![]() |
Çikolata hakkında bilmedikleriniz Bugüne dek yapılmış tüm araştırmaların sonucuna göre derlenen çikolata dosyası, 'Çikolata yararlı mı, zararlı mı' tartışmasına da noktayı koyuyor. Guardian gazetesi çikolataya ilişkin bilinmeyenleri açıkladı... * Kolesterolü artırmıyor: Çikolatada yer alan yağ, doymuş yağ yani 'iyi yağ' olarak biliniyor. Bu yağ vücuda girdiğinde kötü kolesterol artışına sebep olmuyor hatta düşmesine yardımcı oluyor. Ancak bu günde bir gofret yiyerek kolesterolünüzü düşürebilirsiniz anlamına gelmiyor. Çünkü bu tür çikolata barları sadece yüzde 20 oranında kakao yağı içeriyor. Çikolata ne kadar siyah olursa içerdiği kakao yağı miktarı da yüksek oluyor. Bu da kolesterolü düşürmesi anlamına geliyor. * Kalbi koruyor: Çikolata, kırmızı şarap ve yeşil çayda bulunan ve kalbi koruduğu tespit edilen Flavonoid maddesini içeriyor. Bu maddenin antioksidan etkisinin de kalbi koruduğu Amerikan Kalp Vakfı tarafından kanıtlanan bir gerçek. Ancak çikolatada yer alan antioksidan miktarı sebze ve meyvelerde bulunanlara göre çok daha az. * Vitamin deposu: Çikolata, E ve B vitaminleri, demir, magnezyum, potasyum yönünden zengin bir gıda. Bu nedenle vücudun ihtiyaçlarının karşılanması açısından da zengin bir kaynak. * Aşk etkisi yaratıyor: Çikolatanın afrodizyak etkisi de bilinen bir gerçek. Ayrıca çikolata içerdiği phenylethyamine maddesiyle 'aşk etkisi' yaratıyor. Yani yiyen insan daha kolay aşık oluyor. |
Kansere karşı kırmızı biber Acı kırmızı biberin insan sağlığı üzerindeki olumlu etkileri, özellikle kanser hücrelerini yok eden özelliği, İngiltere'de yapılan bir araştırmayla bir kez daha doğrulandı. Nottingham Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada, jalapeno biberinin (acı kırmızı biber) içinde bulunan `kapsaisin` maddesinin, hücrelerin enerji üreten ısı odası mitokondriye saldırarak, kanser hücrelerinin ölümünü tetiklediği belirlendi. Araştırmaya göre, kapsaisindeki molekül ailesi vaniloidler, kanser hücrelerindeki protein gelişimine engel olarak `apostosis`i veya hücre ölümünü tetikliyorlar. Vaniloidler, bunu yaparken, etraftaki sağlıklı hücrelere zarar vermiyorlar. Kapsaisin etken maddesini akciğer ve pankreas kanser hücrelerinde deneyen bilim adamları, bu etken maddenin tümörlü hücrenin tam kalbine saldırdığını belirterek, `Tüm kanserlerin (Aşil topuğunu) keşfettiğimizi düşünüyoruz` diye konuştular. Araştırmaya başkanlık eden Timothy Bates, kanserli hücredeki mitokondrinin biyokimyasal yapısının normal hücrelerdekinden çok farklı olduğunu kaydetti. Bates, bir doz kapsaisinin bir kanser hücresinin apostosise girmesine yol açtığını, ancak normal hücrede bu sonuca yol açmadığını belirterek, `Bu, kanserli hücreleri doğuştan diğerlerinden ayıran ve savunmasız olduğunu gösteren bir durum` dedi. Türkiye'de sıklıkla tüketilen acı kırmızı biberde de yoğun olarak bulunan alkaloid madde kapsaisinin başta kanser olmak üzere birçok sağlık sorununda olumlu etkiye sahip olduğu hekimlerce daha önce dile getirilmişti. TÜRKİYE VE ABD'DEKİ ÇALIŞMALAR Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Tıp Fakültesi'nde geçen yıl yapılan bir araştırmada da acı kırmızı biberde yoğun olarak bulunan alkaloid madde kapsaisinin, kanser başta olmak üzere birçok sağlık sorununda olumlu etkiye sahip olduğu belirlenmişti. Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necat Yılmaz, çalışmalarının sonuçlarına göre, kırmızı biberin içerisinde bol miktarda bulunan kapsaisin maddesinin insan sağlığı üzerine birçok olumlu etkiye sahip olduğunu belirlediklerini ifade etmiş, `Ağrı kesici ve iltihap çözücü etkisini P- maddesi yok ediyor, kanser önleyici etkisini ise içindeki kırmızı karotenoid maddesi sağlıyor. Ayrıca kırmızı biber kolesterol düşürücü, mide asidini düzenleyici ve mikrop öldürücü etkilere sahip. Sanıldığının aksine kırmızı biber zayıflatıcı etki de gösteriyor` diye konuşmuştu. Yılmaz, bu faydaların sağlıklı kurutulmuş ya da taze yenilen kırmızı biberde görüldüğünü bildirmişti. ABD'nin Los Angeles kentindeki Cedars-Sinai hastanesi Kanser Enstitüsü ve Kaliforniya Üniversitesi'nde yapılan bir başka araştırmada da kırmızı biberin içinde yoğun olarak bulunan ve acılığını veren kapsaisinin, prostat kanseri hücrelerini yok eden etkisi ortaya çıkarılmıştı. Los Angeles'taki Cedars-Sinai Hastanesi Kanser Enstitüsü ve California Üniversitesi'nde yapılan araştırmaya göre, acı kırmızı biberde yoğun olarak bulunan alkaloid madde kapsaisin, kanserli prostat hücrelerine enjekte edildiğinde, bunların parçalanarak yok olmalarını sağlıyor. İSOT-CAPSİCUM-ANİTUM Türkiye'de isot (ısı otu), bilim çevrelerinde ise `capsicum anitum` adıyla bilinen kırmızı acı biber, sevilerek tüketilen ve kültürü yapılan bir bitki. Anavatanının Meksika olduğu sanılan ve Azteklerin yazılı belgelerinde söz ettikleri kırmızı acı biber, Avrupa'ya 15. yüzyılın sonlarında geldi, 16. yüzyılda kıta ülkelerine ve Osmanlı topraklarına yayıldı. Kırmızı biberi en çok tüketen ülkelerden olan Hindistan'a ise bu bitki 17. yüzyılda Portekizliler tarafından ulaştırıldı. Hint ve Meksika mutfağında çok sık kullanılan kırmızı acı biber, Türkiye'de en fazla Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yetiştirilmekte ve tüketilmekte. L.T. Tresh adlı bilim adamı, 1846 yılında bibere acılığı veren maddenin kristal yapısında olduğunu tespit ederek, adını `capsaicin-kapsaisin` koymuştu. |
Yaz Aylarında Kalbe Dikkat Hava sıcaklığının artması, özellikle kalp hastaları açısından bazı riskleri beraberinde getiriyor. Çünkü kalp krizleri mevsimsel olarak yazın artış gösteriyor. Kalp hastası olanların yaz mevsimini ve denizi çok seviyor olsalar da kendilerini mümkün olduğunca sıcaktan ve yorgunluktan korumaları tavsiye ediliyor. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Murat Yüce, aşırı sıcakların neden olabileceği etkilerden dolayı; hipertansiyon, kalp yetmezliği ve koroner arter hastalarının, diğer insanlara göre daha dikkatli olmaları gerektiğini söylüyor. SICAK HAVA METABOLİZMAYI ETKİLER Aşırı sıcağın insan vücudunda bir takım temel değişiklikler meydana getirir. Dolaşımdaki kanın büyük kısmı deriye yöneldiği için derinin kan akımı ve kan miktarı yüzde 60 oranında artar, kalp debisi ve atım hacmi azalır, kalp hızı ise artar. Kan basıncı sıvı kaybına ve damarlarda genişlemeye bağlı olarak genellikle düşer ama aşırı ve uzun süreli sıcakta kalmakla yükselebilir. Yine sıcakla karın içi organların kanlanması ve kaslarda kan akımı azalır, aşırı terleme ve sıvı kaybı nedeniyle vücutta tuz ve elektrolit değişikleri olur. Sıvı kaybı nedeniyle kanda pıhtılaşma artabilir. Bu değişiklikler yorgunluk yaratabilecek düzeyde güç sarfiyatını gerektiren her türlü bedensel faaliyette daha da artar. YAZ MEVSİMİ İÇİN ÖNERİLER Sıcak havanın metabolizmanın çalışmasını olumsuz etkilemesini engellemek ve yaz aylarını sağlıklı geçirmek için alınacak bazı temel tedbirleri ise şöyle sıralamak mümkün. * Fazla sıcak havalarda özellikle 11.00 ile 16.00 saatleri arasında güneşte kalmayın * Günlük su alımınız kısıtlanmış bile olsa, yazın çok sıcak zamanlarda ve aşırı terlediğiniz durumlarda su kaybınız artacağı için yeterli miktarda, yani ortalama 2,5 ile 3 lt sıvı almaya dikkat edin * Terle birlikte vücudumuzda elektrolit, özellikle de sodyum kaybı fazla olacağından tuz kısıtlamalı rejim içindeyseniz doktorunuzun fikrini alarak bir miktar tuz kullanabilirsiniz * Eğer denizde dalma alışkanlığınız varsa dalış sizin için zararlı olabilir. Deniz kıyısı tatilinde iseniz kumda yatıp güneş banyosu yapmayın * Denize sabah ve akşam saatlerinde girin, denizde uzun süre yüzmeyin ve fazla derin sulara açılmayın * Tok karnına denize girmeyin * Hipertansiyon hastası iseniz kullandığınız ilaçlar tansiyonunuzu çok düşürebilir, yakın takip ve ilaç azaltımı söz konusu olabilir * Diüretik, yani idrar söktürücü ve kan sulandırıcı ilaçlar kullanıyorsanız kontrollerinizi daha sık yaptırın * Sigara, alkol, fazla yağlı kızartmalı, ağır gıdalar yerine bol sebze, haşlama veya ızgara, bol meyve ve hafif gıdalar tercih edin * Çay, kahve, kolalı içecekler yerine hafif tuzlu ayran ve meyve sularını tercih edin. Bol su tüketin * Bacaklarınızda venöz yetmezlik yani varis varsa denizde yürüyüş yapmanız faydalıdır ama asla kum banyosu yapmayın ve sıcakta fazla kalmayın * Eğer ritim bozukluğunuz var ise aşırı sıcaklar ritim bozukluğuna yol açabilir dikkatli olun * Yayla ve dağ turizmini tercih eden hastalarda ciddi kalp hastalığı ve hipertansiyon var ise yükseklerdeki oksijen azlığından dolayı şikayetleri artar. Ciddi hastalığı olanlar ve şikayeti olanlar yaylalara çıkmamalıdır * Terlemeyi önleyen giysiler yerine açık renkli, rahat, bol ve ince kumaştan yapılmış giysileri tercih edin * Doktorunuzla görüşmeden kalp ilaçlarınızı azaltmayın ya da bırakmayın. Uzun seyahate çıkmadan mutlaka kalple ilgili kontrollerinizi yaptırın |
İçmenin de bir zamanı var! Sağlıklı bir vücudun ihtiyaç duyduğu başlıca içecek su ama sağlığınız için diğer içeceklere de gün içersinde yer vermelisiniz. Çünkü organizmanın sudan başka sıvılara da ihtiyacı var. Ancak her içeceğin bir saati var. Organizmanın gün içersindeki taleplerine en iyi yanıtı verebilecek içeceği içmek kadar, ne zaman içmek gerektiğini de bilmekte yarar var. İşte uzmanların sıvı alımıyla ilgili önerileri: * Uyanınca 1 bardak ılık su için: Oda ısısında bekletilmiş 1 bardak su içmek, böbrek ve bağırsakların işlevini artırarak vücudu toksinlerden temizler. * Kahvaltıda 1 fincan kahve için: Kahvaltıda enerji veren bir içeceği tercih edin. Gün ortasına kadar sizi formda tutup, zihni uyarır ve konsantrasyonu artırır. * Ara öğünde 1 bardak taze meyve suyu için: Meyve suyu özellikle sıcak havalarda terle kaybedilen vitamin ve mineral tuzlarının geri alımını sağlar. * Yemekten sonra hazmı kolaylaştıran 1 fincan çayı tercih edin: Çay; hem hazmı kolaylaştırır, hem de içeriğindeki tein maddesi nedeniyle genelde bu saatlerde baş gösteren uyku halini engelleyerek canlılık verir. |
"SARIMSAĞI ÇİĞ YEMEYİN" GAZİANTEP - Murat Atay - Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Tıp Fakültesi Klinik Biyokimya Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nejat Yılmaz, sarımsağın, çiğ yenildiğinde yarardan çok zarar verdiğini ileri sürdü. Yılmaz, "Çiğ tüketilen sarımsaktaki 'Allicin' denen madde, kolesterol düşürme etkisi yanında, karaciğer, mide, bağırsak sistemini tahriş edip, erkeklerde sperm hareketlerini yavaşlatmaktadır. Oysa dövülmüş sarımsak suda en az 10 ay kadar bekletildiğinde mucize bileşiği "S-Alilsistein (SAC)" açığa çıkmaktadır. Bu mucize madde karaciğeri koruyucu, savunma sistemini güçlendirici, kanseri önleyici ve tüm kemoterapatik ilaçların istenmeyen yan etkilerini azaltıcı etkiye sahiptir. Ayrıca bu yıllanmış sarımsak ekstraktı (AGE) kötü kokmayan gençlik iksiri gibidir" dedi. Yağda eriyen sarımsak içeriğinin (Allicin) lipit düşürücü etkisinin yanı sıra aynı zamanda karaciğer hücrelerine karşı toksik etki yapabildiğini söyleyen Yılmaz, "Halbuki suda erir sarımsak içeriği (S-Alilsistein) sitotoksik olmadan tüm faydalı etkileri sağlamaktadır" diye konuştu. a.a. |
EL YIKAMANIN ÖNEMİ Çevremizde ve doğada dokunduğumuz herşeyde mikroplar bulunmaktadır. Çevremizdeki herşeyle temas eden ellerimiz bu nedenle birçok mikrop barındırır. Çevreden elimize bulaşan bu mikroplar, ellerimizi yıkamadığımız zaman vücudumuza girerek tedavisi kolay olan hastalıklardan (örneğin basit bir soğuk algınlığı), tedavisi daha ciddi ve iyileşme süresi uzun olan birçok hastalığa neden olabilir. Hastalıkların bulaşmasını engellemek için kişisel hijyene dikkat etmemiz gerekir. Kişisel hijyen kurallarının en başında ise el yıkama vardır. Çok kolay olan bu uygulamayı yaparak hem kendimizi, hem de çevremizdeki kişileri hastalıklardan koruyabiliriz. Ayrıca toplu olarak yaşanılan yerlerde el hijyenimizi sağlarken sıvı sabun tercih etmeliyiz. Çünkü; sulu ortamda beklemiş ve yumuşamış olan katı sabun, temizleme özelliğini kaybeder ve mikrop yuvası haline gelir. ELLER NASIL YIKANIR
MİKROPLAR; Nemli ve ılık ortamları severler. KURU ve TEMİZ YERDE MİKROPLAR ASLA BULUNMAZ ELLER NE ZAMAN YIKANIR?
|
EN ÇOK ZAYIFLATAN 10 YİYECEK İngiltere de yayımlanan Daily Mirror Gazetesi en iyi zayıflatan 10 yiyeceği sayfalarına taşıdı. İşte en çok zayıflatan yiyecekler ve vücutta yaptığı düşünülen etkileri: Yulaf: Tok ve şişkinlik hissi veriyor. Bir kase lapası vücutta üç kase su tutmayı sağlıyor. Adzuki fasulyesi (Küçük kırmızı fasulye): Fasulyeler arasında en az yağ oranına sahip. Vücutta daha fazla suyu tutuyor. Esmer pirinç: B Vitamini deposu olması sayesinde proteinleri, yağları parçalıyor, hazmı kolaylaştırıyor. Brokoli: Lif ve C vitamini deposu. Ayrıca kilo vermeye yarayan kalsiyum içeriyor. Karaciğere iyi geliyor. Hazma yardımcı oluyor. Greyfurt: Metabolizmayı hızlandırıyor, vücut direncini artırıyor. Kırmızı üzüm: Dolaşım sistemini temizliyor. İçerdiği lif, vitamin ve mineraller sayesine kolesterolün düşmesine yardımcı oluyor. Salatalık: Lif zengini olması sayesinde tokluk hissi veriyor. Ayrıca sağlıklı bir su deposu. Nar: Hormonları dengeliyor. Bu sayede kilonuzu kontrol etmeniz daha kolaylaşıyor. Ayrıca güçlü bir antioksidan. Elma: Hafif tatlı, bağırsakları harekete geçiriyor. Kiraz: Yumuşak bir müshil etkisi yapıyor ve kilo kaybına neden oluyor. |
7 GÜNDE 3 KİLO VERİN Bu diyette size öğün öğün ne yemeniz gerektiğini değil, her öğün için değişik alternatifler sunuyoruz. Bunların içinde beğendiklerinizi ve canınızın çektiğini yiyebilirsiniz. Kahvaltınız 300-350, öğle ve akşam yemekleriniz 350-400, ara öğünleriniz ise 65 kaloriden oluşuyor. Bu diyet programına uyarsanız, yedi günde üç kilo verebilirsiniz. Tabbi ki bu tür bir diyete uzun süre devam etmenin sağlık açısından sakıncalı olduğunu da unutmayın. Diyetisyen Aşkın Yüksel den hızlı incelme diyeti: SABAH l Bir dilim kepek ekmeğine sürülmüş yağsız labne, yanında bir adet domates ya da greyfurt ve bir bardak taze sıkılmış meyve suyu. l İki dilim kepek ekmeğiyle hazırlanmış peynirli tost, bir adet yumurtayla yapılmış omlet, bir adet domates. l Bir adet elma, 30 gram müsli, bir çay kaşığı bal ve 100 gram yağsız sütle hazırlanmış elmalı müsli. l Bir dilim reçelli ya da ballı etimek, 40 gram yağsız salam ya da tavuk göğsü, yarım adet salatalık. l Çalışan kadınlar için, bir adet muz, bir adet elma, bir adet kividen oluşan meyve tabağı. ÖĞLE l Bir porsiyon yağsız tavada hazırlanmış sebze ızgara. l İki dilim vejetaryen pizza. l Bir kase çorba, bir dilim kepek ekmeği, 20 gram yağsız peynir. l Bir adet fırında patates, yanında haşlanmış sebze. l Çalışan kadınlar için, salata yapraklı, peynirli, domatesli sandviç, yanında bir bardak domates suyu. AKŞAM l Bir adet kepek ekmeğiyle hazırlanmış domatesli, biberli, peynirli tost. l Patates, kabak ve bamyayla hazırlanmış bir tabak yağsız türlü. l Bir tabak spagetti bolonez. l İki adet etli domates dolması. l 250 gram haşlanmış patates. Üzerine maydanoz, karabiber ve tuz serpebilirsiniz. |
DÜNYA DEPRESYONDA Dünya genelinde depresyon sıklığı gün geçtikçe artıyor. Modern yaş**ın ve teknolojik gelişmelerin insanları daha mutlu ve huzurlu yapması beklenirken yapılan araştırmaların sonuçları bunun tam tersini gösteriyor. Konuyla ilgili çarpıcı sonuçlardan birisi İngiltere de yapılan bir araştırmada ortaya çıktı.İnsanların çoğunluğunun İngiltere de aile hekimlerinin rekor seviyede kişiye antidepresan verdiği, sadece geçen bir yıl içinde 31 milyon müsekkin ilâç reçetesi yazıldığı açıklandı. Sağlık Bakanlığı ve uzmanların uyarılarına rağmen, antidepresan kullanımının artmasını eleştiren The Times gazetesi, "Antidepresan Milleti Olduk" diye manşet attı. En çok Prozac ve Seroxat gibi ilâçların yazıldığını ve kullanımda yılda yaklaşık yüzde 10 gibi artış olduğunu duyuran Times, bu tür ilâçları kullanan bireylerin kesin sayısınınsa bilinmediğini yazdı. İngiltere de aile hekimlerinin büyük bölümünün de bu tür ilâçların çok fazla verilmesinden şikayetçi olduğu, ancak hastalarının ısrarlarına dayanamadıkları, kaynak ve eleman yokluğundan dolayı hastaya davranış tedavisi öneremedikleri için ilâç yazmak zorunda kaldıkları belirtiliyor. İngiltere de yapılan araştırmalar, depresyonun her beş kişiden birini hayatının en az bir döneminde etkisi altına aldığını gösteriyor. Bu da 16-75 yaş arasındaki nüfusun içinde en az 1,5 milyon kişinin depresyonun etkisi altında olduğu anlamına geliyor. Depresyon ayrıca, İngiltere deki intiharların yüzde 70 inde temel etkenlerden biri kabul ediliyor. |
Aynalardan korkmayın Yaz sıcaklarıyla birlikte tatile gitme telaşı yaşanırken aynanın karşısına geçip kusurlarınız için üzülmek yerine vücudunuzu sevmeyi öğrenmelisiniz. Göreceksiniz böylece her şey çok daha kolay olacak! Sürekli olarak kendinizi ve vücudunuzu eleştirmek yerine aynanın karşısına geçerek sahip olduğunuz güzelliklerin farkına varabilirsiniz. Özel birisiniz Her ne kadar dergilerde ya da televizyonlarda gördüğünüz mankenlere benzemek en büyük arzunuz olsa da farklı olduğunuzu kabul edin. Kimse dört dörtlük değildir ve herkes aynı vücut ölçülerine sahip olursa tek tip insanlar olarak yaşamı sürdürmek gerekir. Bu da hiç eğlenceli olmayacaktır. En iyisini yapın Kendinizle ilgili memnun olmadığınız kusurlarınızı düzeltebilirsiniz. Örneğin spor ya da diyet yapabilir, saçınızı değiştirebilir ve her zaman bakımlı görünebilirsiniz. Böylece aynanın karşısında daha cesur durursunuz. Kendinizi gösterin Eğer her zaman başınız aşağıda, omuzlarınız çökmüş şekilde kambur duruyorsanız bunu değiştirme vakti geldi demektir. Dik ve kendinizden emin durmalısınız böylece olduğunuzdan daha güzel görünürsünüz. Gerçekçi olun Mükemmel bir vücuda sahip olsaydınız her şeyin çok daha iyi olacağını düşünerek kendinizi kandırmaktan vazgeçmelisiniz. Kilo vermek ya da estetik olmak hayatınızı tam anlamıyla değiştirmeyecektir en azından mankenlik yapmayacaksanız! Kabullenin Beğenmediğiniz yerlerinizi olduğunuz gibi kabul etmeyi öğrenin. Ayaklarınız büyük, dudaklarınız ince ya da kalçalarınız geniş olabilir. Önemli olan kendinizi bu şekilde de sevmeyi öğrenmektir. Kendinize iyi davranın Başkalarının düşüncelerinden çok kendinize verdiğiniz değer önemlidir. Vücudunuza zaman ayırmalısınız. Masaj yaptırabilir ya da evde hazırlayacağınız özel banyo kürleriyle kendinizi şımartabilirsiniz. Güzellik uykusu Yorgun olduğunuz zamanlarda kendinizi kötü ve çirkin hissedersiniz. Bu duyguyu yenmek için uykuya zaman ayırmalısınız. Mümkünse gündüzleri 1 saat uyumalı ya da akşamları erken yatmayı alışkanlık haline getirmelisiniz. Kendinizi sevin Sürekli olarak vücudunuzu başkalarının vücutlarıyla kıyaslamaktan vazgeçmelisiniz. Vücudunuza bakmayı öğrenmeli ve kendinizi olduğunuz gibi sevmelisiniz. Böylece mutluluğu daha kolay yakalarsınız. Kuruntularınızdan kurtulun Burnunuzun büyük ya da bacaklarınızın kalın olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Peki bu düşündüklerinizi başkalarından da duyuyor musunuz? Belki de sadece sizin kuruntularınızdan başka bir şey değildir. |
KANSERDEN ÖLÜMLERDE AZALMA İngiltere Kanser Araştırmaları Merkezi nin yaptığı araştırmada, ölümle sonuçlanan kanser vakalarında geçen 30 yıla göre yüzde 23 oranında azalma tespit edildi.The Independent ın haberine göre araştırmayı yürüten Dr. Harpal Kumar, kanserin artık eskisi gibi ölümcül bir hastalık olmadığını belirtirken, kanserle savaşta elde edilen bu başarıyı, erken teşhis oranlarındaki artış, hastalıkla mücadelede kullanılan daha ileri teknoloji, farklı kanser türlerinin tedavisinde uzmanlaşma ve toplumda kanser hastalığına karşı oluşan duyarlılığa bağladı. Hedef yüzde 66 Dr. Kumar açıklamasında, kanser teşhisi konan hastalarda hayatta kalma oranının 1970 li yıllarda yüzde 23.6 olduğunu ancak bu oranın 2000 li yıllarda yüzde 46.2 ye çıktığını söyledi. Gelişmeleri "olağanüstü" olarak niteleyen Kumar, hedeflerinin bu oranı 2020 yılına kadar yüzde 66 ya yükseltmek olduğunu vurguladı. Kanserle savaşta 10 hedef Kanserle mücadelede önemli çalışmalara imza atan Cancer Research UK, bu amaçla Kanserle Savaşta 10 Hedef adını verdikleri bir de liste yayımladı. Hedefler arasında bulunan bazı önlemler şöyle: Ülke genelinde yetişkinler arası sigara kullanımını 12 milyondan 8 milyona indirmek. Daha etkili kanser ilaçları üretirken yan etkilerini olabildiğince bertaraf etmek. Şu an yüzde 45 olan erken teşhis oranını yüzde 66 ya çekmek. Kemoterapi ve radyoterapi uygulamasında daha yüksek teknoloji kullanarak ölüm oranlarını aşağılara çekmek. İngiltere hâlâ dünyada kanserden kaynaklanan ölümlerin en yüksek olduğu ülke konumunda ve ülkede her 3 kişiden biri bu hastalıkla hayatlarının bir döneminde bir şekilde tanışıyor. |
Su İçmek İçin Susamayı Beklemeyin İSTANBUL (İHA) - Vücuttaki su miktarının azalmasının sağlığı tehdit ettiğine dikkat çeken uzmanlar, su içmek için susamayı beklememek gerektiğini belirtti. Uzmanlar, vücutta su miktarının azalmasının (dehidrasyon) kişinin konsantrasyon kapasitesini etkilediğini, enerjisini azalttığını ve organlarının normal şekilde çalışmasını engelleyerek sağlığını tehdit ettiğina dikkat çekti. Yaşamsal faaliyetlerin sürdürülebilmesi için, vücuttan kaybedilen suyun gün içinde mutlaka yerine konması gerektiğini kaydeden uzmanlar, bunun için en iyi yöntemin su içmek olduğunu ifade etti. Kaybedilen suyun, diğer içecekler, katı besinler ve besin öğelerinin vücutta yanmasından oluşan su ile yerine konmaya çalışıldığını belirten uzmanlar, "İnsanlar, yedikleri katı gıdalardan gün boyunca 4 su bardağı kadar su elde ederken, besinlerin vücutta yanması sırasında da yaklaşık bir su bardağı kadar su oluşur. Su ve diğer içecekler ise kalan ihtiyacın karşılanmasına yardımcı olur. Yaşamsal faaliyetlerin sürdürülebilmesi için, kaybedilen suyun gün içinde mutlaka yerine konması gerekir. Bunun için en iyi yöntem ise su içmektir" dediler. Dehidrasyonun en erken bulgusunun ağız ve boğaz kuruluğu olsa da, pek çok kişinin bu bulguların farkına varamadığını belirten uzmanlar, böyle bir tehdit altında kalınmaması için, susama hissi uyanmadan önce yeteri kadar su içilmesini öneriyor. Uzmanlar, dehidrasyon konusunda şu görüşleri paylaşıyor: "Diğer bir önemli bulgusu ise bulantı ve kusmadır. Baş ağrısı, sürekli sıcaklık hissi, dudaklarda ve dilde kuruma, seyrek veya az idrara çıkma, idrar renginin koyulaşması, deride kuruma, eklem ve kaslarda acıma hissi ise, vücutta su kaybı yaşandığının sinyalini veren diğer bulgular olarak karşımıza çıkmaktadır. Vücudun su ihtiyacı karşılanmadığı takdirde yaşanan diğer sağlık sorunları, kalori oluşumunda yetersizlik, sürekli sindirim sistemi sorunları, yorgunluk, sersemlik hissi ve kas krampları olarak sıralanır". ANNE ADAYLARI DAHA ÇOK SU İÇMELİ Suyun anne adayları için taşıdığı önem, bebeğin içinde bulunduğu amniyon sıvısı için de geçerliliğini koruyor. Bu sıvı her üç saatte bir kendini yenilediğinden, yetersiz su alımına bağlı olarak ortaya çıkan dehidrasyon durumunda miktarı azalabiliyor. Bu nedenle sıvı alımı, hamileliğin her döneminde son derece büyük önem taşıyor. Yeterli sıvı alımı, anne adayının kendisini enerjik hissetmesine yardımcı olmanın yanı sıra cilt kuruluğu gibi problemlerin de görülmesini engelliyor. Yeterli miktarda sıvı alındığında, hem annenin hem de bebeğin kanındaki elektrolit dengesi de kolaylıkla sağlanabiliyor. Hamilelikte salgılanan hormonlar, kişinin sıvıları kullanım şeklini değiştiriyor. Özellikle gebeliğin son dönemleri yaklaştıkça, kan hacmi yaklaşık 1.5 katına çıkıyor. Solunum yolu ile akciğerlerden kaybedilen su miktarı da hamilelik öncesine göre daha fazla oluyor. Bu nedenle anne adaylarının normal bir yetişkinden daha fazla su içmeleri, böylece hem kendilerini hem de doğacak bebeklerini su kaybı tehlikesinden uzak tutmaları gerekiyor. Hamilelikte dehidrasyonun bir başka olumsuz etkisi de erken doğum ağrılarıdır. Dehidrasyon durumunda salgılanan bazı hormonlar, doğum kasılmalarını başlatan hormonu taklit ederek, erken doğum kasılmalarına neden olabiliyor. Erken doğum tehdidi karşısında yapılan ilk işlem, damar yolu açarak sıvı verilmesidir. Besin maddeleri ve oksijen, kan yoluyla bebeğe taşınıyor. Hamilelikte sık görülen, erken doğum ve düşüklere neden olabilen idrar yolu enfeksiyonlarının önlenmesinde de su aktif bir rol oynuyor. Sağlıklı bir hamilelik geçirmek için anne adayının günde en az 8-10 bardak su içmesi gerekiyor. Anne adayı aktif çalışan bir kişiyse veya egzersiz yapıyorsa, alması gereken su miktarı daha da artıyor. Her bir saatlik egzersiz için, en az bir bardak fazla su içmesi gerekiyor. HER ZAMAN HER YERDE SU İÇİN Ağırlığımızın yarısından fazlasını oluşturan suyun vücuttaki dengesini korumak, sağlığımız için büyük önem taşıyor. Uzmanlar, kaybedilen suyu yerine koymak için en iyi seçim su içme olduğundan, gün boyunca belirtilen ölçülerde su içilmesi gerektiğini belirtiyor. Bunun dışında uzmanlar, yemeğe bir kase çorba ile başlanılması ve yemek sırasında da en az bir bardak su içilmesi gerektiğini kaydediyor. Diğer bir dikkat edilmesi gereken noktanın ise fiziksel aktivite sırasında vücuttaki su kaybının, dolayısıyla su ihtiyacının artması olduğuna dikkat çeken uzmanlar, "Bu nedenle, fiziksel aktiviteye su içerek başlamanın ve aktiviteyi su içerek sürdürmenin, vücuttaki su dengesinin bozulmaması açısından önemi büyüktür. Kişi, fiziksel aktivite bittiğinde dahi su içmeye devam ederek, vücudunda oluşan su kaybını eski dengesine kavuşturmaya çalışmalıdır. Otomobilde, trende, uçakta, kısacası tüm yolculuklarda da kişinin yanında mutlaka içme suyu bulundurması gerekir. Özellikle uçak yolculuğu ve dağ tırmanışları gibi yüksek rakımlara çıkılan durumlarda, vücudun su kaybı artar. Fark edilmese de, uçakta ortamın nemi düşer. Yolculukta vücudun kaybettiği suyu hızla geri kazanabilmek için su veya limonla tatlandırılan sıcak su içmek önerilir" diye görüş belirtiyor. |
ACIKMADAN YEMEYİN Canınız sıkkın olabilir. Sıkıntıdan birşeyler atıştırmak sizi rahatlatabilir. Ancak obez olmak istemiyorsanız tam acıkmadan yemek yemeyin. Yeme ve atıştırma alışkanlıklarımız, çoğu zaman beslenme ihtiyacımızdan çok farklı amaçlara hizmet eder. Bazen ne zaman, ne yiyeceğimize vücudumuz değil de duygusal çalkantılarımız hükmeder. Canınız sıkılınca etrafta atıştıracak bir şeyler arar mısınız? Bazı insanlar düşüncelerden uzaklaşmak, bir an olsun unutmak için teselliyi yemekte ararlar. Aynı sigara bağımlılığı gibi bir atıştırma bağımlılığı oluşur. Üstelik böyle zamanlarda aklımıza gelen bir bardak meyve suyu, bir elma, ayran ve birkaç kuru yemiş gibi yararlı yiyecekler değildir. İnsan nedense bol şekerli ve tuzlu gıdalara sarılır. Gelsin kahveler, gitsin çaylar, tuzlu krakerler, çerezler, çikolatalar, şekerlemeler, börekler, hamburgerler, meşrubatlar... Obezite araştırmaları, aşırı yeme alışkanlığının yüzde 75 inin sıkıntıyla ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Yani pek çok insan, yaşamla baş etmek için atıştırmaktan medet umuyor. Depresyon, öfke, bıkkınlık, yalnızlık, bunalım, gerginlik, belirsizlik... Kendinizi test edin * Hiç farkına bile varmadan yediğiniz olur mu? * Bir şeyler yedikten sonra kendinizi suçlu hissettiğiniz veya utandığınız olur mu? * Kendinizi karışık hissettiğinizde çikolata, kraker ve cips gibi yiyeceklere mi yönelirsiniz? * Açık büfelerde veya televizyonda gördüğünüz yemekler iştahınızı açar mı? * Bazen de yapacak başka hiçbir şey bulamadığınız için mi yersiniz? Yukarıdaki soruların çoğuna evet cevabını veriyorsanız, muhtemelen aşırı kilolarla başınız derttedir ve asıl sorununuz da duygusal bir yeme bozukluğudur. İlginç olan, genellikle zayıf ve iştahsız kişilerin stres dönemlerinde kilo vermesi, şişman olanların da kilo almasıdır. Nasıl kurtulacağız! * Asla öğün atlamayın yani kendinizi aç bırakmayın. * Ağzınıza bir şey atarken, aç olup olmadığınızı bir daha düşünmeyi alışkanlık haline getirin. * Sizi baştan çıkaran zararlı yiyecekleri evinize almayın. * Gereksiz atıştırmalar yaptığınızda kendinize kızmayın. Üzerinde durmayın, kendinizi affedin ve gayret etmeye devam edin. Yeme davranışlarınızı değiştirmekte çok zorlanıyorsanız size psikoterapi ve hipnoz öneririm. Bu tedavilerle psikolojik yeme alışkanlığının denetlenmesi, kalorili yiyeceklerden alınan haz ve tat olgusunun azaltılması mümkün olabilmekte ve yaşam boyu sürecek bir davranış değişikliği kazanılabilmektedir. |
Bu yiyecekler iştah kapatıyor Bu yiyeceklerle hem aç kalmadan kilo veriyor, hem de kendinizi sürekli tok hissediyorsunuz. http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/3585096.jpg 1. Karnabaharı ve brokoliyi hafifçe haşlayıp yoğurtla tatlandırın. Bu karışım lif açısından zengin olduğundan sizi uzun süre tok tutar. 2. Salatalığı iyice yıkayın ve kabuklarıyla birlikte ince dilimler halinde kesip üzerine bol bol dereotu serpin. Bu sebzenin kalorisi yok denilecek kadar az ve oldukça tok tutucudur. 3. Tatlı olarak 250 gr. mor eriği biraz tarçınla haşlayın. Bu meyve früktoz açısından oldukça zengin olmakla birlikte tatlı ihtiyacınızı da karşılayacaktır. 4. Albümin iştahı kapatır. Bir porsiyon yeşil fasulyeyi 20 dakika suda haşlayıp sirke, karabiber ve biraz tuzla tatlandırın. İsterseniz yağsız krema da katabilirsiniz. 5. 200 gr. ananası incecik doğrayın ve süzgeçten geçirin. İçine 100 gr. kefir ve taze nane ekleyin. Ananasın içindeki enzimler, protein sindirimini hızlandırdığından oldukça doyurucudur. Ayrıca selülit oluşumunu da engeller. 6. Kendinize yeşil salata, uskumru veya ton balığı, kivi ve portakaldan oluşan bir ziyafet hazırlayın. Balığın içeriğindeki İyot, tiroit bezinin İşlevlerini hızlandırdığından açlık hissi giderilir. 7. Öğünler arasında acıktığınızda kuru erik yiyin. Kuru erik kan şekerinin düşmesini engeller. Ancak fazla abartmayın. Çünkü bir kuru erikte 8 kalori var. 8. Haftada iki yumurta yiyin. Çünkü yumurtada bol miktarda triptofan var. Bu da neşenizin yerine gelmesini sağlar. 9. Enerjisiz kalmak için 1 demet maydanozu blenderden geçirip sebze suyla karıştırın. Bir-iki damla acı biber sosu ekleyin ve bunu bir güzel için. Bu içeceğin içindeki C vitamini ve bitkisel maddeler yağ yıkımını kolaylaştırır. 10. Kırmızı elmayı ince dilimler halinde kesip 1 çay kaşığı kıyılmış ceviz ve yarım çay kaşığı yonca balıyla karıştırın. Bu karışımın içeriğindeki değerli lifler hem doyurucu hem de bağırsakları çalıştırıcı etki gösterir. 11. Yağsız kaşarı ince ince dilimleyin ve siyah zeytin ile süsleyin. Üzerine 1 yemek kaşığı sirke dökün. Bu, birkaç saat için açlığınızı giderecektir. 12. Karaciğerlerinizi çalıştırmak için 10 adet enginar kökünü, içine 1 doğranmış soğan, karabiber tanesi ve yarım limon katılmış suda haşlayın. Daha sonra 1 çay kaşığı bal, iki sap kekik ve biraz limon suyunu kaynatın. Enginar köklerini süzün ve hazırlamış olduğunuz karışımın İçinde biraz pişirip çıkarın. |
SAÇ TEMİZLİĞİ VE BAKIMI Saçlar da baş derisinde bulunan kıl köklerinden uzayarak büyüyen kıllardır. Kıl köklerindeki bezlerden salgılanan maddeler yağlı yapıdadır. Sağlıklı saçlara sahip olmak için düzenli biçimde yıkanmak gerekmektedir. Saçların fırçalanması dökülen saçlar, kir ve tozları uzaklaştırıcı işlev görmektedir. Normal bir saçın haftada en az bir ya da iki kez yıkanması gerekmektedir. Yağlı saçlar ise daha sık yıkanmalıdır. Saçlar temiz su ile iyice durulandıktan sonra kurutulmadan önce nazik bir biçimde taranmalıdır. Saçların kurulanmasında yumuşak bir havlu kullanılmalıdır. Kurulama işlemi de yumuşak olmalıdır. Eğer sert bir havlu kullanılır ya da çok şiddetli ovulursa saçların uçları çatallanabilir. Saçlar elektrikli kurutucularla kurutulabilir. Ancak kurutucunun saça çok yakın tutulmaması gerekmektedir. Bu durumda saçlı deri ve saçlar fazla sıcaktan olumsuz etkilenebilirler. Saçların yıkanması için kullanılan sabunların ve şampuanların esasını kolay çözünebilir özellikteki yağ eritici bir madde oluşturur. Şampuanlara ayrıca koku, renk ve yoğunlaştırıcı maddeler eklenir. Bu ek maddeler saçlı deride tahrişe yol açabilirler. Piyasada bulunan şampuanlarda kullanılan bazı maddeler allerjik reaksiyonlara neden olabilir. Bu nedenle şampuan seçiminde, niteliği bilinmeyen maddelerden kaçınılmalıdır. Saç diplerinde kepek varsa, sık sık çok sıcak olmayan su ve sabunla yıkamak yararlı olabilir. Saçlar bol su ile iyice durulandıktan sonra da kepeklenme önlenemiyorsa bir sağlık kuruluşuna danışılmalıdır. Hekim önerisi dışında saçlar için yararlı olduğu ileri sürülen maddeler güvenli olmayabilirler. Saç temizliğinde kişisel olarak kullanılan fırça ve taraklar sık aralıklarla sıcak sabunlu su ile yıkanmalı ve durulanmalıdır. Sağlık yararı dışında saçların temizlik ve düzeni, insanlar arasındaki ilişkilerde ve kendini iyi hissetmede etkisi olan olumlu dış görünüş açısından da önemlidir. |
7 günde Einstein gibi olmanın yolları Hangimiz bir gün yataktan kalkıp da daha akıllı olduğumuzu görmek istemeyiz ki? Bu dilek her ne kadar ütopik olarak görülse de bir bilim adamının yöntemi, 1 hafta gibi kısa bir sürede, zekayı yüzde 40 oranında artırmanın mümkün olduğunu ortaya koydu. Beynin herhangi bir kas gibi olduğunu ve egzersizlerle güçlenebileceğini öne süren İskoçya’daki Edinburgh Üniversitesi’nin Biyomedikal Bölümü’nden Prof. Mark Lythgoes’in 1 hafta süren programı BBC’de yayınlandı. Programa katılan 100 kişinin IQ’larında, yüzde 40 oranına varan artış görüldü. Bu artış katılımcıların programa katılmadan önce girdikleri testle, programdan sonra uygulanan test sonuçları karşılaştırılarak elde edildi. İşte bir haftalık program Cumartesi: Dişinizi her zaman kullandığını elinizle değil, diğeriyle fırçalayın. Ve gözünüzü kaparatak duş alın. Pazar: Sabah saatlerinde bulmaca çözün. Ve kısa yürüyüşe çıkın. Pazartesi: Akşam yemeğinde yağlı balık yiyin. İşe ya yürüyerek ya bisikletle ya da daha önce kullanmadığınız bir araçla gidin. Salı: Sözlükten bilmediğiniz sözcükleri öğrenin. Ve bunları günlük konuşmanızda kullanmaya çalışın. Çarşamba: Yoga, Pilates ya da meditasyon derslerine katılın. Daha önce tanımadığınız bir insanla konuşun. Perşembe: İşe daha önce kullanmadığınız bir yoldan gidin. Televizyondaki ciddi bilgi programlarını izleyin. Cuma: Alkol ve kafein tüketmekten kaçının. Alışverişe çıkarken listeyi ezberlemeye çalışın. |
Utangaçların kalbi zayıf Utangaç erkeklerin kalp krizi nedeniyle ölüm riskinin, girişken hemcinslerden yüzde 50 fazla olduğu ortaya çıktı. 12 Temmuz 2007 Perşembe İngiltere'de yapılan bir araştırma, utangaç erkeklerin kalp krizi nedeniyle ölüm riskinin, girişken hemcinslerden yüzde 50 fazla olduğunu ortaya koydu. Araştırmada 40 ila 55 yaşlarında olan 2 binden fazla erkeğin 30 yıl boyunca sağlık durumları incelendi. Yapılan anketlerde utangaç olduğu ortaya çıkan erkeklerin yüzde 60'ının bu süre sonunda öldüğü, bu erkeklerin kalp krizi nedeniyle ölüm riskinin yüzde 50 daha fazla olduğu görüldü. Unutkanlığa havuç, ezber için ananas! Yediğimiz besinler daha iyi öğrenme, dikkati toplama ve belleği geliştirmek için birebir... Havuç hatırlama yeteneğini artırırken, ananas ezber için yararlı! 10 Temmuz 2007 Salı Ayşegül Aydoğan Atakan Bahçeşehir Koleji Rehberlik Servisi'nin öğrencileri için hazırladığı 'Konsantrasyon ve Beyin Fonksiyonlarını Geliştiren Besinler' adlı programda verilen bilgilere göre, besinler daha iyi öğrenme için çok önemli. Örneğin havuç hatırlama yeteneğini, karides dikkat süresini, limon ise algılama yeteneğini artırıyor. Lahana ise sınav stresi için birebir. İşte algılama ve öğrenme için gerekli yiyeceklerin listesi... Sinir Sistemi: Ceviz, fındık, fıstık zihnin uzun süre çalışma direncini artırır. Beynin haberleşme maddelerinin oluşumunu hareketlendirir. Yaratıcılık: Zencefil içerdiği maddeler ile beynin yeni fikirler üretmesini sağlar. Kan sulandığı için daha serbest akar, beyin oksijenle beslenir. Bellek: Havuç hatırlama yeteneğini artırır. Beynin metabolizmasını canlandıran enzimlerdendir. Bir ufak tabak sıvı yağlı havuç salatası önerilir. Ananas, ezberlemek için çok yararlıdır. Diğer meyvelerde bulunmayan mangan elementini içerir. Mutluluk: Mutluyken daha iyi öğreniriz. Enerjimiz pozitif olur. Kırmızı biber acı verse de vücudun kendi hormonu olan endorfinin salgılanmasını hareketlendirir. Çilek, stresin etkilerini azaltır. Muz da beyne mutluluk veren seratonin maddesi içerir. Öğrenme: Lahana, tiroid bezlerinin aktivitesini azaltır. Bu da sinirliliğe iyi gelir. Sınav öncesi stres için önerilebilir. Limon, algılama yeteneğini artırır. Yeni öğrenilecek bilgilerin öncesinde tavsiye edilir. Dikkat toplama: Karides beynin besinidir. Vücuda önemli yararı olan Omega 3 yağ asitleri sağlar. Dikkat süresini uzatır. Soğan aşırı yıpranmaya, fiziksel yorgunluğa karşı kanı sulandırır. Beyin oksijeni daha kolay alır. |
Bekarlık, ilaç kullanımını artırıyor Evlenmemiş yaşlıların, dul ve evli olanlara göre daha fazla ilaç tükettiği, huzurevi sakinleri tarafından en sık kardiyovasküler sistem ilaçlarının alındığı bildirildi. 16 Temmuz 2007 Pazartesi Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Geriatrik Bilimler Araştırma Merkezi Müdürü (GEBAM) ve Geriatri Derneği Başkanı Prof. Dr. Yeşim Gökçe Kutsal, yaptığı açıklamada, yaşlılarda çoklu ilaç kullanımıyla ilgili üç farklı araştırmanın dikkat çekici sonuçları olduğunu bildirdi. Kutsal, ileri yaşlardaki hastaların farklı doktorlara giderek çok sayıda reçete alması, reçetelere çok sayıda ilaç yazılması, doktorların fazla sayıda ilaç yazmaya eğilimli olmaları, hastaların fazla ilaç beklentileri, yaşlılarda tanıdan ziyade semptoma yönelik olarak ilaç kullanılması, doktorların eski ilacı kesip yeni ilaca başlama eğilimi, hastanın veya doktorun tercihi olarak kullanılan ilaçların otomatik olarak tekrar yazılması, çok sayıda reçetesiz ilaç satılması ve yaşlı hastaların aile bireylerinden veya çevreden ilaç alarak kullanma eğiliminin gün içinde fazla sayıda ilacın kullanımına yol açtığını kaydetti. Yaşlılarda çoklu ilaç kullanımının tedaviyi karmaşık hale getirdiğini, maliyeti artırdığını ve sağlık-sosyal güvenlik sistemleri açısından sorun oluşturduğunu ifade eden Kutsal, "İleri yaş grubunda ilaç etkileşimlerinin ve yan etkilerinin görülme oranı da çoklu ilaç kullanımıyla katlanarak artıyor" dedi. Kutsal, bu konuda ülke gerçeklerini saptamak amacıyla yapılan çok merkezli 3 araştırmanın sonuçlarının yaşlılarda çoklu ilaç kullanımını ortaya koyduğunu bildirdi. Huzurevlerindeki yaşlılar Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı tarafından Türkiyede 23 ildeki huzurevlerinde bin 944 yaşlı ile görüşülerek yapılan araştırmada, huzurevi sakinleri tarafından en sık kullanılan ilaçların kardiyovasküler sistem ilaçları ve aneljezikler olduğunun görüldüğünü belirten Kutsal, çoklu ilaç kullanımıyla ilaç yan etkileri arasında bir bağlantı saptandığını kaydetti. Araştırma sonucunda cinsiyete göre tüketilen ilaç sayısıyla ilgili elde edilen bulgular şöyle: İlaç Sayısı Kadın (Yüzde) Erkek (Yüzde) 1 13.9 -16.6 2 14.6 - 12.6 3 11.5 - 9.4 4 7.4- 5.9 5 6.7- 3.7 6 1.6- 2.3 7 1.2- 0.8 8 1.5 - 0.6 9 0.7- 0.3 10 0.3- 0.1 12 0.1 - 0.2 Evlenmemiş yaşlılar daha çok ilaç tüketiyor Çoklu ilaç kullanımdaha çok ilaç tüketiyorının araştırıldığı ikinci araştırmanın ise, Türkiyenin 12 farklı şehrindeki üniversitelerin tıp fakültesi hastane polikliniklerine değişik yakınmalarla baş vuran 65 yaş ve üzerindeki bin 433 yaşlıyla doktorlar tarafından yüz-yüze görüşmelerle yapıldığı bildirildi. Bunların yüzde 84.7sinin "Sürekli kullandığı bir ilacının bulunduğunu", yüzde 15.3ünün ise "Kullandığı herhangi bir ilaç olmadığını" belirttikleri bildirildi. Çalışmaya katılanların yüzde 23.2sinin "Sadece 1 ilaç", yüzde 17sinin "2 ilaç, yüzde 19.2si "3 ilaç", yüzde 38.2sinin ise "4 veya daha fazla ilaç kullandığını" ifade ettiği belirtildi. Araştırmaya göre 65 yaş ve üzerindeki yaşlılarda medeni durum ilaç kullanımını etkiliyor. Bu yaş grubundakilerden evlenmemiş olanların yüzde 5i ilaç kullanmazken, yüzde 10u bir ilaç, yüzde 60ı 2-4 ilaç, yüzde 25i 5 ve daha fazla ilaç kullanıyor. Aynı yaş grubundakilerden evli olanların yüzde 21.1i ilaç kullanmazken, yüzde 18.8i bir ilaç, yüzde 44.6sı 2-4 ilaç, yüzde 15.5i 5 ve daha fazla ilaç alıyor. Dul olanlardan ise yüzde 14.8i ilaç almazken, yüzde 17.2si bir ilaç, yüzde 48i 2-4 ilaç, yüzde 19.9u 5 ve daha fazla ilaç kullanıyor. Kadınlarda sürekli ilaç kullanımı daha fazla Hacettepe Üniversitesi GEBAM tarafından yapılan üçüncü araştırma kapsamında ise, Ankarada 65 yaş ve üzerindeki bin 300 kişi ile yapılan yüz yüze görüşmeler sonucunda, yaşlıların yarısından fazlasının sürekli ilaç kullandığının, çoklu ilaç kullanımının kadınlarda daha fazla olduğunun dikkati çektiği bildirildi. Ancak bir doktor önerisi veya reçetesi doğrultusunda ilaç kullanımının kadınlarda daha yaygın olduğunun saptandığı kaydedildi. Ayrıca 4 ve daha fazla ilacın bir arada kullanımının en fazla 71-80 yaş grubunda olduğu, yaş ilerledikçe çoklu ilaç kullanımının azaldığının tespit edildiği belirtildi. Buna göre, çoklu ilaç kullanımının yaşla ilişkisinin bulunması amacıyla "Birden fazla ilaç kullanıyor musunuz?" sorusuna verilen yanıtlar yüzde olarak şöyle: YAŞ GRUPLARI Hayır 2 ilaç 3 ilaç 4 ve fazla Diğer 65-70 54.9 18.5 11.8 12.1 2.6 71-80 45.6 18.1 14.3 16.9 5.1 81-85 57.3 11.5 15.6 11.5 4.2 86 ve üstü 63 13 16.7 7.4 |
Klimadaki Tehlike Bakımı yapılmayan ve yanlış kullanılan klimalar, sinüzit, göz dibi iltihabı, beyin iltihabı, akciğer problemleri, orta kulak hastalıkları geçirmiş kişilerde yüz felci, denge işitme sorunları ve tonsilit gibi ciddi hastalıklara davetiye çıkarıyor Düzenli bakımı yapılmayan klimalar ve soğutma sistemlerinde küf mantarların, bakterilerin ve tozların birikmesine bağlı ani ve kronik alerjik hastalıklar ortaya çıkabilir. Astım, alerjik nezle ve nadir de olsa ani veya sinsi alerjik zatürree görülebilir. Bu uygun olmayan havanın solunmasından kaynaklanan hastalıklar karşımıza gribal enfeksiyon benzeri (ateş, baş ve kas ağrıları, halsizlik) yakınmalarla çıkabilir. Sonrasında nefes darlığı öksürük, balgam yakınmalarına kadar ilerleyebilir. Ani alerjik hastalıklar ve nadir olan alerjik zatürree dışında, gene nadir olan müzmin alerjik zatürree daha sinsi ve uzun süren giderek artan halsizlik, nefes darlığı sıkışma hissi, öksürük gibi yakınmalarla ortaya çıkabilir. Astımı, alerjik nezlesi veya kronik bronşiti olan hastaların yakınmalarında artış gözlemlenebilir veya kontrol altında olan hastalığın kontrol dışına çıkması söz konusu olabilir. Alerjik hastalıklar dışında, bazı viral ve bakteriyel hastalıkların özellikle uygun bakımı yapılmayan veya eskiyen klimalar ve merkezi soğutma sistemlerinden bulaşabileceği rapor ediliyor. Klimaların neden olduğu bu hastalıkların önlenmesinde, klimaların bakımları ve temizliklerinin düzenli yapılması önemlidir. Aşırı sıcak ortamdan hızlı bir şekilde aşırı soğuk ortama geçmek bazı hastalıkların riskini ciddi anlamda artırmaktadır. Klimaların belirli zaman aralıklarında yavaş yavaş ısısını düşürerek kullanılması gerekir. Klimaların bilinçsiz kullanılması, üst solunum yolu hastalıkları ile yüz felci ve burun kanamalarına yol açabilir. Bir an önce serinlemek isteyen sıcaklardan bunalanlar klimalarının ayarını birden en soğuk konuma getiriyorlar. Oysa, klimalar belirli zaman aralıklarında yavaş yavaş soğutularak kullanılmalıdır. Böylece vücudun ısı değişikliğine adaptasyonuna izin verilir. Örneğin dışarıda sıcaklık 35 derece ise klima çalıştırılacak ortamda sıcaklık, 5‘er derece düşürülmeli ve son olarak 25 derecede sabitlenmelidir. Klima kullanırken üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren, kronik solunum hastalığı olan kişiler ile tüm çocuk ve yaşlıların özel özen göstermeleri gerekir. Klimaların yanlış kullanımı sinüzit rahatsızlığı olan kişilerde göz dibi iltihapları, beyin iltihabı, akciğer problemlerine, orta kulak rahatsızlığı (otit) geçirmiş kişilerde yüz felci, denge işitme sorunları, tonsilit gibi problemlerin olmasına yardımcı olabilir. Ani soğuk aynı zamanda adele tutulmalarına da neden olabilir. Sıcakta kalmaması gereken hastaların ise gölge ve esintili bir mekanda olmaları yeterlidir. Klima her zaman şart değildir. Ciddi sağlık sorunlarına neden olmamak için klimayı bilinçli kullanmak, bakım ve temizliğini düzenli yaptırmak, eskiyen klimaları yenilemek gerekir. |
GÖZ İLE İLGİLİ YANLIŞ BİLİNEN DOĞRULAR Kontakt lens kullanımı gözlük numarasının artışını engellemez. Gözlük kullanıp kullanmamak numarayı değiştirmez. Göze limon sıkmanın faydası yoktur, hatta zararlıdır. Çocuk büyüdükçe göz kayması düzelmez. Çocuk yakından televizyon seyrediyor diye gözü bozulmaz. Yakından televizyon seyreden çocuğun gözü bozuk olabilir ve daha iyi görebilmek için televizyona yaklaşır. Göz muayenesi doğuştan itibaren yapılabilir. 3 aylıktan itibaren bebekler gözlük takabilir. Halk arasında dinlendirici olarak tanımlanan gözlük numaralıdır ve ihtiyacı olana verilir. Bilgisayar başında uzun süre durmak gözü bozmaz. Gözlük takınca göz alışır, numara ilerler düşüncesi yanlıştır. Başkasının gözlüğünü kullanmak veya yanlış numaralı gözlük kullanmak gözü bozmaz ancak şikayete neden olur. Gözlük ve lensin muayenesiz alınıp kullanılması doğru değildir. Bebeklerde katarakt veya glokom (göz tansiyonu) görülebilir. Gözüne yabancı cisim kaçanların kullandığı kızarıklığı giderici veya uyuşturan bazı ilaçlar göz zarar verir. Gözün parlaması için kullanılan damlalar zararlıdır. Göz tembeliği ameliyatla düzelmez. Küçük yaştan itibaren gözlük kullanılması ve gözün kapatılıp çalıştırılması ile düzelir. (7 yaşın altında) Göz tansiyonu ilaçlarının ömür boyu kullanılması gerekir. Göz banyosunun göze bir faydası yoktur. Başkasına iyi geldi diye göz damlası gelişigüzel kullanılmamalıdır. Çok kitap okumakla göz daha da bozulmaz. Gözde hissedilen her ağrı mutlaka göz rahatsızlığından kaynaklanmayabilir. Glokom (Göz tansiyonu) ilerleyip göz sinirinde tahribat yaptıktan sonra belirti verir. |
Sağlıklı Bir Hayat Daha keyifli bir hayat için..Sağlıklı bir yaşam için formda kalmak yetmez, hayata sarılın. Günümüzde pek çok insan, nasıl daha uzun, daha sağlıklı, daha enerjik yaşayabileceğini ve sağlıklı kalabileceğini öğrenmek istiyor. Osman MÜFTÜOĞLU Ancak beslenme, egzersiz, stresten korunma, meditasyon, ilaçla tedavi veya ameliyatlar yeterli olmuyor. Hálá bir şey eksik: Hayattan haz almanın önemi!... Robert Ornstein ve David Sobel’in ortak ürünü ‘Healthy Pleasures’ adlı kitaptan alındı bu cümleler. Haklı, etkileyici ve yol gösterici oldukları için. SADECE formda kalma ve sağlıklı olmaya değil, neşeli ve eğlenceli bir hayata odaklanın. Hayatınıza sağlık ile birlikte mutluluk, yaşama sevinci de katın. Hastalanmak her zaman mümkündür. Sağlık, öyle yüzde yüz kontrol altında tutabileceğiniz, riski azaltıp kendinizi güvenceye alabileceğiniz bir şey değildir. Farklı ve kontrol edemeyeceğiniz çok sayıda bileşeni var. Ve bunların önemlice bir kısmı, ne yazık ki sizin kontrolünüz de değil. Kısacası hastalanmanız, beklenmedik sağlık sorunları ile karşılaşmanız her zaman mümkün. Geleneksel kültürümüzün hastalıkları ‘sağlığın bir zekatı’ gibi görmesi de belki de bununla ilişkili! KEYİFLİ ŞEYLER Hayatınıza her fırsatta keyif katın. Yaşamın doğasında zaten var olan hazlardan uzaklaşmayın. Haz duygusunun kötü, hazza kapılmanın tehlikeli olduğuna pek inanmayın. Bir hastanın eline tutuşturulan diyete hüzünle bakarak söyledikleri beni çok etkilemiştir: ‘Hocam, iyi ve keyifli şeylerin ya kanunlarla, ya toplumsal sınırlamalar ya da tıbbi gerekçelerle yasaklandığını doğru galiba!..’ Haz duygusunun en az ilaçlar, diyetler, ameliyatlar kadar hastalıklardan koruyucu ve iyileştirici etkisi olduğunu düşünüyorum. Hayatın tatlarından dengeli ve ölçülü dozlarda ama mutlaka yararlanın. Gezmeye, dinlenmeye, dalga geçip gülmyede, kendinizi şımartıp ödüllendirmeye de hayatınızda yer açın! Sadece bedensel değil, zihinsel egzersizlerin de sağlığa yararlı olduğunu unutmayın. Sadece uykunun değil, mutlu uykusuzlukların, alkolü bir kadeh fazla kaçırıp arkadaşlarla maça takılmanın da size iyi gelebileceğinden kuşku duymayın!.. Hayatınız sizin onu tanımanızı, biraz daha dokunmanızı, mümkünse sımsıkı sarılmanızı istiyor. Bu hayat sizin ve başka bir hayat yok! Onu sımsıkı yakalayın, doya doya kana kana yaşayın. İyi yaşayın, farklı yaşayın, keyifli yaşayın. Daha keyifli bir hayat için - Hayatınıza daha çok eğlence katın. - Esprili, nüktedan bir olmaya çalışın. - Hafifleyin, fazla yüklerinizi atın. - Her zaman iyimser, olumlu ve yapıcı olun. - Dostlarınızı ve ailenizi daha sık arayın. - Daha çok şaka yapın. - Gülmekten de ağlamaktan da korkmayın. - Sevdiklerinize yaklaşın, sık sık sarılın. - Daha sık tatil yapın, kendinizi şımartın. - Nefret,düşmanlık ve korkudan uzak kalın. - Daha çok hoşgörün, daha sık bağışlayın. - Yeni hobiler kazanın. |
Ülsere çare bulundu Türk bilim adamları ülserin nedenini ve çaresini buldu. Büyük buluş Alman dergisinde yayınlandı. 13.07.2007 Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyelerinden Doç. Dr. Halis Süleyman ve 5 kişilik öğretim üyesi ekibi, 'Nimesülidin anti ülser etki mekanizmasında alfa 2 adrenerjik reseptörlerinin indirekt rolü' çalışmasıyla, midedeki ülser hastalığının ortaya çıkış nedenini buldu. Doç. Dr. Süleyman, "Vücuttaki adrenalin ve kortizon arasındaki dengenin bozulmasının ülsere neden olduğunu ortaya koyduk. Hastalığın tedavisi artık çok kolay olacak" dedi. 15 yıllık çalışma Yaklaşık 15 yıldır ülser hastalığının nedenini araştıran Doç. Dr. Halis Süleyman, Farmakoloji Bölümünde görevli Prof. Dr. Fatma Göçer, Doç. Dr. Sait Keleş, Yrd. Doç. Dr Zekai Halıcı, Yrd. Doç. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu ve Araştırma görevlisi Eczacı Elif Çadırcı ile önemli bir buluşa imza attı. Son üç yıldır ‘Nimesülidin anti ülser etki mekanizmasında alfa 2 adrenerjik reseptörlerinin indirekt rolü’ başlıklı çalışma yaptıklarını anlatan Doç. Dr. Süleyman, ülser hastalığının, böbreküstü bezlerinin salgıladığı kortizon ve adrenalin arasındaki dengenin bozulmasından kaynaklandığını bilimsel olarak ortaya koyduklarını söyledi.. 'Rahatlıkla tedavi edilebilecek' Ülser hastalığının birçok nedeni olduğunu ancak tedavinin kesin sonuç vermediğini anlatan Doç. Dr. Süleyman şunları söyledi: "Yaptığımız çalışmayla ülsere böbrek üstü bezlerinin salgıladığı iki hormon arasındaki dengenin bozulmasının neden olduğunu ortaya koyduk. Kortizon ve adrenalin hormonların antiülser özellikler taşıdığını da belirledik. Şimdiye kadar tam tedavisi yapılamayan ülserin kalıcı tedavisi için iki hormon arasındaki dengenin sağlanmasının önemini ortaya çıkardık. Artık iki hormon arasındaki dengeyi sağlayarak, ülser çok rahatlıkla tedavi edilebilecek." Alman tıp dergisinde yayınlandı Laboratuvar ortamında ve fareler üzerinde yaptıkları çalışmayla ilgili makalenin, Almanya’nın ünlü tıp bilim dergisi Naunyn-Schmiedeberg’s Archives Pharmacology Dergisi’nde de yayınlandığını dile getiren Doç. Dr. Süleyman, makalenin yayımlanmasını N, yaptıkları çalışmanın önemini gösterdiğini kaydetti. |
Sebze ve meyvede ilk 10 Eğer brokoli yemeyi seviyorsanız, bir numaralı yiyeceği seçmiş sayılırsınız. En popüler 10 sebze arasında en çok fitokimyasal (vücudu kronik hastalıklara karşı koruduğu için alınması gereken madde) brokolide bulunuyor. Sıralamada brokoliyi takip eden sebzeler şunlardır; ıspanak, soğan, kırmızı biber, havuç, lahana, patates, marul, kereviz ve salatalık. Kırmızı biber içerdiği antioksidan miktarıyla brokoliyi geride bırakır. Aynı araştırmacılar en popüler 10 meyveyi de değerlendirdiler. Buna göre en fazla fitokimyasal ve antioksidan yaban mersininde bulunur. Onu; elma, kırmızı üzüm, çilek, şeftali, limon, armut, muz, portakal, greyfurt ve ananas takip eder. Beslenme uzmanları sebze ve meyveleri araştırırken kanser önleyici beslenme düzeni belirleyebilmek için biyoaktivite endeksini dikkate alarak yiyecek alışverişi yapanların en yararlı meyveleri ve sebzeleri seçebilmelerine yardımcı olurlar. |
Şişmanlığın yapmadığı hastalık yok! Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Görevlisi Uzman Diyetisyen Canan Ulus, şişmanlığın psikolojik sorunlardan diyabet, kısırlıktan kalp rahatsızlıklarına kadar birçok hastalığa sebep olduğunu bildirdi. Türkiye'de bayanlarda yüzde 27-30, erkeklerde ise yüzde 12-15 arasında görülen şişmanlığın üstesinden diyet ve doktor kontrolü altında gelinebileceğine dikkat çeken Canan Ulus, "Şişmanlık birçok hastalığa neden olduğu gibi kendisi de bir hastalıktır. Özellikle son yıllarda çocuklarda yanlış beslenmeden kaynaklanan şişmanlığa rastlanmaktadır. Bilinçli bir şekilde şişmanlıktan kurtulmanın çareleri aranmalıdır" dedi. Vücudun yağ dengesinde oluşan bozulmaların neden olduğu şişmanlığın yaşam kalitesini bozduğunu, bunun yanı sıra birlikte görülen hastalıklar nedeniyle erken yaşta ölümlerin söz konusu olduğunu vurgulayan Ulus, "Fiziksel ve estetik görünüm bozukluğu dolayısıyla başarısızlık, ortama uyamama gibi sorunları da beraberinde getirmekte, hatta psikolojik rahatsızlıklara bile neden olabilmektedir" diye konuştu. Ulus, tip 2 diyabet, hipertansiyon, koroner kalp hastalığı, kalp yetmezliği, felçler, üreme ile ilgili hastalıklar, kanserler, safra kesesi hastalıkları, solunum sistemi hastalıkları, eklem problemleri, ürik asit yüksekliği, reflü hastalığı ve idrar kaçırmanın şişmanlıkla birlikte olabilecek hastalıklar olduğuna değindi. Tip 2 diyabetiklerin yüzde 80'inin şişman olmasının tesadüf olmadığına işaret eden Ulus, yine ideal kilonun yüzde 20'sinin üzerine çıkıldığında hipertansiyon gelişme riskinin de 8 kat arttığına dikkat çekti. Ulus, "Ayrıca kilo artışı ile birlikte kolon, rectum, prostat kanserlerinde ve bunlardan ölümde de bir paralel artış söz konusudur. Kilolu hanımlarda sık görülen siklus bozuklukları polikistik over sendromu ve kısırlık gibi problemlere de genellikle şişmanlık eşlik etmektedir" şeklinde konuştu. Tedavi edilmesi zorunlu olan şişmanlıktan kurtulmaya karar veren bireylerin öncelikle dahiliye doktorlarına görülmesi, ardından diyetisyen kontrol ve takibinde diyete başlaması gerektiğini vurgulayan Ulus, diyetisyenin uygun diyetle birlikte hastaya yapması gerekenleri söyleyeceğini vurguladı. Ulus, şişmanlıktan kurtulmada irade ve sabrın önemli olduğunu sözlerine ekledi. |
EL VE TIRNAK TEMİZLİĞİ VE BAKIMI Günlük yaşamda en fazla kirlenen organların başında eller gelmektedir. Kirli yüzeylere sürtünen ve dokunan ellerin yıkanmadıkları sürece birer mikrop barınağı olmaya başladığı bilinmelidir. Bu nedenle ellerin düzenli olarak yıkanması gerekmektedir. Olanak bulunan her ortamda eller akar su altında sabunla, el sırtı, avuç içi ve parmak araları köpüklerle kaplanıp 15 saniye ovuşturularak (yavaşça 15’e kadar sayarak bu süre belirlenebilir) yıkanmalı, durulanmalı, başkası tarafından kullanılmamış havlu, kağıt havlu ya da kağıt mendille kurulanmalıdır. Kurulama olanağı yoksa elleri bir yere sürmek yerine havada kendiliğinden kurumasını sağlamak en doğru davranıştır. Tırnakların kesilmiş, varsa ojenin eskimemiş olması el temizliği için ön koşuldur. Su ve sabun bulunmayan yerlerde el temizliği hazır ıslak temizlik mendiliyle yapılabilir. Eller ne zaman yıkanmalıdır?
|
ŞİŞMANLIK BULAŞICI MI? Yapılan kapsamlı araştırmada, toplumsal ilişkilerin obezlikte şaşırtıcı biçimde güçlü rol oynadığı belirtilerek, ailesi ya da yakın arkadaşları şişman olanlarda obezlik olasılığının daha fazla olduğu kaydedildi. Araştırmacılardan California Üniversitesi öğretim üyesi James Fowler, araştırmanın şaşırtıcı sonuçlarından birinin de yüzlerce kilometre uzakta olan arkadaşların bile bir kişinin kilo durumunu etkilemesi olduğunu söyledi. Araştırmaya göre, bir arkadaşı obez olanın aşırı şişman olma olasılığı yüzde 57, kardeşi obez olanın yüzde 40, eşi obez olanınsa yüzde 37 oranında artıyor. Çok yakın arkadaşlıklarda ise riskin üçe katlandığı belirtildi. Bu konuda cinsiyetin de önemli bir unsur olduğu belirtilen araştırmada, aynı cinsiyetten arkadaşlıklarda bir kişinin obezlik riskinin, arkadaşlarından biri kilo alıyorsa yüzde 71 arttığı belirtildi. Erkek kardeşler arasında bu risk yüzde 44 olurken, kız kardeşler arasında yüzde 67ye çıkıyor. NEDEN BULAŞICI? Obezliğin neden bulaşıcı olduğu sorusuna cevap arayan bilim adamları, birlikte vakit geçiren insanların yeme ve spor yapma alışkanlıklarının birbirine benzemesinin tek başına açıklayıcı olmadığını düşünüyorlar. Araştırmacılar, obez akrabaları ve arkadaşları olan insanların, kabul edilebilir kilo konusundaki fikirlerinin değişmesinin önemli bir unsur olduğunu belirttiler. Bununla birlikte bilim adamları, insanlardan araştırma sonuçlarına bakıp obez arkadaşlarıyla ilişkilerini kesmemelerini istediler. New England Journal of Medicineda yayınlanan ve Milli Yaşlılık Enstitüsü tarafından desteklenen araştırma 12,067 kişi üzerinde yapıldı. Doğal kilo alma ve kilo almadaki diğer faktörlere bakılan araştırmada, bu konudaki en büyük etkinin aynı genleri paylaşmakta değil arkadaşlık ilişkisinde olduğu belirtildi. Obezlik başta ABD ve diğer Batı ülkelerinde son zamanlarda bir sağlık problemi haline geldi. Dünya çapında 400 bini obez olmak üzere 1,5 milyar şişman yetişkinin olduğu kaydediliyor. Amerikalıların da üçte ikisi obez veya şişman. |
Çalışan anneler obeziteye dikkat! Üst gelir grubuna ait aileler ve anneleri çalışan çocukların obez olma riski artıyor. 27 Temmuz 2007 Cuma Senem Yazıcı İngilterede yapılan bir araştırma, üst gelir grubuna ait aileler ve anneleri çalışan çocukların obez olma riskinin yüksek olduğunu ortaya koydu. Merkezi Londrada bulunan Ulusal Tıbbi Araştırmalar Konseyinin BBCnin internet sitesinde yayınlanan araştırmasına göre, üst gelir grubuna sahip ailede doğan, özellikle de annesi çalışan çocukların, yaşamlarının ilk üç yılında fazla kilolu ya da obez olma riskleri yükseliyor. Londrada 13 bin bebeğin 0-3 yaş dönemindeki fiziksel aktiviteleri ve beslenmelerinin incelendiği araştırmanın sonuçlarını değerlendiren konsey üyesi Dr. Susan Jebb, araştırmaya katılan çocukların yüzde 23ünün fazla kilolu ya da obez olduğunu, bunların da büyük bölümünü orta ve ortanın üstü gelir gruplarına sahip, anneleri çalışan ailelerin çocukları olduğunu kaydetti. Araştırmaya göre, yüksek gelir grubuna sahip bir ailenin çocuğunun obez olma riski yüzde 15 daha fazla olarak tespit edilirken, geliri düşük de olsa çalışan annelerin çocuklarında bu oran yüzde 20lerde seyrediyor. Hazır gıdalardan uzak, ev dışında oynayan sağlıklı çocuklar Araştırmaya göre, gelir düzeyi düşük ailelerin çocukları daha sağlıklı beslenme ve daha fazla fiziksel aktivitede bulunma olanağı bulurken, yüksek gelir grupları, özellikle de çalışan annelerin çocukları, hazır ve yüksek kalorili gıdalarla beslenmelerinin yanı sıra televizyon ya da bilgisayar karşısında daha fazla zaman geçiriyor, ana öğünlerde de "atıştırmalarda" da daha sağlıklı içeriğe sahip gıdalar tüketiyor. Bebeklerin ilk üç yıldaki beslenmesinin çok önemli olduğuna dikkati çeken Jebb, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde giderek artan obezitenin önüne geçilebilmesi için çocuklara erken yaşlardan itibaren sağlıklı beslenme düzenleri ve alışkanlıkları kazandırılması gerektiğini kaydetti. Araştırmada, ayrıca süt izinlerine karşın, çalışan annelerin emzirme sürelerinin doktorların tavsiye ettiği sürenin altında kaldığı, katı gıdalara daha erken başladıkları ifade edildi. |
Az yiyen uzun yaşıyor Bilim adamları az yemek yemenin ömrün uzamasına fayda sağladığını ortaya koyan bir gen belirlediler. Araştırma sonuçları, hayvanlarda olumlu sonuç verdiği gözlenen kalori azaltma yönteminin, insanlarda da işe yarayabileceğini gösteriyor. 1930’lu yıllarda yapılan deneyler, günlük kalori alımı azaltılan laboratuvar hayvanlarında kanser, diyabet, ve kalp hastalığı riskinin azaldığını gösteriyordu ama bugüne dek yapılan araştırmalarda, kalori alımını azaltmanın ömrü uzattığına ilişkin yeterli kanıt bulunamamıştı. Uzmanlara göre, ömrün uzamasının avantajlarından yararlanılabilmesi için, günlük kalori alımının yüzde 60 kadar daha azıyla sınırlanması gerekiyor. Ancak bulgular, insanların beslenme düzenlerini değiştirmelerine gerek kalmadan az yemenin getirilerinden faydalanmalarını sağlayacak haplar geliştirilmesine de olanak sağlayabilir. |
PLÖREZİ (AKCİĞER ZARI İLTİHABI): FİBRİNLİ (KURU) Halk arasında akciğer zarı sertleşmesi olarak bilinir. Çoğunlukla önemli bir iz bırakmadan iyileşir. Gene de dikkatle izlenmesi gerekir, çünkü olguların önemli bir bölümü akciğer filmleriyle her zaman tanınamayan verem hastalığına bağlıdır. Nedenleri Eğer hastalık etkeni verem basili değilse çeşitli olasılıklar söz konusudur. Akciğer zarı iltihabı akciğer ya da bronş iltihabı, apse, bronş genişlemesi ve yıkımı gibi bir başka akciğer hastalığından kaynaklanabilir. Gut ve üremi gibi bir zehirlenme hastalığına bağlı olabilir. Göğüs kafesi yaralanma-lan, romatizma ya da karaciğer, safrakesesi, karın zarı, kalp gibi komşu dokulardaki bir iltihabın akciğer zarına yayılması sonucunda ortaya çıkabilir. İltihap etkenlerinin kan ya da lenf dolaşımı yoluyla akciğer zarına ulaşmasıyla da gelişebilir. Belirtileri Dört önemli belirti görülür: Ağn, ateş, Öksürük ve zar sürtünmesi. Bunlar hastalığın yeterince tipik belirtileridir ve hemen her olguda belli ölçüde yinelenir. Bununla birlikte kesin tanı konabilmesi için hepsinin bir arada bulunması gerekmez. Ağn hastanın dikkatini çeken ilk belirtidir. Gerginlik duygusu verir, batıcıdır ve göğüs duvarının tek bir noktasında duyulur. Bu nokta genellikle kürekkemiğinin ucuna denk düşer. İltihap akciğer tepesini örten zarda yoğunlaşmışsa ağrı özellikle omuza yayılma eğilimindedir. Ağrının önemli bir özelliği de derin soluk almayla, öksürük ve hapşırıkla artmasıdır. Hastalık etkeni o bölgede bazı değişikliklere neden olur. Örneğin akciğer zarını besleyen damarları genişletir. İltihaplı bölgeden damar geçirgenliğini artına maddelerin çıkması sonucunda damarlardan bol miktarda fibrinojen içeren bir sıvı sızar. Fibrinojen bir proteindir. Akciğer zarının İki katmanı arasında biriktiğinde zamanla sertleşerek ağsı ya da partüklü bir fibrin kütlesine dönüşür. Bu arada akciğer zarının katmanlarını döşeyen hücrelerin de dökülmesiyle bunların örttüğü zar alanı açıkta kalır. Akciğer zarının yüzeyi böylece kayganlığını yitirir ve zarın iki katmanı solunum sırasında birbiri üzerinde kolayca kayamaz. Solunum hareketi sırasında zar katmanlarının birbirine sürtünmesi, zarın göğüs duvarım örten yüzeyindeki duyu sinirlerinin uçlarım uyararak ağrıya neden olur. Buna karşılık zarın akciğeri örten bölümünde duyu sinirleri bulunmadığından bu bölge ağrısızdır. Ateş çok farklı biçimlerde gelişebilir. Genellikle 38°C-39°C ye kadar yükselir; özellikle hastalığın başlangıcında belirgindir ve gün boyu yüksek kalır". Daha Önemli bir belirti olan öksürük kuru ve inatçıdır. Akciğer zarındaki iltihaptan doğan bir refleks sonucu ortaya çıkar. Son derece rahatsız edicidir, çünkü ağrıyı artırır. Akciğer zan sürtünmesi hastalığın ana belirtisidir. Sürtünme sesinin şiddeti akciğer zarı katmanlarında iltihabın yaygınlığına bağlı olarak değişir. Oğuşturulan taze kösele sesine, karda yürürken çıkan sese ya da birbirine sürtülen saç tellerinin çıkardığı sese benzeyen bu ses, artık pürtüklü bir yapısı olan akciğer zarı katmanlarının birbirine sürtünmesinden doğar. Derin soluma sırasında ve soluk vermekten çok soluk alırken duyulur. Sesin zamanla hafifleyerek kaybolması fibrin birikintilerinin ortadan kalktığını, akciğer zarının iki katmanının birleştiğini ya da akciğer zarı boşluğunda sıvı (eksüda) birikmesiyle katmanların sürtünemeyecek kadar birbirinden uzaklaştığım düşündürür. Son olasılık, fibrinli akciğer zan iltihabından sulu akciğer zan iltihabına geçildiğini gösterir. Kuru (fibrinli) akciğer zarı iltihabının belirtileri özellikle vereme bağlı olgularda çok hafif olabilir. Başlangıçta gözden kaçabilir ve akciğere yayılarak çok daha ağır duruma gelebilir. Bu nedenle belirtiler hafif de olsa, inatçı ve yineleyici özellikteyse hastanın röntgen filmi çekilmeli ve çeşitli incelemeler yapılmalıdır. |
BÖCEK SOKMALARI Yaz aylarında, böcek sokmalarının arttığını bildiren uzmanlar, özellikle zehirli böcek, yılan ve sineklere karşı dikkatli olunması tavsiyesinde bulunuyor. Böcek sokmaları ve ısırmaları; alerjik reaksiyonlara ve nadir olarak enfeksiyonlara neden olabileceği için göz ardı edilmemesi gerekiyor. Yaz aylarında daha çok sivrisinek ve arı sokmalarıyla karşılaşılsa da açık mekanlarda daha çok vakit geçirildiği için akrep, kene, örümcek vs. gibi canlıların da sokmalarıyla karşılaşılabiliyor. Sema Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Serpil Özyılmaz, sivrisineklerin çok yoğun olduğu bölgelerde sinek kovucu ilaçlar kullanılmasını öneriyor. Korunma yöntemleri • Otların üzerinde açık ayakkabı ve çıplak ayakla yürümeyin. • Pikniğe, çocuk bahçesine veya ağaçlık alanlara giderken parlak renkli, kol ve bacağı açıkta bırakan giyecekler giymeyin. • Ağzı açık kalmış teneke kutulardan ve şişelerden içecek içmeyin. • Ev ve arabaların camları kapalı tutun. • Çöp tenekelerinin ağzını kapalı tutun. • Ev dışında yenilen yiyeceklerin paketleri kapatılmalı, uzun süre ağzı açık bırakılmamalı. • Çok yoğun ve çiçekli kokular sürmeyin. • Arı görüldüğünde panik yapmayın. Dr. Serpil Özyılmaz böcek sokmalarında uygulanması gerekenleri şöyle sıraladı; • Isırılan bölgeye soğuk uygulayın • Ağrı varsa ağrı kesici ilaç alınabilir • Yara yerini temizleyin ve temiz tutun • Isırılan bölgede şişlik, kızarıklık ve sıcaklık olursa bir sağlık kuruluşuna başvurun. Arı sokmaları hakkında bilgi veren Dr. Serpil Özyılmaz; arı sokmasında da, buz uygulamasının yararlı olduğunu belirtti. Ancak, arı sokmasına karşı bazı kişilerin alerjisi olabilir. Mide bulantısı, kusma, nefes almada zorluk çekme, gözlerin etrafında, dudaklarda veya boğazda şişlik bunun belirtileridir, hatta bilinç kaybı görülebilir. Arı sokmasına karşı aşırı duyarlılığı olan kişiler, doktorunun verdiği ilaçları mutlaka yanında bulundurmalıdır, dedi. |
Doğru içecekleri ve besinleri seçin Yaz aylarında artan sıcaklarla birlikte, başta çocuklar ve yaşlılar olmak üzere her yaş grubundaki insanlar, diyabetliler, kalp hastaları beslenmesine mutlaka dikkat etmeli ve bol bol su içmeli. 30 Temmuz 2007 Pazartesi TAYLAN KÜMELİ Diyabetlilerin yaz aylarında serinlik katıcı doğru besin ve içecekleri tüketmeleri gerekir. Bunun için şu noktalara dikkat etmeliler. Su en iyi serinleticidir. Suyun yerini hiçbir meşrubat, gazlı içecek tutamaz. Mutlaka günde 2-2,5 litre su içmeli, tatlandırıcılı da olsa gazlı içecekleri kullanmamalı, taze limon ve tatlandırıcı ile hazırlanmış light limonataları tercih etmelisiniz. Aşırı ısı artışı ile iştahınız azalabilir, öğün atlamak isteyebilirsiniz. Bu kan şekeri dengesi için tehlikeli olacaktır. Her ana öğünde hafif ama dengeli bir mönü, ara öğünlerde ise light kahvaltı tarzı atıştırmalar yapmalısınız. Yaz meyveleri porsiyon kontrolünün zorlaştığı, kan şekerini hızlı yükseltebilen alternatiflerdir. Özellikle karpuz-peynir tarzında öğünlerden kaçınmalısınız. Karpuz masum bir meyve değildir, hem fazla yedirir hem de kalorisiz sanıldığından tuzağa düşürür ve kişilerin beklenmedik kilo artışlarına zemin hazırlar. Hamilelere öneriler Hamilelikte sık karşılaşılan bir problem olan ödem, yaz aylarıyla birlikte sıcaklık ve terleme sonucu meydana gelen sıvı kaybı ve yetersiz sıvı tüketimi ile daha da artar. Yine emziklilik döneminde süt salınımı için yeterli sıvı tüketilmediği durumlarda bebeğin büyümesi için gerekli süt salınımı gerçekleşemez. Bütün bu faktörler değerlendirildiğinde hamile veya emzikli iseniz bu dönemde günlük 2,5-3 litre su tüketmelisiniz. Ayran, süt, kefir, taze sıkılmış meyve ve sebze suları gibi içeceklerle hem sıvı ihtiyacı karşılanır hem artan vitamin ve mineral ihtiyacına destek sağlanır. Öğün aralarında veya öğünlerle birlikte bu besinlerin tüketimine ağırlık vermelisiniz. Özellikle bu mevsimde tuz tüketimi vücutta su kaybını artırıp ödemlere neden olacağı için tuz tüketiminizi minimum düzeyde tutmalı, baharatlarla yemeklerinizi lezzetlendirmelisiniz. Balık tüketiminize dikkat edin. Balık beyin gelişimi için oldukça önemli olan omega 3 yağ asitlerinin en önemli kaynağıdır. Araştırmalara göre bu olumlu etkinin görülebilmesi için haftalık balık tüketimi 340 gramın altında olmamalı. |
http://www.medikalsozluk.com/images/bolum/sebzeler.jpg Meyveler ahududu Kanı temizler, vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Terletir ve idrar söktürür. Kabızlığı giderir. Vücuda dinçlik verir. ayva İshal ve dizanteriyi keser. Mide ve bağırsakları kuvvetlendirir. İnce bağırsak iltihabını giderir. Kanı temizler. Çarpıntıyı dindirir. badem Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Böbrek, mesane ve tenasül yollarındaki iltihapları giderir. Baş ağrısı, karaciğer ve böbrek ağrılarını hafifletir. badem Aci bademin uçucu yagi, iyi bir koku ve tat giderici (balik yagina ilave edilir) ve hafif bir dezenfektandir. Badem tohumlari, badem surubu hazirlanmasinda kullanilir. Çocuklar için iyi bir müshildir. Kremlerin terkibine girer. Meyve kabugu halk arasinda bogaz agrilarina karsi kullanilmaktadir. ceviz Yaprakları ve kabuklarıyla hazırlanan ilaçlar kanı temizler, kansızlığı giderir. İshal ve dizanteriyi keser. Verem ve şeker hastalığında hem besleyici, hem de tedavi edicidir. Saç ve elleri boyamakta da kullanılır. Bitki bilimcilere göre bol miktarda A, B1, B2, C, E ve K vitaminleri ile Chinon Juglon adlı aktif madde içeren cevizin hem içi, hem ağacının kabukları hem de yaprakları pek çok sağlık sorununa iyi geliyor. Her sabah kahvaltıda bir miktar ceviz içi yenmesinin zekayı geliştirdiğini belirten uzmanlar, yeşil ceviz meyvelerinin kabukları kaynatılarak içildiğinde erkeklerde cinsel gücü artırdığını belirtti. Vücudu besleyip güçlendiren cevizin yararlarından bazıları şöyle sıralanıyor: • Nasırlar üzerine konulan ceviz yağı zamanla bunların yok olmasını sağlar. • Taze dalların kabukları ve meyvelerinin kabukları ile karıştırılıp kaynatılarak elde edilen sıvı mideyi kuvvetlendirir. • Ceviz yapraklarından yapılan çay iştah açar, mideyi kuvvetlendirir, boğaz hastalıklarına iyi gelir. • Bir miktar ceviz yaprağı banyo suyuna karıştırılırsa cilt hastalıklarına iyi gelir. • Ceviz yaprakları pişirilerek çıbanların üzerine sarılırsa iyileşmesini sağlar. • Ceviz yağı yüz lekelerinin üzerine sürülüp masaj yapılırsa lekeler yok olur. çamfıstığı Bronşit, verem, akciğer hastalıklarının çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Ruhi çöküntüyü giderir. Kalp hastalıklarında da faydalıdır. çilek Körpe ve bol sulu çilekler sistemi temizliyor. Cilt sorunları olanlar için de iyi bir meyvedir. Böbrek, idrar yolları ve bağırsak sorunları için de birebirdir. Ayrıca diş etlerini güçlendiriyor, dişlerdeki tartarı önlüyor, ağız kokularını ve boğaz ağrılarını gideriyor. Çilekte yüksek oranda C vitamini bulunduğu gibi, yüksek tansiyon ve kolesterolü düşüren maddeler içeriyor. Çilek C vitamini ihtiyacını karşılar. Ayrıca bol miktarda potasyum içerir ve lifli besinler arasında önemli bir yer tutar. Diyabetli hastalar, çileğe şeker ilave etmemek şaartıyla bu meyveyi bol bol yiyebilirler. dut Beyaz dut yaprakları idrar söktürür. Vücutta biriken suyu boşaltır. Aç karnına yenen beyaz dut bağırsak solucanlarını söktürür. dut meyvası Fructus Mori nigri Meyvalardan hazırlanan şurup, gargara halinde, ağız ve boğaz hastalıklarına (pamukçuk) karşı kullanılır. elma Günde bir elma yemek doktoru evinizden uzak tutar. İki elma yerseniz, kalp ve dolaşım sorunlarına karşı korunmuş olursunuz. Kolesterolü yok eder ve kabızlığı önler. Sindirimi kolaylaştırır. Kokusu rahatlatır ve kan basıncını düşürür. Artrit, romatizma ve gut hastalıklarına karşı da yararlıdır. enginar Kandaki üre ve kolesterolü düşürür. İdrar söktürür. Kandaki şeker miktarını ayarlar. Damar sertliği ve kalp hastalıklarını önler. Böbrekteki kumların dökülmesine yardımcı olur. Prostat, meme ve rahim ağzı kanserine karşı iyi gelir. Enginarın içinde bulunan Silymarin maddesinin, hücrelerin hasar görmesini engellediğine işaret eden araştırmacılar, ayrıca Silymarin maddesinin, prostat, meme ve rahim ağzı kanserini önleme konusunda da etkili olduğunu belirtti. Enginarın içinde, fiber, magnezyum, folate ve C vitamini bulunduğu, bu sebzeyi bol miktarda tüketenlerin, bulundukları yaşın daha altında gösterdikler. fındık Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Vücuda kuvvet verir. Nekahat devresinin çabuk geçmesini sağlar. greyfurt C vitamini bakımından çok zengindir. Yarım greyfurt günlük C vitamini ihtiyacının yüzde altmışını sağlar. Kolesterol oranını düşüren pektin maddesi bulunur. Kansere karşı koruyucu özellik taşır. İştah açar. hindistancevizi İdrar söktürür. Böbreklerdeki kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur. Mide ağrılarını giderir. hurma Kalbimizin yeni dostu bulundu: Hurma Bugüne dek kalp ve damar hastalıklarından korunmada elmanın sihirli gücü biliniyordu. İsrailli bilimadamları kalbin gerçek dostunun hurma olduğunu kanıtladı. İsrailli bilim adamları, hurmanın, kalp ve damar hastalıklarından korunmak için önerilen elmadan daha etkili olduğunu açıkladılar. İsrail'de yapılan bir araştırmada, elma ve hurmanın yararları karşılaştırıldı. Hurmanın lif, mineral ve fenol açısından zengin olduğunu söyleyen bilim adamları, elmada daha fazla bakır ve çinko bulunduğunu, buna karşılık hurmada sodyum, potasyum, magnezyum, kalsiyum ve demir miktarlarının elmadan iki kat fazla olduğunu belirttiler. Bilim adamları, düzenli yenilmesi halinde kalp ve damar hastalıkları riskini azaltan bu meyvelerin içindeki yararlı maddelerin daha çok kabuklarında bulunduğunu kaydettiler. karpuz Vücuttaki toksinleri temizler ve böbrekteki kumları eriterek sıhhat ve zindelik kazandırır. Ayrıca kemik gelişimine de yardımcı olur. kavun Kavun meyve olarak çok yenildiği gibi tohumları (çekirdekleri) de tıbbî olarak kullanılmaktadır. Olgun kavunların çekirdekleri kurutulur. Çekirdekler halk tabâbetinde öksürüğe karşı (çekirdekleri suda, suyu yarıya ininceye kadar kaynatılıp içilmesiyle) kullanılır. Ayrıca kavun, sinirleri yatıştırır, böbreklerdeki kanı temizler, taşların düşürülmesine yardımcı olur. Barsaklarda ülser ya da iltihab olanlarla, şeker hastaları ve yüksek tansiyonu olanlar yememelidir. kayısı Çekirdeklerinden yağ elde edilir. Etli meyvesi şeker, organik asitler ve C vitamini ihtivâ etmesi bakımından önemlidir. Çekirdek içinden elde edilen yağ badem yağı yerine, yaprakları derelerde balıkları sersemleterek tutmak için kullanılır. kestane Kabuklarının suda kaynatılması ile elde edilen çay, ateş düşürür ve sinirleri yatıştırır. Meyvesi kasları kuvvetlendirir. Kan dolaşımını düzenler. Varis ve basur memelerinin meydana gelmesini önler. Karaciğer yorgunluğu ve şişliğini geçirir. Kansızlığı giderir. Damar sertliği ve yüksek tansiyondan şikayet edenlerle, şeker hastaları yememelidir. kızılcık Kızılcık meyvelerinden ezme, marmelat, meyve suyu yapılır. Kabız edici özelliği vardır. Gıdâ olarak istifâde edildiği gibi kabukları ateş düşürücü olarak kullanılır. kiraz Aspirin yerine kiraz Kiraz yemek ağrıların dindirilmesinde aspirinden çok daha etkili oluyor. Michigan eyaletinde yaşayanlar, bu yörede çok yetiştiğinden, bol bol kiraz yiyorlar. Kimileri bu meyvenin gut ve mafsal iltihabından kaynaklanan ağrılara birebir olduğunu ileri sürüyor. Michigan Eyalet Üniversitesi'nden Muraleedharan Nair kirazda bulunan ve ''antosiyanin'' olarak bilinen kırmızı renkteki kimyasalların bu etkiyi yaratabileceğine dikkat çekiyor. Nair ve ekibi genelde uygulanana deneylerden yararlanarak söz konusu belişimlerin aspirin ve ibuprofen gibi ağrı kesicilerde bulunan enzimleri içerip içermediğini araştırdı. Ardından kimyasalların serbest radikallerin zararlı etkilerini yok edici özelliklerini inceleyerek bunları vitaminlerle karşılaştırdı. Sonuçta, 20 kirazda 12-25 miligram arasında antosiyanin bulunduğu ve bu maddenin ağrı kesici etkisinin aspirinden on kat daha fazla olduğu görüldü. Kirazda bulunan antosiyanin maddesinin E ve Ca vitaminlerine benzer antioksidan etkiler yarattığına da tanık olundu. Nair'e göre, günde 20 kiraz yemek bir aspirin almakla özdeş etki yaratıyor. Nair kirazdaki antosiyaninin tablete dönüştürülmesine çalışıyor. kivi Bir kivide, bir portakalda olan C vitamininin iki katı vardır. Potasyum bakımından da zengindirler. Sindirimi kolaylaştırır ve kabızlığı önler. muz Folik asit, potasyum ve B6 vitamini bakımından son derece zengin bir meyvedir. Potasyum krampları önler. nar Vücudu kuvvetlendirir. İshali keser. Burun poliplerine faydalıdır. Şerit düşürür. Kalbi kuvvetlendirir. Mide, bağırsak hastalığı olanlar, küçük çocuklar ve hamileler fazla kullanmamalıdır. portakal Antioksidantlar ile dolu bir meyve. Kanseri önleyici olarak bilinen bütün maddeleri içeriyor. Ayrıca bol miktarda C vitamini içeriyor. Kilo almaya engel olur. Kandaki kolestorolü düşürür.Vucüdun C vitamini, potasyum, protein, B ve E vitaminleri ile kalp hastalıkları ve antikanserojen maddeler ile kanser riskini azaltıyor, kolestorolü düşürüyor şeftali Çiçekleri kabızlığı giderir ve barsak solucanlarını düşürür. Meyvesi hazmı kolaylaştırır.İdrar yollarını temizler. Bol miktarda idrar söktürür. Basur memelerinden doğan şikayetleri giderir. Safra kesesi ve böbrekler için faydalıdır. vişne İshali keser. Ateşi düşürür. İdrar söktürür. Vücuda rahatlık verir. yeralması Şeker hastaları için faydalıdır. Besleyicidir. Vücudun direncini arttırır. Kabızlığı giderir |
Aspirinden sonra C vitamini şoku C vitamini soğuk algınlığı ve gribe yakalanma riskini azaltmıyor. Tıp dünyası aspirinden sonra şimdi C vitamini karşısında uğradığı hüsranla sarsıldı. TIP dünyası aspirinden sonra şimdi C vitamini karşısında uğradığı hüsranla sarsıldı. Harvard Üniversitesi bilim adamları günde 100 miligramdan daha fazla alınan aspirinin kalp ve tansiyon riskini yükselttiği tespit etmesinden sonra, Avustralyalı ve Finlandiyalı bilim adamları sanılanın aksine C vitamininin soğuk algınlığı ve gribe yakalanma riskini azaltmadığını tespit ettiler. 11 bin kişi üzerinde yapılan 30 araştırmayı inceleyen uzmanlar, verilerini Medical Journal'da yayınladı. İşte sonuçlar: Düzenli olarak hap veya portakal suyu şeklinde alınan C Vitamini soğuk algınlığı ya da gribe karşı etkili değil. Sadece yüzde 2 koruma sağlıyor. Hastalığın başlamasından hemen sonra portakal suyu takviyesi yapmak ya da C vitamini hapları kullanmak iyileşme için etkili değil. C vitamini kullanmak hasta kalınan süreyi kısaltmıyor! Sadece yıllık grip kalma süresini 15 günden 14 güne indiriyor. C vitaminin sadece askerler ve sporcular gibi dayanıklılık gerektiren işlerde çalışanları soğuk algınlığına karşı koruyor. C vitamini yerine ekinezya çayı, parasetamol ve bolca sıvı tüketmek grip ve soğuk algınlığına karşı daha iyi koruyor |
Bilgisayar hasta ediyor Bilgisayar kullanıcıları belli bir zamandan sonra bel, boyun, baş ağrısı, ellere kramp girme ve gözlerde yaşarma gibi sorunlarla karşılaşıyor. 10 Ağustos 2007 Cuma Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Fizik Tedavi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Güler, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bilgisayar kullanıcılarını uzun bir zaman sonra bekleyen tehlikeler bulunduğunu belirterek, zaman içinde bilgisayarın sağlık düşmanı olabileceğini söyledi. Çok gelişmiş bir araç olmasına karşın bilgisayarın pek çok zaman sağlığa zararlı olduğuna dikkati çeken Güler, şöyle devam etti: "Bilgisayara veriler klavye ve fare kullanılarak girilir. Çalışma sonuçlarını görmek için sürekli olarak monitöre bakmak gerekir. Üstelik bunları yaparken saatlerce bilgisayar karşısında hareketsiz oturmanız gerekebilir. Böyle olunca bilgisayar kullanırken sağlığınızı korumak için bazı konulara dikkat etmelisiniz. Bazı bilgisayar kullanıcıları yemeği bile unutabilirler. Dünyanın en güzel bilgisayarı sizin olabilir ama doğru şeyleri yapmazsanız en sıradan ve can sıkıcı hastalıklara sahip olabilirsiniz." Bilgisayar karşısında doğru oturma biçimi Prof. Dr. Güler, bilgisayar kullanırken ilk olarak oturulan koltuğun doğru seçilmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları söyledi: "Yüksekliği ayarlı, sırt için desteği olan yumuşak minderli ve dayanıklı bir koltuk almalısınız. Sert ve ayarlı olmayan bir koltukta uzun süre oturmak şiddetli bel ve boyun ağrılarına neden olabilir. Koltuk seçiminden sonra eğer yoksa bir bilgisayar masası almalısınız. Normal çalışma masaları çoğu zaman bilgisayarlar için kullanışlı değildir. Örneğin bilgisayar monitörünün gözünüzden biraz aşağıda ve tam karşınızda bulunması gereklidir. Ayrıca klavyenin, dik oturduğunuz zaman kollarınız dirsekten 90 derece kıvrıkken ellerinizle aynı hizada ve tam karşınızda olması gereklidir." Bilgisayar kullanırken gereken fare, telefon, printer ve diğer araçların da masa üzerinde kolayca ulaşabilecek yerlerde olması gerektiğini dile getiren Güler, "Bilgisayar kullanırken sık olarak yazı okumanız gerekirse yazıları bir askı ile tam önünüze koyup monitörü biraz yana almalısınız. Monitörünüzün pencereden veya diğer ışık kaynaklarından uzak olması gereklidir. Ayrıca monitörünüzün rezolüsyonunu yazıların kolayca okunacağı bir ayara ve yenileme hızını titreşme olmayacak bir hıza ayarlanması gereklidir" dedi. Bilek, diz ve dirsek kireçlemesi Prof. Dr. Güler, parmak, el bileği ve dirseğin bilgisayar kullanırken yaptığı küçük ve tekrarlayıcı hareketlerin özellikle el bileği hizasında bozukluklara neden olabileceğini kaydederek, "Bu hastalık da el bileği içinden geçen sinir ve tendon denilen kasların kemiğe yapıştığı dokular zedelenip sıkışır. Bu durumda elde uyuşukluk ve ağrı, başparmak hareketlerinde ve el sıkma gücünde azalma ortaya çıkar, el becerisi bozulur. Bu rahatsızlığın tedavisi için bir ortopedi uzmanına danışmalısınız" diye konuştu. Göz bozuklukları Uzun süre bilgisayar karşısında çalışmanın gözlerde de bazı rahatsızlıklara neden olabildiğine işaret eden Prof. Dr. Güler, şunları kaydetti: "Böyle durumlarda en sıklıkla göz çevresi ve başta ağrı, gözlerde yorgunluk hissi, yanma, batma ve kızarıklık görülebilir. Yakınmalar daha çok günde 4-6 saatten fazla bilgisayar karşısında çalışan, özellikle gözlerinde miyop veya astigmatizm kusurları olan kişilerde sık görülür. Bilgisayarla çalışmanın gözlerde kalıcı bir etkiye neden olmadığı bilinmektedir. Fakat gündelik yaşamda pek sorun oluşturmayan astigmatizm gibi kusurlar bilgisayar karşısında rahatsızlıklara neden olabilir. Yanma, batma, kızarıklık, sulanma gibi yakınmalar monitöre bakarak çalışan kişilerde göz kırpma sayısındaki belirgin azalmaya bağlı olabilir." Ekranın gözlerden 50-70 santimetre uzakta ve göz hizasından biraz aşağıda bulunmasının yorgunluk yakınmalarının azalmasını sağlayabileceğini ifade eden Güler, "Gözle ilgili yakınmaların azaltılabilmesi için öncelikle iyi bir göz muayenesi yapılmalıdır. Ayrıca çalışma sırasında sık ara vermek ve aralarda örneğin pencereden uzak nesnelere bakmak göz sağlığı açısından önemlidir" dedi. Bel, baş ve boyun ağrıları Tıp Fakültesi Fizik Tedavi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Güler, bel, baş ve boyun ağrıları, omuz ve boyun tutulması, boyun ve belde disk zorlanmaları, sırt bölgesinde şekil bozuklukları, eğilmeler, osteoporoz gibi bölgelerde ağrıların oldukça sık görülen rahatsızlıklar olduğunu belirterek, şunları söyledi: "Hatta iş güç kaybına ve sağlık hizmeti alma açısından şirketlere ve devletlere oldukça büyük yük getirmektedir. Bunların bilgisayar kullanımı ile ilgili olarak sıklıkla uzun süre hareketsiz kalma, stres, uygun olmayan duruş biçimi gibi nedenlerle ortaya çıkarlar. Kas, kemik, sinir ve damarların aşırı gerilme ve uygun olmayan duruş biçimlerine bağlı olarak şekil bozuklukları bu tip hastalıkları yaratabilir. Bu rahatsızlıklar olduğu zaman ihmal etmeden öncelikle bir ortopedi uzmanına muayene olmalısınız." Bilgisayar kullanırken yapmanız gerekenler Prof. Dr. Güler, bilgisayar kullanılırken, bazı hareketlere dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayarak, "Bilgisayar karşısında dik olarak oturun. Yazı yazarken klavyedeki tuşlara fazla güçlü olmayan bir biçimde dokunun. Fareyi yumuşak bir biçimde tutun. Kollarınızı ve parmaklarınızı yazma işlemi yapmadığınız zaman dinlendirin. Uzun süreler çalışmayın ve sık sık aralar verin. Çalışma sürenizi planlayın. Her gün belli sürelerle çalışın ve ara verin" diye konuştu. Uzun süre aynı pozisyonda oturulmaması gerektiğini dile getiren Güler, şunları söyledi: "Oturduğunuz sandalyenin arkası belinizi destekleyecek şekilde olmalı, bilgisayarınız göz hizasında olmalı, bileğinizi olabildiğince düz bir şekilde tutun. Ayağa kalkın ve sağ elinizle sol omzunuzu sol elinizle sağ omuzunuzu kavrayın. Başınızı kolunuzun aksi yönünde çevirebildiğiniz kadar hareket ettirin. Başlangıçta kendinizi zorlamayın. Gün geçtikçe ve boyun kaslarınız güçlendikçe zaten hareket mesafesi artacaktır. Boynunuzu beşer kez sağa sola öne ve arkaya doğru hareket ettirin. Her iki omuz, dirsek ve el bileği eklemlerini ve parmakları 2-3 saat arayla hareket ettiriniz, açıp kapatın. Oturduğunuz yerden kalkarak ayakta durunuz ve dizlerinizi kırmadan parmaklarınız yere değecek şekilde öne eğilin. Ayrıca sağa sola ve arkaya belden eğilmeye çalışın. Oturduğunuz yerde derin nefes alıp verin. Bu hem gerginliğinizi azaltır, hem de kaslarınızı gevşetir." Stresi yen, felci önle Yapılan bir araştırmaya göre, gün içinde yaşanan stresle başa çıkabilenler, kalp ve damar hastalıklarına yakalanma ve felç geçirme riskini yüzde 25 düşürüyor. 10 Ağustos 2007 Cuma İngiltere'deki Cambridge Üniversitesi'nce yapılan bir araştırma günlük hayatın stresiyle başa çıkabilenlerin kalp damar hastalıklarına yakalanma ve dolayısıyla felç geçirme riskini yüzde 25 oranında azalttığını ortaya koydu. 20 bin üzerindeki kişide yapılan ve 7 yıl süren araştırmada, 100 bin şiddetli stres yaratan olay tespit edilirken izlenen kişilerden 452'sinin inme geçirdiği saptandı. Oran dörtte bire indi Araştırmacılar böylelikle karşılaştıkları stresle başa çıkabilenlerin felç geçirme riskini dörtte bire indirdiğini belirledi. Stresi yenmeyi başaranların yeni durumlara uyum sağlama yeteneğinin üstün olduğu sonucuna varıldı. Dr. Paul Surtees, "Bulgularımız stresli koşullara daha çabuk uyum sağlayanların felç geçirme riskinin daha düşük olduğunu ortaya koydu" dedi. Stres ile felç arasındaki ilişkinin karmaşık olduğunu vurgulayan Dr. Surtees, her şeye rağmen aradaki ilişkiyi destekleyen vakalara dikkat çekti. Örneğin, Japonya'nın Kobe kentinde 1995'te meydana gelen depremden sonraki 3 ay içinde, bölge halkında görülen felç vakaları yüzde 90 oranında arttı. Dr. Surtees, stresle uygun şekilde mücadele edenlerin iyi bir hayat tarzına sahip olma eğiliminde olduklarına da dikkat çekti. Buna göre stresi yenenler daha çok spor yapıp alkol ve sigaradan uzak duruyor. |
AÇLIK VE TOKLUK Açlık konusunda tecrübeli kişiler sayılabilecek hint fakirleri (ve benzeri kişiler), 2-3 günlük açlıktan sonra açlık duygusunun ortadan kalktığını ve bunun yerine iyilik halinin ve öfori (mutluluk, neşe, çoşku hali) durumunun geliştiğini belirtmektedirler. Açlığın 4 aşaması vardır: Aşama 1: Açlık merkezi beyinin hipotalamus adı verilen bölümünde yer almaktadır. Barsak ve mide duvarında bulunan hassas sensörler hipotalamus ile irtibatı sağlarlar. Bu sensörler mide ve barsaklardaki yiyeceklerin meydana getirdiği dolgunluğunun miktarı hakkındaki bilgileri sinirler aracılığı ile hipotalamusa iletirler. Diğer biyokimyasal sensörler de glukoz, amino asit ve yağ asitleri gibi çeşitli maddelerin kandaki düzeylerini kontrol ederler. Bu kontrole ilişkin bilgiler de hipotalamusa iletilir. Kandaki glukoz (şeker) düzeyi düştüğünde, hipotalamus beyne uyarı göndererek yiyecek aranmasına yönelik davranışların başlatılmasına çalışır. Aşama 2: Eğer vücut gönderilen uyarılara rağmen yiyecek alımını başlatmazsa, hipotalamus uyarıların şiddetini yoğunlaştırır. Aşama 3: Hipotalamusun ürettiği şiddetli uyarılar da işe yaramazsa; hipotalamus taktik değiştirir ve depolanmış halde bulunan yağ asitlerinin yakılmasına başlanır; yani rezervleri tüketmeye başlar. Aşama 4: Eğer bu aşamaya ulaşılırsa hipotalamus açlıkla ilgili uyarıları iptal eder. Belirli Yiyeceklere Karşı İştah Duyma Vücut genelde spesifik olmayan açlık duymakla birlikte belirli yiyeceklere karşı iştah artışı da gözlenebilir. Örneğin: Noradrenalin, insülin ve nöropeptid-Y isimli maddeler ekmek ve şehriye türü yiyeceklere karşı iştahı arttırır. Galanin maddesi, yağlı yiyeceklere karşı iştahı arttırır. Kandaki serotonin miktarı artarken karbonhidratlı yiyeceklere karşı istek azalır ve et gibi proteinden zengin besinlere karşı iştah artış gösterir. Bol proteinli bir yemekten sonra kan serotonin seviyesi düşer. Bir sonraki istek bol karbonhidratlı yiyeceklerdir. Doyma - Tokluk Tokluk hissi yavaş yavaş gelir. İlk sinyaller mide ve barsakların duvarlarından gelir ve bu organların yiyecekle dolduğunu ve gerildiğini beyine bildirir. Tokluk hissi sadece yenilen yemeğin miktarına bağlı değildir; aynı zamanda yiyeceğin türü ile de ilişkilidir. Örneğin bir litre su açlık duygusunu gidermez. Tokluk merkezi de hipotalamusta bulunur, bu bölge kandaki besin maddelerinin kontrolünü de sağlar. Noradrenalin ve kolesistokinin yeterli miktarda enerji depolanmasının kontrolü ile ilgili bilgilerden sorumludur. Serotonin gibi diğer maddeler hareketleri duygularla düzenlerler (iştah gibi). |
Buzdolabınızdaki tuzaklara dikkat! Kalıcı olarak zayıflamak mı istiyorsunuz? O zaman buzdolabını derinlemesine elden geçirmenin zamanı geldi demektir! 8 Ağustos 2007 Çarşamba Kilo vermek, alışveriş arabasına elinize aldığınız anda başlar. Satın aldığımız ve ardından buzdolabına yerleştirdiğimiz gıdalar bizleri ya zayıflatır ya da kilo aldırır. Eğer tereyağı, mayonez ve kaymaklı yoğurtları buzdolabına koyarsanız, bu kalori bombalarına sık sık eliniz gider. Peki, buzdolabı nasıl şişmanlatır ve nasıl yeniden zayıflatabilir? İşte size en çok kilo aldırıcılar. En iyisi hemen bugün buzdolabınızı elden geçirmeye başlayın. Fiziğinize iyi gelenler içeri!Yağsız süt: Yağsız sütte de bol miktarda kalsiyum bulunur ve 100 gramında sadece 1 gram yağ vardır. Domates püresi ve hardal: İşte size tereyağı ve mayoneze karşılık düşük kalorili alternatifler. Üstelik lezzetli de Yağsız peynirler: Bir diliminde sadece 81 kalori bulunur. Otlar: Yemeklerinize lezzet katarken ek bir kalori getirmezler. Meyve: Mükemmel bir ara öğün veya kahvaltıdır. Ayrıca renkli meyveler daha çok yemeniz için iştahınızı kabartır Yağsız yoğurt: Taze ve lezzetlidir. 1 kase yoğurdun içinde 57 kalori bulunur. Balık ve yağsız et: Tavuk göğsü hafiftir, 100 gramında 150 kalori vardır. Tonbalığının 100 gramında 121, alabalığın 1 adedinde 168 kalori vardır. Sebze: En iyisi en büyük raflardan birisine yerleştirin. Çünkü sebzede neredeyse hiç kalori yoktur ama buna karşılık vitamin açısından zengin ve sağlıklıdır. Kalori bombaları dışarı!Yağlı peynir çeşitleri: Özellikle bazı peynir çeşitlerinde yağ oranı yüzde yetmişlere kadar çıkabiliyor. Kola ve limonata: Bu tür içecekler tatlı oldukları yani bol miktarda şeker içerdikleri için kalori tehlikesi ortaya çıkar. Bir bardakta neredeyse 20 gram şeker bulunur. Sucuk, salam, sosis: Çok yağlıdırlar. 1 dilim salamın içinde 108 kalori bulunur. Tereyağı ve margarin: Saf yağ tedarikçileridir ve özellikle sabah kahvaltısında ekmeğin üstüne bol miktarda sürmekten kendimizi alamayız. Kaymaklı yoğurtlar: Az yağlı olsalar bile kaymaktan dolayı kalorilidirler. Bu nedenle kaymaksız olanları tercih edin. Ketçap: Bu tatlı sırrın içinde şeker var ve sadece 20 gramında bile 22 kalori var! Mezeler: Kalori bombalarıdır! 2 yemek kaşığı size 182 kalori anlamına gelir, bunun 18 gramı saf yağdır. |
SAĞLIKLI BESLENMENİN 10 ALTIN KURALI Konu: Sebze ve meyve Sağlıklı beslenmek için 10 temel altın kural vardır. Sağlıklı beslenmek için bilinmesi gereken bilgiler sadeleştirilerek bu altın kurallar belirlenmiştir. Haberin devamında sağlıklı beslenmek için altın kuralları bulabilirsiniz. 1. Tüketilen gıdaların çeşitlilik açısından zengin olmas
2. Almış olduğunuz enerji/kalorinin miktarı önemlidir.
3. Toplam gıdanın fazla öğün sayısına bölünerek tüketilmesi anlamlıdır. · Olağanüstü açlık hissini daha iyi kontrol altına almak ve bunu bastırmanız için günde en az 5-6 kez az miktarda öğün almanız sağlıklı olacaktır. Ağzınıza almış olduğunuz lokmaları iyi çiğnemeyi alışkanlık haline getiriniz. Çünkü doyma refleksi midede değil beyinde bulunmaktadır. Ne kadar ağır ve iyi çiğnerseniz almış olduğunuz gıdayı bir o kadar sindirmiş olursunuz. Öğün sayısını arttırdığınız içinde mideniz belli aralıklarla iyi çalıştığında doyma refleksi daha erken ortaya çıkacak ve sizde fazla kilo almaktan kurtulacaksınız. 4. Yeteri kadar protein alınmalıdır.
5. Tükettiğiniz yağı sınırda tutunuz. · Gözle görülen yağlardan kendinizi sakınmalısınız. Vb. Kızartma , sos ve sosislerde olduğu gibi. · Ancak gözle görülmeyen gizli yağlar karşısında da daha dikkatli olmalısınız. Alış veriş yaptığınız gıdalarda yağsız olanlara öncelik veriniz,katı yağlardan sakınınız. Peynir ve sucuk türlerinden yağsız olanları tercih ediniz. 6. Her gün taze sebze, meyve ve tahıl ürünleri tüketmeyi alışkanlık haline getiriniz.
7.Maalesef: Tatlılardan uzak durmalısınız. · Yemek olarak tükettiğiniz şeker fazlası vücudunuzda hemen yağa dönüşmektedir. Ayrıca tatlılar ve rafine şekerler kalitesiz karbonhidratlardır. Bunların gereksiz yere vücudunuzda yağ olarak depolanmasını istemezsiniz herhalde! 8. Gıdalara zarar vermeden yemeklerinizi hazırlayın.
9. Su: Yaşamak için önemlidir. Soluduğumuz hava kadar hayati önem taşır.
10. Spor ve Egzersiz.
|
Yılan sokması Yılan zehiri çok çabuk ve şiddetli tesir gösteren zehirlerdendir. Ancak, bu zehirler ağızdan alındıkları zaman zehirlemezler. Zehirli yılanların çoğu büyük başlıdır. Bazılarının başları da üç köşelidir. Uzun kıvrık dilleri ve çatallı dişleri vardır. Soktukları zaman; dişlerinin dibinde bulunan bezden salgıladıkları zehiri, dişin içindeki kanal vasıtasıyla, soktukları yere aktarırlar. Orada ağrı, şişme ve kızarma görülür. Bazı kimselerde de yılan zehirinin çeşidine göre, kusma, baygınlık, titreme, nefes darlığı, uyuklama veya kısmi felç görülür. Yılan sokan kimseye zehir bütün vücuda yayılmadan önce aşağıdaki işlemi yapmak gerekir. Sokulan yer kol veya bacakta ise; yaranın üst tarafına sıkı bir bağ yapılır. Sonra alkole bandırılmış veya ateşte kızartılmış bıçak, çakı veya jiletle yara kanatılır. Arkasından, ağzın etrafına ve dudaklara zeytinyağı sürülür. Sokulan yer emilip, tükürülür. Aynı işlem 3-4 kere tekrarlanır. Sonra madeni bir şey ateşte kızdırılıp, sokulan yer dağlanır. Ayrıca aşağıdaki reçetelerden biri veya bir kaçı uygulanır. Zehirlenme belirtileri varsa vakit kaybetmeden hastaneye götürmek gerekir. Ergenlik sivilceleri Ergenlik yaşındakilerin yüz, omuz, sırt ve karınlarında görülürler. Siyah noktalar, beyaz benekler, kırmızı veya mor lekeler halindedirler. İçleri cerahat dolu bu sivilcelere; akne de denir. nedeni; yağ bezlerinin tıkanmış olmasıdır. Ergenlik sivilceleri kendiliğinden kaybolur. Sıkmamak, oynamamak gerekir. Tedavinin ilk şartı sabırdır. Yüzü günde 3-4 kere kükürtlü sabunla yıkamakta fayda vardır. Bu arada baharatlı yiyecekleri ve çikolatayı terketmek gerekir. |
Yapılan araştırmalara göre mutsuz ve depresif insanların daha hızlı kilo aldıkları ve bunları geri vermekte epey güçlük çektiklerini ortaya koydu. Özellikle çocuklar risk altında! http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/3630815.jpg Sevgisizlik İnsanlarda meydana gelen fazla yağ, yani şişmanlık genetik, çevresel ve psikolojik faktörlerin dışında aile bireylerinin yanlış tutumlarından da kaynaklanmaktadır. Şişmanlık eğilimi bulunan insanların aileleri incelendiğinde aile bireylerin birinin veya ikisinin birden sevgiden veya içtenlikten mahrum olarak büyüdükleri, sevginin karşılığı olarak da yiyeceğe yöneldikleri görülmüştür. Çocuğa dikkat Bu tür ailelerde annelerin genellikle yetişme çağlarında sosyal veya ekonomik zorluk çekmiş kişiler olduğu gözlenmiştir. Bu tür aile bireyleri, dengesiz beslenmiş çocuklarıyla özdeşleşerek, kendilerinin gelişme çağındaki ekonomik veya psikolojik eksikliği telafi yoluna gitmektedirler. Tabii çocuğun gelişme çağında, aile bireylerinin çalışmasından dolayı çocuklarla ilgilenen aile büyüklerinin sevgi ve ilgiyi yemek yedirme gibi görmeleri, çocuğun şişmanlama eğilimini artırmaktadır. Çocukluk döneminde uygulanacak beslenme programının yetersiz olması da çocuğun gelişimini kötü yönde etkiler. Bu yüzden bilinçli bir beslenme programı uygulanmalıdır. Beslenme programı uygulamaları sırasında ölçü annenin tabağa koyduğu yiyecek olmamalı çocuğun günlük aktivitelerine, yaşına, cinsiyetine göre yemek miktarı ayarlanmalıdır. Küçük yaşlardan itibaren kazanılacak egzersiz alışkanlıkları çocuğun hayatı boyunca doğru beslenmesiyle birlikte daha faal ve kendini daha iyi kontrol eden sağlıklı bir insan olmasını sağlayacaktır. Fast food Fast food ürünleri, besleyici değeri daha fazla olan ev yemeklerinden daha ilgi çekici olmaktadır. Çocukların bu tür yiyeceklere karşı ilgileri artarken temel besin maddelerine olan ilgileri azalmaktadır. Böylece sağlıksız bir beslenmeye doğru gidilmektedir. Temel gıda maddelerinin kullanımı bir disiplin içinde çocuklara verildikten sonra tabii ki belirli aralıklarla fast food ürünlerine, çikolatalara doğru ve yeterli beslenme programının içinde yer verilebilir. Sağlıklı bir vücuda sahip olmanın ve dengeli beslenmenin şartlarından biri de yeterli su alınmasıdır. Çocukluk çağında başlayan ve ileriki yaşlarda da devam eden sıvı ihtiyacını meşrubattan sağlama isteği metabolizma için doğru bir davranış değildir. Çocuklara su içme alışkanlıkları kazandırılmalı, haftada belirlenecek sayıda gazlı veya gazsız meşrubatlara izin verilmelidir. Çocukların meşrubatsız yemek yememeleri çocuğun anlayacağı düzeyde telkinlerle sağlanmalıdır. Amacımız sağlıklı, eğitimli bir nesil yetiştirmekse aile bireylerinin çocuklarına örnek olmaları gerektiği unutulmamalıdır. |
Klimasız nasıl serinlersiniz? Klimasız ortamlarda sıcaklara katlanmak herkes için zorlu bir mücadeledir. Sayacağımız öneriler sizi klimasız bir evde bile serin tutmak konusunda işinize yarayabilir.. 1. Ev içinde hava dolaşımını sağlamak için vantilatör ve tavan pervanesi kullanın. Sıcak havayı dışarı atmak için kapıları açmak ve vantilatör kullanmak bir "egzoz" sistemi olarak görev yapabilir ev içindeki her şeyi biraz daha serinletebilir. Daha serin olan akşamlarda bütün pencereleri açın ve mümkün olduğu kadar çok hava dolaşımına izin verin. Güneş doğduğunda ise evi mümkün olduğu kadar uzun süre serin tutabilmek için bütün kapı ve pencereleri kapatın; perde ve panjurları da kapattığınızdan emin olun. Akşamları veya geceleri hava tekrar serinlediğinde de camları ve vantilatörleri tekrar devreye sokun. 2. Suyun serinletici gücünden faydalanın. Kovalara su doldurup ayaklarınızı ıslatın. Islak havlu ve bandanalar baş üzerine veya omuzlara konduğunda serinletici bir etki yapar. Serin duşlar alın, soğuk suyla dolu bir şişeden su püskürtmeyi deneyin. 3. Aşağılara inin. Sıcak hava yükselir, bu yüzden üst katlar altlardan daha sıcak olacaktır. Bodrum katı öğlen sıcağından iyi bir kaçış yolu olabilir. 4. Fazla sıcaklık kaynaklarını yok edin. Ampuller gereğinden fazla ısı yayar, tıpkı açık bilgisayarların yaptığı gibi. Ocak kullanmaya gerek kalmaması için taze yiyecekler tüketin. 5. Belli bir miktar suyu vücutta tutmaya dikkat edin, yani hava sıcak değilken tükettiğinizden daha fazla su tüketin. Eğer çok fazla terliyorsanız, elektrolitlerin yerine yenilerini koymak için ya yemeğinizin yanında bol su içmeli ya da elektrolit sağlayıcı özel içecekler içmelisiniz. Susamak dehidrasyonun ilk belirtisidir; bunu engellemek için susamadan önce yeteri kadar su ya da sıvı almalısınız. 6. Alkol ve kafeinden kaçının, bu iki madde de idrar söktürücü görevi yapar ve dehidrasyonu teşvik eder. 7. Ev yapımı bir klima için, açık bir soğutucunun ya da bir kase buzun arkasına konmuş vantilatörün önüne oturun. 8. Sıcak artık dayanılmaz bir hal almışsa, günün en sıcak saatleri boyunca klima sistemi olan halka açık yerlere gidin. Kütüphaneler, alışveriş merkezleri ve sinemalar serinlemek için iyi birer yer olabilir. 9. Metabolik ısıyı artıracak ve vücudun ısınmasına sebep olacak olan büyük porsiyonlu ve fazla proteinli yiyecekler tüketmeyin. 10. Sıcakla ilgili acil durumlar, kramplar, güneş çarpması gibi ısıya bağlı rahatsızlıkların belirtileriyle ilgili bilgi sahibi olun. Acil durumlarda ambulans arayın ve hastayı yardım gelene kadar serin tutmaya çalışın. 11. Son olarak, ev hayvanlarının da hava ısındıkça rahatsız olduklarını unutmayın. Onlara soğuk duş aldırmak vücut ısılarını düşük tutmakta yardımcı olur. Üzerinde yatabilecekleri serin bir havlu veya vantilatörün hemen yanına koyacağınız ıslak bir bez hayvanınızı serinletecektir. Onlara içmeleri için bol soğuk su sağlayın. Bir ev hayvanında sıcak çarpmasının belirtileri nefes nefese kalma, büyük gözler, çok fazla sayla salgılamak, sıcak cilt, seğiren kaslar, kusma ve göz kamaşmasıdır. Eğer hayvanınız bu belirtileri gösteriyorsa veterineri arayın. |
|
Hayatı genç kalan ellerinizle tutun Karşı cinsin ilk neresine bakarsınız?' sorusuna verilen cevaplarda, 'eller' seçeneği, her zaman her iki cins için de ilk beş sırada yer alır. Eğer, güzel ve her şeyden önce bakımlıysalar; mutlaka, en az cömert bir dekolte veya düzgün vücut hatları kadar dişiliği vurgular ve dikkat çekerler. Yüz ve boyun gibi fazla miktarda güneş ışığına maruz kaldıkları düşünüldüğünde, sabunlar ve deterjanlar gibi kimyasallarla sürekli temasları da hesaba katılırsa, gerekli koruma sağlanmadığı takdirde; ellerin erken yaşlanmasının kaçınılmaz olduğu sonucuna varılır. Nitekim eller, 'boyun' gibi yaşı kolaylıkla ele verebilir: Derinin nemliliğini ve elastikiyetini yitirmesi dışında, ultraviyole ışınlarından gereken şekilde korunmaması durumunda melanin pigmentlerinin kümelenmeleriyle, koyu renkli güneş ve yaşlılık lekeleri oluşur. Öte yandan derialtı dokuda meydana gelen eksilmelere, bir de cilt yüzeyinde oluşan çizgiler eklendiğinde, gençlikte gururla sergilenen eller, artık saklanmaya başlanır. Elbette ki ellerin estetiğinde öncelikle koruma şart. Uygun maddelerle yıkamak, kimyasal ürünler kullanmayı gerektiren işler sırasında veya çeşitli sportif aktivitelerde mutlaka eldiven takmak, bozulan nem ve yağ dengesini yeniden sağlamak üzere besleyici ve dengeleyici nitelikte kremler kullanmak, güneşin zararlı ışınlarından korumak çok önemli. Ancak, çeşitli ölçülerde hasarın oluştuğu hallerde de artık, bir zamanlar olduğu gibi ellere hiçbir şey yapılamıyor değil. Aksine, bugün modern tıp, ellerdeki yaşlanma etkilerinin en aza indirgenmesinde pek çok soruna cevap verebiliyor... En sık kahverengi lekeler rahatsız ediyor insanları; hem de cinsiyet farkı gözetmeksizin. Ancak bunları silmek, cilde önceki homojen ve lekesiz görünümünü kazandırmak hiç de zor değil. Krioterapi, kimyasal cilt soyma işlemleri, yoğunlaştırılmış ışık ve lazer uygulamalarıyla; bir veya birkaç oturumda, ağrısız ve acısız olarak, lekesiz bir cilt yüzeyi sağlanabiliyor. Lazer ve ışık tedavilerinde, ışık enerjisini emen lekeli alan, bir hafta içinde daha da koyulaştıktan sonra, vücut tarafından uzaklaştırılıyor. Ayda bir kez olmak üzere lekelerin durumuna göre 3-6 oturumda sorun tamamen çözülebiliyor. Yüksek konsantrasyonlu kimyasal asit uygulamalarında ise lazerlerden farklı olarak, cilt soyularak lekeler siliniyor. Asit uygulanan cilt yüzeyinde oluşan kontrollü yanık sonrasında, istenmeyen kahverengi leke, soyularak kendiliğinden dökülüyor. 'Asit', 'yakma', 'cilt soyma' gibi tanımlar da kullanılsa, bunların, son derece kolaylıkla tolere edilen, acı duyulmayan uygulamalar olduğunun altını çizmek gerekiyor. Bu yöntemler arasında çok uzun zamandır kullanılan krioterapide ise soğuğun yakıcı etkisinden yararlanılıyor. Lekeler dışında, pek çok insan ellerinin eski dolgunluğunu yitirdiğinden, fazla kemikli gözüktüğünden şikayet ediyor. Bu sorunun çözümünde ise polilaktik asit (PLA) enjeksiyonlarına veya vücudun başka bir bölgesinden alınan yağın bir takım işlemlerden geçirildikten sonra ilgili alanlara enjeksiyonu anlamını taşıyan 'lipofilling' uygulamalarına başvuruluyor. Bir veya birkaç oturumda istenilen dolgunluğa ulaşılabiliyor. El derisinde meydana gelen çizgilenmelerin çözümü için ise bugün en sık başvurulan, derinin derinden nemlenmesini ve beslenmesini sağlayan mikroenjeksiyon yöntemleri. Bunlar genelde, 'hyaluronik asit' adı verilen, cildimizin önemli bir yapı taşı olan, yoğun su tutma kapasitesine sahip, göz içi ve eklem içi sıvısının da yapısına katılan, molekülü veya deri için önemli diğer proteinleri içeriyor. Haftada bir kez olmak üzere planlanan oturumlarla, beş-altı hafta sonunda, arzu edilen sağlıklı cilt görünümü sağlanabiliyor. Hep 'dert görmemesi'ni temenni ettiğimiz ellerinizin, geçen yılların etkisini de en azda hissetmeleri dileğiyle... DR. ALİ KERİM DİLER Haklı olmak mı, mutlu olmak mı? Kendinize soracağınız en önemli sorulardan biri; 'Haklı mı olmak istiyorum, mutlu mu?' olmalı. Haklı olmak, doğru olduğunuzu savunmak, bir kişide yoğun zihinsel enerji tüketir. Doğru olma ihtiyacı veya başkasının yanlış olduğunu ispat ihtiyacı; başkalarını savunmaya teşvik eder ve kendinizi de savunmaya devam etmek için baskı altında hissedersiniz. Ama yine de çoğumuz, kendimizin haklı / başkasının haksız olduğunu ispat etmek için inanılmaz zaman ve enerji sarf ediyoruz. Düşünsenize, etrafınızda (kendiniz de dahil olmak üzere) pek çok kişi bir şekilde karşısındakinin görüşünün, tavrının, görüntüsünün yanlış olduğunun ispatını kendilerine vazife olarak görüyorlar. Bu şekilde hataları ortaya çıkarttıkça da takdir edileceklerini veya karşısındakine bir şey öğreteceklerini düşünüyorlar. YANLIŞ! Hiç haklı olduğunuzu ispat ettiğinizde karşınızdakinden 'Bana hatalı olduğumu, senin ne kadar haklı olduğunu gösterdin, çok teşekkür ederim' gibi bir söz duydunuz mu? Ya da sizin haklı olmanızın bedelini karşınızdakinin ödediğini... Mümkün değil! İşin gerçeği; hepimiz hatamızın gözümüze sokulmasından nefret ediyoruz. Dinlemeyi öğrenenler daha çok seviliyor. Dinlendiğini bilmek ve duyulmak; insanoğlunun en büyük isteklerinden biri. Hepimiz fikrimize saygı duyulmasını ve anlaşılmayı istiyoruz. EGOLARIN ÇATIŞMASI Burada söylemek istediğimiz; savunduğunuz konudan vazgeçmeniz, herkese ve her şeye boyun eğmeniz değil tabii. Ancak savunmaya çalıştığımız pek çok konunun ölüm kalım meselesi olmadığını, egolarımızın çatışması olduğunu hatırlatmak istedim. Bazen gerçekten haklı olmayı istiyoruz veya haklı olmaya ihtiyacımız var. Problem olan; egomuzun üste çıkması, kontrolü ele alması ve ilişkilerin ego çatışmasına dönüşmesi... Birisinin kendisini kötü hissetmesi pahasına kendinizi iyi hissetmeye çalışmak, tartışma sonucunda sizi zaten kötü hissettirecektir. İlk konuşacağınız kişide deneyebilirsiniz. Birisi bir konuda fikrini söylerken, 'Bence ..... daha önemli' diye lafa atlamak yerine, dinleyin. Hayatınızdaki insanlar kendilerini daha az savunacaklar ve size daha sıcak yaklaşacaklar. Fokusu kendinizden alıp, kendinizi bir başkasının yerine koyabilmek, onun problemlerinin, bakış şeklinin, endişesinin, kendinizinki kadar geçerli olduğunu anlayabilmek ve aynı anda da o insana karşı hâlâ daha yakınlık hissedebilmek... Bunun pratiğini yapmaya başladığınızda, ego çatışmasından daha tatmin edici olduğunu anlayacaksınız. Etrafımızdakilere gösterdiğimiz şefkat, bakış açımızın genişliğinin artmasını sağlar. SABIR BULAŞICIDIR Sizin tavrınız değişince ayna gibi karşınızdakinin de tavrı değişir. Sabırlı olmak için küçük küçük pratikler yapın. Mesela bir tartışmaya başlamadan önce 5 dakika, sabırlı olacağınızı, kendinize, kendinizi ispat ihtiyacınız olmadığını hatırlatın. Kendinizi zorlamadan 5 dakika dinleyin; vücudun yüklenmesine bilinçli olarak izin vermeyin. Bu tip küçük küçük pratiklerle aslında kapasitenizin sabırlı olmaya düşündüğünüzden çok daha fazla izin verdiğini fark edeceksiniz. Mezuniyet öncesi kilo vermek için endişe etmeyin Mezuniyet öncesi, “kilolarımı nasıl vereceğim” diye düşünüyorsanız, kendinizi sıkıntıya sokmadan disiplinli bir şekilde bu işin üstesinden gelebilirsiniz. Bu konuda önemli birkaç detayın olduğunu da unutmayın. İlk başta fazla kilolarınızdan arınmak ve diyet yaparken bağışıklık sistemini koruyacak şekilde bir program ayarlamak zorundayız. Çünkü hasta olursanız, metabolizma daha yavaş çalışmak zorunda kalacak, kilo verimi zorlaşacaktır. Diyet sırasında C vitamini zengini besinlerin (portakal, kivi, mandalina vb.) yanı sıra metabolizmayı hızlı çalıştırmak için protein ağırlıklı besinler (et, süt vb.) alınmalıdır. Ayrıca haftanın 2 günü öğle yemeklerinde makarna gibi karbonhidrat alımında fayda vardır. Özellikle mezuniyet gecesi giyeceğiniz kıyafete rahatlıkla sığabilmek için haftalık örnek bir beslenmeye ihtiyacınız var. Rahat bir haftaya girebilmek için Pazar gecesinden hormon salgılarının alt yapısını oluşturmak için bize yardımcı(n-3) ve (n-6) yağ asitlerini öneriyoruz. Bunun için Pazar akşamları balık yemenizi öneriyorum. Pazartesi: Hepimiz yeni bir haftanın başlangıcı olan pazartesi sendromunu yaşıyoruz. Özellikle de sınav dönemlerinde… Sabah kahvaltıda seratonin (mutluluk hormonu) düzeyini arttırmak için 1 bardak süt ile birlikte 1 tane muz veya 1 bardak süt ile birlikte 2 tatlı kaşığı pekmez tüketmek zihni ve beden aktivitelerimizi hızlandıracaktır. İşiniz ne kadar yoğun olursa olsun öğle yemeğiniz çok önemli, tabldot mönü olsa bile öğle yemeklerinde bir kase yoğurt tüketmenizde fayda var. Yoğurt uyku yapar endişesi ile tüketilmekten kaçınılan besinlerden biri belki ilk 30 dak. içerisinde bu etkisini gösterecektir. Fakat daha sonra sizi rahatlatıp derslerinize çalışırken performansınızı arttıracaktır. Öğlen ve akşam arasında uzun bir süre geçtiğinden bu sürede endorfin salgısını çikolatalı bir tatlı alabilirsiniz. (sütlü tatlı) çikolatanın seratonini arttırdığı doğru fakat formumuzu korumak adına haftada üç porsiyondan fazla tüketilmemeli. Akşam yemeği için ise artık haftaya adapte olduğunuz için sizi gelecek günlere hazırlayacak protein ağırlıklı bir beslenme uygulayabilirsiniz. Et yemeğini seçerken haftanın beş günü beyaz eti (balık,tavuk) haftanın iki günü kırmızı eti tercih etmeye dikkat edin . Salı-Çarşamba: Yoğun temponun içine girildiği dönemler kendinizi dinamik hissetmeniz önemli. Bunun için sabah bir dilim ekmekle birlikte en az 60gr peynir tüketmelisiniz. Bir bardak meyve suyu ile destekleyebilirsiniz. Öğlen öğününde sebze et yine yoğurt ile karışık bir beslenme uygulanabilir. Ara öğünde 200 gr. meyve. Haftalık tüketeceğiniz tatlı hakkınızın birini Çarşamba günü için ayırmalısınız. Seratonin salgısını arttıran önemli meyvelerden muzu bugünlerde tüketmenizde fayda var. Perşembe: Hafta sonuna yaklaşmış olmanın rahatlığını taşıyacaksınız. Dikkat etmeniz gereken performansınızı düşürmemeye çalışmak olacaktır. Yine sabah kahvaltısı çok önemli. Sabah: 1 yumurta, 60gr. beyaz peynir ve bir tatlı kaşığı bal ile enerjinizi yenileyebilirsiniz. Yumurta beyin aktivitelerinizi ve düşünsel yetileriniz sağlayacaktır. Öğle ve akşam mönüsünü seçerken sebze ağırlıklı hafif bir mönü olmasına dikkat edin. Ana öğünde 200gr. meyveli yoğurt tüketmelisiniz. Cuma: Cuma günü en az yarım kg. meyve ile balık yenilmeli , 3lt. su içmeli. Pazar günüde yine 3lt. su içmeli. Böylelikle stresten de uzaklaşabilirsiniz. Cuma akşamı balık tüketilmesinde fayda var. İçeceklerden kahve içerdiği kafeinden dolayı uyarıcı etkisi vardır. Kısa süreli rahatlık sağladığı için insanlar güne kahve ile başlamak ister fakat ilerleyen saatlerde kişide gerginliğe yol açmakta. Tüketilmek istenirse akşam yemeğinden sonra en fazla bir fincan tüketilmelidir. Kafeinin bu etkisini azaltmak için ardından 250gr. meyve tüketiriz. |
http://img.mynet.com/ha2/misir.jpg Mısırın püskülü bile eczane gibi ORDU (İHA) - Ordu Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr. Metin Deveci, tarla bitkisi olan mısırdaki püskülün bir çok hastalığı tedavi edici özelliğe sahip olduğunu söyledi. Yrd. Doç. Dr. Deveci, 1980 yıllarına kadar Karadeniz'de bol miktarda yetiştirilen, ancak taban arazilerde bile fındık tarımının yaygınlaşması sonucu ekim alanları oldukça azalan mısır tarımının taban arazilerde yeniden yaygınlaşmasının bölge açısından yaralı olacağını kaydetti. Mısırın insanlar tarafından gıda olarak tüketilmesi ve hayvan beslenmesinde kullanılmasının yanında, mısır püskülü tıbbi amaçlarla da kullanılabileceğini kaydeden Yrd. Doç. Dr. Deveci, "Mısır püskülünden yapılan çay, idrar yollarına, böbrek iltihaplarına, kalp ödemlerine, romatizma ve gut hastalığına iyi gelmektedir" dedi. Yrd. Doç. Dr. Deveci, "Mısır püskülleri, tozlaşma ve döllenme başlamadan önce kesilir ve gölgede iyice kurutulur. Kaynatılmış bir cezve suyun içerisine bir tutam mısır püskülü katılarak 5-8 dakika bekletilir ve daha sonra içilebilir. İdrar sökücü olarak kullanılmasının yanında, zayıflatma ve bedendeki yağı azaltma ilacı olarak da kullanılabilir. Mısır püskülü çayı, taş yapıcı idrar yolları hastalıklarında, kalp ödeminde ve başka ödemlerde olduğu kadar, böbrek iltihabı, mesane nezlesi, romatizma ve gut hastalığında da başarıyla kullanılabilir. Ayrıca, çocukların ve yaşlıların altını ıslatma problemlerini giderir ve böbrek sancılarının azalmasına yardımcı olur. Tüm bu rahatsızlıklarda, günde 3-4 defa mısır püskülü çayı içilebilir" ifadelerini kullandı. |
ZAYIF GÖRÜNMEK İÇİN DOĞRU GİYİNİN İyi görünmenin yolu sadece zayıflamaktan geçmiyor. Doğru kıyafetlerle daha zayıf ve daha ince görünmenin püf noktaları da var. İşte modacılardan daha zayıf görünmenizi sağlayacak 6 öneri. 1. Tek renk kullanın Gece mavisi, kahverengi ya da siyah gibi tek renk koyu renkli elbiseler giyin.. Bunun yanı sıra aynı rengin farklı tonlarını da birlikte giyebilirsiniz. Bej, deniz mavisi, mercan ya da teninize en iyi giden renklerde desenleri bulunan giysiler de olabilir. Eğer rengin sizi daha kilolu gösterdiğini düşünüyorsanız, elbise olarak sizde nasıl durduğuna da bakın. 2. Kumaşları doğru seçin Katı, sert ve ağır hatta yapışan kumaşlardan uzak durun. En iyi seçim hafif, yumuşak ve giydiğinizde vücudunuzdan kayan kumaşlardır. Amacınız vücudunuzun genel şeklini görmek olmamalı. 3. Vücudunuza göre ayarlayın. Geniş omuzlarınız varsa, vatka ya da herhangi bir omuz aperatı kullanmayın. Kayık ve yuvarlak yakalı giysileri tercih etmeyin. Üstünüzü daha küçük göstermek için modaya uygun V yakalı elbiseler, V yakalı üst ve etek veya bol pantolonları tercih edin. Eğer üst küçük alt büyükse, yani armut vücutluysanız, boynunuzu kalın göstermeyen, omuzlarınıza uygun sizi dik gösteren kıyafetleri arayın. Üst için yuvarlak, oyuk yaka kesimleri, alt için de düz etek ya da normal kesim pantolonları seçin. 4. Kalça ve basenler Büyük kalça ve basenleri kamufle etmek için, rahat pileli, bel kısmı büzgülü rahat etek ve pantolonlar tercih edilebilir. Modaya uygun, düz çizgiler yan cepli ya da cepsiz modeller seçin. Basenleri küçük göstermek için beli düz yarım ya da dizden hafifçe aşağıda pantolonlar arayın. Daha uzun ve zayıf görünüm için pantolonunuz ya da eteğiniz yere değecek kadar uzun olmalı. Basenlerinizi daha fazla kamufle etmek için etek ve pantolon giydikten sonra kalçalarınızı örtecek kadar uzun bluz ya da bluzunuzun üzerine hjafifi dantel ya da örgü tunikler giyebilirsiniz. Kalçalarınızdan aşağısının çok fazla uzun olmamasına dikkat edin. 5. Kesim ve dikişileri inceleyin Giysilerinizde, özellikle ceketlerde kare şekilli olanları ya da sıkı saran modelleri tercih etmeyin. Bunun yerine hatları hafif belli eden modelleri tercih edin. Elbiselerin dikişleri daha ön plana çıkartılmış olabilir. 6. Ayakkabıları unutmayın Sadece elbiselerle zayıf görüneceğinizi sanmayın. Giysilerinizi belirledikten sonra ayakkabılarınızı deneyin. Özellikle ayaklarınız genişse ince şeritli ve düz sandaletler, ufak topuklu ayakkabılar giymeyin. Bunun yerine, kısa topuklu ya da üzerinde durabiliyorsanız yüksek topuklu ayakkabılar giyin. 5 cm lik topuk ne giyerseniz giyin sizi daha ince gösterecektir. Ayak bileğinize dolanan ayakkabılardan, kare topuklardan uzak durun. Tüm bunlar sizi daha bodur ve bacaklarınızın daha kısa görünmesine neden olur. |
Bitkilerden gelen destek: Lif Sindirim enzimlerinden etkilenmeyip, diğer besin öğeleri gibi sindirimi yapılamayan ve bitkilerde bulunan çeşitli maddelere lif (posa) denilmektedir.Lif hiçbir vitamin, mineral, kalori sağlamaz. Aksine sindirim, sistemimizin rahat çalışmasına yardımcı olur. Kanser, kalp hastalığı, diyabet gibi hastalıklara karşı korunma sağlarken; kabızlık ve birçok bağırsak bozukluklarının engellenmesine yardımcı olur. Lif; çözünebilen ve çözünemeyen olarak bitkilerde yer alır. Çözünemeyen liflerin tahılların kepeğinden ve kurubaklagillerden alırız. Bu tür lifler, dışkı hacmini artırarak kanserede neden olabilecek maddelerin hızla bağırsaklardan atılmasını sağlamaktadır. Çözünen lifler ise elma, muz, turunçgiller, havuç gibi meyve sebzelerde bulunurlar ve midede suyla birleşip, jöle oluştururlar. Gıdanında mideden geçişini yavaşlattıkları için daha uzun süre tokluk hissi oluştururlar. Teknolojinin gelişmesi sonucu tüm gıdalar rafine edilmekte, ayrıca fast-food tarzı beslenme yaygınlaştığı için lif tüketimi oldukça azalmıştır. Günde 20-35 gram arasında lif tüketilmesi önerilmektedir. Ancak lif alımını birden artırmak şişkinlik, bulantı, hatta gaza sebep olabilir. Yan etkilerini bol su içerek önlemek mümkündür. Günde 3 porsiyon sebze, 2 porsiyon meyve, 6 porsiyon tahıl ve kurubaklagil yenerek lif ihtiyacı karşılanabilir. Normal sağlık koşullarında lifli besinleri sofranızdan eksik etmemeniz tavsiye edilir. Görüldüğü gibi canlılığın temeli, besinlerin alınması, sindirilmesi, hücrelere taşınması, solunumla alınan oksijen varlığında enerjiye dönüştürülmesi, küçük parçaların birleştirilerek yeni ve yıpranan hücrelerin yapılmasına dayanır. Bu olaylarda kısaca "metabolizma" deyimiyle açıklanır. Metabolizma; gıdaların alınmasından hücrelerde kullanımına kadar geçen süreçtir. İhtiyaç duyulan besin öğeleri, doğal olarak değişik besinlerin bünyelerinde farklı miktarlarda bulunur. Çok çeşitli olan yiyeceklerimizin bazıları enerji yönünden, bazıları protein ve bazılarıda vitamin yönünden zengindir. Bütün besinleri bir arada yememiz mümkün değildir. Bu yüzden besinleri, besleyici değerleri ve vücudumuza sağladıkları yarar bakımından 5 grupta topluyoruz. Bir grup altına sayılan yiyecekler birbirinin yerini tutar. Günlük beslenmemizde her gün her grubtan bir yada bir çok besini ihtiyacımız kadar tüketmeliyiz. Böyle yeterli ve dengeli beslenmiş oluruz. Besin Grupları Nitelikleri I.ET,BALIK,YUMURTA,KURUBAKLAGİL Protein,B vitaminleri,Demir ve Çinkodan zengindir. Kırmızı et Doymuş yağ, kolesterol içerir Beyaz et Yağ Doymuş yağ, kolesterol azdır. Yumurta Yağ ve Doymuş yağ daha az, kolesterol çoktur. Kurubaklagil Çok az yağ içerir. Doymuş yağ ve kolestrol yoktur. potasyum, magnezyum, ve posadan zengindir. Fındık,ceviz vs. Doymamış yağ, E vitamini magnezyum ve potasyumdan zengindir. II.SÜT ve SÜT ÜRÜNLERİ Kalsiyum, B vitaminleri ve pronteinden zengindir. Süt-Yoğurt Yağ ve kolesterol azdır. Yağlı peynirler Yağ doymuş yağ, kolesterol çoktur. Yağsız peynirler Yağ ve kolesterol çok azdır. III.SEBZE ve MEYVELER C vitamini ve bazı B vitaminleri ile, A vitaminin öncüsü karot enoidler, posa ve potasyumdan zengindir. Yeşil yapraklılar C, E vitaminleri ve karotenoidler zengindir. Turunçgiller, domates C vitamininden zengindir. Havuç, Kayısı Karotenoidlerden zengindir. IV.TAHIL ve TAHIL İÇEREN ÜRÜNLER Enerji verirler, karbonhidrat kaynağıdır. Kepekli olanlar ve bulgur B vitaminlerinden zengindir. Rosalı maddeleri ve E vitamini içerir. V.YAĞLAR ve TATLILAR Saf besinlerdir. Enerji kaynağıdır. Tereyağ Doymuş yağ, kolesterol çoktur. A vitamini vardır. Margarin Doymuş yağ çok, kolesterol çoktur. A,D,E vitaminleri vardır. Palmiye ve Zeytinyağı Tekli doymamış yağ içerir. Kolesterol yoktur. E vitamini, karotenoidler içerir. Bitkisel sıvı yağlar Çoklu doymamış yağ içerir. Kolesterol yoktur. E vitamini bulunur. Tatlılar Saf karbonhidrat kaynağıdırlar. Pekmez; kalsiyum,ve potasyum bulunur. Tabloda sıralanan ilk 4 grup temel besin öğelerini içerir. Üç ana öğünde her gruptan mevsime ve bütçeye uygun yiyecekler seçilmelidir. Özellikle mevsiminde yenilen sebze ve meyveler hem daha lezzetli, hem daha ucuz olur. Salça, tuz ve baharatlar da tıpkı yağ ve şeker gibi yemeklerin lezzetini artıran öğelerdir. Çok az kullanıldıkları için beslenmeye fazla katkı sağlamazlar. Yiyeceklerin seçimi kadar, pişirilme şekline, lezzetine ve kokusuna da aynı özeni göstermeliyiz. Unutmayalım ki israf edilen her yiyecek önce kendi bütçemize, sonra ülke ekonomisine zarar verebilir demektir. Daha sonraki bölümlerimizde sağlıklı beslenme nasıl olmalı? Neleri hangi sıklıkla yemeliyiz? Yiyeceklerimizin miktarları nasıl olmalı? Sorunlarına cevap arayacağız. Kısaca yeterli ve dengeli beslenme örneklerini sunmaya çalışacağız. |
GÜLMEK ALARJİYE İYİ GELİYOR Gülmenin bağışıklık sistemini güçlendirdiği, kan dolaşımını düzelttiği biliniyordu. Ancak Japonya’da yapılan araştırma, alerjik reaksiyonları azalttığını ortaya çıkardı. Atalarımız boşuna ‘bir kahkaha bir kalem pirzolaya eşittir’ dememiş. Gülmenin ruhsal sağlığımız üzerine iyileştirici etkileri eskiden beri biliniyor. Araştırmalara göre gülmek, bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Kan dolaşımını düzeltiyor. Kan basıncını düşürüp kalbi kuvvetlendiriyor. Hatta çok gülen gençlerin nezle ve üst solunum yolları infeksiyonlarına daha dirençli oldukları da kanıtlanan bilgilerden… MUTLULUK HORMONU ARTIYOR Araştırmalar komik roman okuyan kişilerin beyinlerindeki ‘nucleus accumbens’ bölgesi aktif hale geliyor ve mutluluk duygusunu ayarlayan dopamin hormonu bu bölgede artıyor. Ancak, Japonya’da yapılan bir araştırmaya kadar gülmenin alerjik hastalıklara olan etkileri bilinmiyordu. Araştırma 21 - 58 yaşlarında ev tozu, kedi ve polenlere alerjisi olan 26 egzemalı hastada yapıldı. HER FİLMİN ETKİSİ AYNI DEĞİL Araştırmayla ilgili bilgi veren Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, şunları söyledi: “Hastaların deri testleri yapılarak alerjenlere gösterdikleri reaksiyonlar ölçüldü. Sonra bu kişilere 87 dakika süren komedi videosu (Charlie Chaplin’in Modern Zamanlar) gösterildi. Hastaların testleri tekrar değerlendirildi ve alerjik reaksiyonların ileri derecede azalmış olduğu saptandı. Hava durumu videosunun ise böyle bir etkisi olmadı.” Meme kanserine en iyi ilaç bebek Prof. Onat, meme kanseri ile ilgili bilinmesi gereken herşeyi Milliyet’e anlattı. Onat’a göre, korunmanın en etkili yolu erken yaşta bebek sahibi olmak. meme kanseri - Ayşegül Aydoğan 1 - 7 Nisan Kanser Haftası. Kadınlarda en çok görülen kanser türleri arasında ilk sırada yer alan meme kanserine, dünyada her 10 kadından biri yakalanıyor. İstatistikler, dünyada her 3 dakikada bir bir kadına meme kanseri teşhisi konulduğunu gösteriyor. Kadınlarda görülen kanserlerin beşte birini oluşturan meme kanseri son yıllarda artsa da tedavisinde alınan yol, teknolojik gelişmeler ve tanı olanakları hastalığı tedavi edilebilir bir hale getirdi. Öyle ki, en sık görülen kanser olmasına rağmen, diğer kanser türleriyle karşılaştırıldığında ölüm oranı artmayan ve yaşam süresinin daha uzun olduğu bir kanser türü olarak karşımıza çıkıyor.Erken teşhis çok önemli Yeni tedavi yöntemleri ve ilaçlar, günümüzde meme kanserine karşı önemli silahlar. Ancak bunlara rağmen üzerinde durulan ve hâlâ önemini yitirmeyen en önemli nokta; erken teşhis… Meme kanseri, erken teşhisle bugün, yüzde 95′in üzerinde başarıyla tedavi ediliyor. Böylece hastalıktan tamamen kurtulma şansı da artıyor. Meme kanseriyle ilgili merak edilenleri, İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı ve Acıbadem Sağlık Grubu Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Haluk Onat’la konuştuk… Meme kanserinin belirtileri nelerdir? - Meme kanserinde belirtiler ortaya çıktıktan sonra hastalık epey ilerlemiş durumdadır. Önemli olan, belirtiler ortaya çıkmadan hastalığın yakalanması. Belirti olarak ele bir kitle gelmesi, onun deriye yapışması, akması gibi lezyonlar, hastalığın çok ileri olduğunu gösterir. Önemli olan daha ele gelmeden yakalanması. Bu nedenle erken teşhis çok önemli. Erken teşhis için ne yapmalı? - 20 yaşından sonra kadınların her ay aynanın önüne geçip memelerini kendi kendilerine muayene etmelerini öğrenmeleri lazım. Özellikle annesi, teyzesi, ablasında, daha doğrusu yakın akrabalarında ikiden fazla meme kanseri bulunanlar daha erken yaşta başlamalı. Genel olarak 30 - 35 yaşından sonra her ay muayene ve 35 yaşından itibaren her yıl bir mamografi çekilmesi gerekiyor. Bunlarda bir şey yoksa menopoza kadar tekrar bir mamografi yaptırmalarına gerek yok. Menopozdan sonra da her yıl mamografi çektirilmeli. Elle kontrol nasıl yapılır? Elle muayene nasıl ve ne zaman yapılmalı? - Öncelikle doktorun göstermesi, kadının bunu öğrenmesi lazım. Aynanın karşısına çıplak olarak geçip elini beline koyup göğüslerinde bir değişiklik var mı bakması lazım. Sonra kolunu yukarı kaldırıp göğsünün üzerinde diğer eliyle hafif hareketler yapıp bir kitle gelip gelmediğine bakması lazım. Muayene dönemi önemli. En iyi muayene zamanı, adet gördükten sonraki haftadır. Risk faktörleri nelerdir? - Meme kanseri riski yaşla artıyor. Ayrıca ailesinde meme kanseri öyküsü olması, erken yaşta adet görmek, geç yaşta menopoza girmek, beslenme tarzı, menopozda hormon kullanımı, riski artıran faktörler. Fazla kilo, özellikle menopoz sonrasında riski 2 kat arttırıyor. Kimleri daha çok tehdit ediyor? - Meme kanseri üst sosyal sınıflarda daha sık görülüyor. Bu gruptakilerin daha fazla yağ ve kalori alımıyla meme kanserinin ilişkisi olabileceği düşünülüyor. Nasıl beslenilmeli? Ne tip beslenme meme kanseri açısından riskli? - Araştırmalar et ve süt ürünleri gibi yüksek yağ içeren yiyeceklerin tüketilmesiyle meme kanseri riski arasında pozitif bir ilişki olduğunu gösteriyor. Diğer taraftan bitkisel gıdalarla beslenen kadınlarda meme kanseri eğilimi daha az bulunmuştur. Ayrıca günlük alkol alım miktarı artışıyla risk artışı arasında ilişki var. Günde 15 gram ve üstü alkol alımı, alkol içmeyenlere göre meme kanseri riskini yüzde 50 arttırır. Kalıtımın rolü ne kadar? - Görülen tüm meme kanserleri arasında rolü yüzde 15 kadar. Bu kişilerde meme kanserine neden olan gen, BRCA 1 ve BRCA 2 genleridir. Ailesinde çok sayıda meme kanseri olanlarda bu genler var mı bakılmalı. Kişi bu genleri taşıyorsa hayatı boyunca meme kanseri gelişme riski çok yüksektir ve erken yaşta ortaya çıkabilir. Bu nedenle erken yaşta takibe almak lazım. Nasıl korunulur? Meme kanserinden korunmanın yolları nelerdir? - En kolay yolu genç yaşta sağlıklı doğum yapmak ve bebeği emzirmek. Bunu yapmakla meme kanseri riski önemli ölçüde azalacaktır. Bunun yanında kilo almamaya gayret edilecek, alkol alımının makul ölçülerde olmasına dikkat edilecek, egzersiz yapılacak. Gebelik riski nasıl azaltıyor? - Meme kanseri üzerine gebeliğin etkisi ilk doğum yaşıyla ilgili. İlk doğum yaşı 18 - 19 olanlara karşın, ilk doğum yaşı 30 ve üstünde olanların meme kanseri olma riski 4 - 5 kat artmakta. Doğum yapmamış veya 30 yaşından sonra ilk doğumunu yapmış, bebeğini emzirmemiş kadınlar açısından da risk artıyor. Doğum kontrol hapları risk yaratır mı? - Hormon kullanılan her türlü ilaç mutlaka bir doktor denetiminde olmalı. Doğum kontrol haplarının riski küçük oranda artırdığı saptanmıştır. Ancak uzun süreli ve genç yaşta kullanmaya başlamak riski arttırır. Özellikle annesi veya kız kardeşi meme kanseri olanlarda risk, kullanmayanlara göre 3 kat artar. Mutlaka egzersiz yapın Egzersizin olumlu katkısı var mı? - Fiziksel aktivitenin meme kanseri riskini azalttığına dair çok önemli kanıtlar var. Özellikle kız çocuklarında erken yaşlardan itibaren atletizm ve balenin vücudun hormon yapımını etkileyerek adeti geciktirebileceği (yani yumurtlama sayısını azaltabileceği) ve meme kanseri riskini düşürebileceği biliniyor. Özellikle ailesinde meme kanseri olanların kızlarına spor yaptırmaları öneriliyor. Meme kanseri son yıllarda arttı mı? - Evet. Görülme sıklığı Batı ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de arttı. Bunun nedenlerinden biri, hastalığın tanıyla erken dönemde artık daha kolay anlaşılması. Bunun dışında kesin olmamakla birlikte sosyo ekonomik seviyedeki kişilerin beslenme tarzı, fast food yemek, düzensiz beslenme kısacası Batı tarzı beslenme üzerinde duruluyor. Örneğin Japonya’da artmıyor. Tedavide yeni gelişmeler neler? - Kemoterapide her gün yeni ilaçlar geliştiriliyor. Kemoterapi, tedavide hâlâ çok etkili. Hayatı uzatıyor. Tümörün durumuna göre, hormona duyarlı olup olmaması diğer risk faktörlerine göre kemoterapiyle birlikte hormonal tedavi de uygulanıyor. Hormonol tedavide de kullandığımız yeni ilaçlar var. Bunlara dikkat! Hem meme kanseri olmamak hem de tekrarlama ihtimalini azaltmak için ideal kiloda olmak şart. Haftada 4 gün, 45 dakika tempolu yürüyüş yapan kadınlarda meme kanserinin ortaya çıkma riski yüzde 25 azalıyor. Teşhis konulan hastalarda kilo risk yaratıyor. Tedavinin yan etkileri nedeniyle kilo alan hastaların bu kilolarından kurtulması şart. Alkol önerilmiyor. Radyoterapiye giren hastalar sigara içmeye devam ederlerse tedavinin etkisi azalıyor ve meme içinde nüks ihtimali 2,5 kat artıyor. California’da 100 bin kadın üzerinde yapılan bir araştırmada sigara içen kadınlarda meme kanserinin yüzde 30 daha sık görüldüğü saptandı. Riskiniz ne kadar? Aile üyeleri arasında meme kanseri olan kadınlarda meme kanseri riskinin arttığı biliniyor. Bu nedenle Türkiye Meme Vakfı, özellikle ailesinde meme kanseri olan kadınların riskini belirlemek için bir test uyguluyor. Amerikan Kanser Enstitüsü tarafından hazırlanan bilgisayar ortamındaki `Meme Kanseri Risk Hesaplanması Programı’yla meme kanseri riski, yüzde olarak saptanıyor. Vakıfta, bu program desteğiyle meme kanseri riskinizi hesap ettirip, gerekli önlemleri de öğrenebilirsiniz. ‘Tedaviye en iyi yanıt veren kanser’ İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü’nden Prof. Dr. Maktav Dinçer, meme kanserinin tedavide en iyi cevap veren kanser türü olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “Öncelikle tarama çok önemli. Erken tanı hâlâ en sıcak konu. Tarama yapılan toplumlarda meme kanserinden ölümlerin yüzde 25 - 30 azaldığı ispatlandı. İki hafta önce yapılan Avrupa Meme Kanseri Kongresi’nde bu konu yine vurgulandı. Meme kanseri şifa şansı olan, erken yakalandığında tedavi şansı artan bir hastalık. Erken tanı dediğimiz zaman elle hissedilmeyecek kadar ufakken mamografiyle tespit edilmesini kastediyoruz. Tümörün çapı 1 santimetrenin altında oluyor. Böylece meme kanserinin nüksetmemesi ve ömrü uzatma şansı yüzde 95′in üzerinde oluyor.” Meme kanseri tedavisinde en son gelişmeler neler? Prof. Maktav Dinçer, meme kanseri tedavisindeki son gelişmeleri şöyle özetledi: CERRAHİDE: Meme kanserinde cerrahi giderek minimalize oluyor. Bunun önemi yan etkileri azaltması. Eskiden meme alınıyordu, şimdi memedeki tümörü alıyoruz. Ayrıca koltuk altı boşaltılıyordu şimdi özel bir teknikle sadece memeden muhtemelen gitmiş olan metastazı barındıracak lenf bezini bulabiliyoruz. Ve 15 tane çıkarmak yerine bir veya iki tane nöbetçi dediğimiz bezler çıkarılıyor. Bu da ameliyat süresini kısaltıyor, komplikasyon olasılığını azaltıyor ve en önemlisi uzun vadede kadının kolunda olabilecek ödemi, şişliği azaltıyor. Klasik koltuk altı cerrahisi geçiren kadınlara o taraf kolunuzu kullanmayın, ağırlık taşımayın derdik. Spor yapıyorsa tenis oynuyorsa bunları yapamıyordu cerrahi sonrasında. Bunlar da yaşam kalitesini etkiliyordu. Koltuk altını koruyucu yaklaşımla hayat kalitesi yükseliyor, kolda ödem ve enfeksiyon riski kalkıyor. İLAÇLARDA: Yeni ilaçlar ömrü uzatıp iyileşme şansını artırıyor. Artık erken dönemdeki hastalardaki başarıların yanında hastalığı nükseden hastalarda da başarılı sonuçlar alınıyor. Hastalığı metastaz yapanlarda da etkili ilaçlar yıllarca yaşamasını sağlıyor. RADYOTERAPİDE: Cerrahi gibi radyoterapi de ufalıyor. Meme alınmadığı zaman 6 hafta radyoterapi yapıyorduk. Bunun yerine bir haftalık radyoterapi var. O da memenin tamamına değil sadece tümör yatağına ışınlanıyor. Bu, rutin uygulamaya geçmedi ama İtalya, Amerika ve İngiltere’de bazı hastaneler tedavi protokollerine alıp uygulamaya başladı. Bu da önemli bir konfor sağlayacak kadına. Başarı şansı yüksek. `Kısmi meme ışınlaması’ denen bu yöntemde hasta 30 seans yerine, 5 seans gelerek tedavisini yaptıracak. |
Hangi hastalığa hangi yiyecek? Doğa bir eczane gibidir! Tahıl, sebze ya da meyvelerde bulunan çeşitli maddeler, vitaminler;depresyondan tansiyona birçok hastalığa iyi gelir. Urfa`nın acı pul biberinin cilde yararlı, teni güzelleştiren maddeler içerdiğini, İlaçta aspirin neyse, yiyecekler içinde elmanın da o, olduğunu söyleyen Londra Üniversitesi uzmanlarının hazırladığı doğal savaş programında hangi hastalığa karşı neler yemeniz gerektiği anlatılıyor.GRİP Satsuma: (Küçük portakal) İçerdiği folik asit ve C vitamini sayesinde öksürüğü ve kanlı tükürükleri keser. Ayrıca kan pıhtılaşmasına karşı en etkin doğal yiyecek olduğu için ileri yaşlarda felç ya da kalp krizi riskini de azaltır. Tarçın: (Yemeklere girmiş olabilecek E-coli bakterisinin vücutta yayılmasını engeller. Mideyi düzene sokar. Kusmayı engeller. Hatta bal ya da limon suyuyla birlikte alındığında boğazdaki yanmaları keser. Hardal: ( İçindeki singrin maddesi, midenin gaz çıkarmasına yardımcı olur. Sindirim sistemini düzenler, mide ağrılarını giderir. En fazla bir çay kaşığı alınmalıdır. Nane: (İçerdiği mentol, midenin normalleşmesine neden olur. Vücuda giren grip mikrobuna karşı savaştığı gibi, ileri yaşlarda ülsere yakalanma riskini de azaltır. Nane çayı, baş ağrısı, grip, stres gibi hastalıkların yanı sıra mide yanmasına da bire birdir. DEPRESYON Avokado: ( Sindirimi çok rahat olan bu meyvayı özellikle yeni doğmuş bebeklerin ilk maması olarak tavsiye ederiz. İçerdiği E vitamini kalbe iyi gelir, yüksek potasyum da dinç tutar ve insanı depresyona sokan uyuşukluluk ve rahatlığı üzerinden atar. Vücudun kolesterol oranını ayarlar. Teninizin sürekli hücre yenilemesine neden olur. (Zayıflamak isteyenler dikkat: Yağ oranı bir çikolata kadar yüksek olan avokadoyu yememenizi öneririz.) Çikolata: ( Sütlü çikolataları tercih edin. Çünkü içerdiği kakao yağı, magnezyum, E vitamini beynin kendisini yenilemesine ve psikolojik rahatlık sağlamasına yardımcı olur. Migreni olanlar çikolatadan uzak durmalıdır. İstiridye: ( İçindeki demir, sperm sayısını ve insanın seks gücünü artırır. A, B12 ve C vitaminleri içerir. Beyin için en faydalı yiyecek olan istiridye, enerji verir. (Dikkat: Kolesterol oranı birçok balığın iki katıdır.) Patates: ( Orta boy bir patates,bir insanın bir gün içinde alması gereken C vitaminini içerir. Beyindeki serotonin adlı kimyasal maddenin kendisini yenilemesini sağlar. İDRAR YOLLARI Nane: İdrar söktürücü özelliğe sahiptir. İçerdiği mentol, midenin normal işlevini görmesine neden olur. Vücuda giren grip mikrobunakarşı savaştığı gibi, ileri yaşlarda ülsere yakalanma riskini de azaltır. Sabahları mide bulantısını keser. Nane çayı, baş ağrısı, stres gibi hastalıkların yanı sıra mide yanmasına da bire birdir. Ancak nane çayını aç karnına değil, tok karnına içiniz. Elma: İçindeki C vitamini ve pektin oldukça faydalıdır. Kolesterolü düşürür, sindirim sistemini düzenler ve idrar ve hacet yollarındaki sorunları giderir. Kepekli ekmek: B3 vitamini, demir, potasyum ve folik asit içerir. Çok fazlası idrar yollarına zarar verirken, günde 2 dilim yemek iyi gelir. ALERJİ Kayısı: İçindeki betakarotene adlı madde hücrelere saldıran molekülleri kontrol altına alarak,kanseri önler. Bir kayısı ne kadar parlaksa, içindeki betakarotene oranı o kadar yüksektir. İçerdiği kalsiyum ve magnezyum, gırtlak yanmalarını engeller. Kuru kayısıya rengi bozulmasın diye eklenen sülfür dioksit, astım gibi alerjilere iyi gelir. HEMOROİD (BASUR) Hindistan cevizi: İçerdiği myristin adlı madde kusmayı engeller, basur tedavisinde birebirdir. (Dikkat! Ancak fazlası basur için tehlikelidir.) KARIN AĞRISI Papatya çayı: Bağırsak yollarında toplanan gazı çıkartır, sindirim sistemini düzenler, mide ağrısını keser. KARACİĞER Enginar: Cynarine adlı madde sayesinde en sert yiyecekleri dahi sindirimine yardımcı olur.Karaciğer hastalarının yanı sıra romatizma, artirit ve gut hastalığına yakalananlarla, hamilelere şiddetle tavsiye ederiz. Meyan kökü: Dünya üzerinde birçok kabile yüzyıllardır ülser, artirit, bronşit ve karaciğer rahatsızlıklarına karşı meyan kökünü "doğal ilaç" olarak kullanır. Adrenalini yükseltir, insanın strese girmesini engeller, kan basıncını düşürür. Zerdeçal: Karaciğer rahatsızlıklarının yanı sıra sindirime de yardımcı olur. DİŞ Ekmek: Şekerli yiyecek yenildiğinde içindeki asitler dişlere her 20 dakikada bir saldırır. Ekmek,dişleri korur. Gün boyunca 6 ila 11 dilim ekmek yiyin. Meyve: (Her çeşit) Günde 2 ila 4 öğün meyve tüketin. Sebze: (Her çeşit) Günde 3 ila 5 öğün tüketin. Yoğurt veya beyaz peynir: Eğer yemekler arası atıştırırken diş sağlığınızı düşünüyorsanız,kalsiyum deposu olan bu iki yiyeceği tercih edin. Muz: Yüksek miktarda karbonhidrat içerir. Zengin bir potasyum kaynağıdır. Bu mineral, kalbin düzenli olarak çalışmasını ve tansiyonun düzenli olmasını sağlar. TANSİYON Rezene: İçerdiği potasyum sayesinde tansiyonu düzenler. Sağlıklı kan hücreleri için gerekli olan folik asidi de bol miktarda bulundurur. Rezene çayı sindirim için iyidir. Tahıl: Kan damarlarını gevşeten ve rahatlatan bir tür fotosentez kimyasal maddesi içeriyor. Bu sayede kanın damarlardan daha rahat geçmesini sağlıyor. Tahıl yemek sebzelere oranla vücutta daha fazla kalori yakılmasını sağlar. Kalorinin azalması tansiyonu düzenler. Un: Yapıldığı tahılın besin değerlerini içerir. B vitaminleri, E vitamini, demir ve magnezyum açısından oldukça zengindir. Karaciğer: Sağlıklı bir bağışıklık sistemi, cilt ve keskin gözler için gerekli olan A vitamini açısından zengindir. Küçük bir porsiyonu günlük A vitamini ve demir ile aylık B12 vitamini ihtiyacını giderir. SİNDİRİM SORUNLARI Arpa: İçerdiği kalsiyum ve potasyum gibi mineraller ile B vitamini vücuda direnç kazandırır.Ayrıca ABD`deki bir araştırma, 6 ay boyunca her gün arpa ürünü şeylerin yenmesinin kolesterol oranını yüzde 15 düşürdüğünü kanıtladı. Yoğurt: Günde 150 gram yoğurt vücudun bir günlük kalsiyum ihtiyacını karşılar. Meyvalı yoğurtlara 3 çay kaşığı şeker eklendiği için şeker oranları daha yüksektir. Yoğurttaki potasyum, kan basıncı ve kalp atışlarını düzenler. Midenin yiyecekleri düzenli olarak öğütmesini sağlar... KİLO KAYBI Çikolatalı puding: Bu sayede vücuttaki kan istediği protein ve mineralleri alır. İngiliz Sağlık Bakanlığı, kilo kaybı yaşayanların günde 3 kez 1 hafta boyunca puding yemesini tavsiye ediyor. Peynir: 100 gramında 78 kalori bulunuyor. Yumurta: Günde 2 yumurta kadınların günlük protein ihtiyacının 4`te 1`ini, erkeğin ise 5`te birini karşılar. A,D,E ve B vitaminleri içeren yumurtadaki selenyum maddesi, bebeklerde sindirim sorunlarını çözer, yetişkinleri de kansere karşı korur. Dondurma: Günde 2 top vanilyalı dondurma yemek, insan vücudunun günlük protein ihtiyacının yüzde 20`sini karşılar. Salam: B vitamini, demir, sodyum ve potasyum deposudur. MENOPOZ Nohut: Sebze hormonu "fitoöstrojen" içerir. Bunlar östrojenin vücuttaki etkilerini dengeler ve menopozun yarattığı etkilere karşı korur. Sebze proteininin en zengin kaynaklarından birisidir. Kola: Kafein vücudun yorgunluğunu alır ve konsantrasyonu sağlar. Üzüm: İçerdiği "elajik" asit sayesinde menopozun neden olduğu kemik erimesine karşı korur. Kandaki östrojen seviyesini yükselterek de menopoz semptomlarını en aza indirir. Kuru erik: Sadece iki-üç adet yemek dahi vücudun ihtiyacı olan antioksidanları karşılar. İdrar yolları kaslarını rahatlatır. Bu da kolon kanserine karşı korur. Demir, A vitamini, B6 vitamini ve potasyum içerir. İçerdiği yüksek orandaki bor minerali sayesinde menopoz dönemindeki kadınlarda östrojen seviyesini dengede tutar. Tatlı patates: Adrenal salgılayan bezleri güçlendirerek vücuda enerji sağlar. Fosfor, magnezyum, kalsiyum, C vitamini, potasyum ve folik asit içerir. ROMATİZMA Enginar:Vücuttaki zehiri atma etkisi sayesinde başta romatizma olmak üzere gut hastalığı ve eklem yanmasına karşı birebirdir. Folik asit ve potasyum kemikleri güçlendirir. Domates:C vitamini boldur. Tahıl: İçerdiği doğal kimyasallar, romatizmanın yol açtığı eklem yanmaları ve romatizmal ağrıları hafifletir. Kekik:Timol adı verilen bir tür doğal yağ, vücuttaki diğer yağların parçalanmalarını sağlar. Kekik yağı banyoda sürüldüğü zaman romatizma ağrılarını büyük oranda azaltır. Zencefil: Uyarıcı etkileri kan damarlarını genişletip kan dolaşımını artırarak romatizma ağrıları ve yanmaları yok eder. SİSTİT Kuşkonmaz:Folik asit, C ve E vitaminleri içerir. Yenilen besinlerin vücuttaki zehirli kalıntılarını atmayı sağlar. Karaciğer ve böbreklerin çalışmasını kolaylaştırır, destekler. Bu nedenle doktorlar, sistit hastalarının mutlaka kuşkonmaz yemeleri gerektiğini söylüyor. KANSIZLIK Hurma:Türüne göre değişse de hurmaların birçoğu yüksek oranda demir içerir. Besin değeri yüksek ve önemli bir enerji kaynağıdırlar. Doğal müshil etkisine sahiptir. Kurutulmuş olanlarına göre daha yüksek oranda su ve daha düşük kalori içerir. İDRAR VE BÖBREK Pancar:Böbrekleri çalıştırır. Önemli bir potasyum kaynağıdır. Vücuttaki tuz oranını dengeler. Bu sayede böbrekler ve idrar yollarının çalışmasını destekler. Kavun: orta boy bir kavunun yarısı, günlük C vitamini ihtiyacını tamamen karşılar. A vitamini ve betakaroten içerir. Bunlar antioksidan, yani vücudu temizleyici etkiye sahiptir. Böbrekleri rahatlatır. Yüksek miktarda su ve düşük miktarda kalori içerir. DİYABET Kuru fasulye: Lif açısından zengin bir besindir. Bu da diyabet riskini büyük oranda azaltır.İçerdiği karbonhidratları vücudun şekere dönüştürmesi uzun sürer. Mercimek: B vitamini, demir, kalsiyum, potasyum, fosfor ve magnezyum içerir. Çözünebilir lif içermesi sayesinde kandaki kolesterol oranını düşürür. Bu nedenle diyabet ve kalp hastaları için kaçınılmaz bir besindir. BAŞ AĞRISI Nane: Nane çayı baş ağrılarını dindirmek için birebirdir. İçerdiği mentol ve mentol doğal yağları sayesinde mideyi rahatlatma etkisine de sahiptir. Biberiye:Kimyasal içerikleri sayesinde doğal bir ağrı kesici görevi görür. Çikolata: Doğal antidepresan özelliği vardır. Çikolata magnezyum ve demir içerir. Sinirleri gevşetici özelliği sayesinde baş ağrısını dindirir. VÜCUT SU TUTMUŞSA Kuş üzümü: 100 gramı günlük C vitamini ihtiyacının tam 3 katını karşılar. Antibakteriyel ve yanmayı önleyici etkileri vardır. Zengin potasyum ve düşük tuz içeriği, dehidratasyonu olanlar için önemli bir doğal ilaçtır. Kabak: 100 gram kabak günlük folik asit ihtiyacının 4`te birini karşılar. Yüksek orandaki potasyum sıvı-tuz dengesini sağlar. Tahıl: İdrar yollarını açıcı, çalıştırıcı ve rahatlatıcı etkileri sayesinde dehidratasyonu rahatsızlığı bulunanların mutlaka yemeleri gerekir. Mideyi rahatlatıcı özelliği vardır. EĞER MİDENİZ RAHATSIZSA Tarçın:Mide yanmalarını ve kusma hissini alır. Hindistan cevizi: Sütlü içeceklere eklendiği zaman mideyi gevşetici ve gazını alıcı bir etki yaratır. Mide bulantılarını önler. Lahana: Mayalanma sırasında laktik asit üretir. Bu da sindirim sistemindeki zararlı bakterileri öldürerek sindirime yardımcı olur. GUT (DAMLA HASTALIĞI) Hamsi: omega-3 yağı açısından çok zengindir. Kolesterol seviyesini düşürür. Kanın pıhtılaşmasını önleyerek damar tıkanıklığı, kalp krizi ve dolayısıyla da felç geçirme riskini düşürür. Haftada en az 1 kez yemek gerekir. Kalp hastaları için bu miktar haftada 3-4 porsiyon olmalıdır. ADET SANCISI Muz:İçerdiği yüksek oranda B6 vitamini sayesinde kadınların adet dönemi sancılarını büyük oranda azaltır. Doğal bir ağrı kesici gibidir. Tarçın:Koli basilinin üremesini önler. Limon çayına balla birlikte eklenerek içildiğinde hem nezlenin yol açtığı boğaz ağrılarına hem de adet dönemi sancılarına iyi gelir. HAMİLELİK Enginar:Bol miktarda folik asit ve potasyum içerir. Düşük yağ oranı, sindirimi kolaylaştırıcı etkisi, antioksidan özellikleri sayesinde anne adayı ve bebeğin sağlığına önemli faydaları vardır. Böğürtlen:E vitamini içerir. Vücuttaki zararlı besin atıklarının temizlenmesini sağlar. C vitamini boldur. Cenini korur. ÇÖLYAK HASTALIĞI Kestane: Önemli bir enerji kaynağıdır. Kolayca sindirilebilir. Çölyak hastaları için buğday içermeyen un kaynağı olabilir. E ve B6 vitaminleri içerir. yağ oranları düşüktür. TİROİD Midye: omega-3 yağı açısından zengin bir besin kaynağıdır. İçerdiği selenyum minerali tiroit bezlerinin normal işleyişi için gereklidir. FELÇ Turunçgiller:C vitamini zengini turunçgiller içerdikleri flavonoid adlı antioksidanlar sayesinde atardamarların, kalbin zarar görmesini önlüyor. Portakal içerdiği folik asit, kalp dostu potasyum ve kalsiyum sayesinde sağlıklı alyuvar hücrelerinin çoğalmasına neden oluyor. Hamsi:Kolesterolü düşüren ve kan pıhtılaşmasını önleyen Omega-3 bol bol var. ASTIM Soğan: sarımsakla birlikte enfeksiyonlarla mücadele eder. Kükürt bileşimleri atardamarların zarar görmesini önler. Soğan; kemik erimesine de iyi geliyor. ARTİRİT Enginar:Enginarın en büyük özelliği toksinleri temizleme yeteneğidir. Bu nedenle artirit ve romatizması olan hastalara özellikle tavsiye ediliyor. Cynarine adlı madde, karaciğer ve safra kesesinin rahatsızlanmasını engelliyor. STRES Mayan kökü:Antivirüs etkisi vardır. Karaciğeri korur. Adrenalin salgılanmasını dengeler. Stresle başa çıkabilmek için gerekli olan kortizol hormonunu salgılatır. ÜLSER Lahana:Ülseri olan kişiler için tonik, yani mideyi temizleyici etki yaratır. Yüksek oranda C vitamini içerir. Kırmızı lahana vücutta antioksidan özelliğe sahip A vitamini içerir. Kanseri önleyici etkiye sahiptir.Çiğ olarak salatalara katılması tavsiye edilir. KEMİK ERİMESİ Kayısı:Yüksek oranda kalsiyum ve magnezyum içerir. Süt:Kalsiyum, protein, B2-A-E-D vitaminleri, folik asit, fosfor ve demir kaynağıdır. Kalsiyum, D vitamini ve fosfor ile birlikte kemikleri ve dişleri güçlendirmek için çalışır. Bunların eksikliği kemikleri eritir. ARAÇ TUTMASI Zencefil: Sindirime yardımcı olur. Mide bulantısını giderir. Enerjinizi artırır. Seyahatin ve otomobilde uzun süre gitmenin yol açtığı bulantı ve rahatsızlıkları azaltır. CİLT SORUNLARI Papatya:Bitkisel yağ ve kimyasallar içerir. Çay olarak içildiğinde sindirime yardımcı olur, karın ağrılarını dindirir. Sıcak bir banyonun ardından hazırlanacak papatya çayı torbaları, egzamanın neden olduğu kaşıntı ve yanmaları alır. Acı pul biber: Portakaldan 3 kat daha fazla oranda C vitamini içerir. Capsantin adlı kimyasal madde zona hastalığının neden olduğu ağrıları dindirmek için yapılan kremlerde kullanılır. Portakal suyu:Bir bardak portakal suyu günlük C vitamini ihtiyacınızın tamamını karşılar. İçindeki potasyum vücudun su dengesini korur; cildin kurumasını, kırışıklıkların meydana gelmesi önler. Portakal yağı: susam yağıyla karıştırılarak kullanıldığında iyi bir cilt yağı elde edilir.Ayrıca;selülitli bölgelere portakal yağıyla masaj yapılması tavsiye edilir. LAKTOZ DAYANIKSIZLIĞI Badem:Yüksek oranda kalsiyum, magnezyum, potasyum, fosfor, E vitamini, B2 vitamini, antioksidan içerir. Bu nedenle laktoz (süt şekeri) dayanıksızlığı bulunan ve günlük gıdalar yiyemeyen kişiler için badem ideal bir besin kaynağıdır. KALP Bezelye:Haftada 10 porsiyon domatesli bezelye yemeği yiyen bir erkeğin, yemeyene oranla prostat kanserine yakalanma riski yüzde 35 daha az. B vitamini ve protein deposu olan bezelye, kalp için de çok önemli. Kepekli Ekmek: Kalp hastalıklarıyla bağırsak kanseri için faydalıdır.Günde 12 gramdan fazlası kişiye göre zararlı olabilir. Kiraz: 100 gramında 40 kalori bulunuyor. İçerdiği ellegic asit, vücudu kansere karşı korurken,kiraz kalp damarlarındaki normal bir kan dolaşımını sağlar. Çok kiraz yenmesi, gut hastalığına yakalanma riskini de düşürür.Günde 20 kiraz yemek 1 aspirin yerine geçiyor. Çikolata:E vitamini, magnezyum ve demir; kalp hastalıklarına yakalanma riskini düşürür. Günde en fazla 1 çikolata yiyin. Elma: Günde 5 adet yiyin. Mısır Gevreği: Günde 1 tabak yeterli. Salatalık: diyet yapanların en büyük yardımcısı olan salatalık, kolesterolü düşürür. Kalbi güçlendirir.Unutmadan ekleyelim. Salatayı soymadan yiyin. Çünkü kalbi kuvvetlendiren madde, kabuğu ile derisi arasında bulunuyor. Yumurta:Tüm yiyecekler içinde en kaliteli proteini içerir. En önemli özelliği, kolesterol oranını düzenleyen lesitin maddesi içermesi. Tavada az yağda pişirilmiş yumurtayı tavsiye ederiz. Sarımsak:Mutfağınızdan eksik etmeyin. En az 1000 doğal tedavide kullanan sarımsak, sindirim sisteminden, kansere, kan dolaşımından kalp hastalıklarına kadar her şeye yaralı. Ancak hamileler dikkat olmalı. Aşırı sarımsak da kalp yanmaları ve çarpıntılarına yol açar. Günde bir diş yeter. Humus:E vitamini zengini humus, kanda kolesterol oranını da ayarlar. Kavun:Bir kavunun yarısı insan vücudunun günlük C vitamininin ihtiyacının tamamını, A vitaminin de yüzde 15`ini karşılar. Kavun, kalp ve böbrek hastalarının diyetlerinde sıkça kullanılan bir meyvedir. Süt:Tam bir kalsiyum, protein, folik asit, A, E ve D vitaminleriyle fosfor deposu. Çocuk ve genç ve hamilelerin günde en az yarım litre süt içmesi tavsiye ediliyor. Şeftali:Bir şeftali, günlük C vitamini ihtiyacınızın yarısını karşılar. Sindirimi kolay olan meyvanın koyu renklilerini tercih edin. Çünkü kabuğuna renk veren betakarotene maddesi, kalp ve kansere karşı faydalıdır. Pirinç:E ve B12 dışında tüm B vitaminleri ve potasyum içerir. Özellikle kolon ve bağırsak kanserlerine karşı faydalıdır.Kolesterolü düşürdüğünden kalbe iyi gelir. Tuz:Vücuttaki kan dolaşımını ve sinir sistemini düzenler. Mide kanseri, kemik erimesi, kalp sorunlarına bire birdir. İngiliz Sağlık Bakanlığı, halkına günde 9 gram tuzun kafi olduğunu, aşırısının vücuda zarar vereceğini açıkladı. Çay:Günde 2 bardak içilen çayla, 4 elma, 5 soğan, 7 portakal yemiş gibi kalp dostu antioksidan madde almış olursunuz. İngilizler, özellikle çocukların haftada en az 6 bardak sütlü çay içmesini öneriyor. Ton Balığı: Kolesterol ve tansiyonu düzenler. Anemi hastalığına karşı D ve B12 vitamini içerir. Birçok kansere karşı vücudu içerdiği nikotinik asitle korur. Bir konserve ton balığı vücudun D vitamini ihtiyacının tamamını karşılıyor. Hindi Eti: 125 gramı, vücudun günlük folik asit ihtiyacını karşılar. Folik asit, kan hücrelerinin yenilenmesine yardımcı olur. Karpuz:Bir dilimiyle günlük C vitamini ihtiyacınızın %80`nini karşılarsınız. İçerdiği potasyum, kan dolaşımını sağlar. KANSER Kayısı:Antioksidan olan betakaroten açısından zengindir. Hücrelere ve dokulara zarar veren moleküllerin etkisini ortadan kaldırarak kansere karşı koruyucu etkisi vardır. Lifli olduğu için bağırsakları koruyucudur. Tahıllar:Arpa, mısır, buğday, yulaf gibi tahıllar B ve E vitamini, potasyum ve kalsiyum içerir. Kanserojen maddelerin vücuttan atılması sürecini hızlandırır. Tahıl ağırlıklı bir beslenme rejimi, bağırsak kanseri riskini yarı yarıya azaltıyor. Fasulye:Fasulye, C vitamini ve betakaroten gibi kalp hastalığı ve kanseri önleyen antioksidanlar açısından zengindir. B vitamini de seks hormonlarını kuvvetlendirir. Pancar: demir ve folik asit açısından zengin olan pancar eski çağlardan beri kan hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır. Amerikalı uzmanlar pancar suyunun sarılık tedavisinde de etkili olduğunu belirtiyor. Lahana:Kanserli hücrelerin çoğalmasını önleyen karoten maddesi içerir. Havuç:Tam 40 araştırma havuç tüketimi arttıkça kanser riskinin azaldığını ortaya koymuştur. Bunun temel nedeni betakaroten, C ve E vitaminleri gibi antioksidanlar açısından zengin oluşudur. Nohut:Yağ düzeyi düşük olan ve kolesterol içermeyen nohut kalsiyum, magnezyum, fosfor, potasyum, bakır, manganez, betakaroten ve folik asit açısından zengindir. Göğüs kanserine karşı korur. İncir: potasyum, demir ve kalsiyum içerir. Sindirim sistemine yardımcı olur. Eski çağlarda kanserli hücrelerin tedavisinde kullanılan incir, modern tıp tarafından da kansere karşı koruyucu olarak öneriliyor. Sarımsak:Bağışıklık sistemini güçlendirdiği ve kansere, yüksek kolesterole, kalp ve dolaşım sistemi hastalıklarına karşı koruyucu etkisi vardır. Fındık:Kalp krizine karşı koruyucu olan E vitamini açısından en zengin besinlerin başında gelir. Her gün yenilen bir avuç fındık kansere ve kırışıklıklara karşı koruyucudur. Mercimek:B vitamini, demir, kalsiyum, magnezyum, fosfor ve potasyum içerir. Lifli özelliği kandaki kolesterol oranını düşürür, şeker ve kalp hastaları için yararlıdır. Zeytinyağı:İçindeki omega yağ asitleri, kandaki kolesterol düzeyini dengede tutar. Antioksidan özelliği olan E vitamini açısından da zengindir. Bu sayede kalp krizi, felç, kanser ve erken yaşlanmaya karşı beyni koruyucu etkiye sahiptir. Soğan:Bağışıklık sistemini güçlendirir. İçerdiği allicin ve sülfür; mide ve bağırsak kanserine karşı koruyucu etkiye sahiptir. Son araştırmalar kemik erimesine karşı, peynir ve sütten daha etkili olduğunu göstermiştir. Şeftali:Teki bile insanın C vitamini ihtiyacının yüzde 50,sini karşılayabilir. Sindirimi kolaydır. Kansere ve kalp krizine karşı koruyucu olan betakaroten açısından da zengindir. Bir tanesinde 33 kalori vardır. Pirinç: pirinç mükemmel bir enerji kaynağıdır. E ve B vitaminleri açısından zengindir. Bağırsak kanserine karşı koruyucu olan pirinç, kolesterolü düşürerek kalp krizi riskini de azaltır. Çilek:Kolesterol düzeyini düşürür ve sindirim sistemini düzenler. Ellegic asit adı verilen kansersavan bir maddeyi de içerir. Domates:Likopen açısından zengin ender bitkilerden biridir. Likopen, pankreas gibi çeşitli kanser hastalıklarını önleme konusunda hayati önemdedir. C vitamini açısından zengindir ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Lifli bir besin olması da bağırsak kanseri riskini azaltır. GÖZ Mısır:Zeaksantin adlı bir bitkisel bileşim içerir.Bu madde yaşa bağlı olarak gelişen görme bozukluklarını azaltır. Ispanak:Antioksidan özelliği taşıyan A vitaminine dönüşen betakaroten içerir. Sağlıklı gözler için gereklidir. Katarakt ve diğer göz tabakalarının bozulmasına karşı lutein maddesi de içerir.Pişirdikten sonra hemen tüketin; beklemesi halinde içindeki yararlı maddeler toksik maddelere dönüşebilir. BAĞIRSAK Elma: protein, vitamin ve doğal kimyasallar sayesinde sindirime yardımcı olur. Sindirimi kolaylaştırır. Bağırsak sorunları çeken kişiler için dengeleyici ve normalleştirici besin olarak nitelenirler. |
Kırışıklık için balıkYaşlanmanın altında yatan nedenleri araştıran uzmanlar; hücre yenilenmesini sağlayan proteinin kırışıklıklar üzerindeki etkisini keşfetti. Hücrelerimizin yapıtaşlarının amino asitlerden oluştuğunu belirten araştırmacıların ulaştığı ilginç sonuçlar şöyle: Protein sindirilirken, amino asitlerce parçalanarak hücrelerin kendilerini yenilemelerinde kullanılır. Yeterince protein alınmazsa vücudun yaşlanma süreci hızlanır. Cilt için en yararlı protein balıkta bulunur. Genç kalmanızı sağlayabilecek besinler arasında ilk sırayı balık alır. Her türden balık; doymuşluk oranı düşük yağla, yüksek kalitede ve kolayca sindirilen proteinlerin kaynağıdır. Deniz ürünleri besin açısından yoğundur. Dolayısıyla yüksek miktarda protein ve önemli oranlarda vitamin ile mineral içerir. Doymuş yağ ve kalori oranları da yüksek değildir. Kızarmış balık tehlikeli! Bilim adamları kızartılmış balığın yaşlılarda inme riskini yüzde 10-13 artırdığı uyarısında bulundu. Harvard Üniversitesi'nde yapılan araştırma, ton balığı ile haşlanan veya fırında pişirilen balıkların 65 yaş üzerindeki insanlarda inme riskini azalttığını gösterdi. 65 - 74 yaşındaki 4 bin 775 denek üzerinde 12 yılda yapılan araştırmaya göre, ayda 1-3 kez ızgara veya haşlanmış balık tüketenlerde inme riski yüzde 14 daha az görülüyor. |
http://www.saglikvakfi.org.tr/resimler//oyuncak.jpg Çocuğunuzun oyuncaklarının güvenliğini tehdit etmemesi için oyuncak seçiminde nelere dikkat etmek gerekiyor? Güvenli oyuncak nasıl olmalı? Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi’nde (RSHM) güvenli oyuncak için analiz yapabilecek bir laboratuvar kurulacak. RSHM Başkanı Doç. Dr. Mustafa Ertek, Arupa Birliği desteğinde yürütülen "Oyuncak Güvenliği Projesi" çerçevesinde aileler, miniklerin devam ettiği ana okullarında görevli eğitimcilerle üniversitelerin çocuk gelişimi bölümlerine devam eden öğrencilerin eğitileceğini bildirdi. Ayrıntılar web sitesinden bildirilecek Bu proje çerçevesinde ilgili çevrelerin bilgilendirilmesi amacıyla bir web sitesi hazırlandığını belirten Ertek, eğitim için bazı materyaller de temin edildiğini söyledi. Oyuncak güvenliğinin önemine de işaret eden Ertek, bunun için bir "Oyuncak Laboratuvarı" kuracaklarını bildirdi. Burada kullanılacak cihazlardan bazılarının alındığını kaydeden Ertek, şunları kaydetti: "Bu laboratuvarda oyuncak güvenliği için analiz yapabileceğiz. Uzak doğudan ülkemize çok sayıda güvenilir olmayan oyuncak giriyor. Biz de kurulacak laboratuvarda piyasa denetim ve gözetim yetkisi olan kuruluşlarca gönderilen oyuncakları inceleyebileceğiz." 10 adımda oyuncak güvenliği Ertek’in verdiği bilgiye göre, "10 adımda oyuncak güvenliği" için şunlara dikkat edilmeli: -Oyuncak çocuğun yaşına uygun olmalı, -Etiketinde güvenlik uyarıları bulunmalı ve bunlar mutlaka okunmalı, -Kullanma kılavuzu olmalı ve dikkatlice incelenerek çocuğa bilgi verilmeli, -Çocuğun oyuncağın ambalajı ve poşetiyle oynamasına izin verilmemeli. Bunlar çocuğun yüzüne yapışınca nefes almasını engelleyip boğulmasına neden olabilir, -Büyük çocuk için alınan oyuncaklar küçük çocuk için tehlikeli olabilir. Bu nedenle oyun sırasında çocuklar gözetim altında tutulmalı, -Çocukların bakımını üstlenen bakıcı ve aile büyükleri oyuncak güvenliğiyle ilgili bilgilendirilmeli, -Oyuncaklar için güvenli saklama koşulları sağlanmalı, -Oyuncaklar sık sık gözden geçirilip tehlike arz edecek şekilde kırılmış ya da bozulmuş olanlar atılmalı, -CE (Ürünün AB teknik mevzuatına uygunluğunu belirten resmi işaret) işareti olmayan oyuncaklar satın alınmamalı, -Güvenliği tehdit eden ürünler Sağlık Bakanlığının internet sitesindeki "Ürün güvenliği şikayet ve ihbar formu" kanalıyla bildirilmeli." |
Böbrek Nakli Böbrek Nakli; 1. Canlı vericiden (Yakın ve uzak akraba, eş) 2. 2. Kadavradan olmak üzere iki kaynaktan yapılır. Transplantasyon sonrası böbrek fonksiyonlarının hemen yerine gelmesi nedeniyle tüm fizik ve psikolojik bozukluklar düzelir. Ancak, takılan böbreğin vücutca reddi (Rejeksiyon) gibi ciddi bir sorunu da vardır. Gerekli şartlara uyulmazsa rejeksiyon, transplante böbrek için her zaman bir tehlikedir. Genel Bilgiler Aralarında kan bağı olanlarda yapılan böbrek nakli çok kez alıcıda iyi uyum gösterir. Alıcı ve vericinin çok iyi incelenmesi bu başarıyı artırmaktadır. Bu nedenle canlıdan yapılan nakillerin başarı oranı daha fazladır. Son yıllarda tedaviye eklenen yeni ilaçlar kadavradan yapılan nakillerin de başarı oranını artırmıştır. İlaç tedavisi ile düşmeyen tansiyon, iltihap kaynağı olan böbrekler varsa bunlar transplantasyondan 3 4 hafta önce ameliyatla çıkarılır. BÖBREK TRANSPLANTASYONU Son evre böbrek yetmezliğinin en uygun tedavi şekli böbrek transplantasyonudur. Böbrek transplantasyonunda iki organ kaynağı vardır. 1. Canlı verici 2- Kadavra Canlı Vericiler 1. Derecede akrabalar (Anne, baba, kardeş ve çocuklar) 2. 2. Derecede akrabalar (Hala, amca, dayı, teyze) ve akraba olmayan uygun vericiler (B5 gibi) dir Kadavra Verici : Beyin ölümü olan sistemik bir enfeksiyon ve kanser vb. olmayan kişilerdir Kadavra ve canlı vericilerde A-B-0 kan grubu uyumu ve doku ila negatif crossmatch (Rh Faktörü önemli değildir) uyumu gerekir. Canlı vericilerde, 1 ve 2 antigen uyumsuzluğu (Mismatch) varsa vericiler kabul edilebilir. Kadavrada ise HLA B ve DR den birer antigen uyumu ile negatif Crossmatch yeterli uyum sayılır. Transplantasyon öncesi alıcı ve vericilerin tüm tetkikleri tamamlanıp, böbrek transplantasyonunun yapılmasına karar verildiğinde alıcı ve verici hastaneye yatırılır Ameliyattan üç gün önce alıcının bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlara başlanır ve hasta izole edilir. (Tek başına bir odaya alınır) Ameliyatta, böbrek, hastanın kasık bölgesine takılır. (Arter, atardamar, Ven-toplardamar) bağlantıları bölgedeki damarlara yapılır, Üreter denen idrar kan ağızlaştırılır Ameliyat sonrası tüm yaşam süresince devam edecek bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlarla tedavi devam eder. Hasta ameliyat sonrası 2-3 hafta hastanede yatar, taburcu edildikten sonra periyodik kontrollere gelir. BÖBREK NAKLİ YAPILAN HASTALAR İÇİN ACİL SORUNLAR KLAVUZU Böbrek nakli olduğunuz üniteyi günün her saatinde arayabilirsiniz. Transplant koordinatörü size yapmanız gereken her şeyi açıklayacaktır. 1. Ateşiniz yükselirse 2. İlaçlarınızı karıştırır ve dozlarını unutursanız 3. Kısa zamanda aşırı kilo alırsanız (Her gün tartılmanız gereklidir. Bu vücudunuzda aşırı sıvı biriktiğini, idrarla atamadığınızı gösterir) 4. Tansiyonunuz aşırı yükselirse (150/90 ı geçerse) 5. Nefes almada zorluk, sıkışma hissi, kanlı köpüklü balgam, karın ağrısı, kusma, ishal, kanlı idrar ve idrar miktarında Azalma olması durumunda derhal ameliyat olduğunuz kliniği arayınız |
| Saat: 22:02 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık