile yetmeyeceksin orası Hep bomboş paramparça kalacak büsbütün cam kırıklarıyla Kaplı kalbim ne zaman seni hatırlatacak en ufak bir şey Görsem o kırıklarla dolu yeri batmaya başlıyor yüreğime Sabahları yalnızca hüzünle uyanıyorum hiç bir şey Beklemiyorum günden seni bile...varlığında sensizliği Yaşamaktansa içimdeki boşluklarla boş umutlarımla Sensizlikten alışırım alışmaya çalışırım yokluğuna... Hakan Güney |
| Saat: 10:24 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık