![]() |
SON VEDA bir sonbahar günüydü.. kiripiklerimden yağmur boşalıyordu ve sen gidiyordun... dağlıyordu her bir adımın yüreğimini en gizli köşelerini.. sen.. bakmadan ardına savrulan kuru yapraklar estiriyordun üzerime.. yıkılıyordum her çiyneyişinde ıslak yolları.. sen yüreğimin kurşunlandığını bense sensiz geçecek günlerin sayısını bilemiyordum ve sen.. büyük bir kararlılıkla gidiordun sevdiğim.. yer ayağımdan kayıyor, düşüyordum.. ve yağmur yağıyordu ölü toprağı kokuyordu heryer sen giderken... ÖLÜYORDUM... GÖRMÜYORDUN... |
Kendisiyle barışık olmayanlara söyledi Peyote: Yüreklerinden nehir geçen insanlar var... hayat dolu insanlar... Onlara gıpta edip, kendileri gibi olmasını isteyenlerimiz var. Onlar için uygun gördükleri tek şey, siyah bir aynadır. Görebildikleri tek şey budur, çünkü kördürler der Peyote... Hayat dolu insanlara da bir sözü vardır Peyotenin: Seni anlamayanlara, seni çekemeyenlere, kalbini kıranlara şöyle bir gülümse... İçindeki çocuğa sarılmak istediğinde Peyote ve onun gibi dosların için ne kadar değerli olduğunu hatırla... Bir kitap al eline... Sayfaları arala... Ve tekrar gülümse... Aysema Arslan |
Gönül çeşmesini tâ durulunca pâk... Etmeye bir ömür yetmedi. Güller ki neyden fazla inlerken, Nemli gözlerle bir mâzi, Ve tâlik yazılı çeşme Nerdeydi? Zemin denirdi, arz denirdi, sağlam Ve sıkı basarken ona biz neden? Serviler, kekik otlarıyla bir âlem, O eski âlem neden kaydı? Ölüm beklemezdi serviler gerçi, Bilmem hangi hayal kırıklığı, yâhut Hangi kederle müntehir onlar, Kına giren kılıçlar misali, Yeraltını süslemektedir şimdi. Güller, yılanlar ve bütün O eski âlem’in çocukları, Semada ararken servileri. Hüsrev Hatemi |
Kal diyemedim Neden gittin sanki o karanlik gecede, bilsen gidisinle seni hayati sayani boynu bükük biraktigini Ardindan bakakalip belki geri gelir diye saatlerce öylesine yola baktigini Elinden tek ümidini ve yasama gücünü alip onu cikmazlara saldigini Sevdasi ugruna herseyden ve herkeslerden vazgecip birtek seni kalbinde sakladigini Her an seninle birlikte nefes alip adini dilinde dua yaptigini Her gece uyumayip avuc acip Allah´a sana kavusabilmek icin yalvardigini Kal diyemedi sana belki yanan yüregi oysa icindeki atesi ele veriyordu yasli gözleri Sana ne kadar ihtiyaci oldugunu anlatmaya yetmiyordu sözleri Simsicak kollarinda tutunacagi dali bulmus yeniden sensizlige dogru gitmek istemiyordu dizleri Yüzüne son kez dokundugunda incitmekten korkarcasina titriyordu elleri Böyle bir sevda, böyle bir tutku bu sekilde sona ermemeli Belki bu dünyada olmasada bambaska bir alemde kavusacaktir birgün mutlaka seven kalpler Yarim kalmayacaktir bir hic ugruna sevgiler Onlari ayirmaya gücü yetmeyecektir kalmayacaktir engeller Iste seven gönlüm bunun yolu ölümden bile gecse seve seve sevdasinin izini sürer... Melahat GÖZ |
Ayrılık Değil Gün ışığına söyle Boğamaz içimin karanlığını, Hep yağmurun sesine karışır, Hüzün dolu bir şarkı. Ve hep bir şeyler eksik kalır, Sende ben, Bende sen... Umutsuzca özleriz birbirimizi.... Gün ışığına söyle Seyhan Demiroğlu |
şimdi yaz yağmuru yağıyor durmadan gözyaşım gibi sessiz ve durmadan sen seni kurtarmadan ve evini kurmadan hem yedi günlük ölüyü bile koymadan yaz yağmuru yağıyor şaşkın ve durmadan deniz üzerine gelirken biraz daha doluyor biraz daha gün yüzüne acı vuruyor şimdi yaz yağmuru yağıyor durmadan Ethem Vayvaylı |
Her satırı mendireğe dizili karabatağa benzeyen bir mektup bırakarak balıkçı koyundan sisler içinde uzaklaşan kayık gibi bir sabah usulca ayrıldın koynumdan Bütün yolcularını boğaz köprüsünün çaldığı araba vapurunun boş seferleri gibi yalnızca rüzgar gezinir sensiz yüreğimde Durgun bir sudur aslında deniz ki çocukların acemi oltalarını denedikleri kuytu bir iskelenin tahtaları altına yazdığım ayrılık şiirini okudukça dalgalanır Sunay Akın |
sen git aşk bana kalsın her gidişine ayrı anlam yüklüyorum.yapma allah aşkına; ya hep kal benimle söz etme gidişlerden ya da silinsin isminde cisminde. oynama benimle dengemi bozuyorsun. aşkı yaşayacak yürek bırakmıyorsun insanda, böyle değildin sen ne oldu sana. bittiyse heyecanın bileyim bende. seni çok seviyorum diye başlayan ve ama ile devam eden cümleleri duymaktan bıktım. seviyorsan seviyorsundur aması olmaz bu işin. üstelik. bir cümleden ama varsa bir önceki yargının bir hükmü yoktur artık. seni çok seviyorum ama birlikte olmamız imkansız. ya ya imkansız diyebiliyorsan eğer sevmiyorsun dmektir. bahanelerin arkasına sığınma. insnların hayatına sorgusuz sualsiz girip darma dağan eden sonrada hiçbirşey söylemeden gitmeye çalışanlardan nefret ediyorum. böyle misin sende, gerçekten gitmek mi istiyorsun? yürekli ol birz hadi konuş söylemek istediğini söyle iki çift sözü haketmedimi bu aşk? yaşanılan bunca şeye hiç mi saygın yok. ah ben niye yanılıyorumhep, niye tam işte bu dediklerim sömürüyor aşkımı? biraz daha mı katı olmalıyım, biraz daha mı kapalı tutmalıyım kapılarımı? bazen bu dünyadan olmadığımı düşünüyorum. bu devrin kadını değilim. oyun çeviremiyorum, hesap yapamıyorum, bana ait olmayan kişiliklere bürünüp bir plan dahilinde hareket edemiyorum. insanız biliyorum hepimizin zaafları var hepimizi egolarımıza boyun eğebiliyoruz. yi de hep beni mi bulacak bunlar. hiçbir kaygıya yer vermeden hiçbir hesabı dşünmeden açsaydın eğer bana yüreğini, ozaman görürdün bir aşkın nasıl bir efsaneye dönüşebileceğini. sen gözlerini kapıyorsun bir sen varsın başka hiç kimseye bakmıyorsun. herşey senin çevrende şekillenmeli her şey sana göre düzenlenmeli. beceremiyorum kusura bakma. şimdi gidiyorum. aşk tam teslimiyet ister. kendini aşkın kollarına ya bırakırsın ya da bırakmazsın. bir yanım dışarda kalsın dediğin nokto da aşkı boğarsın , yok edersin o güzelim duyguyu. bu yüzden hep cesurların işidir aşk. kaçışları, yalanları, aptalca oyunlar kabul etmez. aaşk saf duru insnları sever. kafasında bin bir tilki döneneler aşkı yaşayamaz, isteseler de yaşayamaz. arınmalısn. en saf duru halien dönmelisin ki yaşayabilesin aşkı. kısacası sevgilim sna göre değil bu iş. senin yolun açık olsun. hadi hadi git şimdi, git ki ben yaşayayım seni , ben seveyim seni. yokluğun beni boğuyor ama olsun bunu bilmek bile bana huzur veriyor. bırak beni sevgilim bırak, bırak ki aşk yakışanda, aşk bende kalsın.... |
Ayrılık'ta Ömre dahil okumam yazmam yok doğrudan dolambaçsızdır düşüncelerim Patika, aşındırılarak oluşturulmuş yolarım üzerinden en az bin kez geçtim sevdanın Kurgu değil, senaryo olmadi sevmelerim Anlık heves, Günlük yalan olmadi düşler Topuğuna hiç sıkılmadı acılarımın Tükürdüm, Yalamak yakişmazdi, o nedenle sevdim hep seni Tiryaki umutlaım Tövbekar, ölümlü tüm hayallerim İlkbahar Kış'ı unutturan mevsim Sonbahar hep sensizlik Düşene vur bir tekme'de sen Gocunmasın yüreğin Kasvetinde derin dondurucuda sakla Pişir pişir yedir, Sevdik ya seni , bize hasret'i Ahçı'ya zeval birde elçi'ye Kırılmadı gönül ............. Ne söylesen yalan dinlediklerin gibi .......... yazdıkların Yaşadıkların, Görüp'te göz yumdukların bilipte inkar ettiklerin Hepsi yekün'de sen Tuttu güzelim........... M.K. Versac |
Yaralı bayramlar geçti Mevsimler, bütün anlamlarıyla Yüreğin koyu yerinde birikenler Kendi takvimleriyle gelip geçtiler Gelip geçti şehirler ve ölüler Unutmadık Topraktan çobanyıldızına değin Hey yer Her şey Mümkündü Nazım kadar coşkulu Aragon kadar aşık Lorca kadar yaralıydık Unutmadık Orada bir coğrafya yağmalanıyor Orada gazetelerin ofset baskısı Orada yeniden yazıyorlar 835 satır Ve umudunu kaybetmeyen şehirler Gökyüzünün karanlık kefeniyle örttük Yıldızların delik deşık ettiği ölüleriz Adsız ölüleriz Adları bir coğrafya ile yan yana yazılan Gövdelerinizi unutmadık, unutmadık hiçbirinizi Savaşlar ve pazarlar çağıydı Aynı silahlardı kullandığımız Aynı çarşılar aynı kandı Sevgiye ve kurşuna açılmayan yüreklerden geçtik Pusu yataklarından, dağılmış bahçelerden Viran tarihten Uykuları çevik, namlularını oğulları gibi seven Çocuklar gibi küsüp Kırda gelincikler gibi gülümseyen Musademe çocuklarını gördük Geçip gidiyorlardı Tarihin en uzun gecesinden Pazarlarda aynı kan Aynı paranın değiş tokuşunda Karanlık çarşılar Aynı kanlı tarih her defasında Bir biz kaldık bu kadar içindeyken hayatın Ölüme yakın duran Bir de on binlerin korosunda haykıran Intifada intifada intifada İki güzelliğimiz vardı bizim Ufkumuzdan inen Ve bir daha geri dönmeyen iki güzelliğimiz Birini kurşunlar, ötekini ofset baskılı resimler aldı Otuz üç kurşun sıkıldı her birimize Kutuplar kadar uzak, baba ocağı kadar yakın Doğunun gündüz ve gecelerinde Otuz üç yıldız Hala ışığınıi gönderiyor bize Birkaç çakmaktaşı cebimde gezdirdiğim Birkaç karanfil Yol için ipek, uyku için maya Kalbiniz için Kara bir yemin gibi çırılçıplak Kelimeler getirdim Kaybolmuş yüzyılların vatanında Ölümün erken takibe aldığıi çocuklar Dağlarda değilim sizinle birlik Yalnızca mataranıza su vermeye geldim Nazım kadar coşkulu Aragon kadar aşık Lorca kadar yaralı Serap ile hakikat arası Çağın aşamadığıi uçurumlarda Gider gelirim gider gelirim Efsanelerin çeşitlendiği yol ağızlarındaki büyük kamaşma Anda gizlenen zaman Ateşin avesta dili Bitkiler, otlar, kökler Dağlanmış dil, narin rengi On binlerin dönüştüğü uğuldarken Doğunun yeni defteri Topraktan çobanyıldızına değin Her yer her şey karanlık bir pusuda Yazının, tekerleğin, tarihin Ilk çocuklarından Ey büyük mezopotamya Iki bin yıllık gece Dön geri bak Kardeşlerim ölüyor kalbimin doğusunda Murathan Mungan |
| Saat: 13:23 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık