![]() |
Bir Tutam sana yasağım birbirimize suskunuz açılmıyor kapılar içimiz dışımız yanmışız işte çöllerde vahasız yüreğimiz alabildiğine düşlerde parçalanmış duruşumuz ne desen boş ne desem sarsıntılarda elmalar yemyeşil dallarında yıldızların keyfi yok nehirler akıntısız sevilerde gecelerse gözlerimde mayhoş. necmi dayan |
Katil olmanın başka yolları da var kocaman bir yalan dünya küçüktür diyorlar sanki bir adım ötedeymişsin gibi neden söylüyorlar böyle bir şeyi inan bilmiyorum inan bilmiyorum bak yine öldürecekler fokları yetişemiyorum karlar içinde ki o fok gözlerinin içine bakıyor yüreğinin gözeneklerine ve neden diye soruyor sana neden tükürüyor o aşağılık o utanmaz uygarlığına necmi dayan |
Yaklaşırken boş sayfalar döküntü beyazlıklar aşkın yaşı esnek güneşin sıcaklığı kırılgan gece kayaların gözyaşı sığıntı ilişkiler yalnızlığın tek başınalığı ölüm çiçekleri duvarda ki afişler ve bitmekte olan bir yaz eylüle kapısını açar ve senin aşığın o hüzünlü kurşun yüreğinden sessizce çıkar necmi dayan |
Ruhlar içinde olaylarla oyalanıyor meydanlar suçları yok aslında taşların asfaltların birikiyorlar işte yalanları dinlemek için renkli olmak güvenmenin renksiz olmak belki ölmenin bir diğer adı ama ne farkeder bu mutsuz bu ölü yığınlar için ne farkeder kanları kurumuştur unutulmuştur menekşelerin kokuları üstelik yüreklerinde yosun tutmuş zincirlere vurulmuştur tutuklanmıştır koruyoruz sandıkları sevdaları necmi dayan |
Kısa çöp üzgündü gerçekler konuşulmamıştı girdapların şekli nasılı ölümcülü tartışılmadan bitmişti ve işte gidiyordu geldiği gibi dümdüz sırtında ah'lar bırakıyordu kuyruklu bananeler bahanelerle akıyordu ürperiyordu geceler yoktu etrafta bulutlardan giysiler kefenler üretilmemişti düşünülmemişti her nedense gecelerin ortasında kalan öylece kalakalan geridekiler giydirilememişti dilsiz deliler necmi dayan |
AVLU Aslında gelmemeliydi iki kişilik masada tek kişi iki kahve fincanı yoksun biri senin içindi. tepemde masmavi gök yüzü sarmaşıklar sırılsıklamım, keşkelerle akıp giden zaman ellerin uzansa şimdi ellerin ellerime dokunsa sabah suskunluğu taş duvarlarına vuran güneş avlu, ne garip üşüyorum... kalkıp gitmeyi fincanların boşluğunda bilinmeyen bir yolculuğa... ne garip nasıl inandırmışım kendimi sevdalanmadığıma, avlu sen gibi gizemli hasret yüklemiş sırtıma.... necmi dayan 26.5.2007 |
AVLU-3 (Atlıları bekliyorum.Belki karşımdaki kapıdan girecekler diye. Soluk soluğa... yorgun argın... Atlılar, atlayıp atlarının sırtından, Hancı hazırla yemeklerimizi acıktık deyişlerini…) Yazı yazmak acı veriyor anla tenim de derim acıyor artık anla bitirmek istiyorum bu şiir’leri sana değil, kendime mi yenilmek en beteri? Oysa/ inişini beklediğim... taş merdivenlerinden çıkıp da avlu’nun bir serçenin kanatlarına takılıp yaşadığın kentte olmayı düşlerken... resimlerinde seni aramıştım yaramazca… ben de ki sen/ sen de ki ben/ bizi mi oluşturuyor? Ve durgunluk.. çekilen dalga dağılan bulut engin deniz şımarık mavi kuyu/girdap/sis… ve durgunluk içinde biz/ yalnızız…) necmi dayan 27.5.2007 |
ŞİKAYETLER 1 çağla yeşiline dalgın bu çıldırışlar dilsiz mi? ya bu çöküşler balkonlar da…. ağla şimdi çağla çağla… damlalar toprak da ya bu topraklar bizi örtsün ya da AŞK! öldürsün. 2 (masum yüzlerin üzgün duruşlarına) anlamsız, bırak aksın o nehir. kesme, bulanık bulanık… yani o ruhların dünyasında bir asma dalında biz birer salkım da olsaydık duasız asılırdık. 3 (son’dan kaçış mı var? senin hakkında…) bildiklerin saklandı, dallarında kuşlar sustu. o sabah, günebakanlar açmadı kimse vurulmadı, yaralanmadı… senin hakkında susulmak konuşulmamak vardı. erdem ve gurur ve aşk/ kireçde çözülmedi. biz! birbirimizin içinde öldük kimseler bilmedi… necmi dayan 28.5.2007 |
SIRMIYDILAR su dondu. sayfalar kan lekesi… söylenmemiştin kapalı kutu, gözleri bağlı çam kokusu, çekilmemiştin.. (gel gör ki tutsaklık kan’la yazılmayan geçici özgürlüktü bize yansıyan.) ve alevler sordu dilsizlere Kutsal’ına kurumuş pınarına akalım mı? deli us sözler kimde saklı? ki karanlık konuşmaz da çoğalmaz da kalır ayak sesleri gri sokaklarda.. necmi dayan 30.5.2007 |
KIRILMALARSA… o Atlılar açtılar! oysa geceye ihanetti serilen sofralar. kutlamalarsa şaraplaştı yapışkan dillerde unutuldu arınmalar… tutku, kutsal gecede Anka kuşuydu.. ölümlü Sonbahar’a dönüldü birlikte aşk yutuldu. yerin dibine mi batsın ufuktan mı doğsun?.. şapşal güneş bile utandı… tapınaklar boşlukta asılı, yakarışlarla kaldı. ne bir uğultusu Rüzgar’ın ne de gürültüsü vardı o karanlık karamsar yazgının… necmi dayan 31.5.2007 |
| Saat: 17:56 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık