![]() |
Ben, böyle olmamalıydım İsmini duyunca, boynum düşmeliydi omzuma. İçime bir ateş düşmeliydi Ayaklarımın feri kesilmeliydi. Kendimden geçmeliydim sonra... Adını sayıklamalıydım, adımı unuttuğumda Ama bunu kimse duymamalıydı, Seni, mahşere kadar saklamalıydım. Ben böyle olmamalıydım Nisan akşamlarını ıslatırken yağmur Bahar, şarkılarını söylerken karanlığa Çalan her kapıya `sensin` diye koşmalıydım. Ayak sesleri gelmeliydi uzaktan Ben hep sana yormalıydım. Gece yıldızlarını serpince göre Seni görmek için uyumalıydım. Şarkılar kime söylenirse söylensin Sana diye dinlemeliydim. Türküler dolmalıydı odama, Ben bir selvi boylu yârdan ayrıldım deyince bir ses Selvi boylu yâr sen olmalıydın Kömür gözlüm ateşine düşeli Senin için söylenmiş söz olmalıydı. Bir mey yokluğuna ağlamalıydı delice Bir keman, incecik çığlık olmalıydı Ama bunu kimse bilmemeliydi, Seni mahşere kadar saklamalıydım. Böyle olmamalıydım, Kelimeler Taif'i taşıyınca kulaklarıma Daha yüzüme çarpmadan Taif rüzgarı, Taşların izi çıkmalıydı yüzümde. Uhud anılırken, dişlerine sızı düşmeliydi. Haremde bir ikindi vakti Kem gözler çevrilince sana Ve vefasız eller uzanınca yakana İçim daralmalı, nefesim kesilmeliydi. Sen ötelere hazırlanırken, Öteler senin için süslenirken, Son kez baktığın pencerede hayal edip seni, Perdenin son kez kapanması gibi, Kapanmalıydı gözlerim. Sonra içime doğru gerilip, Seni bize lutfedenin ismini haykırıp, 'Allah(C.C.) ' deyip, Düşmeliydim yere. Ama bunu kimse bilmemeliydi. Seni mahşere kadar saklamıydım. Ve mahşer günü... Uzaktan seni seyretsem. Sana yakın olmak için can atsam. Beni engelleseler, 'Sen kim yakınlık kim? ' deseler. Ben ağlamaktan konuşamasam. Gözlerini çevirsen bana. 'Benim cennetim bana bakan gözlerindir.' Ve tebessüm etsen. Ama bunu kimse görmese, Seni ebede kadar saklasam. Dursun Ali Erzincanlı |
İçimdesin Allah'ım değil kitabında elçinde değil arzında göklerinde görmeye hacet yok allahım sen ki içimdesin içimde değil suya ay düşmesinde değil çiğe gül yaprağında sormaya gerek yok allahım sen ki içimdesin içimde Kutlu nebi Kainatın efendisisin, İnsanlığın şerefisin. Önder ve örnek sensin; Allah’ın habibisin. Adının anıldığı mekandan, Uzaklaştırmasın, Yaradan. Cehaletin ve zulmün, En yaygın olduğu zaman; "Oku" emriyle, elinde Kur’an; Alemlere rahmet geldin sen. Adının anıldığı mekandan, Uzaklaştırmasın, Yaradan. Seni hakkıyla övemem ben, Sana övgü yüce makamdan. Rabbim herkese nasip etsin. Gitmeyi senin izinden. Adının anıldığı mekandan, Uzaklaştırmasın, Yaradan. Göçeceğiz bir gün bu dünyadan; Hepimiz geçeceğiz, hesaptan. Senin şefaatın olmadan; Nasıl kurtuluruz azaptan. Adının anıldığı mekandan, Uzaklaştırmasın, Yaradan. |
Hayat uzun bir yoldur Hayat uzun bir yoldur Son durak karakoldur Her kul mucrim bir kuldur ALLAHIM AFFET BİZİ! Şucusu ya bucusu Kalmaz hiç bir hususu Yoktur savunucusu ALLAHIM AFFET BİZİ! Ne şöhret kalır ne şan Ne kuvvet kalır ne can Ne de davana bakan ALLAHIM AFFET BİZİ! Amellerin ordadır O gün herkes zordadır Günahkarlar nârdadır ALLAHIM AFFET BİZİ! Mahkeme kurulacak Sorular sorulacak Karara varılacak ALLAHIM AFFET BİZİ! Yoktur kaçacak yerin Tutulacak dillerin Konuşacak ellerin ALLAHIM AFFET BİZİ! Pişman olmak geçersiz Özür dilemek yersiz Artık her şey değersiz ALLAHIM AFFET BİZİ! Orası hasat yeri Şer eken bulur şerri Kimse dönemez geri ALLAHIM AFFET BİZİ! |
Naat ve Hz. Peygamber (s.a.v.) “Naat şiirin ufkudur” Sezai Karakoç; “İnsanın ufku mü’ mindir. Mü’minin ufku peygamberdir. Peygamberin ufku da mutlak gerçeklerin habercisi, her peygamberin şahsiyetini katlarında bir yaprak gibi bulunduran son peygamberdir. Peygamber nasıl insanın ufkuysa, naat da şiirin ufkudur” şeklinde ifade eder naatı... Naat, Peygamberin şiirle yapılan bir portresidir Naat, sevginin aşkın şiiridir. Hazreti Peygambere yönelen betimsiz sevginin şiiri. O'na duyulan özlemin kelimelerle ifadesi. Naatın ufkunda Peygamber vardır. Şair her mısrasında O'na biraz daha yaklaşır. O'na varmak, O'na ulaşmak hedeftir şair için. Çünkü, şair O'nu bulmakla kendisini bulmuş olacaktır. Öyle ki her mısra, miraca uzanan bir basamaktır şair için. Şairin miracı Hz. Peygambere duyduğu aşktır, hayranlıktır, saygıdır. Bu yüzden şairin naattaki başarısı, sevgisinin bir ölçüsü olarak da alınabilir. Naat, insanın kendisini Peygamberde araması, gerçeği O'nun çevresinde dolaşarak bulmaya çalışması, O'na yaklaşmaya çalışarak yaratılış sırrına ereceğini idrak etmesidir. Naat, Peygamberin şiirle yapılan bir portresidir. Her şair, durduğu yerden ve kabiliyeti ölçüsünde O'na bakar; o büyük mükemmelliğin karşısında duygularını zaptetmeye çalışır. Bütün naatlar âdeta, tarih boyunca yapılan tek bir portrenin farklı cephelerden birer örneği gibidir ve tek bir portre içindir. Divan Edebiyatının usta kalemi Fuzulî; "Hak-i payine yetem der ömrlerdir muttasıl Başını taştan taşa vurur gezer avare su" mısralarıyla suyun Hz. Peygamberin (s.a.v.) ayağının toprağına ulaşmak için, ömürlerdir başını taştan taşa vurup avare bir şekilde gezdiğini söyler. Fuzuli'nin coğrafyasında, kıble yönünde akan sular, yüzyıllardan beri Hz. Muhammed'in (s.a.v.) toprağına ulaşmak için çırpınırlar. Şair zaten kıble yönünde ve dalgalı bir şekilde akan suyun akış amacının, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) toprağına ulaşmak olduğunu ifade ederek suyun akışını güzel bir sebebe bağlamıştır. Yaman Dede ise Hz. Peygamber'e (s.a.v.) olan derin aşkını şu mısralarla dile getirir: “Gönül hûn oldu şevkinden boyandım yâ Resûlallah Nasıl bilmem bu nirâna dayandım ya Resûlallah Ezel bezminde bir dinme fidandım ya Resûlallah Cemalinle ferah-nâk et ki yandım ya Resûlallah” Günümüz Türk şiirinde pek çok naat yazılmıştır. Bunların bir kısmı, şimdiden naat klasiklerimiz arasında yerini almıştır. Bu naatların başında Arif Nihat Asya'nın iki yüz mısralık naatı gelir. Yine yaşayan şairlerimizden Nurullah Genç'in 1993 yılında Türkiye Diyanet Vakfının yaptığı naat yarışmasında Türkiye birinciliği alan “Yağmur” adlı şiiri de son dönemde yazılmış en güzel naatlardan biridir. |
EZAN ezan duyunca titrer yüreğim allaha kavuşmaktır en büyük isteğim kalmadığı dünyada mertliğin sormayın bu gün çok dertliyim alemin keyfine minnet asıl hedefimiz olmalı cennet nedirki fani dünyada servet şu dünyanın haline bak hayret |
Ravza-i Mutahhara Irmak olur her geleni, |
|
Büyüklük taslayan Şeytan iblis oldu, kibri yüzünden Nâr’ım deyip gurur duydu özünden Lanete uğradı tek bir sözünden Büyüklük taslayan, sonu böyledir Kibir taslayanlar boşa gerinir. Maymun yerde hoştur, gezer sürünür Yükseğe çıkınca kıcı görünür Artık arkasıyla önü böyledir Ben buyum ben şuyum, deyip avunan Her meziyetini sayıp savunan Sonra birden gözden kayıp dövünen Çatlak ses çıkarır tonu böyledir Tavus kuşu gibi gösteriş yapar Malına mülküne işine tapar Gururu yüzünden toplumdan kopar Kabesi nefsidir, yönü böyledir Mikdat der makamlar adam etmez ki Dünya onun olsa yine yetmez ki Onun bu gururun hoşa gitmez ki Öylesi alçaktır, ünü böyledir FATİHA DİLENCİSİ Gitte şu mezarlığa dinle gelen sesleri Bak kimi imdat ! diye toprağı inletiyor Dünya nimetleriyle doymak bilmez gözleri İki avuç ham toprak nasılda doyuruyor ! . . Mülk bırakan babalar “ Fatiha “ dilenirken Mirasa konan velet bar pavyon geziniyor Evlat ( ! ) doğuran ana çetin hesap verirken Ölümünü unutan zilletle raks ediyor ! . . |
İLAHİ AŞKA VESİLEM SEN OL! Ninnilere çoktan bıktı bebek gönlüm. Sütlerin üstünde ki kaymağı yoktan çekip tattı gönlüm. Derdimi ona anlatamadım! Baktıkça kendimi buldum. Zümrüt gözlüm... Meçhulde yürüyenler göre kefenlenmeden gömülürüm! Aşkı dilinden kalbine geçiremeyenlere göre de sürünürüm! Nerde o günler ! Hayalimden başka nerede görürüm!!! İlahi Aşka Vesilen Sen Ol! Şu dikenli dertlerimi kalp gözünde ki bakışınla yol! Düşüncelerin incinmesin, Nasırlı duygularda bile bahtiyar ol1 En neşeli anımda ki terk edilişime; Tercih ederim Kötü anımda ki bana verdiğin teselliye... Gözüm gözümde olsada hasretim bakışına, Şu Gökhan'ın yaslı tasasına, Vesile-i sabır ol ALLAH aşkına! Bir müzik ritmiyle dolaştım zamanında; Samsun dağların da... Bir seçenek daha koydum bahtıma, Nefes darlığı çeksem de; Maltepe yokuşların da... Şumısralarımı okuyup anlarsan! Köle olurum!!! Beni aşan yakut duygularına... |
EĞER Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse, Yalnızca birkaç günlüğüne aniden çalsa kapınızı, Merak ediyorum neler yapacağınızı... Biliyorum ama Böylesine şerefli bir konuğa açacağınızı en güzel odanızı, Ona sunacağınız yemeklerin en iyisi olacağını, Ve inandırmaya çalışacağınızı, Onu evinizde görüyor olmaktan mutluluk duyacağınızı; Gerçekten evinizde ona hizmet etmekten alacağınız hazzı. Fakat söyleyin bana, Efendimizi evinize doğru gelirken gördüğünüzde, Onu kapıda mı karşılayacaksınız? Yoksa onu içeri almadan önce, aceleyle, Bazı dergileri, gazeteleri çarçabuk saklayıp Yerine Kur'anı mı koyacaksınız? Peki hala Amerikan filmlerini seyredecek misiniz televizyonda? Yoksa kapatmaya mı koşacaksınız aceleyle, O size kızmadan önce? Kim bilir? Belki de ağzınızdan hiç çıkmamış olmasını mı dilerdiniz, Hatırlayamadığınız en son çirkin kelimeyi... Peki ya dünyalık müziğinizi, kasetlerinizi de saklayacak mısınız? Ve bunun yerine ortalığa, Kitaplığınızın raflarında tozlanmış, Hadis kitapları mı çıkaracaksınız? Hemence içeriye girmesine izin verecek misiniz? Yoksa telaşla ne yapayım diyerek, Sağa sola mı koşturacaksınız? Merak ediyorum: Eğer Peygamber Efendimiz, Bir kaç günlüğüne sizinle birlikte yaşasa, Yapmaya devam edecek misiniz, Her zaman yaptığınız şeyleri? Ailenizdeki sohbetler eski halini koruyacak mı? Her yemekten sonra sofra duası etmeyi, Yine zor mu bulacaksınız? Hiç yüzünüzü asmadan, Oflayıp puflamadan, Her vakit namazınızı kılacak mısınız? Ya sabah namazı için, Sıcacık yatağınızdan, Erkenden fırlayacak mısınız? Peki ya yine mırıldanacak mısınız, Her zaman söylediğiniz şarkıları? Ve okuyacak mısınız, Her zaman okuduğunuz kitapları? Peki bilmesine izin verecek misiniz, Aklınızın ve ruhunuzun beslendiği şeyleri? Yoksa hiç bilmemesini mi isterdiniz? Şöyle diyelim ya da: Gideceğiniz her yere götürebilecek misiniz Peygamberi de? Yoksa birkaç günlüğüne değişecek mi planlarınız? Tanıştırmaktan onur duyacak mısınız en yakın arkadaşınızı onunla? Yoksa hiç karşılaşmamalarını mı umardınız, Peygamberin ziyareti bitene dek birbirleriyle? Şimdi söyleyin açık yüreklilikle, Onun kalmasını ister misiniz sizinle? Sonsuza dek, hep birlikte... Yoksa rahat bir nefes mi alacaksınız, Ziyareti bitip gittiğinde? Gerçekten bilmek ilgi çekici olabilir değil mi? Bilmek ve düşünmek, Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse Yapacağımız şeyleri... Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse, Yalnızca birkaç günlüğüne aniden çalsa kapınızı, Merak ediyorum neler yapacağınızı ... |
| Saat: 00:37 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık