MsXLabs
Sayfa 6 / 15

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Sağlıklı Yaşam (https://www.msxlabs.org/forum/saglikli-yasam/)
-   -   Sağlıklı Yaşam ve Bilgiler (https://www.msxlabs.org/forum/saglikli-yasam/4615-saglikli-yasam-ve-bilgiler.html)

Misafir 11 Eylül 2006 11:23

BESİNLERİN BEYİN FONKSİYONLARI ÜZERİNDE ETKİLERİ


Beynimiz vücudumuzun küçük bir bölümünü oluştursa da, yiyeceklerle alınan enerjinin yüzde yirmisini harcar. Belirli yiyecekler algılama yeteneğimizi arttırır, daha verimli yapar, daha hızlı düşünmemizi ve dikkatimizi daha iyi vermemizi sağlar.
BELLEK
HAVUÇ: Hatırlama yeteneğimizi arttırır, çünkü havuç beyin metabolizmasını canlandırır. Bir şey ezberlerken bir ufak tabak sıvı yağlı havuç salatası yiyin.
ANANAS: Tiyatro sanatçılarının ve müzisyenlerin ihtiyacı olan bir meyvedir. Örneğin uzun bir metin ezberleyebilmek için fazla miktarda C vitaminine ihtiyaç vardır. Ayrıca önemli bir eser halinde element olan mangan içerir.
AVOKADO: Kısa süreli bellek içindir (Örneğin alışveriş listesini yaparken). Fazla miktarda yağ asidi içerir. Yarım avokado yeterlidir.
MUTLULUK
KIRMIZI BİBER: Ne kadar acı olursa o kadar iyidir. Aroma maddeleri vücudun kendi mutluluk hormonu endorphinin salgılanmasını hareketlendirir. En iyisi çiğ yenmeli.
ÇİLEK: Stresi giderir. Lifli maddesi mutluluk verir. Dozu en az 150 gram.
MUZ: Sırrı serotonin. Bu maddeye beynimizin mutlu olması için ihtiyacı vardır.
ÖĞRENME
LAHANA: Sinirliliği giderir (tiroit bezlerinin aktivitesini yavaşlattığı için). Daha stressiz öğrenilir (örneğin sınav öncesi).
LİMON: C vitamininden dolayı canlandırır, algılama yeteneğini artırır. Dil öğrenme kursundan önce 1 bardak limon suyu için.
YABAN MERSİNİ: Uzun süreli bir öğrenmede ideal bir meyvedir. Beynin kanla daha iyi beslenmesini sağlar.
DİKKAT VERME
KARİDES: Beyin besinidir. Vücuda önemli omega 3 yağ asitleri sağlar. Dikkat verme süresini daha uzatır.
SOĞAN: Aşırı yıpranmaya, fiziksel yorgunluğa karşı. Kanı sulandırır, beyin oksijeni daha iyi alır.
CEVİZ, FINDIK, FISTIK: Konferanslarda, konserlerde, uzun araba yolculuklarında, sinirleri kuvvetlendirirken, beyindeki haber alma maddelerinin oluşumunu hareketlendirirler.
YARATICILIK
ZENCEFİL: İçerdiği maddeler beynin yeni fikirler üretmesini sağlar. Kan sulandığı için vücutta daha serbest akar, beyin oksijenle beslenir.
KİMYON: İnsanın aklına birden bir fikir getirtir. İçerdiği uçucu yağlar bütün sinir sistemini uyarır, ancak yaratıcı düşünce şartıyla. Aniden bir fikre, bir buluşa ihtiyacı olan kimyon çayı içmelidir (bir fincana iki tatlı kaşığı dolusu kimyonla).
STRESE KARŞI
Gerginsek ne yaparız? Bir fincan kahve veya bir kola içeriz. Bu da yetmezse çikolata ve hamburger yeriz. Böylece daha fazla strese gireriz. Besleyici maddelerin eksikliği, çok miktarda kafein ve şeker sinirleri iyice bozar, dahası vücudun savunma sistemini, direncini zayıflatır. Doğru bir beslenme stresli zamanların üstesinden gelmemizde bize yardımcı olacaktır. Bunun için de yanlış alışkanlıklarımızı değiştirmemiz gerekecektir.
  1. Kahvaltı etmeden dışarı çıkmayın. Sabahları enerji depomuz boştur, beynin akaryakıtı yoktur. Bu yüzden yataktan kalkınca biraz hassas, alıngan, sinirli ve dikkatsiz olmamıza şaşırmamalı. Okul çocukları ile yapılan bir araştırmada iyi bir kahvaltı edenlerin daha verimli oldukları ortaya çıkmıştır. Kahvaltıda karbonhidrat ile protein doğru bir karışımdır. Örneğin kepek veya çavdar ekmeği ile peynir veya yulaf ezmesi ile meyve veya yoğurt.
  2. Kahveyi azaltın. Sabahları bir iki fincan kahve uyku sersemliğinizi gidermede yardımcı olur. Fazlası ise sadece kalp çarpıntısına ve huzursuzluğa, daha sonraları da uykusuzluğa yol açmakla kalmayıp hassas insanlarda korkuya ve endişeye de neden olur. Kolalı içkiler de kafein içerir.
  3. Çikolata yerine meyve yiyin. Arada bir yenen çikolataya bir diyeceğimiz yok. Fakat fazla miktarda şeker kan şekerini altüst eder. Şeker miktarı önce artar, sonra hemen düşer. Sonuçta yorgunluk ve tatlılara karşı istek ortaya çıkar. Buna karşılık meyve veya kepek, çavdar ürünleri organizma tarafından daha yavaş enerjiye dönüştürülür, kan şekerinin dengesi bozulmaz.
  4. Sık sık bir şeyler atıştırın. Büyük porsiyonlu ve yağlı yemekler hemen hemen uyku ilacı etkisi yapar. Fazla yağ ayrıca bağışıklık sistemini zayıflatır. Fakat günde bir çok defa yenen birkaç lokmalık bir şey enerjiyi aynı düzeyde tutar.
  5. Alkolün olumsuz etkisi. Çok fazla alkol acısını ertesi sabah sadece baş ağrısı ile değil, unutkan ve dikkatsiz olmakla çıkarır.

SİNİR BESİNLERİ
Önemli anti-stres maddeleri mineral olarak kalsiyum (süt ürünlerinde, yeşil sebzelerde) ve magnezyumdur (kepek, çavdar, baklagiller, bal kabağı ve ayçiçeği çekirdeği). B vitaminleri grubu aynı zamanda sinir vitaminleri olarak adlandırılır. B vitaminleri ette, balıkta, kepek çavdar ürünlerinde ve koyu yeşil sebzelerde bulunur. Şunu da aklınızdan çıkarmamalısınız; stres vitaminlere ve minerallere olan ihtiyacı arttırır. Bunun stratejisi şudur: bol miktarda antioksidan vitaminler, yani C, E, beta-karotin vitaminleri ve selen. Pratik olarak bunun anlamı: Günde beş kere ufak porsiyonlar halinde meyve veya sebze, her gün zeytinyağı soslu salata ve yulaf ezmesi veya kepek ya da çavdar ekmeği yemektir. Selen kepek ve çavdarın dışında balıkta da bulunur


ahmetseydi 16 Eylül 2006 09:17

Oje Kanser Yapıyor..!
 
ABD'de yayınlanan Newsday dergisi tırnak cilası ya da oje yapımında kullanılan üç maddenin kansere yol açtığı ve doğum kusurlarına neden olduğu öne sürdü.


Oje ve tırnak cilası yapımında kullanılan formaldehyde, toluene ve dibutyl phthalate DBP maddeler, oje imalatciları ile çevre ve sağlık örgütlerini karşı karşıya getirdi.

Dünya’nın önde gelen çevre ve sağlık örgütleri, yaptıkları araştırmada oje ve tırnak cilası yapımında kullanılan formaldehyde, toluene ve dibutyl phthalate DBP maddelerinin kansere yol açtığı ve doğum kusurlarına neden olduğu gerekçesiyle derhal yasaklanmasını istediler.

Aralarında Göğüs Kanseri Vakfı, Güvenli Kozmetik Kampanyası ve Dünya’da Kadının Sesi gibi önde gelen çevre ve sağlık örgütleri,oje imalatı yapan firmalara karşı kampanya başlattılar.

Konuya ilişkin bir açıklama yapan San Fransisko Göğüs Kanseri Vakfı yetkilileri, oje ve tırnak cilası yapiminda kullanilan phthalate DBP maddesinin vucuda ilaçtan daha farklı bir yoldan girdiğini, iç salgı bezlerine zarar vererek, üreme organlarının gelişmesine engel olduğunu söylüyorlar.

Göğüs Vakfı yetkilileri, phthalate DBP maddesinin kadınlarda göğüs kanseri riskini arttırdığını da önemle belirtiyorlar.

Çevre ve sağlık örgütlerinin baskıları oje imalatı yapan firmalara geri adım attırdı...
Oje üreticileri, kansere neden olan maddeleri içeren ürünlerini mağaza vitrinlerinden indirme kararı aldıklarını ve yeniden formüle edilmiş kansere neden olan maddeleri içermeyen yeni ürünlerin yakında mağaza vitrinlerinde yer alacağını söylüyorlar.

Öte yandan, Avrupa Birliği AB yetkilileri de, oje ve tırnak cilası yapımında kullanılan formaldehyde, toluene ve dibutyl phthalate DBP isimli maddelerin kanser ve doğum kusurlarına neden olduğu yönündeki bilgileri doğruluyorlar.

AB yetkilileri, formaldehyde, toluene ve dibutyl phthalate DBP maddelerinin kullanımının bir sure önce alınan bir karar doğrultusunda yasaklandığını söylüyorlar.


kamyon 16 Eylül 2006 22:15

Sağlık makaleleri



Havuzlardaki klor saçlara zararlı


Uzmanlar, güneşin yaydığı ultraviyole ışınları ile deniz suyundaki tuz ve havuzdaki klorun, saçın en büyük düşmanı olduğunu belirtiyorlar.

İnternet'ten derlenen bilgilere göre uzmanlar, bayanların saç rengini açmak için kullandıkları kimyasal madde olan 'oryal'in, tüm kadınlar tarafından endişe duyularak kullanıldığını, oysa havuz suyundaki klorun bundan çok daha tehlikeli olduğu vurgulandı. Havuz suyunda bulunan klorun mayoların bile rengini soldurduğuna, saçlarda da renk değişimine, kuruluğa, kırılmalara ve genel yıpranmaya neden olduğunu belirten uzmanlar, buna rağmen kadınların yüzde 99'unun havuza girerken saçlarını
koruyacak bir bone kullanmadıklarına dikkati çekiyorlar.

Deniz suyundaki tuz ve güneşteki ultraviyole ışınlarının da tıpkı havuz suyu gibi saça zarar verdiğine işaret eden uzmanlar, tuz ve klorun saça çok çabuk nüfuz ettiği için yıpranmayı da hızlandırdığını belirterek, özellikle uzun süre suda kalınıp, çıktıktan sonra da saçlar duru suyla iyice yıkanmalı yoksa telafisi güç sorunların ortaya çıkabileceği bildiriyorlar.

Öncelikle havuz ya da denizde saçların mutlaka bone ile korunması, sudan çıktıktan hemen sonra da saçın bol duru suyla yıkanması, ayrıca, fön çekerken ya da çektirirken makinenin sıcaklık derecesinin yükseltilmemesi öneriliyor. Fönün sıcak ayarı ne kadar yüksek olursa saçtaki yıpranmanın da o kadar hızlı olacağına işaret eden uzmanlar, yaz - kış saçların 36 dereceden yüksek ısıdaki su ile yıkanmaması ve yıkandıktan sonra da uzun süre ıslak bırakılmaması gerektiğine dikkat çekiyorlar.




YaĞ Severlerİn Dİkkatİne


Margarin ve Tereyağı arasındaki farkı biliyor musunuz?

Lütfen sonuna kadar okuyun…. Çok ilginç.

· Her ikisi de hemen hemen aynı kaloriye sahiptir.

· Tereyağı çok az daha fazla doymuş yağ oranına sahiptir. 8 grama 5 gram.

· Harvard Tıp Fakültesinin çalışmasına gore tereyağı ile karşılaştırılınca margarin yemek kadınlarda kalp hastalığına yakalanma olasılığını %53 artırıyor.

· Tereyağı yemek yiyeceklerdeki diğer besin öğelerinin emilimini artırıyor. Tereyağının besinsel değeri yüksek olmasına rağmen margarinin çok düşüktür. Çünkü katkılıdır.

· Tereyağı margarinden çok daha lezzetlidir ve diğer yiyeceklerdeki tadları zenginleştirir. Tereyağı yüzyıllardır bilindiği halde margarin 100 yıldan az bir süredir yapılmaktadır.

Ve şimdi margarine gelelim…


· Yağ asitleri çok yüksektir…
· Koroner kalp hastalığı riskini üçe katlar…
· Toplam kolesterolü ve LDL’yi yükseltir. (Kötü kolesterol)
· HDL’yi düşürür. (iyi kolesterol)
· Kanser riskini beş katına çıkarır…
· Anne sütünün kalitesini düşürür…
· Bağışıklık sistemini zayıflatır…
· İnsülin tepkisini düşürür.

İŞTE EN İLGİNÇ KISMI!


· Margarin plastikten yalnızca 1 molekül farklıdır.

İşte bu gerçek beni hayatım boyunca bir daha margarin ve diğer hidrojene yiyecekleri yemekten alıkoymuştur .. (Hidrojene demek moleküler yapısına hidrojen eklenmiş demektir.) Kendiniz de deneyebilirsiniz: Bir paket margarine alın ve gölge bir yere koyun. İki gün içinde şunları gözlemleyeceksiniz. Üzerinde bir tane bile sinek yok! (Bu size birşeyler anlatmalı.)
Çürümemiş ve kötü kokmamıştır. Çünkü hiçbir besin değeri yoktur ve üzerinde hiçbir şey gelişmez. Hatta mikro organizmalar bile yerleşmez. Neden? Çünkü nerdeyse plastiktir. Evdeki plastik kablonuzu eritip de tostunuza surer misiniz?




Ağız kanseri erkekleri tehdit ediyor


Ağız kanserlerinin çoğunluğunun 45 yaşın üzerinde ortaya çıktığı ve erkeklerde oluşma olasılığının kadınlara oranla iki kat fazla olduğu bildirildi.

Türk Dişhekimleri Birliği'nden (TDB) alınan bilgiye göre, ağız kanserlerinin oluştuğu bölgeler sıklıkla dil, ağız tabanı, dil köküne yakın yumuşak damak alanları, dudaklar ve dişetleri. Ağız kanserleri erken dönemde teşhis edilerek tedavi sağlanmazsa yayılarak sürekli ağrı, fonksiyon kaybı, tedavi sonrası düzeltilmesi mümkün olmayan yüz ve ağız deformiteleri, hatta ölümlere neden olabiliyor.
TDB, dişhekimine düzenli aralıklarla gidilmesinin ağız kanserlerinin erken dönemde tespit edilmesi açısından çok önemli olduğunun altını çizerek, "Ağız kanserlerinin kesin nedeni tam olarak bilinmez. Bununla beraber, tütün ürünleri, alkol ve besinlerdeki bazı maddeler ve fazla güneş ışığına maruz kalınması gibi faktörlerin ağız kanseri riskini arttırdığı öne sürülüyor. Uzmanlar genetik yatkınlığı da ağız kanserleri için risk faktörleri arasında gösteriyor" değerlendirmesini yaptı.


AĞIZ KANSERİNİN MUHTEMEL BELİRTİLERİ:

- Ağız içinde veya etrafında beyaz veya kırmızı renkli alanlar
- Ağız içinde hassas, tahriş olmuş, kabarık veya kalınlaşmış alanların olması
- Ağızda veya boğazda tekrarlayan kanamalar
- Seste boğukluk veya boğazda yutulamayan cisim hissi
- Çiğneme ve yutma güçlüğü
- Dil ve çene hareketlerinde zorlanma
- Dil veya ağızın diğer bölgelerinde his kaybı, uyuşukluk
- Alt veya üst çenede meydana gelen şişlikler ve bunun sonucu mevcut protez uyumunun bozulması
- Ağız kanseri lezyonları başlangıç döneminde ağrısızdır, kanser ilerleyerek sağlıklı ağız dokularında harabiyet oluşturdukça ağrı şikayeti de başlar. Kişinin kendinin ağız
kanserini farketmesi güç olabilir. Bu nedenle düzenli dişhekimine gidilmesi son derece önemlidir.




Saç dökülmesinin nedenleri ve tedavisi


Memorial Hastanesi Medikal Estetik ve Zayıflama Merkezi'nde görevli Opr.Dr.Kemal Uğurlu saç dökülmesi ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.
Estetik görünümde çok önemli bir yer tutan saçın kaybı kişide yaşlanma duygusu yaratmakta, vücudundan birşeylerin eksildiği düşüncesi insanlari mutsuz etmektedir. Erkeklerde daha sık olmasına rağmen kadınlarda da görülmekte ve psikolojik etkisi çok daha fazla olmaktadır.

SAÇ DÖKÜLMESİNİN NEDENLERİ

Saç dökülmeleri kansızlık, beslenme bozuklukları, vitamin eksiklikleri, ağır hastalıklar, hormonal düzensizlikler ve bazı ilaç kullanımlarından sonra görülebilirse de genelde bir nedene bağlanamaz. Ailesel yatkınlık, stres, mantar enfeksiyonları ve kalitesiz bakım ürünlerinin kullanılması dökülmeyi etkileyerek arttırabilmektedir.
Saç dökülme alanları erkeklerde başınn ön, üst ve tepe kısmında görülür ve degişik genişlikte olabilir. Çoğu kişide ileri yaşlara kadar başın her iki yanında ve ensede dökülmeyen alanlar kalır.
Kadınlarda ise yaygın seyrelme tarzında dökülmeye daha sık rastlanır bölgesel dökülme nadir olarak görülür.
Saç dökülmesi otuzlu yaşlara doğru başlar ve elli yaşın üstünde erkek nüfusunun hemen hemen yarısında görülür. Başlama yaşı nekadar erken olursa dökülme o kadar fazla ve genis alanda olur.

DÖKÜLMEYİ DURDURAN YADA YENİDEN SAÇ ÇIKARTAN TEDAVİ VAR MIDIR ?

Vücudun diger hücreleri gibi saç hücrelerininde genetik olarak şifrelenmis bir ömrü vardır. Dökülen saçların ömürlerinin kısa olarak planlandıgı düşünülür. Bazı ilaçlarla bu dökülmeye başlayan saçların hücrelerinin ömrü uzatılmaya çalısılmaktadır. Ancak bu ilaçlar kullanıldığı dönemde kısmen etkili olmakta ilacın kesilmesi ile eski dökülme durumuna geri dönülmektedir. Uzun zaman önce saçın dökülmüş olduğu bölgelerde etkili olan bir ilaç ise henüz bulunamamıştır.

SAÇ EKİMİ

Günümüzde teknolojinin gelişmesi ile birlikte estetik cerrahinin tüm bölümleri gibi saç ekim tekniğide çok gelişmiş ve mükemmel sonuçlar alınır hale gelinmiştir. Eskiden içerisinde 5-6 saç hücresi bulunan dokularla (makro greftlerle) yapılan saç ekimleri doğal olmayan görünüm yaratmaktaydı. Günümüzde saç ekimi artık mikro greft tekniği olarak bilinen 1-2 kıl hücresinin ekimi şeklinde yapılmaktadır.
Saç ekiminde en önemli kriter saç ekimi yapılacak alanla, saçın alındığı alan arasındaki orandır. Tüm saçın 3 de 1 ve daha az oranındaki dökülmelerinde saç ekimi ile elde edilecek estetik sonuçlar çok iyidir. Daha geniş alanlardaki dökülmelerde alanın genişliğine bağlı olarak estetik başarı düsmekte, ekim sonrası elde edilen saç yoğunluğu biraz daha az olmaktadır. Başarıyı etkileyen önemli bir diğer etkende ekibin tecrübesidir. Saçın ekim yönü, açısı, yoğunluğu ve hücrelerin efektif dağılımı estetik görünümü çok etkiler.




Koyu renk ekmek ye, sağlığını koru


ABD'li bilim adamları, koyu renkli ekmek yemenin kalp sağlığını koruduğunu ortaya çıkardı.
Seattle kentindeki Kardiyovasküler Sağlık Araştırma Birimi'nde görevli Dr. Dariush Mozaffarian başkanlığındaki araştırma ekibi, 70 yaşın üzerinde olan ve hayatı boyunca hiç kalp-damar rahatsızlığı geçirmemiş üç bin 588 kişi üzerinde yaklaşık dokuz yıl süren bir araştırma yaptı. İnternetteki ailem.com sitesinde yer alan yazıda, bu konudaki araştırmanın sonuçlarının ilginç bir gerçeği ortaya çıkardığı belirtildi. Araştırmanın sonuçlarına göre, kalp ve damar hastalıkları riskinin günde 6,3 gram tahıl lifi tüketen kişilerde, günde 1,7 gramdan az tahıl lifi tüketen kişilere göre yüzde 21 oranında daha düşük olduğu saptandı. Dr. Mozaffarian öncülüğündeki bilim adamları, yemek yerken daha çok koyu renkli ekmeğin tercih edilmesi gerektiğine dikkat çekerken, sebze ve meyve liflerinin ise herhangi bir olumlu etkisinin tespit edilmediğine işaret ettiler.


Misafir 26 Eylül 2006 10:07

KENEnin korkunç bilançosu
 
Sağlık Bakanlığı Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi(KKKA) Bilimsel Kurulu'ndan yapılan açıklamada, son 4 yılda 815 vaka ve 43 ölüm hadisesi meydana geldiğini kaydedildi.

Türkiye'de hastalığın ilk kez Kelkit Vadisi ve çevresinde yer alan illerde görüldüğü kaydedilen açıklamada, "Hastalık ülkemizde bugüne kadar başta Kelkit Vadisi civarı ağırlıklı olmak üzere, 22 ilde görülmüştür. Yıllara göre vaka sayıları; 2002-2003 yılı, 150 vaka, 6 ölüm, 2004 yılı, 249 vaka,13 ölüm, 2005 yılı, 266 vaka, 13 ölüm ve 2006 yılı ilk altı ayı itibariyle 150 vaka ve 11 ölüm olayı şeklinde gerçekleşmiştir. Toplamda ise 815 vaka ve 43 ölüm hadisesi olmuştur. Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi vakalarındaki ölüm hızı dünyada genel olarak yüzde 30'lar ve üzerindedir. Ülkemizde ise bu oran yüzde 5'ler civarındadır. Virüsün, küçük odaklar seklinde yaban hayvanları ile kene arasında devamlılığını sağladığına inanılmaktadır. Hastalık, yaban hayatı ile insanların iç içe olduğu bölgelerde kene sayısının artısına bağlı olarak çıkmaktadır. Yaban hayvanlarıyla evcil hayvanların karsılaşmaları veya gece gündüz farkı da olsa aynı veya yakın alanları kullanmalarıyla evcil hayvanlara kene geçişi olmakta ve virüs için yeni çoğalma alanları oluşmaktadır. Evcil hayvanlara yapışmak suretiyle beslenen enfekte kenelerin yumurtalarıyla otlaklar ile hayvanların yaşadığı diğer alanlar da riskli alanlar haline gelebilmektedir. Virüsler hayvanlarda genellikle belirti veren bir hastalığa yol açmamaktadır. Hasta insanların kanlarıyla kontrolsüz temas ile insandan insana hastalığın geçebilmesi de söz konusudur. Hastalık ani başlayan ateş, baş ağrısı, kırıklık, halsizlik, kas ağrıları, belirgin iştahsızlıkla baslar. İshal ve kusma da görülebilir. Bazı olgularda vücudun değişik bölgelerinde kanamalar (burun kanaması, dişeti kanaması, iç organ kanaması ve cilt altı kanaması vb.) görülür ve hastalık ağır seyredebilir" denildi.

Açıklamada ayrıca, kişisel tedbir olarak alınması gereken önlemler şu şekilde sıralandı:

"Kene riski olan yerlerde bulunulduğunda, vücudu tamamen örtecek giysiler giyilmelidir. Kenelerin vücuda girebileceği olası açıklıkların kapatılması önemlidir. (Pantolon paçalarının çorap içine konulması, çizme giyilmesi vb.) Kenelerin bulunduğu alanlara gidilirken vücudun açıkta kalan alanlarına ve elbiselere cilde sürülebilen böcek kovucu maddelerin (repellent) uygulanması, korunma için etkili olmaktadır. Dış elbiselere, yıkamaya da dayanıklı olan, etki süresi uzun kene öldürücü ilaçlar sürülmesi etkili bir korunma aracı olabilir. Eve gelindiğinde vücut kene yönünden kontrol edilmeli, kene varsa bir cımbızla, kenenin deriye yapıştığı yerden tutulup sağa sola oynatılarak çivi çıkarır gibi çıkarılmalıdır. Yine risk altındaki kişilerin, sık aralıklarla kene yönünden vücut muayenelerini yapmaları önemlidir. Kene vücuttan ne kadar kısa sürede çıkarılırsa hastalık riski de o kadar azalmaktadır. Keneyi vücuttan uzaklaştırmak için sağlık kurulusuna başvurmaya gerek bulunmamaktadır. Vücuttan kene uzaklaştırmak usulünce yapıldığı takdirde kolayca ve risksiz yapılabilecek bir işlemdir. Vücut üzerindeki keneler öldürülmemeli ve patlatılmamalıdır. Keneleri vücuttan uzaklaştırmak amacıyla üzerlerine sigara basmak veya kolonya ve gazyağı dökmek gibi yöntemlere başvurulmamalıdır. İnsanların veya hayvanların kanlarına korunmasız temas yapılmamalıdır."

Bilim Kurulu açıklamasında kene sayısının azaltılmasına yönelik tedbirler ise şu şekilde açıklandı:
"İlaçlama çalışmaları, çiftlik hayvanlarına yönelik kene mücadelesi ile hayvan barınaklarının ilaçlanması uygun olmakla birlikte, geniş çevre ilaçlamaları faydalı bulunmamaktadır."


evo 26 Eylül 2006 12:05

KANSERLİ MEME AMELİYATINDA TRAVMAYI ÖNLEYİCİ YÖNTEM

Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Barutçu, kanserli memenin alındığı (mastektomi) seansta, yeni memenin yapılmasının (rekonstrüksiyon) çok avantajlı olduğunu, böylece hastanın, kadın imajının önemli parçalarından biri olan memesini kaybetmiş olmanın sarsıntısını yaşamadığını söyledi.

İSTANBUL'A UYDU DESTEKLİ AMBULANS HİZMETİ

İstanbul İl Özel İdaresinin desteğiyle Kadıköy'de yeni bir ''112 İl Ambulans Servisi Komuta Kontrol Merkezi'' kurulacağı bildirildi. Kadıköy'de kurulacak modern merkez sayesinde 112'ye gelen çağrının yerinin anında tespit edileceği belirtilerek, böylece servisi gereksiz yere meşgul edenlerin önüne geçileceği kaydedildi.


evo 7 Ekim 2006 11:02

AĞRILI YÜZ İFADELERİ ANNE KARNINDA BAŞLIYOR
ANTALYA - Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bilge Karslı, ağrının anne karnında başladığını belirterek, ''Son yıllarda yapılan araştırmalarda, bebeğin anne karnında ağrılı yüz ifadeleri gösterdiği ortaya çıktı'' dedi.
Karslı, tıp fakültesi bünyesinde algoloji (ağrı) polikliniği kurulduğunu belirterek, burada uzman ve deneyimli hekimlerin görev yaptığını söyledi. Subjektif bir kavram olan ağrının ayırt edilmesinde en önemli noktanın hastanın ifadesi olduğuna işaret eden Karslı, ağrının teşhisinde hastanın geçmiş deneyimlerinin çok önemli yer tuttuğunu kaydetti. Ağrıyı teşhis etmek için hastanın ifadesinden sonra fizik muayenesi yapıldığını anlatan Karslı, gerek görülmesi halinde laboratuvar testleri istendiğini bildirdi.
Hastaların en fazla kronik, akut, baş ve boyun ağrıları ile kansere bağlı ağrılar, nöropatik ağrılar ve zona ağrıları nedeniyle polikliniğe başvurduklarını kaydeden Karslı, şunları söyledi:
''Kronik ağrıların ilk aşamasında basit ağrı kesiciler kullanılmakta, ağrı şiddetinde azalma olmaması halinde morfin türevi ilaçları denenmekte, bundan da sonuç alınmaması halinde girişimsel tedaviler uygulanmaktadır.''
Ağrının her yaşta olabileceğine dikkati çeken Doç. Dr. Karslı, son yıllarda yapılan araştırmalarda, bebeğin anne karnında ağrılı yüz ifadeleri gösterdiğinin ortaya çıktığını bildirdi. Çocukların üç yaşından sonra ağrısını çeşitlendirdiğini kaydeden Karslı, ''Çocuklarda en sık karşılaştığımız ağrılar, baş ağrıları ve kanser ağrılarıdır. Her ağrı ciddiye alınmalıdır'' dedi.


KUŞ GRİBİ SALGININA KARŞI TATBİKAT

ANKARA - Sağlık Bakanlığınca, olası bir kuş gribi salgınına karşı tatbikat yapılacak.
Ulusal Pandemi Planı'nın bir bölümü olan İnfluenza Pandemi Plan Tatbikatı, 9-15 Ekim tarihleri arasında 2 grup şeklinde gerçekleştirilecek.
40 ilin sağlık müdürlüklerinden ilgililerin yer alacağı birinci grubun tatbikatı 9-11 Ekim, 41 ilin sağlık müdürlüklerinden ilgililerin yer alacağı ikinci grubun tatbikatı ise 13-15 Ekim tarihleri arasında yapılacak. İkinci grubun tatbikatını Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın da izlemesi bekleniyor.
Tatbikatta il sağlık müdürlüklerinden yetkililer, il pandemi (küresel grip salgını) planlaması sorumluları, hastanelerde pandemi planlamasının sorumluları, il pandemi izleme kurullarında görev yapan uzmanlarla hudut kapılarında görev yapan hekim ve yöneticiler görev alacak.
Tatbikatta ilgili bakanlıklar, sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri, sendikalar ve uluslararası kuruluşlarla diplomatik temsilciliklerden görevlilerin de hazır bulunması bekleniyor.
Sağlık Bakanlığı yetkilileri, dünyada beklenen küresel grip salgını dolayısıyla, ülkelerin ulusal pandemi hazırlık planlarını yaptığını ve genel stratejilerini belirlediklerini bildirdiler.


evo 10 Ekim 2006 15:56

KUŞ GRİBİ KORKUSU AŞI SATIŞINI KATLADI
ADANA - Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının Influenza A H5N1 (Kuş Gribi) uyarısının ardından kış aylarının da yaklaşması ile grip aşısı satışının 5 kat arttığı bildirildi.
4. Bölge Adana Eczacı Odası Başkanı Burhanettin Bulut, AA muhabirine yaptığı açıklamada, grip aşısını sadece risk grubundakilere önerdiklerini anımsattı.
Aşının bakanlıklar tarafından yaygınlaştırılması yolunda çalışmalar yapıldığını anlatan Bulut, Türkiye'nin kuş gribi riski taşıyan bölgede yer almasının da psikolojik olarak grip endişesini artırdığını kaydetti.
Bulut, bu etkinin geçen yıla oranla bu yıl grip aşısı satışını 5 kat artırdığını ifade ederek, ''Bir karmaşa var. Grip aşısının, kuş gribine etkisi olmaz. Buna karşın vatandaşlar aşıya yoğun talepte bulunuyor. Talebi karşılamakta güçlük çekiyoruz'' dedi.
Burhanettin Bulut, grip aşısına bu kadar çok talebin gelmesini de doğru bulmadıklarını ifade ederek, şöyle konuştu:
''Halkın panik bir şekilde grip aşısı vurulma isteği tamamen doğru bilinçlendirilmediklerinin bir göstergesi. Sağlık Bakanlığı ile İl Sağlık Müdürlüklerinin kısa sürede açıklama yaparak toplumu bilgilendirmesi gerekiyor. Grip aşısının fiyatı 16,5 YTL. Tamamı ithal ediliyor. Eğer herkes bu aşıdan olursa büyük bir savurganlık söz konusu olacak. Dolayısıyla kaynaklarımız gereksiz yere heba edilecek. yaşanan olumsuzluğun en kısa sürede giderilmesini bekliyoruz.''


a.a.


evo 13 Ekim 2006 10:19

ALZHEIMER İLAÇLARI İŞE YARAMIYORMUŞ

WASHINGTON - Alzheimer hastalarına yazılan belli başlı ilaçların işe yaramadığı ortaya çıktı.
California Üniversitesi uzmanlarınca yapılan araştırmaya göre; saldırganlık, heyecan ve halüsinasyon eğilimlerini kontrol amacıyla Alzheimer hastalarının çoğuna verilen üç "anti-psikotik" ilacın yan etkileri çok fazla. Bu yüzden hastalar, ilaçları bırakmak zorunda kalıyor.
Dr. Lon Schneider başkanlığındaki ekibin yürüttüğü klinik çalışma, "zyprexa", "seroquel" ve "risperdal" adlı ilaçların pek işe yaramadığını 421 hasta arasında yapılan araştırmayla gösterdi.
New England tıp dergisinde yayımlanan araştırma, ilaçların ilk uzun süreli plasebo karşılaştırması olduğu için merakla bekleniyordu.
Dr. Schneider, "İlaçlar belli ölçüde yarar sağlıyor, ancak bu yarar, hastaların ilaçları bırakmasına yol açan ciddi yan etkiler yüzünden ortadan kalkıyor" ifadesini kullandı.
Uyku hali, kilo alma ve psikotik semptomların ağırlaşması, ilaçların yan etkileri olarak sayıldı.


kamyon 14 Ekim 2006 05:53

NAR SUYU https://www.msxlabs.org/forum/images/icons/good.gif



Kalbi koruyan, damar tıkanıklığını önleyen nar, kansere karşı da etkili

Florida'da, 6-9 Mart tarihleri arasında yapılan Amerikan Kardiyoloji Koleji
toplantısına katılan, Columbia Üniversitesi New York Presbyterian Hastanesi
kardiyologlarından Doç. Dr. Özgen Doğan, yapılan son araştırmaların, nar
suyunun damar tıkanıklığını önleyici özelliğini ortaya çıkardığını
belirtti.
Nar suyunu tablet haline getirme çalışmalarının gündemde olduğunu
vurgulayan Doğan, şu bilgileri verdi: "Hayvan deneylerinde, nar suyuyla
beslenme sonrasında damar plakları ve tıkanıklıkları yüzde 44 geriledi.
İnsanlar üzerinde yapılan bir araştırma ise 2 hafta boyunca günde 50 ml nar
suyunun, tansiyonu artıran enzimi yüzde 36 düşürdüğünü gösterdi. Bu sayede
tansiyon yüzde 5 düşürüldü." 10 bardak yeşil çay yerine geçiyor.
Narda, kansere karşı koruyucu antioksidanlar bulunuyor. Nar suyundaki
antioksidan miktarı, kırmızı şarap, yeşil çay, kızılcık ve portakal suyuna
göre 3 kat daha fazla.
1 bardak nar suyu, 2 kadeh kırmızı şarap, 10 bardak yeşil çay ve 4 bardak
kızılcık suyu ile aynı seviyede antioksidan madde içeriyor. Narda ayrıca C
vitamini, demir ve potasyum var.


evo 26 Ekim 2006 11:41

GEBELİKTE DEMİRİN ÖNEMİ

HATAY - Mustafa Kemal Üniversitesi (MKÜ) Tayfur Ata Sökmen Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Dr.Ali Ulvi Hakverdi, ülkemizde gebelikte görülen aneminin (kan sayımında düşüklük) yüzde 95'inin demir eksikliğine bağlı olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Hakverdi, yapılan değişik araştırmalarda, anemi görülme sıklığının gebelerde yüzde 23 ile yüzde 88 arasında değiştiğini, demir eksikliğine bağlı aneminin dünyada 2 milyarın üzerinde kadını olumsuz etkilediğini belirtti.
Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre, gelişmekte olan ülkelerde gebe kadınların yüzde 58'inin anemi olduğunu ifade eden Hakverdi, ülkemizde ise gebelikte görülen anemilerin yüzde 95'e yakınının demir eksikliğinden kaynaklandığını bildirdi.
Hakverdi, gebelikte kan hastalıklarının teşhislerinin konması ve tedavi sonuçlarının değerlendirilmesinin de güç olduğuna dikkati çekerek, ''Çünkü, gebe kadında önemli fizyolojik değişiklikler yaşanıyor. Hemoglobin değerinin 11 gramın altında olması teşhis için yeterli. Ancak, gebeliğin 3. ve 6. ayları arasında bu ölçüm en az 10.5 gr olmalıdır'' dedi.
Aneminin özellikle gelişmekte olan ülkelerde görülmekle birlikte sosyokültürel ve ekonomik durumu düşük, beslenme yetersizliği olan gebelerde daha sık rastlandığını vurgulayan Hakverdi, kadınlarda demir depolarının yetersiz olduğunu, bu nedenle gebeliğin 3'ncü ayından sonra demir kullanımının desteklenmesi gerektiğini söyledi.

a.a


tulse 7 Kasım 2006 17:16

BRONŞİTE BİTKİ ÇAYI
Kuşburnu, kabuk tarçın ve biraz fesleğeni harmanlayın. Bu karışımı, tıpkı normal çay gibi demledikten sonra, içine biraz limon ve nöbet şekeri katın.

Bundan günde birkaç fincan içmek iyi gelecektir. Ayrıca sıcak süt, salep, çorba gibi sıcak ve sulu içecekler de son derece yararlıdır. Ihlamur, kök zencefil, kök zerdeçal, kuşburnu ve çok az miktarda şahtere otunu karıştırın. Normal çay demlermiş gibi demleyin. Tam olarak yaralanabilmek için, sıcak için, ancak içine limon ya da şeker katmayın. Bu çay, göğsü yumuşatır ve balgamı söker.


tuOneLa 8 Kasım 2006 13:09

Düzenli uyku ömrü uzatıyor

ABD’de fareler üzerinde yapılan bir araştırma, doğal uyku döngüsünün sürekli değişmesinin yaşlı farelerin erken ölümüne neden olduğunu ortaya koydu.


WASHİNGTON - Araştırmacılar, insanlarda uçak yolculuklarında ya da sürekli gece çalışma sonrası ortaya çıkan etkiyi belirlemek için farklı yaşlarda yüzden fazla farenin uyku düzenini bozdu.

Uyku düzeni sürekli bozulan yaşlı fareler erken ölüyor

Bunun için araştırmacılar, her birinde 30 yaşlı ve 9 genç farenin bulunduğu 3 grubu teste tabi tuttu.

Birinci grup 8 hafta boyunca haftada bir kez, ışık verilerek ya da karanlıkta bırakılarak 6 saat daha erken, ikinci grup 6 saat daha geç uyandırıldı. Üçüncü gruptaki farelerinse uyku saatleri değiştirilmedi.

Genç farelerin durumdan etkilenmediği, ancak 6 saat geç uyandırılan yaşlı farelerin yüzde 68’inin, erken uyandırılanlarınsa yüzde 47’sinin hayatta kalabildiği görüldü. Uyku saatleri değiştirilmeyen yaşlı farelerinse yüzde 83’ü hayatta kaldı.

Işık durumu 4 saatte bir değiştirildiğindeyse daha fazla fare öldü.

Virjinya Üniversitesinden Biyoloji profesörleri Gene Block ve Alec Davidson ile arkadaşları, bu araştırmanın zaman farkı ve ölüm arasındaki bağlantıyı belirlemek konusunda kılavuz olabileceğini vurguladı.



MARLON 8 Kasım 2006 13:17

Yeni Anne Babaya İlk Tavsiyeler

Değerli Anne ve Baba,
Şu andan itibaren küçük, sevimli bir bebeğin sahibisiniz ve bu bebek belli becerileri kazanıncaya kadar size bagımlı olmak zorunda. Böylesine değerli bir varliğı büyütürken, özellikle ilk günlerde dikkat edeceğiniz bazı noktaları size hatırlatmak istiyoruz.

Lütfen dikkatli bir şekilde okuyunuz.
  • Bebeğinize kundak yapmayınız. Aksi taktirde kalça çıkığına neden olabilirsiniz. Tulum giydiriniz ve ara bezini tutunuz.
  • İlk bir ay iki saatte bir anne sütü ile besleyiniz: Anne sütü yeterli değilse, doktorunuzun önerisine göre mamaya başlayınız.
  • Göğüs temizliğine dikkat ediniz. Emzirirken her iki göğsünüzü de kullanınız.
  • Aşırı sıcak havalarda su ihtiyacını sadece anne sütü ile karşılayamayacağı için bebeğinize kaşıkla şekersiz su vermeyi unutmayınız. Ancak vereceğiniz suyun kaynatılmış olmasına dikkat ediniz.
  • Her beslemeden sonra yumuşak hareketlerle bebeğin gazını çıkarınız.
  • Bebeğinizi yastıksız olarak yüzüstü veya sağ yan üzerine yatırınız.
  • Göbeğini herhangi bir şekilde sargı bezi, tülbent ya da benzeri şeylerle sarmayınız, açık tutunuz ve sabah - akşam göbek pansumanını gösterildiği şekilde yapınız. Pansumana göbek düştükten sonra iki gün, daha devam ediniz.
  • Banyosunu göbeği düştükten sonra yaptırınız. Bu arada göbekten alt kısmını yıkayabilir veya silebilirsiniz. Bebeğinizin vücudunun hiçbir tarafına pudra kullanmayınız.
  • Bebek çamaşırlarını yıkarken deterjan kullanmayınız. Sabun veya sabun tozu kullanıp, bol su ile durulayinız.
  • İlk altı ay, ayda bir kontrol için doktora başvurunuz. Bu şekilde bebeğinizin gelişimi takip edilecek ve size gerekli önerilerde bulunulacaktır.
  • Bebeğinizin burnunun tıkalı olmamasına dikkat ediniz. Gerektiğinde 1-2 damla serum fizyolojik damlatınız.
  • İlk bir ay içinde bebeğinizin BCG (Verem) aşısını yaptırmayı ihmal etmeyiniz.
  • İlk iki ayını dolduran bebeklerinizin diğer aşılarının başlayacağını unutmayınız.


Misafir 8 Kasım 2006 16:40

Egzersizin yararlarını iki etapta inceleyebiliriz. Şöyle ki;

1)Egzersizin ilk etaptaki yararı günlük yaşantı kondisyonunu arttırmasıdır. Bu kondisyonun artması sonuçta, insan
vücudunun daha az yorularak iş yapmasını sağlar.
Bu günlük zorlanmaları kısaca örneklersek, merdiven çıkma, otobüse koşma, hızlı yürüme ve bir yükü aldırma veya taşıma gibi. Sonuç olarak kişinin günlük işlerini kolayca yapmasını ve yorulmadan tamamlaması sağlanmış olur. Kişi belirli bir program çerçevesinde fiziksel egzersiz yapmasının ardından, egzersiz öncesi ve sonrasındaki günlük işler karşısındaki dayanıklılığı egzersiz periyodunun sonundaki olumlu gelişme açıkça görülebilir.
2) Egzersizin ikinci yararı tıbbi olanıdır. Yani fiziksel sakatlık ve hastalıkların oluşumunu önlemek,geciktirmek ve tedavisinde kullanılmaktadır. Bu hastalıklardan en önemlisi temel oluşum nedeni hareket azlığına dayanan koroner kalp hastalıkları, periferik damar rahatsızlıkları ve hipertansiyon gibi kardiovasküler hastalıklar grubudur. Bir diğer önemli grup ise sırt bozuklukları, yanlış durum ve eylem
anormallikleridir. En önemli vücut anormalliği şişmanlıktır. Egzersiz de en çok bu anormalliğin tedavisinde kullanılır. Yapılan araştırmalarda Amerika' da vücut anormalliklerinde şişmanlığın birinci sırada olduğu ortaya çıktı. Koroner kalp hastalıklarının oluşumundaki egzersiz noksanlığının yerini, günlük yaşantının ve etkilerinden ayırt etmek çok güçtür. Buradaki etkilerden kastımız sigara ve şişmanlığın etkileridir. Bu nedenlerden ötürü çeşitli araştırıcıların elde ettiği sonuçlarda çok değişik çıkmıştır. Egzersizin yaşamın uzunluğu ile ilgisi yıllardır tartışılan ve çeşitli iddialar ortaya atılan bir konu olmuştur.

Bazı Amerikalı uzmanlar okul ve kolejlerde yapılan zorlu egzersizlerin insan yaşamını kısıtladığını iddia etmişler. Bazıları da bunun aksini söylemişlerdir. Bu konu üzerine yapılan bilimsel araştırmalar, longiditunal(uzun süreli) incelemeler; okul çağlarında yapılan sporun ileri yaşlarda devam ettirilmesi sonucunda, egzersizin sağlık ve uzun yaşama üzerine hiçbir olumsuz etkisi olmadığını ortaya çıkarmıştır.Koroner kalp hastalıklarının oluşum sıklığını ve ağırlığını düzenli egzersizin azaltıp, azaltmadığını belirlemek için yüzlerce araştırma yapıldı.Bu araştırmaların çoğunluğunun kontrolleri sırasında koşulların uygun olmayışı, denek sayısının azlığı ve yanlış vital(yaşamsal) istatistikler yüzünden inandırıcı sonuçlar vermemiştir. Tüm bunlara rağmen birçok yazar düzenli fiziksel egzersizin KALP krizini önlemede büyük rolü olduğuna inanırlar. Bu konu etraflıca 1967 yılında “The Proceeding of the International Symposion on physical activity and cardiovascular health” (Uluslararası fiziksel aktivite ve kalp-damar sağlığı sempozyumu) de incelendi.Ve bu konuda uygulanacak egzersiz programları için Cooper, Bowerman ve Harris' in kitapları önerildi. Uzun yıllardır, miyokard infarktüsü geçiren hastalar için tek tedavi yolu uzun süreli yatak istirahatiydi. 1960'lı yıllardan sonra bu görüş büyük değişikliklere uğradı. Artık, kişilere göre değişen egzersizler bilim adamlarınca, hastalar için önerilmektedir.


Şişmanlık ile diğer hastalıklar arasındaki bağın direk olarak kanıtı oldukça güçtür. Yalnız, yapılan araştırmalar sonucu birtakım hastalıkların şişman kişilerde, normal kilolu insanlara oranla daha çok görüldüğü ortaya çıktı. Şişmanlığa neden olarak yıllarca fazla yeme olarak gösterilmiştir. Ama bu konunun temel nedeni hareket azlığıdır. Şişmanlık derdinden kurtulmak için fiziksel egzersiz yapılmalıdır.Yalnız bu egzersiz yapılmalıdır. Yalnız bu egzersiz ile birlikte kalori kontrolü gerekmektedir.Bu fiziksel egzersizler düzenli diyetlerle birlikte sürdürülmelidir. İnsan organizmasının enerji gereksinimi temelde 3 maddeden sağlanır. Bu maddeler karbonhidratlar, yağlar ve proteinlerdir. Proteinler organizmanın yapı taşı olarak faaliyet gösterirken, fiziksel aktiviteler için gerekli enerjinin %98'i karbonhidratlar(şekerler) ve lipitler (yağlar) ‘den sağlanmaktadır. Egzersiz fizyologlarının yaptığı uzun araştırmalar sonucunda fiziksel eforun süresi uzadıkça devreye giren lipit miktarının arttığı ortaya çıkmıştır. Kısa süreli ve süratli eforlarda gerekli enerjinin %100'e varan bölümü karbonhidratlardan sağlanır. Yapılan fiziksel egzersizin uzun süreli olması, organizmada deri altında biriken yağ tabakalarının erimesine neden olur.



Yağ birikimi önce karın kaslarının bulunduğu bölgede oluşur. Fazla birikim “göbeklenme” adı verdiğimiz oluşumu ortayaçıkarır. Bu nedenle fiziksel eforların süresi uzatıldığında, yağlara gereksinme duyulur ve önce karın kaslarının bulunduğu bölgelerdeki yağlar devreye girer ve düzenli bir program ile bu yağların eritilmesi sağlanabilir.Organizmada bir stres karşısında, bu strese karşı koyacak bir uyum oluşumuna neden olur. İşte, insan vücudunun bir stres karşısındaki durumunu, “egzersiz, emosyonel(heyecansal) stresin fizyolojik sonuçlarını elimine eder, ” telkini bazı uzmanlarca ortaya atılmıştır. Egzersiz bu konuda muhtemelen şu mekanizmayla haraket eder.“Egzersiz sonucunda adrenal bezlerinin uyarılma eşiği düşer. Uyarılma artar, böylece antistres streoidlerinin büyük bir depo oluşturmasına ve strese yanıt süresinin kısalmasına neden olur. ” Bu nedenle insanların iç tansiyonlarını azaltmak için de spor yapmaları gerekmektedir.


tulse 8 Kasım 2006 17:34

NANENİN FAYDALARI


Nezle olduğunuz zaman hemen ilaca başvurmayıp, önce ev ilaçlarını deneyin. Naneyi kaynatıp buharını içinize çekin. Burnunuzun açıldığınıi nezlenizin de kısa sürede geçtiğini göreceksiniz.

Mide ağrısının yanı sıra yanmadan da şikayetçiyseniz, nane çayı içmenizde fayda var. Nane çayı mide gazlarını geçirir, midedeki doluluk hissini giderir. Ayrıca hazmı kolaylaştırıcı etkisi vardır. Kuru naneyi sıcak suya atıp, on dakika demlendirdikten sonra nane çayınız hazır olacaktır. Mide asitlerine karşı hap yutmak yerine nane çayı içmek daha sağlıklıdır. Tabi önemli bir hastalığınız olmadığı konusunda doktordan bilgi aldıktan sonra..


Misafir 9 Kasım 2006 12:57

Hangi sebze, neye iyi geliyor?
Sebze ve meyveler ne kadar çiğ ve taze yenirse faydaları da o kadar çok oluyor.

- Demir yönünden zengin olan ıspanak, diğer yapraklı sebzelere nazaran daha çok protein içeriyor. Biberde bulunan bol beta karoten ve C, P, K vitaminleri mideyi kuvvetlendiriyor. A vitamini ve fosfor kaynağı patlıcan sinirlere iyi geliyor, kalp çarpıntısını gideriyor. Sadece lahana çeşitlerinde bulunan U vitamini, mide ve bağırsakların iç yüzeyini koruyor, oralardaki yaraların iyileşmesini sağlıyor. Fosfat ve potasyum ihtiva eden karnabaharın içeriğinde aynı zamanda kadınları göğüs kanserine karşı koruyan ‘indol-3 karbonal’ bulunuyor. İçeriğinde bolca, güçlü bir kanser savaşçısı olan beta karoten bulunduğundan brokoli, yenilebilecek, suyu içilebilecek en iyi besinlerden biri...

ISPANAK
ABD’de, tüketimde ıspanak salatası başı çekiyor. Demir yönünden zengin, koyu yeşil yapraklı ve güzel tadı olan ıspanak, diğer yapraklı sebzelere nazaran daha çok protein içeriyor. Salatada yenilen çiğ ıspanak, harika bir lif kaynağı. Ispanak suyu, bol C vitamini ile soğuk algınlıklarına karşı dayanıklılık veriyor ve hemoroid rahatsızlığına iyi geliyor.
Ispanak, provitamin A, C vitaminleri, demir ve çeşitli enzimlerce çok zengin olup, bu maddeler, insanda bol kan yapıyor. Ispanak ayrıca, kemiklerin ve dişlerin sağlamlığını temin ediyor. Ispanak suyu, kalp adalelerini de kuvvetlendiriyor. Özel enzimi ile pekliği giderip bağırsak zehirlenmesini önlüyor. Kalp rahatsızlığı olanlara, haftada 1-2 fincan taze sıkılmış ıspanak suyu içmeleri öneriliyor.
Uzmanlar, ıspanağın, karaciğeri, lenf bezlerini, kan dolaşımını uyardığını belirterek, hamilelere, ‘kanlı-canlı bir bebeğe sahip olmaları için’ bol ıspanak yemelerini tavsiye ediyor.

FASULYE
Taze fasulyenin, vücudun çalışmasını, gelişmesini ve tamirini sağladığını vurgulayan uzmanlar, genç-ihtiyar herkese tavsiye ediyor. Uzmanlar, taze fasulyenin, pankreas bezesini, böbrekleri, karaciğeri ve kalbi kuvvetlendirdiğini, albümin ve şekerde de çok fayda verdiğini bildiriyor.

BEZELYE
Kansızlığı gideren ve pekliği geçiren taze bezelyenin, kan kanserine karşı koruyucu etkisi olduğunu ifade eden uzmanlar, gıda değeri ve insana zarar vermeme bakımından fasulyeden daha üstün olduğunu savunuyor.

SİVRİ BİBER
Uzmanlar, biberlerde, bol beta karoten, C, P ve K vitaminleriyle bazı alkoloidler bulunduğunu kaydederek, bunların, mideyi kuvvetlendirdiğini, iştah açtığını ve mide tembelliğini giderdiğini söylüyor. Özellikle acı biberin, erkeklerde cinsel isteği arttırdığını belirten uzmanlar, P vitamini ile damarları yumuşatıp kanamayı önlediğini, K vitamini ile de kanın pıhtılaşma kabiliyetini arttırarak kanamaları durdurduğunu bildiriyor.

PATLICAN
Uzmanlar, patlıcanın, A vitamini, fosfor ve kendine has bazı esanslara sahip olduğunu, bunlarla sinirleri teskin ettiğini ve kalp çarpıntısını giderdiğini vurguluyor. Patlıcanın pankreas, karaciğer ve böbrekleri kuvvetlendirdiğini, bol idrar söktürdüğünü, vücuttaki fazla suyu dışarı boşalttığını ve kilo verdirdiğini kaydeden uzmanlar, şeker hastalarının, patlıcan salatasından çok fayda gördüğünü, kansızlığa iyi geldiğini, kanı arttırdığını ve kalbe sükunet verdiğini ifade ediyor. Uzmanlara göre, patlıcan, en sağlıklı olarak kül veya ocakta pişirilip kabukları soyulmalı ve ince kıyılmalı.

LAHANA
Bol miktarda B, C ve E vitamini ve potasyum içeren lahananın, şeker ve romatizma hastaları için de çok faydalı olduğunu belirten uzmanlar, bol arsenik, kükürt ve vitaminleri ile kanı temizleyip cildi güzelleştirdiğini, bol idrar söktürdüğünü, vücuttaki suyu ve zehirli maddeleri idrarla dışarı attığını bildiriyor. Uzmanlar, lahananın kansızlığı giderdiğini ve kansere karşı etkili olduğunu da kaydediyor.
Uzmanlar, sadece lahana çeşitlerinde bulunan U vitamininin, mide ve bağırsakların iç yüzeyini koruduğunu, oralardaki yaraların iyileşmesini sağladığını da vurgulayarak, bu sebzenin, yaşlanmayı önleyici ve kalp krizine karşı koruyan bir mineral kabul edilen selenyumun kaynağı olduğunu hatırlatıyor. Uzmanlar, selenyumun ayrıca, sağlıklı görünüşlü bir cilt verdiğini ve erkeğin cinsel gücünü arttırdığını da belirtiyor.

KARNABAHAR
Fosfat ve potasyum ihtiva eden ve içeriğinde, kadınları göğüs kanserine karşı koruyan ‘indol-3 karbonal’ bulunan karnabaharın, lahanadaki besin değerinin çoğuna sahip olduğunu bildiren uzmanlar, “Karnabahar çiçek olduğu için, bol bol fosfor ve vitaminleri, cinsiyet hormonu, bol E vitamini ve protein içerir. Bu maddeleri ile cinsel gücü arttırır, buna bağı olarak kalp rahatsızlıklarını da giderir. Sinirleri ve beyni iyi çalıştırır, onların yıpranmasını önler” diyorlar.

BROKOLİ
Uzmanlar, brokolide, havuçtakinden daha fazla beta karoten bulunduğunu söyleyerek, bu sebeple yenilebilecek, suyu içilebilecek en iyi besinlerden olduğunu kaydediyor. Beta karotenin, güçlü bir kanser savaşçısı olduğunu vurgulayan uzmanlar, yemek borusu, mide, bağırsak kanserleri tehlikesini azalttığını ifade ediyor.
Brokolinin ayrıca, B1 ve C vitamini ile dolu olduğunun altını çizen uzmanlar, yüksek miktarda kalsiyum, kükürt, potasyum ve selenyum maddeleri içerdiğini belirtiyor. Mineral ve demir eksikliğini gideren brokolinin vitamin deposu olduğunu bildiren uzmanlar, suyunun havuç veya elma suyu ile karıştırılarak içilmesinin de faydalı olduğunu kaydediyor.

PIRASA
Pırasanın bol vitaminleri, mineralleri ve çeşitli nitritleri ile çok şifa verici özelliği bulunduğunu vurgulayan uzmanlar, mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları, damar sertliği için faydalı olduğunu belirtiyor. Uzmanlar, pırasa yemeğinin, bağırsaklara yumuşaklık verip pekliği giderdiğini, hemoroidi olanlara da ferahlık sağladığını bildiriyor. Uzmanlar, pırasa çorbasının, böbrekleri çalıştırarak bol idrar söktürdüğünü ve vücutta birikmiş üre asidi ve ürat tuzlarını dışarı attığını ifade ediyor.

ENGİNAR
Karaciğer ve kalbin en iyi dostu olan enginarın kanı temizlediğini ve yorgunluğu giderdiğini vurgulayan uzmanlar, diğer zehirli maddeleri ve yorgunluk maddelerini idrarla dışarı atarak vücuda dinçlik verip dinlendirdiğini söylüyor. Uzmanlar, enginarın, beyin yorgunluğunu çabucak geçirdiğini, kalp adalelerini kuvvetlendirdiğini, onu rahatsız eden üre ve kolesterolü düşürerek kalbin rahat çalışmasını sağladığını, şeker hastaları için de çok faydalı olduğunu, mide ve bağırsakları dezenfekte ederek ishalleri durdurduğunu kaydediyor.

KEREVİZ
Kerevizin yaprak ve saplarının, bol vitaminleri ve çeşitli madeni maddeleriyle çok faydalı olduğunu belirten uzmanlar, mideyi kuvvetlendirdiğini ve iştah açtığını bildiriyor. Uzmanlar, kerevizin, iç salgı bezlerini ve özellikle vücutta çok çeşitli vazifesi olan böbrek üstü bezlerini çalıştırdığını, sinir yorgunluğunu da önlediğini ifade ediyor. Kanı pisliklerinden temizlediğini ve sivilcelerin geçmesine, yüzün pembe bir hal almasına yaradığını vurgulayan uzmanlar, kerevizin diğer faydalarını şöyle sıralıyor: “Karaciğerin şişliğini giderip onu yorgunluk maddelerinden temizliyor. Sarılığı gideriyor, böbrekleri çalıştırıyor, fazla suyu dışarı atıyor. Böbreklerden kumu, taşı döküyor. Şişmanları zayıflatıyor ve cinsel faaliyeti çok arttırıyor.”

SEMİZOTU
Semizotunun, kanama hastalıklarında ve peklikte çok faydalı olduğunu kaydeden uzmanlar, kanı temizlediğini, bol idrar söktürdüğünü, kanı, üre ve benzeri pisliklerinden temizlediğini, sinir krizleri ve beyin yorgunluğunu geçirdiğini, böbrekteki kum ve taşı döktüğünü bildiriyor.
Semizotunun, şeker hastalarının susuzluğunu azalttığını, şişmanlara kilo verdirdiğini belirten uzmanlar, semizotu, yeşil salata olarak yenirse faydasının fazla olduğunu ifade ediyor.

PATATES
Avrupa ve ABD’de mutfağın baş köşesinde yer alan patatesin besleyici maddelerinin çoğunluğunun, kabuğunun hemen altında veya yakınında olduğunu belirten uzmanlar, bu sebeple patatesin, kül veya buharda pişirildikten sonra soyulması gerektiğini vurguluyor.
Patatesin mutlaka salata veya soğanla yenilmesi gerektiğini ifade eden uzmanlar, patates, yağda kızarmış olarak yenmezse kilo aldırmadığını, şişmanlar ve şeker hastaları için iyi bir gıda olduğunu bildiriyor. Şeker hastalarının, ekmek yerine bol patates yiyebileceğini söyleyen uzmanlar, ancak potasyumun zayi olmaması için, patateslerin külde veya çift tabanlı tencerede pişirilmesi gerektiğini kaydediyor.
Uzmanlara göre, patatesin yaklaşık yüzde 20’si karbonhidrat ve kalori değeri oldukça düşük. Bol B vitaminleri, C vitamini, protein, kalsiyum, demir ve fazla miktarda potasyum içeriyor. Orta boy bir patates, günlük C vitamini miktarının 1/3’ünü temin ediyor. Sindirimi kolaylaştırıyor. Bağırsakları, böbrekleri ve kanı temizliyor, kabızlığı önlüyor. Kansere karşı koruyor ve yorgunluğa karşı birebir.

DOMATES
Bol ve çeşitli vitaminleri, mineralleri ve faydalı organik asitleri ile tıbbi değeri çok yüksek bir sebze olan domatesin, vücuda kükürt, fosfor ve organik sodyum verdiğini vurgulayan uzmanlar, bir domatesteki C vitamininin, tavsiye edilen günlük miktarın yüzde 50’sinden fazla olduğunu bildiriyor.
Uzmanlar, domatesin damarları yumuşattığını, kanı durulttuğunu, üre miktarını düşürdüğünü, vücudu gençleştirdiğini belirterek, kalp, karaciğer, böbrek bozuklukları ve şekerliler için çok faydalı olduğunu ifade ediyor.
Domatesin, böbrekleri çalıştırarak bol idrar söktürdüğünü ifade eden uzmanlar, vücutta biriken üre asidi ve ürat tuzlarını eriterek idrarla dışarı attığını, vücutta biriken suyu boşalttığını kaydediyor. Uzmanlar, kansere tutulmamak için domatesin iyi bir sebze olduğunu bildiriyor.
Domatesin C ve E vitaminleri içerdiğini, zengin bir potasyum kaynağı olduğunu ve çok az miktarda tuz bulunduğunu söyleyen uzmanlar, yüksek kan basıncını düşürmeye yardımcı olduğunu ve vücudun su tutmasını engellediğini ifade ediyor. Domatesin hazmı kolaylaştırdığını, özellikle nişastalı yiyeceklerin (hamur işleri, kuru erzak) kolay sindirilmesini sağladığını vurgulayan uzmanlar, kabuk ve çekirdekleriyle bağırsakları harekete geçirdiğini ve pekliği giderdiğini belirtiyor.

SOĞAN
Soğanda bol miktarda A, B ve özellikle C vitamini, bol fosfor, iyot, silis, kükürt gibi vücuda çok faydalı maddeler, antibiyotik vazifesi gören esanslar ve hazım arttırıcı fermentler bulunduğunu kaydeden uzmanlar, kalp ve prostat bozukluğu, pankreas tembelliği (şekerliler), sinir zafiyeti, romatizma, cilt hastalıkları, cinsel iktidarsızlık, mide zayıflığı gibi hastalıklarda çok fayda verdiğini, bol idrar söktürdüğünü ve vücutta birikmiş su ve üreyi dışarı attığını bildiriyor. Soğanın, vücuttaki fazla tuzu da dışarı attığını belirten uzmanlar, pankreası çalıştırarak insülin ifrazatını arttırdığını ve kanda şeker seviyesini düşürdüğünü kaydediyor.
Fazla soğan yenen ülkelerde kanserin nadir görüldüğünü ve o ülke halkının uzun yaşadığını ifade eden uzmanlar, soğanın, karaciğeri ve bağırsakları dezenfekte edip zehirlerini temizlediğini ve gıdaların orada vücudu zehirlemesini önlediğini, bağırsak kurtlarını döktüğünü bildiriyor.
Uzmanlar, ağızda soğan kokusunu gidermek için yemekten sonra biraz ekmek kabuğu veya maydanoz çiğnenmesinin yeterli olduğunu söylüyor. Uzmanlar ayrıca, soğanın patateslerden ayrı, kuru, soğuk bir yere kaldırılması gerektiğini, çünkü soğan ve patatesin birbirini etkilediğini ve soğanın, patateslerden salınan nemle yumuşadığını hatırlatıyor.

SARIMSAK
Uzmanlara göre, bu keskin kokulu yumruda, her türlü harika özellik mevcut. Sarmısağın tansiyon düşürdüğü, kan pıhtılaşmasını azalttığı, kötü LDL kolesterolünü düş, dürdüğü, bazı mide kanserlerini önlediği, bağışıklık sistemini güçlendirdiğinin ispatlandığını söyleyen uzmanlar, sarımsaktaki “allicin” denilen bir maddenin, sadece kendi özgü kokusunu vermekte kalmadığını, ayrıca bakteri gelişimini önlediğini, vücuttaki mantarı ve maya oluşumunu tahrip ettiğini kaydediyor.
Uzmanlar, sarımsakta 2 kuvvetli antibiyotik, çok tesirli esanslar, bol iyot ve kükürt bulunduğunu ve insan sağlığında çok değerli vazife gördüğünü belirterek, “Damar sertliğini giderir, kanı durultur, kalbi kuvvetlendirir, bronşları dezenfekte eder, cilt hastalıklarını giderir ve kansere karşı korur” diyorlar.
Uzmanlar, sarımsaklı yoğurdun, zehirlenmelere karşı insanı koruduğunu ve sarımsağın en ince damarları dahi temizleyerek oralara kan gitmesini sağladığını bildiriyor. Uzmanlar, sarımsağın, bütün salgı bezlerini çalıştırmak ve vücudu zehirlerinden temizlemek suretiyle, genç ve dinç olmayı, uzun yaşamayı sağladığını kaydediyor.

HAVUÇ
Uzmanlar, havucun, süratle kan yapıcı, kuvvetlendirici, ishal kesici, peklik giderici, mide ve bağırsağın yakın dostu, safra akıtıcı, karaciğeri kuvvetlendirici ve yeri doldurulamayan bir sebze olduğunu söylüyor. Kansızlık halinde, sabah-öğle-akşam taze çıkarılmış 1 çay bardağı havuç suyu içilmesi, suyu çıkarılamazsa ince rendelenmesi ve iyice çiğnenerek yenilmesi öneriliyor.
Mide ve bağırsak kanamalarında da havuç suyunun çok faydalı olduğunu ifade eden uzmanlar, havucun, özel şekeri, A vitamini ve bol vitaminleri ile karaciğeri kuvvetlendirdiğini, ona rahatsızlığında kendi kendini tamir imkanı verdiğini, vücuttaki üre asidi, ürat tuzları, benzeri yorgunluk maddelerini, diğer zehirleri idrarla dışarı attığını vurguluyor.
Havucun, bol A vitamini ile cilde temizlik ve pembelik verdiğini ve gözlerin sıhhatli kalmasını sağladığını belirten uzmanlar, kalp rahatsızlığı ve damar sertliği olanlara havucun çok fayda verdiğini, her gün yenen bir havucun da akciğer kanseri tehlikesini yarıya indirdiğini bildiriyor.
Uzmanlar, havuçtaki beta-karotenin de gözleri, yaşlılığın getirdiği görme zayıflığından koruduğunu ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiğini vurgulayarak, havuçların çiğ veya pişmiş olarak yenilirken asla soyulmaması gerektiğini, sadece temiz yıkamanın kafi olduğunu kaydediyor.

SALATALIK
Salatalığın kanı temizlediğini, karaciğeri ve böbrekleri çalıştırarak bol idrar söktürdüğünü ifade eden uzmanlar, idrarla birlikte vücuttaki üre asidi ve ürat tuzlarını eritip dışarı attığını bildiriyor. Salatalığın, içeriğindeki bol kükürdü ile kanı temizlediğini, ciltteki ter bezlerini çalıştırdığını belirten uzmanlar, bol vitamin ve madeni madde verdiğini, böylece cildin taze ve pürüzsüz olmasına yardım ettiğini vurguluyor.
Salatalığın kendisi veya suyunun, cildi bir tonik kadar temizlediğini söyleyen uzmanlar, et yemeklerinin verdiği susuzluğu kestiğini kaydediyor. Salatalığın, sıcak bir havada iç ısısının dış ısıdan 20 derece daha düşük olduğu ve bu sebeple serinletici olarak yendiği bildiriliyor.

TURP
Uzmanlar, çeşitli esansları, bol C vitamini, iyot ve kükürdüyle turpun, karaciğeri midçalıştırdığnı, böbreklerdeki kum ve taşı döktüğünü, bronşlara çok iyi tesir ettiğini, dalak şişliğini giderdiğini ve cildi güzelleştirdiğini ifade ediyor. Uzmanlar, turpun bağırsakları dezenfekte edip pekliği giderdiğini, akşam yenilen turp veya içilen bir bardak turp suyunun çok iyi uyku verdiğini söylüyor.

MAYDANOZ
Uzmanlara göre maydanoz, dünyadaki en besleyici yiyeceklerden birisi ve bir demir deposu durumunda. Genellikle taze yenen maydanozda, kalsiyum, potasyum, kükürt ve A vitamini bulunuyor. Bir tutam maydanoz, günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu karşılıyor. Böbrekleri, karaciğeri ve idrar yollarını temizlemeye yardım ediyor. Kan şekerini normal seviyede tutuyor ve kansere karşı da koruyucu.

MARUL
Bol miktarda çeşitli mineralleri içeren marulun, sinirleri teskin edip iyi uyku verdiğini ve erkeklerde cinsel arzuyu frenlediğini belirten uzmanlar, yemekten önce salata şeklinde yenen marulun, şeker hastalarının kandaki şeker seviyesini düşürdüğünü bildiriyor. Marulun bol idrar söktürdüğünü ve kanı pisliklerden temizlediğini vurgulayan uzmanlar, karaciğer ve dalak şişliğini, sarılığı giderdiğini, kadınlarda adet dönemlerinin, zamanında ve ağrısız olmasını sağladığını bildiriyor. Uzmanlar, marul suyu, yüze sürülürse ergenlik sivilcelerini giderdiğini, oralara tazelik ve pembelik verdiğini kaydediyor.

ROKA
Çeşitli esansları, P ve K vitaminleri, çok faydalı mineralleri içeren rokanın, karaciğerin dostu, mideyi kuvvetlendirici, kansızlığı gideren, cinsel gücü çok arttıran bir yeşillik olduğu ifade ediliyor. Uzmanlar, yeşil salata şeklinde yenen rokanın, tadı ve asitleri ile mideyi çalıştırdığını, hazmı arttırdığını, iştahı açtığını, böbrekleri çalıştırdığını, idrar söktürdüğünü ve karında toplanan suyu boşalttığını bildiriyor.

TERE
Terenin, çiğ salatalara lezzet ve canlılık kattığını, ayrıca değerli bir sebze suyu olduğunu vurgulayan uzmanlar, çeşitli vitaminler ve özellikle C vitamini, bazı faydalı esanslar ve mineralleri ile çok tesirli ve faydalı olduğunu belirtiyor. Uzmanlar, terenin, karaciğer, böbrek ve bronşları çalıştırdığını, gribi geçirdiğini, kanda şekeri düşürdüğünü, kansızlığı giderdiğini, acı tadı ve diğer maddeleriyle mideyi çalıştırıp hazmı arttırdığını, iştahsızlık çekenlere çok fayda verdiğini, bol demiri ile kanı tazelediğini, kansere karşı koruduğunu, bağırsaklardaki çeşitli solucanları döktüğünü kaydediyor.
Uzmanlar, terenin sinirleri dinlendirdiğini ve cinsel isteği arttırdığını belirterek, çiğ olarak, az miktarlarda yenilmesini tavsiye ediyor. Uzmanlar, fazlasının zarar verdiği uyarısında bulunmayı da ihmal etmiyor.

ŞALGAM
Şalgamın taş ve kum döktüğünü, bronşları boşalttığını, bol idrar söktürdüğünü ve pekliği giderdiğini söyleyen uzmanlar, şalgamın yaprakları ince kıyılarak salata şeklinde yenirse yukarıdaki hastalıklara iyi geldiğini bildiriyor. Uzmanlar, şeker hastalarının da şalgam yiyebileceğini vurguluyor ve şalgam ne kadar çiğ yenirse o kadar faydalı olduğunu hatırlatıyor.


Hi-LaL 12 Kasım 2006 07:55

Düzenli uyku ömrü uzatıyor!!!
 
Düzenli uyku ömrü uzatıyor!!!


Araştırma böyle diyor...

Araştırmacılar, insanlarda uçak yolculuklarında ya da sürekli gece çalışma sonrası ortaya çıkan etkiyi belirlemek için farklı yaşlarda yüzden fazla farenin uyku düzenini bozdu.

Bunun için araştırmacılar, her birinde 30 yaşlı ve 9 genç farenin bulunduğu 3 grubu teste tabi tuttu.

Birinci grup 8 hafta boyunca haftada bir kez, ışık verilerek ya da karanlıkta bırakılarak 6 saat daha erken, ikinci grup 6 saat daha geç uyandırıldı. Üçüncü gruptaki farelerinse uyku saatleri değiştirilmedi.

Genç farelerin durumdan etkilenmediği, ancak 6 saat geç uyandırılan yaşlı farelerin yüzde 68’inin, erken uyandırılanlarınsa yüzde 47’sinin hayatta kalabildiği görüldü.

Uyku saatleri değiştirilmeyen yaşlı farelerinse yüzde 83’ü hayatta kaldı. Işık durumu 4 saatte bir değiştirildiğindeyse daha fazla fare öldü.

Virjinya Üniversitesinden Biyoloji profesörleri Gene Block ve Alec Davidson ile arkadaşları, bu araştırmanın zaman farkı ve ölüm arasındaki bağlantıyı belirlemek konusunda kılavuz olabileceğini vurguladı.


kambis 12 Kasım 2006 16:20

Reflexology

Ayak ve ellere yapilan bir tur masaj. bu isle ugrasan masorlerin (reflexologist) ayak ve ellerin vucudun aynasi oldugu iddiasi ile yola cikip ayak ve ellerde belirli yerlere basinc uygulayarak vucudun iyi etme guclerini stimule etmeye calismalaridir. cogu zaman aroma terapi ile uygulanan bu teknik cesitli dunya ulkelerinde populer olmaya baslamistir





evo 12 Kasım 2006 16:20

ORGAN NAKLİ İNTERNETLE HIZLANACAK

KONYA - Sağlık Bakanlığı, organ nakli için bekleyenlerin özelliklerinin bulunduğu 'Bekleme Listesi'ni internet ortamına taşıyarak, bağışlanan organın hangi hastaya uygun olduğunu daha kısa sürede belirlemeyi hedefliyor.
Sağlık Bakanlığı Ulusal Organ ve Doku Nakli Koordinasyon Merkezi görevlisi Dr. Haluk Yılmaz, Türkiye'de 11 bin 676 hastanın böbrek, 930 hastanın karaciğer, 205 hastanın kalp, 3 kişinin kalp kapağı ve 53 hastanın da pankreas nakli için sıra beklediğini vurgulayarak, bu organ bekleyenlerin, kan grubundan doku özelliklerine kadar bütün nakil için gerekli özelliklerinin Organ Bekleme Listesi'nde kayıt altına alındığını bildirdi.
Bir organ bağışlandığında kişinin bilgilerinin kime uyduğunu belirlemenin saatler alabildiğini dile getiren Yılmaz, ''Bu bazen zor durumda bırakabiliyor. Çünkü kadavranın yakınları cenazeyi hemen almak istiyor ve beklemek durumu güçleştiriyor'' dedi.
Yılmaz, ''Ulusal Organ Bekleme Listesi Projesi'' kapsamında bu tür sorunların kaldırılmasının planlandığını belirterek, ''Proje kapsamında Organ Bekleme Listesi internet ortamına aktarılacak. Organ beklerken ölen bir hasta listeden hemen çıkarılacak. Faksla gönderme ve kayıt altına alma işlemleri son bulacak.''
Dr. Yılmaz, Organ Bekleme Listesi'nin internet ortamına aktarılmasının 3 ay içinde tamamlanmasını hedeflediklerini vurguladı.

a.a.


kambis 12 Kasım 2006 16:22

Elma sirkesi, doğal bir yasam iksiridir!

Bileşim: Kalsiyum, fluor, potasyum, magnezyum, sodyum, fosfor, silisyum, A vitamini, Beta-carotin, B1, B2, ve B6 vitaminleri, C vitamini, sirke asitleri, meyve asitleri, pektin, doğal aroma maddeleri.

Yaşlılığımızda da sağlıklı olabilmek için hareketli bir yaşam ve sağlıklı bir beslenme biçimi oluşturmaya özen göstermeliyiz.. İşte burada elma sirkesi seçiminin değeri ile karşılaşıyoruz. İçerdiği çok değerli ve çeşitli maddeler nedeniyle, en sağlıklı sıvılardan biridir o. Elma sirkesi, bedenimizi içten ve dıştan tedavi edebileceğimiz olağanüstü bir doğal ilaçtır. Burada size, bedeninizi genel anlamda güçlendirmek, çeşitli hastalık belirtilerini hafifletmek ve gerekli cilt bakımını yapmak için elma sirkesini nasıl kullanabileceğinizi anlatmak istiyorum.

Kullanım biçimleri: Doğal elma sirkesinin en etkili kullanım biçimi, çiçek balı ile karıştırılarak oluşturulur:

*1 bardak su

*1 tatlı kasığı dolusu elma sirkesi

*1 tatlı kasığı dolusu çiçek balı

Hepsi iyice karıştırılır ve sabahları aç karnına küçük yudumlarla içilir. Sürekli kullanım sayesinde, öncelikle bedenin bağışıklık sistemi güçlenecek ve sizi pek çok hastalıktan koruyabilecektir. Bu enerji kokteyli ayrıca size canlılık ve güç kazandıracak ve ileri yaşlara kadar sağlıklı ve mutlu kalmanıza önemli katkılar sağlayacaktır. Ama burada çiçek balını da yakından tanımamız gerekiyor:

Çiçek balının bileşimi: Seker: %32 üzüm şekeri (glikoz), %39 meyve şekeri, %7 malt şekeri. 100g balda mineraller: Sodyum 7 mg, potasyum 45 mg, kalsiyum 5 mg, fosfor 20 mg, magnezyum 3 mg, demir 1mg. 100g balda vitaminler: B1 0,03 mg, B2 0,05 mg, Niacin 0,1 mg, C 1mg.

Sabahları aç karnına içtiğiniz bir bardak elma sirkesi-bal kokteylinin içindeki müthiş zenginliği öğrenmiş bulunuyorsunuz artık.

Bu zenginliğin sağlığımıza yaptığı katkılara da şöyle kısaca bir göz atmamız herhalde yararlı olacaktir:

-Öncelikle bedenimiz güçlenir ve bedensel uğraşlara ve strese karşı koyabilecek dayanıklılığı kazanır. Sirkenin içerdiği yüksek orandaki potasyum sayesinde, kalp kasları dahil olmak üzere tüm kas yapısı da güçlenecektir. Kramplara karşı, kokteylinizi maden suyu ile hazırlayabilir ve her öğünde 1 bardak içebilirsiniz.

-Sık sık grip, soğuk algınlığı veya üst solunum yolları iltihabına yakalanan kişiler, bağışıklık sistemleri sirke-bal kokteyli sayesinde güçleneceği için, bu tür sıkıntılardan büyük çapta kurtulmuş olacaklardır. Ama bu tedaviyi aşağıdaki plana göre uygulamakla kalıcı sonuçlara ulaşabilmek mümkün olacaktır.

-Soğuk algınlığı ve grip zamanlarından önce, 4 haftalık bir sirke-bal kokteyli kürüne başlayın ve günde 3 bardak için.

-Sirke-bal kokteyli nezleye karşı da bedeni güçlendirecektir. Nezleye karşı ayrıca, 1 ölçü elma sirkesi 2 ölçü suya karıştırılır, kaynama derecesine kadar ısıtılır ve inhalasyon tedavisi uygulanır.

-Boğaz ağrısı ve ses kısıklığında, 1 ölçü elma sirkesi ile 3 ölçü ılık su karıştırılır ve saat başı derin gargaralar yapıldıktan sonra tükürülür. Bu gargaraların adaçayı ile dönüşümlü yapılması etkiyi daha da arttıracaktır.

-Öksürüğe karşı, 4 yemek kaşığı dolusu akışkan balla 3 tatlı kaşığı elma sirkesini iyice karıştırın. Öksürük gıcığına karşı yarım tatlı kaşığı alın ve yavaş yavaş yutun. Ayrıca, bolca kekik çayını balla tatlandırın ve yudumlayarak için.

-Yüksek kolesterole karşı, günde pek çok kere elma sirkesi-bal kokteyli içilir. Salatalarda öncelikle elma sirkesi kullanılır.

-Varise karşı, elma sirkesiyle ıslatılan bir bez baldıra sarılır ve 20 dakika etkilemeye bırakılır.

-Gaz şişkinliğine karşı, her öğünden yarım saat önce 1 bardak elma sirkesi-bal kokteyli içerek, sağlıklı bir bağırsak florasının temelini atın. Bu kokteyle rezene veya frenk kimyonu çayı da ekleyebilirsiniz.

-Kabızlığa karşı, günde pek çok kere, 1 bardak suya 1 tatlı kaşığı elma sirkesi ekleyerek için. Ayrıca, 4 litre ilik suya 1 su bardağı dolusu elma sirkesi ve 2 tatlı kaşığı tuz ekleyerek ayak banyoları alın. Banyo süresi 10 dakikadır.

-Yaraların çabuk iyileşmesi için, günde 3 bardak elma sirkesi-bal kokteyli için. İltihaplanmayı önlemek için, elma sirkesiyle ıslattığınız bir pamukla günde pek çok kere yarayı nemlendirin.

-Ergenlik sivilcelerine karşı, her yemekten yarım saat önce, içine 1 tatlı kaşığı elma sirkesi eklenmiş 1 bardak su için. Yüzünüze buğu banyoları uygulayın: 1 litre kaynar derecede sıcak suya 4 yemek kaşığı elma sirkesi ve 2 yemek kaşığı dolusu mayıs papatyası ekleyin, 1-2 kere karıştırın ve başınızı büyük bir havluyla örterek 5- 10 dakika gözlerinizi yumarak bekleyin. Yüzünüzü suya çok yaklaştırmayın!

-Güneş yanığına karşı, inceltilmemiş elma sirkesi, kızarmış olan bölgelere dikkatle sürülür veya 3 yemek kaşığı elma sirkesi eklenmiş soğuk bir banyo alınır. Banyo süresi 10 dakikadır. Elma sirkesinin pH değeri(asit derecesi), derimizin pH değeri ile hemen hemen eşit düzeydedir. Dolayısıyla, derimizin asidik koruma örtüsünün güçlendirilmesinde elma sirkesinin kullanımı önemle önerilmelidir.


Uyarı: Elmanın ve elma sirkesinin bilinen hiçbir yan etkisi yoktur

Netten alıntıdır


Misafir 12 Kasım 2006 16:29

SAĞLIKLI YAŞAM ÖNERİLERİ


Sağlıklı olmak, insan mutluluğunun öncelik taşıyan bir öğesidir. Sağlık genelliklekendiliğinden var olan bir durum olarak algılanır. Oysa sağlıklı olma uğrunda çaba gösterilmesi gerekir. Hatta bugünkü bilgilerimiz bize bu uğraşın daha doğum öncesi dönemde başlaması gerektiğini göstermektedir. Doğal olarak bu aşamada yapılması gerekenler, anne ve babalara düşmektedir. Olaya nesillerin sağlığı olarak bakıldığında, sağlığın ve sağlıksızlığın nesiller boyunca aktarılabileceği görülür. Anne ve babalar genetik özelliklerinin yanı sıra kendi sağlıklarına gösterdikleri özenle bebeklerine sağlık aktarabileceklerini bilmelidirler.
Sağlıklı bir yaşam için alınması gereken önlemlerin pek çoğu günlük yaşamımızda uygulamamız gereken küçük ve kolay çabalardan oluşur. Nerede olursa olsun günlük yaşamı düzenleyen bazı temel kuralların bilinerek uygulanması, sağlığın korunmasını ve diğer bireylerle paylaştığımız yaşamı kolaylaştırır. Bu kurallardan en önemli bazıları temizlik, sağlıklı beslenme, bedensel ve zihinsel çalışma, düzenli yaşam, sigara, alkol, uyarıcı ve uyuşturucu maddelerden uzak durma, kazalardan korunma, sorunlarla başa çıkmada doğru ve uygun yöntemler kullanmadır.
Çoğunlukla günlük çabalarda hedefin mutluluk olduğu varsayılır. Oysa altta yatan asıl neden güvenlik duygusudur. Çünkü hayatta kalmayı sağlayan en ilkel dürtü korkudur ve güvenlik duygusu korkunun yatıştırılmasıyla ortaya çıkar. Kendimizi güvende hissedebilmemizin ilk koşulu ise bilmektir. Ancak bildiğimiz şeyi, bildiğimiz kadarı ile kontrol edebiliriz. İkinci basamaksa bilginin eyleme dökülmesidir. Bilgimizi davranışımıza yansıtamıyorsak bu bilgi bizim için huzursuzluk kaynağı olmaktan öteye geçemez. Bir sonraki aşama ise paylaşarak çoğaltma, yandaş oluşturmadır. Bunun için bilgimize dayanan doğru bulduğumuz davranışı kurallaştırmaya çalışırız. Toplum içindeki pek çok kural bu yolla oluşmuştur. Zaman içinde altta yatan bilgi evrimleştikçe kurallar da değişecektir.
Bugün sağlıklı yaşam için bilinmesi gereken başlıca kurallar şunlardır:
I.TEMİZLİK

A.HİJYEN NEDİR, NE ÖNEMİ VARDIR?
B.CİLT TEMİZLİĞİ
C.SAÇ TEMİZLİĞİ VE BAKIMI



D.YÜZ, GÖZ VE KULAK TEMİZLİĞİ



E.AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI

1. Diş Çürümesi
2. Diş Eti Hastalıkları
3. Dişlerin Gelişim Bozuklukları
4. Ağız ve Diş Sağlığı Nasıl Korunur?
5. Diş Fırçalama Tekniği
6. Diş İpi Kullanımı
F.MEMELERİN BAKIMI
G. CİNSEL BÖLGENİN TEMİZLİĞİ
1. Adet Döneminde Temizlik ve Bakım Nasıl Yapılmalıdır?

2. Tuvalet Sonrası Beden Temizliği

H. EL VE TIRNAK TEMİZLİĞİ VE BAKIMI
İ.AYAK TEMİZLİĞİ
J. BANYO YAPMA

Cinsel İlişki Sonrası Temizlik

II. SAĞLIKLI GİYİNME
III. ORTAMIN TEMİZLİĞİ VE BAKIMI
A. FARKLI ORTAMLARIN TEMİZLİK ÖZELLİKLERİ

1. Yerler ve Yüzeyler

2. Buzdolabı

3. Lavabo ve Tuvaletler

B. YİYECEK VE İÇECEKLERİN TEMİZLİĞİ
C. BESİNLERLE İLGİLİ HİJYEN KURALLARI
D. MUTFAKLA İLGİLİ HİJYEN KURALLARI
E. ATIKLAR


IV. BESLENME

V. HAREKETLİ YAŞAM
VI. DÜZENLİ YAŞAM VE UYKU
VII. ÇALIŞMA ORTAMI
VIII. GÜNLÜK YAŞAMDA STRESLERLE BAŞA ÇIKMA
IX. ZAMAN YÖNETİMİ
X. SİGARA, ALKOL, MADDE KULLANIMI

1.Bağımlılık Nedir?
2.İradesiz Kişiler mi Bağımlı Olur?
3.Ne Kadar Alkol İçmek Risklidir?
4.Esrar, Bağımlılık Yapar mı?
5.Ecstasy Bağımlılık Yapar mı?
6.Uyuşturucu Bazı Ülkelerde Serbest mi?
7.Ara Sıra Kullanmak Zararlı mıdır?
8.Herkes Uyuşturucu Kullanıyor ve Onlara Bir Şey Olmuyor! (mu?)
9.Arkadaşımın Uyuşturucu Kullanması Beni Etkiler mi?
10.Uyuşturucu Sadece Kullanan Kişiye mi Zarar Verir?


kamyon 13 Kasım 2006 01:55

ELMA YEMENİN FAYDALARI

Sağlığa yararları bilinen elmanın ağız kokusuna da çare olduğu ortaya çıktı.

Sağlıklı beslenmede sanılandan daha fazla faydalı olan elmanın, ağız kokusunu da giderdiği bildirildi.

KBB Uzmanı Opr. Şenol Civelek, içerisinde birçok mineral ve vitamin bulunduran ve su içeriği bol olan elmanın ağız kokusunu giderdiğini belirtti. Civelek, yemeklerden sonra yenen elmanın, çoğu zaman diş fırçalamak kadar etki yaptığını, çünkü elma çiğnenirken dişlerin arasının çok iyi şekilde temizlediğini vurguladı.


Her öğünden sonra elma yenmesini tavsiye eden uzmanlar, bağırsak kanserine yakalanma riskini de azaltan elmanın
diğer faydalarını şöyle sıralıyor:

"Zayıflamak için:
Elmada sadece 50 kalori vardır ve içindeki petkinden dolayı doyurucudur. Zayıflamak için mükemmel bir meyvedir. Düşük kalorili olduğu için şişmanlığı önler, kan şekeri düzeyini ve yüksek tansiyonu olumlu bir şekilde etkiler.

Kabızlık için:

Öğle yemeğinden önce yenen bir elma, bağırsakta bakterilerin çoğalıp azalmasını ayarlamada rol oynar ve bu sayede kabızlığı önler.

Bağışıklık için:

Elmadaki C vitamini vücudun savunma sistemini kuvvetlendirir. Bunun sonucu olarak soğuk algınlığı virüsleri vücuda giremezler.

Dişler için:

Yemeklerden sonra yenen elma, çoğu zaman diş fırçalamaktan daha iyi etki yapar. Çünkü elma çiğnenirken dişlerin arası çok iyi bir şekilde temizlenir.

Kolesterol için:

Elmadaki petkin maddesi, zararlı kolesterolü düşürür; atardamarları koruyan faydalı kolesterolü yükseltir.

Kalp için:

Elmadaki etkili maddelere yeni keşfedilen "phenylalanin" maddesi vücutta bulunan ve kalbin çalışmasında destek olan Q enzimini faaliyete geçirir.

Demir eksikliği:

Demir, C vitaminiyle birleştiğinde organizma tarafından mümkün olduğunca iyi şekilde alınır. Elmada her ikisi de vardır."


iwosky 22 Kasım 2006 12:02

BEYAZ CENNET'TE STRESTEN KURTULUN
Pamukkale’nin traverterlerini oluşturan termal su, stres ve dolaşım sistemi hastalıkları baştaolmak üzere onlarca hastalığa ii geliyor.aynı zamanda güzelleştiren ve kilo verdiren Pamukkale termallerini her yıl dünyanın dört bir yanından binlerce kişi ziyaret ediyor.
Dünyayı şaşırtan, büyüleyen Pamukkale Travertenleri'ni besleyen termal suyun yeraltı sularının yeryüzüne yakın kısımlarda soğumasını tamamlamış, magma tarafından ısıtılan kayaçlar ve paleozoik mermerler etkisiyle oluştuğu sanılıyor. MTA'nın yaptığı çalışmalar Pamukkale termallerinde kalsiyum bikarbonat miktarının son derece yüksek olduğunu ortaya koymuştur.
Pamukkale termallerindeki şifalı suyun yanı sıra, travertenlere yaklaşık 5 kilometre uzaklıktaki Karahayıt kasabasında bulunan kırmızı renkli su da yüzyıllardır insanlara şifa dağıtıyor. Buradaki suyun kırmızı akmasının nedeni olarak içindeki demir miktannın fazla olması gösteriliyor. Karahayıt'ta 100 e yakın tesis sağlık turizmine hizmet veriyor. 3 bin 500 yatak kapasitesine sahip olan tesisler çoğunlukla ev pansiyonculuğu şeklinde işletiliyor.
Bölgedeki en önemli termal sağlık tesisi Colossae Termal Otel'dir. 224 oda, 6 süiti ve sağlık programlarıyla komple bir termal tesis özelliği gösteren Colossae, şifalı suyu en güzel şekilde hastaların veya tatilcilerin hizmetine sunuyor.
Pamukkale ve Karahayıt'taki termal kaynaklar, "stres düşmanı" olarak tanınıyor. Uzmanlar, termal suyun içerdiği mineral ve elementler sayesinde insanları rahatlatıcı özellik gösterdiği belirtiyor. Uzmanlar, zihin yorgunluğunun strese, stresin de bağışıklık sisteminin zayıf düşmesine ve organ fonksiyonlarının bozulmasına neden olduğunu söylüyor. Termal suyun ise, vücudu rahatlatarak stresi yok ettiği belirtiliyor. Termal tesislerde uygulanan 3-4 ve 7 günlük programlarla uzmanlar eşliğinde stresten kurtulmak mümkün.
Pamukkale termalleri bunun dışında dolaşım sistemi hastalıkları, kalp damar hastalıkları, hemoroid, astım, gut, uyuz gibi deri hastalıkları, akut eklem ağrıları, damar sertliği, tansiyon gibi şikayetleri ortadan kaldırıyor. Termal su içildiğinde spazmlı midelere iyi geliyor. İdrar yolları sorunlarını giderir. Böbreklerdeki kum ve taşları düşürür. Damar iltihapları ve reyno hastalığının tedavisinde de Pamukkale termalleri öneriliyor.
"Beyaz Cennet’’ aynı zamanda "doğal güzellik merkezi" durumundadır. Buradaki şifalı suyun cildi canlandırdığı ve yaşlanmayı geciktirdiği biliniyor. Ayrıca, gözenekleri açarak pürüzsüz bir tenle birlikte güzellik de sağlıyor.
Bunun yanı sıra, Pamukkale termalleri, "obezite" olarak adlandırılan şişmanlık hastalığına yakalananlara da tavsiye ediliyor.


NIK_MIK_YOK 22 Kasım 2006 12:50

Hangi vitamin neden ne kadar alınmalı
 
Harvard Tıp Fakültesi ve Amerikan Beslenme Bilimi Derneği araştırdı, Newsweek açıkladı. İşte 'Hangi rahatsızlıkta, hangi yaşta, hangi vitamin, ne kadar kullanılmalı?' sorularının yanıtları

http://www.milliyet.com.tr/extra/venus/vitamin/vit001/resim/avitamin.jpg



Newsweek dergisi, son sayısının kapağını beslenme şeklinin sağlık üzerindeki etkilerine ayırdı. Harvard Tıp Fakültesi ve Amerikan Beslenme Bilimi Derneği'nin hazırladığı dosyada, vücudu sayısız hastalığa karşı koruyan vitaminlerin hangi besinlerde olduğu, ne dozda alınması gerektiği incelendi. İşte o sonuçlar:

B6 VİTAMİNİ
Neye yarar?: Damarlara zarar veren 'homocysteine' isimli kimyasalın seviyesini düşürür.
Dozu: 31-50 yaş: günde 1,3 mg 51+: Günde 1,5-1,7 mg
Kaynaklar: Baklagiller, et, balık, turunçgiller, muz, karpuz.

B12 VİTAMİNİ
Neye yarar?: Sinir hücrelerini korur. Hafızayı güçlendirir. Dozu: 31+: günde 2,4 mg. Kaynak besinler: Et ve süt gibi hayvansal ürünler, güçlendirilmiş tahıllar.

C VİTAMİNİ
Neye yarar?: Katarakt ile meme ve mide gibi bazı kanser türlerine yakalanma riskini azaltır. Dozu: 31+: 75-90 mg
Kaynak besinler: Turunçgiller, brokoli, dolmalık biber, lahana, çilek.

FOLİK ASİT
Neye yarar?: Hamilelikte alınırsa doğumdan gelen kusurları önler, kolon kanseri ve Alzheimer'a karşı koruyucudur. Dozu: 31+: Günde 400 mcg. Hamilelerde: 600 mcg. Kaynak besinler: Ekmek, makarna ve kahvaltılık gevrekler, baklagiller, ıspanak, brokoli ve portakal suyu.

A VİTAMİNİ
Bulgu ve endişeler: Görme yeteneğini korur, katarakt riskini azaltır. Ancak fazlası kemiklere zarar verebilir. Dozu: 31+: erkeklerde 3000 IU (uluslararası birim), kadınlarda 2333 IU Kaynaklar: Havuç, tatlı patates ve mango.

D VİTAMİNİ
Neye yarar?: Kalsiyumla birlikte alındığında kemik kırılmasına karşı korur. Yüksek dozda alındığında kolon, meme ve yumurtalık kanserini önlemeye yardımcı olur.
Dozu: 31-50 yaş: günde 200 IU 51-70 yaş: 400 IU Kaynak besinler: Süt ve tahıl, balık ve margarin.

E VİTAMİNİ
Neye yarar?: Hücrelere zarar veren molekülleri etkisiz hale getirir. Prostat kanserine ve Alzheimer'a karşı korur. Dozu: 31+: Doğal kaynaklardan 22 IU veya 33 IU sentetik E vitamini.
Kaynak besinler: Yeşil yapraklı sebzeler, kabuklu yemişler, bitkisel yağlar ile tahıllar.

K VİTAMİNİ
Neye yarar?: Kan pıhtılaşması için gereklidir, kemikleri korur. Dozu: 31+: Günde 90-120 mcg (mikro gram).
Kaynak besinler: Yeşil yapraklı sebzeler, süt ve süt ürünleri, yumurta, tahıllar ve karaciğer.

KALSİYUM
Bulgu ve endişeler: Kemikler için çok önemlidir. Ancak bazı araştırmalar, çok yüksek dozda alınan kalsiyumla prostat kanseri arasında bağlantı olduğunu gösterdi. Dozu: 31-50 yaş: günde 1000 mg 51+: günde 1200 mg
Kaynak besinler: Süt, peynir, yoğurt, brokoli, lahana ve portakal suyu.

MAGNEZYUM
Neye yarar?: Kalbi korur ve kan basıncını düşürür. Dozu: 31+: Erkeklerde 420 mg, kadınlarda 320 mg.
Kaynak besinler: Yeşil yapraklı sebzeler, fıstık, ceviz, tam tahıllardan yapılan spagetti, tahıllar ve baklagiller.

POTASYUM
Neye yarar?: Hipertansiyon riskini azaltır, kemiklerin mineral yoğunluğunu artırır.
Dozu: 31+: günde 4700 mg Kaynak besinler: Kırmızı ve beyaz et, balık, süt, bamya, muz, domates, dolmalık biber ve portakal.

DEMİR
Neye yarar?: Kandaki oksijen akışını sağlar. Vejetaryenlerin ekstra demire ihtiyacı olabilir. Dozu: 31-50 yaş: Erkeklerde günde 8 mg, kadınlarda 18 mg. Kaynak besinler: Et, tahıllar, yumurta, kabak çekirdeği, kepek ve ıspanak.

SELENYUM
Neye yarar?: Bazı kanser türlerinden korur. Özellikle prostat kanseri riski taşıyan erkeklere faydalıdır. Dozu: 31+: Günde 55 mcg Kaynaklar: Deniz ürünleri ve karaciğer.


Hi-LaL 27 Kasım 2006 06:18

Kan grubunuz 0 ise sakın ekmek yemeyin!
 
Kan grubunuz 0 ise sakın ekmek yemeyin!

O grubu etobur, A grubu vejetaryen, B grubundakiler her şeyi dengeli olarak yiyebilirler... AB zaten A ile B'nin karışımı. Sağlıklı bir yaşam hedefleyenler için kan grubuna göre diyet birebir...

Bir doktor bulunca bırakmıyorum. Etinden kemiğinden yararlanıncaya kadar soru soruyorum. Maksat size hizmet tabii. Geçen haftaki Pazartesi Sohbeti konuğu Dr. Halil İbrahim Tekin ile, çocuk sahibi olmayı konuşmuştuk. Sohbet bir ara dönüp dolaşıp diyetlere geldi. Tekin, "Etrafta bu kadar zayıflama menüsü, diyet listesi var ama ben sadece bir tanesinin gerçek olduğuna inanıyorum," deyince tabii ki merakım kabardı. Tekin'in "Yüzde 100 başarı, hem kilo verirsiniz hem de sağlıklı yaşama kavuşursunuz," diye anlattığı zayıflama metodunun ismi 'Kan Grubuna Göre Diyet'. Yeni değil ama bilmeyenler için ilginç olacağına inanıyorum. Şimdi gelelim detaylara..

0 Grubu

Sizin için etobur diyebiliriz. Kilo vermek için baklagillerden, tahıllardan ekmekten uzak durmanız lazım. Vücudunuzda iyot azlığı vardır, metabolizmanız düşük hızda çalışıyor olabilir. Bu yüzden de yediklerinizi zor yakarsınız. Ne mi yiyeceksiniz? Bol bol deniz ürünü, kırmızı et, ıspanak, brokoli. Kırmızı et derken abartmayın tabii, bir oturuşta 2 kilo et yemeyin. Günlük et alımı 180 gr civarında olmalı. Sebze ve meyve serbest ama süt ürünlerinden ve yumurtadan uzak durun. Katı yağ yerine sıvı yağı tercih edin.

A Grubu
Siz vejetaryensiniz. Sindirim sisteminiz son derece duyarlıdır. Bağışıklık sisteminiz iyi çalışır. Genelde sebze ağırlıklı beslenirseniz, hayatınız düzene girer. "Kırmızı et yemeyecek miyiz?" diyenlere cevabı söyleyeyim. Siz et yediğiniz zaman ağırlık hisseder, enerji kaybına uğrarsınız. Sebzeler, tahıllar ve soya proteinleri size enerji sağlar. Herhangi bir et, sizin vücudunuza yağ olarak geri döner. Sütlü besinlerden de uzak durmalısınız. Deniz ürünleri mi? Bakın onlar serbest. Tavuk etini de zaman zaman tüketebilirsiniz.

B Grubu
Beslenmede katı kurallarınız yok. Sindirim sisteminiz dayanıklıdır. En ağır hastalıklara karşı bile dayanıklısınız. Başınızdaki en büyük dert 'Yorgunluk sendromu'dur. Beslenmenizde hayvansal gıdalarla sebzeler arasında bir denge kurmanız gerekiyor. Sık sık ama azar azar yemek yemelisiniz. Aşırı olmamakla beraber, süt ürünleri de tüketebilirsiniz. Sütlü besinlerden yarar sağlayan tek grup sizsiniz. Kilo vermekte de zorlanmıyorsunuz. Zeytinyağından vazgeçmeyin. Yeşil yapraklı sebzeler ve mantar sizin için en iyi besinler.

AB Grubu
Bağışıklık sisteminiz güçlü, sindirim sisteminiz çok duyarlıdır. A ve B gruplarına sakıncalı olan bütün yiyecekler, sizin için de sakıncalıdır. Mide asidiniz yetersiz olduğu için azar azar ve sık sık yemelisiniz. Diğerlerinden farklı olarak kuzu, koyun, hindi eti yiyebilirsiniz. Tavuk yerine hindiyi tercih edin. Sütlü besinler konusunda B Grubu'nu örnek alın. Yoğurt ve yağsız krema sizin için iyi besinlerdir. Ben size kan grubunuza göre nasıl beslenmeniz gerektiğine dair genel bilgileri yazdım. Bu konuda yapılmış çalışma çok. Hatta Kan Grubuna Göre Diyet isimli Türkçe'ye çevrilmiş kitaplar bile var. Hani meraklısına diyorum.. Kitaplarda kendi kan grubunuza göre önerilmiş diyetleri bulabiliyorsunuz.
Internet meraklıları için Kan Grupları --- KanGrubu.com --- sitesini öneririm. Bilgiler eksiksiz!



Yazar: Balçiçek PAMİR


iwosky 1 Aralık 2006 22:08

SAĞLIKLI YAŞAM ÖNERİLERİ

Sağlıklı olmak, insan mutluluğunun öncelik taşıyan bir öğesidir. Sağlık genelliklekendiliğinden var olan bir durum olarak algılanır. Oysa sağlıklı olma uğrunda çaba gösterilmesi gerekir. Hatta bugünkü bilgilerimiz bize bu uğraşın daha doğum öncesi dönemde başlaması gerektiğini göstermektedir. Doğal olarak bu aşamada yapılması gerekenler, anne ve babalara düşmektedir. Olaya nesillerin sağlığı olarak bakıldığında, sağlığın ve sağlıksızlığın nesiller boyunca aktarılabileceği görülür. Anne ve babalar genetik özelliklerinin yanı sıra kendi sağlıklarına gösterdikleri özenle bebeklerine sağlık aktarabileceklerini bilmelidirler.
Sağlıklı bir yaşam için alınması gereken önlemlerin pek çoğu günlük yaşamımızda uygulamamız gereken küçük ve kolay çabalardan oluşur. Nerede olursa olsun günlük yaşamı düzenleyen bazı temel kuralların bilinerek uygulanması, sağlığın korunmasını ve diğer bireylerle paylaştığımız yaşamı kolaylaştırır. Bu kurallardan en önemli bazıları temizlik, sağlıklı beslenme, bedensel ve zihinsel çalışma, düzenli yaşam, sigara, alkol, uyarıcı ve uyuşturucu maddelerden uzak durma, kazalardan korunma, sorunlarla başa çıkmada doğru ve uygun yöntemler kullanmadır.
Çoğunlukla günlük çabalarda hedefin mutluluk olduğu varsayılır. Oysa altta yatan asıl neden güvenlik duygusudur. Çünkü hayatta kalmayı sağlayan en ilkel dürtü korkudur ve güvenlik duygusu korkunun yatıştırılmasıyla ortaya çıkar. Kendimizi güvende hissedebilmemizin ilk koşulu ise bilmektir. Ancak bildiğimiz şeyi, bildiğimiz kadarı ile kontrol edebiliriz. İkinci basamaksa bilginin eyleme dökülmesidir. Bilgimizi davranışımıza yansıtamıyorsak bu bilgi bizim için huzursuzluk kaynağı olmaktan öteye geçemez. Bir sonraki aşama ise paylaşarak çoğaltma, yandaş oluşturmadır. Bunun için bilgimize dayanan doğru bulduğumuz davranışı kurallaştırmaya çalışırız. Toplum içindeki pek çok kural bu yolla oluşmuştur. Zaman içinde altta yatan bilgi evrimleştikçe kurallar da değişecektir.




evo 2 Aralık 2006 10:38

ŞEKER KAMIŞI SUYU ENERJİ KÜPÜ

ADANA - Adana'da, havaların soğumaya başlamasıyla, ''enerji küpü'' diye satışa sunulan şeker kamışı suyu nar suyundan daha fazla ilgi görüyor.
Adana'da faaliyet gösteren iş yerinin sahibi Ayhan Göde, şeker kamışından elde edilen şekere kota getirilmesinin ardından, ekim alanları daralan şeker kamışı için yeni bir kullanım alanı doğduğunu bildirdi.
Göde, kış mevsiminin girmesiyle birlikte nar suyunun popüler içecek olduğunu ancak bu yıl ilk kez satışa sundukları ve ''enerji deposu'' diye tanıttıkları şeker kamışı suyunun daha fazla ilgi gördüğünü belirtti.
Köylülerin getirdiği şeker kamışının 7-10 çubukluk destesini 20 YTL'ye satın aldığını ifade eden Göde, ''Özel hazırlanmış bir mengenede sıktığımız şeker kamışı suyunun bir bardağını 1,5 YTL'den satıyoruz. İlgi oldukça fazla. Çünkü, saf şeker olduğu için direkt kana karışıyor ve enerji sağlıyor. Artık nar suyu yerine şeker kamışı suyu soruluyor'' dedi


Mystic@L 4 Aralık 2006 14:39

Adet Düzensizliğini Dikkate Alın

Adet dönemleri kısa süren kadınların dikkate alması gereken luteal faz yetmezliği (periyodun ikinci döneminin kısa sürmesi) kısırlık sebebi olabiliyor.

Normalde 28 günde bir adet görmesi gereken bir kadın, 14. günden sonra (yumurtlama günü) 28 günü tamamlamadan tekrar adet görüyorsa luteal faz yetmezliği durumu ile karşı karşıya demektir.

Luteal faz (periyoyodun ikinci dönemi); adet döngüsünde yumurtlama olduktan sonra diğer adetin başlamasına kadar geçen süredir. Adetin ikinci döneminin kısa sürmesi sık görülen, zor farkedilen fakat tedavisi kolay bir durumdur. Rahimin içini döşeyen dokunun doğru zamanda doğru yerde olmaması halidir. Bebeğin rahime yerleşmesi, rahimin içini döşeyen dokunun zamanlaması ile çok ilgili olduğu için yumurtlama zamanından sonraki döneminin kısalığı gebeliğin gerçekleşmesi ve devamlılığını sürdürmesini etkileyebilir.



İdeal bir adet döngüsünde vücut adet kanaması başlamadan birkaç gün önce FSH (Follikül uyarıcı hormon) salgılamaya başlar. Bunun sonucu yumurta taşıyan follikül denilen kistler büyümeye başlar. Follikül yeterli olgunluğa ulaştıktan sonra LH ( Luteinize Hormon) salınımı başlar. Bu hormonla follikül çatlar ve içindeki yumurta tüplere doğru atılır. Çatlamadan sonra follikül yeniden daha yoğun bir sıvı ile dolar. Oluşan korpus luteum adındaki yapı adet döngüsünün ikinci yarısından itibaren progesteron hormonunun salgılanmasından sorumludur. Artmış progesteron seviyeleri rahimin içini döşeyen dokunun kalınlaşmasını ve damarlanmasını artırarak rahimi embriyonun tutunması için uygun hale getirir. Progesteron adet kanamasının erken başlamasını da önler. Normal bir adet döngüsünde korpus luteum ortalama 12 gün süreyle progesteron salgılar.

Luteal Faz Yetmezliği?nde normal adet döngüsü birkaç yönden bozulabilir. Zayıf follikül gelişimi, korpus luteumun erken sonlanması, rahimin içini döşeyen dokunun progesterona uygun yanıt vermemesi luteal faz yetmezliğinin sebepleri arasında olabilir.

Luteal fazda vücut ısısının artışından progesteron sorumludur. Vücut ısısını takip eden hastalar vücut ısısının 12 gün süreyle yüksek kalmadığını farketmektedirler. Ayrıca bir sonraki adet döneminde adet kanamaları yumurtlama olduktan sonraki 12-14 günden daha önce olduğu farkedilebilir.

Luteal Faz Yetmezliğinden şüphelenildiğinde kan progesteron seviyesine yumurtlamadan yedi 7 gün sonra bakılır. Progesteron seviyeleri az olduğunda, tedavi genellikle dışarıdan progesteron takviyesi vermek şeklinde olmaktadır. Bununla birlikte, yetersiz folikül gelişimi de düşük progesteron seviyesine neden olabilir. Adetin ortasında follikülün boyutunu ultrason ile ölçmek ayrıca kan hormon seviyelerine bakmak gerekmektedir. Eğer folikül gelişimi normal ise, luteal fazda porogesteron desteği verilir. Eğer folikül gelişimi yetersiz ise, yumurtalıkları uyarıcı ilaçlar vermek gerekebilir. Bu sayede folikül gelişimi sağlanmakta ve daha kaliteli yumurta oluşabilmektedir.

TANI İÇİN YAPILAN TETKİKLER;
Genellikle, teşhiste kan progesteron seviyesi, luteal faz uzunluğu ve ultrasonografik takip yeterli olabilmekte iken daha uzun süren hastalarda endometrial biopsi gerekebilmektedir.

Normalde endometrial biopsiyi bir sonraki adetten bir iki gün önce almak gerekmektedir. Ayrıca bu adet döneminde hastanın hamile olmadığının tespit edilmesi de gerekmektedir.

İşlem sırasında ufak bir miktarda rahim içindeki doku patolojik inceleme için alınmaktadır. Doku seviyesinde incelendiği için, elde edilen bilgi çok önemlidir. Patalog, adetin o günü ile doku gelişiminin uygun olup olmadığını inceler. Eğer uygun ise, rahimin iç dokusunun siklus ile uyumlu olduğu belirlenir. Eğer iki günden fazla uygunsuzluk varsa, doku uyumlu değil denir.

Luteal faz yetmezliği sık görülen bir durum olup tanı konması oldukça kolaydır. Ayrıca, doğru tedaviye hemen cevap vermektedir. Dolayısıyla, bu işlemde en önemli nokta, gerçek nedenin belirlenmesi ve uygun tedavisinin planlanmasıdır.


evo 5 Aralık 2006 10:23

"TUZ BAĞIMLILIK YAPIYOR"


KAYSERİ - Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yalçın Tekol, insanların tuzsuz gıda tüketememelerinin nedeninin bu maddeye olan bağımlılıklarından kaynaklandığını söyledi.
Tekol, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Amerikan Psikiyatri Derneği'nin belirlediği bağımlılık yapıcı kriterler ile tuzun özelliklerini karşılaştırarak bu maddenin insanlarda bağımlılık yaptığını ortaya çıkardığını kaydetti.
Tekol, şöyle devam etti:
''Alkol, sigara ve diğer maddeler gibi tuz da bir süre kullanıldığında bağımlılık yapıyor. Üstelik bunun için aşırı tüketime de gerek yok. Yemeklere, ekmeklere katılan miktarlar bile bağımlılık oluşturabiliyor. İnsanların tuzsuz gıda tüketememesinin nedeni de bu maddeye bağımlı olmalarından kaynaklanıyor. Bu nedenle bebekleri ve çocukları tuzdan uzak tutarak bağımlı olmalarının önüne geçmeliyiz. Tuz yiyeceklerin kendine özgü güzel tatlarını da bastırmaktadır.''


Misafir 8 Aralık 2006 18:28

AFFETMEYİ BİLENLER DAHA SAĞLIKLI
Amerikalı bilim adamlarına göre, affetmesini bilen insanlar hem ruhen hem de bedenen daha sağlıklı...


Stanford Üniversitesi nde görevli bilim adamı Frederic Luskin ve ekibi, San Francisco kentinde oturan 259 kişi üzerinde araştırma yaptı. Denekleri 6 kez 1,5 saatlik oturumlara çağıran bilim adamları, bu oturumlarda katılımcıların affetmeyi öğrenmesini sağladılar.

Araştırma çerçevesinde kötü anılarını konuşarak paylaşan denekler,daha sonra kendilerine zarar veren kişileri canlandırarak içlerinden onlarla konuştular.

Kendilerine zarar veren kişileri affeden katılımcıların çoğu, deney sonrasında daha az acı duyduğunu belirterek, stresten kaynaklanan sırt ağrısı, uykusuzluk ve mide ağrısı gibi ruhsal ve fiziksel belirtilerin de önemli ölçüde azaldığını kaydetti.
Deneklerin çoğu, gelecekte meydana gelebilecek benzer olaylarda tekrar affetmeye hazır olduğunu da söyledi. Deney için, fiziksel ya da cinsel şiddete maruz kalanlar değil, hakarete uğrayan kişiler seçildi.


BEL AĞRISI İÇİN 40 ALTIN KURAL

Uzmanların bel sağlığı için uyulmasını istediği 40 tavsiye şöyle:

1- Herhangi bir ağırlık taşımanız gerekirse, yükü vücudunuza asimetrik olarak paylaştırdıktan sonra taşıyın. Cisimleri bir yerden başka bir yere taşırken, belinizin dik pozisyonda olmasına dikkat edin.

2- Ağır bir yükü kaldırmayı denemeyin. Kaldırmak zorundaysanız başkalarından yardım isteyin.

3- Hafif bile olsa bir yerden cismi alırken dizlerinizi kırın ve çömelerek alın, belden eğilmeyin. Yükü belinizle değil, bacaklarınızla kaldırın.

4- Bir eşyayı taşırken gövdenize yakın tutun.

3- Hafif bile olsa bir yerden cismi alırken dizlerinizi kırın ve çömelerek alın, belden eğilmeyin. Yükü belinizle değil, bacaklarınızla kaldırın.

4- Bir eşyayı taşırken gövdenize yakın tutun. Taşınacak eşya vücudunuza ne kadar yakın olursa, omurganıza binen yük o kadar azalacaktır.

5- İki kişiyseniz ve bir eşyayı iki ucundan tutarak taşımanız gerekiyorsa, birbirinize haber vermeksizin eşyanın ucunu sakın bırakmayın.

6- Ağır bir yükü belinizden daha yükseğe kaldırmayın. Hele bu yükü başınızdan yukarı kaldırmayı denemeniz tam bir felaket olabilir.

7- Ayaktayken belinizi sağa veya sola doğru rotasyon yaptırıp eğilerek yerden bir şey almayın.

8- Yük elinizdeyken dönmeniz gerekiyorsa, belinizle değil ayaklarınızın yerini değiştirerek dönün.

9- Ağır bir cismi bir yerden bir yere çekerek ve ya iterek tek başınıza götürmeyin.

10- Sandalye ve ya koltukta otururken dik pozisyonda olmaya gayret edin ve bunu alışkanlık haline getirin. Bu esnada diz eklemlerinizin kalça eklemlerinden daha yüksekte bulunmasında, ayak tabanlarının yere temas ederken düz konumda olmasında ve yere rahatça basmasında yarar var.

11- Yumuşak, alçak ve derin koltuklarda oturmayın. Stabil olmayan bozuk koltukların ve yumuşak iskemlelerin belinizi tehdit ettiğini unutmayın.

12- Sandalyede otururken ayaklarınızın altına bir basamak çekerseniz daha rahat ederseniz.

13- Abdest alırken, dişlerinizi fırçalarken ya da elinizi, yüzünüzü yıkarken lavaboya doğru eğilmeyin.

14- Her gün en az 15 dakika yürüyün. Yürüme mesafesini giderek arttırın.

15- Bir defa bel rahatsızlığı geçirmiş ve iyileşmişseniz, uzman doktorunuzun önerdiği egzersizleri aksatmadan yapın, çünkü düzenli egzersiz yapanlarda ağrının tekrarlaması daha seyrek görülür.

16- Sağlıklı olsanız bile her gün kaslarınızı güçlendirici egzersizler yapın.

17- Egzersizleri altında sunta ve ya tahta bulunan halı ya da battaniye gibi sert bir zemin üzerinde yapın.

18- Spor veya egzersiz yaparken ani ve zorlayıcı hareketlerden kaçının. Spora başlamadan önce mutlaka ısınma hareketleri yapın.

19- Egzersiz sonrasında şiddetli ve 15 dakikadan fazla süren bir rahatsızlık ortaya çıkarsa mutlaka bir uzman doktora danışın.

20- Günlük yaşamınızda ani hareketlerden sakının.

21- Her gün beyaz peynir ya da bir kase yoğur yemeyi veya bir bardak az yağlı süt içmeyi alışkanlık haline getirin. Güneş ışınlarından yararlanın.

22- Vücut ağırlığınızı sürekli kontrol altında tutun. Alınan her fazla kilonun vücudunuz ve beliniz için ilave bir yük olduğunu unutmayın.

23- Uzman bir hekime danışmadan bel korsesi kullanmayın. Çelik balenli korselerin uzun vadede bel ve karın adalelerini zayıf bırakacağını unutmayın.

24- Kesin teşhis konulup bel ağrınızın nedeni anlaşılmadan, belinizi asla çektirmeyin. Bunun bazen felce kadar giden sonuçlara yol açtığını unutmayın.

25- Üzüntü ve stresin bel sağlığınızı da olumsuz yönde etkilediğini bilerek, ruh sağlığınıza özen gösterin. Ailevi, sosyal veya iş hayatınızla ilgili problemlerinizi çözmek için gerekirse ilgili doktor ve şahıslardan yardım isteyerek köklü bir çözüme gidin.

26- Yüksek topuklu veya topuksuz ayakkabı giymeyin. Ayakkabılarınızın topuklarının yüksekliği normal, ökçeleri yumuşak olsun.

27- Sandalye ya da koltukta otururken, bir cismi hafif dahi olsa öne doğru eğilerek yerden almayın.

28- Daha önce bel rahatsızlığı geçirdiyseniz, güreş, boks, judo, futbol, basketbol gibi mücadele gerektiren ve halter, jimnastik, golf, tenis gibi zorlayıcı sporlardan uzak durun. Bunların yerine yürüme yada yüzme gibi sporları tercih edin.

29- Raflardan kitap veya herhangi bir eşyayı alırken önce ayağınızın altına yükseltici bir şey koyun ve eşyanın hizasına yükseldikten sonra onu alın.

30- Otomobil kullanırken koltuğunuz sert olsun, arkaya dayandığınızda koltuk belinizi desteklesin. Uzun yola çıkarken belinizi ince bir yastıkla destekleyin.

31- Otomobile bindiğinizde, koltuğunuzu pedallara yakın olacak şekilde ayarlayın. Dizlerinizin, kalçanızın biraz yukarıda durmasını sağlayın. Aksi halde beliniz rahat etmez.

32- Uzun süre araç kullanmayın, kullanmak durumunda kalırsanız sık sık mola vermeyi ve bu esnada biraz yürümeyi tercih edin.

33- Yatağınız sert olsun. es ederken düz konuYattığınız zaman vücudunuz yatağa gömülmesin. Vücudu değişik şekillere sokan, stabil olmayan, yumuşak veya çöküntülü yataklar sağlıklı değildir. Altında sunta ile tahta olan yatakları ve üzerine yatıldığında omurganın fizyolojik kıvrımlarına uyum gösterebilen kaliteli ortopedik yatakları tercih edin.

34- Bilgisayar karşısında saatlerce hareketsiz veya uygun olmayan pozisyonlarda kalmak beli rahatsız eder. Bilgisayarda çalışırken başınız dik, beliniz ve kalçanızın arka kısmı destekli, köprücük kemikleriniz yere paralel durumda olmalı. Gözleriniz, ekranın üst hizasına yakın konumda ve ekranı tam karşıdan görebilecek pozisyonda bulunmalı. Kollarınız rahat, ön kol ve bilekleriniz aynı çizgi üzerinde yere paralel olmalı. Ayaklarınızı da bir destek üzerine koymanız daha iyi olur.

35- Daha önce bel rahatsızlığı izleri altında sunta ve ya tahta bulunan halı ya da battaniye gibi geçirdiyseniz, zıplama hareketi yapmayın ve yüksek bir yerden asla atlamayın.

36- Yürürken veya ayakta dururken vücudunuzun dik bir pozisyonda olmasına özen gösterin. Ağırlığınızı her iki bacağınıza eşit olarak paylaştırın. Ayakta dururken omuz ve kalçanızın aynı hizada olmasına dikkat edin. Doğru duruşta çene içeri çekilmiş, baş dik, sırt ve bel düzdür. Bu duruşta kulaktan yere indirilen dik çizgi, omuz ve kalçanın ortasından, ayak bileğinin önünden geçer. Ayakta dururken sırt kambur, bel çukur, karın öne sarkık, göğüs yassılaşmış ve çene öne çıkmış olursa bu duruş yanlıştır. Böyle bir pozisyon bele rahatsızlık verir ve iç organlar basınç altında kalır.

37- Tarlada, inşaatta, işyerinde, evde çalışırken veya kar kürerken beliniz aniden ağrımaya başladıysa, geri kalan işi bitirmek üzere gayret sarf etmeyip hemen istirahata çekilin. Sert bir zeminde sırt üstü uzanıp, dizlerimizi hafifçe bükerek bacaklarınızı yukarıya doğru toplamış vaziyette 15-30 dakikalık istirahat oldukça rahatlatıcı olur. Eğer bu süre sonunda durumunuzda iyiye gidiş yoksa, mutlaka doktorunuza başvurun. Hastalığınız esnasında istirahat süresinin uzun mu yoksa kısa mı olacağını önceden kestirebilmek çok zordur. Manyetik rezonans görüntüleme metodu uzman doktora bu konuda fikir verir.

38- Bel rahatsızlığı geçirdiyseniz, uçak yolculuğu sırasında ayağınızı rahatça uzatabileceğiniz bir yeri tercih edin. Uzun süreli yolculuklarda koltuğunuzu hafifçe arkaya yatırın ve belinizi ince bir yastıkla destekleyin. Yolculuk esnasında sürekli oturmayın, ara sıra ayağa kalkarak biraz yürüyün. Yolculuk bitiminde valizlerinizi tekerlekli arabaya koyarak taşıyın.

39- İş yerinde devamlı oturarak çalışıyorsanız, bu durumun beliniz için sakıncalı olduğunu bilin ve mutlaka ara sıra kısa da olsa yürüyüşler yapın. Çünkü oturur pozisyondayken belinize binen yük, ayakta olduğunuzdan belirgin şekilde daha fazladır. Yapılan araştırmalarda, günlük mesaisinin büyük bir kısmını oturarak geçirenlerde bel fıtığına yakalanma riskinin, ayaktakilere oranla daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Oturarak çalışırken belinizi ince bir yastıkla desteklemenizde yarar vardır.

40- Tek bir çeşit bel fıtığı olmadığı gibi, tek bir çeşit bel fıtığı tedavisi de yoktures ederken düz konu. Bazı bel fıtığı tedavisi için yalnızca ilaç ve istirahat yeterli olur. Bazıları ise fiziki tedavi ve bazı geleneksel tedavi türleriyle iyileşir. Bazı bel fıtıkları da mutlaka cerrahi girişim gerektirir. Bu nedenle, elindeki tek bir tedavi çeşidiyle tüm bel fıtığı hastalarını iyileştirdiğini söyleyen şahıslara inanmayın, sağlığınızı uzman doktorlara emanet edin".


evo 13 Aralık 2006 10:19

EGZERSİZ, AKCİĞER KANSERİ RİSKİNİ AZALTABİLİR

PHILADELPHIA - Egzersizin, sigara tiryakilerinin akciğer kanserine yakalanma riskini azaltabileceği bildirildi.
ABD'de yapılan bir araştırma, fiziksel aktivite yapan sigara tiryakisinin, hareketsiz bir tiryakiye göre akciğer kanserine yakalanma riskinin yüzde 35 oranında daha düşük olduğunu gösterdi.
Cancer Epidemiology Biomarkers & Prevention dergisinde yayınlanan araştırma kapsamında, Iowa Kadın Sağlığı Çalışmasının, 1986 yılında yaklaşık 42 bin yaşlı kadının katılımıyla başlattığı projenin incelendiği belirtildi.
Kadınların 1986 yılından itibaren sigara kullanımı ve fiziksel aktiviteyi içeren sağlık anketlerini doldurdukları, 2002 yılının sonunda bu kadınların 36 bin 410'undan 777'sinin akciğer kanserine yakalandığı görüldü.
Akciğer kanserine yakalanan kadınlardan 125'inin sigara içmediği, 177'sinin eski tiryaki ve 475'inin sigara tiryakisi olduğu belirtildi.
Tiryakiler arasında akciğer kanserine en fazla yakalanan grup, 324 kişiyle hareketsizler olarak tespit edilirken, fiziksel aktivite yapan tiryakiler arasında akciğer kanserine yakalanan kişilerin sayısı 151'de kaldı.
Eski tiryakilerde de fiziksel aktivite yapanlardan kansere yakalananların sayısı 85 iken, hareketsiz eski tiryakilerde bu sayı 95'e çıktı.
Akciğer kanseri riskini en fazla azaltan fiziksel aktiviteler, haftanın dört gününden fazla hafif ya da haftanın iki veya daha fazla günü kuvvetli idman olarak belirlendi.


angel00 13 Aralık 2006 23:15

Nikotinsiz Sigara Bırakma İlacı Çıktı!...

Varenicline adlı ilaç nikotinin etkisini taklit ederek hem sigara içme arzusunu azaltıyor hem de yoksunluktan kaynaklanan sıkıntıları hafifletiyor.

Uzmanlar özellikle de İngiltere’de 2007 Temmuz ayından itibaren kamusal alanlarda sigara içme yasağının yürürlüğe girmesiyle bu hapa büyük talep olacağını tahmin ediyorlar.

İlaç hakkındaki son değerlendirmeyi ulusal düzeyde ilaçları değerlendiren bir kurum 2007 Temmuz’una kadar tamamlayacak.

Sigara alışkanlığına karşı ulusal düzeyde bir kampanya yürüten kısa adıyla ASH adlı bir vakıf, Sağlık Bakanlığı ile birlikte doktorlara yeni ilacın tanıtımı ve etkileri konusunda geçici bir kılavuz hazırladı.

En belirgin yan etkisi mide bulantısı

İlacın şimdiye kadar yapılan iki denemesinde, bu alanda daha önce çıkmış başka bir ilaç olan Buproprion’dan daha etkili olduğu görülmüş. Ancak, yeni bir ilaç olduğu için, tiryakiler Varenicline’i ancak ulusal sağlık hizmetleri çerçevesinde ve reçeteyle alabilecekler ve aksi bir tesirini görürlerse bildirmeleri istenecek. Üç ay kadar alınması gereken ilacın şu ana kadar saptanan en belirgin yan etkisi mide bulantısı.

Nikotini taklit ediyor

Pfizer ilaç şirketi tarafından üretilen Varenicline’i şimdiye kadarki ilaçlardan ayıran özelliği beyinde nikotinden etkilenen bölgeleri hem etkileyip, hem de etkisiz hale getirmesi. Bunu bir yandan nikotini taklit ederek nikotin alma ihtiyacını azaltmak suretiyle yapıyor, diğer yandan da nikotinin beyni etkilemesini engelleyerek arzularına yenik düşüp sigara içenlerin aldığı zevki çok azaltıyor.

Yapılan denemelere katılanlar bu ilacı 12 ay müddetle kullanmış. İlacı kullananların yüzde 44’ünün sigarayı bırakmayı başardığı görülmüş.

Kendisi de eski bir bağımlı olan ve ilacın geliştirilmesine katkıda bulunan Dr. Jotham Coe Varenicline’in nikotin bağımlılığına karşı bir tür kalkan oluşturduğunu söylüyor.




Düzenli uyku ömrü uzatıyor

ABD’de fareler üzerinde yapılan bir araştırma, doğal uyku döngüsünün sürekli değişmesinin yaşlı farelerin erken ölümüne neden olduğunu ortaya koydu.

Araştırmacılar, insanlarda uçak yolculuklarında ya da sürekli gece çalışma sonrası ortaya çıkan etkiyi belirlemek için farklı yaşlarda yüzden fazla farenin uyku düzenini bozdu.

Bunun için araştırmacılar, her birinde 30 yaşlı ve 9 genç farenin bulunduğu 3 grubu teste tabi tuttu.

Birinci grup 8 hafta boyunca haftada bir kez, ışık verilerek ya da karanlıkta bırakılarak 6 saat daha erken, ikinci grup 6 saat daha geç uyandırıldı. Üçüncü gruptaki farelerinse uyku saatleri değiştirilmedi.

Genç farelerin durumdan etkilenmediği, ancak 6 saat geç uyandırılan yaşlı farelerin yüzde 68’inin, erken uyandırılanlarınsa yüzde 47’sinin hayatta kalabildiği görüldü.

Uyku saatleri değiştirilmeyen yaşlı farelerinse yüzde 83’ü hayatta kaldı. Işık durumu 4 saatte bir değiştirildiğindeyse daha fazla fare öldü.

Virjinya Üniversitesinden Biyoloji profesörleri Gene Block ve Alec Davidson ile arkadaşları, bu araştırmanın zaman farkı ve ölüm arasındaki bağlantıyı belirlemek konusunda kılavuz olabileceğini vurguladı.


AriThmetiCs 18 Aralık 2006 00:05

ABD Teksas Üniversitesi, sağlıklı gençleşmenin formülünü açıkladı. Bu formüle göre akranlarınızdan yıllarca daha genç görünebilirsiniz. İşte en önemli 8 püf nokta:

1. Sigara içiyorsanız hemen bırakın ve pasif içici olmayın.

2. Stresinizi azaltmaya çalışın. Sağlam sosyal ilişkiler kurarak daha genç kalabilirsiniz.

3. Kan basıncınızı izlemeyi sakın unutmayın. Düşük kan basıncına sahip bir kişi, yüksek kan basıncına sahip bir kişiden en az 25 yaş daha genç kalma şansına sahip.

4. Az miktarda olsa, mutlaka egzersiz yapın. Bu sizi ortalama 5 yıl geriye taşır.

5. Diş ipi kullanın. Çünkü, diş ipi kullanmak gerçek yaşınızdan tam 7 yıl daha genç gösterir.

6. Lifli gıda tüketmek çok önemli. Günlük 25 gram lif tüketen birinin gerçek yaşı 2.5 yıl daha geridedir.

7. Tedavi ve bakım standartlarını yüksek tutan kişiler, bunu yapmayanlara göre 10 ilâ 14 yaş daha genç kalır.

8. Kendinizi güldürmek için mutlaka çaba harcayın. Neşeli olmak, bağışıklık sisteminizi destekler ve gerçek yaşınızı 8 yıla kadar geriye taşır.


evo 18 Aralık 2006 10:25

MUTLU ANNENİN SÜTÜ BOL OLUYOR

ADANA - Volkan Kaşık - Emziren annelerin ruhsal yönden desteklenmesi, huzurlu bir ortam sağlanması ve mutlu edilmesinin, sütünü de artırdığı bildirildi.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Acil Tıp Birimi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hayri Levent Yılmaz, bebeklerin sağlıklı gelişmesi, büyümesi ve hastalıklardan en iyi şekilde korunması için mutlaka anne sütü verilmesi gerektiği bildirdi.
Yılmaz, geceleri emmek isteyen bebeği biberonla beslemek yerine annenin emzirmesi gerektiğini vurgulayarak, bu durumun hem bebeğin psikolojik dengesinin sarsılmaması hem de annenin süt veriminin artması açısından son derece önemli olduğunu söyledi.
Yılmaz, annelere sütlerini artırmak için şu önerilerde bulundu:
'''Sütünüzün gelmesini beklemeden ve kesinlikle şekerli su vermeden bebeğinizi doğar doğmaz ilk yarım saat içinde mutlaka emzirmelisiniz. Bebek dünyaya geldiği andan itibaren istedikçe emzirilmelidir. Yeni doğan bebekler genellikle 8-10 öğün emmek isterler. Öğün sayısı daha sonra giderek azalır. Sık emzirme bol süt gelmesini sağladığı gibi, göğüslerin şişmesini ve ağrı duyulmasını da önler."
Yılmaz, annenin bebeğini emzirdiği dönemde kendi beslenmesine de önem göstermesi gerektiğini belirterek, ''Süt veren anneler bol sıvı tüketmeli" dedi.


Misafir 21 Aralık 2006 15:32

Kalbim sağlam mı?
 
Kalp ve dolaşım sistemi
Genetik özelliklerin yanı sıra, hareketsiz bir yaşam, yağlı besinlere göre ayarlanmış bir beslenme düzeni, hem kalp, hem de damar sistemi için zararlı. Kalp ya da dolaşımla ilgili hastalıklar açısından risk altında olup olmadığınızı testi çözerek öğrenebilirsiniz. Risk faktörleri
1- Erkeklerde 45, kadınlarda 55 yaş üzeri olmak. (1)

2- Son iki yıldır damar tansiyonunuz:

Normal. (0)

Yüksek (165/95mmHg üzeri). (1)

Çok yüksek (180/105mmHg üzeri). (2)

3- Kolesterol seviyenizi biliyor musunuz?

LDL kolesterolü 100 cc'de 180 mg'den yüksek mi ya da HDL kolesterolü 100 cc'de 30 mg'ın altında mı? (2)

4- Ne kadar sigara içiyorsunuz?

30 sigaranın altında. (1)

Günde 30 sigaranın üzerinde. (2)

5- Eskiden günde 30 sigaranın üzerinde içerken sonra bıraktınız:

10 yıldan az bir süredir içmiyorsunuz. (1)

10 yılı aşkın süredir içmiyorsunuz. (2)

6- Normal vücut ağırlığınızı ölçün. Gerçek kilonuz normal kilonuzu aşıyor.

5-10 kilogram (0)

11-15 kilogram (1)

16 kilogram ve üzeri (2)

7- İş gereği oturuyorsunuz. Bu nedenle çok fazla hareket etmiyorsunuz. (1)

8- Diyabet hastasısınız. İnsülin kullanıyor veya ilaç alıyorsunuz. (1)

9- Doğrudan akrabalarınız 65 yaş öncesi enfarktüs, 70 yaş öncesi spazm geçirdi. (2)

10- İlaç alıyorsunuz, hala sigara içiyorsunuz ve bunların dışında yüksek tansiyonunuz var.

30-40 yaş arası (1)

40 yaş üzeri (2)

11- Stresli, sürekli koşturduğunuz bir işiniz var. (1)

12- Sürekli şikayetiniz...

Kalp çevresinde ağrı. (0)

Kalp çevresinde ağrı ve bunun dışında yanma hissi. (2)

13- Göğüs ağrılarının gelişi...

Sakinken. (1)

Gerilimli bir anda, gitgide artarak. (2)

Soğuk havada. (2)

Ağır bir yemekten sonra. (2)

14- Ağrılar daha çok göğüs kafesinin solundan...

Sırta vuruyor. (2)

Sol kola vuruyor. (1)

Her iki kola da vuruyor. (2)

Çene kemiğine vuruyor. (1)

15- Göğüs ağrılarının süresi...

Bir dakikadan az. (1)

1-10 dakika arası. (2)

10 dakikadan çok. (1)

Farklı saat ve günlerde oluyor. (0)

16- Göğüs ağrılarının değişimi...

Nefes alıp vermeye bağlı. (0)

Göğüs kafesinin hareketine bağlı olarak çıkıyor. (0)

Göğsün pozisyonunu değiştirdikçe oluyor. (0)

17- Soluksuz kalıyorsunuz:

Normal olarak yürürken. (2)

Merdiven ya da yokuş çıkarken. (1)

18- Yürürken bacaklarınıza öyle bir ağrı vuruyor ki, durmak durumunda kalıyorsunuz. (2)

19- Geçmişte...

Bacak, kol ve yüzde geçici felç görüldü, sonra geçti. (2)

Vücudun aynı bölgelerinde karıncalanma vardı. (1)

Bir gözde, bir saniye ya da birkaç dakika süren geçici görme kaybı. (2)

SONUÇ Yüksek risk
Testin ilk bölümünde (1-11) 6 puanın üzerinde puan aldıysanız, kalp ve dolaşım sistemiyle ilgili bir hastalığa yakalanma riskiniz bir hayli yüksek. Aşırı kilo, hipertansiyon, kanda yağ oranının yüksek olması, sigara gibi risk faktörlerini artıran unsurlardan bir an önce kurtulmalısınız.
Testin ikinci bölümünde (12-19) puan toplamınız 6'yı aşıyorsa kalp ve dolaşım sisteminizde bazı sorunlar olduğu kesin. Zaman yitirmeden aile hekiminize başvurun. Çünkü ihmal ederseniz, yakın zamanda kalp hastalıklarından birinin esiri haline gelebilirsiniz.
Orta risk
Birinci bölümde puanınız 6'nın altındaysa, kalp ve dolaşım sistemiyle ilgili hastalıklara yakalanma riskiniz düşük demektir. Ancak ikinci bölmde puanınız yine 6'nın altındaysa risk faktörlerini mutlaka kontrol altında tutmanızda yarar var.

Dikkat! Burada verilen testlerin hepsini tamamladıktan sonra, sağlığınız konusunda güvence almış gibi hissedebilirsiniz kendinizi. Ancak bunun sizin garantiniz olmadığını da unutmamalısınız. Bu yüzden, her ne kadar bu size dünyanın en sevimsiz işi gibi gelse de, düzenli olarak belli kontrolleri yaptırmanızda fayda var. Birçok hastalık, son ana kadar belirti vermeden gelişir. Ve artık müdahale etmek istediğinizdeyse çok geç kalmış olabilirsiniz. Son pişmanlık yerine, şimdiden önlem almak en doğrusu


Misafir 21 Aralık 2006 15:42

Hastalıksız Bir Kış İçin 6 Kural
 
Hastalıksız bir kış için 6 kural
- Baklagilleri ihmal etmeyin: Kuru fasulye, nohut, mercimek, barbunya gibi türleriyle iyi birer protein kaynağı olan baklagiller, et veya kıyma eklenmeden de tüketilebilecek bir besin grubudur. Haşlama olarak sebze yemeklerinize ve salatalarınıza da ilave edebilirsiniz. Haftada 2-3 kez tüketilmelidir.
2- Gribe karşı C vitamini: Vücut direncinin azalmasıyla baş gösteren gripten korunmak için kuşburnu, maydanoz, kırmızı ve yeşil sivri biber, roka, kivi, portakal, mandalina ve limon gibi C vitamini yönünden zengin meyve ve sebzeler daha fazla tüketilmelidir.
3- Bağışıklık için sebze tüketin: Sebze ve meyveler, önemli vitamin ve mineral kaynağı olmalarının yanı sıra antioksidan özellik gösterirler. Toksinlerin uzaklaştırılmasında önemli rol üstlenen A, C, E vitaminlerinin kaynaklarıdır. Özellikle koyu yeşil, sarı, turuncu, kırmızı ve mor sebze ve meyveler beslenme düzeninde sıklıkla yer almalıdır. Her gün en az 5-6 porsiyon sebze ve meyve tüketilmelidir.
4- Kahve yerine kuşburnu: Soğuk kış günlerinde çay, kahve, kola, kakao gibi kafein içeren içecekler yerine C vitamini yönünden zengin olan kuşburnu çayı gibi bitki çayları, yeşil çay, rezene, melisa, papatya ve ısırgan otu çayı gibi rahatlatıcı ve bağışıklık sistemini güçlendirici bitki çayları tercih edilmelidir. Su tüketimine de yaz dönemindeki kadar önem verin, 2.5-3 litre suvı tüketin.
5- Sıvıyağ kullanın: Kış aylarında fazla miktarda yağ tüketimi, kilo artışlarına neden olur, vücudun bağışıklık sistemini olumsuz etkileyerek hastalıklara yakalanma riskini artırır ve hastalık süresini uzatır. Bu nedenle tereyağı ve margarinlerden kaçınılmalı, sıvı yağlar kullanılmalı.
6- Güneş ve süt ürünleri şart: Kış mevsiminde güneş, yüzünü daha az gösterdiğinden, güneşten alınan UV ışınları ile deride sentezlenen D vitamininden bu mevsimde yoksun kalınır. Özellikle kemik ve diş gelişimi için önemli olan kalsiyumun vücutta kullanılmasını, depolanmasını sağlayan D vitamini gereksinimini karşılamak için güneş ışınlarından yararlanılabildiği ölçüde yararlanılmalı, süt ve süt ürünleri, balık gibi diğer D vitamini kaynakları da tüketilmelidir.


Sebze çorbası
Malzemeler: Bir orta boy lahananın 4'te biri, 2 adet kabak, 1 adet kereviz (sapıyla), 1 pırasa, 1 paket brokoli, 4 adet domates, 1 yemek kaşığı sıvıyağ ve baharat.
Hazırlanışı: Malzemeleri bir tencerenin içine doğrayın. Yağı, dilediğiniz baharatları, 5-6 bardak suyu ekleyerek pişirin. Piştikten sonra limon ve pul biber de eklenebilir.


evo 24 Aralık 2006 07:04

KULAK KİREÇLENMESİ İŞİTME KAYBI NEDENİ

GAZİANTEP - Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Erdoğan Okur, kulak kireçlenmesi olarak da bilinen otosklerozun, tedavi edilmediği zaman kalıcı işitme kaybına neden olabildiğini söyledi.
Okur, kulak kireçlenmesinin nedeninin tam olarak bilinmediğini ancak genetik faktörlerin ve kızamık gibi viral enfeksiyonların hastalığın oluşumunda etkili olabileceğinin düşünüldüğünü belirtti.
Hastalığın belirtilerinin orta kulak ile iç kulak arasındaki üzengi kemikçiğinin tabanıyla etrafındaki zar ve kemik kapsülün değişik aşamalardan geçerek kireçlenmesiyle, kemikçiğin hareketinin engellemesi sonucu ortaya çıktığını ifade eden Okur, "Hastalığın en önemli belirtileri işitme kaybı ve kulak çınlaması. Kulak kireçlenmesinin nedeni tam olarak bilinmiyor ve hastalığın belirtileri, kadınlarda daha fazla olmak üzere 20-40 yaş grubunda görülüyor. Hastalık tek kulağı ya da iki kulağı birden etkileyebiliyor. Ayrıca hamilelik sırasında işitme kaybının oranı artabiliyor'' dedi.
Hastalığın ilerleyen dönemlerinde işitme kaybı tedavisi için ameliyat gerektiğini belirten Okur, ''Hastaların hafif de olsa işitme kayıplarını önemseyip doktora başvurması çok önemli. Ayrıca işitme kaybı başka hastalıkların da habercisi olabilir'' diye konuştu.


evo 25 Aralık 2006 08:12

ASTIMA KARŞI BALIK VE HUBUBAT

KONYA - Hollanda'da yapılan bir araştırmada tam tane hububat ürünleri ile balığın astım riskini yüzde 66'ya varan oranlarda azalttığı belirlendi.
İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hikmet Boyacıoğlu, Hollanda'da bulunan Ulusal Halk Sağlığı ve Çevre Enstitüsü'nde, batı toplumlarında astım hastalığının yaygınlaşmasındaki artışla ilgili bir araştırma yapıldığını söyledi.
Araştırmacıların, çalışmalarında beslenme üzerinde durduğunu vurgulayan Boyacıoğlu, "Çocukluk Döneminde Alerji ve Astım Uluslararası Çalışması'na (ISAAC-2) kayıtlı 8 ve 13 yaş arasındaki çocuklarda astımla gıda tüketimini inceledi. Araştırmacılar, astım veya hırıltılı nefes ile turunçgil meyveleri, sebzeler ve süt ürünlerinin tüketimi arasında belirgin bir ilişki bulamaz iken balık ve tam tane hububat ürünleri tüketimiyle bir bağlantıya ulaştılar" diye konuştu.


mavistanbul 25 Aralık 2006 23:59

Bilinçli spor ve sağlıklı yaşam
 
Her işimizde olduğu gibi egzersizinde kurallarına uygun ve doğru bir şekilde yapılması gerekir. Öncelikle herkesin egzersiz gereksiniminin bir diğerinden farklı olduğunun kavranması gerekir.

Her birey farklıdır ve her birey için farklı öncelikler söz konusu olabilir. Bireyin yaşı, kondisyon düzeyi, sağlık durumu gibi çok çeşitli değişkenler egzersiz programının içeriğini etkilemektedir. Özellikle belli bir yaş üzerinde egzersiz yaparken veya egzersize yeni başlayanların dikkatli olması gerekir.
Ailesinde kalp hastalığı hikayesi bulunan, sigara içen, kolesterol, tansiyon, şeker problemi olan, fazla kilo veya stresli bir yaşam tarzı bulunan bireyler bu sayılanlardan biri veya bir kaçına sahipse muhakkak bir spor hekimi kontrolünden geçtikten sonra spora başlamalarında fayda bulunmaktadır. Günümüzde en sık gözlenen hastalıklar olan kalp-damar rahatsızlıkları (tüm ölüm nedenlerin %50’si) çok erken yaşlarda başlamakla beraber, özellikle erkekler için 35, kadınlar için 40 yaşından sonra önemli bir risk oluşturmaktadır. Özellikle egzersiz esnasında nefes darlığı, göğüs ağrısı gibi şikayetleri olanların muhakkak bir check-up’ tan geçmesi gerekir.

Hangi Egzersiz, Ne Sıklıkta, Hangi Yoğunlukta ve Ne Kadar?
Egzersizin bahsettiğimiz hastalıklardan korunma, kondisyonun gelişimi ve kilo verilmesi gibi faydalarından yararlanılabilmesi için bilinçli yapılması gerekir. Büyük kas gruplarını kullanıldığı yürüyüş, bisiklet, jogging, koşu, yüzme, tenis gibi sportif aktiviteler sağlık için daha faydalı bulunur. İspatlamış herhangi bir sağlık problemi bulunmayan bireyler bu sporları ideal olarak her gün, ama haftada en az 3-4 gün yapmalıdırlar. Bu konudaki en iyi davranış egzersizin yemek yemek, dişleri fırçalamak gibi bir yaşam alışkanlığı halini almasıdır.
Egzersizin süresi en az yarım saat, ideal olarak 45 dakika sürmesi gereklidir ve efor süresince egzersiz herhangi bir kesintiye uğramamalıdır. Örneğin tempolu yürüyüşlerde 20 dakika kadar egzersize devam ettikten sonra bir 10 dakika soluklanma veya vitrin bakma gibi verilen aralar egzersizin etkinliğini sıfıra indirir. Çünkü vücudumuz egzersize başladıktan ortalama 20 dakika sonra enerji kaynağı olarak yağlar yanmaya başlar ve eğer egzersiz 30-45 dakika kesintisiz sürerse, egzersizden sonra bile 1 ila 4 saat yağlar yanmaya devam eder.
Egzersiz yapılırken dikkat edilmesi gereken en kritik nokta yapılan eforun şiddeti, yani yoğunluğudur. İdeal olarak spor hekiminizin size yaptığı ergospirometrik efor testi sonucu egzersiz nabzı belirlenebilir. Her birey için bu egzersiz nabzı değişir ve bu limitler aşılmamalıdır. Bir hekim tavsiyesi alma imkanı yok ise eforunuzun yoğunluğu; siz egzersiz yaparken ıslık çalmanızın veya yanınızdaki ile konuşmanızın mümkün olacağı bir egzersiz şiddetinde olması gerekir. Tabii egzersiz yoğunluğu çok hafifte olmamalıdır ve egzersiz esnasında tatlı şekilde bir ter atmanız gerekir.
Kaliteli ve üretken bir yaşam sürmek ve hastalıklardan korunmak için spora ideal olarak çocukluk yıllarında başlamak gerekir. Ancak spora başlamak için hiçbir zaman geç kalmış sayılmayız. 70 yaşında eklem sertliği ve kemik erimesi olan, hiç egzersiz yapmamış ev hanımlarına bile ilaç tedavisinin yanında tedavi olarak egzersiz yapılması önerilir.


Alıntı.


Misafir 26 Aralık 2006 13:35

Balla Yara Tedavisi
İltihaplı yaralarda iki bin yıl önce kullanılan bal ve yaralardaki ölü dokuları temizlemek için beş bin yıl önce başvurulan kurt sineğinin kurtları, modern tıpta yerlerini aldı.

İnsanoğlunun binlerce yıl önce yara tedavisinde kullandığı geleneksel yöntemler, modern tıpta yeniden yara bakım malzemeleri haline geldi. Bundan iki bin yıl önce insanların yaralardaki iltihabı kullanmak için sürdüğü bal ve beş bin yıl önce ölü dokuları temizlemek için başvurdukları kurt sineğinin kurtları, artık tedavi amacıyla hekimler tarafından kullanılıyor. Bunlarla birlikte deniz yosunu da yara tedavisinde pansuman maddesi olarak yerini aldı.



İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Sualtı Hekimliği ve Hiperbarik Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şamil Aktaş, balın yarada antibakteriyel, koku giderici ve iyileştirici etkisi olduğunu söyledi.

Balı iltihaplı yaranın tedavisi için kullandığını belirten Aktaş, ''Bal ucuz bir pansuman yöntemi, yarada mikrop üremesini engelliyor'' dedi.

İltihaplı yaraya şeker de sürülebileceğini ancak şekerde mikroorganizmaların üreyebileceğini ve bunun risk oluşturacağını anlatan Aktaş, balda yoğunluğu nedeniyle mikrop üreyemediğini anlattı.

Aktaş, balın, temiz ve basit yaralarda da kapatıcı etkisi olduğunu ve bu nedenle yaraya sürülebileceğini kaydetti.



-KURTLARDAN CERRAHİ MÜDAHALE-



Prof. Dr. Şamil Aktaş, doğada ölü dokuları yiyen ve canlı dokuları sevmeyen kurt sineğinin kurtlarının da yara tedavisinde kullanıldığını söyledi. Bu kurtların, yaralardaki ölü dokuları yok ettiğini ifade eden Aktaş, ''Kurt sineğinin kurtları, ölü dokuların temizlenmesinde bıçağın bile yapamayacağı milimetrik cerrahi müdahale yapıyor'' dedi.

Bu kurtların hijyenik ortamda üretilmesinin önemine dikkat çeken Aktaş, bu üretiminin Türkiye'de deneysel olarak GATA ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde gerçekleştiğini ve tedaviyi uygulamak istediklerinde bu merkezlerden kurtları temin ettiklerini anlattı. Aktaş, bir İngiliz firmasının ürettiği kurtların da ithal edilerek kullanıldığını kaydetti.



-DENİZ YOSUNU PANSUMAN MALZEMESİ-



Yara Bakımı Derneği Başkanı Doç. Dr. Bülent Erdoğan da Türkiye'de 200 bini diyabetten kaynaklanmak üzere 800 bin kronik yara hastası olduğunu söyledi. Erdoğan, bu hastalarının tedavisinde cerrahi ve modern yara bakım malzemelerinin yanı sıra deniz yosunu, bal ve kurtçukların kullanıldığını söyledi.

Modern tıpta deniz yosununun pansuman maddesi olarak kullanıldığını ifade eden Erdoğan, balın yara bakımdaki önemine dikkat çekti. Balla hazırlanan modern yara bakım malzemeleri bulunduğunu ifade eden Erdoğan, bununla birlikte Yeni Zelanda'daki bir çalıdan elde edilen balın da pansuman maddesi olarak ''tıbbi bal'' adıyla ithal edildiğini söyledi.

Balın yara tedavisinde antibiyotik etkisi yaptığını belirten Erdoğan, balın, kapatıcı özelliğiyle mide ülserlerinin tedavisi için de kullanıldığını kaydetti.

Mutlu Olmak Hastalıktan Koruyor
Kış mevsiminde soğuk algınlığı gibi hastalıklardan korunmanın en iyi yolunun “müspet yaradılışa sahip olmak” olduğu belirtildi.

Araştırmacılar, bu tür hastalıklara karşı direncin objektif (mutlu olmanın bağışıklık sistemini güçlendirmesi) ve sübjektif (müspet yaradılışta olanların burun akması, boğaz ağrısı gibi rahatsızlıkları dert etmemesi) nedenleri olduğunu belirttiler.

Araştırmayı kaleme alan Carnegie Mellon Üniversitesi’nden Dr. Sheldon Cohen, “Müspet yaradılıştaki kişilerin bağışıklık sistemlerinin virüslere karşı verdiği cevap farklı olabilir” dedi.

193 yetişkin üzerinde yapılan araştırmada, deneklere soğuk algınlığı benzeri semptomlara yol açan virüsler içeren burun damlaları verildi.

Araştırma sonucunda, “mutlu deneklerin” soğuk algınlığı kapma olasılığının düşük olduğunu, hastalığı kapanlarda da semptomların daha az şiddetli olduğu görüldü.



Kreacher 26 Aralık 2006 14:07

Hangi Vitamin Ne İşe Yarar?


B1 Vitamini
Hücre oluşumu, dolaşım sistemi ve sinir sistemimiz için gereklidir.
Suda eriyen bir vitamindir. (Bedenimiz depolayamaz.)
Kuru fasulye, yumurta, süt ve süt ürünleri, sebze ve meyvelerde bulunur.
Eksikliği , iştah kaybı, görme bozukluğu, sinir hastalıklarına neden olabilir.
Günlük gereksinim 1,5 mg. dır.

B2 Vitamini
Besinlerdeki enerjinin açığa çıkmasında etkendir. Suda eriyen bir vitamindir.
Badem, Buğday, Peynir de bulunur.
Eksikliği halinde kaşıntı, gözlerde yanma ya da ışığa duyarlılık oluşabilir.
Günlük gereksinim yetişkinlerde 1.7 mg. dır.

B3 Vitamini
Sinir ve sindirim sistemi için gereklidir.
Brokoli, Havuç, Peynir, Mısır Unu, Süt, Patates ve Domateste bulunur.
Eksikliği halinde Sinir sisteminde fonksiyon bozukluğu oluşabilir.
Günlük gereksinim Yetişkinlerde en fazla 1.000 mg.dır.

B5 Vitamini
Besinlerin enerjiye çevrilmesinde kullanılır.
Suda eriyen bir vitamindir. (Bedenimiz depolayamaz.)
Yumurta, Peynir, Fasulye, Tahıllar, Bezelye, Patates, Mısır, Kuru Yemişlerde bulunur.
Eksikliği halinde Sinir ve solunum bozuklukları oluşabilir.
Günlük gereksinim 10-1000 mg. Dır.

B6 Vitamini
Bağışıklık sistemini korur ve kalbin işlevine destek olur.
Suda eriyen bir vitamindir. (Bedenimiz depolayamaz.)
Muz, Patates, Ispanak, Bezelye, Havuç, Yumurta, Hububatlar da bulunur.
Eksikliği halinde sinir bozukluğu, kaşıntı, bağışıklık sisteminde zayıflama oluşabilir.
Günlük gereksinim 2 mg.dır.

B12 Vitamini
Sinir hücrelerinin büyümesi ve tüm hücrelerin tamirinde etkendir.
Yağda eriyen bir vitamindir. Karaciğerde depolanır.
Hayvansal gıdalarda bulunur
Eksikliği halinde ,uyuşukluk, unutkanlık, sabahları yataktan yorgun kalkma oluşabilir.
Günlük gereksinim 1-10 mg. dır.

A Vitamini
Özellikle deri, saç ve diş eti sağlığı için gereklidir.
Suda eriyen bir vitamindir. (Bedenimiz depolayamaz.)
Yeşil ve sarı sebzelerde, tahıllarda bulunur.
Eksikliği halinde gece körlüğü, diş ve dişeti rahatsızlıkları, eklem ağrıları oluşabilir.
Günlük gereksinim 800-1000 mg.dır.

D Vitamini
Kemik ve deri gelişimi için gereklidir.
Yağda eriyen bir vitamindir.
Balık yağı ve yumurta sarısı (yoğun olarak)nda bulunur.
Eksikliği halinde Raşitizm(Kemik hastalığı) oluşabilir.
Günlük gereksinim 5-10 mcg. dır.

E Vitamini
Bağışıklık sistemi, göz sağlığı için gereklidir.
Yağda eriyen bir vitamindir. Bitkisel yağlar ve buğday tanesinde bulunur.
Eksikliği halinde göz bozuklukları, sinirlilik hali, kanser riskinde artış oluşabilir.

K Vitamini
Kanın pıhtılaşmasını sağlar. Yağda eriyen bir vitamindir
Lahana, Karnıbahar, Ispanak, Soya ve Tahıllarda bulunur.
Eksikliği halinde kontrolsüz kanamalar oluşabilir.
Günlük gereksinim 60-85 mg. dır.


Misafir 26 Aralık 2006 14:47

HANGİ MÜZİK RUHUN GIDASI
Müzikle tedavi alanında çalışmalar yapan TRT sanatçısı Deniz Adnan Çoban, aslında bir psikiyatrist. Çoban, birçok insani değerin tehlikede olmasını sanattan, estetikten ve musikiden uzak kalışımıza bağlıyor.
Deniz Adnan Çoban, uzman bir psikiyatrist olmasına rağmen kendi alanının dışında da öne çıkmış bir isim. Ülkemizde neredeyse bir gelenek halini alan tıbbiyeli şairler, müzisyenler, yazarlar tanımlamasının tam da ortasında bulunan Çoban'nın başarılı bir meslekî kariyeri bulunmasına rağmen, müzisyenliği de profesyonel bir uğraş olarak devam ediyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde bazı hastalarda müziğin etkilerini inceleyen bir çalışmanın proje dizaynında ve uygulamasında bulunan ve daha sonra bu çalışmayı sanat kaygısıyla birleştiren Çoban, Türkiye Psikosomalik Derneği, Fransa Art-terapi Derneği (SIPE), Türkiye Psikiyatri Derneği gibi kurumlara da üye...


TRT sanatçısı da olan Memory Center uzman doktoru Dr. Adnan Çoban'la, Türk müziği ve müzikle tedavi yöntemleri üzerine konuştuk.
Tıp doktoru olmanıza rağmen müzik ile de yakından ilgilisiniz? Bu konudaki çalışmalarınıza nasıl başladınız?
Üniversite yıllarında iken İstanbul Üniversitesi Türk Müziği Korosu'nda Süheyla Altmışdört nezaretinde müziğe başladım. O gün tutuşan bu ateş hâlâ yanmaktadır. İnşaallah ölene kadar da yanacak. Daha sonraları kendi gayretim ve konservatuarda okuyan arkadaşlarımın da yardımı ile bilgimi ilerlettim. Şu an TRT İstanbul Radyosu'nda ses sanatçısı olarak müziğe devam ediyorum.

Tıp doktorlarının plastik veya klasik sanatlara ilgisi oldukça fazla bunu nasıl yorumluyorsunuz?
Hayat ve ölüm tıp adamının her an gündemindedir. Hekimin nosyonu hayatı devam ettirmektir. Gelen kişiler hasta, hasta olan kişinin hayatı tehlikededir ve hekim bu tehlikeden insanları kurtarmaya çabalar, yani hayatı devam ettirmeye çalışır. Hayatın sürekliliğini sağlamayı kendine şiar edinen hekim, hayalın anlamı olan sanattan nasıl olur da ayrı kalabilir? Sanat hayatın anlamını hissettiren, hayata renk veren en önemli unsurdur. Sanatı resim, müzik gibi sanatlarla sınırlı tutamayız. Yaşamak, aşk, sevmek, anne olmak, baba olmak, eş olmak, kardeş olmak, öğrenci olmak vb. her yaşamı iyi icra edilmesi gereken birer sanattırlar. O zaman hayatın bizatihi kendisini oluşturan sanatı hekimin kullanması ve buradan beslenmesi çok tabii bir sonuç ve gerekliliktir.

"Aslında müzikle tedavi, alternatif bir tedavi yöntemi değildir. Nasıl bir davranış terapisinin, bilişsel terapinin kendilerine has kuralları varsa, müzikle tedavinin de kendine has metotları vardır."

Ayhan Songar'ın öğrencisi
Siz de, rahmetli Ayhan Songar'ın fazlaca dillendirdiği yüzyıllardır uygulanmakta olan bir tedavi şekliyle hastalarınızı buluşturuyorsunuz. Birçok geleneksel anlayış karşı çıkmasına rağmen müzikle tedavi yönteminin sizin alanımızdaki yeri nedir ve neler yapıyorsunuz?
Öğrenciliğim sırasında rahmetli Ayhan Songar Hocamız'ın açtığı Etnomüzikoloji Merkezi'ne 3 yıl kadar icracı ve araştırmacı olarak katıldım. O zamandan beri bu alanla ilgiliyim. Çalışmalarımı bu alana doğru yönlendirmeye gayret ediyorum. Hedefim şarlatanlık olarak algılanmayacak, dünyadaki geçerli bilimsel normlara uygun bir metotla müzikle tedaviyi uygulayan biri olabilmek. Bunun için alt yapı hazırlıklarım devam ediyor. Hatta bu konuda kitap çalışmalarım mevcut. Ayağımızı sağlam zemine basıp, popüler ve yüzeysel iddialardan uzak, kendi öz müziğimiz ekseninde ancak müzik taassubuna düşmeden hastalarımı bu terapi yöntemiyle tanıştırmayı hedefliyorum. İnsan beyninde müzikle ilgili alanların olduğunu ve bu alanların kişiden kişiye farklılıklar arz ettiğini biliyoruz. Ruha, müziğin etkisinin olduğu çok açıktır. Müzik ruhumuzun derinliklerine inebilen nadir güzelliklerdendir. Atalarımız 'müzik ruhun gıdasıdır' diyerek bir manada müziğin ruha etkisini özetlemişlerdir. Gerçekten müzik birçok ruhi hastalıkta hastalarla iletişim konusunda çok yardımcı olmakta, birçok ruhsal hastalığın tedavisine katkıda bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse, 'anksiyete' bozukluklarında ve depresyonda gerilimi azaltmakta, şizofren ve otistik bireylerde iletişimi ve uyarılabilirliği artırmaktadır.

Anadolu Türküleri'nin yüzyıllar boyunca musikî ve su sesiyle hasta tedavisi yaptıklarını biliyoruz. Bu tür çalışmaların bilimsel yanı var mı?
Selçuklu ve Osmanlı Devletleri, uzun bir zaman ilim, müzik, tıp ve sanat alanlarında dünyanın en ileri uygarlıkları olmuşlardır. O zamanın en iyi bilim adamları Anadolu'dan çıkmıştır. İşte bu bilim adamları hakikaten Osmanlı medeniyetinin dorukta olduğu zaman diliminde değerli çalışmalar yapmışlardır. Ancak bugün bu çalışmaların güncelleştirilmesi gerekmektedir. O zaman yapılan tespitlerin, bugünün bilimsel metotlarıyla ispat edilmesi şarttır. Aksi halde ileri sürülen tezler birer kuru gürültüden ve bir folklorik özelliklen öteye gidemez.

Esmere rast makamı...
Tarihimizde hangi örnekler var müzikle tedavi konusunda?
Bu konuda bilinen ilk tıp fakültesi olarak nitelendirilen ve 1154'ıe Türk Atabeği Nurettin tarafından Şam'da yaptırılmış olan Nurettin Hastanesi'nde akd hastalarının müzikle tedavi edildiğini kaynaklardan öğreniyoruz. Bu tedavi yönteminin bu hastanede 17. yüzyıla kadar devam ettiğini yine kaynaklar bize bildiriyor. F.vliya Çelebi 1648'de burayı ziyaret etmiş ve seyahatnamesinde buradaki uygulamadan bahsetmiştir. Burada hüznün yok edilmesi için (def-i gam için) günde üç defa güzel sesli hanende ve sazendelerin fasıl' yaptıklarını detaylı bir şekilde anlatmıştır. Sultan III. Selim zamanında Gevrekzade Hasan Efcııdi'nin çocuk psikiyatrisi ve çocuk hastalıklarında makamların etkilerini incelediğini ve bunu bir kitap haline getirdiğini görüyoruz. Hatta enteresan tespitlerinden biri de insanların renklerine göre musiki zevklerinin farklılık gösterdiğidir. Buna göre esmerlerin rast, kumral ve sarışınların kuçek makamı ve benzerlerinden etkilendiği yazılmıştır. 19. yüzyılda yaşamış Haşim Bey tarafından yazılmış Haşim Bey Mecmuası'nda yine o zamana kadar yazılmış olan musikî ile tedavi çalışmaları gözden geçirilmiştir.

Klasik icra edenlere kapılar kapatıldı. Öyle ki devlet radyo ve televizyonlarında bile klasik icra adeta dışlanır oldu. Ama ülkemizde hâlâ iyi hocaların, bestecilerin ve yorumcuların olması mu*****izin geleceği açısından umut verici.

Dil-musiki kardeşliği
Alanınız ruh sağlığı... Alternatif tedavi yöntemi olarak müziği de kullanıyorsunuz. İnsanların müzik ve diğer sanat dalları ile olan ilgilerini nasıl görüyorsunuz?
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki müzikle tedavi alternatif bir tıp yöntemi değildir. Klasik bilimsel tedavi yaklaşımları içinde yerini alan bir yöntem. Nasıl bir davranış, terapisi, bilişsel terapi varsa ve bunların kendilerine has kuralları ve metotları varsa müzikle tedavinin de kendine has bir kurallar manzumesi ve metotları var. Haliyle müzikle tedaviyi bir pozitif tedavi aracı olarak görmeliyiz. İnsanların sanatla ilgileri ise Türkiye açısından soruyorsanız çok kötü. Yıllardır millet olarak kulağımızı bazı çevreler bozmaya çalışmış ve bunda da gayet başarılı olmuşlardır. Kendi genlerindeki müziği duyamamış bir toplumuz. Kendisini sakinleştiren, motive eden, huzura eriştiren o tınıyı bir türlü bulamıyorlar. Atatürk'ün bir sözü vardır; "Sanattan yoksun bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir." diye. Hakikaten kendi musikisinden yoksun milletimiz, ruhsuzlaşmıştır, Kendi kültürel değerlerinden ve müziğinden uzaklaştıkça da hayatı anlamsızlaşmış, monotonlaşmış ve keyifsizleşrniştir. Birçok insanî değerin tehlikede olduğu ülkemizde ben bunu sanattan, estetikten ve musikîden uzak kalışımıza bağlıyorum. Uzak kaldıkça da kan kaybedip şuursuzlaşıyoruz. Bunu ortadan kaldırmak için neler yapabiliriz? Öncelikle dil konusunu halletmemiz gerekmektedir. Dilimiz yozlaştırılmış, bazı kendini bilmez bazı dilcilerin etkisiyle kısırlaştırılmaya çalışılmış, dilimizin estetiği ve esnekliği tehdit altına girmiştir. Dikkat edin dilin bozulmasıyla beraber toplumun düşünme yeteneğinde, duygulanımında, iletişiminde, hoşgörü ve tevazu anlayışında, müzikal başarısında bir düşüş yaşanmıştır. Çünkü insanların birbirlerini anlamakta zorlanmaya başlamasıyla, toplumsal estetik anlayışı da yolundan saptı.

"Musiki duygusu ve zevki doğuştan aktarılan bir bilgidir. Ancak psikolojik ve sosyal etkenler bu bilginin yalın haliyle yaşanmasını engeller ve bazen farklı bir bilginin yüklendiği izlenimine sebebiyet verir."

Zevkler de genlerde!
Günümüz gençliği klasik musikiden biraz uzaklaşmış görünüyor. Gençleri yeniden kendi genlerindeki tınılara çekebilmek için neler yapılmalı?
Günümüz gençliği başka bir milletten olmadığına göre bu müzikle ilgileri olduğu kesindir. Kendileri bunu inkâr etse de genleri her şeyi ele verir. Kültürün kalıtım yoluyla aktarıldığına dair genetik çalışmaların yayıldığı çağımızda artık bilim bunu inkâr etmiyor, insanoğlunun kalıtımla kazandığı özellikleri daha sonra birçok faktörden etkilenir ve revîze olduktan sonra yeni şekliyle yaşanmaya devam eder. Musikî duygusu ve zevki doğuştan aktarılan bir bilgidir. Ancak psikolojik ve sosyal etkenler bu bilginin yalın haliyle yaşanmasını engeller ve bazen farklı bir bilginin yüklendiği izlenimine sebebiyet verir. Esasen, özde varolan bilgi hiçbir zaman kaybolmaz ve aradığı, hissettiği o genlerindeki tınıyı bulduğu an harekete geçer. Bugünün gençliğine genlerinde var olan bu hissi yaşatacak tınıyı sunduğumuzda, gençliğin bu musikî ile ne kadar ilgili olup olmadığını apaçık görürsünüz. 1980'li yıllarda popülizm kurbanı olan musikî de diğer alt alanlardaki gibi bundan etkilendi. Yıllardır ekonomik ve siyasî sebeplerden dolayı aydını ile irtibata geçememiş olan halk, bu müzik türleri sayesinde kolayca ulaşabilecekleri bu medyatik şarkıcıları karşılarında buldu.

Bu süreçten klasik müzik icra eden sanatçılar nasıl etkilendi?
Klasik icra eden insanlara kapılar kapatıldı. Öyle ki devlet radyo ve televizyonlarında bile klasik icra adeta dışlanır oldu. Ama ülkemizde hâlâ iyi hocaların, bestecilerin ve yorumcuların olması mu*****izin geleceği açısından umut verici. İnşaallah birtakım gelip geçici hevesler durulur ve gerçek musikî böylece yeniden filizleniverir.

Adnan Çoban kimdir?
Deniz Adnan Çoban, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi mezunu (1995). Bir yıl SSK İstanbul Hastanesi'nde anestezi asistanlığı, 5 ay Haseki Devlet Hastanesi'nde cerrahi asistanlığı, 10 ay CTF Ortopedi ve Travmatoloji ABD'nda ortopedi asistanlığı yapan Çoban, 1997 yılında İ.Ü, CTF Psikiyatri ABD'nda asistan olarak göreve başlamış. Çoban, 2002'de psikiyatri uzmanı olmaya hak kazanmış. Birçok dalda araştırmalar ve yayınlar yapan Deniz Adnan Çoban'ın, American Medical Electroencephalogaphic Association tarafından düzenlenen 1998Toron-to Kongresi'nde yayınlanan "The Electroencephalogram in Chaotic Psychiatric Patients" isimli çalışması 50 poster arasına girmiş.


Kreacher 1 Ocak 2007 15:07

Erkekler "aşk simidi" meselesini nasıl halledecekler?

Erkeklerin, özellikle evlendikten sonra, karın ve bel bölgesinde biriken yağlara biraz da sempatik bir hava vererek "aşk simidi" denir. Ama sağlık açısından bunlar çok tehlikelidir.

Pek çok erkek evlendikten sonra, ki bu çoğu zaman "düzenli yaşama geçmek" anlamına geliyor, belirgin şekilde şişmanlar. Bu yağlar da genellikle karın ve bel bölgelerinde birikir. Pantolonun belinden taşan bu fazlalıklara "aşk simidi" adı verilir, biraz sempatik bir biçimde. Ama sağlık açısından o kadar sevimli oldukları söylenemez. Başlangıçta basit bir kilo alma problemi gibi görünse de ilerleyen dönemlerde ağır sonuçlara sebep olabilir. Şeker hastalığı, kalp krizi ve felç ihtimalini yükseltir.
Kadınlar da evlilikten sonra kilo alabilir elbette ama bu durum erkeklerde daha süratli ve bir bölgeye yoğunlaşan biçimde gerçekleşir. Bu nedenle bu yeni evlilerin evinde ne piştiğine dikkat edilmeli.
Şişmanlığın tanımı artık farklı bir biçimde yapılıyor. Yapmanız gereken şu: Kalçanızın çevresini bir mezurayla ölçün ve sonra bunu belinizin kalınlığıyla oranlayın. Bu rakam hemcinslerimde 0,8 üzerinde ise fazla kiloya bağlı sağlık bozukluğu tehlikesi vardır. Aynı oran erkeklerde 0,95 ve üzerindeyse tehlike sinyalleri çalmaya başlamıştır.

Bunları aklınızda tutun
1. Birçok araştırma karın bölgesinde biriken yağların, kalça ve bacakta toplanan yağlardan daha tehlikeli olduğunu ortaya koyuyor.
2. Kaslarımız fazla çalışıp enerjiye gereksinim duyduğu zaman yağ hücreleri yedek enerji deposu olarak harekete geçer.
3. Yağ asitleri yakıt sağlamak için çalışan kaslara doğru yola çıkar.
4. Ancak karın bölgesindeki yağlar kana karışınca önce karaciğere uğrar.
5. Halbuki diğer bölgelerdeki yağ asitleri hiçbir yere uğramadan doğrudan kaslara ulaşır.
6. Karaciğere gelen yağ asitleri karaciğerin kandan insülini temizlemesini engeller.
7. Bu durumda kandaki insülin yüksek kalır. Kas ve diğer hücrelerde insüline karşı direnç oluşur. Bu direnç sonucu kandaki şeker yükselir. Kandaki yüksek şekeri düşürmek için pankreas bezi daha çok insülin üretmek ve salgılamak zorunda kalır.
8. Bu işlem otomatik sinir sistemi dediğimiz kan basıncını, kalp ve diğer hayati işlevleri kontrol eden sistemi uyarır.
9. Sonuçta kana fazla adrenalin salgılanır.
10. Bu olaylar zinciri şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve kalp sorunlarını ortaya çıkarır.
11. Aynı şekilde menopozdan sonra hormon kullanmayan kadınlarda da göbekte yağlanma artar ve kalp krizi riski yükselir.

Başka çözüm önerileri
Karındaki yağ hücrelerini; tahıl ürünleri, meyve, sebze gibi lifli besinler tüketerek eritebilirsiniz.
Sindirim sisteminin düzenli çalışmasına özen gösterin ve günde en az 2 litre su için.
Rafine edilmiş karbonhidratlardan ve baklagillerden uzak durun.
Çiğ sebzeleri küçük küçük doğrayarak ya da rendeleyerek yiyin.
Sabahları uyanır uyanmaz bir bardak bitki ya da meyve çayı için.
Her gün öğleden önce ya da sonra portakal, greyfurt veya mandalina yiyin.
Acele etmeden yiyin ve yemeklerden sonra biraz adım atın.
Fırında patates, komposto veya haşlanmış meyveler sindirim sisteminiz için çok sağlıklıdır.

İşte karın yağlarını eriten hareketler
Karın ve göbek vücudun en kolay kilo alan bölgeleri arasında yer alır. Çünkü buradaki kas sistemi, diğerlerine oranla daha az çalışıyor. Düzenli olarak egzersiz yaparsanız, bu sorunun en kısa sürede üstesinden gelirsiniz. Buna vaktiniz yoksa size karnınızı titretmenizi öneriyoruz. Bu hareketi dişlerinizi fırçalarken, yazı yazarken, yemek yaparken, televizyon izlerken ya da yatarken rahatlıkla yapabiliyorsunuz.
1. Sırtüstü yatın. Dizlerinizi birleştirip sağ tarafa çevirin. Ellerinizle başınızı destekleyip, yukarıya bakın. Vücudunuzun üst bölgesini yavaşça yukarıya kaldırıp aşağıya indirin. 10 kez tekrarlayıp diğer tarafınıza dönün.
2. Sırtüstü yatıp bacaklarınızı havaya kaldırın ve iyice açın. Sonra kollarınızı uzatıp, ellerinizle baldırlarınızı kavrayın. Vücudunuzun üst bölgesini yukarıya kaldırıp indirin. Egzersizi 10 kez tekrarlayın.

Konuyla ilgili en yeni bilgi!
Johns Hopkins Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmanın sonuçları açıklandı. Araştırma 46 kadın ve 38 erkek üzerinde yapıldı. Yağlı beslenmenin erkekte iç, kadında deri altında yağlanmayı körüklediği belirlendi. Uzmanlar sebze kaynaklı yağların ise damar sertliği kadar iç yağlanmayı azaltmada da yararlı olabildiğine dikkat çekti. Akdeniz usulü beslenen deneklerde iç yağlanmanın daha az olduğu gözlendi.

Her içecek suyun yerini tutmaz
Su, diyette tüm besin öğelerinden daha fazla miktarda bulunmaktadır. Temel kaynakları içtiğimiz su ve diğer içeceklerdir. Kereviz, salatalık, domates, kavun, karpuz gibi sebze ve meyvelerin yüzde 90'ından fazlası sudur.
Vücut hücrelerinde karbonhidrat, protein ve yağlardan enerji üretimi sırasında toplam su miktarının yaklaşık yüzde 15'i sağlanmaktadır.
Vücudunuzdaki su oranını normal düzeylerde tutmak için gün boyunca yeterli su (en az 8-12 bardak) tüketin. Süt, meyve suyu ve diğer bazı içeceklerin temeli sudur ve günlük su alımına katkıda bulunurlar. Kafein içeren çay, kahve ve bazı alkolsüz içecekler ile alkollü içecekler vücudunuza su sağlayan iyi kaynaklar değillerdir. Kafein ve alkol, diüretik etki göstererek ve idrarda artış yaparak vücuttan su kaybına neden olur.


evo 4 Ocak 2007 11:34

STRES MEME KANSERİ RİSKİNİ ARTIRIYOR

HATAY - Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Patoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Tülay Canda, stresli yaşamın meme kanseri riskini artırdığını söyledi.
Prof. Dr. Canda, kadınlarda görülen kanserler arasında birinci sırada yer alan meme kanserinin, ölüm nedeni olarak da ilk sırada olduğunu belirtti.
Meme kanserinin, evlenme, doğum ve stres ile yakından ilişkili olduğunu ifade eden Prof. Dr. Canda, ''Evlenmiş, çocuk doğurmuş ve uzun süre emzirmiş kadınlarda meme kanseri riski azdır'' dedi. Prof. Dr. Canda, şöyle konuştu:
''Bu şartları yerine getirmeyenlerde kanser olma riski iki kat artar. Avrupa'da yaşayan kadınlar, geç evlendikleri, çocuk doğurmadıkları ve doğum yapanların da uzun süre çocuğunu emzirmediği için meme kanseri çok görülür. Bu oran Türkiye'de görülen binde 10 oranının çok çok üzerindedir.''
Türk kadınlarının da Avrupalı gibi yaşamaya başladığını ve bunun meme kanserine davetiye çıkardığını belirten Prof. Dr. Canda, meme kanseri vakalarının yıldan yıla daha da arttığını kaydetti. Stresin meme kanseri riskini artırdığını ifade eden Prof. Dr. Canda, ''Stresin yanı sıra kilo alımı, sağlıksız beslenme, alkol ve tütün kullanımı, lifli gıdalar ile sebze ve meyveden uzak beslenme, hareketsiz yaşantı meme kanseri riskini artırır'' dedi.
Her kadının 20 yaşından itibaren kendi kendine düzenli olarak kontrol yapması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Canda, 40 yaşından sonra da yılda bir kez meme ile ilgili bir hekime gidilmesi ve mamografi çekiminin yapılmasını gerektiğini söyledi.


Kreacher 7 Ocak 2007 16:30

Hangi vücut yapısına sahipsiniz?
Yuvarlak hatlarınızı belirleyin ve beslenmenizi ona göre ayarlayın. Doğru besinleri doğru zamanda alın ve vücudunuzdaki fazlalıklardan bir an önce kurtulun.

Kum saati;
Büyük göğüs, geniş kalçalar ve ince bir bel.
Öneri: Şekeri mutlaka azaltmalısınız. Eğer şekerli içecekten vazgeçemiyorsanız, miktarını azaltın veya aspartam içerikli tatlandırıcıları tercih edin.

Piramit;
Yağ depoları belden aşağı yoğunlaşmış. Üst gövde ise son derece ince.
Öneri : Daha çok süt ürünleri tüketmelisiniz. Bunu arada sırada sabahları bir kase yoğurt yiyerek yapabilirsiniz.

Top;
Göbekli. İnce kollar ve ince bacaklar.
Öneri : Çok fazla karbonhidrat tüketiyorsunuz. Ekmekten vazgeçin demiyoruz, ama azaltmanızda fayda var Arada sırada öğle yemeklerinde balık ve et yemeye özen gösterin.

Geniş gövde;
Geniş ve büyük göğüslü bir üst gövde. Buna ek olarak dar bir kalça ve ince bacaklar.
Öneri : Büyük ihtimalle albümin içerikli yiyecekleri çok seviyorsunuz. Et tüketimini haftada iki veya üçe indirmelisiniz. Öğle yemeklerinde bol bol sebze tüketmeye de özen gösterin.


evo 8 Ocak 2007 08:26

BEBEĞİNİZİ SALLAYARAK UYUTMAYIN

KOCAELİ - Necdet Doğruyol - Annelerin bebeklerini uyutmak için ayağında ya da salıncakta hızlı sallamasının beyinde 'bebek sallama sendromu' denilen ciddi hasara yol açarak, beyin kanamalarına neden olabildiği bildirildi.
Bursa Acıbadem Hastanesi Nöroşirürji Uzmanı Prof. Dr. Kaya Aksoy, beynin son orta ve alt zarı arasında su toplanması nedeniyle oluşan kanamalara değinerek, şunları söyledi:
''Bu durumda problem su toplanmasının içerisine ufak kan sızması şeklinde görülebiliyor. Özellikle ülkemizde annelerin bebeklerini uyutmak için gelenekler ve yanlış bilgiler sonucunda ayağında ya da bir örtü yardımıyla oluşturulan salıncakta hızlı sallaması beyinde 'bebek sallama sendromu' denilen ciddi hasara yol açabiliyor.
Bu durumlarda, beyin zarlarının yırtılması, beyinle kafatası kemikleri arasında veya beynin en son zarı arasındaki askı toplardamarları denilen bölümlerin yırtılması sonucunda kanamalar oluşabilir. Annelere çocuklarını bu şekilde sallamamalarını öneriyoruz. Sallamak çocuğun beynini sallamakla eşdeğerdir. Çocuk sallanmadan da uykuya dalacaktır.''

A.A


Kreacher 9 Ocak 2007 12:36

BEYİN FONKSİYONLARINI GELİŞTİREN BESİNLER
Vücut için en çok yararı olan ve sindirim sistemi için en az enerji gerektiren yiyecek meyvedir.Beyin sadece glikoz ve oksijenle çalışır. Meyvelerde bulunan meyve şekeri kolayca glikoza dönüşür.
Meyveler aç karnına yenmelidir; çünkü meyve midede değil ince bağırsakta sindirilir.Mide dolu ise meyve midede kalır ve mayalanır.
Piyasada satılan meyve suları tercih edilmemelidir; Çünkü doğallığını kaybedip, asidik karaktere dönüşmüştür. Taze sıkılmış meyve sularını tercih edin.
Sabahları geç kahvaltı ediyor ya da kahvaltıyı ihmal ediyorsanız, o zaman mevsimlik meyve, meyve suyu ve bir bardak ılık su almayı alışkanlık hale getirin.

Sabah bir tatlı kaşığı bal veya bir avuç siyah üzüm zihin aktivitenizi canlandırır.

Ceviz, fındık, fıstık, zihnin uzun süre çalışmasına yardımcı olur. Yorgunluğu giderir.

Fesleğen, limon, balık ve karabiberin zihin açma özelliği vardır.

Zencefil içerdiği maddelerle, beynin yeni fikirler üretmensini sağlar. Kan sulandığı için daha serbest akar.

Kimyon insanin aklına yeni fikirler getirir. İçerdiği uçucu yağlar bütün sinir sistemini uyarır; ancak faal düşünce şartıyla. Aniden bir fikre, bir buluşa ihtiyacı olan insan suya karıştırarak kimyon içebilir.

Havuç hatırlama yeteneğimizi arttır ; Çünkü beyin metabolizmasını canlandıran enzimler içerir. Yağlı havuç salatası tercih edilmelidir.

Ananas ezberlemek için çok yararlıdır.

Avokado kısa süreli hafıza için tüketilebilir.

Çilek stresin etkisini azaltır. Mutluluk hormonun salgılanmasını sağlar.

Limon algılama yeteneğini arttırır.

Lahana, troid bezlerinin aktivitesini azaltır ve bu da sinirlenmeye iyi gelir.

Soğan aşırı yıpranmaya, fiziki yorgunluğa karşı kanı sulandırır. Böylece beyin oksijeni daha kolay alır.


Kreacher 15 Ocak 2007 14:27

Güçlü hafıza için...

Büyük sayıları akıldan çarpma konusunda alıştırmalar yapmaya başlayın. Kısa bir süre sonra sayıları belirli mantıklı parçacıklara bölerek bunu kolaylıkla başardığınızı göreceksiniz.

* Yeni tanıştığınız kişilerin isimlerini aklınızda tutmak için simgeleştirmeden yararlanabilirsiniz. O kişinin ses tonunu ya da kullandığı kokuyu hafızanıza kaydedıp, bir kez daha karşılaştığınızda ses tonu ya da kullandığı koku ile kişinin ismi arasında simgesel bağ kurabilirsiniz. Örneğin “Tok sesli Ahmet” gibi.


* Bilgileriniz arasında bağlantı kurmaya çalışmanız da, hem bilgilerinizin tamamını daha kolay hatırlamanıza hem de yorum yeteneğinizi geliştirerek beyninizi daha etkin bir biçimde kullanmanıza yardımcı olacaktır. Bunun doğal bir sonucu olarak, bir süre sonra yeni bilgileri de bu alışkanlık sayesinde daha rahat edinebildiğinizi ve eski bilgilerinizle harmanlayarak daha rahat hatırladığınızı göreceksiniz.


En iyi “beyin” gıdaları


* Somon, uskumru gibi omega 3 yağ asitleri ve B5 vitamini bakımından zengin balıklar.


* Yumurta sarısı


* Susam ve ayçekirdeği


* Aralarında yulaf, çavdar ve pirincin de bulunduğu tüm kepekli karbonhidratlar.


* Yeşil yapraklı sebzeler


* Mango, kivi başta olmak üzere meyveler


* Yağlar. Salatanıza her gün bir tatlı kaşığı zeytinyağı koymayı alışkanlık haline
getirin.


MaKaLeLe 16 Ocak 2007 02:46

Tokluk Kan Şekeri

  • Ağız kuruluğu
  • Çok su içme, çok idrara çıkma
  • Sürekli açlık hissi, açlığa tahammülsüzlük
  • Halsizlik, bitkinlik
  • Bulanık görme gizli şekerin ilk sinyalleridir.


    Şeker hastalığınız gizli olabilir :

    Açlık kan şekeri normal olan kişilerde, öğünlerden sonra ölçülen tokluk kan şekeri yüksek olabilmektedir ve bu durum halk arasında gizli şeker olarak adlandırılmaktadır. Uzmanlar açlık kan şekerine bakıldığı halde sağlıklı olanların da mutlaka tokluk kan şekerini (öğünlerden 2 saat sonra ölçülen kan şekeri) ölçtürmelerini öneriyor.

    Açlık Kan Şekeri ve Tokluk Kan Şekeri Nedir?

    Açlık kan şekeri 8 saat açlıktan sonra ölçülen değerdir. Tokluk kan şekeri ise ana öğünlerden iki saat sonra yapılan veya şeker yükleme testinde (75 gr. karbonhidrat içeren glikoz alımı) elde edilen ölçümdür.

    Tokluk kan şekeri neden önemlidir?

    Tokluk kan şekeri ölçümünün önemini belirten İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Diyabet Bilim Dalı Öğretim Üyeis ve aynı zamanda Türkiye Diyabet Vakfı Başkanı olan Prof. Dr. Temel Yılmaz, “Sabah kahvaltıdan önce açlık kan şekerinizi tek başına ölçmek anlamlı değil. Gün içinde açlık-tokluk kan şekerinizi birlikte ölçmelisiniz, üstelik tokluk kan şekeri ölçümü de açlıktan farklı bir teknik gerektirmiyor, tek fark tok olunması” diyor. Yılmaz, “Hastalığın erken döneminde gidişatı belirleyen tokluk kan şekeri değeridir. Sadece açlık kan şekeri ölçümü pek çok hastada diyabetin teşhis edilmesini geciktirmektedir. Diyabet teşhisi konmadan önce 15 yıl boyunca, açlık kan şekeri normal, tokluk kan şekerleri ise yüksek olabilir. Yapılan çalışmalar 40 yaş üstü her 100 hastadan 31’inin açlık kan şekeri normal olmasına rağmen tokluk kan şekerine bakıldığında şeker hastası olduklarını göstermektedir” diyerek tokluk kan şekerinin önemini vurguluyor.

    “Gizli şeker” dönemi neden önemlidir?

    Türkiye’de 5 milyon kişi diyabet, diğer bir deyişle şeker hastalığı ile birlikte yaşıyor. Bu hastaların yalnızca 2 milyon 600 bini hastalığının bilincinde, geri kalan 2 milyon 400 bini ise ‘gizli şeker hastası’ olarak hayatını sürdürüyor. Gizli şeker döneminde, açlık kan şekeri normal sınırlar içerisinde seyredebilmektedir . Hastalık, 15-20 yıl boyunca hiçbir bulgu vermeden seyreder. Ağız kuruluğu, çok su içme, çok idrara çıkma, sürekli açlık hissi, açlığa tahammülsüzlük, halsizlik, bitkinlik, bulanık görme hastalığın ilk sinyalleridir. Şeker hastalığının ilerleyişinin önlenebileceği ve tedavi edilebileceği en erken dönem olması nedeniyle gizli şeker dönemi çok önemlidir.

    Neler Yapmalıyız?

    Dünya Sağlık Örgütü’nün önerisine göre 45 yaşındaki herkes mutlaka şeker yükleme testi yaptırmalıdır. Sonucun normal çıkması durumunda ise bu test her beş yılda bir tekrarlanmalıdır. Ailesinde diyabet hastası olanların ise 30 yaşından sonra her yıl şeker yükleme testi yaptırmaları gerekir. Ayrıca şeker hastalarının hem açlık, hem de tokluk kan şekerlerini düzenli olarak takip etmeleri büyük önem taşımaktadır.


evo 16 Ocak 2007 07:58

KARAMSARLAR KANSERE YAKALANMAYA DAHA YATKIN

TRABZON - Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Güler, melankolik insanların, neşeli olanlara kıyasla kansere yakalanmaya daha yatkın olduğunu söyledi.
Kanser ve karamsarlık arasında ilişki olduğunu ifade eden Güler, "Milattan sonra 2. yüzyılda melankolik insanların neşeli olanlara kıyasla kansere yakalanmaya daha yatkın olduklarını anlaşılmıştı. 18. ve 19. yüzyıllarda pek çok doktor, özellikle karamsar dediğimiz kişilerde kanserin, o kişinin yaşamındaki bir trajediden hemen sonra oluştuğunu fark ettiler" diye konuştu.
Bostonlu Dr. Bernard Fox'un, depresif insanların iki katı oranda kansere yakalandığını tespit ettiğini belirten Güler, boşanmış kişilerde kanser, kalp hastalıkları, zatürre, yüksek tansiyon ve kaza ölümleri oranının, evli ya da bekarlara kıyasla daha yüksek olduğunu da sözlerine ekledi.



Saat: 11:58
Sayfa 6 / 15

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık