![]() |
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemin duası: "Allahım! Faydası olmayan namazdan sana sığınırım." Enes radıyallahu anh. Ebû Dâvud. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemin duası: "Allahım! Doğruyu bana ilham et! Beni nefsimin kötülüklerinden kurtar!" imran radıyallahu anh. Tirmizî. |
Ne zaman ve Ne İçin HİCRET Batıl düzenler, gerçekten hakka inananlara hayat hakkı tanımak istemezler. Onlar, gerektiğinde bütün zulüm mekanizmalarını inananların aleyhine çalıştır-maktan geri durmazlar. |
HADİS-İ ŞERİFLER VE DOLUNAY İncelediğimiz bu yeni araştırmalar, bize Eyyam-ı Biyd tabir edilen ve kameri Ay'ın 13,14 ve 15. günleri tutulması sünnet olan orucu hatıra getirdi. Acaba Efendimiz (s.a.v.) bu orucu niye tavsiye ediyor? Araştırmamızın neticesi, binlerce ehl-i ilmin 14 asırdır önünde saygı ile eğildiği 0 ümmi Zatın (s.a.v.) doğruluğunu ve peygamberliğini bir kere daha tasdik etmektedir. "Evet doğru söyledin ve hakkı konuştun ya Resulallah". Şimdi mûteber hadis kitaplarının konuyla alâkalı hadislerine bir göz atalım:1-Buhari, Müslim ve Nesei'nin ittifakla rivayet ettikleri hadiste, Ebu Hureyre (r.a), Efendimizden şöyle rivayet ediyor: "Dostum Halilim (s.a.v.) bana her ay 3 gün oruç tutmayı tavsiye etti. 2-Müslim'in Ebu'd-Derda (r.a)'dan rivayet ettikleri hadisi şerifte "Habibim yaşadığım müddetçe terk etmeyeceğim her ay 3 gün oruç tutmayı tavsiye etti." buyurulur. 3-Buhari ve Müslim, Abdullah Bin Amr'dan ittifakla şu hadisi şerifi rivayet ediyorlar: "Efendimiz buyurdu ki: Her aydan 3 gün oruç tutmak, bütün sene oruç tutmak gibidir." 4-Beyhaki, Taberani, Ebu Davud, Nesei, Tirmizi, Ahmet B.Hanbel, Bezzar, İbn-i Hibban sahihinde ve diğer hadis kitaplarında, bu konuyla alakalı bir çok hadise rastlıyoruz. Mesela: Tirmizi ve Nesei, Ebu Zer ( r.a)'dan şu hadisi rivayet ediyorlar: "Ey Ebu Zer, her ay üç gün oruç tutarsan, 13,14 ve 15.ci günleri tut." Bilindiği gibi ayın ortasına rastlayan bu üç gün, dolunay günleridir. Ve bütün bu hadisler, Efendimizin ümmetine eyyam-ı biyd (beyaz, ak günler) orucunu ısrarla tavsiye ettiğini ortaya koymaktadır. Bu günlere, gündüz güneşle, gece de dolunayla 24 saat aydınlık olmasından dolayı Eyyam-ı Biyd denmiş. Efendimiz (S.A.V) bu orucu niçin tavsiye ediyor? Ahmed Bin Hanbel, İbn-i Hıbban sahihinde, Beyhaki, Bezzar, İbn-i Abbas'dan rivayet ediyorlar.Efendimiz (S.A.V) buyurdu: " Sabır ayı ( Ramazan)'ın orucu ve her aydan üç gün oruç tutmak, göğsün `vaharın'ını' giderir." Vahar kelimesi Arapça'da "kin, gayz, öfke, düşmancık, vesvese, hile, sinirlenme" manalarına gelmektedir. Ahmed Bin Hanbel'in Müsden'inde, Ebu Zer (r.a) Peygamber Efendimizden (s.a.v.) şu hadisi şerifi rivayet ediyor: "Her ay üç gün oruç tutmak, göğsün `mağalle'sini giderir." Sahabiler sordular: "Ya Resulallah, göğsün 'mağalle'si nedir?" Efendimiz buyurdular: "Şeytanın pisliğidir." Efendimiz ( s.a.v.) tarafından Dolunay'a rastlayan günlerde oruç'un tavsiye edilmesi gerçekten 0'nun kıyamete kadar devam edecek mucizelerinden biridir. Ebu Davud ve Nesei'de, Kudame B. Nilham şöyle söylüyor: "Efendimiz (s.a.v.) bize eyyam-ı biyd (beyaz günler)'de oruç tutmayı emrederdi ve "Bu, bütün sene oruç tutmak gibidir" buyururdu. Bu hadisleri bir bütün olarak incelediğimizde, Efendimizin ihbar-ı gaybi nevinden iki mucizesi zuhur ediyor: http://www.kalbinsesi.com/konu/img/dunya.jpg1-Efendimiz (s.a.v.) Dolunay'ın insan vücudu üzerindeki menfi tesirlerinden haber veriyor ki ; bu hadise 14 asır sonra yeni anlaşıldı ve araştırmalar hala devam ediyor. 2-Efendimiz (s.a.v.), insanın bu menfi tesirlerden korunmasını tavsiye ederken tedavi yolunu da gösteriyor. Bu ikinci şık, henüz ilim adamlarınca tespit edilmiş değil. Ve araştırmacılar, Dolunay'a karşı vücudumuzdaki tabi dengeyi nasıl koruyacağımız hususunda yeterli bir şey söyleyemiyorlar, zira çok yeni bir konu (!). Ama maddede ve manada rehberimiz olan Hz. Muhammed (s.a.v.), mucizevi tıbbıyla asırlar öncesine ışık tutuyor, tekrar Tıbbı Nebevi'ye dikkatleri çekiyor, kafa ve kalp bütünlüğüne ermiş doktorları, bu sonsuz hazineye davet ediyor. Hadis şerhlerinde, eyyam-ı biyd'in faziletleri üzerinde durulurken, bu orucun sıkıntı, stres ve şeytanın pisliğini gidermesi hususunda bir şey söylenmiyor. Zira bu, eskiden bilinen bir şey değildi. 21. asrın başlarındaki bizler, dolunayın insan üzerindeki menfi tesirlerini öğrenince, Efendimizin (s.a.v..) orjinal ve her zaman taze tavsiyelerinin hikmetini daha iyi anlıyor ve bunu bütün dünyadaki ihtiyaç sahiplerine duyurmanın heyecanını yaşıyoruz. Bakalım dolunayın insanlar üzerindeki menfi tesirlerini tespit eden ilim adamları, bu tesirlere karşı korunma ve tedavi yollarını da keşfedecekler mi? (!) Ama ne yaparlarsa yapsınlar, 14 asırlık farkı kapayamayacaklardır. |
Hadis-i Şerif: Resulullah (SAV) Efendimiz Rabbından naklen anlatıyor:“Allah-ü Teâlâ, şöyle buyurdu: -Ben; uğrumda kalpleri kırık olanların yanındayım..." Görüldüğü gibi bu da bir Kudsî Hadis-i Şeriftir. Manasına gelince, şöyle demek icab eder: "Bizzat Ben, esma ve sıfatla, zatından, sıfatından ve efalinden geçip fena haline yıkılıp gelene tecelli edenim. Böylece, onun beka makamında tahakkuk edebilmesi için bir gözetici müşahid olurum. Bir bakıma onun kefili olurum... Çünkü o fena haline geçmiştir. Fena haline geçen ise her şeyi bir yana atar, dağınık olur, toparlanamaz. Beka makamına çıkamaz, fena denizinde boğulur... Orada helak olur. O kadar ki, istidadının zafiyeti icabı, sahile de dönemez... Meczublar sınıfına girer. Bir türlü beka makamına çıkamaz." Şimdi, "Uğrumda" kelimesini biraz açalım. Bu, "Bende beka bulmak..." manasına alınmalıdır. Sebebine gelince, bizzat fena, aranan birşey değildir. Esasen matlub olan beka makamıdır... Ne var ki, tahakkuk bunda olamaz. “O” olmadan imkansızdır. Bir irfan sahibi, bu manaya, şu şiiri ile işaret eder: Bir köşe vuslat köşesi olamaz heyhat; Sadık dahi olsan... ki sende varsa hayat. 18. Hadis-i Şerif: Resulullah (SAV) Efendimiz Rabbından naklen anlatıyor: "Allahu Teâlâ şöyle buyurdu: - Kıyamet günü Ben şu üç zümrenin hasmıyım: Bir kimse ki: Kendisine ihsan ettim, ama o zulmetti... Bir kimse ki: Bir hürü sattı, parasını da yedi... Bir kimse ki: İşçi tuttu. Ondan istifade etti. Ama ücretini ödemedi." Bu da Kudsî bir Hadis-i Şeriftir. Manasını aşağıdaki şekilde anlatabiliriz. Şöyle buyurulmaktadır: "Bir kimse ki, kendisine ihsan ettim ama o zulmetti." Bu cümlenin mana derinliğinde şu cümleler saklıdır: "Ben ona varlık verdim. Ta ki Varlığımın mazharı, yani Zuhur yeri ola. Fakat o, Benim belli sebep için verdiğim varlığı kendisine mal etti. İddiası bu yolda oldu... Tıpkı Firavun'un "Ben sizin Yüce Rabbınızım..." (Nâziat Suresi, Ayet-24) dediği gibi... "Bir kimse ki hürü sattı, parasını da yedi..." Bu da şu manayadır: Bir kimse vardır; kalb nurunu nefsin zulmetinden kurtardı. Çeşitli taatle meşgul oldu. Yüce makamlara çıktı ve üstün mertebelere erdi. Sonra gerisin geri döndü. Şöyle ki: Kalbin nurundan çıktı. Nefsin karanlık yuvasına, onun yoluna girdi. İşbu mana, şu Ayet-i Kerime ile anlatılır: "Onlar ki kâfır oldular; dostları putlardır. Onları nurdan zulmete geçirir. Bunlar cehennem ehlidir. Orada sonuna kadar kalacaklardır." (Bakara Suresi, Ayet-257) Anlatılan halin sonundadır ki, o, amellerine aldandı. Şehvet afetlerinin iptilâsına uğradı. Mal ve şöhret sıkıntısına çarpıldı. İşbu hal üzerinedir ki: Nefsin hür başı hürlüğünü yitirir; boynuna yersiz istekler zinciri geçer, bağlanır. İşte bundan sonradır ki: Nefsin hürriyetini, görsünler ve işitsinler pahasına satmış olur... Bu kudsî mana taşıyan Hadis-i Şerifın bir başka yönden şerhini yapmak gerekecek. Allah-ü Teâlâ adeta şöyle buyuruyor: "Bir kimse ki Mutlak Varlığı müşahede etmeden varlıkta bir yer iddiasında bulunur... Nefs de görsünler işitsinler dileği ve isteği ile kabarır... Zühde karşı bir arzu duyup, vera haline sahip olarak, taattan da, yine nefsin yersiz istekleri için bir yardım payı çıkarırsa... Ve nefse ancak hakettiği kadarını vermezse... Evet Ben, böyle olan bir kimsenin herşeyin ayrıldığı ceza günü geldiği vakit hasmı olurum." En iyi bilen Allah-ü Teâlâ'dır. |
Ebu Hureyre'nin (r.a.) haber verdiğine göre: Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Aziz ve Celil Allah şöyle buyurur: Ben kulumun beni zannettiği gibiyim. Kulum beni anarken ben muhakkak onunla beraber bulunurum. Eğer o beni gönlünde gizlice zikrederse, ben de onu gönlümde zikrederim. Eğer o beni bir cemaat içinde zikrederse, ben de onu o cemaatten daha hayırlı bir cemaat içinde zikrederim. Kulum bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım. Kulum bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. o bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak varırım." Sahih-i Müslim'deki hadis numarası [Sadece Arapça]: 4832 |
Bir Hadis Enes bin Malik hazretleri Rasulüllah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: Üç şey vardır insanı helake sürükler; üç şey de vardır ki insan için vesîle-i necattır. İnsanın helakine sebep olan üç şeyden ilki artık karakter haline gelmiş cimrilik, ikincisi hep peşinde koşulan heva ve heves, üçüncüsü de kişinin kendini beğenmesidir. Bir kimsenin kurtulmasına vesile olabilecek üç şeyden birincisi gizli-açık her hâlükârda Allah mehâbet ve mehâfeti içinde bulunmak, ikincisi fakirlikte de zenginlikte de ifrat ve tefritlere düşmeyip istikamet içinde olmak, sonuncusu da gazap anında da hoşnutluk anında da adaletten ayrılmam (Mecmaü’z-Zevâid, 1/90; Müsnedü’ş-Şihab,1/214; Feyzü’l-Kadîr, 3/307) |
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemin duası: "Allahım, seni zikretmekte, sana şükretmekte ve senin ibadetini iyi yapmakta bana yardım et!" Muaz radıyallahu anh. Ebû Dâvud. . Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemin duası: "Allahım! Kabir azabından, Mesihi Deccal fitnesinden, hayatın ve ölümün fitnesinden ve günah işlemekten ve borca batmaktan sana sığınırım." Aişe radıyallahu anha. Buhârî. |
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemin duası: "Allahım! Acizlik, tembellik, korkaklık, yaşlılık, cimrilik, ihtiyarlık ve kabir azabından sana sığınırım. Allahım! Nefsime takvasını ver ve onu temiz eyle! Onu yalnız sen temiz edersin. Onun koruyucusu ve efendisi sensin. Allahım! Fayda vermeyen ilimden, korkmayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım." Zeyd radıyallahu anh. Müslim. |
Ebu Hureyre (r.a.) şöyle anlatır: Allah Resulü'ne bir kimse geldi ve: Benim güzel hizmet ve ülfet etmeme insanlar içinde en layık ve en haklı olan kimdir? diye sordu. Allah Resulü: Anandır buyurdu. Sonra kimdir? dedi. Allah Resulü: Sonra anandır buyurdu. Sonra kimdir? dedi. Allah Resulü: Sonra anandır buyurdu. Sonra kimdir? deyince Allah Resulü: Sonra babandır, buyurdu. |
. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Ben size, o duaların özeti olan bir dua bildireyim mi? Şöyle dersiniz: "Allahım! Biz senden, Peygamberin Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin istediği hayrı dileriz. Peygamberin Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem sana hangi şerlerden sığınmış ise, biz de o şerlerden sana sığınırız. Sen kendinden yardım dilenilensin. Varış yalnız sanadır. Kudret ve kuvvet ancak Allah iledir." Ebû Ümâme radıyallahu anh. Tirmizî. |
| Saat: 14:17 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık