MsXLabs
Sayfa 6 / 7

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Tıp Bilimleri (https://www.msxlabs.org/forum/tip-bilimleri/)
-   -   Sağlık Sektöründe Yeni Teknolojiler, Gelişmeler ve Son Haberler (https://www.msxlabs.org/forum/tip-bilimleri/7166-saglik-sektorunde-yeni-teknolojiler-gelismeler-ve-son-haberler.html)

nötrino 14 Şubat 2012 13:27

Genetik Hastalıklar İçin Spesifik Molekül Üretimi
 
HIV'in Üstesinden Gelecek

http://media4.ntvmsnbc.com/j/NTVMSNBC/Components/ArtAndPhoto-Fronts/SectionsThumbnails-TSM-Colorbox/NTVBilim/121202_genetiik.widec.jpg

ABD’nin Teksas Üniversitesi kimyagerleri, insan DNA’sına 16 gün boyunca bağlı kalabilecek spesifik bir dizilime sahip molekül üretmeyi başardı. Molekülün, AIDS’e neden olan HIV virüsü ve kanser gibi genetik hastalıkların önüne geçilmesinde devrim niteliği taşıdığı belirtildi.

Bilim insanları, yapılan keşfin, bir gün hatalı DNA’ların tedavi edilmesinde rol oynayacak ilaçlar üretilmesinde kullanılabileceğini düşünüyor.

Teksas üniversitesi kimyageri ve biyokimya uzmanı Brent Iverson, “Eğer DNA’yı sarmal şeklinde bir merdiven olarak düşünürseniz, ürettiğimiz molekülü ileride merdivendeki basamakların arasına sokabileceğiz” dedi.

Iverson, amaçlarının DNA zincirinceki spesifik bir gen dizisini aktif hale getirmek veya onu devre dışı bırakmak olarak belirtirken, şu örneği verdi: “HIV virüsünü ele alalım. HIV virüsünün canlılarda kalıtımı sağlayan genetik birimler olan kromozom üzerinde nerede bulunduğunu tesbit etmek için ürettiğimiz molekülü kullanmak istiyoruz... Günümüzde HIV virüsünü ilaçlarla tedavi etmeye çalışıyoruz. Ancak HIV, DNA’daki varlığını sürdürüyor. Üretttiğiniz molekül, HIV virüsünü sessizce takip ederek onu kaynağında etkisiz hale getirebilir.”

Hala Aşılması Gereken Engeller Var

Meslektaşlarıyla yaptığı çalışmanın sonuçları Eylül ayında Nature Chemistry dergisinde yayımlanan Iverson, devrim niteliğindeki gelişmeye rağmen, önlerinde hala aşılması gereken birçok engel olduğunu söyledi.

Sentezlenen molekülün doğrultusunda üretilecek ilaçların, hücrelerin içine girebilmesi ve organizmalardaki tüm genetik bilgiyi barındıran genom içindeki spesifik DNA dizisini bulması gerekecek. Molekül bir sonraki aşamada, hatalı DNA dizisini tedavi etmesi için gereken süre boyunca spesifik dizine bağlı kalmak zorunda.

Iverson, “DNA’nın bir ilaç için spesifik bir hedef olabileceğini düşünmek zor. Ancak bilim dünyasına bunun gerçekleşebileceğini göstereceğiz” dedi.

Sentezleme İşlemi Nasıl Yapıldı?

Iverson ve ekibi, DNA dizilerine bağlanabilen molekülü sentezlemek için 10 yıldan uzun bir süredir üzerinde çalıştıkları naphthalenetetracarboxylic diimide (NDI) molekülünü temel aldı.

Çalışmada yer alan Amy Smith, “NDI birimlerini küçük parçalara böldük... Parçalar üzerinde yaptığımız reaksiyonlarla onların büyümesini sağladık ve istediğimiz düzende bir araya getirdik. Ardından ortaya çıkan parçaları bölerek istediğimiz molekülü elde ettik” ifadesini kullandı.

Smith, NDI molekülüne ait parçalar üzerinde son derece kolay çalışabildiklerini belirterek, DNA dizinlerine daha uzun süre bağlı kalacak ve biyolojik anlamda etkin olacak moleküller üretebileceklerini” söyledi. Araştırmacılar, bir legonun parçalarını bir araya getirmeye benzettikleri genetik işlemin, ileride tıp dünyasına büyük katkılar sağlamasını bekliyor.


Kaynak:Ntvmsnbc/Nature Chemistry(13 Şubat 2012,14:47)


Efulim 16 Şubat 2012 10:34

'Herkes verem olabilir'
Türk Toraks Derneği Tüberküloz Çalışma Grubu, veremin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu, hastalanan kişiyi küçümsemenin, damgalamanın ve suçlamanın kabul edilemeyeceğini açıkladı.



İSTANBUL - Türk Toraks Derneği Tüberküloz Çalışma Grubu, Bolu Anadolu Lisesi'nde saptanan bir verem hastası nedeniyle okuldaki öğrenci, personel ve öğretmenlerin taranmasına yönelik haberler üzerine yazılı bir açıklama yaptı.
Haberlerde, verem mikrobuna ''virüs'' denilmesi dışında tıbbi açıdan hatalı bir ifade bulunmadığı belirtilen açıklamada, bununla birlikte haberin sunuluş şekli, kullanılan başlıklar ve görsel haberde kullanılan müzikler ve yaklaşımın tümüyle ''panik'' yaratacak tarzda olduğu kaydedildi.
Bolu Valisi İbrahim Özçimen'in açıklamalarına göre bir hizmetlide verem hastalığının saptandığı, okulda tarama yapıldığı, tüberkülin deri testi (TDT) pozitif öğrenci, öğretmen ve hizmetlilere koruyucu tedavi başlandığı ve buna ek olarak aile bireylerinin de taranmaya başlandığı belirtildi.

Tarama yapılanlar ve TDT pozitif bulunanların hasta olmadığı vurgulanan açıklamada, şu bilgilere yer verildi:
''TDT pozitif olanlar, daha önce mikropla karşılaşmış kişilerdir. Bu kişiler, başka bir yerde ve daha önceki bir zamanda da veremle karşılaşmış olabilirler. Yani, hastalanan kişi ile ilişkisi bile olmayabilir. Bir tek hasta vardır. Salgın yoktur. Hastalanan hizmetlinin işine son verildiği haberi, gerçekleşsin ya da gerçekleşmesin, son derece tehlikeli ve sakıncalıdır. Verem hastası tedavi edilebilir. Tedaviden sonra da normal işine döner. İyileşen hasta bulaştırıcı değildir. Her işi yapabilir. Herkes verem hastası olabilir. Türkiye'deki verem hastaları arasında her meslekten, her konumda ve her ekonomik durumda hastalar vardır. Hastalanan kişiyi küçümsemek, damgalamak, suçlamak kabul edilemez. Türkiye'de 2009 yılında 17 bin 402 verem hastası saptanmış ve tedavi edilmiştir. Sonuç olarak, bir okulumuzda bir personelde verem tanısı konulmuş ve kendisi tedaviye alınmış, okulda tüberkülin deri testi pozitif bulunanlara da koruyucu tedavi verilmiştir. Panik, salgın, korku, öldürücü, şok yoktur. Basını ve hatalı açıklama yapanları daha sorumlu davranmaya çağırıyoruz. Tıbbi konularda bir danışmandan yardım alınmasını öneriyoruz.''



Efulim 16 Şubat 2012 11:09

Çift kol naklinde 'kabus bitti'
Dünyada aynı anda kol ve bacak nakli yapılan ilk kişi olan Atilla Kavdır, 24 gün kaldığı yoğun bakımdan çıkartıldı ve durumu iyi. Doktorlardan yoğun bakımdaki ilk günler için ‘kabus gibiydi’ açıklaması geldi.


Doktorlardan, Kavdır'ın durumuyla ilgili, sabahın erken saatlerinde açıklama geldi.

Türkiye, 22 Ocak’ta ilk tam yüz nakli ile dünyada ilk olma özelliği taşıyan çift kol ve bacak nakli ameliyatlarını aynı anda yaşadı.
Beyin ölümü gerçekleşen Ahmet Kaya’nın yüzünün nakledildiği Uğur Acar’ın sakal traşı olmasını, kol ve bacak nakli yapılan Atilla Kavdır’ın 24 günlük yoğun bakım hayatının sona ermesi izledi.
Ameliyattan hemen sonra vücudunun reddettiği bacağı geri alınan Kavdır’ın dün akşam yoğun bakımdan çıkarıldığı ve durumunun gayet iyi olduğu doktorları tarafından açıklandı.
Akdeniz Üniversitesi’nde basın mensuplarının karşısına geçen ekipten, "Bugün çok mutlu bir gün. 24 gündür yoğun bakımda tedavi ettiğimiz çift kol ve bacak nakli yapılan hastamız yoğun bakımdan çıktı ve dün akşamdan beri serviste" açıklaması geldi. Bacağın alındığının fakında olan Kavdır’a ek gıda veriminin durdurulduğu ve kendi kendine beslenebildiği belirtilirken, "ilk isteği ne oldu?" sorusuna "reçel" yanıtı verildi.


İstediği reçelin Kavdır’a verdildiğini keydeden doktorların aktardığı ayrıntılar şöyle: — "Çok büyük ve önemli bir ameliyat geçirdi. Ameliyatta ciddi kanamalar ve bana bağlı tansiyonda düşme; akciğer, karaciğer ve böbreklerde önemli bozukluklar meydana geldi. Bu tür ameliyatlar sonrası hasta için yoğun bakım çok önemli ve buradaki tedaviyle sorunlar büyük ölçüde aşıldı.
— Bu tür ameliyatlar sonrası yurt dışında kaybedilen vakalar var. Biz de hastayı kaybetme endişesi yaşadık. 72 saat başından ayrılmadık ve ilk günler bizim için de kabus gibiydi.
— Başta ciddi kanama problemi vardı. Başa çıkmak için 200 üniteye yakın kan kullandık. Diğer kan elemenlarında da yoğun kullanım oldu.
— (Ameliyat ekibinden Doç. Özlenen Özkan) Yüz nakli olan Uğur Acar vakasında, sakalların çıkması beklenmişti. Atilla’nın da tırnakları uzamaya başladı ve 15-20 gün sonra keseriz. Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki, dünyada yüz nakli sonrası iki günde yoğun bakımdan çıkan hasta yok. Biz bu servis sayesinde buralardayız."


Efulim 17 Şubat 2012 17:52

Çiple uzaktan tedavi
 
Çiple uzaktan tedavi
Hastalıkların mikroçiple tedavisi artık bilim kurgu öğesi olmaktan çıktı. Danimarka'da yapılan klinik araştırma, ilk kez bazı hastalıkların mikroçiple uzaktan tedavi edilebileceğini gösterdi.

Amerikalı ve Danimarkalı bilim insanlarının ortak geliştirdiği cihaz, hastanın vücuduna yerleştirilerek hastalığın uzaktan izlenmesine imkan veriyor. Tırnak büyüklüğündeki cihazın içinde, ilaç dolu mikroçipler gizli. Uzaktan kontrol sayesinde, ilaç doğru zamanda ve dozda kana veriliyor. Yani doktorlar, bilgisayar ya da cep telefonu yardımıyla, hastalığın durumuna göre ilaç dozunu ayarlayıp, ilacın kana enjeksiyon gibi hızla karışmasını sağlayabilir.

KANSERE ÇİPLİ TEDAVİ
İnsanlar üzerindeki ilk deneme, yaşları 65-70 arasında değişen osteoropoz yani kemik erimesi hastası kadınlarda yapıldı. Başarılı geçen denemeler sonucu, yöntemin herhangi bir yan etkisi bulunmadığı kaydedildi.
Uzmanlar, bu sistem sayesinde, hastaların artık ilaçlarını almayı unutmayacağını ve osteoropoz tedavisinde kullanılan iğnelerin acısına katlanmak zorunda kalmayacağına dikkat çekiyor. 5 yıl içinde yaygınlaşması beklenen sistemin, kanser gibi başka hastalıkların tedavisinde de kullanılması bekleniyor.





Efulim 20 Şubat 2012 11:48

500 gramlık bebeğe kalp ameliyatı
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde, erken doğumla dünyaya gelen bebek, 500 gramlık kilosu nedeniyle ameliyathaneye taşınmasında risk görüldüğü için kuvözünde ameliyat edildi.



İZMİR - Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 23 haftalıkken dünyaya gelen ve ''Melek'' adı verilen bebekte, doğumsal kalp rahatsızlığı tespit edildi. İlaç tedavisine yanıt vermeyen bebek, henüz 18 günlükken DEÜ Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şevket Baran Uğurlu başkanlığındaki ekip tarafından ameliyata alındı.
Prof. Dr. Uğurlu'nun 500 gramlık kilosu nedeniyle ameliyathaneye taşınmasında risk görerek kuvözünde gerçekleştirdiği operasyonla bebeğin kalbinden çıkan iki büyük atardamar arasındaki açıklık başarıyla kapatıldı.
Ameliyat ekibinde yer alan Pediatrik Kardiyoloji Bilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Mustafa Kır, anne karnındaki bebeklerde kalpten çıkan iki atardamar arasında doğal olarak bulunması gereken açıklığın doğumdan kısa bir süre sonra kendiliğinden kapanması gerektiğini söyledi. Kır, bu açıklığın kapanmaması durumuna ''PDA'' adı verildiğini kaydetti.

Melek bebeğin doğumunun ardından da kendi bölümlerinden PDA açısından konsültasyon istendiğini anlatan Kır, ''Değerlendirmemizle hastada geniş bir PDA olduğu saptandı. Kapatmak için öncelikle ilaç tedavisine başvurduk fakat delik kapanmayıp, bebeğin genel durumunda gelişme olmaması üzerine kalpteki açıklığı cerrahi olarak kapatma yoluna gittik'' dedi.

DEÜ'DE AMELİYAT EDİLEN EN KÜÇÜK BEBEK
Yrd. Doç. Dr. Kır, ''Bebek, operasyon anında 500 gramdı. Yatak başında ameliyat, merkezimizin tercih ettiği bir yöntem. Çünkü bu kadar düşük doğum ağırlıklı bebeklerin operasyon odasına taşınmasında birtakım sorunlar yaşanıyor ve genel durumlarında bozukluklar ortaya çıkıyor. Bu nedenle kuvöz ortamında, yatak başında ameliyathane şartları oluşturularak operasyonu tercih ediyoruz. Daha önce bu tür yatak başı operasyonlar 800-900 gramlık bebeklere başarılı bir şekilde yapıldı. Fakat merkezimizde bu kadar küçük bir bebeğe ilk kez PDA ameliyatı yapıldı. Bebeğin operasyon sonrasında genel durumu gayet iyi. Kilo aldı. Yavaş yavaş göğüs tüpünü de çıkardıktan sonra solunum cihazından ayırmaya çalışacağız'' dedi.



Efulim 21 Şubat 2012 10:40

Bir yılda 3 bin 866 organ nakli yapıldı
 
Bir yılda 3 bin 866 organ nakli yapıldı
Sağlık Bakanlığı verilerine göre, geçen yıl böbrek, karaciğer, kalp, akciğer, pankreas, kalp kapakçığı ve ince bağırsak dahil toplam 3 bin 866 organ nakli gerçekleştirildi.


Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Arif Kapuağası, Türkiye'de organ nakli için çok sayıda kişinin sıra beklediğini, organ naklinin bu hastalar için ''yaşam umudu'' olduğunu söyledi. Herkesin bir gün kendisi ya da yakını için organa ihtiyaç duyabileceğini unutmadan hareket etmesi gerektiğini belirten Kapuağası, özellikle beyin ölümü tanısı alan hastalar için tıbben yapılacak bir şey olmadığını, ancak organ bağışı ile başka insanlara yaşam şansı verilebileceğini vurguladı.
Kapuağası, kadavradan ve canlıdan yapılan nakil sayılarının her geçen yıl artmasına karşın, hala çok sayıda kişinin, organ beklerken yaşamını yitirdiğini ya da kalitesiz hayat sürmek zorunda kaldığını dile getirdi.

20 BİN 315 KİŞİ ORGAN NAKLİ İÇİN SIRADA
2002-2012 (Ocak) tarihleri arasında canlı ve kadavra nakil istatistiklerine göre, 2002'de 550 olan böbrek nakil sayısı 2005'te 926'ya, 2008'de bin 665'e, 2009'da 2 bin 362'ye ve 2011'de 2 bin 849'a çıktığını bildiren Kapuağası, şunları kaydetti:
''2002'de 159 olan karaciğer nakil sayısı 2005'te 324'e, 2008'de 602'ye, 2011'de 892'ye; 2002'de 20 olan kalp nakli 2005'te 36'ya, 2008'de 50'ye ve 2011'de 93'e yükseldi. 2002 yılında 15 olan kalp kapakçığı nakil sayısı 2005'te 19, 2008'de 29 olurken 2011'de bire düştü. 2002'de hiç yapılmayan akciğer nakil sayısı 2005'te 1 ve 2011 yılında 6 oldu. 2005 yılında 13 olan pankreas nakil sayısı da 2008'de 10 ve 2011'de 24 olarak gerçekleşti. 2002 yılında bir olarak belirtilen ince bağırsak nakil sayısı da 2008'de 3 olurken 2011'de bire düştü.
2011 yılı toplam verilere bakıldığında 2 bin 849 böbrek nakil yapıldı, 18 bin 128 kişi sıra bekliyor. Bin 707 kişi karaciğer nakli için sırada bekliyor ve 892 kişiye nakil gerçekleştirildi. 262 kişi kalp için sırada ve 93 kişiye nakil yapıldı. Akciğer nakli için 8 kişi sırada bulunuyor ve 6 kişiye nakil yapıldı. Toplam 206 kişi pankreas için sıra bekliyor ve 24 kişiye nakil gerçekleştirildi. Toplam 3 kişi kalp kapakçığı ve bir kişi ince bağırsak için sıra beklerken, geçtiğimiz yıl birer kişiye bu nakiller yapıldı.''

''NAKİLLERDE VATANDAŞTAN PARA ALINAMAZ''
Organ nakil merkezlerinin denetim altında olduğunu, tüm kayıtlarının incelendiğini ve hastaların takip edildiğini belirten Kapuağası, ''Biz, vatandaşa eziyet çektirilmesini istemiyoruz. Merkezler, nakillerde vatandaştan kesinlikle para alamaz'' dedi.
Kapuağası, Türkiye'de nakil olmamış bir diyaliz hastasının yıllık maliyetinin 23-25 bin dolar tuttuğuna dikkati çekerek, ''Aynı hasta böbrek nakli olduğunda birinci yıl devlete maliyeti 25 bin dolar, ikinci yıl bu rakam yarıya, üçüncü yıl ise üçte birine düşüyor. Daha sonra da yıllık 5-6 bin dolar tutan bir maliyete iniyor'' diye konuştu.
Türkiye'de 55 bin hastanın diyalize girdiğini ifade eden Kapuağası, hastaların tedavilerinin devlete maliyetinin yüksek rakamlara mal olduğunu söyledi. Nakillerin dış ülkelerde yapılmasını da istemediklerini, operasyonların Türk hekimleri tarafından ülkede yapılmasını arzu ettiklerini dile getiren Kapuağası, ''Bir akciğer nakli için bana SGK'dan 'Akciğer nakli için gönderilen hastanın tedavisi için 300 bin Avro'nun altına imza atıyoruz' denildi. Bu sadece, hasta için ödenen para. Tedavi süresince harcanan para çok daha fazla oluyor'' dedi.

YENİ AKCİĞER NAKİL MERKEZLERİ AÇILACAK
Kapuağası, ABD ve Avusturya'ya bu yıl akciğer nakli konusunda eğitim için hekimler gönderdiklerini ve Türkiye'de de üniversitelerle görüşerek akciğer nakil merkezi açmaları konusunda teşvikte bulunduklarını belirtti.
''Şimdi Ege'de akciğer merkezi açtık, Akdeniz Üniversitesi de sırada'' diyen Kapuağası, Marmara Üniversitesi ile GATA'da da akciğer nakil merkezlerinin açılacağını, Yüksek İhtisas Hastanesinin de başvuruda bulunacağını söyledi. Kapuağası, kalp nakil merkezleri açısından bir sıkıntı bulunmadığını da sözlerine ekledi.



Efulim 22 Şubat 2012 15:00

Genetik şifre 15 dakikada çözülecek
 
Genetik şifre 15 dakikada çözülecek
Özel bir İngiliz şirketinin geliştirdiği teknoloji sayesinde artık hayatın yapı taşları olan DNA dizilimleri günler yerine saatler içinde saptanabilecek.



Yeni teknoloji, DNA'ları laboratuvara götürmeden yerinde test etme ve HIV veya sıtma gibi hızla mutasyona uğrayan bulaşıcı hastalıkların DNA yapılarını belirleyerek nasıl tedavi edilecekleri konusunda çalışma imkanı veriyor.
Yeni buluş sayesinde genetik bozukluklar görüntülenebilecek ve bitkilerde ortaya çıkan genetik mutasyonlar izlenebilecek.
Oxford Nanopore Teknolojileri Şirketi yetkilileri, geliştirdikleri bir DVD oynatıcısı büyüklüğündeki ''GridION'' adlı sistemden elde ettikleri ilk sonuçları ABD'nin Florida eyaletine bağlı Marco adasında düzenlenen Genom, Biyoloji ve Teknoloji toplantısında bilim dünyasına tanıttı. Şirketin bu sistemi kullanan, yeni cihazı bu yılın ikinci yarısında piyasaya sürmesi bekleniyor.

Dünyanın ilk minyatür hale getirilmiş, kullanıldıktan sonra atılabilen DNA dizilimi saptayıcısı olan ''MinION'' adlı cihazın basına tanıtımının yapılmasının planladığını duyuran şirket yetkilileri, DNA şifrelerini günler yerine saatler içinde çözme imkanı veren küçük bir USB hafıza çubuğu boyutundaki bu cihazın 900 dolardan daha az bir fiyattan satışa sunulacağını belirtti.

15 DAKİKADA DNA ANALİZİ
Şirketin, Harvard ve California Santa Cruz üniversitelerinden bilim adamlarının işbirliğiyle 3 yıllık bir çalışma sonucu geliştirdiği cihazlar, DNA dizilimlerini hızla okumak için 1995 yılında geliştirilen nanogözenek dizimleme teknolojisinden faydalanıyor. Bu teknolojiyle bir DNA parçası bir biyolojik gözenek yardımıyla besleniyor ve gözenekten geçen çeşitli DNA tabanları, gözenekten geçtikleri sıradaki elektriksel iletkenlikleri arasındaki farklar belirlenerek tanımlanıyor.
Cihazların, kullanıcıların ihtiyaçlarına göre yeni bir ''düğüm'' eklenmesine imkan vermek amacıyla birbirine bağlanabilen bilgisayar grupları gibi yapılandırılmış olduğunu anlatan şirket yetkilileri, sistemin başlangıçta bir düğümden oluştuğunu kaydetti.
İç çapları metrenin milyonda biri büyüklükteki 2000 nanogözenekten oluşan başlangıç sistemindeki düğümlerden her biri, DNA'ları saniyede yüzlerce kilobazlık bir hızla okuyabilecek kapasitede bulunuyor.
Şirketin Üst Yöneticisi Gordon Sanghera, gelecek yıl ise her biri 8000 nanogözenekten oluşan düğümleri satışa sunacaklarını kaydederek bu düğümlerin 20 tanesinin birbirine eklenmesi durumunda tüm bir insan genomunun şifresinin çözülmesinin teorik olarak sadece 15 dakika içinde mümkün olabileceğine işaret etti.
Şirketin baş teknoloji yetkilisi Clive Brown da teknolojinin yüzde 4'lük bir hata payıyla çalıştığını, ancak sistem piyasaya sürülene kadar hata payını yüzde bire indirerek mevcut sistemlerle daha iyi rekabet eder hale getireceklerini söyledi.
Brown nanogözenek sisteminin, basit moleküllerde gerçek zamanlı dizilimi çok düşük bir fiyata saptama ve DNA'ya zarar vermemesi nedeniyle de teorik olarak aynı molekül üzerinde defalarca analiz yapabilme gibi potansiyel avantajlarının bulunduğunun altını çizdi.


Efulim 23 Şubat 2012 11:54

Tıpta 'nano robot' devrimi
 
Tıpta 'nano robot' devrimi
Bilim insanları, kanser ve diğer hastalıklı hücreleri “adrese teslim tedaviyle” yok edecek moleküler DNA nano robotları geliştirdi.


Science dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, nano robot prototipi, moleküler bir “kargo” taşıma kapasitesine sahip. Nano robot aynı zamanda, yapısını, hastalıklı hücreye taşıdığı yüke göre adapte ediyor.
Araştırmada yer alan isimlerden Harvard Üniversitesi akademisyeni Shawn Douglas, “Nano robotlar, çok çeşitli molekül yapılarını hücrelere taşımak için araç görevi görebilirler... Bugün tıpta kullandığımız birçok ilaç, sağlam ve hastalıklı hücreleri birbirinden ayırt etme yeteneğine sahip değil. Bu durum, tedavilerde istenmeyen yan etkiler doğurduğu gibi ilaçların yüksek dozda verilmesine neden olabiliyor” dedi.

NANO ROBOT ÜRETİMİ
Tıp alanında nano robotlara yönelik çalışmaları yeni değil. Bilim insanları, gelişmiş moleküler tasarım yazılımlarıyla, çeşitli moleküler kargo taşıyabilecek nano yapılar oluşturmayı başarmıştı.

ABD’nin Caltech Üniversitesi araştırmacısı Paul Rothemund’un 2006’da geliştirdiği “DNA origami” metodunu kullanarak, bilim insanları DNA materyaline belirli şekiller vermeyi başardı. Ardından, üç boyutlu DNA yapıları, basit robotik işlemler yapmaları için programlandı. Bu işlemlere örnek olarak, diğer hücrelerle birleşmek ve diğer DNA materyalleriyle çalışmak gösterildi. Bilim dünyası, nano robotları gruplar halinde çalışmaları ve kargo taşımaları için programlamayı başarsa da, yapısal teknikler ilk kez spesifik hücrelerin tedavi edilmesi adına gelişmiş program fonksiyonlarıyla denendi.

NANO ROBOT PROTOTİPİ
Douglas ve meslektaşları, nano robot üretmek için DNA program yazılımı olan “Canano”yu kullandı. Katlanmış, altı köşeli DNA nano robotu, yapısında moleküler kargoyu taşıyabilmek için tasarlandı. Katlanmış “DNA cihazı”, hastalıklı hücreye ulaşana kadar yükünü kaybetmemek için zımba denilen iki tane de tutucuya sahip.
Nano robot üzerindeki “moleküler kilitler”, ulaşacağı hücre üzerindeki proteinlerin spesifik anahtar dizilimlerine tepki vermek üzere programlandı. Böylece, nano robotun taşıdığı kargo sadece doğru kombinasyona sahip hücre tarafından teslim alınması sağlandı.
Douglas, “Nano yapılar üzerinde artık algılama ve mantıksal programlama fonksiyonları gerçekleştirebiliyoruz... Böylece kanserli hücreleri ve T-hücrelerini spesifik olarak bulabilecek yapısal DNA’lar elde edebileceğiz” dedi.

NANO AKILLI KUTUSU
Gelişmiş yapısal tasarımı, DNA origami metoduyla bir araya getiren bilim insanları, kargosunu spesifik adrese ulaştırana kadar koruyan nano robotlara, “nano akıllı kutusu” adını verdi.
Geliştirdiği metodu bir üst seviyeye taşıyan çalışma hakkında konuşan Rothemund, “Birçok çeşitli hücre, yüzeylerinde aynı anahtar dizilimlerine sahip. Nano robotlara iki farklı kilit koyulması, hastalıklı hücrenin tespit edilmesini kesinleştirecek... Bugüne kadar bu kadar iyi programlanmış bir ilaç taşıma sistemi görmedim” yorumunu yaptı.

ÖZEL NANO ROBOT SERVİSİ

Bilim insanları, ürettikleri protatipi floresanla işaretlenmiş, kanser tedavi edici ilaçlarla yükledi. Ayrıca, nano robotları hastalıklı ve sağlıklı hücreleri tanıyabilecekleri şekilde programladı. Floresan, aktif hale getirildiliğinde nano robotun araştırmacılar tarafından takip edilmesini sağladı.Floresan seviyesinin artması, nano robotların hastalıklı hücreye ulaşmayı başardığını gösterdi. Birkaç gün sonra, hastalıklı hücreler tamamen yok olurken, geride sağlıklı hücreler kaldı. Henüz protatip aşamasında olmasına rağmen, Douglas ve meslektaşları nano robotların ileride çeşitli hastalıklarla mücadele edilmesinde kullanılabileceğine inanıyor.
Avustralya’nın RMIT Üniversitesi’nden Kourosh Kalantar-zadeh, “Bu başarı tıp dünyasında inanılmaz bir potansiyel sunuyor... Önümüzdeki en büyük mücadele, büyük çaplı nano robot üretimi olacak” dedi.


Efulim 24 Şubat 2012 12:35

Erkeklik ölmeyecek
 
Erkeklik ölmeyecek
Sanılanın aksine erkeklerin soyu tükenmeyecek. Erkeklik cinsiyetini belirleyen Y kromozomunun tahmin edildiğinden çok daha sağlam olduğu ortaya çıkarıldı.

http://media.ntvmsnbc.com/j/NTVMSNBC/Components/ArtAndPhoto-Fronts/Sections-StoryLevel/D%C3%BCnya/120223-erkek-haberr.widec.jpg

Amerikalı araştırmacılar açısından tehlike geçti; erkeğin soyu tükenmeyecek. Genetik yapı üzerinde yapılan deneylere göre erkeklik cinsiyetini belirleyen Y kromozomu sanıldığından da dayanıklı çıktı. İnsanın atası sayılan yaratıkların milyonlarca yıl boyunca Y kromozomu üzerinde yoğun erozyona uğradıkları kanıtlanmıştı. Son araştırmalar 25 milyon yıldır kromozom yapısında kayda değer değişiklik olmadığını gösterdi. X kromozomunun aksine, sadece erkekte bulunan Y kromozomu evrim sürecinde dejenerasyona uğrayıp genetik kodlarının önemli bölümünü kaybetmişti. Kadınlık kromozomunda bin 200 gen bulunurken, Y kromozomunda, aralarında sperm üretimini yönlendireninin de bulunduğu 200 kadar gen kalmış.
Bu gözlemlerin ışığında üretilen teoriye göre, Y kromozomunun önümüzdeki on milyon yılda kalan genlerinden de olup tamamen kaybolması gerekiyordu. Mutat beklentilerin aksine araştırmacılar, milyonlarca yıl sonra da cinsiyet ayrımının kalacağını ve erkeklerin taşıdığı Y kromozomunun özelliklerinin yerini cinsiyetleri ayıran başka belirgin farkların alacağını tahmin ediyorlar.
Kaybolan Y kromozomu teorisi, Massachusetts Istitute of Technology öğretim üyelerinden Profesör Jennifer Hughes ve arkadaşları tarafından çürütüldü. Bu ekibin yaptığı çalışma, Y kromozomunun yakın geçmişte sadece evrimsel genç genlerinden kayba uğradığını ortaya çıkardı. Genetik yapının büyük bölümündeki gen kaybı ise 25 milyon yıl önce hemen hemen durma noktasına geldi. “Nature” dergisinde yayımlanan araştırmaya göre Y kromozomundaki bazı genlerin fonksiyonunu tamamen kaybettiği ve belirleyici olmaktan çıktığı da kanıtlanmış bulunuyor.

ŞEMPANZEYLE KROMOZOM KIYASLAMASI
Araştırmacılar insandaki Y kromozomunu inceledikleri araştırmalarında erkeklerdeki kromozomu şempanze ve resus maymununun aynı kromozomuyla kıyasladı. Amaçları, Y kromozomunun sonunu ilan eden teorideki gibi her üç canlının da aynı gen erozyonuna uğrayıp uğramadığını ortaya çıkarmaktı. Hughes ve çalışma arkadaşları bu teoriyi destekleyen bir bulguya rastlamadı ve ‘kök gen kaybının önce hızla ilerleyip zamanla yavaşlayarak neredeyse durma noktasına geldiğini' belgeledi.
Y kromozomundaki gen yapısının, evrimin insanı resus maymunundan ayırmasından önce ‘istikrara kavuştuğu' ve Y kromozomundaki genlerin sadece yüzde 3'ünün resustan insana geçiş sırasında kaybolduğu, kaybolanların yerine de insanda farklı özelliklere sahip yeni genlerin oluştuğu da, Amerikalı araştırmacılar tarafından ortaya çıkarıldı.

SEKSTE ÇEŞİTLİLİK EVRİMİ HIZLANDIRIYOR
Resusun da dahil olduğu uzun kuyruklularla insan arasındaki evrim farkı 25 milyon yılı buluyor. İnsanla şempanze arasındaki evrim farkı ise 6 milyon yıl. Y kromozomu açısından insanla şempanze arasındaki farklğlk, insanla resus maymunu arasındaki farklılıktan çok daha fazla. Araştırmalarda, resus maymununda saptanan beş kök geninin evrim sürrecinde şempanzede kaybolduğu insanda ise olduğu gibi muhafaza edildiği de ortaya çıkarılmış.
Şempanze çiftleşmede çok sık partner değiştirdiği için sperm rekabetinin arttığı ve çok eşliliğin bu neslin evrimini hızlandırdığı da Hughes'in teoremleri arasında. Bu tahmin, Y kromozomundaki bazı genlerin sperm üretiminde belirleyici olmasına dayandırılıyor.




Efulim 27 Şubat 2012 16:45

Nakledilen bütün uzuvlar geri alındı
 
Nakledilen bütün uzuvlar geri alındı
Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesinde çift kol ve çift bacak nakli yapılan, dün sol bacağı alınan Şevket Çavdar'ın nakledilen diğer uzuvları da alındı.
Alınan bilgiye göre, vücudun kalp dolaşım ve kan sisteminin nakledilen uzuvları idame ettirememesi nedeniyle operasyon yapılarak iki kol ve sağ bacak da alındı. Çavdar'ın tedavisinin yoğun bakımda sürdüğü bildirildi.

Öte yandan, yüz nakli olan Cengiz Gül'ün de sağlık durumunun iyi olduğu ve yarın uyandırılmasının planlandığı belirtildi.

İyi niyetli ama zorlanmış bir nakil
Türk El ve Üst Ekstremite Cerrahisi Derneği (TEÜECD) Başkanı Prof. Dr. Sait Ada, Ankara Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde çift kol ve bacak nakli yapılan hastanın sağlık durumunun kritik olduğunu belirterek, "İyi niyetli olabilir, ancak zorlanmış" dedi.

TEÜECD Başkanı Prof. Dr. Sait Ada, Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi’nde dünyanın ilk çift bacak ve çift kol nakli yapılan 27 yaşındaki Şevket Çavdar’ın ameliyatıyla ilgili sıkıntı yaşanabileceğini söyledi. Hastanın genel durumunu takip ettiklerini belirten Prof. Dr. Ada, "Yönetmelikte ampute düzeyinin parmaklarla dirsek altında olması gerekiyor. Burada yukarda transplantasyon yapılmış. Hastanın genel durumu kritik, iyi niyetli olabilir ancak zorlanmış" diye konuştu.

Kompozit doku nakliyle ilgili yönetmelikte ampute düzeyinin iki taraflı ve dirsek altı olması gerektiğinin yer aldığını hatırlatan Prof. Dr. Sait Ada, "Çift kol ve çift bacak nakli riskli. İlk görevimiz hastaya zarar vermemektir. Bu iş zorlanmış. Çift bacak nakli, hastanın hayatını tehlikeye atıyor. Dirsek seviyesi üstünde nakil olması hastayı hayati tehlikeye sokabilir" diye konuştu.



Efulim 27 Şubat 2012 22:22

Şevket Çavdar hayatını kaybetti
 
Şevket Çavdar hayatını kaybetti
Hastanede organ nakliyle Türkiye'de konuşulan Şevket Çavdar hayatını kaybetti.Şevket Çavdar yoğun tedaviye cevap veremeyerek saat 19:20'de hayatını kaybettiği açıklandı...
Hacettepe Üniversitesi (HÜ), iki kol ve iki bacak nakli yapılan Şevket Çavdar'ın yaşamını yitirdiğini bildirdi.
Üniversiteden yapılan yazılı açıklamada, 24 Şubat'ta sabah saatlerinde kol ve bacak nakli yapılan Çavdar'ın nakil sürecine ilişkin bilgilere yer verildi. Açıklamada, şunlar kaydedildi:
''Hastamızda gelişen metabolik dengesizlik maalesef hastamızın yaşamını ciddi düzeyde etkileyecek duruma gelmiş, alınan tüm önlemler ve uygulanan yoğun tedavi yaklaşımlarına rağmen hastamız 27.02.2012 tarihinde saat 19.20'de kaybedilmiştir. Yaklaşık 90 saate varan süreyle 200'e yakın doktor ve sağlık personelinin insanüstü bir çaba göstermesine karşın hastamızı kaybetmenin derin üzüntüsünü duymaktayız.
Bu süreçte, hastamıza dokularını bağışlayan verici ailesine minnettarlığımızı bildirirken, kan bağışlarıyla destek veren halkımıza ve bu zorlu süreçte yanımızda olan Sağlık Bakanlığı'na müteşekkiriz. Hastamıza Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır ve baş sağlığı diliyoruz.''
Açıklamada ayrıca yüz nakli gerçekleştirilen Cengiz Gül'ün sorunsuz olarak izlenmeye devam ettiği bildirildi.



nötrino 28 Şubat 2012 12:38

Hücreleri Yenilenen Organizma Bulundu

Bilim adamları, hücrelerini hatta beynini bile sürekli yenileyebilen canlı türünün ölümsüzlüğe uzanan yoldaki anahtar olduğunu düşünüyorlar.Yapılan araştırmalar sonucunda göllerde ve küçük su birikintilerinde yaşayan "planarya yassıkurtları"nın kendilerini sürekli yenileme yeteneğine sahip oldukları ortaya çıktı.

Yassıkurtlar, ikiye bölünseler bile kafa kısmı tekrar kuyruk kısmını oluşturabiliyor, daha da ilginci kuyruk kısmı da tekrar yeni bir kafa kısmı oluşturabiliyor.Deneylerde yassıkurtların yirmiye bölündüğü, bunun bile yassıkurtları öldürmeye yetmediği ve kesilen parçalardan 20 yeni yassıkurtun geliştiği belirtiliyor.

Araştırmaları yapan Nottingham Üniversitesi bilim adamlarından araştırmacı Dr. Aziz Aboobaker tek bir yassıkurtu parçalara bölüp, kendilerini yenileme özelliğiyle tam 20 bin yassıkurt içeren devasa bir koloniye sahip olduklarını söylüyor ve ekliyor: "Benim görüşümce bu canlılar ölümsüz."

Yassıkurtların sinir hücrelerinden oluşan basit bir beyne sahip olduğu, bu hücrelerin canlının tüm vücudunda bulunan kök hücrelerce tekrar üretilebildiği, bu özellikleriyle de en ufak parçaların bile tam bir yassıkurta dönüşebilme kapasitesine sahip olduğu belirtiliyor.Yapılan araştırmaların insanların yaşlandıklarında bile sağlıklı kalmalarına yardımcı olması umuluyor.


Kaynak: Haber365 (28 Şubat 2012,11:08)


nötrino 2 Mart 2012 11:54

Beyin Hücresi
 
Akıl Hastalığı Tedavi Edilecek

Yeni tedavi yöntemlerinin de bu örnekler üzerinde sınandığı belirtildi. Bugüne dek yeni tedavi yöntemlerinin denemelerinde sadece, ölen şizofreni ve bipolar bozukluk hastalarından alınan beyin hücreleri kullanılabilmişti.

Sorunlu genlere sahip kişilerin derisinden ya da saç tellerinden alınan canlı hücrelerin geliştirilmesinin, yeni tedaviler için yapılan testlerdeki doğruluk payını artıracağı belirtiliyor.Araştırmacılar bu sayede akıl sağlığı sorunlarını daha iyi anlamayı, uygulanan tedavileri geliştirebilmeyi umuyor.Ayrıca bu uygulama, hayvanlar üzerindeki denemelere olan bağımlılığın da azalacağı anlamına geliyor.

Edinburgh Üniversitesine proje için bir milyon sterlinlik fon sağlandı. Proje kapsamında, hastaların derisinden ya da saç tellerinden alınan hücrelere dayanarak yeni yöntemler geliştirilebilmesi de amaçlanıyor.

Sonuç Veren Tedavi

Edinburgh Üniversitesi Biyolojik Psikiyatri Profesörü Andrew McIntosh, bipolar bozukluk ve şizofreni tanısı konmuş kişilerden alınan deri örneklerinden farklı türde beyin hücreleri ürettiklerini açıkladı.

Bu hücreler laboratuar ortamında bir kez geliştirildiğinde, nörolojik fonksiyonları üzerinde araştırmalar yapılabiliyor. Bu hücrelerin türlü psikiyatrik tedavilere nasıl karşılık verdiği incelenebiliyor.

Uzmanlar böylece yeni ilaçlar geliştirebileceklerine inanıyor. Dünya nüfusunun yüzde 1 ila 4'ü bipolar bozukluk ya da şizofreni tanısı konmuş kişilerden oluşuyor. Bu rahatsızlıklara karşı etkili tedavi yöntemleri ise pek bulunmuyor.Sebepleri hakkında pek az bilginin bulunduğu bu rahatsızlıklar genetik özellik taşıyabiliyor. İngiltere'de bir milyonu aşkın kişi bu rahatsızlıklardan muzdarip.


Kaynak: BBC (01 Mart 2012,18:04)


nötrino 6 Mart 2012 13:36

Yüksek Dozda E Vitamininin Kemiklere Zararı
 
Fazla E Vitamini Kemiklere Zarar Veriyor

Japon uzmanlar E vitamininin kemiklere zarar verebileceğini gösteren bir araştırma yayımladı. Keio Üniversitesi'nden uzmanların Nature Medicine adlı tıp dergisinde yayımladıkları araştırma, büyük dozlarda E vitamini verilen farelerde kemik yoğunluğunun daha düşük olduğunu ortaya koyuyor. Vitamin E, yağlarda, ıspanak, brokoli gibi yeşil renkli sebzelerde, fındık ve bademde bol bulunuyor.Ama uzmanlar asıl normal diyet dışında alınan E vitamini haplarının sorun oluşturabileceğine dikkat çekiyor.

Kemik Eriten Hücreler

D vitamini ile kemik sağlığı arasındaki ilişki çok iyi biliniyor, fakat E vitamininin kemikler üzerindeki etkisi konusunda çok daha az araştırma var.Tokyo'daki Keio Üniversitesi'ndeki uzmanlar yeterli E vitamini almayan farelere bakmış, ardından da bunlara E vitamini hapları verildikten sonra gözlemlemişler. E vitamininin kemik yoğunluğu üzerinde olumlu bir etkisi olabileceği sonucuna varan bazı daha eski araştırmalar var, ama Japon uzmanların vardığı sonuç bunun tam tersi: E vitamini verilmeyen farelerde kemik yoğunluğu verilenlerden daha fazla çıkmış.Yetişkin bir vücutta kemik ölçüsü ve yoğunluğu sabit kalmıyor. Yeni kemik yapan osteoblast hücreleri ile kemik eriten osteoklast hücreleri arasındaki denge tarafından belirleniyor. Araştırmacılar E vitamininin kemik eriten osteoklast hücdelerinin oluşumunu teşvik edebileceğini düşünüyorlar. Bu durumda vücut ürettiğinden çok kemik hücresi kaybediyor. 2010 yılında fareler üzerinde yapılan benzer bir deney tam tersi sonuçlar vermiş, hatta E vitamininin yaşlılarda kemik güçlendirme tedavisinde kullanılabileceğini önermişti.

Araştırmalar Yetersiz

Fakat Aberdeen Üniversitesi'nde beslenmenin kemik sağlığı üzerindeki etkileri üzerinde çalışmalar yapan Dr. Helen Macdonald, henüz bu alandaki çalışmaların çok sınırlı olduğunu söylüyor.Dr. Macdonald'ın kendisinin yürüttüğü bir başka çalışma da da E vitamininin kemikler üzerinde olumsuz etki yaptığı sonucunu vermiş. Dr. Helen Macdonald bu nedenle insanların içinde zaten az miktarda E vitamini olan besinlerden kaçınmak için beslenme alışkanlıklarını değiştirmesine gerek olmadığını vurguluyor ama normal bir diyetin içerdiğinden daha yüksek dozda E vitamini içeren hapların faydalı olmadığı hatta kemikler için zararlı dahi olabileceği konusundaki bulguların arttığına dikkat çekiyor.


Kaynak: BBC / Nature Medicine (06 Mart 2012)


Efulim 7 Mart 2012 14:37

Antikorlar Alzheimer'a umut oldu
Alzheimer'a yol açan, iki sinir hücresi arasındaki iletişim bölgeleri sinapsların bozulmasını durduran bazı antikorlar bulundu.

İngiltere'deki University College'dan Patricia Salinas ve ekibinin fareler üzerinde yaptığı araştırma söz konusu antikorların, birikimi Alzheimer'a yol açan beta amiloid peptidine yakın Dkk1 proteininin faaliyetini etkisiz hale getirdiğini gösterdi. Amerikan ''Journal of Nerouscience'' dergisinde yayımlanan araştırmada, antikorlarla ''tedavi edilen'' farelerin beynindeki sinapsların ''sağlıklı kaldığı'' belirtildi.

Salinas, bu sonuçların Alzheimer tedavisinin bulunması umudunu artırdığını vurguladı. Daha önce yapılan araştırmalarda, alzheimer nedeniyle ölen kişilerin beyin dokularından alınan örneklerin Dkk1 proteininin yüksek oranda olduğunu gösterdiğini belirten Salinas ancak şimdiye dek bunun ne anlama geldiğinin bilinmediğine dikkati çekti.
Araştırmacılar, beta amiloid peptidinin, sinapslarda bozulmaya yol açan Dkk1 proteininin üretimine neden olduğunu belirledi.


Efulim 8 Mart 2012 12:59

TEB’den ilaçta katılım payı açıklaması
İlaçta katılım paylarının yüzde 1'e kadar düşürülmesinin, katılım payından muaf tutulan kronik rahatsızlığı bulunan hastalardan da katılım payı alınmasının önünü açacak bir uygulama olduğu belirtildi.

ANKARA - Türk Eczacıları Birliği (TEB) Merkez Heyetinden yapılan yazılı açıklamada, dün akşam Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından İntibak Yasası'nın onaylandığı belirtildi. ''İçeriğinde emeklileri olumlu yönde etkileyeceğini düşündüğümüz düzenlemeler bulunan İntibak Yasası, aynı zamanda bazı olumsuz durumları da içeriğinde barındırmaktadır'' ifadesine yer verilen açıklamada, ilaçta katılım paylarının yüzde 1'e kadar düşürülmesinin ''ilk bakışta ilaçlardan katılım payı alınmayacakmış gibi görünmesine rağmen katılım payından muaf tutulan kronik rahatsızlığı bulunan hastalardan da katılım payı alınmasının önünü açacak bir uygulama'' olduğu ileri sürüldü. Açıklamada, şunlar kaydedildi:
''Sürekli ilaç kullanması gereken kronik hastalık sahibi raporlu hastalar, maddi olarak çok yüksek meblağlara denk düşen ilaçlarının belirli bir kısmını ceplerinden ödeyerek almak zorunda kalacaklar. Asgari ücretle geçinmek durumundaki kanser, şeker, tansiyon ve kronik rahatsızlığı bulunan hastaların öngörülen bu katılım payını ödeyecek olmaları biz eczacıları şimdiden endişelendirmiştir.''

''SAĞLIK, YAŞAM HAKKININ AYRILMAZ BİR PARÇASIDIR''
Anayasanın 56. maddesinin, herkese sağlıklı bir yaşam hakkına sahip olduğunu ifade ederek, bireylerin beden ve ruh sağlığının korunması ve toplum sağlığının geliştirilmesini devletin güvencesi altına aldığı bildirilen açıklamada, şu görüşlere yer verildi:

''Sağlık hakkı aynı zamanda anayasanın 17. maddesinde yer alan ve evrensel ölçekte temel haklar arasında sayılan yaşama hakkının ayrılmaz bir parçası ve ön koşuludur. Bu anlamda raporlu hastaların ilaçlarından da katılım payı alınmasına ilişkin düzenleme, anayasanın söz konusu hükümlerine ve temel insan haklarına aykırı olduğu gibi, insan hayatını ve halk sağlığını ciddi biçimde tehdit edecek sonuçlara gebedir. Zira söz konusu kronik hastaların yaşamlarını sürdürebilmeleri bu ilaçları temin edebilmelerine bağlıdır. İnsan hayatı gibi büyük önem arz eden bir hususta, sadece tasarruf hedefi çerçevesinde ekonomik kriterler baz alınarak düzenlemeler yapılması sağlık hakkının özünü zedeleyen bir yaklaşımdır.
Raporlu hastalardan katılım payı alınmamasının amacı; sürekli ilaç kullanmak zorunda olan ve pahalı olması nedeniyle mali bakımdan bu yükü taşıyamayacak olan ağır kronik hastaların ilaç harcamalarının Anayasa'nın 2. maddesinde ifadesini bulan Sosyal Devlet anlayışının gereği olarak kamu tarafından karşılanmasıdır.''
TEB olarak, bu düzenlemeden bir an önce vazgeçilmesini talep ettikleri belirtilen açıklamada, şu ifadeler kullanıldı: ''Sağlığa ilişkin kararlarda Sağlık Bakanlığının tekrar asli karar organı haline gelmesi, sağlık alanının vazgeçilmez bileşenleri olarak kamusal görev ifa eden sağlık meslek örgütleri ve sağlık hakkı çerçevesinde faaliyet gösteren diğer sivil toplum örgütleri ile hareket etmesi; halk sağlığını gözeten bütünsel, gerçekçi ve ortak politikalar geliştirmesi gerektiğine inanıyoruz.''



nötrino 11 Mart 2012 10:24

Rejeksiyon Tedavisinde Kök Hücre
 
Böbrek Reddine Kök Hücre Umudu

Böbrek nakli yapılan hastalara kök hücre enjekte edilmesinin, böbrek reddini önlemek için kullanılan ilaçlara ihtiyacı ortadan kaldırabileceği belirtildi. ABD'deki Louisville Üniversitesi Hastanesi ile Chicago'daki Northwestern Memorial Hastanesi'nde yapılan denemelerde, bir dizi hastada başarı sağlandığı açıklandı.

Bilim ve Dönüşümsel Tıp Dergisinde yayımlanan araştırma sonuçları, hastaların büyük bölümünün yeni tedavi sonrası böbrek reddi (rejeksiyon) ilaçlarını düzenli olarak almasına gerek kalmadığını gösteriyor.Araştırmacılar, bunun organ naklinde büyük önem taşıdığı görüşünde. Organ nakli sırasında yaşanan en büyük sorunların başında vücudun, yabancı olarak algıladığı yeni organa karşı savaşma riski geliyor.

Bunu önlemek için hastalar, hayat boyu bağışıklık sistemlerini baskılayan güçlü ilaçlar içmek zorunda kalıyor. Bu ilaçlar, hasta vücudunun organı reddetmesini engelliyor ama yüksek tansiyon, diyabet ve ciddi enfeksiyon riskini de beraberinde getiriyor.

Önce Bağışıklık Sistemi Baskılanıyor

Yeni yöntemde ise canlı vericiden bağışlanan organın yanında kök hücreler de alınıyor. Organ nakli yapılacak hastanın bünyesi, radyoterapi ve kemoterapi yoluyla kendi bağışıklık sistemlerini baskılayacak şekilde operasyona hazırlanıyor. Bir kaç gün sonra da hastaya kök hücre ve organ nakli yapılıyor.Uzmanlar, bu yeni yöntemin, organ reddini önleyecek yeni sistemler ve ilaçlar geliştirilmesi açısından umut verdiğini söylüyor.


Kaynak : BBC Türkçe / Bilim ve Dönüşümsel Tıp Dergisi (09 Mart 2012,10:37)


nötrino 19 Mart 2012 10:36

Ağrılar İçin Yeni Molekül
 
Morfine Doğal Rakip Çıktı

Bir grup fransız araştırmacının geliştirdiği yeni metodun vücuda ekstra bir dayanma kuvveti vereceği umud ediliyor.Vücudumuz acı hissetiğinde doğal bir ağrı kesici olan enkephalin salgılamaya başlıyor. Ancak bu madde yalnızca 20 saniye etki ediyor. Çünkü vücudumuzda bulunan enzimler enkephalini değiştiriyor.

Geçici Etkiyi Kalıcı Etkiye Çevirecek

Euronews'un haberine göre; yeni tedavi yönteminde enzimler kontrol altına alınarak, enkephalin moleküllerinin salgılandığı gibi kalmasını sağlayacak ve böylece moleküller ağrıyı bastırmaya devam edecek.


Kaynak: Ntvmsnbc / Euronews (19 Mart 2012,09:32)


Efulim 30 Mart 2012 13:09

6 yaş altına öksürük şurubu yasak
 
6 yaş altına öksürük şurubu yasak
Dünyada etkisi tartışılan ve ciddi hastalıkları perdelediği belirtilen öksürük şurupları Belçika'da 6 yaş altı için yasaklandı. Türk doktorlar da Boğmaca dışındaki hiçbir vakada kullanılmaması gerektiğini söylüyor.

Dünyada öksürük şurupları tartışılmaya başlandı. Belçika hükümeti yeni aldığı kararda çocuktaki ciddi hastalıkları perdelediği ve yaşam kalitesine herhangi bir katkısı da bulunmadığı için 6 yaş altındaki çocukların reçetelerine öksürük şuruplarının yazılmasını yasakladı. Sabah’ın haberine göre Türk doktorlar da artık öksürük şuruplarını kolay kolay reçetelerine yazmadıklarını söylüyor. Türk doktorların bu konudaki görüşleri şöyle:

PROF. CANBERK: KARAR DOĞRUDUR
Prof. Dr. Aykan Canberk/ İstanbul Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi: Çoğu öksürük şurubunda dextromethorphan gibi balgam söktürücü fakat aynı zamanda kişide uyku eğilimi yaratan katkı maddesi var. Fenilpropanolamin ve türevleri gibi boğazda ve burunda ödem giderici, sempatik sistemi etkileyebilen katkı maddesi var. Bu da küçük çocukta çarpıntı, terleme, huzursuzluk, uykusuzluk gibi yan etkilere sebep oluyor. Bazı şuruplara ise öksürük refleksini azaltmak, gıcıktan koruyarak öksürük krizlerini önlemek amacıyla kodein katılmıştır. Ancak boğmaca dışında kullanılması sorunlar yaratabilir. Bu karar çok doğru bir karardır. Çocukların olduğu kadar koroner kalp hastalığı, hipertansiyon ve şeker hastalığı olan yetişkinlerin de bu ilaçları kullanmamaları gerekiyor.

PROF. NAYIR: İÇLERİNDE 12 ETKEN MADDE VAR

Prof. Dr. Ahmet Nayır/ İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastalıkları Uzmanı: 18 ayın altındaki çocuklara, gripte öksürük şurubu verilmez. Bu şuruplarında adrenalin türevleri etken maddeler var. Ailenin zorlamasıyla yazıyorduk. Belli bir dönem ödemi kurutuyor. Ama ilaçların içinde 12 tane etken madde olması önerilen bir şey değil. Ağrı kesici, ateş düşürücü, antihistamikler gibi... Vitamin, parasetamol ve istirahat vermek zaten yeterli. Gribi ilaçlarla değil; burun damlası, buğu, ateş düşürücü ile kesmek lazım.

PROF. MOCAN: BEYNİ ETKİLİYOR
Prof. Dr. Hilal Mocan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı: Öksürük şurubu beyin üzerinde etkili olur. Öksürük doğal bir şeydir. Öksürük şuruplarının bir çeşidi beyin üzerinde etkili olur. Diğeri de balgamı parçalayıp artırır. Çocukta koyu renkli balgam varsa, şurup günde 1-3 kez olacak şekilde balgamı yumuşatma şeklinde kullanılabilir. Biz buna balgam söktürücü diyoruz. Bu, balgamın akciğere çökerek bataklık yapma riskini azaltır. 5-10 gün ilaç kullanmak iyi değil. Şimdi doğal maddelerden oluşan şuruplar var. Bunlar kullanılabilir.


Efulim 31 Mart 2012 16:18

'Zararlı bal'a internet tedbiri
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), tüketicileri aldatan ve sağlık için tehlikeli madde riski barındıran bal ürünleri satılan 10 internet sitesini Güvenli İnternet Hizmeti kapsamından çıkardı.

BTK Başkanı Tayfun Acarer, son günlerde bazı bal ürünlerinin sağlık için tehlikeli madde riski barındırdığına ve bu ürünlerin internet siteleri üzerinden de satışı yapıldığına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın tespitleri olduğunu hatırlattı. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından söz konusu bal ürünlerini sattığı belirlenen 10 web sitesinin kendilerine bildirildiğini belirten Acarer, kullanıcıların mağdur olmaması için tüketicileri aldatan ve sağlık için tehlikeli madde riski barındıran ürünlerin satışının yapıldığı tespit edilen söz konusu web sitelerinin Güvenli İnternet Hizmeti dışına alındığını kaydetti.
Acarer, böylece Güvenli İnternet Hizmeti abonesi olan kullanıcıların, sağlığa zararlı ürün satışı yapan bu tür internet sitelerinden korunduğunu ifade etti.



nötrino 1 Nisan 2012 11:51

Kanser Tümörlerini Küçülten Antikor
 
Mucize Antikor İnsanlarda Denenecek

Bilim insanları, fareler üzerinde denenen bir ilacın karaciğer, beyin, yumurtalık, kolon, idrar kesesi ve prostat kanseri tümörlerini ciddi ölçüde küçültebildiğini hatta yok edebildiğini belirtti. Fareler üzerinde denenen ilaç, tümörlü hücrelerin bağışıklık sistemi tarafından tesbit edilmesini engelleyen korumalarını ortadan kaldırarak, bağışıklık sistemini kanser hücrelerini yok etmesi için harekete geçmeye zorluyor.

Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde biyolog olan Irving Weismann, 10 yıl önce lösemi hücreleri üzerinde yaptığı araştırmada, kanserli hücrelerin CD47 olarak bilinen bir proteini sağlıklı hücrelere kıyasla çok daha fazla ürettiğini tesbit etti.

Weismann ve meslektaşları, CD47 proteinin bir işaretleyici olarak sağlıklı hücrelerin de üzerinde bulunduğunu ve bağışıklık sisteminin işaretlediği hücreleri fark etmemesini sağladığını fark etti.

Bloke Edici Antikor

Kanser hücreleri, CD47 proteini sayesinde gizlenerek bağışıklık sisteminin saldırısından korunuyorlardı. Weissman, CD47 proteinini bloke eden bir antikor kullanarak, farelerin bağışıklık sistemini kanser hücrelerine karşı uyarmayı başardı ve lenf ile lösemi kanseri olan farelerin bazılarını tedavi etti. Weismman ve meslektaşları, yaptıkları deneylerde CD47 bloke edici antikorun birçok kanser çeşidinde etkili olabileceğini tesbit etti.

Science dergisine konuşan Weissman, “Deneylerimiz, CD47’nin etkisinin sadece lösemi ve lenf kanseri için sınırlı olmadığını gösterdi... İnsanlarda görülen her tümörde etki gösteriyor” dedi. Dahası, Weissman’ın laboratuarında yapılan deneyler, kanser hücrelerinin sağlıklı hücrelere kıyasla daha yüksek seviyede CD47 taşıdığını gösterdi.

Deney Başarılı

Araştırmacılar, CD47’yi bloke etmenin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek için bir deney yaptı. Tümör hücreleri, bir çeşit bağışıklık hücresi olan makrofaj ve anti-CD47 molekülleriyle petri kabına kondu.

Weismann’ın geliştirdiği antikor olmadığında, makrofajlar kanser hücrelerini görmezden geldi. Ancak CD47 petri kabına eklendiğinde ve anti CD47 molekülleri tarafından bloke edildiğinde, makrofajlar kanser hücrelerine saldırdı ve hepsini yok etti. Bu deney, tüm tümör çeşitleri üzerinde aynı etkiyi gösterdi.

Fareler Üzerinde Denendi

Yapılan ilk deneyde elde edilen başarının ardından, Weismann ve meslektaşları insandan alınan tümörü, kolay gözlemleyebilmek için bir farenin ayağına nakletti. Fareler anti-CD47 ile tedavi edildiklerinde, tümör küçüldü ve vücudun geri kalanına sıçramadı.

İnsan idrar kesesi tümörü nakledilen 10 fare tedavi görmediğinde, kanser hücreleri lenf bezlerine sıçradı. Öte yandan, anti-CD47 ile tedavi edilen diğer 10 farenin sadece bir tanesinin lenf bezinde kanser tehdidi oluştu.

Tedavi edilen farelerde tümör boyutu her zaman küçülürken, kolon kanseri olan farelerde tümörün boyutu üçte birinden daha da küçük bir hale geldi. Meme kanseri tümörü bulunan beş fare ise CD47 antikoru sayesinde kanser hücrelerini tamamen yok ederken, tedavinin sona ermesinin ardından gelen dört ay boyunca kanser belirtisi göstermedi.

Weismann, CD47 antikoru ile vücuda yayılan tümörleri bile çok küçük boyutlara indirgeyebildiklerini, hatta yok edebildiklerini belirtti.

Uzmanlar Temkinli

Araştırma ekibi, Proceedings of the National Academy of Science dergisine verdiği bilgide, CD47 antikoru ile yapılan tedavide makrofajların CD47 taşıyan kan hücrelerine de saldırdığını belirtti. Ancak fareler, tedavide kaybettikleri kan hücrelerini kısa süre içinde yenilemeyi başardı.

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) kanser araştırmacısı olan Tyler Jacks, Weismann ve meslektaşlarının geliştirdiği tedavinin gelecek vaat ettiğini ancak daha birçok testten geçirilmesi gerektiğini ifade etti. Tyler, “Gerçek bir tümörün mikro ortamı, nakledilen bir tümöre kıyasla çok daha karmaşık... Gerçek bir tümör dış etkilere karşı koymak için daha güçlü bir bağışıklığa sahip olabilir” dedi.

Science dergisine konuşan Jacks, CD47 antikorunun mevcut tedavilerle ne kadar iyi uyum göstereceği konusunda da birçok test yapılması gerektiğine dikkat çekti. Jacks, kemoterapide sağlıklı hücrelerin çok fazla CD47 üretebileceğini, bu yüzden kemoterapinin ardından CD47 antikoru tedavisinin fayda getirmeyebileceğini belirtti.

Weismann ve ekibi, CD47 antikoru deneylerini insanlar üzerinde başlatmak için California Yenileyici Tıp Enstitüsü’nden 20 milyon dolarlık bağış aldı. Weismann, “Elimizde yeterince veri var... Bu yüzden testlere insanlar üzerinde başlamak konusunda kendimize güveniyoruz” dedi.


Kaynak: Ntvmsnbc / Proceedings of The National Academy of Science (01 Nisan 2012,09:52)


Efulim 2 Nisan 2012 22:08

Diyet gurusu Fransa'yı ayağa kaldırdı

Ünlülerin diyetisyeni olarak bilinen Fransız diet gurusu Pierre Dukan, çocuklar için önerdiği beslenme programıyla büyük tepki topladı.

Zayıf öğrencilerin, kilolu öğrencilere kıyasla sınavlarda daha yüksek puan alması gerektiğini savunan Dukan, ahlak değerlerini ihlal etmekle suçlandı. Dukan, Ocak ayında öğrencilelerin “ideal kilo” adında ek bir sınava tabi tutulmasını, böylece ideal kilolalarını öğrenmeleri gerektiğini söyledi. Fransız diyetisyen ayrıca, öğrencilerin bu sınavda alacağı notun lise diploması notuna dahil olması gerektiğini savundu.
Fransız uzmanlar ise Dukan’ın açıklamalarına tepki göstererek, diyetisyenin ifadelerinin aşırı kilo ve iştahsızlık sorunu yaşayan çocukları olumsuz etkileyebileceğini ifade etti.

Uzmanlar ayrıca, Dukan’ın, “kamuda olumsuz etkilere neden olabilecek görüşlerine dikkat etmesini gerektiren” tıp ahlakı kuralını ihlal ettiğini belirtti. Dukan, kendisine milyonlarca dolarlık gelir sağlayan diyetini çocuklara uygun gördüğü için de eleştirildi.

AŞIRI KİLOLARA SAVAŞ AÇTI
Dukan, Fransız basınında aldığı ağır eleştiriler üzerine kendisini savunarak, “Gençleri beslenme konusunda bilinçlendirmek yanlış bir şey değil... Benim sözlerim zaten ideal kiloya sahip olanlar için geçerli değil. Aşırı kiloları olanları da motive etmeye çalışıyorum” dedi.
Dukan’ın tartışmaya neden olan sözleri, Fransız nüfusunun neredeyse yarısının aşırı kilo sorunu yaşadığını gösteren bir araştırmanın yayımlanmasını takip etti. Geçtiğimiz yıl yapılan araştırmada, Fransızların halen Avrupa’nın ‘en ince’ ikinci ülkesi olduğunu belirtilmiş ancak, halkın giderek fast food ile paket içinde hazır sunulan ve ısıtılarak yenilen “TV akşam yemeğine” bağımlı hale geldiklerini göstermişti.
Araştırma, Fransızların en çok 1990’lı yıllarda kilo aldığını ve 1992-2003 yılları arasında Frasızların kilosunun yüzde 10 arttığını ortaya koydu.

ÜNLÜLER DUKAN’DAN MEMNUN
Dukan’ın diyetini kullanan ünlüler arasında Jennifer Lopez ve İngiltere’nin Cambridge Düşesi’nin annesi Carol Middleton’da var. Middleton, Ekim 2010’da, “Dukan’ın diyetini dört gündür uyguluyorum ve yaklaşık iki kilo verdim” demişti.
Haftada üç kiloya kadar kilo kaybı vaat eden Dukan diyeti, ilk haftasında protein ağırlıklı ve sıfır yağ içeren süt ürünlerinin tüketilmesini öngörüyor. Diyeti kullananların yüzde 40’ı, diyetin ardından bir daha hiç kilo almadıklarını öne sürüyor. İngiltere Diyet Derneği, Dukan’ın diyetinin sağlığa zararlı olduğunu ve kesinlikle uygulanmaması gerektiğini savundu.


nötrino 5 Nisan 2012 12:19

Dişlere Yerleştirilmek İçin Geliştirilen Nano Algılayıcı
 
Dişlere Nano Algılayıcı

Princeton ve Tufts Üniversiteleri araştırmacıları tarafından dişlere yerleştirilmek için geliştirilen algılayıcı, tükürükteki bakterileri tesbit edecek. Nanoteknolojinin sıkça yararlandığı iyi bir iletken olan grafenden yapılan algılayıcı, araştırmacıların öne sürdüğüne göre, tükrükteki hücreleri tek tek analiz etme kapasitesine sahip olacak.

Michael McAlpine’nin başını çektiği araştırma ekibi, ağız temizliğinde atılım sağlayabilecek teknolojileri üretmek için, ilk olarak grafen nano algılayıcıları ipeğin alt katmanlarına yerleştirdi. Ardından, nano algılayıcıya güç sağlamak için elektrot ve bobin eklediler. Sonuçta, diş ve diğer biyolojik materyallere aktarılabilecek bir algılayıcı elde edilmiş oldu.

Bakterilerin tesbit edilebilmesi için, grafene bakterilere yapışan, mikrop öldürücü peptidler eklendi. Böylece, bataryasız ve kablosuz, bakterileri yerinde tesbit edebilen bir nano algılayıcının son girdisi de tamamlanmış oldu. İpek üzerine işlenmesi sayesinde ise nano algılayıcı diş dışında yumuşak dokular üzerinde de kullanılabilecek. Bilim insanları tarafından, bu özelliğin test edilmesi için tüyleri yolunmuş bir tavuk kullanıldı.

Yeni Bir Biyomedikal Cihaz mı?

McAlpine, geliştirdikleri nano algılayıcının, antibiyotiklere direnci olan bakterilerin çoğalabildiği hastane ve tesislerde kullanılabileceğini belirtti. Araştırma ekibi, nano algılayıcıyı bir IV torbasına (sıvı ile yapılan tedavilerde kullanılan, serum konan torbalar) taktı ve torbanın içini bakteri bulunduran solüsyonla doldurdu. Nano algılayıcı, hastane ortamında yaşayabilen bakterileri tesbit etmeyi başardı.

Nature Communications dergisinde yayımlanan araştırmada öne çıkan en büyük sorun, nano algılayıcının diş fırçalama esnasında kolayca yerinden çıkabilecek olması. Bu sorun henüz giderilmeyi beklese de, her yerde kullanılabilen tıbbi algılayıcılar alanındaki ilerlemeler devam ediyor.


Kaynak : Ntvmsnbc / Nature Communications (04 Nisan 2012,14:41)


bekirr 23 Nisan 2012 10:44

Sağlık Bakanlığı'nın Deşifre Ettiği Markalar
 
Sağlık Bakanlığı'nın Deşifre Ettiği Markalar

Sağlık Bakanlığının Açıklaması
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının yaptığı kontroller sonucunda, sahip olduğu bilgileri, 5996 Sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanun’unun 31!inci maddesinin 6'ncı fıkrası uyarınca kamuoyunun bilgisine sunabileceği hükme bağlanmıştır.

Dikkat! Bunlar Hileli Sucuk Markaları
Ayrıca, 17 Aralık 2011 tarihli Gıda ve Yemin Resmi Kontrolüne Dair Yönetmeliğin 8 inci maddesi gereğince laboratuvar sonucu ile taklit ve tağşiş yapıldığı kesinleşen gıda ve yemi üreten/ithal eden firmanın adı, ürün adı, markası, parti ve/veya seri numarasının Bakanlık resmi internet sitesinde Bakanlıkça kamuoyunun bilgisine sunabileceği hükmü çerçevesinde, laboratuvar sonuçları olumsuz bulunan ürün/firma bilgileri aşağıda yer almaktadır.
Kamuoyunun bilgisine sunulur.


1. Akgökseller Gıda ve Süt Mam. Tar. Ürn. Canlı Hay. Oto. Taş. San. ve Tic. Ltd. Şti.Konya
  • Yağlı Tulum Peyniri - (Nişasta ve Bitkisel Yağ Tespiti) - Hasan Dede
2. Birsen Güven Gıda San. ve Tic. A.Ş. Kayseri
  • Tam Yağlı Tulum Peyniri - (Bitkisel Yağ Tespiti) -Yalçıntepe
3. Güldemce Gıda İnş. Otomotiv San. Tic. Ltd. Konya
  • Yağlı Tulum Peyniri - (Bitkisel Yağ Tespiti) - Güldemce
4. Efraim Usta Lokantası Nazım ÇAKMAK Çınarlı Mh. N. Erim Cd. Kayacı Sk. No:2 İzmit/KOCAELİ
  • Pişmiş Dana Kavurma - (Tek Tırnaklı Eti) - Yemek
5. Etsan Gıda Sanayi A.Ş Tepeören-Tuzla/İSTANBUL
  • Acılı Kangal Sucuk %100 Dana Eti - (Kanatlı Eti Tespiti) - Apikoğlu
6. Karizma Beşler Et Tesisleri Kemerburgaz Cad. No 76 Kağıthane /İSTANBUL
  • Soyulmuş Sosis - (Yabancı doku, iç organ tespiti) - Uludağ
7. Marmaratürk Bitkisel ve Organik Ürünler
  • Süzme Çiçek Balı - Bal Teknesi - 001
8. Nurs Lokman Hekim Gıda Tarım Bitki Med. San. Tic. Ltd. Şti.
  • Süzme Çiçek Balı - Balderesi
9. Tuana Bitkisel Ürünler Kozmetik Gıda İnş. San. Dış Tic. Ltd. Şti.
  • Süzme Çiçek Balı - Balderesi - 02 - 27.03.2012
9. Kayserilioğulları Gıda Sanayi Ticaret Ltd. Şti
  • Süzme Çiçek Balı - Oskar
10. Tadaban Gıda Sanayi İç ve Dış Ticaret Ltd. Şti
  • Süzme Çiçek Balı - Maxitat - 0106


Efulim 13 Mayıs 2012 12:33

İlk rahim naklinde kritik tarih
Dünyada ilk kadavradan rahim naklinde hamilelik için geri sayım başladı. Operasyona imza atan Prof. Ömer Özkan ve Prof. Münire Erman Akar, Ağustos’ta dondurulmuş embriyonun Derya Sert’in rahmine yerleştirilebileceğini söyledi. Hedefte canlıdan rahim nakli var.

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 9 Ağustos 2011’de yapılan ve Türkiye’yi tıp literatürüne taşıyan dünyada kadavradan ilk rahim naklinde süreç hamileliğe doğru gidiyor. Ameliyatın birinci yılında daha önceden dondurulmuş embriyonun 21 yaşındaki Derya Sert’in rahmine yerleştirilmesi planlanıyor.
Türkiye’yi sağlıkta Nobel adaylığına taşıyacağı düşünülen naklin ilk uluslararası bilimsel sunumu (TJOD) Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği’nin 10. Ulusal Kongresi’nde yapıldı. Nakil ekibinin başındaki isim Prof. Dr. Ömer Özkan, sunumun hem Türkiye hem de dünya açısından önemli olduğunu, çok sayıda yabancı bilim insanına nakli anlattıklarını söylerken, TJOD Başkanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil, “Önceden bu tür şeyleri biz yurt dışına gidip onlardan öğreniyorduk, şimdi onlar buraya gelip bizden öğreniyor” dedi.

"BAŞARI İÇİN BEBEK ŞART"
Nakli gerçekleştirenlerden Prof. Dr. Münire Erman Akar ise 2002'de canlıdan yapılan operasyonda nakledilen rahmin 99 gün yaşadığını, Türkiye’deki naklin ise 270 günü geride bıraktığını belirterek, “Umarız gebelik gerçekleşir ve bir dahaki sunumu bebeğimizle birlikte yaparız. Çünkü bebek sahibi olmadan nakilde başarılı olduğumuzu düşünmüyoruz” diye konuştu.

NORMAL YOLLA HAMİLELİK VE DOĞUM MÜMKÜN DEĞİL
Nakil öncesi hastadan alınan yumurta ile eşinden alınan spermin birleştirilmesiyle oluşturulan embriyo donduruldu. Tüp bebek yöntemiyle gerçekleştirilecek olan hamilelik için Derya Sert’in hazırlandığını belirten ve “Hasta normal adet görüyor ve cinsel aktivitesine izin veriyoruz, şu anda herhangi bir sorun yok” diyen Prof. Akar, sonuç olumlu olursa doğumun da sezaryenle yapılacağını söyledi. Prof. Özkan, doğuştan rahmi ve cinsel organı bulunmayan hastaya bağırsaktan cinsel organ da yapıldığını söyledi. Naklin özel izinle yapıldığını hatırlatan Özkan, yeni nakillerin yapılabilmesi için hamilelik oluşması ve mevzuat çıkarılması gerektiğini vurguladı.

SIRADA CANLIDAN RAHİM NAKLİ VAR
Rahim nakli için yurt içinden ve dışından çok sayıda talep olduğunu belirten Özkan, dünya tıp çevrelerinin de kendilerini yakından takip ettiğini söyledi. “İsveç ve Japonya'dan uzmanlar üniversitemizden nakille ilgili bilgi alıyor” diyen Özkan ve ekibinin, bundan sonraki hedefi ise canlıdan rahim nakli. Özkan, “Önümüzdeki yıllarda canlıdan rahim nakli de yapılacak. Bunun için hem mevzuat hem de diğer alanlarda çalışmalar sürüyor. Bundan da çok umutluyuz” ifadesini kullandı.

KİMLER RAHİM NAKLİ YAPTIRABİLİR?
Rahim nakli doğuştan rahmi bulunmayanlar ile herhangi bir kaza veya hastalık nedeniyle rahmini kaybedenlere yapılıyor. Doğuştan rahmin olmaması 5 binde bir görülüyor. Rahim nakline en fazla 45 yaşına kadar izin veriliyor, bir diğer şart ise yumurtalık rezervinin düşük olmaması.
TJOD Kongresi’nde dikkat çekilen konulardan biri de dünyada ve Türkiye’de artış gösteren sezaryen oranlarıydı. Türkiye’de oranın yüzde 45 olduğunu vurgulayan Prof. Dr. İsmail Mete İtil, sorunun çözümü için Sağlık Bakanlığı ile bir aksiyon planı hazırlandığını söyledi
.
“BAŞBAKAN 3 ÇOCUK SÖZÜYLE GENÇ NÜFUSU KORUYOR”
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 3 çocuk önerisinin sorulması üzerine ise Prof. İtil, “Sayın Başbakan o sözü nüfusun sağlıklı gelişmesi için söylüyor. Genç nüfusu korumak adına doğru bir söz, çünkü artış belli oranda olmazsa yaşlı nüfus oranı artar” değerlendirmesini yaptı.


Efulim 15 Mayıs 2012 10:11

Türkiye’nin 4’üncü yüz nakli
Türkiye'nin dördüncü yüz nakli ameliyatı, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'nde yapılıyor. 19 yaşındaki Tevfik Yılmaz'dan alınan yüz, 34 yaşındaki Turan Çolak'a naklediliyor.

Türkiye'nin dördüncü yüz nakli operasyonu kapsamında Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan başkanlığındaki ekip, 19 yaşındaki Tevfik Yılmaz'ın yüzünü 6 saat süren bir operasyonla aldı. Yüz, daha sonra Uşak'tan Antalya'ya getirildi.

Saat 06.26'ta hastaneye giriş yapan Prof. Dr. Ömer Özkan başkanlığındaki ekip, vakit kaybetmeden ameliyata girdi. Tevfik Yılmaz'dan alınan yüz, Turan Çolak'a nakledilmeye başlandı. Organları taşıyan Prof. Dr. Ömer Özkan, asansörde gazetecilere yaptığı açıklamada sadece yüzü aldıklarını ve her şeyin hazır olduğunu söyledi.

Ameliyata Prof. Dr. Ömer Özkan'ın yanı sıra Akdeniz Üniversitesi Reanimasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necmiye Hadimoğlu, Akdeniz Üniversitesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi ve Estetik Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Özlenen Özkan, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Koray Coşkunfırat ile çok sayıda asistan doktor katıldı. İzmir'in Ödemiş ilçesinde yaşayan 34 yaşındaki Turan Çolak'ın 3.5 yaşındayken ocağa düşmesi sonucu yüzünün ve kulaklarının tamamen yandığı öğrenildi.




Efulim 17 Mayıs 2012 22:39

Da Vinci ile kanser ameliyatı
Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde baş ve boyun bölgesindeki kanser hücreleri hassas neşter teknolojili Da Vinci robotuyla alındı.

''Da Vinci'' robotuyla bu alanda yapılan ilk ameliyat, 80 yaşındaki gırtlak kanseri tanılı hastaya, Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak-Burun-Boğaz Eğitim Kliniği Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Murat Karaşen'in başkanlığındaki ekip tarafından yapıldı. Ameliyatta hastanın boynuna müdahale yapılmadan, sadece ağzından robotla girilerek tümör başarıyla çıkarıldı. İkinci ameliyatta da bademcikte gelişen derin yerleşimli kanserli tümör, robot sayesinde çeneye dokunmadan alındı.

Prof. Dr. Karaşen, robotik cerrahi ameliyatlarının Türkiye'de üroloji, kadın doğum, genel cerrahi gibi belli branşlarda olduğu gibi kulak, burun ve boğazda da yapıldığını ifade etti. Karaşen, 80 yaşındaki hastaya ''Da Vinci'' robotuyla yapılan gırtlak kanseri ameliyatının ise baş boyun kanserleri alanında İstanbul'un ardından Ankara'daki ilk uygulama olduğunu bildirdi.

HASTA KISA SÜREDE AYAĞA KALKIYOR
Baş-boyun kanserlerinden bademcik kanseri gibi bazı tümörlerin klasik yöntemlerle ulaşılması zor derin yerleşimli olduğunu ve çenenin ortadan ikiye ayrılarak yapıldığını ifade eden Karaşen, ameliyat süresinin de doğal olarak çok uzun olduğunu anlattı.
''Da Vinci'' robotuyla gerçekleştirilen ameliyatların hastanın kısa sürede ayağa kalkmasını sağladığını belirten Karaşen, robotun ''hassas neşteri'' sayesinde, tümöre ulaşmanın çok kolay olduğunu, sağlam ve tümörlü dokunun birbirinden hassas şekilde ayrılabildiğini söyledi.
Karaşen, ''Robotik cerrahi sayesinde 5-6 saatlik ameliyat yerine, hastanın çenesine dışarıdan müdahale olmadan, ağız içine girerek 40 dakika gibi kısa sürede ameliyatı tamamlıyoruz'' diye konuştu.
Prof. Dr. Karaşen, ''Da Vinci'' robotunun, genellikle baş boyun bölgesinde normal cerrahi yöntemlerle ulaşımı zor bademcik, dil kökü, gırtlak kanserlerindeki derin tümörlerin çıkarılmasında hem hasta hem de doktora büyük konfor sağladığını kaydetti.

İKİ HASTANE İŞBİRLİĞİNE GİTTİ
Prof. Dr. Karaşen, Sağlık Bakanlığı'na bağlı iki hastane Keçiören Eğitim Araştırma Hastanesi ile Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi arasında robotik cerrahi alanında önemli işbirliğinin sağlandığını ifade etti. Karaşen, şunları kaydetti:
''Robotik cerrahi teknolojisi, Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde olduğu için kendi hastanemizdeki hastamızı buraya getirerek ameliyat ettik. Bu işbirliği, Türkiye'de sağlık hizmetleri açısından çok önemli ve bu işbirliğinin gerçekleşmesine katkısı olan başta Sağlık Bakanı Recep Akdağ olmak üzere tüm yöneticilere teşekkür ederim.''
Baş-boyun kanserlerine yönelik ilk iki ''robotik cerrahi'' uygulamasının kendi ekipleri tarafından yapıldığını dile getiren Karaşen, ''Ameliyatlarımız çok başarılı. Hastalarımız inanılmaz hızla iyileşiyor. Ağrıları çok az, rahat konuşuyorlar ve beslenmeye başladılar'' dedi.
Karaşen, Türk tıp camiasının dünya standartlarını her yönü ile yakaladığını belirterek, ''Türkiye'nin tıp alanında bu aşamaya gelmesi biz hekimleri son derece gururlandırıyor'' diye konuştu.


Efulim 23 Mayıs 2012 11:37

Meme kanserinde 9 yeni gen
İngiltere'de araştırmacılar, meme kanserinin gelişimine neden olan 9 yeni gen bulduklarını açıkladı.

100 kanser hastası üzerinde gen taraması yapan araştırmacılar, mutasyona uğrayan genlerin hastadan hastaya farklılık gösterdiğini belirtti. Bilimcilere göre meme kanserinin bu yüzden çeşitlilik gösterdiği sonucuna vardı. Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türü. Erken teşhisle büyük oranda tedavi edilebilen hastalık için uzmanlar her fırsatta tarama programlarının önemine dikkat çekiyor.



nötrino 5 Haziran 2012 12:55

Kanser Tedavisinde Yeni Gelişmeler
 
Acı Veren Kanser Testleri Tarih mi Oluyor?

İngiltere’de yapılan araştırma, kanser tedavisi gören hastaların yüzünü güldürecek nitelikte. Zira araştırma, acı verici teşhis ve kontrol yöntemlerinin yerini basit bir kan testinin alabileceği umudunu doğurdu.Kanser tedavisinin işe yarayıp yaramadığının anlaşılması ve hastalığın seyrinin takip edilmesi için uygulanan görüntüleme yöntemleri ve cerrahi müdahaleler hastalara sıkıntılı anlar yaşatıyor.

İngiltere’deki Cambridge Araştırma Enstitüsü’nün Kanser Araştırma Birimi'nin yaptığı çalışmayla geliştirilen kan testinin, bu yöntemlerin yerini alabileceği belirtildi. Gazeteport’un haberine göre, yeni geliştirilen kan testi, kanserli tümörlerin takibinde kullanılacak ve binlerce hayat kurtarabilecek.

İngiliz bilim insanlarının geliştirdikleri bu yöntemle, dünyada ilk kez, kanser hastalarındaki ölümcül mutasyonlar kan testiyle tesbit edildi.

Doğru Tedavi Kısa Sürede Belirlenecek

38 hastadan 20'sinde başarılı olan testle, kanser olan bir kadın hastanın 16 ay boyunca farklı tedavilere nasıl yanıt verdiği de gözlemlendi. Böylece testin, doğru tedavi yönteminin bulunmasında da yardımcı olacağı düşünülüyor.

Biyopsiye Gerek Kalmayabilir

Bilim dünyasında ilk kez tüm genlerin analiz edilebilmesini sağlayan testin, beş yıl içinde kullanıma hazır hale gelmesi bekleniyor.Kanser hastalarına şu an uygulanmakta olan rutin kontroller, kanserli dokulardan cerrahi yöntemle, yani biyopsi ile alınan parçaların incelenmesiyle mümkün oluyor.


Kaynak : NTVMSNBC (31 Mayıs 2012,13:57)


Efulim 10 Haziran 2012 18:31

Meme kanserini 3 boyutla yakalayacak
Meme kanserinde erken teşhis tedavi başarısını ve sağ kalım oranını belirliyor. Otomatik ultrasonografik üç boyutlu SOFIA cihazı da hastalığın erken teşhisinde önemli rol oynayan yöntemlerden biri.

Meme kanseri, akciğer kanserinden sonra kadınlarda en sık görülen kanser türü. Meme kanserine karşı en iyi koruyucu yöntem ise erken teşhis; mamografi ve meme ultrasonu da erken teşhis için kullanılan yöntemler. Meme kanserinin erken teşhisinde kullanılan yöntemlerden biri de SOFIA. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Vakfı’na bağlı Academic Hospital son teknoloji ürünü olan otomatik ultrasonografik üç boyutlu meme inceleme cihazı SOFIA’yı hizmete sunmaya hazırlanıyor.Hastanenin Genel Direktörü Prof. Dr. Hakan Tezcan,cihazın meme incelemesini en fazla 10 dakikada ve masaj yatağına uzanmanın rahatlığında yaptığını belirtti. Prof. Tezcan cihazın önümüzdeki günlerde meme kanserinin teşhisinde kullanılacağını söyledi.


nötrino 16 Haziran 2012 12:20

Kök Hücrelerinden Üretilmiş Damar Nakli Ameliyatı
 
Kendi Kök Hücresinden Damar Yapıldı

İsveç'te dünyada ilk kez, ciddi damar tıkanıklığı sorunu yaşayan 10 yaşındaki bir hastaya, kendi kök hücreleri büyütülerek üretilen damar ameliyatla nakledildi.

Bilim adamları, ölü bir hastadan alındıktan sonra tüm hücrelerden arındırılarak sadece boş bir tüp haline getirilen 9 santimetre uzunluğundaki damarda, 10 yaşındaki kızdan alınan kemik iliği hücrelerini 2 hafta süren bir süreç içinde büyüterek bir damar üretmeyi başardı.Üretilen damarı hastaya nakleden doktorlar, damarın kendi kök hücrelerinden üretilmiş olması nedeniyle hastaya doku uyuşmazlığını baskılayacak ilaçlar vermek zorunda kalmadı.

İsveç'teki Göteborg Üniversitesi'nden Suchitra Sumitran Holgersson ve arkadaşlarından oluşan bilimadamlarının, İsveç hükümetinin maddi desteğiyle yürüttüğü çalışma, İngiltere'nin en saygın tıp dergilerinden Lancet internet sitesinde yayımlandı.

Sumitran Holgersson, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Bu, hastalara mahsus olarak üretilmiş organların oluşturulduğu doku mühendisliğinin geleceğidir" ifadesini kullandı.


Kaynak : Gençbilim (15 Haziran 2012,10:42)


Efulim 19 Haziran 2012 16:02

Türkiye'de bir ilke daha imza atıldı

Türkiye’de ilk defa göğüs kafesi yarılmadan yapay kalp kapağı ameliyatı yapıldı.

Bezm-i Alem Vakıf Üniversitesi Hastanesi’de, bir hastanın başvurusu üzerine ilk defa gögüs kafesi yarılmadan ameliyat yapıldı. Normalde göğüs kafesi ya da kasığın kesilerek yapıldığı ameliyatta bu sefer doktorlar, daha basit bir işlemle hastanın kalbine ulaştı. Yapay kapaktaki sorunu tespit eden doktorlar, ameliyat sırasında daha az riskli bu yeni yöntemle kapaktaki açık kısımları kapattı.
Bezm-i Alem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ömer Göktekin, ameliyat öncesi bilgi verdi. Göktekin, “Kalbin üzerinde çok küçük bir pencere açacağız.Yapay kapağın dikildiği yerde kaçak oluşmuş. Bu kaçakları şemsiyeye benzer cihazlarla kapatacağız. İşlem ortalama 1 saat sürecek. Bu işlemi yapmazsak hastanın tümüyle göğsünün açılması gerekecek ve kapağın değişmesi gerekecekti. Fakat daha riskli olacaktı. Biz daha küçük bir riskle kapaktaki o kaçağı kapatacağız.” dedi.

2 GÜN İÇERİSİNDE TABURCU EDİLECEK
Ameliyatın ardından 2 saat sonra hastanın kendine geleceğini ve 2 gün içerisinde de taburcu olacağını belirten Göktekin, bu tekniğin Amerikalı Doktor Ziyati Cazi tarafından geliştirildiğini belirtti.
Amerikalı doktor Ziyati Cazi, ameliyatın detaylarına ilişkin açıklama yaptı. Cazi, “Kalbi açarak küçük plakları yerleştireceğiz. Kapağın etrafındaki ayrıştırmayı yapacağız. Normalde 4-5 saat süren bu ameliyat artık 1 saat sürecek ve kapakta kapatılamayan sorunlar bu yöntem ile iyileştirilecek.” şeklinde konuştu.


nötrino 8 Temmuz 2012 12:52

EV71 Virüsü'nün Neden Olduğu Bilinmeyen Hastalık
 
Esrarengiz Hastalık Hakkında Önemli İpucu

Sağlık yetkilileri, Kamboçya’da 60’dan fazla çocuğun ölümüne neden olan esrarengiz hastalık hakkında önemli bir keşifte bulunduklarını belirtti. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise hemen iyimser olunmaması gerektiğini belirtti.

Pasteur Enstitüsü araştırmacıları, 24 hastadan alınan numunelerin 15’inde Enterovirüs 71 (EV71) tesbit edildiğini belirtti. Dr. Philippe Buchy, “Bu sonuçlar salgın hakkında önemli bilgiler sunuyor” dedi. Kantha Bopha hastanesinden Dr. Beat Richner ise yapılan tesbitin önemli olduğunu ancak salgında başka faktörlerinde rol almış olabileceğini söyledi.

Kamboçya’da son üç ay içinde yaşları 2 ile 3 arasında değişen 66 çocuk Kantha Bopha hastanelerine yatırıldı. Çocuklardan ikisi, ileri derecede nörolojik ve solunum rahatsızlıkları nedeniyle öldü.Richner, “Ölen çocukların ölmeden önceki son saatlerinde, akciğerlerindeki alveollerin tamamen yok olduğunu gördük.. Akciğerdeki ölümcül rahastsızlığın nedenini ve zehirlenmeyle ilgili bir durum olup olmadığını anlamaya çalışıyoruz” dedi.

İleri derecedeki EV71 hastalıklarında etkin bir tedavi yöntemi bulunmadığı gibi tedavi amaçlı bir aşı da geliştirilebilmiş değil. Genetic Vaccines and Therapy dergisinin verdiği bilgiye göre, EV71 ölümcül olmayan seviyede ishal ve el, ayak ile ağızda yaralanma gibi semptomlar ortaya çıkarıyor. Ancak hastalığın daha ilerlemiş seviyelerinde beyne sıvı gitmesi felç ve ölümle sonuçlanabiliyor. Yetişkinler, EV71 virüsüne karşı koyabilse de, çocuklar ya ağır bir hastalık geçiriyor veya ölüyor.

''Sorun Çözülmedi''

Araştırmacılar, çocukları etkileyen bugüne kadar ne olduğu anlaşılamayan hastalığın tesbiti adına önemli bir keşif yapmış olsa da, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), çok daha fazla analiz gerektiğini ve çözümün hemen bulunmuş olmadığını belirtti.

Richner ise DSÖ’nün açıklamasını eleştirerek, “açıklamanın net olmadığını” belirtti. DSÖ’yü panik oluşturmakla suçlayan Richner, “DSÖ’nün dünyaya duyurduğu şey şu: Kamboçya’da yeni ve esrarengiz bir katil var!” dedi.Richner, Kantha Bopha kliniklerinde tedavi gören 75 bin ve hastanelerde yatan 16 bin çocuğa kıyasla, Haziran ayında esrarengiz hastalıktan etkilenen sadece 34 çocuk olduğunu belirtti.


Kaynak : Ntvmsnbc (08 Temmuz 2012,11:55)


SaglikON2 8 Ağustos 2012 13:43

Tıp Bir Mucizeye Daha Tanık Oldu…
 
Tek Yumurtalı, Tek Böbrekli ve Yarım Rahimli Anne…
Songül Dokumacı 33 yaşında 8 yıllık evli bir kadın…
Onu diğer annelerden ayıran özelliklere gelince…
Tek yumurtalık, tek böbrek ve yarım rahimle 8 yıllık mücadelenin ardından hamile kalmayı başarıp kısa bir süre önce oğlu Muhammed Yahya’yı dünyaya getirmesi. Böylece tıp tarihi bir mucizeye daha tanık oldu…



Songül Dokumacı’nın bir yıl önce hasta dosyasında yazanlar şöyle:
*Tek yumurtalık
*Tek böbrek
*Doğuştan yarım rahim
*Erken yaşta yumurtalık yetmezliği
*B12 vitamin eksikliği
*Şeker hastalığına yatkınlık
*Kan pıhtılaşmasında sorun var
*Aşırı kilo
*Bebek sahibi olmak için yapılan tedavilerde iki hamilelik yaşandı, iki hamilelik de üç aylıkken sona erdi ve kürtaj oldu.
Sonuç: Anne olması çok ZOR…
Hasta tablosu olarak hiç ümit vermeyen Songül Dokumacı Bahçeci Sağlık Grubu’nda kişiye özgü doğurganlığı arttırıcı bir takım çalışması başladı.

Kişiye Özel Doğurganlık Nasıl Artırılır?

Aile Hekimi Dr. Murat Berksoy tarafından tıpta ‘Fertility Nutritionist’ olarak ifade edilen doğurganlığın arttırılması yönündeki tedavide; anne adayı için özel bir yaşam biçimi belirlendi, özel beslenme-egzersiz programı hazırlandı ve psikolojik destek verildi.
Songül Dokumacı’ya erken yumurtalık yetmezliği yaşadığı için özel program uygulandı. Kilo verme programına alındı ve 79 kilodan 68 kiloya düşürüldü. Metabolik ve hormonal bozuklukları için ilaç tedavisi ve tedaviyi destekleyici vitamin- mineral destekleri verildi. Kanının akışkanlığını arttırıldı. Bu arada eşi için de sperm kalitesini arttıracak beslenme programı uygulandı, besin destekleri aldı. Çiftin yaşadığı kaygıları kontrol etmelerine yardımcı olundu.

Gebeliğe Hazırlık Tedavisi

Tüm bunların ardından Bahçeci Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Tüp Bebek Uzmanı Dr. Halit Fırat Erden 4 Temmuz 2011’de gebeliğe hazırlık tedavisine başladı.
*Yumurtalık rezervini takip etti
*Rahimi gebelik için hazırladı
*Uygun tedavi protokolü ile yumurtalıklarını uyardı
*Tüp bebek tedavisi sırasında yumurtaları topladı
*Embriyo transferini yaptı

Ve Tıp Bir Mucizeye Daha Tanık Oldu

Mutlu son… Songül Dokumacı hamile kaldı ve kısa bir süre önce de oğlu Muhammed Yahya’yı dünyaya getirdi.
Songül Dokumacı’nın hamileliği süresince kilosu, şekeri, tansiyonu, kanının akışkanlığı takip edilip, ihtiyaç duyulduğunda vitamin- mineraller takviyesi verildi.
Mutlu sona ulaşana kadar geçirdiği süreçleri anlatan Songül Dokumacı, “ Bebek sahibi olmam neredeyse imkânsızdı. Ama içimde her zaman bir umut vardı. Ve doktorlarımın uyguladıkları doğru tedaviyle hamile kaldım ve oğlumu dünyaya getirdim. Çok mutluyum” dedi.
Baba Aydın Dokumacı (38) hala yaşadığı mucizeye inanamıyor. “ Umudumuzu yitirdiğimizde baba olacağımı öğrendim. Şimdi oğluma bakarken mucizelere daha çok inanmaya başladım. Çünkü oğlum bir mucize” dedi.


Efulim 13 Ağustos 2012 13:29

Bakanlık Bu 5 İlacı Toplatıyor

Sağlık Bakanlığı'nca Avrupa İlaç Ajansı'nın kararı doğrultusunda kemik erimesi tedavisinde kullanılan 5 burun spreyinin tüm partilerinin toplatılması kararlaştırıldı.
Avrupa İlaç Ajansı, uzun süreli kullanımda gelişebilecek risk nedeniyle osteoporoz (kemik erimesi) tedavisinde kullanılan, kalsitonin içeren tüm nazal (burun) spreylerin ruhsatlarının askıya alınması ve piyasadan kaldırılması kararı almıştı.

Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, bu ajansın uyarısı doğrultusunda şu ürünlerin tüm partilerinin eczane, ecza deposu ve hastane gibi sağlık kurumları düzeyinde 2’inci sınıf B seviyesinde geri çekme işlemi uygulanmasını kararlaştırdı:

  • Novartis Sağlık Gıda ve Tarım Ürünleri San. ve Tic. A.Ş.’nin ruhsatına sahip olduğu ”Miacalcic Nazal Sprey 200IU/Püskürtme”
  • -Yeni İlsan İlaç San ve Tic. AŞ’nin ruhsatına sahip olduğu ”Tonocalcin
  • Nazal Sprey 200IU/Püskürtme”
  • -Bio-Gen İlaç San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin ruhsatına sahip olduğu
  • ”Biocalcin Nazal Sprey 200IU/Püskürtme”
  • -Sanofi Aventis İlaçları Ltd. Şti.’nin ruhsatına sahip olduğu ”Calsynar
  • Çok Dozlu Nazal Sprey 200IU/Püskürtme”
  • -Er-kim İlaç San. ve Tic. A.Ş.’nin ruhsatına sahip olduğu ”Nylex Nazal Sprey 200IU/Püskürtme”


Efulim 26 Ağustos 2012 20:16

Tarihe Karışabilir

İngiliz bilimadamları, kök hücre yöntemiyle dizdeki kıkırdak dokunun (menisküs) yenilenmesini sağlayan bir tekniğin insan üstünde ilk denemelerine başlıyor.


Bristol Üniversitesi’nden bir grup araştırmacının kurduğu Azellon adlı şirket tarafından geliştirilen tıbbi prosedürde, hastadan alınan kök hücrelerle önce “biyolojik bir doku iskelesi” oluşturuluyor. Eklemleri destekleyen bu organik kalıp, hasarlı dize naklediliyor. Kendi kök hücrelerinden oluştuğu için hastanın vücudu bu “doğal bandajı” reddetmiyor. Kısa süre sonra menisküs kendisini yenilemeye başlarken hasta bu süreçte diğer tedavilere oranla daha rahat hareket edebiliyor ve çok acı veren osteoartrit rahatsızlığının gelişmesi ihtimali düşüyor.

10 HASTADA DENENECEK
Laboratuar deneylerinde olumlu sonuçlar veren bu teknik, İngiltere’nin Bristol kentindeki bir hastanede yıl sonuna kadar 10 hasta üzerinde denenecek. Dizdeki kıkırdak dokuları bozulan bu hastalara, kalçalarından alan kemik iliği kullanılarak üretilecek biyolojik doku iskeleti nakledilecek. Birkaç hafta dizlerine ağırlık bindiremeyecek hastalar 7 yıl boyunca izlenecek. Sporcularda ve özellikle de futbolcularda en ciddi sakatlıklardan olan menisküsün tedavisinde yakında çığır açılabilir.


cakmakayse 6 Eylül 2012 16:03

Çocuk ve Bilgisayar
 
Hastanelerde yeni açılan bölümler arasına bilgisayar bağımlılığı bölümü de eklendi. Bunun nedeni çocukların bilgisayar karşısında saatlerce vakit geçirmesi. Bilinçli anne ve babalar çocuklarını bekleyen bu tehlikeyi fark ederek belirli saatlerde bilgisayar oynamalarına izin vermektedirler. Çünkü bilgisayar insanları sosyal hayattan çekerek sanal alemde kendi dünyalarında yaşamasına neden olur. Bu da çocuğun psikolojisini tahmin edilenden daha kötü bir noktaya getirir.

Savaş oyunları da yine günümüz gençliğinin merakla takip ettiği bi oyun bölümüdür. Bu oyunlar sayesinde günümüz gençler saldırgan, sinirli bir yapı sergilemektedirler. Bu yüzden çocuğumuzu elimizden geldiği kadar bilgisayar başındayken kontrol altında tutmalıyız ki yine üzülen biz anne ve babalar olmayalım. Bilgisayar da savaş oyunlarından başka yapılabilecek bir çok şey olduğu çocuğa küçük yaştan itibaren aşılanmalıdır. Eğer çocuk oyun istiyorsa 3D Taxi oyunu gibi günümüzde çıkan 3boyutlu oyunları oynayabilirler. 3D yarış oyunları sayesinde çocuğumuz hem adrenalin ile stresini atar hemde sıkılmadan zaman geçirir. Bir diğer yöntem ise bilgisayardaki çeşitli programları göstererek bilgisayarın sadece oyun amaçlı olmadığı anlatılabilir. Siz anne ve babalar sağlıklı bir nesil ve sağlıklı bir evlat yetiştirmek istiyorsanız lütfen birazcık dikkatli olun.


Efulim 8 Eylül 2012 21:37

Böbrek naklinde robotik cerrahi devri
Robotik cerrahi ile böbrek naklinin deneme aşamasında olduğunu belirten Cleveland Klinik Üroloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Jihad Kaouk, nakillerin en az kan kaybı, ağrı ve yara izi ile yapılabileceğini söyledi.

Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı'nda gerçekleştirilen ''30. Dünya Endoüroloji Kongresi''nde konuşan Prof. Dr. Jihad Kaouk, tıp teknolojisinin, üroloji ameliyatlarında gelinen noktayı göstermesi açısından önem taşıdığını belirtti.

Prof. Jihad Kaouk, robotik cerrahi ile böbrek naklinin deneme aşamasında olduğunu belirterek, ''Başarılı olma yolunda ilerliyoruz. Bu başarılırsa hastalarda büyük kesiler açılmasına gerek kalmayacak. Böbrek nakillerini, en az kan kaybı, ağrı ve yara izi ile yapabileceğiz'' dedi.Kaouk, robotik cerrahi ile prostat, mesane ve böbrek kanseri ameliyatlarının artık rahat bir şekilde yapılabildiğini ifade etti. Teknolojinin ameliyat kavramını değiştirdiğini vurgulayan Kaouk, hastaların bu ameliyatlar sonrasında en geç iki gün içinde evlerine dönebildiklerini söyledi.
Kaouk, robotik cerrahi ile neredeyse tüm üroloji ameliyatların yapılabildiğini dile getirerek, robotla gerçekleştirilemeyen ameliyatların da olduğunu anlattı. Robotik cerrahi ile yapılamayan ameliyatlara böbrek naklini örnek gösteren Kaouk, şunları kaydetti: ''Robotik cerrahinin burada kullanımıyla ilgili birtakım çalışmalar yapılıyor. Robotla hassas bir şekilde dikiş atmak, ameliyat alanını gerçekmiş gibi görmek mümkün. Şu anda böbrek nakli robotla deneme aşamasında. Başarılı olma yolunda ilerliyoruz. Bu başarılırsa hastalarda büyük kesiler açılmasına gerek kalmayacak. Böbrek nakillerini, en az kan kaybı, ağrı ve yara izi ile yapabileceğiz.''



nötrino 5 Ekim 2012 10:36

SARS Benzeri Virüs : Korona Virüs
 
'SARS Benzeri Bir Virüs Tesbit Edilmiş Olabilir'

Bilim insanları, SARS benzeri bir salgın başlatabilecek yeni bir virüsün ortaya çıkmasıyla alarma geçti. Tıp dünyasının dikkatini üzerinde toplayan virüs, bu yılın başlarında Suudi Arabistan’da bir kişinin ölümüne neden olduğunda tesbit edildi. Bilim insanları, insanlığa karşı yeni bir tehdit oluşturabilecek virüsün, hem soğuk algınlığı hem de akut solunum yetersizliğine neden olabilen bir korona virüs olduğunu belirtti. Virüsün, 2003 yılında ortaya çıkan SARS salgını benzeri bir tehdide neden olabileceği uyarısı yapıldı.

Discovery News’in haberine göre, bu yılın başlarında Suudi Arabistan’da bir kişinin bu virüsten hayatını kaybetmesinin ardından, kısa süre önce bu ülkeye giden 49 yaşında bir Katar vatandaşı da aynı virüsü kaptı. Dahası, dört kişilik bir aileye ve bir başka kişiye de virüsün bulaştığı ve virüsü taşıdığında şüphelenilen beş kişinin şu an Danimarka’daki bir hastanede karantinaya alındığı belirtildi. Dört kişilik aile üyelerinden bir tanesinin kısa bir süre önce Suudi Arabistan’a gittiği, aileyle bağlantısı olmayan beşinci kişinin de kısa bir süre önce Katar’da bulunduğu ifade edildi.

DSÖ'den Uyarı

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), yaşanan gelişmelerin ardından, kısa bir süre önce Suudi Arabistan ve Katar’a seyahat eden ve bu seyahatlerin ardından akut solunum yolu yetersizliği belirtileri göstermeye başlayan kişilerin derhal bildirilmesi talebinde bulundu. Bir ay içinde Hac ziyaretleri başlayacak olan Suudi Arabistan’da, yaklaşık iki milyon hacının ülkeye akın edeceği tahmin ediliyor. DSÖ, Hac başlamadan gerekli önlemlerin alınmasını istiyor. Akut solunum yetersizliği belirtileri, yüksek ateş, öksürme ve nefes almada zorluk çekilmesi.

Birçok uzman ise yeni virüsün salgın bir hastalık tehdidi oluşturup oluşturmadığı konusunda yeterli bilgi bulunmadığını ifade etti.ABD Bağışıklık Uygulamaları Danışma Komitesi üyesi ve Wisconsin Üniversitesi’nde akademisyen olan Dr. Jonathan Temte, “Şu anda tıp dünyasının alarm vermiş olmasının nedeni, yeni bir virüs keşfedilmesinden kaynaklanıyor... Kimseye bu virüsten dolayı geceleri kabus görmelerini tavsiye etmiyorum. İnsan sağlığına zararlı virüsler her zaman ortaya çıkıyor ve bunların birçoğunun farkında bile olmuyoruz” dedi.

ABD’nin Minnesota Üniversitesi’nde grip uzmanı olan Michael Osterholm’da, Discovery News’e yaptığı açıklamada, “Şu aşamada bu virüsten endişe duyup duymamamız gerektiği konusunda kimsenin bir fikri yok” dedi. Osterholm, “kimsenin soğuk algınlığından ölmediğine dikkat çekti ancak grip aşısının da bulaşıcı hastalığın önüne geçmekte her zaman yeterli olmadığını” ifade etti.

SARS'a Benzeyebilir mi?

ABD’li akademisyen Temte, “2003 yılında SARS salgınını sıra dışı kılan faktör, sadece ölümcül olması değil, virüsün aynı zamanda çok hızlı yayılmasıydı” dedi. Temte, yeni keşfedilen virüste şu ana kadar böyle bir özellik görmediklerinin altını çizdi. Temte, “Şu an içim rahat çünkü yeni virürün SARS gibi etkiler göstermekten ziyade, fazla etkili olmayan birçok korona virüs sınıfına girdiğini düşünüyorum” dedi. Londra Üniversitesi’nde virüs uzmanı olan Profesör John Oxford da, yaptığı basın açıklamasında, “Yeni virüsün etkili virüs grubuna dahil olmadığını ve aslına bakılırsa bir yıl içinde akut solunum yetersizliğine neden olabilecek birçok yeni virüsün keşfedilmeyi beklediğini” söyledi.

SARS, 29 ülkeye yayılmış ve virüsü taşıyanlarla yakın temas kuran kişilere anında bulaşmıştı. Uzmanlar, SARS’ı tesbit etmek için geliştirilen yeni tarama teknikleri sayesinde, bugün daha fazla virüsün tesbit edilebildiğini ifade etti. İngiltere’nin Warwick Üniversitesi’nde virolojist olan Andrew Easton, “Eğer virüs tahmin edildiği kadar etkili değilse, bu noktadan itibaren az sayıda vakayla karşılaşabilir, belki de hiç karşılaşmayabiliriz... Ancak virüsün formüle edilmesi için geçmişte var olan ve gelecekte ortaya çıkacak virüslerin de çok iyi denetlenmesi gerekiyor. Böylece yeni ve olası tehditlere de daha hazırlıklı olacağız” dedi.


Kaynak : Ntvmsnbc / BBC (28 Eylül 2012,11:11)


nötrino 10 Ekim 2012 10:59

Körlüğe Karşı Yapay Kornea
 
Yapay Kornea Körlüğü Ortadan Kaldırabilir

Bilim insanları, kornea rahatsızlıkları nedeniyle yaşanan körlüğün tedavi edilebilmesi için gelecekte yapay korneaların kullanılabileceğini belirtti.Araştırmacılar yaptıkları çalışmalarla bağışçı sıkıntısı nedeniyle çok az gerçekleştirilen kornea naklinde yapay protezler kullanarak çığır açmayı planlıyor. Böylece, kornea nakli ihtiyacı duyan hastaların körlüğü giderilebileceği gibi, yapılan nakillerde protezin uyum sağlamama riski de ortadan kaldırılmış olacak.

Almanya’da bulunan ve Avrupa’nın en büyük uygulama tabanlı araştırma örgütü olan Fraunhofer’de araştırmalar yürüten bilim insanı Dr. Joachim Storsberg ve ekibi, yapay kornea geliştirmek için çalışmalar yürütüyor. Fraunhofer’e bağlı olan Uygulamalı Polimer Enstitüsü’nde (API) görevli olan Storsberg, sadece Almanya’da her yıl yedi bin kornea hastasının nakil beklediğine dikkat çekerek, yapay kornea geliştirilmesinin önemine değindi. Alman araştırmacı, “İki çeşit yapay kornea geliştirme noktasındayız. Bir tanesi, nakil yapılan ancak protezi kabul etmeyen hastalar için kullanılabilecek, böylece nakil sıkıntısını da ortadan kaldırabileceğiz” dedi.

Polimerli Yapay Kornea

Storsberg ve ekibi, 2005 ve 2009 yılları arasında korneası ışığı alma yetisini kaybeden hastalar için yapay kornea geliştirilmesi çalışmalarında yer aldı. Çalışmalar, nakil yapılmış olmasına rağmen körlüğü giderilemeyen hastalar üzerinde gerçekleştirildi.Storsberg ve ekibi, “Bu hastaların birçoğu çeşitli faktörler nedeniyle nakillere rağmen görme yetisini kazanamadı ancak yapay kornea ile bu sorunların üstesinden gelmeyi amaçlıyoruz” dedi. Alman araştırmacıların geliştirdiği ve ArtCornea adını verdikleri yapay göz, polimer tabanlı ve sıvıyı-emen özelliğe sahip.Özel bir tabakaya sahip olan yapay kornea, sahip olduğu dokunun sağlamlığını ve optik özelliğini sorunsuz bir şekilde gerçekleştirmesini sağlıyor. Kornea kimyasal etkenlerle dönüştürülerek, hücre büyümesini destekleyecek özellik kazandı.

Bağışıklık Sistemiyle Uyumlu

Araştırmacılar, yapay korneanın optik yüzeyini genişleterek ışığın gireceği alanı artırmayı ve daha önce mümkün olmayan bir özelliği de korneaya kazandırmak istiyor. Storsberg, ''ArtCornea nakledildiğinde, birkaç dikiş dışında dışarıdan fark edilmesi mümkün olmuyor... Ayrıca nakil son derece kolay ve bağışıklık sisteminde olumsuz tepki oluşturmuyor” dedi. Storsberg, nakil uyumsuzluğu yaşayan hastalara çözüm olan korneanın dışında, geliştirecekleri ikinci kornea için biyolojik materyali hazırladıklarını ifade etti. Bu materyal, yapay korneanın hastanın göz dokusuyla kaynamasına yardımcı olurken, protezdeki ince optik hücreler bağımsız kalıyor.Araştırmacılar, geliştirilecek ikinci korneanın ağırlıklı olarak ön tedavilerde kullanılmasını planlıyor.


Kaynak : Ntvmsnbc (09 Ekim 2012,11:43)


nötrino 15 Kasım 2012 11:42

Alzheimer Yatkınlık Geni:TREM2
 
Alzheimer'a Yatkınlık Geni Bulundu

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Emre, İstanbul Tıp Fakültesi nörologlarının da içinde bulunduğu bir ekip tarafından Alzheimer hastalığı için yeni bir yatkınlık geni keşfettiklerini söyledi.

Bu keşfi uluslararası bir başarı olarak nitelendiren Prof. Emre, “Genin ilk fark edilişi Türkiye'de oldu. TREM2 denen ve hastalık ya da hasarlanmaya karşı vücudun bağışıklık sistemi cevabını düzenleyen bu gende ortaya çıkan bazı nadir değişiklikler (mutasyonlar) Alzheimer riskini en az 4 kat arttırıyor. Bu genetik değişiklik bugüne kadar bilinen en güçlü Alzheimer yatkınlık geninden sonra ikinci en güçlü yatkınlık genini oluşturuyor. Nadir bir genetik mutasyon olmasına karşın vücudun bağışıklık sisteminin hastalığın oluşmasındaki rolüne işaret ettiği için bu buluş önemli'' değerlendirmesini yaptı.

Yeni Tedavi Yöntemleri İçin Önemli

Gen değişiminin ilk kez bir Türk ailede incelendiğini kaydeden Murat Emre, çalışmalarını bu çerçevede yoğunlaştırdıklarını anlattı ve şöyle devam etti: 'Ekibin saptadığı bu genetik değişiklik, bazı bunama hastalarında Londra Üniversitesi Nöroloji Enstitüsü'nden Dr. Rita Guerreiro ve Prof.Dr. John Hardy tarafından keşfedilmiş. Bir sonraki aşamada diğer araştırma bölümlerinin de katılmasıyla 25 binden fazla kişinin genlerinin incelenmesiyle bu genetik değişikliğin Alzheimer hastalığı için yatkınlık oluşturduğu tesbit edildi. Hastalığın oluşum sürecinin anlaşılması ve bu sürece yönelik yeni tedavilerin geliştirilmesi çabaları açısından buluş, uzmanlar tarafından önemli sayılıyor.''


Kaynak : Ntvmsnbc - Ajanslar (14 Kasım 2012,13:08)


nötrino 14 Aralık 2012 10:34

İç Kanamaları Azaltan Özel Polimer Köpük
 
Mucize Köpük Hayat Kurtaracak

Bilim insanları, yaralanmalarda meydana gelebilecek iç kanamayı azaltabilmek amacıyla özel bir köpük geliştirdi. İki ayrı sıvıdan oluşan ve vücuda enjekte edildiğinde birleşerek yayılan mucize ürünün geliştirilmesi için Pentagon 15.5 milyon dolar kaynak sağladı.Hawaii'nin Kauai kentinde düzenlenen Amerika Travma Cerrahisi Derneği'nin yıllık toplantısında sunulan araştırmaya göre, köpük iki sıvıdan oluşuyor.Bu sıvılar, vücuda enjekte edildiğinde birleşip yayılıyor ve yaranın çevresini kaplayarak iç kanamayı kontrol altına alıyor.

Karın ve göğüs bölgesindeki iç kanamaların durdurulması için hastane dışında herhangi bir yöntem bulunmadığına işaret eden bilim adamları, poliüretan polimer köpüğün iç kanamayı en az bir saat boyunca kontrol altına alabildiğini, böylece yaralıların hastaneye yetiştirilip, kurtarılması şansını yükselttiğini belirtti.Ameliyat sırasında vücuttan kolayca çıkarılabilen köpük, karaciğer yaralanmalarından 3 saat sonra bile yaşama oranını yüzde 8'den yüzde 72'ye yükseltiyor ve kan kaybını önemli oranda azaltıyor.Poliüretan köpükler, halihazırda buzdolaplarının metal ve plastik kısımlarında ısı yalıtımı için kullanılıyor.



Kaynak : AA / BBC (14 Aralık 2012,01:27)


Efulim 10 Ocak 2013 13:57

Körlüğe Karşı Yeni Umut

Tamamen kör fareler, ışığa duyarlı hücrelerin gözlerine nakledilmesi sayesinde görme yetisine kavuştu.

İngiltere 'deki Oxford Üniversitesi'nden bilimadamları, retinasında ışığa duyarlı fotoreseptör hücrelerinin bulunmadığı fareler üzerinde araştırma yaptı.

Araştırmacılar, gündüz ve gece ayrımı yapamayan bu farelerin gözüne daha sonra retinanın yapıtaşlarına dönüşecek ''öncü'' hücreler enjekte etti. İki hafta sonra retina oluştu.

PNAS dergisinde yayımlanan araştırmaya imza atanlardan Profesör Robert MacLaren bunun, tamamen kör farelere hücre naklederek ışığa duyarlı tabakanın yeniden oluşturulabildiğinin ilk kanıtı olduğunu vurguladı.

İNSANLARA UYGULANMASINA ZAMAN VAR
Daha önce retinası kısmen zarar görmüş farelere yapılan araştırmalarda da benzer sonuçlar alındığını hatırlatan MacLaren, bu araştırmanın bilgisayar ekranını onarmaktan çok, piksellerin tek tek onarılmasına benzediğine dikkati çekti.

İnsanlarda bu tedavinin uygulanmasının ise zaman alacağı belirtildi.
Geçen yıl, Londra Üniversitesi'ne bağlı Göz Hekimliği Enstitüsü'nden bilimadamları genç ve sağlıklı bir fareden aldıkları hücreleri, gece körlüğü olan bir farenin retinalarına doğrudan enjekte etmiş, 4-6 hafta sonra her altı hücreden birinin beyne görüntü iletmeye başladığını belirlemişti.


nötrino 17 Ocak 2013 11:31

Yüksek Tansiyona Neden Olan Sinir Hücreleri Kümesi
 
'Yüksek Tansiyonun Sorumlusu Beyinde'

Bilim insanları, yüksek tansiyona neden olan yeni bir suçlu tesbit etti. Araştırmalar, sigara, aşırı kilo, stres gibi faktörlerin yanı sıra, yeni keşfedilen sinir hücrelerin yüksek tansiyonu tetikleyebileceğini gösterdi.Tıp dünyasında en çok rastlanılan rahatsızlıklardan biri olan yüksek tansiyonun sorumlusu beynimizde olabilir. İsveçli bilim insanları, fare beyni üzerinde yaptıkları araştırmada, kan basıncını ve diğer kardiyovasküler fonksiyonları etkileyen sinir hücreleri kümesi keşfetti.

LiveScience'ın verdiği bilgiye göre, farelerin beyninde daha önceden fark edilmeyen sinir hücresi kümesinin, hipertansiyon ve diğer kalp rahatsızlıklarının izini sürmekte yeni bir ipucu oluşturabileceği ifade edildi.Clinical Investigation dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, ‘parvalbuminergic’ nöronların sınıfına giren yeni keşfedilen hücreler, fare beyninin hipotalamus bölgesinde yer alıyor. Hipotalamus, susama, vücut sıcaklığı ve kan basıncı gibi bilinç dışı fonksiyonları kontrol ediyor.İsveç’in Karolinska Enstitüsü’nde moleküler biyolog olan Jens Mittag’ın başını çektiği ekip, tiroid hormonu reseptöründe mutasyon olan fareler üzerinde çalıştı. Hayvanların sahip olduğu eksiklik, kalplerinin sıcaklık değişimi gibi stres uyarıcısı olan etkenlere normal tepki göstermesini engelledi.


İnsanlarda İşe Yarayabilir Mi?

Tiroid hormonu bozukluklarının, insanlarda kalbi doğrudan etkilediği biliniyor. Mittag ve ekibi, hipotalamusun rolünü saptamak için mutasyonlu farelerin beyinlerini taradı ve farelerin beynin bu kısmında önemli miktarda parvalbuminergic nöron eksikliği bulunduğunu fark etti. Bilim insanları, araştırmalarından şu sonucu çıkardı: Tiroit bezi tarafından üretilen tiroid hormonu, kısmen parvalbuminergic nöronların oluşmasında rol oynuyor. Hormonun eksikliği, embriyonik gelişim sürecinde parvalbuminergic nöronların oluşmasını engelliyor.

Tesbit edilen nöronların rolünü kesinleştirmek isteyen bilim insanları, başka bir fare grubunda virüs kullanarak parvalbuminergic nöronları yok etti. Bu fareler daha sonra bulundukları ortamın sıcaklığı değişince hipertansiyon ve kalp atış hızı sorunuyla karşılaştı.LiveScience’a açıklama yapan Mittag, “Beyinde kardiyovasküler fonksiyonların kontrolünü düzenleyen bölgeler var. Ancak ilk kez hipotalamusta hücresel seviyede bir dengeleyici tesbit ediyoruz” dedi. Mittag, “Bu hücrelerin neden daha önce keşfedilmediğini bilmiyorum... Sanırım ilk tesbiti yapmış olma konusunda şanslıyız” dedi.

Önemli Sonuçlar

Bilim insanları, tesbit edilen beyin hücrelerinin farelerde olduğu gibi insanlarda da aynı etkiyi gösterip göstermediğinin anlaşılması için birçok deney yapmaları gerektiğini ifade etti. İsveçli bilim insanlarının yaptığı araştırma ise hamile kadınların yeterli seviyede tiroid hormonu ürettiğinden emin olunması gerektiğinin altını çizdi. Aksi takdirde, doğacak bebeğin beyni yeterli parvalbuminergic nöron üretmemesi halinde kardiyovasküler hastalıklar çekebileceği ifade edildi.


Kaynak : NTVMSNBC / Clinical Investigation (16 Ocak 2013,15:05)


nötrino 24 Ocak 2013 15:34

Kök Hücreden Böbrek Dokusu Üretimi!!
 
Böbrek Hastalarına Umut Işığı

Japon bilim insanları, ilk kez kök hücreden böbrek dokusu üretilebileceğini kanıtladı.Böylece kök hücreden böbrek dokusu üretilerek bir ilke imza atıldı. Uzmanlara göre, araştırma beklenen sonucu verirse böbrek hastalıklarının tedavisinde önemli adımlar atılabilir. Japon bilim insanları, Kyoto Üniversitesi’nde yapılan araştırmada, her türlü organa göre ‘programlanabilir’ durumdaki kök hücreleri böbrek dokusu haline getirildi. Bir sonraki aşamada, hasarlı böbreklerin bu dokuyla tedavisi test edilecek. Araştırmayla henüz laboratuvar kök hücreden bütün bir böbrek üretilmesi amaçlanmıyor. Ancak testler planlandığı gibi giderse, yeni dokular sayesinde hasarlı böbreğin kendi kendini onarması sağlanabilecek.Böbrek, hasar aldığında kendiliğinden iyileşmesi zor bir organ olduğu için, bu gelişme bir ilk niteliği taşıyor. Araştırma, özellikle diyalize bağlı yaşayan böbrek hastalarının tedavisinde önemli bir adım olarak yorumlanıyor.


Kaynak : NTVMSNBC (24 Ocak 2013,11:35)


_EKSELANS_ 1 Mart 2013 21:18

Akıllı Telefonla Göz Muayenesi / Cep Telefonu ile göz muayenesi artık mümkün olacak .
Cep Telefonu ile göz muayenesi artık mümkün olacak . Akıllı cep teknoloji dünyasına sağlık sektörünün de girmesi ile birlikte göz muayeneleri kayıt altına alınıcağı açıklandı.

Akıllı telefonlar için geliştirilen özel bir ekipman sayesinde sağlık sektörü de akıllı telefonlardan faydalanacak.Özellikle Çocuklarda bebeklik döneminden itibaren dikkat edilmesi gereken göz hastalıklarını ölçebilecek cihazlar bulunuyordu. Maliyetinin çok fazla olmasından dolayı uzmanlar önemli konuda çalışmalara başladı. Artık akıllı cep telefonları ile çocukların göz muayeneleri kolayca yapılabilecek ve göz sağlığı kontrol altına alınabilmesi mümkün olacak...


nötrino 25 Mart 2013 11:56

Endoskop Yönteminde Yeni Gelişmeler
 
Tek Bir Hücreyi Görebilen Kamera

Ameliyata gerek olmadan hastaların organlarını incelemek için çok küçük bir kamera kullanılan endoskop yöntemi, tıpta büyük bir atılım yapılmasını sağladı. ABD’li bilim insanları, endoskop yöntemini bir adım daha ileri götürerek ‘tek bir hücreyi’ görmelerini sağlayacak en küçük kamerayı üretti. Süper ince kamera, endoskopi ile beynin de incelenmesini sağlayacak. Doktorlar, artık tıbbi müdahaleler öncesinde hastaların vücutlarında tek bir hücreyi bile ayrı olarak inceleyebilecek. ABD’nin Stanford Üniversitesi tarafından geliştirilen iğne kalınlığındaki kamera, endoskop ile vücudun en küçük doku parçasının görülebilmesini sağlayacak.

Süper ince kamera, beyin gibi son derece hassas olan organların endoskop yöntemiyle incelenmesini sağlayacak. Ayrıca, genelde diz ameliyatlarında kullanılan laparoskop cihazını neden olduğunun aksine çok daha küçük bir yara izi bırakacak. Günümüzde kullanılan konvensiyonel endoskoplar, ameliyat bölgesini aydınlatan ve aldıkları görüntüyü alıcıya ileten özelliğe sahip çok sayıda optik fiberden yapılıyor. Endoskop içinde ne kadar fazla fiber olursa, alınan görüntü de o kadar iyi oluyor. Ancak fazla fiber kullanılması, endoskop cihazını da kalınlaştırıyor.


Yeni Teknoloji, Yeni Yöntem

Dıscovery News’in verdiği bilgiye göre, Stanford Üniversitesi elektrik mühendisliği profesörü Joseph Kahn ve ekibi tarafından geliştirilen teknoloji, bir tane çok modlu fiber kullanan endoskopa dayanıyor. Mod, ışığın izlediği yol olarak kabul edildiğinde, çok modlu fiberler, ışığı birçok farklı yoldan taşıyabiliyor. Kahn ve ekibi, tek bir fiberle hem endoskop için aydınlık oluşturmayı hem de bilgiyi iletmeyi hedefledi. Burada aşılması gereken zorluk, ışığın farklı yollardan ilerlemesi nedeniyle bilginin iletim esnasında bozulma riskiydi.

Mühendisler, bu sorunu aşmak için konumsal ışık modulatörü adını verdikleri bir cihaz geliştirdi. Modülatör, rastgele yollardan, fiber boyunca kesintisiz bir lazer ışını yollamayı başardı. Ancak rastgele seçilen yollar, ışığın fiber üzerinde noktalar oluşturarak yayılmasına neden oldu. Bir bilgisayar programının yardımına başvuran araştırmacılar, fiberde ışınları analiz etti ve bir görüntü oluşturdu. Kullandıkları yöntem, ışınlarla iletilen görüntünün çözünürlüğünü daha da artırdı ve beklediklerinden çok daha iyi bir görüntü elde etmelerini sağladı. Ekip, tek bir hücreyi ayrı olarak görmeyi başardı. Kahn, geliştirdikleri yöntemlerle hücrelerin vücut içinde nasıl çalıştıklarını hiç olmadığı kadar yakından görebileceklerini ifade etti.



Kaynak: Ntvmsnbc / Dıscovery News (24 Mart 2013,17:06)


Efulim 21 Nisan 2013 18:52

Rahim Naklinde Embriyo Transferi Yapıldı
MsXLabs.org

Dünyanın ilk rahim naklinde önemli gelişme...
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan, yaptığı yazılı açıklamada, Akdeniz Üniversitesi Hastanesinde 8 Ağustos 2011 tarihinde dünyanın kadavradan ilk rahim nakli yapılan hastası Derya Sert için, embriyo transfer işlemlerinin başlatıldığını kaydetti.

Prof. Dr. Ömer Özkan, Derya Sert'in sağlık durumunun iyi olduğunu ve evinde dinlendiğini belirtti. Özkan, süreçle ilgili kamuoyunun bilgilendirilmeye devam edileceğini vurguladı.


nötrino 11 Mayıs 2013 12:20

Kana Oksijen Kazandıran Mikro Parçacık Keşfi
 
İnsanlar Nefes Almadan Hayatta Kalabilecek!

Boston Çocuk Hastanesi’nde çalışmalar yapan bir araştırma ekibi, kan akışına oksijen enjekte edilmesini sağlayan bir mikro parçacık geliştirdi. Keşif sayesinde, insanların akciğerlerindeki havayı tüketmeden, yani solunum yapmadan oksijen ihtiyacını karşılayabileceği ifade edildi. TechWench'in verdiği bilgiye göre, solunum yetmezliğinden ölüm tehlikesi yaşayan hastalar 30 dakika boyunca hayatta tutulabilecek. Bu süre, solunum yetmezliği nedeniyle baş gösterebilen kalp krizi veya beyin hasarının önüne geçilmesi için yeterli kabul ediliyor.

Kana oksijen enjekte eden mikro parçacık, kırmızı kan hücrelerine oranla üç dört kat daha fazla oksijen taşıyor. Oksijen, yağdan üretilen hücre duvarını temsil eden parçacıkta depolanıyor. Hücre duvarının yağdan olması, geçmişte değişik materyallerden yapılan parçacıklara kıyasla esnekliği sayesinde kılcal damarlarda hapsolmuyor.


Zatürree olan genç kız, akciğerleri kanla dolmaya başladıktan sonra müdahale edilecek yeterli zaman olmadığı için ani kalp durması sonucu hayatını kaybetti. Bilim insanları, geliştirilmesi halinde kana oksijen enjekte edilmesi yönteminin tıbbın yanı sıra askeri ve diğer alanlarda da kullanılabileceğini belirtti. Askeri alanda sualtı timlerinin 30 dakika boyunca karaya çıkmadan gizlenmesini sağlayabilecek yöntem, aynı zamanda çevre kirlilikleriyle boğuşan ve keşiflerde bulunan dalgıçlar için de ağır donanım olmadan dalış yapma imkanı verebilir.


Kaynak: Ntvmsnbc / TechWench (09 Mayıs 2013,16:38)


Efulim 20 Mayıs 2013 16:55

Kök hücreler, vücudun hasar gören organlarını tamir etmekte kullanılabiliyor.

Tıpta önemli bir aşama olarak nitelendirilen araştırmanın sonuçları 'Cell' adındaki dergide yayınlandı. Ancak embriyodan kök hücre elde etmek eleştirilere neden oluyor. Buna karşı çıkanlar insan embriyoları ile deney yapmanın doğru olmadığı görüşünde.

Halen, bağışlanan embriyolardan alınan kök hücrelerle görme güçlüğü çekenlerin tedavisine yönelik deneyler yapılıyor. Ancak hastaların vücudu bu şekilde üretilen hücreleri reddedebiliyor. Kopyalama ise bu sorunu ortadan kaldırılıyor.

İnsan embriyosu üretmekte, İngiltere'de 1996 yılında Dolly adlı koyunu kopyalamak için kullanılan yöntem uygulandı. Bir yetişkinden alınan deri hücreleri, kendi DNA'sından arındırılmış bir insan yumurtasına yerleştirildi. Yumurtanın embriyoya dönüşmesi için elektrik verildi.

Daha önce de Güney Koreli bilim adamı Hwang Woo-suk kopyalanmış insan hücrelerinden kök hücre ürettiğini öne sürmüş, ancak bulguları tahrif ettiği anlaşılmıştı.

Oregon Sağlık ve Bilim Üniversitesi ekibi ise döllenmiş yumurtanın peş peşe bölünerek uterus boşluğuna ulaştıktan sonraki ilk hâli olan blastosist evresinde embriyo üretmeyi başardı.
Sırada kopya bebekler mi var?

İNSAN KOPYALANABİLECEK Mİ?
Araştırma bilim adamlarının insan kopyalayıp kopyalayamayacağını da gündeme getirdi. Zira araştırmacılar, ilk kez erken gelişim düzeyinde insan embriyosu üretti. Ancak beş günlük bir embriyo üretmek ile bir kadının ilk kopya insanı dünyaya getirmesini sağlamak arasında büyük fark var. Bunun için embriyonun tüp bebek olarak vücuda yerleştirilmesi gerekiyor. Ancak goril, orangutan, şempanze gibi primatlarda araştırmalar, doğum olmadan başarısızlığa uğradı.

İngiltere Ulusal Tıp Araştırmaları Enstitüsü'nden Prof. Robin Lovell-Badge, "hayvanlarda güvenli bu olmayan yöntem, insanlarda da güvenli olmayacaktır. Bu yüzden böyle bir girişim yapılmamalı" diyor. Ayrıca böyle bir uygulama, tedavi amaçlı hücre üretmek ile üreme amaçlı hücre kopyalamak arasında ayrım yapan İngiltere gibi ülkelerde yasak.




Saat: 00:32
Sayfa 6 / 7

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık