![]() |
Bir Rıhtım Yalnızlığı vakitlerden akşam üstü birini bekliyor gözlerim dört yanım dört aşılmaz umman içimde bir barut çizgisi ve meridyende saat yirmi bekliyorum gelmiyor kırıyorum yönümü yalnızlığa gece başlıyor dudağımda korsan artığı gülüşüyle tüm gece biliyor kederimi bir dili olsa da anlatsa dudakta biriken söz çürüğünü kül kor ateşi gizliyor mermeri andırıyor yüzüm bir sigara yakıp diğerini söndürüyorum giderek çoğalıyor kül zehir sızdırıyor içime pişmanlıklar gelecek mi gelmeyecek mi falına bakılmış papatyalar yapraklarından yoksun su ağlıyor ya rüzgar uzamasını biliyor gece liman sanıyor yüreğimi eskiyor kirlerine sabah susu/yorum grilik siyahlaşmamak gibi bir inat ki ışıklar eritemiyor karanlıklarımı en kuytusunda yalnızlıkların kıvrılıp yanıma ben olmaya soyununca sızı/yorum karanlıklar salkım saçak gülmeler talan olmuş uykudan korkuya geçme sularında mirascısı olduğum acılarımın başında nöbet tutuyorum hüznü demliyor gece usulca tarıyorum gecenin saçlarını bağışıklık kazanıyor sızılarım ellerimde acıların tarihi ellerim ki bağlı gözlerimde ahtapot kollarıyla karanlık sarmışken geceyi yaşamak sancısı saplanıyor boğazıma iki mavi arasındaki karanlıkta ayrılıklar biriktiriyorum Nail Yavuz |
|
MERHABA... BALCA'NIN SAYFASINA HOŞGELDİNİZ. http://www.balcanet.net/resima/cubuk/siir10131-cbk.jpg http://www.balcanet.net/resima/jpg/siir10131.jpg GİTTİN Gittin... Ben, arkandan sadece baktım. Oysa; söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki... "Gidersen iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini. Gidersen sönecek içimdeki ateş ve bir daha hiç kimse yakamayacak. Gidersen karanlığa mahkum edeceksin günlerimi O karanlıkta yolumu kaybedeceğim" diyecektim sana. Konuşamadım... Gittin... Gidişini görmemek için gözlerimi kapattım Öylesine acıdıki içim, tutup koparsalardı kolumu bacağımı bu kadar acı duymazdım. Acım yaş olup akmalıydı gözlerimden. Ağlayamadım... Gittin... Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa Tutkum seninle olmaktı, tutkum teninde erimek, tutkum hayatı seninle sadece paylaşmaktı. Anlatamadım... Gittin... Gidişini önlemek için tutmak vardı ellerinden Ellerim değil miydi her dokunuşumda seni ürperten? Ürperdin yine biliyorum. Bir kez dokunsam, bir kez tutsam ellerini Gitmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu. Tutamadım. Gittin... Bir yıkım gibiydi gidişin Sen adım adım uzaklaşırken benden Çöküp kaldı bedenim olduğu yere Nice terk edişlere dayanan yürek bu kez yenilmişti Bu kadar zayıf değildim ben kalkmalıydım. Kalkamadım... Gittin... Oysa geldiğin gün gideceğini biliyordum Hazırdım gidişine, Kaçak zamanları yaşıyorduk Zaman bitecek ve sen gidecektin Bense, gidişinin ertesi günü Hayatıma kaldığım yerden yeniden başlayacaktım. Başlayamadım... Gittin... Bir şey söyledin mi giderken? "Kal" dememi istedin mi? Son bir kez "seni seviyorum" dedin mi? "Bekle beni döneceğim" diye umut verdin mi? Beynim öylesine uğulduyorduki. Duyamadım... Gittin... Nereye gittiğin önemli değildi Binlerce kilometre uzakta da olsan, iki metre ötemde de farketmiyordu. Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu. Kurtulmalıydım senden, bu yokluk duygusundan kurtulmalıydım. Kurtulamadım... Gittin... Unutulanların arasına katılmalıydım Anıları bir sandığa koyup hayatı bir yerinden yakalamalıydım. Bu aşk noktalanmalıydı, bu sevdadan vazgeçmeliydim. Yapamadım... Gittin... Bir okyanusun ortasında tek küreği kaybolmuş sandalda Dev dalgalarla boğuşan bir denizciyim şimdi. Bil ki; sevmekten vazgeçmedim seni, Bil ki; seninle birlikte sevdanı da taşıyacağım yüreğimde, Bil ki; seni Unutamadım... Mehmet Coşkundeniz |
Ilk Defa Bir Ilgi Bir ilkti ilgimi çeken Onun dişinda görülmemişin ötesiydi Ne yapacagini bilmeyen bir kararsizim Bir çare, bir yardim kalmadi gibi Korkunun büyüklügü engin denizlere dalmiş Biliyorum nedenler başini almiş gidiyor Cevap kalmadi ama her şey oluruna kaldi Ama beklemenin tahammülü ölümcül Ellerim ve ayaklarim prangalaşti karşisinda Bir yaşam tüketimi ayni heyecani sardi Gerekli sevginin azalmasini verebilsem Yeni ses yeni heyecanlara yer biraktim Yaşamin zevki bu kisa sürede bitti bitecek Ve bu düşüncenin aci yönü üzüyor öylesine Bir izleyenim var biliyorum derinden Fakat itirafimin amaci sir degil Çünkü ben de izliyorum gerektigi gibi. Kaynak: H.I.SBülent Yılmaz |
Hakiykatin ma'nisin şerh ile bilmediler Erenler bu dirliği riye dirilmediler Hakiykat bir denizdir şeriattır gemisi Çoklar gemiden çıkıp denize dalmadılar Bular geldi tapıya şeriat tuttu durur İçeri giribeni ne varın bilmediler Dört kitabı şerh eden asıdır hakıykatte Zira tevsir okuyup ma'nisin bilmediler Yunus adın sadıktır bu yola geldin ise Adın değşirmeyenler bu yola gelmediler. Yunus Emre |
|
Can Sikintisi hani bazen bir boşlukta hani bazen bir yumruk bogazinda hani bazen midende acayip bir burkulma hissedersin ya, işte şimdi ben onu yaşiyorum. bütün umutlarin tükendigi karamsarligin bir karabasan gibi yüklendigi açik hiçbir kapinin kalmadigi o lanet anlar vardir ya, işte şimdi ben onu yaşiyorum. tüm geçmişin içine edilip hatiralarin paçavra gibi atildigi ve gelecegin artik hiç gelmeyecegi sanilan o bitik zamanlar vardir ya, işte şimdi ben onu yaşiyorum. güneşin öldüresiye sicak gölgenin soguk bir karanlik gibi geldigi hiçbirşeyin tad vermeyip herşeye boş verdigin o ugursuz anlar vardir ya, işte şimdi ben onu yaşiyorum. hani bazen daralir gögüs kafesin bir nefeslik ferahliga hasret kalirsin agzin paslanir sigara üstüne sigaradan bir kiyamet yangini gibi ayak tirnagindan bogazina kadar yanan. ne özlemi vardir artik deniz sofrasindaki rakinin ne de, göreceli de olsa katila katila, doyasiya aglamanin. hani hasret türküsü bile söyleyemedigin hani çikiş yolunu sebepsiz kaybettigin hani hüznün yikintisinda yokolmayi istedigin o tarifsiz, o paylaşilmaz, o anlatilmaz anlar vardir ya, işte şimdi ben onu yaşiyorum. 31.07.2002 Yılmaz Oğuz |
Anlatamadım Sizsiz döküldüm güz yaprakları gibi Harabeye döndüm anlatamadım. Keşişlemeden dolu yağdı üzerime Kokmayan kuru bir gül oldum anlatamadım. Bir mum gibi eridim yakamadım lambamı Esir oldum yanlızlığa, yaşanmayan beraberliğe Göz yaşlarım sel oldu, devamılı ardım Bir türlü kendime gelipte sizleri anlatamadım. Sizlerleyken cıvıl,cıvıl neşeli bir kuştum Ayrıldı ordan, geriye bakmadım Devamlı gitmek için sayıkladım Çekip gideceğimi bir türlü anlatamadım. Yaralı kuş misali kırık kanadım Oy saki ben sizleri sabahlara kadar andım Yol bulup gidemyeğimi anladım ama, Bir türlü anladığımı kendime anlatamadım. Hürmüz Demir Söğüt / 3/6/2007 |
Sevdiğimiz eşyayı, dostları yada sevgiliyi. Sonunda yürekte kalan hep ayni duygu, hüzün... Çünkü yitirilene alışmışızdır, sevmişizdir, bizimle olan beraberliği keyiflendirmiştir. Çünkü o beraberliğe değer vermişizdir. Ya o güzelliği yasarken; paylaşımı, keyfi, sevmeyi ve sevilmeyi birlikte hissederken... Hep korkmaz miyiz? İçimizi en güzel anlarda bile hep sarmaz mı? Ya biterse? Ya yok olursa bu güzellik?; endişesi.. Tabii ki bitecek. Yaşadığımız mutluluklar, hüzünler hep bitmedi mi? Hep yerine başka başka hüzünlere, mutluluklara bırakmadı mi? Gene ayni korkular, ayni endişeler... Peki sahip olduğumuz güzellik için yitirme korkusuyla ağlamak niye? Kime? Ne için ? Biliyor musunuz? Dökülen göz yaşları sadece kendimiz için.. O değere sahipken de, yitirdiğimizde de.. Çünkü bizi asil korkutan YALNIZLIK.. İçimizde hissettiğimiz o güzel duyguları uzunca bir süre tekrar yaşayamamak.. Özlemek, özlenmek, sevmek, sevilmek, sım-sıkıca sarılmak, o bedenin canini, kanını hissetmek, sevişmek.. Hangisi kolay vazgeçilir hazlar ki? Biten aşklarda da, biten ömürde de yanaklarımıza dökülen gözyaşları hep kendimiz için. Çünkü merkez hep biziz, doymak bilmeyen egomuz.. Ve o egoyu doyurabilmek, hoşnut kılabilmek için ne kadar çok çırpınır dururuz. Bizim sevdiklerimiz bizi muhakkak sevmeli, özlediklerimiz özlemeli, doğrularımız her zaman tek doğrudur. Ya yanımızda ki insan ? Onun egosu ? Arzuları, özlemleri veya usandıkları... Ne kadar o sevdiğimiz insana karşı fedakarız? Vermeden neyi ne kadar alabiliriz ki? Bizler; hep ilişkilerimizde hesap kitap içinde değil miyiz ? Her zaman denge.. Verdiğimiz kadar alalım, aldığımız kadar verelim hesapları yapar dururuz. Sonuç YALNIZLIK . Peki bu kadar yalnızlıktan korkuyor, yaşanılan güzellikleri, paylaşımı bir daha yasayamamak endişesiyle kaybedeceğimiz değere ağlıyorsak niye bu kadar ince hesaplar. O değer bize mutluluk yerine hüzün, kargaşa yaşatıyorsa zaten vazgeçmeliyiz. Yok eğer yaşamın sıkıntılarından biraz da olsa bizi alıp mutluluk veriyorsa o zaman gözyaşı yerine biraz daha akilci olmak daha doğru değil mi? Sıkıca, hiç bitmeyecekmiş gibi o güzelliği, huzuru sonuna kadar yasamak varken neden korku?? Bilirsiniz.. Anılarımızda öylesine anlamlı, mutlu anlar vardır ki, kimi zaman onca geçen yıllara değerdir. Tabii ki bu değerler karşılık bulduğunda daha da değer kazanacaktır. Eh iste o zaman bize biraz daha is düşüyor demektir. Daha çok özen... Çünkü yasam içinde, ayni frekansı yakalamak o kadar zor ki... Sevgiyi, özlemi birlikte yasamak doyumsuz bir hazdır. Artık o sevdiğin insan kendin olmuşsundur. Korursun, tıpkı kendini koruduğun gibi. Üzmekten, incitmekten korkarsın. Artık hesap, kitap yapılamaz. ; Daha çok vermek vermek istersin. Çünkü ego vererek de doyumu öğrenmiştir. Çünkü gönlünü ayna tutmuşsundur o sevgiliye. Çünkü yitirme korkusu askı ölümsüz kılar. Çünkü ayrılmanın da bir vahşi tadı var Öyle vahşi bir tat ki dayanılır gibi değil Çünkü ayrılık da sevdaya dahil Çünkü |
İnan Batmış Şehirler Gibi Onarılmaz Anılar Biri beyaz biri kara iki kedi.. birbirlerinin omzuna kollarını dolamışçasına birbirlerine şefkatle sarılarak, birbirlerine dayanarak yola çıkmışlar. Gölgeler akşamüstünü söylüyor. Yorgun bir günün sonunda eve dönüyorlarmış gibi. Yüzlerini görmüyoruz ama eminim mırıl mırıl konuşuyorlardır. Belli sınanmış, denenmiş bir dostluk bu, uzun yolları da göze alabilen bir dostluk Ya biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz? Akşam üstünün bir saatinde yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz, omzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omzun, belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı ayakların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu, değerini biliyor, biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz? ... Yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp kendimizi hep ilerde bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına, bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu? karşımıza çerken çıkmış insanları yolumuzun dışına sürüklerken bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz? Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir, her zaman aynı fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün... Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz, ya da olanlar olması gerekenler değildir. Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz, gün gelir kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir... Kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir kendi hayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak. Bazılarının gelecekte sandıkları 'bir gün' geçmişte kalmıştır oysa; hani şu karşıdan karşıya geçerken, trafik ışıklarında rastladığınız, omzunun üzerinden şöyle bir baktığınız sonra da boşverip 'Nasıl olsa ilerde bir gün tekrar karşıma çıkar.' dediğinizdir. Oysa tam da o gün bu zalim şehri terk etmiştir O, boş yere bu sokaklarda aranırsınız... http://img159.imageshack.us/img159/966/featherrn6.gifMurathan MUNGAN |
| Saat: 22:49 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık