![]() |
Öldürmeyeceksin "Asla öldürmeyeceksin" Tevrat, Göç 20 "Senden önce inenlere, sana inen kitaba da inanırlar... Onlar Tanrının gösterdiği yoldadır, onlar kurtulurlar..." Kur’an, Bakara suresi Dinlerin buyruğuydu Öldürmeyeceksin Tapınaklarda çaktılar çarmıhları Elleri kanlı camilerden çıktılar kalem kırdılar yargı yerlerinde Peygamberlerini dinlemediler kudurgan dalgalar Tekneleri yutar denizlerde Çöllerden esen yeller Ekinleri kurutur Bil ki umut yeşildedir Yenilmeyen yeşilde Benim küçük serçem kanaryam bülbülüm Kuru dal çalı diken Konmuş ötersin Öt sen, öt, kardeş sesin Sulara rüzgarlara karışsın Zalim ürksün sağır işitsin Öldürmeyeceksin! Necati Cumalı |
http://img403.imageshack.us/img403/9767/resimfc5.jpg Yanlızım.. Ay kadar, Güneş kadar, Bağrımda dost sızıları, hesapsız, suskun. Ve ben, yalan gülüşlerin son durağında, öylesine yanlızım ölesiye yanlız. Ramazan Kankılıç |
Yalnızlık bir tarihtir ikimiz Dururuz odalarda bir giysi gibi En kalın soluklarla çekiyor ipi Kimbilir kimlere kalmışlığımız Yalnızlık bir tarihtir sen misin Bir geçmişi sürüp giden ak turna? Ya benden önceydi ya da çok sonra Bir halk türküsüne gül olan sesin Yalnızlık bir tarihtir onlarda Gök dediğin iki kuşun arası Ey ilkyazlı gülüşlerin sonrası Ansızın donuyor gül, bakışlarda HİLMİ YAVUZ |
Yalnızız Yalnızız en kesif kalabalıkta Ayrı dünyalarda gezer gönlümüz Layık olamadık her ne yapsak ta! Neticede abes, geçen günümüz Isınmaz ellerim kara batırsam Zehir vaktindeyiz burdan çıkınız Ilık gölgelerle gönül eğleriz Zaten beraberken bile yalnızız Hayalet sanırız hakiki ruhu Ard arda dizilir kibir ve gurur Leyla olmaklığın nerede kaldı İçimizde ümid, yaralı durur Münafık hislerle zor mu savaşmak En rahat ne ise, en doğru o mu? Yalnızız.. ve bizde bu bir sevda ki En doğruyu bozar, kırar atomu! . Hünkar Dağlı |
Seni düşündüm Bu gün seni düsünüp, daldim yine derine Hüzün tahtini kurdu, mutlulugun yerine Yillar geçti pespese, senden hâlâ haber yok Beyhûde, rastlanmiyor, nedense benzerine... Unutmak kolay olsa, bunu her kes yapardi Avunmak çâre ise, gönül bir pay kapardi Silinmez izler mevcûd, yüregime naksolmus Öyle olmamis olsa, belki çoktan kopardi... Raftan aldim usulca, albümü karistirdim Hayâlinin ardindan, düsümü yaristirdim Çatmissin kaslarini, içli, küskün bakislar Yine senden habersiz, kalpleri baristirdim... Mor menekse elinde, ilk sayfada ki resmin Onun hemen üstünde, yaldizli yazan ismin Hâtirâlar vuruyor, çekemiyorum artik Kim bilir nerelerde, özlettirdigin cismin?.. Son yazdigin mektubu, tuttum, aldim elime Okumayi istedim, ondan bir kaç kelime Olmadi, yapamadim, yutkundum da yutkundum Prangalar vuruldu, sanki bir an dilime... Orta sayfada bir gül, kurumus yillar önce Dayanamiyor artik, sizlatan bu dirence Hâlinden memnûn degil, mahzûn, boynu da bükük Besbelli ki aciyor, bana, benden çok bence... Ellerimin içine, koydum söyle basimi Tutamadim, koyverdim, gözlerimden yasimi Daha ne kadar sürer, yoklugunla dostlugum? Kendimi unutturdun, adim sabir tasi mi? Veremedigim yüksük, son sayfada duruyor Sanki o da kederli, sâhibini soruyor Hiçkiriklarim artip, yigiliyorum yere Tasan gözpinarlarim, zannetme ki kuruyor!.. Kanepeye yaslanip, hüngür-hüngür agladim Erkekler aglamazmis, seller gibi çagladim Verem olurcasina, cigerimi dagladim Yoklugunda varligin, zâten tek avundugum Bir gün dönersin diye, yine ümid bagladim... 02.10.2000 Landsberg 03:50 M. Engin Karatay |
Sessiz Kaldı Kül Rengi Sabahlar ayın karanlık yüzünde bulacaktı kaybolan değerlerini sevginin geceyi benimsedi gönlüne eş yaprağı ısındı toprağı ısındı ağustos kurusu alev aldı dalları yanarken anladı ne geceler onun ne de umutlu göz yaşları coşkunun bedeni koca çelik yüreği kurşun geçirmez ama sevdası ıssızlığında sessiz kaldı karanlığı sonsuzluğun yaprağı ısındı toprağı ısındı yandı bozkırında çiçekleri umudun biraz pınarsı akışkan tazeliği gözlerinin biraz da kahvemsi duman tütsü dalgalı yeşile teğet geçti kervanı imkansızlığın biraz bulaştı elbet ellerine kan lekesi biraz da ateşledi cigarayla fünye kaytanı ölüme teğet geçti bacaklar mayınlardan biraz aptal adamdı bön yeşili gözlerinde biraz da serüven yürekliydi derin kalbinde çok sevdalı adamdı duman tüten yüreğinde kül rengi sabahlar açıyor saflığa zirvelerinde yalnız geçen orman ateşinin kara yüreğinde Ömer Serdar |
Yalnız Gün olur kar da yağar buralarda Güneşe de kavuşursun Ama tanıyamazsın bile bir acımasız rüzgar savurur deli dalgalar boğuverir vicdanını o hep masmavi sandığın kara sularının içinde ve hep sarı bildiğin güneş kızıllaşır birden Ben bunu tanıyorum dersin ateş bu; Ama nafile hepsi birer azılı düşmanın oluverir Sonra bir de bakarsın etrafında kimsecikler kalmamış işte o zaman hatırla beni yanlız o zaman Ömer Seydi Ekinci |
Sana seslenmek için Gece sesizce başlıyor ve ırmağın- Öte yakasına geçiyor atlılar. Bir papatyanın acısını dinliyorum. Gökyüzü gitgide genişliyor. Islak yaprakların derin yeşilliği Islak dağların uyandırdığı keder. Kendime bir demet çicek topluyorum Öğretmenimin iliklediği göğsüm Ne kadar genç Ağzımda taptaze bir tütün kokusu Ve taze ceviz kabuklarının kararttığı parmaklarımda Bir ağız mızıkası. Öğrendiğim ilk şarkılar Yollar yollar yollar boyunca Söylediğim ilk şarkılar Sevgilim olan bütün kızlar Siyah önlükleri ve Kaçamak bakışlarıyla geçip gittiler İlk fotoğraflarımdaki yakışıklı saçım... Ey akşam, ey bir aşkın Başlaması ve bitmesi Ey turuncu akşam, bütün akşamların akşamı Ey mor akşam, dudaklarım gibi moraran. Gece evleri sardığında Ve bahçeleri Işıklar içinde kaçıp giden Bir tavşan gibi yalnızım. Yolun iki yanında kalan Karanlık dağların ötesinde Neler olup biter Ve girdiğimiz uykulu kasabada Lokantadaki uykulu çocuk Olgun ışıklı lokantada Olgun patatesler. Bir adamın Doğmasi ve ölmesi Ve bazı işlemeler yapması hayatında Bazı bağlardan Üzüm toplaması Bazı sinamalara gitmesi Bazı kızları sevmesi Ve ölesiye yalnızlık çekmesi Bazı şehirlerde. Ey akşam, turuncu ve mor akşam Ey gökyüzü, ey benim Gittikçe esmerleşen kalbim. Şimdi beyaz bir kızın Yanında olabilmek için Bazı çılgınlıklar yapabilirim Onu boynundan öpsem ve onunla Dünyada olup bitenleri konuşsak İngiliz birahanelerinde Damalı kasketleri Ve şaşılacak kadar yorgun yüzleriyle Ve bütün emekçiler gibi Çocuksu gözleri Partal elleriyle oturan İşçilerden konuşsak Zencilerden konuşsak sonra Gülünce bütün yüzleriyle gülen Yakışıklı ve hazin Zencilerden. Gece dünyanın her yerinde Geliyor ve her yerde Aynı duygu uyanıyor kalbimizde. Sen şimdi Duvarına bir şiirimi asmışsındır Uyuyorsundur Belki düşünüyorsundur Sonuncu kattaki odandan Yıldızlara bakarak. Ve yıldızlar her zaman Eski ve tanıdıktır. Özellikle bir tren penceresinden bakıldığında. İçimiz nedensiz bir hüzünle dolduğunda Sırt üstü uzanıp toprağa Baktığımız yıldızlar. Bir harman yerinde ya da. Düz bir damda. Uzaktan Bütün kürtçe türküler gibi Yanık bir türkü gelirken Sıcaktan bunalırken Evler ve yollar; Ve yaşlı kadınlar Uyuklar gibi büzülüp minderlerine Düşünürlerken eskisini Olağanüstü günlerini Gece sesizce başlıyor ve ırmağın Öte yakasına geçiyor atlılar Çalıların hışırtısını dinliyorum. Sana seslenmek için Yeni şiirler tasarlıyorum.. Ataol Behramoğlu |
|
HAKSIZ YALNIZIM Yine kapandım dört duvar arasına ağlamak da teseeli olmuyor artık çaresizliğime acınır oldum, kapatıyorum perdelerimi sokaklara sürgüsünü çekiyorum demir kapının ....yalnızım.... Bir fırsatı olsaydı bu şehirden ayrılmanın, bu diyarlardan bir göçüp gidebilseydim sildim hatıra defterimden namımı ağladım; vurdum candan solan canımı. Hüsrana büründü yüreğim ben bu yürekle haksızım ...yalnızım... Aldatmacasına aldırmadan hayatın ve aldırmadan feleğin sillesine işte öylesine yalnızım bu şehirde öylesine Kar bembeyza örtmüş sokakları, ve sokaklarda bayram çocukları prangasını çözdüm karanlıkların ...yalnızım... ........................ Mustafa Çelebi Çetinkaya |
| Saat: 10:25 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık