![]() |
Yalnızlık Şiiri karanlığın insanı delirten bir ihtişamı vardır yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım bu gece dağ başları kadar yalnızım çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından dudaklarımda eski bir mektep türküsü karanlıkta sana doğru uzanmış ellerim gözlerim gözlerini arıyor durmadan nerdesin? Attilâ İlhan |
Bu sabah ektiğin çiçeklerdeyim. Yastığın yorganın..buruşmuş çarşafın Demini almış diyerek içtiğin çaydayım. Mektubum, şiirim...kalemim, tuşlarım Sana çıkan uzun kısa her yoldayım. Uzat elini tut saçlarımdan Dile ne dilersen...seninim diyen Senin kadınından. Yanıbaşımda ol..nefesin nefesimde Ve UNUTMA.......ektiğin çiçekleri sula Sulaki sana çiçek vereyim 4 mevsimde Adını andıkça çırpınmada yürek Esaret altında sürünerek. İnliyorum. Gittikçe büyüyen özlemlerin kafesinde. Bilmelisin ki; yokluğunu sevmiyorum Sensizlik ertesinde. |
Günle gece usanmadan kovalaşır Sana fark ettirmez canından gideni Yenilmiş halin çöktükçe çöker üzerine Sayılı nefesini sormadan alırken Hayata buruşan asık suratında Yıldızları küstüren imgeler doğar Kaymadan vakit düşür hadi hepsini Değeri bilinmeyen yaşlarınla birlikte Düşlerimde de olsa gülücükler yakışır Hayallerimi süsleyen bakışların kaynağına Öyle bir tebessüm eyleki kalbinden Götürsün seni oylum oylum bulutlara Baksana bekleyen kollar zamanı germiş Zorlayarak erkini sen için tutmakta açık Duygularını dökenleri bırakıp ardında At şu adımını çırparak kanatlarını Akıl almaz mecburiyetleri geçmişin Yürekten yüreğe sevgilerde yok olur Dokunmaya kıyamayan okşayışlar Eşlik eder öpücüklerin sağanağına Bırak ellerini düğümleri çözülsün Nereye gösteriyorsa avuç içleri Oraya doğru koş kovalanırcasına Terlemiş halinde buluşursan ellerimle Yeni bir gezegen yaratılır ateşler saçan Gökyüzünden seyre dalarız evreni Resmimiz çizilir fısıldaşan dalgalarda Kesilir yaşama dair kısır döngüler Sen hep kalırsın virgülden önce Hiç bir cümle gidemez olur sensiz noktaya http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifUtku DEMİR |
Ağzina Kadar Dolu Bİr Dünya Yükü sırtında geçmişin Büklüm büklüm Yollarını aşarak Ben nereden nereye gelmişim?... Karla örtülü bekleyişler Dantel gibi işlenirken Şiir bağında Nedense ben Acılara gülmüşüm!... Merak ettiğim şeyler Döndükçe etrafımda Zamanında ben Aşk tarlalarına Şiir ekmişim... Akreplere, Yılanlara rağmen Susamışım çok kere İnsanca yaşamaya... Bizim için örülen Duvarları aşmaya... Çok etkiledi beni Düzenbazlıklar... Her defasında Düşünce körlüğünü Renk körlüğünden Daha çekilmez görmüşüm... Yükü sırtında geçmişin Büklüm büklüm Yollarını aşarak Ben nereden nereye gelmişim?... |
Can yoldaşın olmazsa olmasın Yalnızım diye hayıflanmayasın, Eğilmiş üstüne gökyüzü masmavi Bir anne şefkatine müsavi. Üç adım ötede deniz Dosttur, ne öfkesi ne durgunluğu sebepsiz. Bir derdin varsa açabilirsin ağaçlara Ağaç yaprak verir, sır vermez rüzgara Ve kış yaz, Dalda kuş eksik olmaz Dağ başında duman Yalnızlık nedir göreceksin öldüğün zaman. |
Yalnız Yanlızlık paylaşılmaz Paylaşılırsa yanlızlık olmaz Yanar sobasında Yalnız'ın üşüyen bakışları Lambasında karanlığa dönük Bir ışık titrek sönük sönük Penceresi dışına kapanmıştır Kapısı içine örtük Bir sözde saklanmış bir yalanı Bir gözde okuduğundan Bakmaz kendi gözlerine bile Özdemir Asaf |
Birer mavi düş uykularımızda Sevda acılarımız, Birer gonca... Uyandığımızda hayata, Yaşamadıklarımız çıkıverir, Ağlayan bir mevsim Susan bir güneşe kaçar, Umut eder yağmurlarını. Ben, Umut etmeyi unutalı çok oldu uyanışlarımda. Ama sen, Umut et Dirilişimizi, deniz kokusunu. Ve umut et geceleri Karanlık olduğundan değil, Yalnızlığı soluduğundan değil, Senin olduğundan umut et... Kim bilir belki Dualarımız buluşur Uykularımızda... Sen yeter ki umut et... http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifErdem ÇAMDAL |
YalnızlıklarYeşertiyorum Gecenin karanlığı tünerken saçlarıma Boyası yitik bir ressamın fırçası gibi Ayaklarım yorgunluğumu çiziyor kaldırımlara. Hıçkırarak bulutlar ağlıyor Islanıyor saçlarımdaki karanlık Sığınıyorum bir durak saçağı dibine Titreyen parmaklarım yüzümde geziniyor Sanki kanunun hüzünlü tellerinde... Küf kokulu gecelere Şiirler yazıyor yüreğim Bir çay tadında hayallerimi içiyorum Koyu karanlıkta damla damla mısralarım düşüyor Gem vuruyorum duygularıma ağlamamak için Sevgimi mumyalayıp gömüyorum El deymemiş yalnızlıklar yeşertiyorum Yüreğimin en saf yerinde... |
Yalnız Otururum tek başıma bakarım gökyüzüne ve insanları izlerim ...Korkarım kaçarım bir kır kahvesine yalnız otururum ve insanları izlerim Hayaller kurarım Nutuklar atarım boş sandalyalere ve sonra sevinirim Yalnızım mutluyum diye. Cemre Açıkgöz |
Yalnızım Yalnızsın Yalnızızhttp://www.aruz.com/huya-siir/metin.gif kimse içimdeki boşluğu görmüyor bir adresi yitirmek neler hissettirir insana kalp atışlarından uzak olmak soluğunda duyamamak mevsimleri, düşünmüyor çok şey bilmenin hoş karşılanmadığı zamanlardayız ciddiye alınmıyor sorularımız gün afrikalı kalmaya kararlı bu dünyadan olmamak da yetmiyor ve siz geliyorsunuz, sarı elbisenizle bir silüet hayatımdaki eksikleri gösteriyorsunuz küçülüp silikleşiyorum, hafifliyor bedenim yalnızlığım dağılıp çoğalıyor sesinizde ben artık sadece kuşların şarkısını dinliyorum |
ADI GÜL'DÜ! Adı Gül'dü Gülleri severdi en çok Güldü mü güller açardı gül yüzünde Güllerle bölüşürdü yalnızlığını Hep gül beklerdi sevdiğinden Bir de 'gül mevsimini' takvimlerden Bir gül kokusuna Bir de 'gül reçeline' dayanamazdı Hep güller kurutmuştu Hayatının en hazin sayfalarında Hep gülerek büyütmüştü sevdasını Ve her sabah Bir gül gibi bırakırdı tebessümünü sofraya Tıpkı sımsıcak bir ekmek gibi Ahşap bir evin avlusunda Mis kokulu gülleri derlerdi Ve bütün sırlarını sadece güllere söylerdi Ne zaman bir haksızlık görse Kanayan bir gül gibi Ahh bu dünyada Gülü gülle tartsalar derdi Ne okur ne yazardı Ağlasa gülleri sular Gülse gülleri okşardı Ama ne zaman içli bir şarkı duysa Güllere bakar uzun uzun dalardı İşte öyle bir çiçekti Şiirimin ucunda gülden bir kalemdi İşte o kadın Benim annemdi. Bir bilseniz Ne güller yeşertti hayatın dikenlerinden Dökerek gözyaşını Ve şimdi O güller süslüyor onun mezar taşını... |
Çalkalanır sessizliğine büyüyen sokaklar, Sevda yontusu düşleriyle gelir sevdalılar, Ellerinde gri kınalar, Ve sözcüklerin anlamıdır Gözyaşlarına boğulan dudaklar, Kendi yüreğinde boş bir kuyudur umutlar, Bu okyanus'ta ölüm hangi sessizliği anlatır sana, Yorgun bedenlerde tüketilen eşkiyalar, Dağ yamaçlarında ilk bulut densizliği, Asit bazlı yağar aşklara yağmurlar, Sevdalarına korsan duygular barındırır korkuluklar, Düşündüğün an, Ölümüne dek sürer yaşanılmayan dünyalar, Bir intihar kehaneti sayıklar, Küflenmiş sentezlerinde tacirlik yapanlar Denizlerimde yosun kokusu, Gökyüzümde yıldızlar, Bir sevdayı daha anlaşılmaz kılanlar.... http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifBirkan ASKAN |
Bir gemi kalkıyor rıhtımdan Dinle bak sesini, bu son seferi Veda türküsüne benzer düdük sesi Ardından mendil sallayanlar Boşuna aslında boşuna ağlayanalar Dönüşü olmayacak bu yolculuğun Bende gidiyorum birtanem, umutlarım yanımda Geriye bıraktığım limandaki ayak izleri Ve haykırışım enginlere Sen; dalgalardan dinle artık sesimi Sahilde bekle beni Bir garip martı görürsen gözleri yaşlı! ! Randevusu varmış gibi ecelle telaşlı! ! Bil ki; bir tutam sevgi yolluyorum sana Bil ki; ağlıyorum uğruna O zaman son kez de olsa hatırla beni Cansız bedenime can istiyorum Canımsın sen, SENİ SEVİYORUM |
Ölüm kadar yakın Soluk kadar uzak Bir jiletin ağzında ıslığım Kaçıyorum Peşimden geliyor yalnızlığım Ölüm kadar yakın Soluk kadar uzak Mısraların kıyısına gizlenmiş bir bıçak yaşamışlığım Biliyorum bir yol var Beni bekliyor bir şeyler tanımadığım... Yüreğimin akordunda bir yelken Bir yelken, Ölüm kadar yakın Soluk kadar uzağım... Göreceklerimi çoktan gördüm Sığdırdım bir yaşanmamışlığı vay be Körebelikten yırttım,görüyorum işte görüyorum Önüm,arkam,sağım,solum sobe... http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifGecehan |
.................... yaz başıydı gittiğinde.Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti Mayıs. seni bir şiire düşündükçe, kanat gibi,tüy gibi,dokunmak gibi uçucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma. Önceki şiirlerimde hiç kullamadığım bu sözcük Usulca düşüyordu bir kağıt aklığına, Belki de ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma. Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha. Aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi? "Eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen" notunu buldum kapımda. Altına saat:16.00 diye yazmıştın, ve 16.04'tü onu bulduğumda. Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını Takvim tutmazlığını Aramızda bir düşman gibi duran zamanı Daha o gün anlamalıydım Benim sana erken Senin bana geç kaldığını. ................. MURATHAN MUNGAN |
Acılar Denizi Ben acılar denizinde boğulmuum İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni Duyarım yosunların benim için ağladıklarını Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle Bütün gemiller söndürmüş ışıklarını Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse Yılların içimde bıraktıklarını... |
Yalnızlıktan kurtuluş yok Duygulu bir şarkı gibi Her nakaratta Tekrar eder kendini Yalnızlıktan kurtuluş yok Okyanusta kaybolmak gibi Bir yardım beklersin Kimse uzatmaz sana elini Yalnızlıktan kurtuluş yok Pranga zinciri gibi Her adımında seni takip eder Bırakmaz hiç peşini Yalnızlıktan kurtuluş yok Hüzünlü bir şiir yazmak gibi Bu son dersin hep Ertesi gün yazarsın yenisini Yalnızlıktan kurtuluş yok Yağmur yağarken güneşi beklemek gibi Güneşle ısıtmak istersin Yalnızlığın buz kestiği bedenini Yalnızlıktan kurtuluş yok Karanlıkta gölgeni aramak gibi Paylaşmak istersin bulamazsın Yüreğinde biriktirdiğin sevgini Yalnızlıktan kurtuluş yok Soğuk bir ölüm gibi Dolunaylı bir gecerde kapını çalar Anlamazsın Her şeyin bir anda bittiğini Yalnızlıktan kurtuluş yok Yaşlandığında gençliğini aramak gibi Bir türlü kabul edemezsin Akıp giden zamanın asla geri dönmeyeceğini |
SÖZ BİTER BAZEN .... KANAYAN GECELERİN YERİNİ UPUZUN SUSUŞLAR ALIR NE DESEN NE YAPSAN BOŞTUR ARTIK İLİĞİNDE KEMİĞİNDE HİSSEDERSİN Kİ ARTIK GİTME ZAMANIDIR GİDEN Mİ TERKEDENDİR HERZAMAN YOKSA KALAN MI SEÇMİŞTİR YALNIZLIĞI BİLİNMEZ AMA YİNEDE YENİ BİR DÜNYA KURMANIN ESKİ UMUDUYLA KAPILARI SIMSIKI KAPAR VE GİDERSİN..... |
Anılarda Yaşarken Cekingen adimlarla sesiz ve urkek Bir gun uzaklardan bir giz gibi geldin O buyulu sarkilarini soyleyerek Gencligimi geri getirdi ellerin Sundun paha bicilmez guzellegini Oylesine diri oylesine sicak Boylesine bir mutluluk anladim ki Omur boyunca bir kez yasanir ancak Bir kez nefes aldigini anlar bir gun Bir kez bir kisiyle insan butunlenir Ozlem dedigimiz o hancer bir dusun Bir kez saplanmak icin kac kez bilenir Anilarsa bitmez bizimdir daima Umulmadik yerlerde yeserir buyur Yasamak bastanbasa yalan olsa da O alir bizi uzaklara goturur Emzirir gur memelerinden istekle Biz farkina varmadan uzar omrumuz Anilarda yasarken bir gun gelir de Biz de biber ani olur oluruz. |
|
Seni terk ediyorum Soğuk mavi yanlızlığım Gözlerimde maviye çalar bir gözyaşı Elimde bir mavi karanfil Seni yanlızlığa mahkum ediyorum Saçlarıma beyazlar takıştırıyorum Sarılar pembeler can yakıcı kırmızılar Bir gül bir papatya bir hanımeli Bir funda taşıyorum avuçlarımda Dağ delen rüzgarları üflüyorum yapraklarına Yanlızlığına şarkılar söylüyorum Soğuk mavi yanlızlığım Seni terk ediyorum Giden senmisin benmiyim bilmiyorum Sensen minnet duymam gerek Borçlu olmak istemem sana Sen kal ben giderim Geri dönmem ağlama Mutluluğa merhaba Sana elveda diyorum Sen kal ben bütün sensizliğimle Başım dik, alnım ak Ve yüreğim sevdalı gidiyorum Soğuk mavi yanlızlığım Seni terk ediyorum Soğuk mavi yanlızlığım Seni zaten hiç sevmemiştim Hep bir yanın eksikti Çünkü ben o yanını aşkla doldurmuştum Seninle başbaşa olduğum vakitlerde Hep rüyalar vardı yanı başımda Mutlu düşler kurmuştum eksik yanlarının üstüne Seni hayallerle tamamlamıştım Soğuk mavi yanlızlığım Sen bana hep birkaç beden küçük gelmiştin Ve ben hep sana sığabilmek adına küçülmüştüm Oysa anladım ki sensizlik en güzel hediyeymiş bedenime Çıplak kalma pahasına çıkardım seni üzerimden Artık giymek istemiyorum Soğuk mavi yanlızlığım Seni terk ediyorum.... http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifYasemin DOĞRUBAKAR |
Saatlerin tükendiği anda Anlamını yitirdiği akreple yelkovanın Güneşin hep başkaları için doğduğu artık Çöllerde suyun anlamı kalmadığında Ayın hilalsiz doğduğu akşamlarda Benim sensiz yaşadığım Senin nerde nefes aldığın Ve “hiçbir şey”in “her şey” olduğu gün Ve anlamın anlamsızlaştığı Sözlüklerin tarifsizlik üzerine yazıldığı Bilinmeyen duygunun peşinde Görülmeyen sevginin ardından Koşulduğu çağlarda An gelip durduğu kalbimin An gelip donduğu ruhumun An gelip bittiği gözyaşımın Kopası başımın düşünmekten yorulduğu Beynimin isyan ettiği zamanda Dokunmak vaktidir artık geceye. |
''Önce adını rüzgara ezberlettim, her esintide her meltemde seni duymak istedim... olmadı rüzgarlar dindi.. Sonra güneşe resmini çizdim, artık her doğan güneş sendin benim için.. tüm günümü sen aydınlattın ama akşam olupta gidince güneşte üzdü beni.. Gecede aradım sevdamı, her yıldızın altına baktım.. ay ile kavga ettim, yıldızlara küstüm.. yoktun sen... Bulutları izledim birer birer, yağan her yağmur damlasında seni kokladım.. gökyüzü ağlarken ona eşlik ettim gecelerce... Düşlerimde bulduğumu sandım seni ama yine gidiyordun sabaha.. uyanmak istemedim hiç, seninle kalıp düşlerimdeki hayalini yaşamak istedim, yine olmadı düşlerimde bana küstü... Sustum sonunda dünyaya, her haykırmak istediğimde karşımda suskunluğu gördüm.. Adına yüce dediğim sevdamın ulaşılmazlığında yok ettim kendimi... Sen yoktun ya, bende yoktum işte..... |
MASAL BITTI Senin ki sesin rüzgar, varlığın hayal, renklerin uçuk ve tebessümlerin kaçamaktı. Küçük bir hıçkırıktın gecemin sessizliğine damlayan. Sen ki yaşanılmaya çalışılan bir düş yangını. Çek gemilerini benim sularımdan.. Bütün kıyıları kurşunlamış , bütün suları bıçaklanmış bir denizdeyim. Rengine rehnedilmiş bir gece giydiriyorum üstüme. Şakacı bir sitem iliştiriyorum usulca yokluğuna. Bir bilsen aklımdakini! Sustumsa alıngan bir cümlenin kahrını düğümlemeyesin diye. Sen ki ilk vazgeçemeyişim, ilk kıskançlığım, ilk ömrüme yazdığım, uzaklardan sevdalandığım, kızdığım, affetmediğim, affedemediğim. Olmayacak bir duaya amin demek gibi sevdiğim , hep geç kaldığım. Saatini şaşırmış dönüşlerin bir anlamı yok. Şimdi sen geç kaldın. Say ki bu kadın gidiyor, karanlığın ve kalabalığın zifirine savurmuş yüreğini Aklında hep cehennem, ateş , yalan , ayaklarında bir eşkıya sessizliği, yüreğinde ihanetin fısıltıları olan bir adam sevdim ben. Bir intihar cesaretiydi bomboş varlığına, dopdolu varlığına tutulmak. Sevdikçe bir yıkımı çoğaltıyordum içimde darağacı lezzetinde . Say ki bu kadın gidiyor, ayrılığın izini sessizliğe gürültüsünü yüreğine savurmuş. Yağmurda yağıyordu ölüm kadar sevdiğim senden giderken ve ben tıpkı ölüm gibi haklıysam ve ölüm gibi gidiyorsam ve sen ölüm kadar acımasızsan anladım ve ilk durakta indim aşkından. Say ki bu kadın gidiyor, aklı şaşmış yollarının , ıssızlığın orta yerine demirlemiş yüreğini. Senin ki sesin rüzgar, varlığın hayal, renklerin uçuk ve tebessümlerin kaçamaktı. Küçük bir hıçkırıktın gecemin sessizliğine damlayan. Sen ki yaşanılmaya çalışılan bir düş yangını. Çek gemilerini benim sularımdan.. Say ki bu kadın gidiyor , gölgelerinden sıyrılıp , yol yordam bilmez düşlerini adımlıyor. Sen ki mavi bir abdest alıp tesbihi eksik gecelerimde içimde namaza duran sevdam. Sen ki bütün yansımana günah duygusu bulaştıran adam. Ben ki hiçliğe açılan kapının eşiğinden gitmeye geç kalmış kadın. Say ki bu kadın gitti, masal bitti. |
Ben kibriti çaktığım zaman Her şey kırmızıydı yüzün oarak Ben kibriti çaktığım zaman Çünkü her hüz bir memlekettir Ben sigaramı yaktığım zaman Çünkü her sigara bir kelimedir Ben sigaramı yaktığım zaman Güz günleriydi bir şarkı olarak Bir güvercin ben öldüğüm zaman Nice hüzünlerden yaprak yaprak Bir güvercin ben öldüğüm zaman |
|
Yalnızlığımız Bitpazarlarına düşmüş kitaplara benziyor yalnızlığımız kimselerin açıp okumadığı. bu çizgiler alnımızda uzanan bir gün bitimidir belki belki bir gecenin yarısıdır yastıklarda yırtılmış uykusuz rüzgarın dallara hicran dokuduğu kapıların kapalı tutulduğu bir ‘neozoik’te göğümüzü mavi ışıklarla doldurmalıyız kurtulmak için beynimizi kuşatan prangalardan ve yeniden öğrenmeliyiz, sevgilere sığınmayı yüreğimizle ısınmayı yeniden kar demeden kış demeden… ‘’Neozoik’’ yeryuvarlağının üçüncü zamanı |
Yorgunuz, İki ayrı şehirde, Birbirini göremeyen, İki yaşlı çınar gibi, Güneş’e, Yağmur’a, Sevdasına karşı yüreğin, Suçluyuz, Zamana zincirlenmiş, Şafakla yenilenmiş, Türkülerde dillenmiş, Her umudun acısından, Yürek adına, Yüreğini veren her cana, Can borçluyuz, Unutsalar da bizi, Bizim dışımızda, Göğün rengini, Suyun sesini, Rüzgarın nefesini, Boşver be sevdam, Bırak unutsunlar, İçimizdeki yıldızlarla, Biz böyle de mutluyuz... http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifBirkan ASKAN |
Unutuldum,paramparça halimle Aynı yaprakların üzerine parça parça sinmiş tozların Yaprakları kapatmışçasına... Yine o paslı demirin üstüne oturmuş mayiyle yeşilin Tamamlanmışlığını seyrediyorum.Yalnızım aslında kendimi Davetkar bir şekilde açık ve saçık hayallerimi Seyrediyorum. Buluyorum o dalgaların yeşillere Kendini göstermişçesine sığıya varmalarını Akşam olurdu yıldızlarıma bakar dinlenir Islatırdım ellerimi yağmurun pençesiyle Bulurdum kendimi toz pembe hayallerle anılarımı Yakardım onları.taki olgunlaşana dek!!! |
Ne zaman yüreğimden silinmeye başlansa adın, sözlerinle kanatarak yeniden yazılıyor yüreğim boyunca... Sonra yeniden çiziliyor kalbime yüzün, ellerin... Yeniden başlıyorum seni sevmeye kaldığım yerden. Hemde hiç akıllanmadan ve tekrarla***** aynı yanlışlarımı. Beni üzeceğini bile bile, yüreğimi zırhından kurtarıp düşüyorum peşine yeniden... Sensizlik canımı öyle yakmış ki hasretinden daha büyük bir acı göremiyorum. Bu yüzden göze alıyorum tüm zorlukları... Sensiz mutlu olmaktansa seninle mutsuz olmak daha acısız geliyor kalbime. Ve işte yeniden başlıyorum seni sevmeye tükendiğim yerden. Ne kadar yaralansamda senin tarafından yeniden sunuyorum yüreğimi tüm çıplaklığıyla... Yeniden kanat istersen açık yaralarımı, yeniden savur sevdamı yangınlara... Korkusuzluğu sensiz kaldığım gecelerde öğrendim ben. Seni özlediğim anlarda tanıdım sabretmeyi... Sonunda yeniden düşeceksem yangınların koynuna, razıyım inanki ben. Bilsenki seninle her yer cennetin yolu, sensiz dünya benim olsa yine YALNIZIM!... |
içimdeki kara yel savurdu beni, yalnızlığın kol gezdiği sisli limanlara savruldum ve her seferinde ağladım yalnızlığımla başbaşa pusulasını yitirmiş yüreğimi kime açayım yelkenleri kırık ruhumu kiminle onarayım kara yel vardı hep, içimde bir yerlerde savrulmaktı, "yaşamak" dediğim... yalnızlığın kol gezdiği sisli limanlara savruldum ve ağladım yalnızlığımla başbaşa biliyordum, sen ulaşılmaz bir uzaklıktaydın; bense, çok uzak bir yalnızlıkta |
Yalnizligin Ta Kendisi Sevdiklerinizden ayrilmak, bir insan için katlanilmasi en zor duygulardan biri. Giden için de ayri bir duygu yasar, geride kalan ise onun biraktiklariyla zamanini geçirir. Sevmek kimi zaman dayanilmasi en güç zorluklardan biri herhalde. Ayrilik yüregine demir atmissa ve paslanmaya birakilmissa, unutulmus bir mektup gibi sararmis ve katlanmis duyulari yasiyorsan, iste o zaman yasam uçurumun kenarinda esen firtinayla mücadele etmek kadar zordur. Bazen düsünürsün uçurumun en dip kösesinde kendini... Ne çikacagini bilmeden. Yüreginin sizisi dinmeden, elin kanar, bacagin, yüzün... Ama aldirmazsin çünkü ayrilik acisi hepsini bastirmistir ve dersin yine basaramadim. Ayriligi dindiremedim, o içimde yanan alev alev isigi söndüremedim dersin kendi kendine ama kimseler duymaz seni... Çünkü ayriligi yasamis yalnizligin en kuytu kösesinde ve çikmaz bir sokagin bas harfini almissindir, adin yalnizligin ta kendisindir' |
Gölgeli, yağmur çiseleyen Güncesi kırık dökük bir gece Tıpkı bizim gibi Hüzün başımızla beraber Yalnızlık yüreğimizin iç cebinde Vefalar, sevmeler, Bir tebessümlük özürler... Bilemiyorum ki İnkar mı gelmeli kadın Hayali sözler karmaşası Asılsız dünyevi düşler belkide hepsi Yaşamın yorgunluğundan düşen omuzlar Ara sıcak sevdalar belkide eşikteki yanlızlıklar Gün ağarmadan terk edilen öpüşler Bir uzanıp bir geri çekilen o dost eller Ve umuda yenik ıslak imgeler mi desin kadın Bittiğimiz yerde inadına bütünleşenler Biliyor musun insana hayata ve ötesine dair Ne varsa aslında hepsine değer...kadın Sen martı ol umuda kanat aç Bense mavinin en koyu rengi Sonra gel Yasla başını omzuma Biliyorsun ki kadın Sustuğumuz yerde konuşur yüreklerimiz insan gibi kadın gibi dost gibi Ne söz isteriz, ne düş Hayat biziz, kainat biz Ölüm de biziz , ölümde biziz kadın Haklısın ölememek de var Sevememek, sevilememek gibi ölememek Kahredip yakmalı mı Bu gece şiirleri kadın yakmalı mı Gitme yüreğimizde ki şu yalnızlık, Gözlerimizde ki ağır hüzün silinmeden gitme Yasla başını omzuma... Sen umuda kanat açan martı, ben dalga dalga mavi Dinle ikimizin yalnızlık ezgisi bu yüreğim dinle http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gif |
Yalnızız Yalnızız en kesif kalabalıkta Ayrı dünyalarda gezer gönlümüz Layık olamadık her ne yapsak ta! Neticede abes, geçen günümüz Isınmaz ellerim kara batırsam Zehir vaktindeyiz burdan çıkınız Ilık gölgelerle gönül eğleriz Zaten beraberken bile yalnızız Hayalet sanırız hakiki ruhu Ard arda dizilir kibir ve gurur Leyla olmaklığın nerede kaldı İçimizde ümid, yaralı durur Münafık hislerle zor mu savaşmak En rahat ne ise, en doğru o mu? Yalnızız.. ve bizde bu bir sevda ki En doğruyu bozar, kırar atomu! . Hünkar Dağlı |
(¯`·._) YALNIZ' IN DURUMLARI (¯`·._) Sen herşeyi süpürebilirsin; sonbaharı süpüremezsin, Yalnızsa, sürekli bir sonbaharı süpürür hep.. Düşünemezsin. Yanar sobasında yalnız'ın üşüyen bakışları. Lambasında karınlığa dönük bir ışık titrer sönük-sönük. Penceresi dışına kapanmıştır, kapısı içine örtük. Yalnız, bin yıl yaşar kendini bir an'da. Yalnız'ın nesi var, nesi yoksa tümü birdenbire'dir. Yalnız, bir ordudur kendi çölünde.. Sonsuz savaşlarında hep yener, kendi ordusunu. Yalnız'ın sakladığı bir şey vardır; Boyuna yerini değiştirir, boyuna onu arar... Biri bulsa diye. Yalnız, hem bilgesi, hem delisidir kendi dünyasının. Ayrıca; hem efendisi, hem kölesidir kendisinin. Tadını çıkaramaz görece'siz dünyasında hiçbirisinin. Yalnız, sürekli dinleyendir söylenmemiş bir sözü. Sözünde durması yalnız'ın yalancılığıdır kendisine.. Hep yüzüne vurur utancı. O yüzden gözlerini kaçırır gözlerinden. Yalnız'ın odasında ikinci bir yalnızlıktır ayna. Yalnız, hep uyanır ikinci uykusuna. Yalnız, kendi ben'inin sen'idir. Bir sözde saklanmış bir yalanı, bir gözde okuduğundan bakmaz kendi gözlerine bile. Her susadığında o, kendi çölündedir. Kendi öyküsünü ne anlatabilen, ne de dinleyebilen. Kendi türküsünü ne yazabilen, ne söyleyebilen. Bir zamanlar güldüğünü anımsar da... Yoğurur hüzün'ün çamurunu avuçlarında. Yalnız, aranan tek görgü tanığıdır yargılanmasında kendi davasının.. Her duruşması ertelenir kavgasının. Yalnız, hem kaptanı, hem de tek yolcusudur bakmakta olan gemisinin.. Onun için ne sonuncu ayrılabilir gemisinden, ne de ilkin. Yalnız'ın adı okunduğunda okulda ya da yaşamda.. Kimse, "burda" deyemez.. Ama yok da.. Uykunun duvarında başladı.. Önceleri bir toz gölgesi sanki; sonra bir yumak yün gibi. Ama şimdi iyice görüyor örümceğin ağını gün gibi. Yalnız, duymuş olduğunun sağırı, görmüş olduğunun körüdür.. Ölür, ölür öldürür.. Öldürür, öldürür ölür. Duyduklarını unutur, duyacaklarını düşünür. Yalnız'ın adına hiç kimse konuşamaz.. O, kendi kendisinin sanığıdır. Yalnız, önceden sezer sonra olacakları.. Paylaşacak biri vardır; anlatır, anlatır ona olanları, olmayacakları. Her leke kendisiyle çıkar. YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ. PAYLAŞILSA YALNIZLIK OLMAZ. Yalnızlığım Yalnızlığım Kalp yarası yalnızlığım Taşı bile yosun sarar Seni kimle paylaşayım... |
AFİLİ YALNIZLIK Ölsem, ölsem, ölsem... hemen şimdi Kaçsam, gitsem, kaçsam... tam da şimdi Bu kez pek bir afili yalnızlık Aldatan bir kadın kadar düşman Ağzı bozuk üstelik... bırakmıyor acıtmadan Bu kez pek bir afili yalnızlık Ağlayan bir kadın kadar düşman Tuzaklar kurmuş üstelik Bırakmıyor acıtmadan Bitiyorum her nefeste Ne halim varsa gördüm Çok koştum, çok yoruldum Ve şimdi ben de düştüm... Sövdüm, sövdüm, sövdüm... ben dünyaya Acılara, sokaklara, ait olmaya, insanlara Bu kez pek bir afili yalnızlık Aldatan bir kadın kadar düşman Ağzı bozuk üstelik... bırakmıyor acıtmadan Bu kez pek bir afili yalnızlık Ağlayan bir kadın kadar düşman Tuzaklar kurmuş üstelik Bırakmıyor acıtmadan Bitiyorum her nefeste Ne halim varsa gördüm Çok koştum, çok yoruldum Ve şimdi ben de düştüm... Değmezmiş hiç uğraşmaya Bu kez mecalim yok hiç dayanmaya... dayanmaya... Bitiyorum her nefeste Ne halim varsa gördüm Çok koştum, çok yoruldum Ve şimdi ben de düştüm... EMRE AYDIN.... |
*** Yalnızlığa alışmalı... *** Bavulları hep toplu durmalı insanın... Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı... Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vazgeçmeli... İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı... Yalnızlığa alışmalı... * * * Çünkü "omuz omuza" günlerin vakti geçti. Dayanışma... günümüz borsasının değer kaybeden hisse senetlerinden biri artık... Bireyin keşif çağı, geride kırık dökük yalnızlıklar bıraktı. Terörün bile bireyselleştiği çağdayız. Zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil; zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır. * * * İşte o yüzden alışmalı yalnızlığa... Sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan... Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı... Hüzünlü bir şarkıyla paylaşılan gecelerde başım dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli... Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı... Romanlardan yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür duvarlarına... "Yalnızlık paylaşılmaz/ Paylaşmılsa yalnızlık olmaz" dizeleriyle başlamalı güne... Telesekretere "şu anda size cevap verebilecek kimse yok" denmeli, "... belki de hiçbir zaman olmayacak..." Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı... * * * Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır. Haklılığın onuru yaşatır insanı... Susmanın utancı öldürür. O yüzden en sessiz gecelerde ''doğruydu, yaptım"la teselli bulmalı insan... Feryada komşuların yetişmemesine, soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı... Kendiyle hesaplaşmaya çalışmalı... Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye, kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır olmalı... Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur, ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözüpek olabilmeli... Sessizliği, sese dönüştürebilmeli... * * * Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan... Yollarla barışmalı... Yalnızlığa alışmalı... |
O GİTTİ GELMEZ BİRDAHA NİYE BU BEKLEYİŞLER BOŞU BOŞUNA SİL ARTIK YAŞINI,GÜLSÜN GÖZLERİN DİNDİR YÜREĞİNDEKİ SANCIYI DELİ GÖNLÜM SEVDİM MUTLU OLDUM,AĞLADIM DE HAYALLERDE ONUNLA BİRLİKTEYDİM DE SENİ DÖNMESENDE SEVERİM DE UNUTMASANDA UNUTMUŞ GİBİ GÖRÜN DELİ GÖNLÜM O DA BENİ SEVDİ DE, HAYALLERİNDE HEP BEN VARDIM DE, YÜZÜ GÜLSEDE KALBİ AĞLIYOR DE, SENDE KENDİNİ KANDIR DELİ GÖNLÜM. BİR HANÇER SAPLA YÜREGİNE HADİ KENDİNE GEL DÖN GERÇEK HAYATA SENİN GEL DEMENLE GELMEZ O YAR SENDE UNUT O ELA GÖZLERİ DELİ GÖNLÜM |
YALNIZLIK "Bilmezler yalnız yaşamayanlar Nasıl korku verir sessizlik insana; İnsan nasıl konuşur kendisiyle; Nasıl koşar aynalara, Bir cana hasret Bilmezler." Şair Orhan Veli, yalnızlığı bu sözlerle anlatıyor. Günümüz toplumunda giderek artan bir olgu olarak karşımıza çıkıyor yalnızlık. Yine de bu olgunun tek bir tanımı yok. Üstelik yalnızlığın birden fazla türü var. Sosyal çevreye alışamamaktan, yabancı bir ülke de, yabancı bir kültürün içinde yaşamaktan, yaşlılıktan, iş yoğunluğundan ve daha birçok nedenden dolayı insanlar yalnızlık çekiyor. Peki bizi birbirimize yakınlaştıran televizyon, internet, cep telefonu gibi teknolojik gelişmelere karşın yalnızlık neden artıyor? Bu sorunun yanıtı belki sosyolojik olarak verilebilir. Dev bir organizma olarak toplum, sürekli değişiyor. Değişimler de gündelik hayatın yapısını gün geçtikçe dönüştürüyor. Ama şu da bir gerçek ki, insan sosyal bir canlı, yalnızlıktan rahatsız oluyor. Yalnızlık denince aklınıza ne geliyor? Bu soruya, dünyanın en kötü şeyi diye yanıt verenler de var; bir türlü yalnız kalamadığından şikayet edip, yalnızlığa övgüler düzenler de... Kuşkusuz, ideal olanı insanın istediği zaman yalnız kalabilmesi, istediğinde de yalnızlığından sıyrılıp diğer insanlar arasına karışabilmesi. Bununla birlikte yalnızlık dediğimizde anlaşılabilecek birden fazla şey var. Uzmanlar öncelikle yalnızlıkla tek başına olmanın birbirinden ayrılması gerektiğini düşünüyorlar. Onlara göre yalnızlık ve tek başına olmak birbirinden farklı, tamamen ayrı durumları tanımlamak için kullanılan sözcükler. Yalnız kalmak, kişinin kendi seçiminde olan bir şey. Birçok insan günlük yaşamın stresinden sıyrılmak için, hobilerine ya da kitap okumaya zaman ayırabilmek için bir süre tek başına kalmayı seçer. Bu davranış, kişinin kendini yenileyebilmesi ve bireysel aktivitelerine zaman ayırabilmesi için gerekli bir davranış biçimidir. Kişiler tek başına kaldıkları ve kendilerine zaman ayırabildiklerinde mutlu ve huzurlu olurlar. Madalyonun öbür yüzüyse yalnızlık olarak adlandırdığımız duygu. Yalnız olduklarını düşünen kişiler, tek başına kalmak isteyenlerin tersine bir boşluk ve bırakılmışlık duygusu yaşarlar. Bu da kişileri üzer; daha ağır hallerde psikolojik sorunlara neden olur. Kişi, kalabalık bir ortamda da kendini yalnız hissedebilir. Hatta kimi zaman aynı ailenin üyeleri yalnız oldukları için üzüntü duyabilirler. Yalnızlık Türleri İşin içinde insan olunca, bir sınıflandırma yapmak zor. Çünkü, duygular neredeyse her insanda farklı yaşanıyor; insanlar değişik durumlara değişik tepkiler veriyor. Bununla birlikte genel bir çerçeve çizildiğinde yalnızlığı çeşitli türlere ayırmak mümkün. Böyle olunca da yalnızlık çektiğini söyleyen kişilerin farklı türden duygular içinde olduklarını, farklı toplumsal koşullar içinde yaşadıklarını söyleyebiliriz. Yalnızlık denince, önce gerçek anlamda, fiziksel olarak kimsenin olmadığı bir yerde yaşayan insanları düşünebiliriz. Toplumsal bir çevrede yaşamaya alışkın insanlar, kimsenin olmadığı yerlerde doğal olarak yalnızlık hissedeceklerdir. Daniel Defoe'nun ünlü roman kahramanı Robinson Crusoe'yu hatırlayalım. Robinson uzun yıllar tek başına yaşadığı ıssız adada toplumdan ayrı, yalıtılmış bir hayat sürmenin sıkıntısını sürekli taşıyordu. Yıllar sonra tek arkadaşı Cuma'nın adaya gelmesi onu çok heyecanlandırmıştı. Bu tür fiziksel yalnızlık, uzun sürdüğünde insanı toplumsal hayatın dışına itebilir. Uzun süre toplumdan ayrı yaşamış insanlar, yeniden sosyal yaşama girmede uyum sorunları yaşayabilirler. Geçmiş yüzyıllarda bu türden yalnızlık derviş ya da keşişler gibi din adamlarının dinsel düşüncelere dalmak için sıklıkla başvurduğu bir durumdu. Günlük hayattan uzaklaşıp inzivaya çekilen din adamları, kendilerini yalnızca dinsel görevlerine adarlardı. Bu tür inziva, sonradan kurumsallaştı ve münzevihaneler, manastırlar ortaya çıktı. Manastırların genelde ulaşılmaz dağ başlarında ve kentlerden çok uzak olmasının nedeni bu. Bu tür manastırlara en güzel örnek Trabzon'daki Sümela Manastırı. Dik yamaçlar üzerin de kayalara oyularak yapılan manastır, bir yalnızlık kalesi gibi duruyor. Günümüzde fiziksel yalnızlık, eğer yalnız kalmayı istemiyorsanız, elbette geçmişe göre çok daha zor. Yağmurlu bir günde, dışarı da yapacak hiçbir iş bulamayıp geçici olarak evde oturacağınız türden yalnızlıklar çok uzun süreli olmayacaktır. Bilim adamları kişinin yalnızlık duygularını kırmak için önce bunu istemesi gerektiğini düşünüyorlar. Yalnızlığın bir tanımı da "yalnızca içeriden açılan bir kafes" olduğu. Bu anlamda utangaç kişilerin işi zorlaşırken, daha girişken insanlar yalnızlıktan daha kolay kurtulabiliyorlar. Arkadaşlıklar, yalnızlığın bu türünün tanımlanmasında önemli bir faktör. Yalnızlığın tanımı yapılırken, ne kadar arkadaşınız olduğu ve ne kadar olmasını istediğiniz tartışılıyor. Kuşkusuz, toplumun içinde yaşadığı halde hiç arkadaşı olmayan biri yalnızlık çekecektir. Bu türden bir yalnızlık duygusunda arkadaşlığın derecesi de önem kazanı yor. Arkadaşlık bağları dostluğa döndükçe, kişi yalnızlık duygusundan sıyrılıyor. Tam tersine yalnızca merhabalaşılan ya da yüzeysel sohbetler yapılan bir tanıdık, kişinin yalnızlık duygusunu üzerinden atmasına yardımcı olmuyor. Kişinin çevresinde uyum içinde olacağı, birlikte vakit geçirmekten hoşlanacağı dostları olması için de gerekli koşullar var elbette. En basitinden, ortak zevklere sahip olma, benzer sosyalleşme evrelerinden geçmek gerekiyor. Benzer kültürler içinde yaşayan kişilerde bu durum daha kolayken, farklı kültürel kimlikler çatışma yaşayabiliyor. Sözgelimi, yabancı ülkeye giden biri, iletişim ve dil sorununu aşsa bile, farklı bir kültürün içinde olduğu için yalnızlık çekebiliyor. Kendini belli bir kimlikle tanımlayan gruplara girmek, her zaman kolay olmuyor. Aidiyet duygusu aşılayan bu tür gruplar, diğer insanları "ötek" olarak tanımlayıp dışlayabiliyorlar. Her ne kadar şair "yalnızlık paylaşılmaz" demişse de, bu gibi durumlarda "ötekiler" yalnız olmalarını paylaşarak bu durumdan kurtulabiliyorlar. Normalde birbiriyle çok anlaşamadığı düşünülen Türkler ya da Yunanlılar gibi insanların, gurbette kolayca arkadaş olmalarını buna bağlayabiliriz. Bir diğer yalnızlık türüyse, insanın bir türlü kurtulamadığı, yalnızlığın yanında çevresindeki insanlara ve gelişen olaylara öfke duyabileceği türden bir yalnızlık. Bir kişinin, sevmediği insanların arasında kendisini yalnız hissetmesi doğal. Hoşlanmadığı olaylara tepki duyup kendini geri çekmesi ve içine kapanması da anlaşılabilir bir davranış. Fakat bu durumun sürekli olması ve her koşulda sürmesi uzmanlara göre psikolojik bir bozukluğa işaret ediyor olabilir. Psikanalistler, bu durumun durumun çocuğun büyüme döneminde yaşamış olabileceği bir rahatsızlıkla açıklanabileceği görüşündeler. Aile içinde sosyalleşmenin tam anlamıyla çocuğa öğretilemediği durumlarda, parçalanmış ailelerde, sevgi eksiği ile büyüyen çocuklarda, ergenlik dönemine gelindiğin de bu tür davranışların gözlemlenmesinin mümkün olacağı düşünülüyor. En sık şikayet edilen yalnızlık türlerinden biriyse kişinin hayatında özel birinin olmayışı. İnsanlar yalnızlıklarını, bir kız-erkek arkadaş yardımıyla daha çabuk atıyorlar. İnsan, aile kurmak, yaşamının geri kalanını paylaşacağı bir eş bulmak, aşık olmak istiyor. Ne var ki doğru insanı bulmak her zaman kolay değil. Beyaz atlı prensi ya da rüyaların kadınını bekleyen biri, doğru insanı buluncaya kadar yalnızlık çekebilir. Bu türden yalnızlar gazetelerde, telefon hatlarında ya da internet sitelerinde hızla artan çöpçatanlık organizasyonlarının hedef kitleleri. 1960-70'li yıllarda gazetelere "yalnız kalp" rumuzuyla mektup yazan, 80'lerde amatör telsizinin başında "arkadaş arıyorum" diye seslenen günümüzde de internet ve cep telefonlarını bu iş için kullanan kişileri de bu tür bir yalnızlığın içine dahil etmek mümkün. Elbette kişinin sevgi ihtiyacını bu kadar karikatürize etmek doğru değil. Çünkü özel bir kişi tarafından sevilmek kadar, o kişiyi sevmek de büyük bir ihtiyaç. Karşılıklı sevginin olmadığı durumlarda, yalnızlık duygusu kaybolmuyor. Yıllardır evli olan kişilerde bile yalnızlık duygusu, eğer sevgi yoksa, ortadan kalkmıyor. Sevmediği bir insanla evlendirilen kişilerde ya da zaman içinde birbirine sevgisini kaybeden evli çiftlerde yalnızlık duygusu gelişebiliyor. En çok korkulan yalnızlık türlerinden biri de, yaşlılık döneminde yalnız kalmak. Kişiler "elden-ayaktan düşüp" hastalıklarla mücadele edeceklerini düşündükleri yaşlılık yıllarında kendileri ne destek olacak, bakacak birilerinin yanında olmayı istiyorlar. Bir bakımevinde ya da huzurevinde son yıllarını geçirme düşüncesi bile insanlara sevimsiz geliyor. Eşini kaybeden yaşlı insanlar da ömürlerinin sonuna kadar yalnızlık duygusundan kurtulamıyorlar. Bu yıllarda insanların en çok istediği, çocukları ve torunlarıyla birlikte vakit geçirmek. Böylece yalnız olmadıklarını bilmek, başları sıkıştığında yardım isteyecekleri kişiler olduğunu düşünmek insanları rahatlatıyor. Yalnız başına ölmek, öldükten günler sonra bile kimsenin bunun farkına varmaması düşüncesi insanları korkutuyor. Aile yapısının güçlü olduğu toplumlarda, bu duruma daha seyrek rastlanıyor. Aile, toplum içinde bir sosyal güvenlik kuruluşu gibi çalışıyor. Kişiye gereksinim duyduğu her şeyi vererek bireylerin kendini güvende hissetmesine yardımcı oluyor. Aile yapısı değişime uğradıkça, toplumun yaşam biçimi de değişiyor. Bu değişimin sonuçlarından biri de, yalnızlık duygusunun artması. |
Yaşaya bileceğim kaç dünyam varki benim Şimdi sensiz kaldı şu cansız bedenim Olmuyor be gözüm olmuyor Sensiz yaşamayı çok denedim. Karartın dünyamı ne diye geldin Böyle sevda olmaz ne diye sevdin Olmuyor be gözüm olmuyor Bırakta yakamı gideyim Şu gönlüme rüzgar esmiyor Dağlarım umutsuz aşılmıyor Olmuyor be gözüm olmuyor Nefessiz bü beden yaşanmıyor....... |
Yalnızlığa Çağrı Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Yalnızlıkta sen varsın Dilediğim gibi düşünebiliyorum seni Bir ayna karşısında soyunuyorsun çırılçıplak Dudaklarından öpüyorum Kapatıyorum gözlerimi yağmur yağıyor Bir bulut görüyorum sana benzeyen Sevinçten ürperiyorum Yalnızlıktan bütün teselliler yalnızlıkta Hoşça kalın sokaklar, caddeler, insanlar İşte başımı aldım gidiyorum. Ümit Yaşar Oğuzcan |
Geceleyin bir korku Hırlıyım, böylece büyüyor baldırlarım ve boynumun öpülen yeri iri bir kuş kendini ağartıyor koltukaltlarımda geceyi hor görüyorum böylece gecenin bütün itliğini irkilip terliyerek bir erkek sesi olarak yatağımda tanrım, Pekos Bil'im gözet beni Beni çünkü buram ağrır, bacaklarımı hor görürüm aynalarda bağrıma bir gül tünemiştir, kanar yanakları bir oğlanın yağmurdan hüznü hor görürüm çürütür çünkü o kuşu koltukaltlarımda hırlıyım böylece büyür aşkın bir salgıdan öteye geçemediği tanrım, Pekos Bil'im üşüt beni. Üşüt, yırtsın öpüşlerimi paslı tenekeler, soyunup org çalayım ceketimle örteyim gecenin bütün itliğini tanrım, Pekos Bil'im uçur beni. İsmet Özel |
Issız bir adada yaşıyorum belki sensizliği Henüz keşfedilmemiş bir kıtanın Atlasta görülemeyen okyanusunun ortasındaki. Umutlarım var elimde yalnız Kurtuluşa hazırlanmış havai fişeklerini andıran Gözyaşlarımla dolduruyorum bu ummanı Tuzunu ise acımdan alıyor. Umutlarımdan bir gemi yaptım Tek kaçış sebebim belki buradan Umutlarımla kurduğum şu köhne gemi Sana doğru süzülecek olan. Yıkılan hayallerim yıkımlıyorda şimdi Güvertemden alıyor intikamını Hissedebiliyorum,içeri sızan gözyaşlarım Yavaş yavaş batırıyor gemimi Karanı göremeden daha,gömülüyorum gözyaşlarıma İşte o anlarda sana çırpınıyorum ben Yiten umutlarla boğuşuyorum Azgın dalgaları andıran. Dayanamıyorum şimdilerde sensizliğe Artık boğuluyorum Kaderim yalnızlığımsa eğer benim Bu ıssız adada sensizliğimi yaşıyorum... http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifHamit Eray YEŞİLÇAYIR |
Herhangi bir yerde değil I Bu aşkın da elinden tutulmaz Ben yalnız gidiyorum Hiç acımıyor canım Ellerim üşümüyor İlk duraktan geriye dönmüyorum Günü soluğunda taşıyan serçe Ne kadar uzağa gidiyorsa Dokunmak için maviye O kadar uzaklaşıyorum Vedalaşıp hüzündeki yüzümle II Bu aşkın da elinden tutulmaş Ben yalnız gidiyorum Yedeğimde henüz yazmadığım bir şiir Sabahı karşılasın diye Akşamsefaları dikiyorum gökyüzüne Kendi gölgeme gülümseyerek Bir suyun akışını düşün Bir sevdanın açışını Kendiliğinden bükülen ipler gibi Öylece.. Direnemeden Bir başka aşka dokunuyorum. Zeynep Kurada |
Sonuç YALNIZLIK . Peki bu kadar yalnızlıktan korkuyor, yaşanılan güzellikleri, paylaşımı bir daha yasayamamak endişesiyle kaybedeceğimiz değere ağlıyorsak niye bu kadar ince hesaplar. O değer bize mutluluk yerine hüzün, kargaşa yaşatıyorsa zaten vazgeçmeliyiz. Yok eğer yaşamın sıkıntılarından biraz da olsa bizi alıp mutluluk veriyorsa o zaman gözyaşı yerine biraz daha akilci olmak daha doğru değil mi? Sıkıca, hiç bitmeyecekmiş gibi o güzelliği, huzuru sonuna kadar yasamak varken neden korku?? Bilirsiniz.. Anılarımızda öylesine anlamlı, mutlu anlar vardır ki, kimi zaman onca geçen yıllara değerdir. Tabii ki bu değerler karşılık bulduğunda daha da değer kazanacaktır. Eh iste o zaman bize biraz daha is düşüyor demektir. Daha çok özen... Çünkü yasam içinde, ayni frekansı yakalamak o kadar zor ki... Sevgiyi, özlemi birlikte yasamak doyumsuz bir hazdır. Artık o sevdiğin insan kendin olmuşsundur. Korursun, tıpkı kendini koruduğun gibi. Üzmekten, incitmekten korkarsın. Artık hesap, kitap yapılamaz. ; Daha çok vermek vermek istersin. Çünkü ego vererek de doyumu öğrenmiştir. Çünkü gönlünü ayna tutmuşsundur o sevgiliye. Çünkü yitirme korkusu askı ölümsüz kılar. Çünkü ayrılmanın da bir vahşi tadı var Öyle vahşi bir tat ki dayanılır gibi değil Çünkü ayrılık da sevdaya dahil Çünkü AYRILANLAR HALA SEVGILI.. |
yağmurun kederle yağdığı her yerde üşüyen resimler düşer kalbime gitmek sızar aklıma sevdiğim her kadından durmadan kendini yakan ateşin oğluyum bilinen bütün sözcüklerin anlamına uzak her kadın bir uzağa çağırır beni denize karıştıkça çürüyen ırmak toprağını reddeden çiçek sığınırım kendi limanıma acının kalbidir gölgesiz suret hayata aidat ödentisidir aşk muhalefet bilmiştir kaçakelektrik kullanmayı şifresi yitirilmiş bir şiir kanayarak taşar satırarasından intihar büyür uçurumlarında http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifBayram BALCI |
Kim kaldı silah atilmiyor guvercin sakirtisidir safakta yaldizlanan sadirvanda su ihlamurlarda ezan gorkemli bir namaz ugultusu heyhat hamzabey cami-i serif'inden kim kaldi kim kaldi eski selanik'ten laternalar susutu surahiler tenha tek kibrit cakilmiyor kim kaldi ittihat ve terakki'den o jonturkler ki - `haricten evrak-i muzirra celbederlerdi' - o fedailer ki barut oksururler sakal tiraslari mavi kirmizi biyiklari biber kim kaldi mudafaa-i hukuk cemiyeti'nden avci ceketi koruklu cizme astragan kalpak bazen `ittihatci' hafif `istirakiyun' ofkeli kaslari salkim sacak kumral biyiklari mahzun hani felaket tu"tu"n icerler ceplerinde idam fermanlari bellerinde so"gu"t yapragi bicak ya millet meclisi'nde meb'us ya kuva-yi seyyarede asker kadehlerde raki nazli beyaz vanikoy korusunun `tesrinler'deki sisi gramofonda incesaz meyhane musikisi o senliklerden heyhat kim kaldi ezeli dalginligimizin islig%idir ney keman yanlis anlasilmasindan tedirgin utlar vahim sorular soruyor oldu nazim samilof sari mustafa yikilmis strasnoy ploscat'in saat kulesi eski bolseviklerden kim kaldi Atilla İlhan |
Yalnızlıkla can ciğer kuzu sarmayız şimdi... çok olmadı tanışalı senden sonraydı.. birileri bir yerlere gidiyor benden de birtek o hep bıraktığım yerde... ....................................................... külkedisi ocak başında bense balkon kenarında ağaçların yalnızlığımla bana çaldığı rüzgarın kemanıyla eşlik ettiği müziği dinliyorum.. yıldızlar gökyüzüne yaktığım mumlar her birinde aynı dilek... ***kavuşturun beni*** ay gecenin ispiyoncusu uzaktan anlamaya çalışıyor ne olup bittiğini, anlar anlamaz güneşe anlatmak için bir çırpıda kaçıyor geceden ve güneş devralıyor akşamdan kalma mutsuzları.. ............merhametli bir rüzgar fısıldıyor güneşin kulağına ....................................yeterince yanmışlar yakma onları! |
Sevgiyle doludur kalbim (S)ultânim, nasilsin, iyi misin, deyiver hele!.. (E)sen ask firtinasi, döndü benzedi yele (V)akitsiz ilhâm yine, buldu bak iste beni (G)üzelim andim yâdettim, arzuladim hep seni (I)tirâf edeyim ki, seni çok seviyorum (Y)anip tutusup sana, askinla eriyorum (L)âf olsun diye degil, sen benim sümbülümsün (E)l sürmeye kiyamam, çok nâdide gülümsün (D)esem sana yavuklum, gücenme n'olur canim (O)l gönül sarayima, pek kiymetli Sultânim (L)etâfet ünvânini sana çoktan vermisim (U)gruna Gilmân olup, bu benligi sermisim (D)amgali sevdâ mührü, cigerime vurulmus (U)lasilmaz bir yere, ask otagi kurulmus (R)üzgâr sert eser olmus, zannetme ki durulmus!.. (K)aptirmisim kendimi, melül bakislarina (Â)h ne demeli bilmem, beni yakislarina? (L)âkayd kalma sözüme, haydi yaklas yanima!.. (B)ana tebessüm etmen, olur minnet canima (I)ste derim ya sana, kalbim sevgi doludur (M)urâdim senin ile, mutlulugun yoludur... 03.01.2000 Landsberg 05:00 M. Engin Karatay |
|
| Saat: 21:38 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık