![]() |
Sevgi Öldü Sevgi öldü duydunuz mu Sevgi öldü insanla sevişirken En önemlisiydi aykırı düşlerden Tozlarını silkeliyordu güneş Her kayan şiirin ardından Çocukların kışkırttığı sendikalı işçi arılar Çiçekleri solluyordu tutsak günde Gömleğinden pul pul türküler dökülen Bir çocuk koşturdu haberi Kaldırıp taa uzaklara hatta sonsuza İnsansız=düşmansız yerlere attı ismini Çınladı derin uçurumlar dağlar Sevgi öldü, öldü sevgi. A.Kadir Bilgin |
Bir deniz kıyısındaküçük bir kumsaldım... Dalgalar okşardı kumlarımı bir anne çocuğun saçlarını okşar gibi... Her dalga gelişinde bu sefer gitmeyecek sanırdım ama hiçbir dalga kalmazdı kumlarımın üzerinde*bir nefesten daha uzun süre... Kimi dalgalar bana deniz kabukları getirirdi kimileri küçük küçücük ama çok güzel taslar...Hatta deniz yıldızları bile getirenler olurdu ama hepsi buu... Hiçbiri kalmazdı bir nefesten daha uzun bi süre... Kumdan kalelerim olurdu bazen...Altın sarisi kumlardan kendi canımdan yapılmış kollarımı açmış beklerken görkemli dalgaları gelir Umarsızca yıkıp giderlerdi kalelerimi arkalarına bile bakmadan... Kimi büyük bi gürültüyle gelirdi köpüklerini saçarak etrafa büyük bi haşmetle; kimiyse sessiz ve sakin karanlıkta bir fısıltı gibi... Ben hep en gürültülüsünü en köpüklüsünü beklerken anladım ki benden ençok şeyi onlar alıp götürüyordu...Sessiz sakin gelenlerse sanki bana dokunmaya kıyamıyorlar geldikleri gibi dönüyorlardı masmavi evlerine... Bazen biri gitmeden bir diğeri çıkıp geliveriyordu.iste o zaman bilemiyordum ne yapacağımı... Birini kucaklamak isterken diğeri kayıp gidiveriyordu avuçlarımdan Gel-gitler oluyordu bazen...Kıyılarımdan giden dalgalar dönmüyorlardı geri...Ve ben yalnız kalıyordum uzuunn bir zaman...Ve ilk dalga vurduğunda sahile yeniden büyük bir gürültüyle içimden bir çocuğun mutluluğu büyüyordu... Haydi güzel dalgam*ne olur gel artik İster fırtınalarla gel ister meltemlerle..ama ne olur gel.. Sahilde bıraktığın köpük köpük gözyaşları yetmedimi? Bak görmüyor musun?Açtım sana kollarımı.Gel söndür yanan kumlarımı içimdeki ateşi... Yoruldum seni beklemekden Yoruldum gel-gitlerden... GEL-GİTME ARTIK! NAZLI TAŞDERE |
Gİtmek Mİ Zor?yoksa Kalmak Mi?gÜle GÜle Dİyebİlmek Mİ?yoksa HoŞÇakal Dİyebİlmek Mİ?ardinda BiraktiĞin Sahİle,sen Vuracaksan Baharlar Senİn Rengİnde ÇİÇekler AÇacaksa,olmadiĞin Halde Kumlara İlÂn-i AŞk Yazilacaksa,birakmak Mi Kolay,birakilmak Mi? Sen Gİttİn Ya;yarim Kaldim… SÖzlerİm Yarim,okuduklarim Yarim,gÖrdÜklerİm,bakiŞlarimizin Yarisi… Adimlarim Yarim,yÜreĞİmİn AtiŞi Yarim,cÜmlelerİmİn “Özne”sİ Yok;yarim…. Ortadan İkİye BÖlÜnmÜŞ Sevgİ SÖzcÜklerİ Gİbİ,sularin Kesİk Akmasi Gİbİ,yarim Gİbİ Yarim… SÖyleyebİldİklerİmİn,yazabİldİklerİmİn Yarisi OlduĞu Gİbİ… Sen Gİttİn Ya;yaŞadiklarimin Yarisini Da GÖtÜrdÜn…merhaba Dİyebİlmek Mİ Zor?hadİ Eyvallah Dİyebİlmek Mİ Yoksa?kolay Olan… Beraberken Yaptiklarimizin,yarisini Yapabİlİyorsam Ve Şekerİn KalmamiŞsa Şekerİ Ve Tuzun Da Tuzu…hayat Tadini BuruklaŞtirmiŞsa,hÜzÜnlÜ Bakiyorsa Aydinlik,gece Gİbİ…eksİk DeĞİl Mİ Bİr Yanimiz?.. Kolay Olan… Arkana DÖnÜp El Sallayabİlmek Mİ?yoksa,yÜreĞİmİn Yarisini GÖtÜrdÜĞÜnÜ BİldİĞİn Halde,zorakİ GÜlÜmseyebİlmek Mİ? Sen Gİttİn Ya;yarim Kaldim… Gİtmek Mİ HÜzÜnlÜ?yoksa Kalmak Mi Buruk?İÇİmde DÖrt Nala KoŞan Ayrilik,sende Kalan ParÇami Mi Ariyor?..ellerİnİ Mİ?..gÖzlerİnİ Mİ?..her Yerİm Sende Kaldi,her Yerİn Bende… Daha Ne Ariyor Kİ Bahane,yarim Sende,yarin Bende KalmiŞken?...ardindan El Sallayabİlmek Mİ Kolay?.. YÜreĞİmİ GÖtÜrdÜĞÜnÜ BİldİĞİn Halde Gİdebİlmek Mİ? |
Bitti! Bitmeliydi belki.. Parçalanmış hayatlarımız bütün kalmış bir hayali kabullenemezdi. Mutluluğa kurulabilecek ütopyalar için ruhumuzda beslediğimiz tebessümler, ölüm tehlikesi olan tellerde asılı kalmıştı. Bir hayat izdüşümünde son viyadükte kaybetmiştik birbirimizi. Şimdi bulan yok bizi! Birbirimize kayıp olmak hayatta var olma oyunumuzdu demek ki. Sen gitmeliydin. Bense; gitme demekten öteye gitmemeliydim. Öyle ya gitsem de dinlemezdin. Kullanılmamış tüm gülücüklerini bana bağışlıyor şimdi dünya. Sense; ömründeki tüm gitmeler için "elveda"lar topluyorsun azığına. Gitme diyenleri dinlememek içinse çığlıklar yerleştiriyorsun kulaklarına. Oysa ben; azığında duran "elveda"lardan bihaber düşeyazmıştım tek heceye. Sonra düş'e yazmıştım her yolun sonunda sana düşüşlerimi. Hüzne çalan bir sonbahar vaktinde eski kitapların arasında biriktirdiğim bir yığın küflenmiş yalnızlığımla yineliyorum seni. Sonra; içimin deruni çöl gecesinden sesleniyorum sana: 'bana susacak kadar ben, konuşacak kadar sen lazım' diyorum. Sen olmuyorsun ben "sus" kalıyorum' Suskunluğum tahrip olup harflere dönüşüyor. Ve ben sana dair kurduğum tüm cümleleri mahya yapıp yüreğime asıyorum. İçimdeki özneliğin devam ediyor. Hayatımda bu kadar önemliyken önemsiz bir edat'a dönüşmenden korkuyorum. Bu yürek mizanseni bir monologdan oluşuyor; diyaloğu hiç olmayacak biliyorum. Ve sen sandığım tüm hayallerini içimin hayat akordu bozulmamış yanlarına saklıyorum. Sonra gitarımın tellerine satıyorum acılarımı. Acıya bulanan tellerime vurdukça parçalıyorum parmaklarımı. Geceler titrek elerime bulaşıyor her sabah. Giden "ay"a satır uçlarında kalmış, bir satırdan diğerine düşememiş hasretlerimi teslim ediyorum. Gelen "güneş"e yüzü hüzne bakan şarkılar besteliyorum. Bir çığlıktan uyanıp diğer bir çığlığa gözlerimi yumuyorum. Ve sen sandığım bütün hayallerini içimin hayat akordu bozulmamış yanlarımda saklıyorum. Doğru yolundan şaşıyorum nefes almanın. Bir yerde veresiye olmayan ölümler çıkıyor karşıma, bir hüznümle bir damla gözyaşıma alıyorum hepsini. Birini ölüyorum. Sonra bir nefes daha alıyorum can sıkıcı bir senfoni tadında. Sonra ikinciyi ölüyorum. Ölmeyi bile beceremiyorum. Ruhumun dallarında yedi veren acıyla günler eskitiyorum. Dünlerime tuz basıyorum yanına yarınları hapsederek. Ne seni bulabiliyorum bu zifiri karanlıkta ne de kendimi. Tüm sevgim kulağına fısıldanmış bir masaldı belki. İçimde kapan kıyamete, ensemde vurulan düşmana ve avuçlarımda biriken nefretime inat yudumlamalıydım hislerimi. Sana adanmış; ama benden ötesi olmamış fırtınalı bir yolculuktu bu. Haniydi mutlu olamama değecek yâr? Yokluğuna var olmayı denedim durdum. "ünlem" dedin korktum, "virgül" dedin konuştum, "nokta" dedin sustum, "ayraç" dedin ve kayboldun. İsmimi isminden ayıran işareti sen buldun. Bense; yine yokluğunda var olmayı denedim durum. Kırılmak üzere olan bir kalemle, kızıldan siyaha çalan bir günde sana şiirler kurdum. Bir hayat izdüşümünde, son viyadükte birbirimizi kaybetmişliğimizi, bulunmazlığımızı hayat denilen iki çığlık arası bir nefesten ibaret olan oyunun acı sahnesi saydım. İçimi bu denli yakmaya sen yanlarımdan başladım! Şimdi hangi rakamı versem sonucu sen çıkar? Hangi seni versem sonunda mutluluk yüzüme bakar? Yok, bu işlem ancak eşitsizliğe yol açar. İsmin baştan sona ağlamaklı bir ömre bedel!Kayıpsın bana, benli her şeye, belki de en başta kendine! Kayıbız birbirimize. İçimin derinlerinden; koca okyanusları aşıp gelmiş, tüm harfleri hayata devirip kalbime ansızın düşüvermiş bir "mim" oldun. Öyle bir "mim" ki; "elif" i silmiş, "be" yi yutmuş, "te" yi unutmuş, "se" yi uyutmuş! Kendini bir tek "mim" de bulmuş. Şimdi yüreğimdeki "mim" in göz kapaklarıma düşüyor. İntiharına ramak kalan tümceler yakıyor beni. Ben ki kaç nefesimi asmıştım idam sehpasında. Son dileği hep sendi nefeslerimin. Ve ben, son dileği gerçekleşmemiş hayata prangalı bir mahkûm. Gökten yıldızlar yağıyor üstüme. Birini tutsam diğeri kaçıyor. Payımıza düşenlerden payıma düşenleri alıyorum. Yoksun ! Yok oluyorum! Yalnızlığımı demliyorum sensizlikte. Sesimin yamaçlarına ağıtlar yaslanıyor. Yoksun desem de hep varsın bende. Kalemden ve kelamdan çıkan sözler sana. Yeteri kadar yaktın bendeki 'od'u. Hadi git harf harf tümcemden, kalma satırlarımda. Kayıplığımız tüm cümlelerimi süpürüp gitsin. Bende 'ben'den başka 'sen' olmasın. 'Lâl'liği armağan edeyim kalemime. Hadi git harf harf... Kalma bende! Sen de böyle cayardın demek ki çıktığın yoldan. Oysa aynı giyotin altında, aynı ritimde soluklayacaktık ölümü. Aynı başlangıca uyanıp aynı sona göz yumacaktık. Şimdi ise; Yok(oluyor)sun! Yok(oluyor)um! Yok(oluyor)uz! Tüm notaları yarım bıraktık kulaklarımızda. Yarım sözler, yarım şarkılar, yarım şiirler. Başlığı sana teslim edilmiş olan bir yazı bendeki, sonunu ayrılığın imzaladığı. Şimdi hangi yaşam içine sığdırabilir ki beni, sensiz? Sensiz askıda kalmaz mı soluklar? Kara kalemimden damlayan kara, senmişsin meğer. Ben hep seni çizmek için uğraşmışım yıllarca ve o çizemediğim hem de silmeye kıyamadığım eksik yüz seninkiymiş. Ben senle sevdim aslında beyazıma sadece siyahı çizmeyi. Tüm renklerimi kayıplığımızda demli bir çay gibi yuttum. Yüzümde git gide derinleşen hüzün çizgileriyleydi kavgam. Her savaşta yenik düşmüşlüğüm onlaraydı. Tüm gülücüklerim sende asılı kaldı. Ceplerime doldurduğum hasretle yürüyorum şimdi yolları. Ayağım iflah olmaz yalnızlıklara takılıyor. Bizi bulmak adına kendimden vazgeçtim sanırken, dönüp baktığımda ardımda kalan ben değil hayat oluyor. Acı mayasıyla yoğrulmuş dünler, çalıntı yarınlar ve tam yüreğinden kurşunlanan bir ömrün portresi kara kalem satırlar.. Günün gecesine çeyrek var. Kalemiminse; günaydınlığına "bir" var. Tüm satırlarım hala uyanmamışken, hadi git harf harf tümcemden. Pimi çekilmiş bir başkaldırıda yıkıldı umuttan yaptığım kaleler. Ateşten bir gömlek giydim; yıldızlar yağdı üstüme. Duvarıma astığım saniyeler düşüyor ellerime. Özgürlük beyaz güvercinlerin bile payına düşmüyor şimdilerde. Yazıyorum. Her mısra bir ölüme teslim bundan böyle..Az gittim, uz gittim.. masallarına kanmayacak kadar yürüdüm hayat yolunda. Harabe kentleri buldu hep duraklarım. Darağacına astım feryatlarımı. Neye hüküm giymişse zaman, geçit vermiyor anılara. Kurduğum tüm teselli cümlelerini gözyaşlarıma sunuyorum. Düşlerim çınlıyor. Söylesene bana sevmek hangi düşten artakalan bir ıstırap? Bir çift ağıtla gidebilir miyim yarınlara? Adım adım içine yürümeye çalıştığım sevda neden açmadı ki mührünü bana? Şimdi gün için gece, kalem için sabah. Hala gerçeğimde yok; ama satırlarımda gizli ismin. Sana yol almaktan yorulmuş son nidamı savuruyorum göğsüme... TÜRKAN DEMİR |
uysal kasırgalara yaktığım türkülerden beni azad edin kapanmış yaraları depreştirmemi hoş görün tabiblerin yaşamaz dediklerini kara bulutlarda saklayışımı da şanlı suları zafer fermanlarını yakışımıda olacaksa af'sız kalacak tek şeyim bir gün bu dağlarda kaybolacak hüznüm. Adem Özbay |
bence bizi biz yapan seçimlerimizdir önümüze 2 seçenek koyulmuşsa bunun dışına çıkabilmeli insan farklı olmak amacıyla değil kendini elindeki şartlara bağlı hissetmemek için ne gitmeli nede kalmalı gitse bile yanında olduğunu hissetirmeli gibi bişey :D |
Karanlıkla süzülüyor içime yıkım , Dur! diyorum yıkılıyorum. Uçurumları başucuma koyuyorum sonra , okşuyorum saçlarını rüzgarda sıcak, ılık bir koku siniyor yüreğime . Gitme !diyorum, gitme düşüyorum Sonra beni soruyorlar bana. Tanımıyorum diyorum, daha hiç karşılaşmadık Aynı çizgide bilge susu mu dinliyorlar ben sustukça. Yazık bir çığlığın doğuşu gibi ölüyorlar önce bir bir sonra hepsi. Sonra , bir uçurumlar kalıyor bir de yıkımlar. Verilen her şey boşmuş gibi alınıyor, Önce bir bir sonra hepsi. Sonra mı? Bir ben kalıyorum bir de yalnızlık. Uçurumlar , yıkımlar , ben ve yalnızlık... Zorlu bir savaşın unutulmuş cesetleri gibi yatıyoruz yanyana ... Öpüşüyoruz sevişiyoruz da hatta, Herşey oyunun yasaklarına uygun bir günah oluyor sonra, Tek umudumuzu göğe gelin ediyoruz telli kanlı düğün işte……. Üşüyor saçlar biliyorum dargın mısın ? Bu baharda mayısa bıraktığım gibi misin hala. Vurulmuş çocuk gibi büyümemiş yüreğinde hüzün hala kaçıyor musun zamansız gözlerini bırakarak birilerinde, hala ellerinden tutup sevgileri dipsiz kuyuya salıyor musun ,ağlayarak…. Küçücük bir dokunuşla son sevilen olabiliyor musun? Kendin kadar aklımdasın ! Hala öyle savruk bir gök , hala öyle yurdunu yatağını bulamamış bir mavi ve aşkını şaşırmış bir tanrı... çoğalan sızısıyla mutlu bir yara…. öyle misin mavi gözlü sarı saçlı yoldaşım öyle bıraktığım gibi misin? Gerçeği yakmada hala usta mısın , yoksa çırak mı yanarken yalanda. Saçlarıma dolanan aydınlığımsın , somutlaştıramadığım tek imgemsin şiirde . Anlattıkça eksilen tek anlam . Anlattıkça eksilen tek anlam …. Hala bıraktığım gibi misin ? yoksa beni bıraktığın gibi mi... Kaç mevsimsiz kar düştü toprağıma Kaç mevsimsiz kar düştü benim toprağıma… Hala bıraktığım gibi misin?..... SALİH KIRTOPRAK |
senin için hangisi faydalıysa o canım ya gerek yok duyguya o zaman karasızda kalmazsın ne yani karışık içim die bunalcammı war sa karar oda duyguyu iteleyerek bulunur |
Gitmemeliydin Yüzüm dayalı kalmamalıydı pencerede Yokluğun bir başka yağmur yağdırmamalıydı yanaklarıma Kırık bir cam parçasıyken bedenim Birakıp gitmemeliydin yabancı ummanlara Direnirken gözlerim gözlerinde Yanmamalıydı sol yanımda duran deniz Ayrılık dememeliydim adına Senden baskaşı yokken gözlerimin aynasında Bükülürken gövdem sevdana üşümemeliydim bir türkünün yakarışlarında Gitmemeliydin hüküm giydirip suskunluklara NEDİM GÖL |
Ağzımın tadı yoksa, hasta gibiysem, Boğazımda düğümleniyorsa lokma, Buluttan nem kapıyorsam, vara yoğa Alınıyorsam, geçimsiz ve işkilli, Yüzüm öfkeden karaya çalıyorsa, Denize bile iştahsız bakıyorsam, Hep bu boyu devrilesi bozuk düzen, Bu darağacı suratlı toplum. Oktay Rıfat |
| Saat: 10:24 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık