![]() |
SON’un BAŞLANGICIYSA ŞİİR Ben o merdivenlerden çıktığımda tek başınaydım. Üstelik arkama dönüp bakmaya ürkmüştüm. Gök yüzünde dolunay, belki o da unutmuştu kendini, geceden kalmış. Ayrılıklar her zaman hüzün solumazlar. Ne bileyim bazen de kırlarda kekik, çiğdem balkonlarda arap saçları, tarlalarda ay çiçek, soluyabilirler de. Bendeyse tuhafımsı bir mutluluk vardı. En azından kimseleri kandırmamış, üzmemiştim. Fincanları alırken küçük çocuk/ öteki kimin diye sormuştu? Yanıtlamam… bende SAKLI… necmi dayan 31.5.2005 |
Ben böyle sevdim işte Ben seni kocaman bir yürekle sevdim. Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören. Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun yüreğime. Bir başka yerde olamazdın zaten. Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimde olmalıydın, orada kalmalıydın. çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk değildin artık. Bu yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama. O yüreğin gerçek sahibiydin. Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya... Ben dört mevsim baharı yaşadım seninle. çiçek çiçek açtın yüreğimde. Gökkuşağı zayıf kaldı, senin renklerin karşısında. Taze bir yaprak gibi yeşildin. Açelya idin pembeliğinle. Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün. Kırmızıydın bir ateş gibi. Ve maviydin... En çok bu renkle anmayı sevdim seni. Denize tutkundum, denizi sensiz, seni de denizsiz düşünemedim. Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da... Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık. En kızgın, en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana. İçimdeki sevinç yüzüme yansıdı, güldüm. Beni öylesine güldüren senin sevgindi ve ben kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey olduğunu anladım seninle... Her şeye rağmen sevdim seni. Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk yoktu. Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden tuttuğunda, patlamaya hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi. Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim. Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim. Sana ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm. Ve o göle bir tek sen girebilirdin. Sevdim ve hayrandım da... Her halin çekti beni. Duruşunu, uyumanı, gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu, olgunluğunu sevdim. Sesini de sevdim suskunluğunu da. Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim. Seni ve o doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman. Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı. Seni severken yorulmadım. çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün yenilendim. Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın. Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin. Sevdim işte ötesi yok... |
ÖTEKİLER (toprak kızıla boğulmuş) kıpırdanacak yer de yoktu, sancak ve kılıç/ ki kalkan da ölülere karışmış Kim olduklarını unuttular, hasret üstüne hasret, yaralıydılar… (masal bu ya) kimselere sormadılar kimseleri sorgulamadılar özgürce/ birlikte oynaştılar… (san ki!) yaladı geçti kan kokulu yel. umarsız korku çığlık oldu, yay ve ok oldu, yırttı geceyi dağlara saplandı. susmuştuk muştular… açılmadı fermanlar izin de çıkmadı aşkı sanrılar/ ayrılıksa bizi sardı. (söylentiye göre..) kımıldamasınlar, yayıldı öylesine şehre, deyin ki onlara, büyücü kaçtı.. ya ölün ya da kazıyalım taşlara ayrım ayrım olmuşlara... adayalım o cansızlara. 3 haziran 2007 |
ÖTEKİLER ll kıyılarında siperler kazdılar açıp o Kutsal’ı okumadılar. daldılar dalgalara, kayboldular. Sıkıştırılmış duvardı ziftle ölü şiir. hangi yangın içindi tutuşturulmamış saflık giyinmiş de kimlere kapılanmış? kederler… yaldız sürünmüş, yüzlerse, o sağnaklar hanginiz de kalmış? (kinayeler sarmış Fi’yi. o yere düşen Dut’sa henüz olgunlaşmamış..) öyleyse yakın bizi, dağlayın gözlerimizi tutun gecenin yıldızını onurlandırın geçmişinizi bilisizlerden sorun küllerimizin sırrını… aldatmayın/ yalnızlığınızı konuşun… necmi dayan 5 haziran 2007 |
ÖTEKİLER lll (Efsunlular mı? Aşk kaçar onlardan. Fi öyle konuştu.) 1 diz çöktüler yetim dillerini yakarışlara yer yüzüne iniltiyle açtılar… Ama o yabani kestaneler çakılların tutsağıydılar. ve sarı/paslı yapraklar ağlaşmaktaydılar rengine günün son kaçınılmazdı ya diriliş? soluyordu, yarı açık pencerede bilinmedik bir ömür… 2 taşların ıslaklığında kandırıyor kendini ışıltı. çıplak ayaklarıyla lanetliler yakıyor kınaları. ve yer yüzü karalar ve denizler ak’ın da ak’ı, bizi bekler. biz ki odalarında esir ormanlarında yanmaya çıra olmuşken… zamanın zembereğinden uzak da kurda tuzak, kuşa hasret, kalmışken ve şiir’den çöllerde ah yeşermezken, hangi ayazdır süpüren hangi dikendir aşk’ı zehirliyen?. efsunlular mı? düştüler yollara uzundu yolculukları bir gece mavisinde dağladılar sokakları.. 3 oysa ahu yalnızdı masalarda unutulmuştu dudak izsiz bardaklarda.. dalgalar uyanmamıştı çamların diplerinde o Roma’nın Tanrıları çökseler/dizlerine kapanacak sızımlanacaktı… aşk buysa mutluluğun yanıtını soracaktı alsaydı damlaları bir bir içinde ki acıyı sorgulayacaktı.. ve Roma’nın Tanrıları küçümsediler… sözcü çevirdi sayfayı git dediler O’na kendini ara yitik dünyalarda.. 4 yüzlerini kapadılar utanç yaşıyordu yakılar bulvarlar yokluğumuzdu. saçlarına dolanan toka, sorun muydu? ya var olmak ya da yokluğunu duymak nesiydi nesiydi sırtını yaslamak,yaşlanmak ve nesiydi tenekeden evlerde uğultuyla yaşamak. (Yoksul bir kadın bebeğiyle uykudaydı. daha bu sabah insanlar akmaktaydı kaldırımlardan. insanlar yalandan/ ruhsa uzaktı dualardan) öpüşerek kopmak yakınından parkların kıyısından geçmek asfaltın buharında yürümek bu kenttin ufuksuzluğuna tükürmek gibi/ senden vazgeçmek… 5 yansak da acıdan duvarları yıksak. zillerini takınca dansözler darbuka zurna ve tefler, karışınca pervaneye tüller, o şıngırtı apal dudaklar ki badem gözler arasında inadına özgürlüğe yürümeler.. 6 nasıl keşfedildiyse yer yüzü o anlam anlamsızlığa nasıl yenildiyse?... boşunamıydı o atlıların çekilen bayrakların gerilen zincirlerin ve demir atmış kalyonların ve savaşçıların, boşunamıydı hasret yaşamaları?.. Seçilmişler karar veriyor işte bizlerin adına bizler olmadan yasaklanan aşklara… (mızrağını kaldırıp fırlatınca gülüyordu zıhlı savaşçı.) necmi dayan 6 haziran 2007 |
Başlangıç (Şaşırma! Lal olmak olmasın yaşamında..) Kimliksiz kaçaksın ama aşk demişsin yine de türkü, yine de kavuşma.. yabancı mısın?. halaycılarla halaylamışsın, lekesiz bulutlar sallamışsın gölgen düşmüş/ üstüne bilmişliğin, aldırmamışsın… o Tiyatro sahnesini, o Düşler alemini, dünyalar sanmışsın. ya sokaktakilerini ya da kendini yok sayıp seyre dalmışsın… az gitmişsin uz gitmişsin bir Masal’ı yaşamışsın ne ormanların yalnızlığını ne de dağların kıpırdanışını o Yalan ki duymamışsın… yer yerinden oynasa tohum kıvransa yaşam sahi hani aşk, o da ne ki?.. sırlı surlar sürgüsü iteklenen kapılar tütsülenmiş gibisin. 8 haziran 2007 necmi dayan |
Kimleriz verilirken taşlara şekil, ağlaşan bebeler gibi, öte ucunda yoksullukların yokluğunu bile bile ekmeksizliğin/ ızdırabımıdır içimizde ki, sütsüz anneleri yaşamanın bizden konuşuyoruz, usum yağmursuzluklar da/ ve gezinirken sergenler de, unuttuğumuz şimdi… Fi’den başka umarı olmayan kitaplar mı/ kalmıştı okumadığımız? bir ateş’in etrafında oturmanın ya da dönmenin, ışığın aydınlığına yapışmanın, sulanmanın/ mutsuzluğun hamuruna, ilişkileri yoğurmanın soğuk soğuk… üzerimizden akarken övgüsüzlük ve yapaylaşırken hepimiz sırası mı, çıngırak sesleri arasında yalın ayak,başı kabak, apaçiler gibi.. çırılçıplak yaşamanın, sırası mı, sıra dışı olmanın?... necmi dayan 12 haziran 2007 |
Elveda ayrıntılara karışsak, bir romanın içinde bilinmedik Nokta’lar ya da denklemler çözülmedik… kaybolup gitsek akıntılarda hiç bulunmasak. mutlu olsak mutlandırılsak taçlandırılsak krallar tarafından bir şeyleri yoklamasak, tok olsak bir şeylere… verilen sözler tutulsa, ağırdır bu yük taşımasak… bahanelerden duvarlar örsek sorumluluktan kaçsak.. sorgu olmasa, yanıtlar boşluk da uçuşmasa o sözlerdir ki/kirli.. çıkmazlar gün ışığına. koparsak dalından düşünceyi ya da kökünden çiçeği… gün gelir… kırılır şiir’de sağır eder tüm ilişkileri… 13 haziran 2007 necmi dayan |
İadeler silinmiş yüzler vardı bıraktığımız… askılara astığımız giysiler ekmediğimiz tohumlar sevmediğimiz mayıslar gibi… unuttuğumuz yollar vardı yürümediğimiz… yaşamayı düşünmediğimiz görünmekten sakındığımız puslu günler/ artık istemediğimiz… kapanan çukurlar vardı yarım bırakılmış kitaplar kaldırılmıştı sözlüklerden idamlıktı ayrılıklar. sonbaharlar vardı, adına harakiri yapılmış loş geceler, yalnız pencereler pisi pisi otlarıyla, kurumuş bahçeler… ya Sonra’lar vardı kezlerce dinlenen şarkılar ıssız bilinmedik sokaklar hınzırdı kelebekler acil servisler de deşilen yaralar, beyaz sirenler içinde Tanrılar vardı, bilmek istemediğin kefenler sen’den sonralar yoktu… bırakılmalar.. 13 haziran 2007 necmi dayan |
Sıkıntı içinde sen olmayan bir şeyler olmalı, belki bir sürü olmalı sıyrılmalı son anda, kapana bir iki adım kala, ayağı takılmalı, taş’a… bulutlara bakmalı, çakan şimşeklere… vazgeçmeli yol değiştirmeli, kapılardan son anda dönmeli… içinde sen olmayan bir şeyler olmalı, yaş inmemeli, suçtan uzak durmalı, sadaka vermeli, uzak durmalı, kaza geçirmemeli, en güzeli… eceliyle ölmeli.. içinde sen olmayan bir şeyler olmalı, olmadığın herhangi bir yere… gülerek basıp gitmeli necmi dayan 1 temmuz 2007 |
| Saat: 15:46 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık