MsXLabs
Sayfa 7 / 7

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Tıp Bilimleri (https://www.msxlabs.org/forum/tip-bilimleri/)
-   -   Sağlık Sektöründe Yeni Teknolojiler, Gelişmeler ve Son Haberler (https://www.msxlabs.org/forum/tip-bilimleri/7166-saglik-sektorunde-yeni-teknolojiler-gelismeler-ve-son-haberler.html)

nötrino 28 Mayıs 2013 12:42

Tıp Gündemi
 
Kaybedilen Organların Yenilenmesi

Semenderlerin bağışıklık sisteminde bulunan ve kaybedilen organların yeniden gelişmesini sağlayan hücreler, insanların da aynı özelliği kazanabileceği yönünde bilim insanlarına ümit verdi.Avustralyalı araştırmacılar, semenderlerin sahip olduğu ‘organları yeniden geliştirme’ özelliğini insanlara kazandırabileceklerini öne sürdü.

Monash Üniversitesi Yenileyici Tıp Enstitüsü’nden Dr. James Godwin, aksolotl (Ambystoma mexicanum) semenderlerinin sahip olduğu yenileme özelliğini insanlara kazandırmayı amaçlıyor.Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, kalbini, kuyruğunu, omuriliğini ve hatta beynini yenileyebilen aksolotl, yetişkinliğe ulaşınca tüm uzuvlarını da yenileyebilmek gibi spesifik bir özelliğe sahip.

Dr. Godwin, aksolotllarda yenileyici özelliği kazandıran faktörün, bağışıklık sisteminde yer alan makrofajlar olduğunu tespit etti.
Godwin, hücreleri bakteri ve mantar gibi işgalcilere karşı koruyan önemli hücreler arasında yer alan makrofajlar hakkında, “Sadece işgalcileri yemekle kalmıyorlar, özellikle yapılacak onarıma karar veriyorlar” dedi.

Araştırma ekibi, semenderlerden makrofajları aldığında, canlılar organ ve uzuvlarını yenileme özelliğini büyük ölçüde kaybetti. Makrofajların yaydığı kimyasalların yenileme süreci için büyük önem taşıdığına karar veren Dr. Godwin, “Yaraların doğasında belki de keşfetmediğimiz bir sırrı ortaya çıkarabiliriz” dedi.ABC News haber sitesine konuşan Dr. Godwin, “Yara bölgesine nasıl bir kimyasal karışım uygulayarak semenderlerdeki gibi bir yenileyici etki oluşturabileceğimizi anlamaya çalışacağız” dedi.

'Önceden Hiç Denenmedi'

Araştırma hakkında yorumda bulunan İsveç’in Karolinska Enstitüsü’nden Dr. Andras Simon, “Bağışıklık sistemindeki hücrelerin yenileyici süreçte nasıl rol alabileceği hakkında uzun zamandır tartışmalar yapılıyor” ifadesini kullandı.Dr. Simon, “Daha önce bu tür bir deneye insanlarda kimse kalkışmadı. Doğal olarak çok büyük önem taşıyan bir deneme olur” yorumunda bulundu.

İsveçli bilim insanı, “Yenileyici süreç ilk olarak yaraların kapanmasında rol oynayabilir. Yaralar kan kaybını ve enfeksiyonu önlemesine rağmen, hücreler arasındaki iletişimi engelliyor ve yenileyici sürece de izin vermiyor” dedi.Dr. Simon, ‘yenileyebilme özelliğinin yanıkların ortadan kaldırılmasında etkin olabileceğini’ söyledi ve “İnsanlar olarak gelişim sürecinde belki de çok şanslı değildik. Bazı şeyler bizim için kaybolabiliyor” ifadesini kullandı.


Kaynak: Ntvmsnbc / Proceedings of The National Academy of Sciences (26 Mayıs 2013,15:46)


nötrino 1 Haziran 2013 11:52

Tıpta Uygulanan Yeni Teknolojiler / Tıp Gündemi
 
Yarada Eriyen Elektronik İlaçlar

Biyolojik akım ile yapılan LED deneyi. Bilim insanları, yeni nesil ‘elektronik ilaçlar’ geliştirmek için çalışıyor. Yaraya yerleştirilecek olan uzaktan kumandalı cihazlar, geleneksel ilaçlara dayanıklı bakterileri ısı yayarak öldürecek ve daha sonra eriyerek iz bırakmadan yok olacak.Gelecekte doku yaralanmalarını tedavi etmek ve enfeksiyon kapma riskini önlemek için çok değişik ilaçlara başvurabiliriz.

ABD’li bilim insanları, uzaktan kumandalı, biyolojik olarak parçalanabilen ve enerji barındıran elektronik ilaçları fareler üzerinde denemeye başladı.Illinois Üniversitesi tarafından geliştirilen ‘çözünebilir elektronikler’, belli bir bölgede tedavi amaçlı kullanıldıktan sonra eriyerek yok olacak. Çözünebilir elektronik ilaçlar, sinirlerin çalıştırılması, kemik büyümesi, yaraların tedavi edilmesi, ilaçların vücutta taşınmasında rol alacağı gibi antibiyotik görevi de görecek.


Advanced Materials dergisinde yayımlanan araştırmada yer alan makine mühendisi John Rogers,“Her türlü tedavi yönteminde, cihaz tedavi için belirlenen zaman ölçeğinde faaliyet gösterecek” dedi. Rogers ve ekibi, geçtiğimiz yıl suda çözünebilen, silikon tabanlı akım geliştirirken, bu yıl beyne enjekte edilebilen ‘küçük LED’ ışıkları geliştirdi.Uzak kumandalı akımlar, radyo sinyallerine hassas süper ince ipek üzerinde yer alıyor. Rogers ve ekibi, kapasitör, indüktör ve direnç elemanlarını biyo uyumlu materyallerden seçiyor.

Bu materyallerden silikon nano yüzeyler yarı iletken olarak işlev görürken, magnezyum oksit veya silikon dioksit yalıtkan olarak kullanılıyor. İpek ise akımların yer aldığı yüzeyi kaplıyor.Wired sitesinin haberine göre, sisteme enerji sağlamak için önemli bir rol oynayan anten, radyo sinyallerini alıyor. İpek üzerine işlenen, 500 nano metrelik süper ince magnezyum anten, oda sıcaklığında iyondan arındırılmış su içinde iki saat içinde çözülüyor. Antenin altı katı kalınlığındaki bir büyük modelinin çözülmesi ise birkaç gün alıyor.


Test Başarılı

Rogers ve ekibi, kurdukları sistemin çalıştığını göstermek için bir LED denemesi yaptı.Magnezyum ipek antenli akım LED üzerine yerleştirildi ve 2 metre öteden radyo sinyalleri gönderildi. Sistem, radyo sinyallerinin yüzde 15’ini elektriğe çevirmeyi ve LED’i aydınlatmayı başardı. Ardından, akımı iyondan arındırılmış suya yerleştirdiklerinde, çözülüp yok oluverdi.

ABD’nin Carnegie Mellon Üniversitesi’nden polimer mühendisi Christopher Bettinger, ‘elde edilen başarının biyolojik olarak parçalanabilen sistemlerin geliştirilmesi adına büyük bir adım olduğuna dikkat çekerken, en büyük sorunun enerji ihtiyacı olduğunu ve daha büyük antenlere ihtiyaç duyacaklarını’ belirtti.Rogers ve ekibi, şimdi 100 farenin derisi altına yerleştirdikleri ‘elektronik ilacı’ kızılötesi kamerayla gözlemliyor. Gelecekte, biyolojik uyumlu elektronik sistemlerin birçok alanda kullanılabileceği düşünülüyor.



Kaynak: Ntvmsnbc / Advanced Materials (27 Mayıs 2013,14:51)


h_emir 15 Temmuz 2013 12:55

Bu Cips Kanser Yapıyor

ABD'deki araştırmada, bazı patates cipslerinin içeriğindeki bir madde nedeniyle kansere yol açtığı belirtildi.

ABD merkezli Healthy Life (Sağlıklı Yaşam) isimli internet sitesi, Pringles gibi patates cipslerinin kansere yol açtığını öne süren bir rapor yayımladı. Pringles'ın "Cipslerimizin içindeki patates miktarı o kadar az ki, teknik olarak patates cipsi bile sayılmaz" açıklamasından yola çıkan site, cipsin nasıl kansere yol açtığını araştırdı.

SARI-KAHVERENGİYE DÖNÜŞÜYOR
Rapora göre patates cipslerinin kansere yol açmasının asıl nedeni, içeriğindeki akrilamid maddesi. Kansere yol açmanın yanı sıra sinir hücrelerine de zarar veren akrilamid, patates gibi karbonhidrat açısından zengin olan gıdalar yüksek ısıda pişirildiğinde ortaya çıkıyor. Bu gıdaların piştikten sonra üzerlerinde oluşan sarı ve kahverengi yüzey, akrilamid maddesinin ortaya çıktığı anlamına geliyor. Piştiğinde akrilamid ortaya çıkaran gıdalar arasında, ekmek kabuğu, tost, kavrulmuş kuruyemişler, kavrulmuş kahve de var.

ISI, 100 DERECEYE ÇIKINCA
Uzmanlar, akrilamidin sadece kızgın yağda değil, fırında pişirilen gıdalarda da ortaya çıktığını söylüyor. Isının 100 derecenin üzerine çıktığı bütün pişirme yöntemlerinde akrilamidin ortaya çıkacağını söyleyen araştırmacılar, alınan önlemlerin de fazla işe yaramadığını söylüyor. Bilinen tüm pişirme yöntemlerinin başarılı bir şekilde uygulanması halinde bile akrilamid alımı en fazla yüzde 40 oranında azalıyor.

AKRİLAMİD YALNIZ DEĞİL
Yüksek ısıda pişirilen gıdaların içindeki tek zararlı madde akrilamid değil. Avrupa Birliği tarafından üç yıl süreyle yürütülen ve 2007'de yayımlanan HEATOX isimli araştırma, yüksek ısının 800'den fazla kimyasal ortaya çıkardığını ve bunların 52'sinin kanserojen olduğunu tespit etti. Bunlardan en tehlikelileri ise et ve et ürünlerinin gereğinden fazla pişirilip yandığı durumlarda ortaya çıkan HCA ve PAH ve vücutta iltihaplanmaya yol açarak kalp krizi, diyabet ve böbrek hastalıklarına neden olan AGE isimli maddeler.


Kaynak


Efulim 24 Temmuz 2013 09:43

‘Gereksiz kolesterol ilacı zararlı’
MsXLabs.org

Kolesterolün diyet, egzersiz ve ilaçla kontrol altına alınabilecek bir sorun olduğunu belirten Prof. Dr. Servet Öztürk, ilaçların gereksiz kullanımının zararlı olduğunu söyledi.Sağlıklı bir yaşam için kolesterol seviyesinin kabul edilebilir sınırlarda tutulması çok önemli. İlaç kullanımındaki en önemli yanlışı; “Sigarayı bırakma, diyet ve egzersizle kolesterolün ne kadar düşürülebileceği değerlendirilmeden hastanın ilaçla tedavi kapsamına alınmasıdır” diyen Memorial Şişli Hastanesi Girişimsel Kardiyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Servet Öztürk, kolesterol ilaçlarının gereksiz kullanımının, hasta için zararlı olabileceğini söyledi. Kolesterolün; birçok hücre ve hücre içi yapının bileşiminde yer alan, hormonlarda ve diğer vücut fonksiyonlarında önemli rol oynayan yapı taşı olduğunu hatırlatan Prof. Öztürk, “Kolesterolün olmaması halinde; sinir ve sindirim sistemi ile cinsel fonksiyonlar olumsuz etkilenir. Özellikle çocukluk çağındaki beslenme kolesterolden zengin olmalıdır. Özellikle bu dönemdeki kolesterol eksikliği gelişme bozukluğu ve zeka geriliğine yol açabilir. Ancak sağlıklı bir yaşam için kolesterol düzeyinin, olması gereken seviyede tutulması çok önemlidir” dedi.

KOLESTEROL DEĞERLERİ KİŞİYE GÖRE DEĞİŞİR
Kalp hastalığı kanıtlanmış kişilerde, kötü huylu kolesterol (LDL) değerinin 100’ün altında olması gerektiğini, kalp hastalığı olmayan ancak yüksek risk faktörleri olan kişilerde de LDL değerinin 130’un altında olmasının hedeflendiğini vurgulayan Öztürk, şu bilgileri aktardı: “Kalp hastalığı olmayan ve risk faktörleri bulunmayan kişilerde HDL 60 veya üzerindeyse, LDL değerini 130’un altına indirmek gerekli değildir. Kolesterolün; iyi huylu (HDL), kötü huylu (LDL) ve alt grupları vardır. Bunların seviyeleri ve birbirlerine oranı hastalık gelişiminde belirleyicidir. En önemli damar sertliği nedeni, HDL’nin düşük LDL’nin yüksek olmasıdır. Pek çok parametre içinden en sık söz edileni LDL seviyesidir. Ancak kişinin total kolesterolü yüksek bunun yanında HDL’si de yüksekse, LDL için tedavi gerekmeyebilir.

YÜKSEK KOLESTEROL KONTROL ALTINA ALINMALIDIR
Kolesterol seviyesinin artışı, damar sertliği ve beraberinde kalp damar hastalıklarının oluşmasına zemin hazırlar. Kolesterolün uygun seviyeye düşürülmesi, damar sertliğinin kontrol altına alınmasında önemli bir yarar sağlar. Damar sertliği yalnızca kalp damar hastalıklarında değil; beyin, bacak, böbrek ile vücuttaki bütündamarlarda hasar oluşumuna yani damar tıkanmasına yol açabilir. Yüksek kolesterol tedavisinde hastalaboratuvar testleri ile birlikte kardiyoloji uzmanı tarafından yakın takipte olmalıdır. LDL değerinin düzeyi, olması gereken kolesterol seviyesinde belirleyicidir. Tedavide ideal olarak hedeflenen LDL’nin bypassolan veya koroner anjiyoplasti geçirenlerde, diyabet hastalarında ve 65 yaşın üstünde olan kadınlarda 100’ün altına düşmesidir. Bypass veya koroner anjiyoplasti geçiren hastalarda son yıllarda 80 hatta 70’e kadar düşürülmesi tavsiye edilmektedir.

YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİĞİ YETERLİ DEĞİLSE İLAÇ GEREKEBİLİR
Diyet ve egzersiz gibi yaşam tarzı değişikliklerine rağmen kolesterol seviyesi belli bir düzeye çekilemeyen hastalarda, ilaçla tedavi gerekli olabilir. Ancak bu durum kolesterolü normal seviyede olan kişiler için geçerli değildir. Kolesterol ilaçlarının yerinde ve doğru kullanımı çok önemlidir. Kolesterol yüksekliği tedavisi mutlaka yaşam şartlarındaki değişiklikle birlikte olmalıdır. Bu olmadan uygulanacak ilaç tedavisi iyi bir çözüm değildir. Etkili olan her ilacın da aynı değerlerde istenmeyen etkileri olabilir. Kolesterol ilaçlarının da binde bir oranında olan bazı yan etkileri bilinmektedir. Ancak ilaçların kesilmesi ile bu sorunlar ortadan kalkar ve kalıcı hasara neden olmaz.”




nötrino 15 Ağustos 2013 11:01

Tıp Gündemi
 
Kanser Tedavisinde Yeni İlaç: ChiLob 7/4

Bilim insanları bağışıklık sistemini kuvvetlendiren ve bu yolla kanser hücrelerinin büyümesini önleyen bir ilaç geliştirdi. İlacın başarılı olması halinde tümörlerin yok edilmesi şansı da artacak. İngiltere’nin Southampton Üniversitesi’nden bilim insanları; pankreas, baş ve boyun kanserleri gibi tedavisi oldukça zor olan kanser türlerinde önemli bir gelişmeye imza attı. Geliştirilen yeni ilaç, kanserli hücrelerin devre dışı bıraktığı bağışıklık hücrelerinin yeniden çalışmasını ve tümöre saldırmasını sağlıyor.

Çalışmayı yürüten isimlerden kanser uzmanı Prof. Martin Glennie, bazı tümörlerin bağışıklık hücrelerini devre dışı bırakabildiğini, üzerine çalıştıkları yeni ilacın devre dışı kalan bağışıklık hücrelerini yeniden çalıştırdığını ifade etti. Glennie, ilacın aşıyla birlikte kullanılması durumunda bağışıklık sistemi hücrelerinin kanserli hücreyi hedef alabileceğini sözlerine ekledi.


Sonuçlar Başarılı

ChiLob 7/4 isimli ilaç, henüz sadece 26 hasta üzerinde denendi. Pankreas kanseriyle mücadele eden 26 hastada elde edilen sonuçlar ise oldukça umut verici. Prof. Glennie’ye göre klinik testlerin başarılı olması durumunda ilacın önümüzdeki 5 yıl içerisinde kullanıma girebileceğini ifade etti.Araştırmalarda bugüne kadar elde edilen başarılar sebebiyle Avrupa Birliği 5 milyon Euro’yu bilim insanlarının çalışmalarına kaynak olması için ayıracağını duyurdu.

Kemoterapi Yerine 'İmmünoterapi'

İmmünoterapi, yani ‘bağışıklığı artırıcı tedavi’; kanser hücrelerini öldürmede kemoterapi ya da radyoterapi tedavisinde olduğu gibi kanserli hücreyi doğrudan öldürmek yerine bağışıklık sistemini kuvvetlendirerek hastanın kendi bağışıklık sistemi yoluyla kanserle mücadele etmeyi amaçlıyor.Dr. Glennie, İngiliz Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada, “Bazı kanser türleri bağışıklık hücrelerini aktif hale getirme veya devre dışı bırakma özelliğine sahip... Uzun süredir bağışıklık sistemini hızlandıracak bir ilaç üzerinde çalışıyorduk. Eğer aşıyı hayata geçirebilirsek bağışıklık hücrelerini artırarak kanser hücrelerini hedef almalarını sağlayabileceğiz” dedi.


Kaynak: BBC / Telegraph (12 Ağustos 2013, 17:30)


cybokron 18 Eylül 2013 10:23

Prostat Kanserine Ameliyatsız Çözüm: Robotik HIFU
 
Prostat kanserine karşı geliştirilen ve Türkiye'de de uygulanmaya başlayan Robotik HIFU tedavisi hastalara 1 günde tedavi imkanı sağlıyor.
MsXLabs.org

http://www.veteknoloji.com/resimler/haberler/20130918095159_kanseriyoketme.jpg

HIFU teknolojisi dünyada en çok kullanılan "Ses Ötesi Dalgaları" ile kanserli hücreleri yakan tedavi yöntemi. HIFU olarak adlandırılan bu yöntem; yüksek yoğunluklu ultrason dalgalarının vücut dışından prostata iletilmesiyle yayılmamış prostat kanserlerini tedavi edebiliyor. Tedavi, ultrason enerjisinin iletildiği dokuda ısı artışı sağlayarak hedef bölgedeki hücrelerin tahrip olmasına ve kanserin robotik yolla kansız ve bıçaksız olarak yok edilmesi olanak sağlıyor.

En büyük avantajı tekrarlanabilir olması
Diğer tedavilere göre HIFU'nun en büyük avantajlarından bir tanesi tekrarlanabilir olması. Yani gerektiğinde herhangi bir nedenle tedavi tamamlanamazsa alternatif tedavilere geçiş imkanı sağlayabiliyor. HIFU tedavisi tek bir oturumda sonuçlandırılabildiği gibi gerektiğinde birden fazla oturum ile tekrarı yapılabiliyor.

Kesisiz ve ameliyatsız bir işlem
HIFU fokal bir tedavi olduğu için hasta bıçaksız ve kesisiz bir işlem uygulanıyor. Ses dalgaları prostat kanseri olan hücrelere vucudun hiç bir yerini kesmeden iletiliyor ve kanserli hücreler yakılarak yok ediliyor. Üstelik bunu yaparken de ne kanserli hücrelerin olduğu dokulara zarar veriyor ne de etrafında ki organlara zarar vermiyor.

Çok daha az ağrı ve kısa sürede iyileşme
HIFU prostat kanseri tedavisi ses ötesi dalgaları teknolojisini kullandığı için hastaya çok az ağrı hissettiriyor. Kesi olmadığı için kısa bir sürede iyileşme imkanı sağlanıyor.

1 günlük bir tedavi
Hasta tedavi olduktan sonra hastaneden yürüyerek çıkabiliyor. Normal günlük hayatına kaldığı yerden devam edebiliyor.

Çoğu hasta bilmiyor
Çoğu hasta tarafından bilinmeyen ve haberdar olunmayan ses ötesi dalgaları ile prostat kanseri tedavisi HIFU, Türkiye'de belirli merkezlerde uygulanmaya başlandı. Sonuçlar oldukça olumlu.

Cinsel ereksiyon problemi çok az
Diğer tedavilere göre cinsel ereksiyonda problem riski çok az. HIFU iİktidarsızlık problemi az olan bir tedavi yöntemi olarak karşımıza çıkıyor.



nötrino 22 Ocak 2014 12:50

Tıp Gündemi
 
İnsan Vücudu İçinde Yüzecek Organizma

Bilim insanları, kalp rahatsızlıklarından kansere kadar insan vücudunda birçok hastalığın tespit edilmesi ve önlenmesi için kullanılacak mikroskobik organizma geliştirdi. İnsan vücudunda yüzerek hücreleri denetleyecek ‘bio-bot’, geleneksel cerrahi operasyonları da gereksiz kılabilir.Illinois Üniversitesi araştırmacıları, esnek polimer kullanarak kuyruğu sayesinde sperm gibi hareket edebilen mikroskobik bir organizma üretti. Bio-bot adı verilen organizma, vücut içinde hareket ederek zararlı madde ve hastalıklı hücreleri tespit edecek.

Bilim insanları, büyüttükleri kalp hücrelerini polimer örtü içinde bir araya getirdi. Zamanla atışları senkronize hale gelen kalp hücreleri, kuyruk sayesinde hareket edebilmeye başladı. Araştırma ekibinin başında yer alan Profesör Taher Saif, gelecekte tıp alanında büyük faydalar getirmesini umduğu bio-bot’un, insan vücudunda incelenmesi son derece zor bölgelere girebileceğini söyledi.


Phys.org sitesinin haberine göre, daha hızlı yüzen çift kuyruklu bir bio-bot üzerinde de çalışan Saif, mikroskobik organizma sayesinde hastalıkların çok daha kesin tanı ve erkenden teşhis edilebileceğini umuyor. Böylece, geleneksel cerrahi müdahalelere gerek kalmadan tedavi imkanı doğabilir. Bilim insanları, bio-bot’ sayesinde sentetik ve organik materyallerin bir araya gelmesiyle oluşturulan teknolojilerin de geliştirilmesi adına önemli bir adım atmak istiyor. Kalp hücrelerinin etkileşime girmesiyle kuyruğu gerilen bio bot, hücrelerin serbest kalmasıyla tek yönde hareket edebiliyor. Nature Communications dergisinde yayımlanan araştırmada bir sonraki hedef, bio bot’un istenilen hedefe yönlenmesi ve bilgi toplamasını sağlamak olacak.

Kaynak: Ntvmsnbc / Nature Communications (19 Ocak 2014, 14:07)


nötrino 28 Ocak 2014 13:59

Tıp Gündemi
 
Kanser Aşısı Kimlerde Etkili?

Kübalı doktor ve araştırmacılar tarafından geliştirilen, 2008 yılında Arjantin’de tescillendirilen kanser aşısı Türkiye’de onkologlara tanıtılmaya başlandı. İstanbul, İzmir ve Ankara'daki onkologlarla bir araya gelen Kübalılar aşının tanıtımını yapıyor. Sadece ileri derece akciğer kanseri hastalarına uygulanabilen ilacın hastanın yaşam süresini uzattığı öne sürülüyor.

Prof. Uslu, hastaların doktorlarının kararıyla ilacı kullanabileceğini belirterek, "Tabii ki ben tatmin oldum. Yoksa bu şekilde beyanat vermek yanlış olur. İnsanlara yanlış umut vermek en büyük korkumuz bizim. Öğretim üyesı bilim adamı, hastalara tedavi veren insanlar olarak baktığımız şey öncelıkle etkinliktir, sonrasında güvenliktir, bunun resmi otoriteler tarafından onaylanıp onaylanmadığıdır. Yani deneme amaçlı, etkinliği kanıtlanmamış herhangı bir ilacı, herhangi bir tedaviyi hastaya vermemız uygun olmaz" diye konuştu. Türkiye’de henüz ruhsatlandırılmayan aşının ücretini hasta karşılayacak. İlacın kullanımı ise Sağlık Bakanlığı’nın iznine bağlı olup doktorları tarafından aşıya uygun bulunan hastalar doz başına 2500 dolar ödeyecek.

Kaynak: Ntvmsnbc / BBC (24 Ocak 2014, 23:36)


nötrino 12 Mart 2014 15:23

Tıp Gündemi
 
Kan Testiyle Alzheimer Teşhisi

ABD’li araştırmacılar, Alzheimer'la mücadelede önemli bir gelişme kaydetti. Buna göre artık kişinin Alzheimer'a yakalanıp yakalanmayacağını 3 yıl önceden öğrenmek mümkün. Georgetown Üniversitesi'nden araştırmacılar, Alzheimer'ı 3 yıl önce saptayan bir test geliştirdi. Testin doğruluk payı yüzde 90. Araştırmacılar 70 yaş ve üzeri 500 kişiyi 5 yıl boyunca takip etti. Alzheimer'a yakalanan 53 kişinin kan değerleri, sağlıklı 53 kişi ile karşılaştırıldı. Kandaki 10 yağ seviyesinin iki grupta farklılık gösterdiği görüldü.

Araştırmacılar, bu değerlere bakarak hastanın 3 yıl içinde Alzheimer'a yakalanıp yakalanmayacağını söylemenin mümkün olduğunu belirtiyor.Araştırma, Alzheimer'la mücadelede çığır açabilecek bir adım olarak değerlendiriliyor. Zira, Alzheimer tedavisine ne kadar erken başlanırsa ilaçlar o kadar etki gösteriyor. Test, 2 yıl içinde klinik çalışmalarda kullanılabilecek.


Kaynak: Ntvmsnbc (10 Mart 2014, 11:54)


nötrino 10 Nisan 2014 13:35

Tıp Gündemi
 
Yapay Damar Üretimi

Alman Fraunhofer Enstitüsü uzmanları, laboratuvar ortamında yapay olarak damar üretebilen bir teknoloji geliştirdi.Kan dolaşımını parmak uçlarına kadar hissetmenin tek çaresi artık spor yapmak değil. Kansız yaşamak ve kanı parmak uçlarına kadar ulaştıracak sağlıklı damarlar olmadan da uzuv ve organlara enerji gitmesi mümkün değil. Fraunhofer Enstitüsü'nün beş kişilik uzman ekibi, laboratuvarda yapay damar üretmeye çalışıyor.

Fraunhofer Enstitüsü'nden Prof. Günter Tovar, "Daha uzun ömürlü olmamıza rağmen zinde kalıyoruz ve bu formumuzu da korumak istiyoruz. Bu tıbbi desteksiz olmaz. Çünkü bağışlanan doku ve organlar yetersiz kaldığı için çare olmuyor. Bu açığı yapay organlar geliştirerek kapatacak bir teknoloji üzerinde çalışıyoruz" dedi. Yapay organlara enerji sağlamak için de kan şart. Bu yöntemde damarların kopyası organik mürekkeple çıkarılıyor. Bunun için bir özel yazıcı kullanılıyor.

Özel Yazıcıdan Çıkan Damarlar

Organik mürekkep incecik tabakalar halinde üst üste basılarak damar özelliğinde üç boyutlu ince silindirler meydana getiriliyor. Yazıcı milimetrik toleransla çalışıyor. Vücudun en ince damarları çok daha hassas bir çalışma gerektiriyor. Lazer darbeleriyle binde bir milimetrik ölçüde damar örülebiliyor. Bilim insanları en hızlı şekilde sonuca ulaştıracak hızlı prototipleme yöntemini kullanıyorlar. Bu yöntemde, dijital görüntü verileri esas alınarak tabakalar halinde mikroskopla belirlenmiş malzeme üretiliyor. Yapay damara nakledilmeden önce insan vücudundaki dokulara bağlanabilmesi için çeşitli proteinler ilave ediliyor. Bu nedenle yapay damarların iç kısmı biyoreaktör yardımıyla endotel hücreleriyle kaplanıyor. Bu işlem, organizmadaki kan dolaşımının aksamaması için yapılıyor.

Kaynak: DW (07 Nisan 2014, 15:36)


SaglikON2 12 Mayıs 2014 12:28

Kireçlenme ve Ağrıdan 10 Günde Kurtulmak Mümkün mü?
 
Kireçlenme ve Ağrıdan 10 Günde Kurtulmak Mümkün mü? (video) | SAĞLIK & YAŞAM DERGİSİ

Osteoartrit ya da kireçlenme olarak bilinen hastalık 65 yaş üstü, hayatı aktif yaşamak isteyenlerin korkulu rüyasıdır. Oturup kalkarken dizlerden gelen çıtır çıtır ses, eğilip doğrulurken belin tutulması, sabah ağrılarla uyanmak yaşlılığın değil bu hastalığın işaretidir. Amerika, Kanada’da yapılan bilimsel araştırmalar doğal yumurta zarının proteinden zengin olup kireçlenme tedavisinde10 gün içinde ağrı ve tutukluğu gidermeye yardımcı olduğunu ortaya koydu.

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ayşegül Ketenci

Türkiye Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Derneği Başkanı


SaglikON2 21 Mayıs 2014 11:40

Array ile Mükemmel Nesil Oluşturulabilir Mi?
 
http://www.saglikveyasamdergisi.com.tr/tr/wp-content/uploads/array-ile-mukemmel-nesil-olusturulabilir-mi.jpg


Array uygulaması; insanda var olan 24 kromozomunun en küçük yapı birimi olan moleküler düzeyde incelenmesidir. Sağlıklı DNA ile araştırılan embriyonun karşılaştırılmasındaki amaç; bebeğin sağlıklı dünyaya gelmesi ve gelecek nesillerin sağlıklı olmasıdır. Sınırlı sayıda kromozom inceleyebilen eski yöntemlere göre birçok yönde üstünlük taşıyan Array uygulaması ‘bilim dünyasında mükemmel insan yaratılabilir mi’ sorusunu tekrar gündeme taşıdı.

Dr. Gülay Özgön

Tıbbi Genetik Uzmanı
Özelikle 35 yaş üstü anne adaylarında ve nedeni bilinmeyen kısırlık vakalarında başvurulan bir yöntem olan Array uygulamasında amaç; sağlıklı embriyonun anneye transfer edilip sağlıklı bebeğin dünyaya gelmesine yardımcı olmaktır. Ancak Array uygulaması ile anne karnındaki bebekte tüm hastalıkları taramak yine bilim dünyasında mükemmel insan yaratma endişesini gündeme taşıdı.
Array uygulamasında genomun karşılaştırması fazla veya eksik olan kromozomların bulunmasına olanak sağlar. Embriyonun kromozomal yapısı hakkında bilgi verir. Yapısı bozuk embriyo tespite dildiğinde anneye transfer gerçekleşmez. Bu da düşük olayını azaltır. Birey olarak genetik hastalık taşıyıcılığı söz konusu olduğunda hastalığın hangi kalıtımla çocuğa geçme ihtimali olduğu tespit edilir. Çekinik karakter ise ve eş de bu geni taşıyorsa çocuğun hasta olma ihtimali yüzde 25′dir. Baskın bir gen söz konusu olduğunda ise çocuğa geçme olasılığı yüzde 50′dir. Çünkü gen kopya sayısı iki tanedir. Bu kopyalardan bir tanesi baskın şekilde hastaysa çocuk her koşulda yüzde 50 ihtimalle hasta olacak anlamına gelir.
ARRAY ile bütün hastalıklar tespit edilebilir mi?
Farklı amaçlarla kullanılan ARRAY uygulamaları vardır. Kimisi tüm genomu tarar ve tüm hastalıklar tespit edilebilir. Anne karnındaki bebekte bütün hastalıkları taramak yine mükemmel insan yaratma endişesi veya doğru tanıyı koyuyor muyuz açısından düşündürücüdür.

ARRAY yöntemi güvenilir mi?
ARRAY yüzde 90- 95′lerde güvenilir olmasına rağmen doğrulama gerektiren bir yöntemdir. ARRAY teknoloji ilerledikçe de uygulanan teknolojiyi başka bir teknolojiyle doğrulamanız gerekiyor.Aynı anda kromozomlar üzerindeki birçok bölgenin incelenmesini sağlayan Array uygulamasında analiz sürecinin bilgisayar programları sayesinde otomatik şekilde yapılması sonucu kromozomlarla ilgili veriler 12-24 saat gibi kısa sürelerde alınır. Bu sayede sonuçlar embriyoların dondurulmasına gerek kalmadan transfer gününden önce elde edilmektedir.


SaglikON2 4 Temmuz 2014 13:49

Fertilite Kliniklerinin Söyleyemeyeceği 10 Şey!
 
ABD’de tıbbi destekle meydana gelen hamileliklerin sayısı son yirmi yılda dört kat arttı. Yaygın söylenti, yanıltıcı haber ve yanlış yönlendiren istatistikler anne baba adayları için bir engel haline geldi. Bunu önlemek için ABD’de değişik kurum ve kuruluşların yaptığı araştırmalarda fertilite kliniklerinin anne-baba adaylarına söyleyemeyeceği 10 konu yayınlandı.
Op. Dr. Halit Fırat Erden
Tüp Bebek, Üreme İmmünolojisi ve Cerrahisi Uzmanı
Modern kadın hayatını planlarken eğitim ve kariyere öncelik verdiği için geç [nne[olmaya başladı. Amerika’da ilk çocuğunu 40-44 yaşları arasında doğuran kadın sayısı, 1985 yılından 2012 yılına kadar dört kattan fazla artarak 109 bin 579 gibi bir sayıya ulaştı. Uzmanlar 40’lı yaşlarda hamile kalan şöhretlerin,[oğurganlığın[ellili yaşlara kadar devam ettiği konusunda genel bir yanılgıya yol açtığını belirtiyor. Oysa kadınların en doğurgan oldukları dönem 20’li yaşlardır. Söylenti, yanıltıcı haber ve yanlış yönlendiren istatistiklerin anne baba adaylarına engel olmasını önlemek için Amerika’da değişik kurum ve kuruluşların yaptığı[fertilite [onulu araştırmaların sonuçları bir araya getirildi. Kliniklerinin anne-baba adaylarına söyleyemeyeceği 10 konu belirlendi.
1. Biyolojik yapınızı değiştiremeyiz.
Birçok kadın için kariyer basamaklarını tırmandığı 30’lu yaşlarda doğurganlıkta hafif bir düşüş başlar, bu düşüş 37 yaş civarında hızlanır ve 40 yaş sonrasında doğurganlık keskin bir şekilde azalır. Bu değiştirilemez bir gerçektir. Tabii ki tüm fertilite sorunları yaşa bağlı değildir. Genç yaştaki kadınlarda, hamile kalmalarını zorlaştıran polikistik over sendromu veya hormonal bozukluk gibi tıbbi sorunlar görülebilir. Ayrıca, infertilite genellikle kadınlara ait bir sorun olarak düşünülmesine rağmen yüzde 40 kadar vakada sorun erkekten kaynaklanır.
2. Doğru ilacı kullanmıyor, doğru doktora gitmiyor olabilirsiniz.
ABD’li çiftlerin yaklaşık yüzde 10’u hamile kalma sorunu yaşıyor. 35 ile 40 yaş arasındaki kadınların 6 ay denedikten sonra bir uzmana başvurması gerekirken, 40 yaş üzerindekiler bir uzmana gitmek için 3 aydan fazla beklememelidir. Yapılan araştırmalarda çoğu kadının uzmana başvurmak için uzun süre beklediği saptandı. Bazen jinekologlar tedavi kapsamında fertilite ilaçları ile zamanı daha da geciktirir. Reprodüktif endokrinoloji uzmanları tüp bebek gibi doğrudan amaca yönelik işlemler uygularken, jinekologlar yumurtlamanın uyarılmasına ve yumurtaların olgunlaşmasına yardımcı olan fertilite ilaçları kullanır. Oysa kadınların 6 aydan fazla fertilite ilaçları kullanmamaları gerekir. Araştırmalar kadınların ilaç tedavisine çok daha uzun süreler devam ettiğini gösteriyor. Fertilite tedavileri söz konusu olduğunda, zaman en önemli faktördür. Aylar geçtikçe hamile kalma şansı azalır. Açıklanamayan infertilite sorunu olan 38 ile 42 yaş arasındaki kadınlarda diğer tedavileri denemek yerine zaman kaybetmeden IVF tedavisine başlamak en kısa zamanda bebek sahibi olma şansı sunulmalıdır.
3. Çok para harcayacaksınız.
ABD’de bir tüp bebek tedavisinin ortalama maliyeti 12 bin 400 dolardır. Ancak bu toplam maliyet değildir. IVF deneme aşamasına gelene kadar yapılan diğer tedavilerdeki harcamalar 2.500 dolar arasındadır. Amerika’da bazı eyaletlerin infertilite tedavilerini belirli bir seviyede sigorta kapsamında olmasını şart koşmasına rağmen en iyi koşullarda dahi sigorta yeterli olmaz. Sağlıklı bir bebek paha biçilemez bir armağan olmasına rağmen doktorlar maliyet konusunda açık ve dürüst olmalıdır.
4. Geri ödeme garantimiz büyük bir avantaj değil.
Amerika’da çok sayıda fertilite kliniği 20 bin 000 dolar sabit bir ücret karşılığında hastalarına IVF siklusundan oluşan “risk paylaşımlı” programlar sunmaktadır. Tüm sikluslar başarısız olursa, hastalar ödedikleri paranın tamamını geri alır. Burada asıl hedef; IVF tedavisinin tamamen sigorta kapsamına girmesi ve risk paylaşımının geçmişte kalmasıdır.
5. Tüm sağlık risklerini en iyi şekilde idare edemeyebiliriz.
Fertilite tedavilerindeki bazı sağlık riskleri doktorlar tarafından iyi bilinir. 2010 yılında IVF ile doğan bebeklerin neredeyse yarısında çoğul gebelik riski bulunmaktadır. İkizlerde erken doğum ve serebral palsi, düşük doğum ağırlığı ve hatta ölü doğum gibi ilişkili durumlar dahil olmak üzere daha fazla komplikasyon riski vardır. Anne için ise çoğul gebeliğin getirdiği riskler arasında yüksek tansiyon, postpartum kanama, uzun süreli yatak istirahati ve diyabet bulunmaktadır.
6. Yaşadığınız yer tedavinizde belirleyici rol oynar.
Amerika’da bazı eyaletlerde birtakım infertilite tedavilerinin belirli sağlık planlarının kapsamında olması zorunludur. Eyaletler arasındaki farklar yalnızca sigorta kapsamı ile bitmiyor.
7. Destek alın.
Hamile kalmak için yapay yöntemler denerken yaşanan stres korkunçtur. Birçok çift için bu gerçek bir krizdir ve uzman desteğinin alınması gerekebilir.
8. ‘Başarı oranlarımızı’ anlamada iyi şanslar.
Amerika’da Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin asiste reprodüktif teknoloji sunan fertilite kliniklerinin başarı oranları ile ilgili bir yıllık rapor yayınlamasını zorunlu kılmaktadır. Ancak bu raporda yer alan bilgiler genellikle klinik dildedir ve sunulan çok sayıdaki veri birçok kadının cevabını duymak istediği şu basit soruların cevaplarını içermez: Hamile kalma olasılığım nedir ve kaç siklus gerekecek? Birçok kadın IVF tedavisinin çoğunlukla başarılı olacağı izlenimine sahiptir—sonuçta bu son derece gelişmiş bir teknolojidir. Ancak, 35 yaşın altındaki kadınlarda bile yüzde 50’den az tedavi başarılı olur.
9. Belki de tedaviyi sonlandırmanın zamanı geldi.
Fiziksel, duygusal ve maddi açıdan külfetli olan fertilite tedavisini sonlandırmak çoğu zaman hastanın kararıdır. Bazı klinikler de çiftlere devam etmenin potansiyel risklerini anlatarak yardımcı olmak yerine, onlara farklı hizmetler sunarak tedaviyi sürdürmek ister. Bir hastaya yaşayabileceği olumsuzlukları gerçekçi bir şekilde anlatmak doktorun “en büyük becerisi ve sorumluluğudur.” Güvene dayalı bir doktor-hasta ilişkisi, her deneme sonrasında hastanın duygusal gücünün değerlendirilmesi gerekir. Tedaviye devam etme konusundaki ısrar, doktorların hastalarının çocuk sahibi olma hayallerini gerçekleştirmek için duyduğu gerçek ve samimi bir arzudan kaynaklanır. Bazen, tüm olumsuzluklara rağmen son deneme başarılı olur.
10. Doğurganlığınızı korumak mı istiyorsunuz?
Kanser tedavileri gibi doğurganlıklarını etkileyebilen sağlık sorunları yaşayan kadınlar uzun süredir yumurtalarını dondurma çözümüne güvenmektedir. Yumurta dondurma teknolojisi yumurtanın dondurulup daha sonra IVF tedavisinde kullanılmak üzere çözdürüldüğünde canlı kalma şansını artıran flaş bir yöntem ile son birkaç yılda büyük ölçüde gelişti. Bu iyi haber. Kötü haber yumurtaları gençleştiremezsiniz. Yaşa bağlı olarak yumurta kalitesindeki azalma nedeniyle, 30’lu yaşların sonlarında veya 40’lı yaşların başlarında yumurtalarını donduran kadınlar daha genç yaşlarda yumurtalarını donduran kadınlara göre daha az sayıda yaşayabilir embriyo sahibi olacaktır. Yumurta ve sperm kalitesi yaş ilerledikçe düşerek anomali riskini artırır. Örneğin, annenin ilerleyen yaşı Down sendromu riski ve babanın ilerleyen yaşı otizm riski ile doğrudan bağlantılı olduğu bilinmektedir. Daha ileri yaşlardaki kadınlarda düşük yapma olasılığı daha fazladır.


nötrino 5 Temmuz 2014 11:00

Dünya Tıp Gündemi
 
3D Yazıcılarda Basılmış Organlara Kan Damarları Eklemenin Yolu Bulundu!

3D yazıcıdan organ üretmek parlak bir fikir gibi görünse de iç organ üretmenin önündeki en büyük engel, organ içinde karmaşık bir ağ oluşturan kan damarlarının oluşturulmasıydı. Bu damarlar olmadan üretilen iç organın çalışması elbette mümkün değil. Sydney Üniversitesi, Harvard, Stanford ve MIT’den bilim insanlarının oluşturduğu araştırma grubu kan damarlarını oluşturmanın bir yolunu buldular. Araştırma ekibi gelişmiş bir biyoyazıcı kullanarak küçük, birbirine bağlı telcikler üretti. Sonra bunları insan endotel hücreleriyle ve ışık altında sertleşen protein yapılı bir maddeyle sardılar. Ardından telcikleri çıkardılar ve kılcal damarlardan bir ağ oluştu.

Ekibin lideri ve Sydney Üniversitesi’nde araştırmacı olan Dr. Luiz Bertassoni şöyle dedi: “Dokuların küçük parçalarını laboratuvarda oluşturmak bir süredir yapabildiğimiz şey olmasına karşın, fonksiyonel kan kılcallarına sahip üç boyutlu dokular üretmek bu alanda yeni bir dönem açacaktır.” Bu konuda kendisine katılmak işten değil.

Kaynak: engadget (02 Temmuz 2014)


nötrino 16 Temmuz 2014 11:43

Dünya Tıp Gündemi
 
Yapay Pankreasta Umut Veren Gelişme!

Üzerinde iki yıldır çalışılan ve şeker hastalarının tedavisinde devrim niteliği taşıyan diyabet hastalarına yönelik 'yapay pankreas' projesi ilk kez somutlaşarak yeni bir ivme kazandı. Verilen bilgiye göre, Fransa Strasbourg'da Avrupa Diyabet Araştırmaları Merkezi'nde tanıtılan cihaz, hastanın psikolojik durumunu belli kriterlerle ölçüyor ve aynı zamanda hastanın insülin ihtiyacını otomatik olarak karşılıyor.

Kaynak: Ntvmsnbc (15 Temmuz 2014,13:15)


nötrino 16 Eylül 2014 15:05

Dünya Tıp Gündemi
 
Parkinson Hastalarına Özel Kaşık

'Lift Labs' isimli teknoloji şirketi Parkinson hastaları için titreme giderme özelliğine sahip bir kaşık üretti.Parkinson hastaları için üretilen titreme giderici kaşık, Google tarafından satın alındı.Hastaların el titremesini yüzde 70 oranında giderebildiği iddia edilen akıllı kaşık, fotoğraf makinalarında kullanılan titreme giderici özelliğe benzer bir teknoloji kullanıyor. İngiltere’de 180 sterlin fiyatla satılacak olan akıllı kaşığın üreticisi Lift Labs, ürünü şimdiden ABD merkezli teknoloji devi Google'a sattı. Google’ın kurucularından Sergey Brin, sağlık odaklı teknolojiye duyduğu ilgiyle biliniyor. Son zamanlarda sağlık sektörüne yaptığı yatırımlarla dikkat çeken Google’ın satın aldığı bu cihazın ilgi görüp görmeyeceği ise, merakla bekleniyor.

Kaynak: Ntvmsnbc / BBC (16 Eylül 2014, 12:52)


nötrino 4 Aralık 2014 13:18

Dünya Tıp Gündemi
 
Dünyanın İlk Damar Görüntüleme Teknolojisi Geliştirildi

Avustralyalı bir kan bağış servisi, kan bağışı sırasında vericinin damarlarını ona hiç zarar vermeden görüntüleyen bir teknolojiyi kullanarak dünya çapında bir ilke imza attı.Damar görüntüleme cihazları kızılötesi ışınları kullanarak yüzeye yakın damarların bir yansımasını deri üzerinde oluşturabilen taşınabilir cihazlar. Servis çalışanları bu yöntemin kan bağışı sırasında oluşan anksiyeteyi giderdiğini, vericinin konforunu sağladığını ve vericiyi tekrar kan vermeye teşvik ettiğini düşünüyorlar. Yöntemi deneyenlerden biri olan Dr. Dan Waller kan merkezi ekibinin çıplak gözle görülmeyen damarların bulunmasında yöntemin çok yararlı olduğunu söylüyor. Genç vericilerin kan bağışına ilgisini canlı tutmak istediklerini ifade eden Waller, bu teknolojinin buna yardımcı olduğundan da bahsediyor. Çalışmanın sonuçları Philadelphia’ daki konferansta sunulacak.

Bu teknoloji nasıl çalışıyor? Herhangi bir kimsede kullanılabiliyor mu?

Damar görüntüleme teknolojisi kızılötesi ışığa yakın dalga boyunu kullanarak damarların görüntüsünün deri üzerine yansıtılmasını sağlıyor. Toplardamarlar deoksijenize hemoglobin molekülü açısından oldukça zenginler ve bu teknoloji de bu molekülün ışığın bu dalga boyunu büyük oranda absorbe etmesini kullanarak görüntü üretiyor.

Bazı insanların damarlarının zor bulunmasının tıbbi bir nedeni var mı yoksa bu sadece kötü şans mı?

Bu bölgede insanlar arasında çok büyük çeşitlilik gösteren bir anatomi mevcut. Kan damarlarının bulunmasını zorlaştıran birçok etken ve hastalık var tabi ki ancak kan bağışçılarında bu genellikle damarların anatomisi, yani şans ile ilgili.

Genç vericileri işin içine katma ve ömür boyu bağışçılar haline getirmek için bir çalışma yapılıyor mu?

Servis için genç vericiler devamlı kan kaynağı olarak çok önemliler. Bu teknolojinin kan verme sürecini iyileştirdiği ve tekrarlayan bağışlar yapmak için onları motive ettiği gözlenmiş.

Eğer bu deneysel çalışma başarılı olursa sonraki adım nedir? Bu teknolojiyi tüm dünyadaki kan merkezlerinde ne kadar süre sonra görebileceğiz? Ve maliyet olarak etkin bir yöntem mi?

Bu çalışma yöntemin geleceği hakkında karar vermemiz için çok yardımcı olacak. Bu kararı vermede yöntemin güvenliliği, etkili olup olmaması, vericilerin geri dönüşleri ve yöntemin maliyeti gibi birçok faktör de rol oynuyor.

Bu harika teknoloji gerçekten güvenli mi?

Bu soru ilgili araştırmanın planlanmasına neden olan en önemli sorulardan birisi. Işık kaynağı doğrudan gözlere doğrultulmamalı ve üreticinin tavsiyesine göre göz kırpma refleksinin hasar gördüğü insanlarda kullanılırken dikkatli olunmalı. Diğer klinik ve hastane çalışmalarında yöntemin güvenilirliği kanıtlanmış durumda.

Kaynak: Donateblood (23 Ekim 2014)


nötrino 11 Aralık 2014 12:47

Dünya Tıp Gündemi
 
Laboratuvarda Kan Üretildi

Laboratuvarda kan üretmek için yıllardır araştırmalar yapan ekipler, çalışmalarının başarıya ulaştığını duyurdu. Konuyla ilgili yapılan açıklamaya göre, araştırma neticesinde kök hücreden kan elde edildi. Bu şekilde üretilen kanın uzun vadede hastanelerde kullanıma girebileceği düşünülüyor.

'Wellcome Trust' tarafından finanse edilen çalışmayı gerçekleştiren ekip adına açıklama yapan Glasgow Üniversitesi çalışanı Joanne Mountford, söz konusu kanın hücrelerden elde edildiği için doğal yapısını kaybetmediğinin altını çizdi.İnsanlardan alınan kanın içinde bulunan hücrelerin hepsinin genç olmadığını ve kanda 120 günlük eski hücrelerin de bulunduğunu belirten Joanne Mountford, “Genç olmayan hücrelerin insanlara büyük bir faydası yok. Bizim laboratuvarda ürettiğimiz kanın ise tamamı genç hücrelerden oluşuyor” ifadelerini kullandı.

Bilim çevrelerinde heyecan uyandıran çalışma kapsamında şu an için insana yetecek kadar kan üretilemiyor. Bir ünite kanın içinde 10 trilyon hücre bulunuyor ve mevcut sistemde tek seferde 10 milyar hücreye sahip kan üretilebiliyor.Söz konusu hücrelerin kanserli olanlardan ayırt edilip edilemeyeceği de bilim çevrelerinde şimdiden tartışma konusu olmuş durumda. Laboratuvarda üretilen kanın üzerinde yapılacak deneylerde sorun çıkmaması durumunda insanlı deneylere 2016 veya 2017'de başlanacak.

Kaynak: Ntvmsnbc (10 Aralık 2014, 15:27)


nötrino 10 Ocak 2015 13:25

Dünya Tıp Gündemi
 
Antibiyotik Araştırmalarında Devrim

Bilim adamları, bakterilerde direnci önleyen yeni bir antibiyotik buldu. Teixobactin adlı antibiyotiğin ilaçlara dirençli birçok enfeksiyon ve hastalığın tedavisinde etkili olabileceği düşünülüyor.Northeastern Üniversitesi’nde gerçekleştirilen araştırmada geliştirilen "Teixobactin" adlı antibiyotik ilaçlara dirençli birçok bakteriyi öldürüyor.Dünyada her yıl 700 bin kişi, amtibiyotiğe dirençli bakteriler nedeniyle yaşamını yitiriyor.Geliştirilen antibiyotik, mikropların hücre duvarları örmesini engelleyerek ilaçlara karşı direnç geliştirmelerini önlüyor.

ABD’li araştırmacılar, laboratuvar ortamında geliştirilemeyen ve toprakta bulunan bakteriler üzerinde yoğunlaşarak bu antibiyotiği geliştirdi. Farelerde yapılan denemelerde Teixobactin'in ölümcül olan akciğer ve kan enfeksiyonlarının tedavisinde etkili olduğu belirlendi. Teixobactin'in antibiyotik araştırmaları için devrim niteliğinde olduğu belirtiliyor. Neredeyse 1987 yıllından beri hiçbir antibiyotik geliştirilemiyordu.


Kaynak: Ntvmsnbc (08 Ocak 2015)


nötrino 22 Ocak 2015 17:40

Dünya Tıp Gündemi
 
Kansere “Nakavt Yumruğu"

Özel bir X-Ray cihazıyla kanser hücresine radyasyon verilerek yapılan "Nakavt yumruğu" radyoterapi süresini kısaltıyor. Yöntemi geliştiren Avustralyalı uzmanlara göre bu "yumruğun" başarı oranı %90.Avustralya'da Melbourne Peter MacCallum Kanser Merkezi’ndeki doktorlar tarafından geliştirilen "Nakavt yumruğu” adlı yöntemle radyasyon terapisinin süresinin kısaldığı ve etkin tedavi imkanı oluşturulduğu açıklandı.

Çalışmaya katılanlardan Radyolog Shankar Siva, “Bu yöntemi operasyon yapma zorluğu olan kanser vakalarında kullanıyoruz. Milimetrelere varan hassaslıkta bir tümör tedavisi oluyor. Böylece civardaki sağlıklı hücrelere olabilecek en az zararı vermiş oluyoruz. Ayrıca, başarı oranı yüzde 90 ve acısız bir operasyon” dedi. "Nakavt yumruğu" yönteminde, yüksek enerjili özel bir X-Ray makinesinde, kanser hücresinin yeri tespit edilerek radyasyon tümöre yoğunlaştırılıyor. Genelde 6 haftalık periyotta her hafta 5 saatlik seanslar halinde yapılan radyoterapinin yeni yöntemle 10 dakikada tamamlandığı ifade ediliyor.

Yeni yöntemle tedavi edilen ilk kanser hastası Harold Sciberras ise 80 yaşında. Akciğer kanseri hastası olan Sciberras, yüksek enerjili özel bir X-Ray makinesinde tedavi gördü. Harold, bir ay sonra tekrar hastaneye gidecek. Uzmanlar, Sciberras'ın vücudundaki tümörün 4 ay içinde kaybolacağını ileri sürüyor.

Daha Ulaşılması Zor Bölgelerde Kullanılıyor

"Nakavt yumruğu" yönteminde, çok hassas bir lazer ışınıyla genellikle küçük ve ulaşılması zor bölgelerde bulunan kanser hücreleri hedef alınıyor. Yöntemle özellikle karaciğer ve omurga gibi yerlerde bulunan ikincil derecedeki tümörler tedavi ediliyor.

Kaynak: CHA (22 Ocak 2015)


nötrino 26 Şubat 2015 10:42

Dünya Tıp Gündemi
 
Dijital Kalp Bankası

Londra'da doktorlar, canlı 1600 insan kalbinin dijital modellerini bilgisayarda depoluyor. Amaç, kalp ve hastaların genleri ile ilgili bilgileri karşılaştırarak yeni tedaviler geliştirmek.Hammersmith hastanesi Tıbbi Araştırma Konseyi Klinik Bilimler Merkezi'nde 1600 hastanın kalbinin ayrıntılı üç boyutlu görüntüleri çekildi ve her gönüllünün genetik bilgileri kaydedildi.Proje, bilimde ilerleme kaydetmek için çok miktarda veri toplama akımının son örneği oldu.

Kalp araştırmasına katılan doktorlardan Declan O'Regan, yeni yöntemin, hastalardan birkaç yıl boyunca az miktarlarda veri toplanması ile yapılan tıbbi denemelerden çok daha fazla bilgi sunabileceğini söyledi.
Dr. O'Regan, "insanların genleri ile kalp hastalıkları arasında karmaşık bir ilişki var ve hala bu ilişkiyi ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Net üç boyutlu kalp görüntüleriyle, kalp hastalıklarının nedenlerini ve etkilerini daha iyi anlamayı umuyoruz" dedi.

Dr. O'Regan bu tarz araştırmaların tıpta artık norm haline gelmeye başladığını söylüyor.Çok miktarda veri toplama akımı, birçok bilimsel alanda yaygınlaşmaya başladı. Cambridge'deki Avrupa Biyoinfomatik Enstitüsü'nde örneğin onbinlerce bitki ve hayvanın tüm genetik kodları saklanıyor. Bu bilgi 5.000 dizüstü bilgisayarın kapasitesi kadar yer tutuyor.İnsan beyninin nasıl çalıştığını bulmak için Southern California Üniversitesi'nde, 30 bin adet üç boyutlu beyin görüntüsü saklanmış durumda. Bu veriler de, 10 bin dizüstü bilgisayarın kapasitesine eşdeğerde.

Afrika ve Avustralya'da yapılmakta olan bir radyo teleskobu ise, bir yılda 300 milyon dizüstü bilgisayarı dolduracak kadar veri toplayacak.Bu kadar fazla miktarda bilgi depolanmasının amacı, hastalıklara yol açan ortak unsurları tespit etmek.


Kaynak: BBC (16 Şubat 2015)


nötrino 19 Mart 2015 12:25

Dünya Tıp Gündemi
 
Kök Hücre Tedavisinde Bir İlk

Fransız ve Belçikalı bilim insanları ilk kez kök hücre tedavisi ile serebral korteksteki sinir hasarını onarmayı başardı.Bilim insanları embriyonik kök hücrelerden elde edilen sinir hücrelerini yetişkin bir fareye naklederek hayvanın zedelenmiş, beyin kabuğu olarak da adlandırılan serebral korteksini tedavi etti.

Farenin zarar gören sinir hücrelerinin işlevini tekrar yerine getirmesi için ilk kez kök hücrelerin kullanıldığına dikkati çeken bilim adamları sonuçların hücre tedavisi alanında atılmış dev bir adım olduğunu vurguladı.Bilim adamları beyin zedelenmelerinin hücre ölümüne yol açtığını, yetişkinlerin sinir hücrelerinin kendini yenileme kapasitesinin oldukça sınırlı olduğunu hatırlatarak embriyonik hücre nakliyle bu bölgenin tedavi edilebileceğini belirtti.Deneyin bir fare üzerinde yapıldığına işaret eden bilim adamları insanlarda da bu yöntemin uygulanması için daha kapsamlı araştırmaların gerekliliğine vurgu yaptı.

Kaynak: AA / Science (11 Mart 2015)


nötrino 18 Nisan 2015 13:20

Dünya Tıp Gündemi
 
Uyku Apnesi, Hafıza Kaybını Tetikliyor

Uyurken nefes almakta zorlanan kişilerin daha erken yaşlarda hafıza sorunları yaşadığı belirlendi.Neurology dergisinde yayımlanan araştırmada, Amerikalı bilim insanları 55 yaşın üzerinde 2.400 insanı inceledi.Uyku apnesinden şikayetçi olan kişilerin iyi uyuyan kişilere göre 10 yıl önce unutkanlıktan ve düşünme becerileriyle ilgili diğer sorunlardan yakındıkları saptandı.Bu bulgu, kötü bir uyku ile hastalıklar arasında kurulan ilişkiyi pekiştirir nitelikte.ABD'de kapsamlı bir Alzheimer araştırması yürüten bilim insanları, özellikle uyku apnesi çektiklerini belirten gönüllüler üzerinde inceleme yaptı.Uyku apnesinde, boğazdaki kaslar gevşeyerek solunum yolunu engelliyor ve soluk almayı güçleştiriyor. Uyku apnesi hastaları genellikle yüksek sesle horluyor ve gece boyunca birçok kez uyanıyor.

Beyne Giden Oksijen Çok Önemli

Araştırmacılar bazı hastalarda, beyin dahil önemli bazı organların yeterince oksijen alamamasından kaygı duyuyor.Araştırmaya göre solunum yollarının açık tutulmasını ve oksijen girişini sağlayan CPAP cihazını kullanan az sayıda uyku apnesi hastası, hafıza kaybı sorunundan şikayetçi olmadı.Araştırmacılar şimdi CPAP tedavisinin bu alandaki faydasını belirlemek için daha geniş çaplı bir çalışma yapıyor.İngiltere'deki Alzheimer Araştırma kuruluşundan Dr. Simon Ridley, "Bu çalışma, uyku sırasında solunumdaki aksaklığın, ileriki yaşlarda görülen hafıza ve düşünme becerilerindeki gerilemede bir risk olabileceğini gösteriyor; ama buna neden olduğunu kanıtlamıyor." diyor ve ekliyor: "Beyne iyi düzeyde oksijen girmesi, beyin sağlığı açısından çok büyük önem taşıyor. Uyku apnesi tedavisiyle daha ileriki yaşlarda hafıza ve düşünme sorunları arasında kurulan ilişki de ilginç."

Kaynak: BBC / Neurology (16 Nisan 2015)


nötrino 17 Eylül 2015 12:23

Tıp Gündemi
 
Dokunma Hissi Veren Protez El Yapıldı

ABD'de yapılan bir araştırmada beyinle doğrudan bağlantılı bir robot el felçli bir erkek hasta üzerinde başarıyla denendi ve hastanın dokunma duyusunu hissetmesi sağlandı. John Hopkins Üniversitesi'ndeki Uygulamalı Fizik Laboratuvarı'nda yapılan çalışma ABD Ordusu'nun fonladığı ileri protez uzuv araştırmasının bir parçası. 28 yaşındaki erkek hasta omuriliği yaralanması nedeniyle 10 yıldan uzun süredir felçliydi. Protez robot eldeki elektrotlar beynin duyusal ve motor kortekslerine yerleştirildi. Böylece hasta düşünerek kolu hareket ettirebildi ve tek tek parmaklarına dokunulduğunu hissetti. Robot eldeki alıcılar parmakların herhangi birine yapılan baskıyı tespit etti ve beyne bu hissi taklit eden elektronik sinyaller yolladı.

Gözler Bağlıyken de Tam İsabet

Hasta gözleri bağlıyken de hangi parmağına dokunulduğunu tam isabetle bildi. Araştırma ekibinden Justin Sanchez, "Bir ara bir değil iki parmağına dokunup ona söylememeye karar verdik. Sonra 'Bana numara mı yapıyorsunuz?" dediğinde artık robot elle hissettiği duyunun doğala yakın olduğunu biliyorduk" dedi. Sanchez ayrıca "Düşünceyle yönetilen protezler büyük bir gelecek vaat ediyor. Ancak beyne giden sinyallerden geri besleme olmadan hassas hareketleri yapacak derecede kontrol elde etmek zordu. Mekanik elden beyne doğrudan bağlantı kurulması, doğala yakın hareketlerin biyoteknolojiyle kusursuz bir şekilde yeniden oluşturulabileceğini gösteriyor" diye konuştu.

Kaynak: Neurology / BBC (15 Eylül 2015)


nötrino 25 Ekim 2015 12:57

Yoksul Ülkeler için Ucuz Mikroskop Geliştirildi

Amerikalı bilim adamları, yoksul ülkelerde AIDS ve kanser gibi hastalıkların teşhisine yardımcı olabilecek ucuz mikroskop geliştirdi. "Biomedical Optics Express" dergisinde yayımlanan makalede tanıtılan yeni cihaz, 3 boyutlu yazıcı kullanılarak üretildi. Çalışmayı yürüten Rice Üniversitesi'nden Doç. Tomasz Tkaczyk, dünyanın yoksul bölgelerinde hastalıkların teşhisi için büyük öneme sahip testlerin daha ucuza yapılabilmesi amacıyla bu cihazı geliştirdiklerini söyledi.

Doktorların sadece mikroskop yardımıyla hastanın hücrelerine bakarak önemli tıbbi bilgi edinebileceğine dikkati çeken Tkaczyk, "Örneğin anormal sayıdaki beyaz kan hücreleri, kemik iliği yetmezliği veya AIDS'in göstergesidir. Akyuvarların parçalanması, hastanın bakteriyel ya da viral enfeksiyondan muzdarip olabileceğini gösterir. Doktorlar, kanda tuhaf şekilli hücreleri inceleyerek de kanseri tespit edebilir" dedi. Genetik araştırma gibi tıbbi tekniklerin yüksek maliyeti ve altyapı gereksinimi nedeniyle ancak donanımlı laboratuvarlarda yapılabildiğine işaret eden Tkaczyk, bu tür laboratuvarların olmadığı yoksul bölgelerde plastik mikroskobun hastalıkların teşhisinde doktorlara önemli oranda yardımcı olacağını vurguladı.

Kaynak: AA / Biomedical Optics Express (22 Ekim 2015)


nötrino 7 Şubat 2016 21:29

Tıp Gündemi
 
İnsan Genlerini Değiştirme Projesi

İngiltere'de doğurganlıkla ilgili yasal düzenlemeleri yapan kurum, bir grup araştırmacıya insan embriyosunun genlerini değiştirme izni verdi. Londra'daki Francis Crick Enstitüsü'nde yapılacak araştırmada insan yaşamının en erken dönemini daha iyi anlamak amaçlanıyor. Döllenmeden sonraki yedi günü mercek altına alacak olan araştırmada, düşüğe neden olan etkenler ele alınacak. Francis Crick Enstitüsü'nün başkanı Paul Nurse, Kathy Niakan tarafından yapılacak araştırmanın "tüp bebek tedavisinin başarısını daha iyi anlamaya yardımcı olacağını" söyledi.

Bilim insanlarının laboratuvarda yapacakları çalışmalardan sonra embriyoları kadınların vücuduna yerleştirmesi ise yasak olacak. Geçen yıl yapılan insan genetiğini değiştirmeye yönelik ilk çalışma ile bilim insanları, bir kan hastalığını ortadan kaldırmak için insan embriyoları üzerinde çalışma yaptıklarını açıklamışlardı.Bu çalışma başarıya ulaşamadı, ancak bazı hastalıklara yol açan genlerin DNA'dan çıkarılması yoluyla gelecek kuşakların daha sağlıklı olmasını sağlamak konusunu gündeme taşıdı. İnsan embriyolarının gen yapısını değiştirme yolundaki çalışmalar, ileride 'isteğe göre bebek üretmekte kullanılabileceği' gerekçesiyle eleştirilere uğruyor.

Kaynak: BBC (1 Şubat 2016)


nötrino 26 Şubat 2016 21:18

Tıp Gündemi
 
Üç Boyutlu Baskıyla Canlı Vücut Parçaları Üretildi

Bilim insanları, üç boyutlu baskı yöntemiyle canlı vücut parçaları üretiminde başarı sağlandığını söylüyor. Bu yöntemle üretilen kemik, kas ve kıkırdak parçalarının, hayvanlara nakledildiklerinde normal işlevlerini yerine getirdikleri görüldü. Rejeneratif (yenileyici) tıp açısından önemli bir gelişmeye işaret eden araştırmanın sonuçları Nature Biotechnology adlı dergide yayımlandı. ABD'de yapılan araştırma, vücudun hasar gören bölümlerini canlı hücrelerle onarma açısından umut vadediyor. Bilim insanları uzun süredir kırılan bir çeneyi, kopan bir kulağı veya hasar gören kalp kaslarını üretilen insan hücreleriyle onarmak üzerinde çalışıyorlardı. Ancak bu alanda karşılaşılan başlıca sorun, üretilen hücreleri canlı tutmaktı. Laboratuvar ortamında üretilen hücreler 0.2 milimetreden kalın dokularda oksijensiz kalıyor ve beslenemiyordu.

ABD'de Wake Forest Baptist Tıp Merkezi'ndeki araştırma ekibi ise tıpkı bir sünger gibi içinde mikroskobik kanallar bulunan üç boyutlu hücreler basmayı başardı. Bu mikroskobik kanallar sayesinde hücrelerin beslenmesi sağlandı. Entegre Doku ve Organ Baskı Sistemi denilen bu yöntemde, biyolojik bozunma özelliğine sahip plastik ve su bazlı bir jel kullanılıyor.

Çözünebilir bir plastikle biçim veriliyor, hücreleri içeren su bazlı jel de bunların büyüyebilmesi için gerekli ortamı sağlıyor. Bu şekilde üç boyutlu basılan parçalar hayvanlara nakledildiğinde, plastik form çözünerek yerini hücreler tarafından üretilen proteinden oluşan akıcılığı az sıvı ortama bırakıyor, bu arada nakledilen parçaların içinde kan damarları ve sinirler oluşuyor.
Araştırmaya başkanlık eden Prof. Anthony Atala, insan dokularının da aynı şekilde basılabileceğini söyledi.

Üç boyutlu baskının tıp için yeni kapılar açtığını belirten Prof. Atala, BBC web sitesine şu örneği verdi: "Farzedin ki bir hastanın çene kemiği kırıldı. Röntgen çekip kırık parçanın görüntüsünü bilgisayara aktardıktan sonra, oraya tamı tamına uyacak bir kemik parçasını üç boyutlu yazıcı ile basabiliriz." Biyolojik bozunurluğu olan maddeleri ve ıslak ortamdaki hücreleri kullanan tedavi yöntemleri daha önceden de kullanılıyordu. Prof. Atala, bu araştırmada farklı yapılarda dokular üretildiğini, yumuşak doku olarak kas üretiminde, sert doku olarak da kemik ve kıkırdak üretiminde başarılı olunduğunu söylüyor. Amaçları, diğer türlerde insan dokularını da üretmek için bu teknolojiden faydalanmayı sürdürmek.

Kaynak: BBC / Nature Biotechnology (16 Şubat 2016)


nötrino 28 Kasım 2016 14:41

Tıp Gündemi / CRISPR Adlı Gen Düzenleme Tekniği İlk Kez Bir İnsan Üzerinde Uygulandı!

CRISPR-Cas9 gen düzenleme tekniği ile genetiği değiştirilmiş bir hücre dünyada ilk kez ileri düzey akciğer kanseri olan hastalara aşılandı. Bilim insanları etkili gen düzenleme tekniği olan CRISPR’ın klinik alanlarda uygulamaya konulması ile bir çok genetik bazlı hastalığın yanı sıra önemli kanser türleri içinde umut verici tedavi yöntemlerini oluşturacağına inanıyor. Pekin Üniversitesi’ndeki Çinli uzmanlar CRISPR tekniğini mesane, prostat ve böbrek kanseri olan hastalara da Mart 2017’de uygulamayı planlıyor.

Çinli doktorlar için CRISPR’li hücreleri üretmek sandıklarından daha fazla zaman aldı. Temel olarak CRISPR yöntemi ile akciğer kanseri hastasının kanından aldıkları bağışıklık hücrelerindeki PD-1 genini etkisiz hale getirdiler. PD-1 geni kanser hastalarının bağışıklık hücrelerinde aktif hale gelerek onların kanser hücreleri ile mücadele etmesini engelliyor. Uzmanlar PD-1 geni etkisizleştirilmiş bağışıklık hücrelerinin kanser hücreleri ile etkili bir mücadeleye gireceğini ve bu sayede hastanın kanseri yeneceğini umuyor. İlgili gelişme tüm dünyadaki onkologların bir çoğunun aklında yöntemin güvenilirliği konusunda soru işaretleri bıraktı.


Kaynak: Nature (15 Kasım 2016)



Saat: 00:53
Sayfa 7 / 7

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık