![]() |
Sabır Taşı’dır dayanacaksın, ameleysen inşaata, duvarcıysan örmeye, harççıysan karmaya, taşı kırmaya… kumu suyu karıştırmaya . dayanacaksın, özgür değilsen, baskılara, tutukluysan hapis hayatına, dört duvar karanlığa.. sevgilin varsa hasrete, yazıyorsan her şeye… dayanacaksın, başka çaren yoksa, ekmeğe kuru soğana, doğruluğa, aşka yazın taşta, kışın kâğıt altında, her köşede yatmaya... dayanacaksın emperyalistlerin zülmüne, Irak’a Filistin’e kendi Ülken’e, kardeşin kardeşi kırmasına, toplu gömütlere, güneşlerin batmasına, açlığa susuzluğa, kendi kederlerine, dayanacaksın, maddenin efendisi olmaya, insan olacaksın varınla da, yokunla da... insan ki, acılara, yalnızlığa, ve sevgiline bile günlerdir katlanacaksın… necmi dayan 2 temmuz 2007 |
Arayın Bulun albümleri taradın o eski fotoğrafları, keman nağmeleri sarardı bahçeyi, Kara Safiye sarmaşıklar arasından kokardı, Hacı Şakir’di Bahriye Teyze’nin kızıydı, kapkara saçlarını tarardı, çocuktun işte, çatılarda otururdunuz,Çitlenbik kopartırdın dokunsa irkilirdin, Kumkapı’nın kokusu eserdi…. albümleri taradın o eski fotoğrafları, Hakkı Amca’ydı kurt köpekleriydi, incirler kaşındırırdı, narlara dalamazdık, Dekman vardı oyunlarımızda olgunlaşmalarını beklerdik cevizlerin, kulaklarımızın çekilmesiydi akşamüstüleri, çilingir sofralarına çağrılıpda, babalarımızdı,Hakkı Amca’nın Bostan’ı hatıralarda albümleri taradın o eski fotoğrafları karpuz vardı, taşlara acımadan vurduğumuz, atarabaları, süslü deh deh sesleri bayramlarda mahalle turu attığımız, seyyar panayırlara gülüşmelerimizi harcadığımız…. albümleri taradın o eski fotoğrafları, lapa lapa kar’ın yağışlarında, ekmek arası palamut kuru soğan kırmızı, mangallara odun kömürü aldığımız, simsiyah olduğumuz koktuğumuz, mısır ve nohut patlattığımız, gazyağı kokulu akşamlarda, şinanay şinanay oynadığımız… albümleri taradın o eski fotoğrafları, annemiz babamız hepimiz, siyah beyaz tebessümlerimiz, eski mezarları taradığımız, Karagümrük vardı, Fatih, Sarayburnu, vapurlara el salladığımız… bir İstanbul vardı, Bir zamanlar yaşadığımız…. 10 temmuz 2007 necmi dayan |
Bir Gün Utanırlar seni böyle masada başım ellerimin arasında arsız yağmurlu akşamlarda ağaran saçımla sakalımla düşünürken, adresler yitiyor çukurlar kazılıyor bir yerlerde içim mengenelerde eziliyor bilemezsin. bilemezsin kanlı kürekler kanlı kazmalar ellerinde sulara insanlık bulaşıyor çağlayanlar kabarıyor acıdan tüfeklerin no’ları siliniyor atmacalar vuruluyor zirvelerde o zirveler özgür oysa bilmiyorlar bilmiyorlar be güzelim parmaklarım kapıların tokmaklarında tezgâhlarında satıcıların ormanların eteklerinde çizilirken haritalarında kırmızı çarpılarında gırtlaklarında tırnaklarım. örtüyorlar bizim olan her şeyi topraklar bile utanıyor toplu katliamlar, yanık sesli türküler ne sen de ne ben de aşkın içinde hasretle söyleniyor… necmi dayan 15 temmuz 2007 |
Sessizlik sana yansımıyor bizdeki depremler biliyorsun alışkanlıklar da rutinleşiyor şehrin gürültüsüne karışıyor günlük konuşmalarımıza seviler yani pişman mısın şimdi? gelmeseydimler… belki milyon kez yineledim kendime yağmur sicimidir sıyırır geçer diye oysa bahaneler aradım caddelerde omuz vurdum yabancı birilerine ulan dedim kimse silah taşımıyor mu bu şehirde? …………….. yanılgılar hava durumlarına benzemiyor yaşamadığım güreş meydanlarına da acayip bir durum, yer altında mey salonlarında gölgem kayboluyor… yalnızlıklarım çoğalıyor bu sırada ayrımında olmadığım ağırlaştığım taşımakta zorlandığım sensiz günler gün batımlı omuzlarımda aramasaydımlarla, gelmeseydimlerle malasef yaşanmıyor bu dünyada seveceksen var olmalısın etinle kemiğinle yoksa, yalan yalansın.. bende ya da bir başka birinde… necmi dayan 19 temmuz 2007 |
dusuyorum ucurumlardan sona dogru ve gecmıse bakıyorum nerde hatalar zıncırı ben olurken bedenım soguklugun rengınde hanı sızın yasamın getırdıgı yapmacık guzellıkler kımı kandırıyorsunuz hıc bırımız masum degılız ve bu sehır duserken bırer bırer sevınc cıglıkları atıyoruz bıle bıle sona dogru gıderken.... ben oldum melekler oldu ben dustum melekler dustu ben aglamayı unuttum ama melekler benım ıcın aglıyordu cunku yurekleri benım kadar kırlenmemıstı.... Yazan:kıng nothıng |
Hadı bana bır masal anlat dalayım ruyalara ıcınde sen ben ve melekler olsun cennette dolasırken her yerde ask mutluluk dolsun kullerımden yenıden dogmak senınle varolmak senı sende yasıyabılmek ıcın tekrar oldumde dırıldım ben sımdı ellerın ellerımde tenın tenımde cıplak vucudum arsız ve terbıyesız belkıde bedenım sana susamıs bedenım senı ozlemıs soguk sopsoguk morglarda.... Yazan:kıng nothıng |
asılmaz engın denızlerden geldım bazen nefes almakta gucluk cektım bazen hayat agır geldı tasıyamadım belkı olumden dondum bılmem kac defa belkı askın en acısını yasadım yapmacık ınsanlarla sımdı suskunum kuskunum herkeze cunku ınandıgım degerler hepsı oldu bırer bırer ne gecmısın golgesı kalsın beynımde nede senı sevıyorum dıyen guzel kızın fahıse dolu bakısları hepsı bırer oyun hepsı bırer aldatmaca ya ben aldanıyorum yada sen masum olamıyacak kadar gunahkarsın kırlenmıs ruhunda.... yazan:kıng nothıng |
Seni Yaşamak Var ya Dostum Seni Yaşamak Var ya Dostum seni yaşamak yalnızlığı çarmığa gererek… yanılsamalardan arınmaktır çıkarak bir savaşın cehenneminden dağıtmaktır ölüm korkusunu çocuk gözlerimde en uzununda, en derininde saymak yeniden yaşamayı yelken açtıkça gönlünün engininde akmak sana bile bile ana kucağı kadar sıcak nefesinin ikliminde dört mevsimi yaşamak sayısız fidanın filizlenmesi gibi çoğalması yaprakların gürleşmesi yeşilin seni yaşamak yarınlara umut dokuyan zamanda uzak bahçelerde fesleğen kokusunda huzuru yakalamak karamsarlığı dağıtmak ruhun saydamlığında susmak yeniden, yeniden konuşmak sıra dışı sevgilerin söylenmemiş sözlerde gizlerine göz olmaktır şükredebilmek güne dolarak evrene dokunarak maviliklere minnetini mutlu günlerin tanrıya duyurmaktır seni yaşamak dostum güneşin tene düşmesidir ağır ağır erimesidir buzullaşmışlığın sahipsiz nehirler gibi, denizlere akarak çoğalmak zamanın döngüsünde toprağa nem salarak görmek solmaya yüz tutmuş gülü öldürmek ölümü seni yaşamak ve yaşatmak dostum o türküyle ‘‘gün gördüm, günler gördüm seni gördüm, şad oldum’’ Müsade Özdemir |
Topraklar Seni Çeker Topraklar Seni Çeker sen, yakın kentlerin unutulmuş köylerinde her yanını deve dikenleri saran çakıl taşları topuğuna batan yollarda yürüdün duvarları kerpiç, odası kireç badanalı evlerde çatlaklarından su çekerdi yüreğin bundandır bedenin bir yarısı toprak kokar o kuş uçmaz kervan geçmez dağların arasında karlar tipi yaptığında kırık pencerenden görürdün tezekler saman alevi gibi yanıp sönerken sac sobanda sen sert döşeklerde basma yorganlar örtünürdün uykusuzluğuna sebep, sırtının nasırıydı derin rüyalar görürdün belki başını acıtan yastığının hasırıydı sen hiç küçük yaşamaktan şikayet etmedin büyük konuşmadın da nedensiz yok karşılığı dedin etrafında başı boş zamanlar dolaştığında uzaklarda bütün hayatlar varmış hiç bilmezdin eski haberler okurdun sararmış gazetelerden resimler görürdün yüzleri boyalı abiye kıyafetli hayatları şaşaalıymış imrenmezdin sen küçük umutlarla kendini kandırırdın düşündüğünde kendini kendinden arınırdın küçük mutluluklardı aradığın hayal kırıklığına uğrasan da, acısını kendinden çıkarırdın ellerinle yüreğini parçaladığın zamanlar umutsuzluğun o uzun geriliminde anlardın hayata ne kadar uzakta olduğunu kaçışın yoktu, etrafında mevsimsiz hüzünler bu yüzdendir, günün de yoktu takvimlerden saatlerden sen kendini düşürmüştün kendinden yarınsız yıllara güneşi olmayan sabahlara benzerdin ışıkları sönmüş kapıları kapanmış o istasyonlarda sen hep dönüşsüz yolcular beklerdin ellerin üşüyüp dizlerin titrerken usta yüzücüler gibi vurgunlar yerdin ömrünün o yalan yarısıydı diğer yarısını arayan geleni olmayan unutulan bir yerlerde bir çocuktun özlemlerini bastıran sen yenik düşmezdin de ölümün oldu sana el uzatan |
Bambu'nun Bambul'ları Bambu'nun Bambul'ları kumlar, çakıllar ve bataklıkta hummalı koşuşturmalar nal sesleri yükseliyor sert zeminlerde kollar çıplak, pazular şişkin kapıda çoban köpekleri kaba kuvvetin pişkin yüzleri maskeli baloda dans verevine takılı gaydalı gözleri yılız yıldız Fransız çalgıcı masalarda zikzak çizdiren loşlukla sarhoş spot lambaları bir ressam paletini dövüyor ay yok ki kapkara yüzleri salınıyor bambunun gevşek yaprakları dökülüyor merdivenlere kat kat kimi yarasa, kimi baykuş, kimi akbaba kollar bellerde pervaz eğrelti otları yolunca yordamınca uygarlık sarhoşları kadehleri bir doldurup-bir boşaltıyor gebere otları adımlarla gönül büyülüyor kasım kasım külhanbeyi kolunda ak yasemen demeti seviyor-sevmiyorlarda sarı papatyalar dolanıyor elbiseler allı pullu dantelli hevesler saman alevi ar damarı boşalıyor uygarlık kadehine sabır tüketen-çile üreten kayıtsızlık dışarıda karanlık cadde boş, sönmüş korna sesleri madenciler hayat yoğuruyor kuyularda dönüş yolunda fabrika işçileri dizleri titrek, sırtları terli yarı uykulu gece bekçileri birileri ve daha niceleri boğulmuş müzik sesleri inliyor kulaklarda umutsuz uzaklaşıyor onur emekçileri uykusuz gözlerde birileri umutsuz biriler ve daha niceleri |
| Saat: 17:12 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık