![]() |
Adamın birisi ev arıyormuş. Bir emlakçıdan bir evin anahtarını almış ve eve bakmaya gitmis. Evi cok begenmis. Tam cikacakken evin penceresinden karsi evi görmüs. Bir de ne görsün, bir adam ve bir kadin cirilciplaklar. Kadin elleriyle gögüslerini oksuyor, adamda sikine bir süt sisesi takmis, bir elinde de semsiye öyle duruyor. Adam dehşet içinde evden çıkıp emlakciya gelir. Evi, biraz önce gördüklerinden dolayi tutamayacağını söyler. Gördüklerini bir bir emlakciya anlatir. Emlakcı gayet sakin bir şekilde;-"Haa!, Onlardan mi bahsediyorsun. Onlar sagir ve dilsiz. Kadin elleriyle göğüslerini okşayarak, Göğüslerimde süt kalmadı, git cocuğa süt al, diyor. adam da -Dışarıda yağmur yağıyor, ******* sütünü,diyor..." Evli bir kadınla sevgilisi, bir gün sevişiyorlarmış. Kadın, çok azgın olduğundan sevgilisine dönüp "Benimle kocamın yanında sevişebilir misin?" diye sormuş. Adam da o anda cevap verememiş ve "Sana, yarın cevabını vereceğim" demiş. Ertesi gün olmuş, adam sevgilisini aramış ve "Şimdi kocanı al, sahile in, denize gir ve yengeç kaçtı diye bağır. Ben senin yanına geleceğim" demiş. Kadın söyleneni yapmış ve kocası denize girip karısını sahile çıkarmış. O sırada da sevgilisi "Ben doktorum, sorun nedir beyefendi, yardımcı olayım" demiş. Adam, "Yengeç kaçtı, Doktor Bey, ne yapabiliriz" deyince doktor "Çok kolay, ilişkiye gireceksiniz" der. Adam, "Riski var mı?" diye sorar. O da, "Tabi ki var, ucundan biraz gider." der. Adam, düşünür ve "Doktor Bey, o zaman sen yap" der... Onlar yapmaya başlarlar. Bir, iki, üç derken, adam, "Ya kardeşim! Çıkmıyor mu? Madem çıkmayacak, bari boşal da boğularak ölsün" der... Başkan Bush'un yeni talimatı:-Üzerinde resmim olan pul bastırdım, bundan böyle başkanlığın bütün mektuplarında bu pullar kullanılacak.Bir süre sonra görülmüş ki pullar zarfa bir türlü yapışmıyor.Başkan Bush küplere binmiş ve yetkiliyi çağırıp sormuş;- Üstünde resmim olan pullar yapışmıyor, arkalarına zamk sürmediniz mi?- Sürdük efendim, demiş yetkili ve eklemiş;- Yapışmamasının nedeni, herkesin pulun ön yüzüne tükürmesi....." |
Alınacak Ders Amerika'da bir ilkokulda öğretmen çocuklara evde ders alınabilecek bir hikaye yaratmalarını, ertesi gün sınıfta okuyacaklarını söylemiş. Ertesi gün çocuklar hikayelerini anlatmaya başlamış. İlk sırada küçük Suzi varmış. Başlamış anlatmaya: - Bizim çiftliğimiz var. Bir gün babamla yumurtaları topladık, bir sepete koyduk. Arabayla giderken bir tümsekten geçtik, sepet devrildi ve yumurtaların hepsi kırıldı. Öğretmen: - Güzeel. Peki bu hikayeden alınacak ders nedir? - Bütün yumurtaları aynı sepete koyma. - Aferin çok güzel. Lily sıra sende. Küçük Lily tahtaya kalkmış ve anlatmaya başlamış: - Bizim de bir çiftliğimiz var. Babam yumurtalardan civciv çıkması için onları kuluçka makinesine koyar, geçen hafta 12 yumurta koydu. 12 civcivi olacağını sanıyordu, ama sadece 8'inden civciv çıktı. - Eveeet. Peki burdan alınacak ders nedir? - Yumurtadan çıkmamış tavukları sayma. - Aferin bu da çok güzel. Billy, sıra sende... Küçük Billy tahtaya kalkmış ve anlatmaya başlamış: - Amcam Ted Vietnam Savaşı'na katılmıştı. Bir gün helikopterle bir göreve giderken helikopter vurulmuş. Ted Amcam helikopter düşmeden elinde bir makinalı tüfek, bir kasatura ve bir şişe bira ile atlamayı başarmış. Paraşütüyle yere inerken yolda birayı içip bitirmiş. İnince mermisi bitene kadar makinalı tüfeğiyle 70 kişiyi haklamış. Sonra kasatura kırılana dek onunla 20 kişiyi halletmiş. Sonra da son 10 kişiyi de silahsız bitirmiş. - Böyle korkunç bir hikayeden alınacak ne ders olabilir? - İçtikden sonra Ted Amcama bulaşmayın... |
Coğrafya </B> Bölük komutanı "Ali okulu"nu denetliyordu. Hasan'a sordu: - Oğlum, dünya kaç parçadır? - Beş parçadır komutanım. - Say bakalım. - Avrupa, Asya, Amasya, Tosya, Okyanusya. - Sen nerelisin? - Kayseriliyim, komutanım. - Şu haritada Kayseri'yi göster bakalım. Hasan Kastamonu'yu işaret edince: - Oğlum, orası Kastamonu. - Kayseri'nin bir mahallesi sayılır, komutanım |
:) TEMEL VE ASANSÖR TEMEL İLE OĞLU HAYATLARINDA İLK DEFA İSTANBUL'A GİTMİŞLER. KALACAKLARI OTELDE DE ASANSÖRÜ İLK DEFA GÖRMÜŞLER. AMA NE OLDUGUNU ANLAMAMIŞLAR. YAŞLI BİR KADIN ASANSÖRE BİNMİŞ. KAPI KAPANDIKTAN BİR SÜRE SONRA ASANSÖRDEN FISTIK GİBİ BİR SARIŞIN CIKMIŞ. TEMEL HEMEN OGLUNA DÖNMÜŞ: -ULA KOŞ İLK UÇAKLA TRABZON'A CİT, ANANU HEMEN AL CETUR |
Kırmızı Bisiklet Afacan cocugun dogum gunudur ve annesinden bi kirmizi bisiklet ister. annesi ona bisikleti hakketmedigini ve tanriya suclarini itiraf ettigi bir mektup yazmasini soyler. cocuk odasina gider ve baslar yazmaya, -tanrim beni hep yalan soyledigim icin affedin. soz veriyorum bi daha olmicak.bugun benim dogumgunum ve sizden kirmizi bi bisikler istiyorum... cocuk mektubu yirtar atar cunku gunahlari o kadarcik degildir. ikinci mektubu yazmaya karar verir, - tanrim beni hep yalan soyledigim icin ve annemi hic dinlemedigim icin affedin. bi daha olmicak soz veriyorum. bugun benim dogumgunum sizden kirmizi bi bisiklet istiyorum... ve bu mektubuda yirtar cunku bunlarda isledigi butun gunahlar degildir. ve baslar ucuncu mektuba.yine olmaz ve afacan cocuk baska bi yol denemek icin annesinden izin alir ve kiliseye gider. bunu goren annesi cok sevinir ve yaramaz oglunun akillandigini sanır. kucuk cocuk kilisede gider meryem annenin heykelinin yanina ve saga sola baktiktan sonra onu cantasina koyar ve eve goturur. Evde odasina cikar ve tanriya son mektubunu yazar, - bana kirmizi bisikleti al, annen elimde rehin, onu bir daha goremeyebilirsin.. |
Tilki ormanda gezmektedir. bir agacin dalinda asili bir geyik budu görür. Açtir ama süphelenir; kontrol etmeye baslar ve görürki bu bir tuzak. Geyik budu bir iple bombaya baglidir Epeyce uzaga gider ve basini kollarinin üzerine koyarak yatar biraz sonra kurtgelir, budu ve yatan tilkiyi görür. tilkiye sorar - Napiyorsun dostum? .. Tilki cevap verir - Hiç... yatiyorum... - Burada bir bud var - Evet var - Neden yemedin? Tilki sakince cevap verir -BU GÜN ORUCUM Kurt kendinden emin - Ben yiyeyim o zaman Tilki - Buyur afiyet olsun... der. Kurt buda uzanir uzanmaz bir patlama ortalik tozduman .. Kurt yarali hareketsiz 10 metre uzakta perisan halde yatarken tilki sakince budu yemeye baslar. Bunu gören kurt -"LAN SEREFSIZ HANI ORUÇTUN?!!" TILKI PISKIN PISKIN - Biraz önce top patladi, duymadin mi....? |
Dünya Genetik Projeler Yarismasi yapiliyormus. Tüm ülkelerden genetik profesörleri yarismaya çalismalari ile katilmis. Ilk Fransiz profesörün çalismasinin basina gelmisler. Jüri baskani çalismasinin ne oldugunu sormus: Fransiz profesör baslamis anlatmaya: -"Ben inek genleri ile tavuk genlerini birlestirdim, Ortaya çikan mahlukatin eti kirmizi et kadar lezzetli, beyaz et kadar saglikli oldu" demis.. Ardindan diger çalismalari ülke ülke gezmeye baslamislar. Sira gelmis Türkiye'den bizim Laz profesöre, Jüri baskani: -"Sizin çalismaniz nedir?" diye sormus. -Laz profesör anlatmis: -"Ben demis, karpuz genleri ile hamamböcegi genlerini birlestirdim!" Birden tüm jüri üyelerinden bir kahkaha kopmus ve baskan Laz profesöre : -"Bu çalisma ne ise yarar?" diye sormus. Laz profesör: -"Acayip ise yariyor, karpuzu kesiyosun, çekirdekleri kaçisiyooo |
George W. Bush ölüyor ve hemen cehenneme gidiyor. Orada kendisini seytan karsiliyor ve -"Hosgeldin, ancak burada yer sikintisi çekiyoruz, cehennem tamamen dolu. Bu nedenle bir kural koyduk. Yeni birisi geldigi zaman eskilerden bir kisiyi cennete gönderiyoruz. Kimin cennete gidecegine sen karar vereceksin. Ancak seçimini yaparken dikkatli ol, çünkü seçecegin kisinin cezasini sonsuza kadar çekeceksin." diyor. Yürümeye basliyorlar. Seytan ilk kapiyi açiyor: Usame Bin Ladin. Bir direge baglanmis ve sürekli iskence ediliyor. G.W.Bush: -"Bu olmaz diyor. Sadece cezanin çok agir oldugunu düsündügümden degil, bu adam çektigi cezanin çok daha fazlasini haketmisti. O nedenle burada kalmali." İkinci kapi açiliyor: Saddam Hüseyin. Asiri sicak bir yerde gardiyan tarafindan kirbaçlanirken tas kiriyor. Bush'tan yine ayni yanit geliyor. Üçüncü kapi açildiginda Bill Clinton görülüyor. Son derece rahat bir koltuga oturmus,bir elinde büyük bir kanyak kadehi, diger elinde puro ve önünde diz çökmüs bir sekilde Monica Lewinski. George W. Bush mutlu bir sekilde gülümseyerek dönüyor seytan'a: -"Bence bu çok uygun. Gerçi kendisi politik arenada düsmanim, ama çektigi ceza gayet makul". Şeytan siritarak içeriye sesleniyor: -"Tamam Monica sen gidebilirsin!" |
Selamı Var Öğrencinin biri Mısır'da üniversite okuyormuş. Yazılılar bittikten sonra sömestır tatili olmuş. Arkadaşı Ali'ye, ben memleketime gidiyorum sen bana notlarımı iletirsin: Eğer bir zayıfım varsa Ali'nin selamı var, iki zayıfım varsa Muhammed'in selamı var, üç zayıfım var ise Muhammet Emin'in selamı var dersin demiş. Arkadaşı notlara baktıktan sonra evini aramış, babası çıkmış telefona. Ali orada mı diye sormuş; babası, yok demiş, o da notu bırakmış: - Ali geldiğinde söyleyin, ümmeti Muhammed'in selamı var |
HAMİLE KADIN Küçük bir çocuk, hamile bir kadının karnına dokunarak: -Ne var sizin karnınızda teyze, Kadın: -Çocuğum var evladım, diye cevap verir. -Sizin çocuğunuz mu? -Evet -Onu seviyor musunuz? -Evet -Çok mu seviyorsunuz? -Evet evladım. -Öyleyse neden yediniz? |
temel bir gün hayattan bıktığını farka etmiş ve intahar etmeye karar vermiş kendine bir ağaç bulmuş ve kendini ağaca bağlamış ordan geçen dorsun temeli görmüş ve sormuş ula temel ne edysun orda temel yav tursun bıktım artık yaşamaktan intar edyrum dursunda intar ediysunda ipi beline deil boynuna bağluycusun temelde yav tursun demin öle yaptım ama nerdeyse poğuliydum |
Kaykay http://www.fikralar.com/images/t_sagkose.gif http://www.fikralar.com/images/bir_piksel.gif Üç adam ölür ve cennete giderler. Sorgu meleği birincisine sorar, "Seni cennete yollamadan önce sana bir sorum var: Karına karşı sadık oldun mu?" Adam yanıtlar; "Evet, asla bir başka kadına bakmadım." Sorgu meleği, "Şuradaki Rolls-Royce'u görüyor musun? O senindir. Cennetteyken kullanabilirsin.." Sorgu meleği ikinci adama da aynı soruyu sorar ve şu cevabı alır; "Bir kez karımı aldattım ama bunu ona itiraf ettim. Beni bağışladı ve mutlu yuvamızı kurtardık." Bunun üzerine sorgu meleği, "Şuradaki Mercedes'i görüyor musun? Cennetteyken onu kullanacaksın.." der ve üçüncü adama da sorar, "Karını hiç aldattın mı?" Adam yutkunur ve şöyle der; "itiraf edeyim ki; bulduğum her kıza asıldım ve her fırsatta onlarla yattım, birçoğu ile beraber oldum. Üzgünüm." Sorgu meleği; "Ehh" der, "Ama temelde iyi bir adamsın. Şuradaki eski vosvos'u görüyor musun? Cennette onu kullanacaksın." Bunun üzerine üç adam vedalaşır, arabalarına atlar ve kendi yollarına giderler. Birkaç hafta sonra ikinci ve üçüncü adam birlikte gezerlerken barın önünde birinci adamın Rolls-Royce'unu görürler. Bara girdiklerinde adamın perişan bir halde, etrafındaki boş şişelerin arasında salya sümük oturduğunu görürler ve şaşırırlar. "Heyy! ne oldu sana?" der ikinci adam, "Cennettesin, altında bir Rolls-Royce var, hersey mükemmel ama sen niye bu haldesin?" "Bugün karımı gördüm!" der birinci adam. Diğerleri; "Aaaa! ne kadar güzel, peki derdin nedir?" diye sorarlar. Adam içini çekerek konuşur, "Kaykay'la dolaşıyordu..." Başçavuş Albayı tutuklayacakmış http://www.fikralar.com/images/t_sagkose.gif http://www.fikralar.com/images/bir_piksel.gif Albay, binbaşıya: -Yarın güneş tutulacak. Bu her zaman görülen bir şey değildir. Erleri talim elbiseleri ile talim meydanına getirin de olayı görsünler. Ben de orada bulunup kendilerine gerekli bilgiyi vereceğim. Şayet yağmur yağarsa, tabii bir şey göremeyiz. O zaman erleri, üstü kapalı talimgaha götürürsün. Binbaşı, yüzbaşıya: -Albayın emri ile yarın sabah saat dokuzda güneş tutulacak. Bu her zaman görülen bir olay değildir. Şayet hava kapalı olursa bir şey görülemeyecektir. Bu durumda tutulma, kapalı talimgahta gerekli talim elbisesiyle yapılacaktır. Yüzbaşı, teğmene: -Albayın emri ile yarın sabah dokuzda talim elbisesi ile güneş tutulmasının açılış merasimi yapılacaktır. Şayet yağmur yağarsa ki bu durum pek görülen bir olay değildir, Albay kapalı talimgahta gerekli bilgiyi verecektir. Teğmen, başçavuşa: -Yarın sabah dokuzda hava güzel olursa, talim kıyafeti ile albay tutulacak. Kapalı talimgahta yağmur yağarsa, alayın meydanında manevra yapılacak. Çünkü bu her zaman görülen bir olay değildir. Basçavuş, askere: -Yarın sabah saat dokuzda kapalı talimgahta Albayı tutacağız. Sabah hepiniz talim teçhizat ile hazır olun. Askerler kendi aralarında: -Yarın sabah bizim başçavus Albayı tutuklayacakmış. |
Şiir Genç edebiyat öğretmeni güneydoğulu öğrencilerine "Çanakkale" şiirini doğru okutmaya çabalamaktadır. Ancak özellikle "BASTIĞIN YERLERİ TOPRAK DİYEREK GEÇME.TANI! DÜŞÜN,ALTINDA BİNLERCE KEFENSİZ YATANI !" dizeleri öğrenciler tarafından istediği gibi okunamamaktadır. Sonunda dayanamayıp, öğrencilerine: -bu dizeleri duyarak, yüreğinden okuyacak biri yok mu içinizde? der. Arka sıralardan bir öğrenci yavaşça ayağa kalkar, okumaya başlar: "ULA! NE BASIP GEÇİYSEN? GÖRMİ MİSEN,BİLMİ MİSEN ORDA KAÇ MEFTA YATİ!.. |
HAYVANİSTANDA HAKARET DAVASI Hayvanistanın orta boy ülkelerinden birinde hayvanlardan biri ülkenin başkanına "Et kafalı!" demiş. Hayvancağızı derhal yakalayıp, “Başkanın manevî şahsiyetine hakaretten” hakimin önüne çıkartıvermişler. Hakim dosyayı inceledikten sonra kararı okumuş: - Başkanımızın manevi şahsına hakaretten 2 yıl Devlet sırrını ifşa etmekten 20 yıl Toplam 22 yıl ağır hapis demiş. Zavallı hayvancağız, şaşkın ve çaresiz yargıtaya başvurmuş. Yargıtay cezayı derhal 2 yıla indirmiş. Gerekçeli karar okunduğunda ise herkes sevinçten uçuyormuş. Çünkü başkanın “Et Kafalı” oluşu çoktaan devlet sırrı olmaktan çıkmışmış. Kıssadan Hisse: Fabl’ler faydalı hikayelerdir. |
Cep Telefonu Yesil belediye otobüslerindeki telefonu kapama olayini hepimiz (istisnalar kaideyi bozmaz diyelim mi?)biliriz.Geçenlerde Taksim'den evime dogru giderken yan tarafimda bir adam telefonla konusmaktaydi.Konusmamasi gerektigini söyledim tamam dedi fakat mesajlasmaya basladi.Tekrar uyarinca aramizda söyle bir diyalog geçti. -Beyefendi telefonu kapatirmisiniz lütfen. -Tamam kardesim kistik ya sesini!!!Daha ne istiyon!!! -Sesini degil telefonu kapatin fren sistemine zararliymis. -Sen nereden bilecen ben bunlarin servisinde çalisiyom bi mok olmaz!!!Ben bu cevaplar karsisinda dumur aleminin köselerinde dolasirken oradan baska bir adamin ''kardesim kafami bozma kapat o kodumun telefonunu'' duydum.Ve hemen arkasindan servisçi adamin su cevabini : ''Pekala abi!'' |
Bizim Temel ajanliga soyunmus ve talimatlari ögreniyor tabi ajan oldugu için Temel ismi yerine takma isim kullanmasini söyleyip adini Mustafa koyuyorlar ve Temeli Ingiltereye gönderip oradaki ajanlarla tanismasini söylüyorlar.Temel Ingiltereye gidiyor ve burada ajanlarin bulustugu bir bara giriyor.Burada karsisina çikan birine tanismak için adini soruyor.Tabi ingiliz cevap veriyor: -Bond,James Bond James Bond da Temele adini soruyor ve bizim Temelde: -Tafa,Mus tafa Benim Oğlum Kopya çekmez *** Tarh dersi öğretmeni okula davet ettiği bir veliye oğlunun kopya çektiğini ispat etmeye çalışıyor, veli ise oğlunun kopya çekmeyeceğini iddia ediyordu. Öğretmen iki adet kağıt çıkararak: -Bakın bu ön sırada oturan öğrencinin kağıdı, bu da hemen onun arkasında oturan sizin oğlunuzun kağıdı.Şimdi sıra ile sorulara verdikleri cevaplara bakalım. -Tabii, öğretmen bey. -Bakın, ilk soru "İstanbul ne zaman feth edilmiştir?" İlk kağıtta 1453 yazıyor. İkincide de aynı cevap yazıyor. -Öğretmen bey bu sorunun cevabını ben bile biliyorum. Benim oğlum bilemez mi? - Devam edelim efendim. Bakın 2 . soru "İkinci Viyana kuşatması ne zaman olmuştur?" İlk kağıtta 1683 yazıyor. İkincide de aynısı yazıyor. -Yahu öğretmen bey sinirlenmeye başlıyorum. Bizim oğlan doğru cevap veremez mi? -Efendim sabredin. Bir soru daha devem edelim. 3. soru: "Kanuni Sultan Süleyman'ın kayınvalidesinin ismi nedir? İlk kağıtta "Bilmiyorum " yazıyor. İkinci kağıtta yazan ise şu: "Ben de bilmiyorum!" Bir gün 75 yasinda bir ihtiyar sperm testi yaptirmak için doktora gider Doktor adama bir kavanoz verir ve: - Bunu doldurup yarin bana getirin der Ertesi gün ihtiyar kavanozu getirip doktora verir Doktor kavanoza bakar ve bos oldugunu görür ve sebebini sorar Ihtiyar anlatmaya baslar: - Doktor bey, dün gece sag elimle denedim olmadi, sol elimle denedim gene olmadi Karimi çagirdim, o da sag ve sol elleriyle denedi, agziyla denedi önce disini çikararak sonra disini takarak denedi gene olmadi Baktik olacak gibi degil komsunun karisini çagirdik o da iki elini ve agzini denedi gene olmadi, deyince doktor kendini tutamamis: - Naaptiniz, komsunun karisini da mi çagirdiniz?? diye sormus Ihtiyar yanitlamis: - Napalim, açamadik su lanet kavanozu bir türlü açamadık |
______________________________________________________________________ Köyü basan bir gurup terörist bütün köy halkını sıraya dizer... Grubun başı köy halkına derki... - Hayatta kalabilmeniz için bir şansınız var. Köyün erkekleri tek sıra dizilecekler. Hepiniz mallarınızı çıkartacaksınız. Karıların gözünü bağlayacağım. Gözü bağlı olarak kadınlar hepsine elleyecek. Kim kocasınınkini elleyerek tanırsa o karı kocanın hayatını bağışlayacağım... Derken kadınlar birer birer gözleri bağlanıp getirilir. - Birinci kadın başlar. “ Bu değil, bu değil, bu değil BU!! “ kocasını ve kendini ölümden kurtarır. - İkinci kadın gelir. “Bu değil, bu değil, bu değil, bu değil, bu değil, bu değil, BU!”.. onlarda kurtulurlar. Üçüncü kadınıda getirdiklerinde terörist dayanamayıp adamların arasına geçer. Kadın başlar kocasını aramak için ellemeye. - Bu değil, bu değil, bu değil, bu değil, Bu Bizim Köyden Değil, bu değil, bu değil, Yani Köyde Yatmadığı Kişi Kalmamış:))) |
bebekler nasıl geliyor? İkokulda üç çocuk bebeklerin nasıl dünyaya geldiğini konuşuyormuş; Dursun: -Bizum ailede hep leylekler getirir. Fadime: -Bizde çocuk bahçesinde bulunur. Temelcik: -Piz fakiriz,pizde bebekleri annem kendisi yapayi. |
Karne http://www.fikralar.com/images/t_sagkose.gif http://www.fikralar.com/images/bir_piksel.gif Baba, ortaokul üçüncü sınıfa giden oğlunun elinde karneyle salona girdiğini görür. "Allah allah, dönem ne çabuk bitmiş..." diye düşünür ve oğluna seslenir: -"Getir bakayım şu karneyi!" -"Al baba..." Adam karneye bir bakar ki, beden eğitimi ve resim dışındaki tüm dersler zayıf. -"Bir dediğini iki etmiyoruz, bilgisayar dedin, bilgisayar aldık, ingilizce kursu dedin ingilizce kursuna gönderdik, gitar kursu, müzik aletleri, ne istersen yapıyoruz. Kız arkadaş uğruna harcadığın çiçek parasının haddi hesabı yok. Ne bu notların hali, rezil şey!" -"Baba... O benim karnem değil ki, senin kitaplarını karıştırıyordum, birinin arasında karnelerinden birini bulmuştum..." Temel ve Maymun http://www.fikralar.com/images/t_sagkose.gif http://www.fikralar.com/images/bir_piksel.gif Nasa uzay üssünde yeni bir deneme yapılıyormuş. Gönüllü başvuranlar arasından Temel, astronot adayı olarak seçilmiş. Ön elemede oldukça sıkı testleri geçen Temel; 3 aylik ikinci bir eğitim ile iyi bir astronot olabilmiş. Beklenen an gelmiş ve Temel bir maymunla birlikte uzay mekiğine binerek havalanmış. Atmosfer aşıldıktan sonra Temel'in ilk işi; kendisine sıkı sıkıya söylenildiği gibi zarfları açıp maymunun ve kendisinin görev kartlarını okumak olmuş. Maymunun görevleri: "Yerküre ile bağlantıyı sürekli kontrol altında tutmak; her 2 saatte bir yörüngedeki sapmaları ayarlamak; füze içindeki hava basıncı, ısı, iletkenlik değerlerini aşağıya bildirmek; yakıt harcamasını ve motorların sırasını belirlemek..." diye devam ederken; okumaktan sıkılan Temel, kendi görev kartını açmış : "Maymunu iyi besle!" Stil http://www.fikralar.com/images/t_sagkose.gif http://www.fikralar.com/images/bir_piksel.gif Öğretmen öğrencilere soru soruyor: - "Ağaçta 7 kuş var. Avcı ateş ediyor, 3 tanesini vuruyor. Ağaçta kaç kuş kaldı?" Biri cevap veriyor: - "4 kuş kalır." Başka bir çocuk da hemen atılır: - "Hayır öğretmenim ateş edince bütün kuşlar uçar, ağaçta hiç kuş kalmaz..." Öğretmen bunun üzerine: - "Cevap yanlış ama stilini sevdim", der. Çocuk buna karşılık verir: - "Öğretmenim, ben de bir soru sormak istiyorum... Karşıdan 3 bayan geliyor, ellerinde dondurma var. Biri yalayarak yiyor, biri emerek, biri de ısırarak... Bu bayanlardan hangisi evlidir?" Öğretmen düşünüyor, düşünüyor... - "Emerek yiyen evlidir", diyor... Çocuk cevap veriyor: - "Hayır öğretmenim, parmağında alyansı olan... Ama ben de sizin stilinizi sevdim.." Etmezsen etme http://www.fikralar.com/images/t_sagkose.gif http://www.fikralar.com/images/bir_piksel.gif Adamın biri, bir gün ağacın altında namaz kılıyormuş. Ağaçta bulunan başka biri de onu izliyormuş. Namazını bitiren adam daha sonra namazının kabul olması için Allah'a dua etmeye başlamış. - "Allahım sen namazımı kabul et." Ağaçtaki adam: - "Etmem", diye cevap vermiş. Adam şaşırmış. Tekrarlamış: - "Allahım sen kıldığım namazı kabul et." - "Etmem." Adamın şaşkınlığı iyice artmış. Yine: - "Allahım sen namazımı kabul et", demiş. Ağaçtaki adam tekrar: - "Etmem", deyince adam sinirlenmiş. - "Etmezsen etme. Zaten abdestsiz kılmıştım." Sıfırdan http://www.fikralar.com/images/t_sagkose.gif http://www.fikralar.com/images/bir_piksel.gif Bir kadınla en çok kimin birlikte olabileceği konusunda bir yarışma yapılıyormuş, dayanırsa kadın dayanamazsa yarışmacı büyük ödülü alacakmış. Nam-ı Kemal de oradaymış. Her postadan sonra da duvara çarpı atılıyormuş. Alman başlamış 1,2,3.. tıkanmış. İngiliz başlamış 3,5,7.. o da tıkanmış. Fransız 15,20.. derken o da kalmış. Bizim Nam-ı Kemal başlamış 70,80,90 derken durmak bilmiyor. Bakmış kadın iş kötü, Nam-ı Kemal'in duracağı yok, 95.yi yaparken "yok efendim bu 94." diye tutturmuş. Nam-ı Kemal, "Olur mu hanfendi 95 oldu, burada boşuna mı çarpı atıyoruz, sayıyoruz" dese de kadın dinlemiyor, "hayır bu daha 94." diyormuş. En sonunda bizimki zıvanadan çıkmış: - "Başlarım şimdi çarpına da sana da, sil hepsini sıfırdan başlıyoruz." Sobadaki hikmet http://www.fikralar.com/images/t_sagkose.gif http://www.fikralar.com/images/bir_piksel.gif Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet bir araştırma için arazide bulunmaktadır. Birden yağmur bastırır. Hemen yakındaki bir arazi evine sığınırlar. Ev sahibi bunlara bir şeyler ikram etmek için biraz ayrılır. Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır. Soba yerden 1 m. kadar yukarda, altındaki dizili taşların üzerindedir. Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma başlar. Kimyacı, "adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış"; fizikçi, "adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş"; jeolog, "burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir deprem anında sobanin taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangin olasılığını azaltmayı amaçlamış"; matematikçi, "sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış"; antropolog, "adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş". Bu sırada ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarda olmasının nedenini sorarlar., Adam cevap verir: - "Boru yetmedi." |
Yalan Makinesi [ Adamın birinin kızı babasına hep yalan söylüyormuş.Adam sinirlenmiş bi yalan makinesi almış bu makine biri yalan söyleyince dıttt.. diye ötüyormuş.Adamın kızı bi gün okuldan gelmiş.Adam sormuş: "Kaç aldın kızım yazılıdan?" Kızı: "5" demiş... Makine dıttt ötmüş, daha sonra "4" demiş, "3" demiş, "2" demiş hepsinde ötmüş... Adam sinirlenmiş demiş ki: "KIZIM YİNE Mİ 1 ALDIN BEN SENİN YAŞINDAYKEN HEP 5 ALIRDIM" demiş... Makine "GÜüüüMMMMMM" patlamışşş... |
Alıntı:
:S :S :S fikrada olsa bilmen lazımdı istiklal marşı oldugunu iSTiKLAL MARŞI Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak! O benimdir, o benim milletimindir ancak! Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal! Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celal? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal. Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal. Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım; Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım. Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım. Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar. Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar, 'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar? Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın; Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın. Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın, Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın. Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı! Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı. Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı. Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı. Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ! Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ, Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ. Rûhumun senden ilahî, şudur ancak emeli: Değmesin ma' bedimin göğsüne na-mahrem eli! Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli- Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli. O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım. Her cerîhamdan, İlâhi, boşanıp kanlı yaşım, Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım; O zaman yükselerek arşa değer belki başım! Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl! Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl. Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl; Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet, Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl! Mehmet Akif Ersoy :turkiye: |
Allah şimdi ne yapıyor? http://www.fikralar.com/images/bir_piksel.gif Bir gün yolda yaya giden bir bektaşinin önüne bir atlı çıktı: - "Baba" dedi, "bir müşkülüm var. Beni aydınlatır mısın?" Bektaşi yanıt verdi: - Elimden gelen bir şeyse, hay hay oğlum. - Şunu öğrenmek istiyorum: Şu anda Allah ne yapıyor? Sualin münasebetsizliğine içerleyen derviş, hiç belli etmemiş: - Yanıt veririm ama bir şartla, sen o attan in, ben bineyim. - Neden? - Böyle yüksek bir suale yüksekten yanıt vermek gerekir de ondan! Adam attan inmiş, Bektaşi binmiş. Adam: - "Hadi" demiş "söyle bakalım. Allah şimdi ne yapiyor?" Bektaşi: - "Ne yapacak" demiş, "atı senin gibi bir budalanın elinden alıp, benim gibi bir akıllıya veriyor". Ve çalakamçı uzaklaşmış. Murat 124 >>Temel, yıllar sonra kavuştuğu elden düşme Murat 124 >> >>arabasıyla yolculuk yaparken bir anda araba arıza >> >>yapar. >>Yolun kenarına çeker. Motor kapağını açar, ne oldugunu >> >>anlamaya çalışırken bir Ferrari yanına yanaşır. >> >>"Hemşerim, arabanın nesi var? İstersen senin arabayı >> >>benimkine baglayalım, çekeyim seni ilk tamirciye >> >>kadar." der. >> >> >> >>Çok sevinir Temel bu teklife. Hemen Murat'ı kalınca bir halatla >> >>Ferrari' nin arkasına bağlarlar. Ferrari' nin sahibi genç >> >>uyarır, "Ben hız yapmayı çok severim. Eğer farkında olmadan >> >>aşırı hız yaparsam, sen selektor yapar beni uyarırsın!" >> >> >> >>Temel "Tamam!" der ve yola koyulurlar. >> >>Bir sure sonra Ferrari gaza basmaya başlar, 60,80, >> >>100... derken Murat124 arkadan selektor yapar. >> >>Ferrari durumu hatırlar ve yavaşlar, bir sure sonra >> >> >> >>Ferrari tekrar gaza basar, >> >>70, 80,100... Murat tekrar hatırlatır. >> >>Ferrari yavaşlar.Yollarına böyle devam ederlerken bir >> >>Lamborghini Ferrari' ye yaklaşır ve ''Kapışalım mı?" der. >>Ferrari yanıtlar, >> >>-"Nesine?" >> >>-Lamborghini "340 km. otedeki benzinliğe ikinci varan, >> >>ilk varanın deposunu doldurur." >>Ferrari kabul eder ve yarışa başlarlar. >> >>120, 140, 180, 220... Gaza basmaktadırlar. >> >>O arada trafiği kontrol eden polis helikopterinde >> >>görevli polis Genel merkeze bilgi vermektedir: >> >> >> >>"Komiserim, şehrin kuzeyindeki yolda trafik güvenliği >> >>tehdit altında!!! 3 araç yarış yapıyor. >> >>Bir Ferrari ile bir Lamborghini saatte 300 km hızla >> >>yanyana gidiyorlar, arkadan da bir Murat 124 onları >> >>geçmek için 10 dakkadır selektör yapıyor!". |
Ayağa Kalksın Okula yeni gelen öğretmen ilk dersinde ögrencilere ilginç bir çağrıda bulunmuş: - Kendini geri zekalı hisseden varsa ayağa kalksın... Sınıfta çıt yok. Nihayet biri kalkmış: - Sen kendini geri zekalı mı hissediyorsun? - Hayır, demiş çocuk, ama sizin tek başına ayakta kalmanıza gönlüm razı olmadı da... |
1980 yıllarında köylerde durumu iyi olanlar televizyon almışlar.daha sonra çalıştırmasını unutmuşlar.efenim bunlar televizyona anten bağlamayı hatırlamışlar.sonra televizyonu açınca karşılarında trt tv haber sunucusu görmüşler.sonra başlamışlar adam hakkında konuşmaya.kendi aralarında tabi şivesi farklı olduğundan farklı konuşuyorlar -la bu telavazyonunnun içine adam nasıl girmiş diye başlamış konuşmaya.sonra adama bağırmaya başlamışlar -şşş adam çıksana dışarı iki laf edem leyn çık dışarı.başlamışlar televizyonu yumruklamaya.sonra bozmuşlar.bu sefede televizyonun o karıncalı ekranını adam çıkacak diye saatlerce izlemişler. --bu olay yaşanmış olaydır |
O ZAMAN GÖR FERYADI Hoca esegini kaybetmis ve ariyor, bu arada da neseli bir turku tutturmus. Birisi kendini sormaktan alikoyamaz: -Hoca Efendi, esegini kaybettigini herkes bilirken, turku soylemeni duymak eglenceli gorunuyor. Oysa kaybina feryat edip aglaman beklenirdi! -Son bir umidim, aptal mahlukun su kucuk tepenin arkasinda olabilecegidir, arkadas. Eger degilse, bekle ve gor o zaman sen bendeki aglamayi feryadi! BAKLAVA Hoca aksamleyin eve dogru yururken, baklava seven bir koyluyle karsilasir. -Hoca, kisa bir sure once bir adam buyuk bir tepsi baklava goturuyordu... -Beni ilgilendirmez! -Fakat adam tepsiyi sizin eve goturuyordu. -O zaman seni ilgilendirmez! |
Çocuk Mocuk Adanali Ismail Safa Beye dostlarindan biri sormus : - Adanalilar neden hep çatal matal, bacak macak diye konusurlar? - Öyle söyleyenler çocuk mocuktur!.. Trafik Kazasi Trafik kazasinda yaralanan adam hastahane kapisindan içeri girerken gözlerini açti ve : - Beni üçüncü sinifa yatirin!.. Hemsire sasirdi ve : - Neden? Size yardim edecek kimse yok mu? - Bir tek kizkardesim var ama o da rahibe. Yoksulun teki... - Siz ne konustugunuzu bilmiyorsunuz. Rahibeler yoksul olmaz çünkü her rahibe tanrinin nisanlisidir. - Iyi o zaman. Beni birinci sinifa yatirin, hesabi da enisteme yollayin... Bekçi Telefon uzun uzun çalmaya başlayınca bekçi baktı: - Alo,buyrun! - Hayrettin orada mı? - Yok efendim! - Ne zaman gelir acaba? Bu soruyu bekçi gülerek yanıtladı: - Allah bilir vallahi! - Pekiorası neresi? - Karacaahmet Mezarlığı... Şaşı - Kardeşim, şaşı bir kadın senin hoşuna gider mi? - Ne münasebet! - Peki ağzı kokan? - Nefret ederim! - Çarpık bacaklı? - Tiksinirim! - Göğüsleri dizine sarkan? - Ayyyyy! - Peki o halde karıma neden asılıyorsun? Karımı Kaybettim Adam, tıklım tıklım dolu bir hipermarkette, alışveriş eden çok güzel bir kadına yaklaştı: - Benimle biraz konuşur musunuz? Karımı kaybettim. Onu bulmalıyım... Güzelkadın şaşkın, sordu: - Karınızı kaybetmenizle, benimle konuşmanız arasında ne ilişki var? Adam izah etti: - Ne zaman güzel bir kadınla konuşsam, mutlaka bir yerden çıkargelir benim karım!.. |
Temel ve Maymun http://www.fikralar.com/images/t_sagkose.gif http://www.fikralar.com/images/bir_piksel.gif Nasa uzay üssünde yeni bir deneme yapılıyormuş. Gönüllü başvuranlar arasından Temel, astronot adayı olarak seçilmiş. Ön elemede oldukça sıkı testleri geçen Temel; 3 aylik ikinci bir eğitim ile iyi bir astronot olabilmiş. Beklenen an gelmiş ve Temel bir maymunla birlikte uzay mekiğine binerek havalanmış. Atmosfer aşıldıktan sonra Temel'in ilk işi; kendisine sıkı sıkıya söylenildiği gibi zarfları açıp maymunun ve kendisinin görev kartlarını okumak olmuş. Maymunun görevleri: "Yerküre ile bağlantıyı sürekli kontrol altında tutmak; her 2 saatte bir yörüngedeki sapmaları ayarlamak; füze içindeki hava basıncı, ısı, iletkenlik değerlerini aşağıya bildirmek; yakıt harcamasını ve motorların sırasını belirlemek..." diye devam ederken; okumaktan sıkılan Temel, kendi görev kartını açmış : "Maymunu iyi besle!" |
GEZGİN Hoca'nın hanımı çok gezermiş. Düğün-dernek, bayram-seyran... dolaşırmış. Hoca'nın dostları: — Hocam, yenge biraz çok do laşmıyor mu? derler. Ne de olsa hatunu. Hiç laf söy- letir mi Hoca... * Hiç sanmıyorum, der ve ekler: * O kadar dolaşsaydı, bazen bize de uğrardı... |
arkadaşlar bütün fıkraları çok beğendim çok güldüm hepinize teşekkürler... |
85 yasinda bir adam dogum hanenin kapisinda beklemektedir. Dogum haneden çikan doktor söyle bir bakindiktan sonra yasli adama sorar: Doktor-"içerde dogum yapan bayan yakininiz mi?" Dede-"Evet, esim." Doktor-"Ama bayan 25 yaslarinda..." Dede-"Tamam iste, esim o. Niye sasirdiniz,baba olamaz miyim yani?" Doktor-"Yoo, aklima benim dedem geldi de." Dede-"Nesi varmis dedenizin?" Doktor-"Kendisi av meraklisi idi. sürekli ava cikardi. Ancak yaslaninca zorlanmaya basladi. Bir gün ava çikacakken kendisini uyardik, aman yapma dedecim, sen yaslandin, ava gidemezsin diye. Kendisi Israr etti ve hazirlandi. E, tabi yaslilik, çikarken tüfek yerine baston aldi eline. Ben de kendisiyle gittim. Ormanda bayagi yol yürüdükten sonra bir geyik gördük. Dedim ya, dedem yasli. Bastonu omzuna koydu, dogrulttu ve geyige bastonla ates etti. Geyik o anda vurulup yere düstü..." Dede-"Olur mu, baskasi vurmustur onu." Doktor-"Ben de onu demeye çalisiyorum iste." |
TESADÜF BU YA! Kopenhag'da bir genç doğum kliniğine girip danışmaya başvurdu: — 48 numaralı odada yatan genç kızla görüşmek istiyorum. Nöbetçi hemşire sordu: * Hay hay! Siz nesi oluyorsunuz hastanın? * Ben mi? Erkek kardeşi? Bu sırada hemşirenin yanında duran hanım hemen atıldı: — Öyle mi? Çok memnun oldum tanıştığımıza. Ben de annesiyim... |
Temel ve Sevgilileri Temel in 3 tane sevgilisi vardir.Biri ögretmen, biri doktor, biri de santralcidir. Fakat ögretmenle evlenmeye karar verir. Bunu bilen arkadasi sorar "Niye ögretmen de diğerleri degil?" diye. Temel de ona döner: -Ula der, bilmez misin doktorlar "bugün git yarin gel" der, santralci de "su an mesgul daha sonra tekrar deneyin" der. Ama ögretmen ne der? Hadi bir daha tekrarliyalim... |
Sobadaki hikmet http://www.fikralar.com/images/t_sagkose.gif http://www.fikralar.com/images/bir_piksel.gif Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet bir araştırma için arazide bulunmaktadır. Birden yağmur bastırır. Hemen yakındaki bir arazi evine sığınırlar. Ev sahibi bunlara bir şeyler ikram etmek için biraz ayrılır. Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır. Soba yerden 1 m. kadar yukarda, altındaki dizili taşların üzerindedir. Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma başlar. Kimyacı, "adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış"; fizikçi, "adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş"; jeolog, "burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir deprem anında sobanin taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangin olasılığını azaltmayı amaçlamış"; matematikçi, "sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış"; antropolog, "adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş". Bu sırada ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarda olmasının nedenini sorarlar., Adam cevap verir: - "Boru yetmedi." Kurusun http://www.fikralar.com/images/t_sagkose.gif http://www.fikralar.com/images/bir_piksel.gif Bir gün doktorlar, tımarhanede yaptıkları araştırmada en akıllı deliyi seçeceklermiş. Bir gün delilerden biri bahçede bulunan havuza düşmüş ve boğulmak üzereymiş. Delilerden biri havuza düşen arkadaşını kurtarmaya çalışmış. Bunu gören doktorlar arkadaşını kurtaran deliyi yanlarına çağırmışlar ve "seni en akıllı seçiyoruz" demişler. Doktorlardan biri: "Peki kurtardığın arkadaşını çağır da sana teşekkür etsin" demiş. Deli: "Gelemez ki!" Doktor: "Neden gelemezmiş?" Deli: "Çünkü kuruması için onu astım!" Başçavuş Albayı tutuklayacakmış http://www.fikralar.com/images/t_sagkose.gif http://www.fikralar.com/images/bir_piksel.gif Albay, binbaşıya: -Yarın güneş tutulacak. Bu her zaman görülen bir şey değildir. Erleri talim elbiseleri ile talim meydanına getirin de olayı görsünler. Ben de orada bulunup kendilerine gerekli bilgiyi vereceğim. Şayet yağmur yağarsa, tabii bir şey göremeyiz. O zaman erleri, üstü kapalı talimgaha götürürsün. Binbaşı, yüzbaşıya: -Albayın emri ile yarın sabah saat dokuzda güneş tutulacak. Bu her zaman görülen bir olay değildir. Şayet hava kapalı olursa bir şey görülemeyecektir. Bu durumda tutulma, kapalı talimgahta gerekli talim elbisesiyle yapılacaktır. Yüzbaşı, teğmene: -Albayın emri ile yarın sabah dokuzda talim elbisesi ile güneş tutulmasının açılış merasimi yapılacaktır. Şayet yağmur yağarsa ki bu durum pek görülen bir olay değildir, Albay kapalı talimgahta gerekli bilgiyi verecektir. Teğmen, başçavuşa: -Yarın sabah dokuzda hava güzel olursa, talim kıyafeti ile albay tutulacak. Kapalı talimgahta yağmur yağarsa, alayın meydanında manevra yapılacak. Çünkü bu her zaman görülen bir olay değildir. Basçavuş, askere: -Yarın sabah saat dokuzda kapalı talimgahta Albayı tutacağız. Sabah hepiniz talim teçhizat ile hazır olun. Askerler kendi aralarında: -Yarın sabah bizim başçavus Albayı tutuklayacakmış. |
PARAŞÜTÇÜ Temel NATO da havacı olarak askerliğini yapıyormuş. Komutan askerlere paraşütle nasıl atlanacağını öğretmiş. - "Uçaktan atlayınca birinci ipi çekeceksiniz. Paraşüt açılmaz ise ikinci ipi çekeceksiniz. Yine açılmadı, o zaman Meryem Ana ya dua edeceksiniz." Temel uçaktan atlar. Birinci ipi çeker paraşüt açılmaz, ikinci ipi çeker yine açılmaz. O sırada yere yavaş yavaş süzülen komutanının yanından geçerken sorar: - "Komutanım, komutanım.. O karinin adi neydi ?" ***** BANKA SOYGUNU Temel ile Dursun Amerika da yasarlarken paraları bitmiş ve bir banka soymayı kafalarına koymuşlar. Gece yarısı olmuş, Dursun ve Temel kapıları açıp içeride kasaları aramaya koyulmuşlar. Temel bir kasa görmüş, açmışlar ve içinden bir kase muhallebi çıkmış. E bu kadar uğraştık boşa gitmesin demişler ve bunu Temel afiyetle yemiş. Daha sonra bir kasa daha görmüşler ve onu da açmışlar bir kase muhallebi daha. Bunu da Dursun yemiş. Tabii ikisi de sasırmış koca bankada nasıl para olmaz diye ve orayı terk etmişler. Ertesi gün gazetelerde manşet : "Dünyanın en büyük Sperm Bankası soyuldu!.. |
EVLİLİĞİN BÖYLESİ Nasrettin Hoca evlen meye niyetlenir. Eş- dost bir hatuncağızı öve öve göklere çıka rırlar. * Şöyle huylu! * Böyle soylu! — Dünyalar güzeli... Hoca'nın gönlünü çelerler. Evlenirler. Zifaf gecesi yüz görümlüğünü veren Ho ca, gelinin duvağını kaldırır. Aman Allah'ım! Çirkin bir gelin. Gelin hanım, kocasına sadakatini göstermek için: — Hoca efendi, akrabalarından kime görüneyim, ki me görünmeyeyim? diye sorar. Hoca şaşkın: — Aman hatun, bana görünme de kime görünürsen görün... der. |
Tamamen gerçek bir olay!!!!!!!!!!!! Yaşanmış bir iş başvuru hikâyesi Yeni Şafak Bir yazarın köşesine taşıdığı,yaşanmış çok ilginç bir iş başvurusu hikâyesi: Alttaki işbaşvuru formunu dolduran Mehmet Tartar'ın başvuru formuna yazdığı cevaplar: 1. Adınız Soyadınız: Mehmet Tartar 2.Yaşınız: Yirmi sekiz. 3) Şirketimizdeki hangi pozisyon için Başvuruyorsunuz? Mümkünse yatay bir pozisyon için. Eğer daha ciddi bir cevap istiyorsanız, ne iş olsa yaparım. Şart öne sürebilecek durumda olsaydım, burada bu formu dolduruyor olmazdım. 4. Düşündüğünüz ücret: Aylık 5.000 YTL maaş artı yıllık kârdan yüzde 10 hisse! Eğer bu mümkün değilse, siz bir ücret Önerin, ben size evet yahut hayır derim. 5. Eğitiminiz? İdare eder 6. Son işiniz. Sadist bir şefin deneme tahtası olmak. 7. Son ücretiniz: Hak ettiğimin çok altında. 8. Önemli başarılarınız: Arakladığım kalemlerden muhteşem bir kolleksiyonum var; evde sergiliyorum. 9. İşten ayrılma sebebiniz: Bkz. Cevap 6. 10. Size ulaşabileceğimiz saatler: Banka atm'si gibiyim: 7/24. 11. Çalışmak istediğiniz saatler: Pazartesi, Salı ve Perşembe 13.00-15.00 arası. 13. Şimdiki işvereninizle görüşebilir miyiz? İşverenim olsa burada olmazdım. 14. Fizik durumunuz 20 kilogramdan fazla taşımanıza engelMİ? Belli olmaz, ne taşıdığıma bağlı. 15. Otomobiliniz var mı? Evet, ama soru yanlış sorulmuş. "Çalışır durumda bir otomobiliniz var mı?" diye sorsaydınız, cevabım farklı olurdu. 16. Daha önce bir yarışma veya madalya kazandınız mı? Madalyam yok ama lotoda iki kere 3 tutturdum. 17. Sigara içiyor musunuz? Otlanacak bir enayi bulabilirsem. 18. Beş yıl sonra ne yapmayı hayal ediyorsunuz? Bana tutkun zengin bir fotomodelle Bahama Adaları'nda yaşamayı. Bir yolunu biliyorsanız bunu beş yıl beklemeden de yapabilirim. 19. Yukarıdaki bilgilerin doğruluğunu taahhüt ediyor musunuz? Hayır, ama sıkıyorsa aksini iddia edin. 20. Sizi bu başvuruyu yapmaya iten gerçek sebep nedir? Birbiriyle tutarlılık derecesini kestiremediğim iki cevabım var: a) İnsan sevgisi ve tüketicilerin iyi beslenmesine katkıda bulunma arzum. b) Gırtlağıma kadar borca batmış olmam.. Sonuç: Mehmet Tartar işe alındı. |
TEMELIN ARABASI Temel Dursun a arabasının öyküsünü anlatıyordu : Bir gün otostop yapıyordum ki önümde, bu arabayla, mini etekli güzel bir bayan durdu ve beni arabasına aldı. Bir süre gittikten sonra kadın arabayı kuytu bir köseye çekti. Mini eteğini iyice yukarı çekip, dudaklarını ıslattı ve "Benden ne istersen alabilirsin" dedi, ben de arabasını aldım. Dursun : iyi etmişsin Temel, zaten mini etek sana hiç yakışmazdı. |
EŞEK BAŞI İstanbul'a yeni gelen köylü, ku yumcu dükkânının vitrinini merakla inceliyordu. Kuyumcunun çırağı, onunla alay etmek için: * Hemşerim, dedi, ne bakıyor sun öyle? * Hiç... Bu dükkânda ne satılır diye merak ettim de... Çocuk güldü: * Eşek kafası satılır. * Allah versin... Alışverişiniz yolunda olmalı... * Nereden bildin, dayı? * Baksana, koca dükkânda seninkinden başka kal mamış! |
BUSHUN ÖDÜLÜ Amerika'da adamın biri işine giderken birden anormal bir trafiğin içine düşer, ama trafik bir milimetre bile kıpırdamamaktadır.Bir süre sonra arabasının yan camına birisinin tıkladığın görür ve camını açar. -Ne var, ne olmuş acaba ??? -Teroristler Bush'u yakaladılar......... Eğer 1milyar dolar verilmezse, Bush’un üstüne benzin döküp yakacaklarmış. -Haa şimdi anladım bu trafiği... -Ya işte onun için, herkesten biraz yardım topluyoruz - Insanlar ne kadar veriyor ortalama olarak ? -Valla yaklasık olarak 5 'er litre...!! Bush`un Pulu Başkan Bush'un yeni talimatı: - Üzerinde resmim olan pul bastırdım, bundan böyle başkanlığın bütün mektuplarında bu pullar kullanılacak. Bir süre sonra görülmüş ki pullar zarfa bir türlü yapışmıyor. Başkan Bush küplere binmiş ve yetkilileri çağırıp sormuş; - Üstünde resmim olan pullar yapışmıyor, arkalarına zamk sürmediniz mi? - Sürdük efendim, demiş yetkili ve eklemiş; - Yapışmamasının nedeni, herkesin pulun arka yüzüne değil de ön yüzüne tükürmesi efendim Bush ve Şoförü George W. Bush şoförüyle bir kır gezisine çıkar. Arabayla giderken bir tavuğu ezerler. Meseleyi tavuğun sahibi olan çiftçiye kim anlatacak diye düşünürken Bush âlicenap bir tavırla şoförüne şöyle der: "Bana bırak. Ben Dünya'nın en güçlü adamıyım. Çiftçi bana muhakkak anlayış gösterecektir." Bush çiftçinin evine girer ve bir dakika sonra da nefes nefese koşarak geri döner. Göz morarmış, surat dagılmış haldedir. Şoförüne "Çabuk toz olalım burdan!" der. Aksilik bu ya, arabayla daha 20 metre gitmeden bu defa da orada gezen bir domuzu ezerler. Bush korkulu gözlerle şoförüne bakar ve "Şimdi adama gidip söyleme sırası sende!" der. Şoför çiftliğe gider. Bush da arabada bekler. 10 dakika, 20 dakika 30 dakika derken....Şoför bir saat sonra sarkı söyleyerek, gülerek, cepleri para dolu ve kolunda irice bir meyve sepeti ile geri gelir. Bush şaşkın bir halde sorar: "Çiftçiye ne dedin ki bu kadar ikrama boğdu seni?" "Valla ben de anlamadım" der Şoför. "Ben ona sadece şöyle dedim: Iyi günler. Ben George Bush'un şoförüyüm. Domuz öldü! Texsaslı Bush Bir İngiliz doktor diyor ki : -"Tıp bilimi bizde öyle ilerledi ki, biz bir adamın beynini alırız ve başkasına koyarız ve onu altı haftada iş arayacak hale getiririz." Alman doktor diyor ki : -"Bu hiç birşey değil; biz bir adamın beynini çıkarırız ve başkasına koyarız ve onu dört haftada şavaşa hazır hale getiririz." Amerikalı doktor da diyor ki ; -"Beyler siz çok geridesiniz. Biz Teksastan bir beyinsizi aldık ve beyazsaraya koyduk. Şimdi ülkenin yarısı iş arıyor, yarısı da savaşa hazırlanıyor." |
Düş Çapkını Siyah Karınca <H6 class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify" align=justify> Kim söylemişti unuttum şimdi. ” Şair Müezzinden Önce Kalkmalıymış ” Erkenci bir terane. Öyle miyim ya! Düş dediğin ince bacak, sarkık kulaklıdır. Sözcük ormanında, hayâl peşinde tazı. Onun ardı sıra giden kim? Elinde kalem anlam avcısı duygu ve öteki ben. Burnunu uzatıyor tazı, uzattı. Duracak durdu. Ön ayaklarından birini kaldıracak, şimdi kaldırdı. Sessizlik!...Havlayacak havladı. Arkamda on adıma bir nefes, nefes nefese bir ses. Ah işte o! Mencilisli bir peri, çalılıktan ay ışığına yükselen kanatsız kuş. Uçtu. Kirişi kırıyor tazı, periler terk-i gölgelere, ormanda bir başına kalan siyah karıncayım ben. “ Şair müezzinden önce kalkmalıymış ” gülüyorum. Hih... hi... h... Akordu bozuk tellerim ses ver ! Ses…se...s… Her sabah müezzinleri uyandıran ben. Elim sana söylüyorum, gözlerim sen işit, sitemim yoktur ey sevgili, düşlerinden önce yatan; ( ... ) dır. Müezzin kalktı. Minareye tırmanacak. Tırmandı. Ayak sesleri kesildi. Okudu. Bir makam ki katl-i makam dinlenecek. Dinlendi. Ah! Veysel Hoca kulakların çınlasın cennette. Sen öldükten beri, inan ki bu müezzin minareye sarhoş çıkıyor. Çıktı. Sesini sen duysan kalmaz seksene ölürdün yirmide. Bedava yaşanmış altmış yılın var. Kızma bana aramızda kalacaktır. Kaldı. Şimdi de (...) hele de! Gerek yok düşlerine çocuk, git mutfağa usulca, çay suyunu koy, koymayan ahmak, yarın sabah müezzinden önce minareye çıkmayan Arap’tır. Sabah oldu. Balkona çıktım. Çıt çıtırtısı çıkmıyor. Dağları kar basmış gece, körfezi sis. Nedense farkına varılmıyor şu esrar. Düşleri kilitledim odama, anahtarı cebime koydum. Odada bir karmaşa, şenlik olacak içerde. Görürsüz. Mutfaktayım. Çay aşktır, demlendi içtim. Başlığımı taktım, eynimi giyindim. Çıplak mı olmalıydım yoksa? Boş ver. Merdivenler ah merdivenler. Beton kertmesi. Daha kısa bir yol yok mu acaba? Posta kutusunda bir kitap, dokunursam martılar çarpsın beni. Bahçeye çıktım. Merhaba dedim sessizlik, düşlerimden özgürüm artık… Dünya sana da merhaba. Muhacir soğuk, izbe dudaklarımı okşuyor. Git işine! Bir şoseyi boydan boya, gökyüzünü enine geçtim. Bir saate kalmaz yağar. Size de selam olsun kar toplayan bulutlar. Sahil boyu yürüdüm. Kokacak. Koktu. Kirli yükünü sahile atmış deniz. Dalgalar çamaşırcı kadın, düşlerimden geliyorum beynimi yıkar mısın? Dedim; de tınmadı. O da ne! Bir kaya üzerine üşüşmüş zirzop midyeler. Eğildim, birinin kulağına dedimki " aç kapını ben geldim bezirgan başı. " Bekle ki kapı açılsın. Açılmadı. Tutkunum. Kumsala takıntım. Takıldım. Tünemekten yapışmış, tüylerini ayıklıyor martılar, kıçlarını silen balıkçıllar, tuzlu tuzsuz fark etmez; Barış suyunda uçuyor, ah o mahcup güvercin. Bir güvercin uçamadı. Ellerime aldım. Bir kanadı kanıyordu. İç tarafta bir kedi, sarı kediydi. Ulan nankör “ Ben sevdim eller aldı “ dediğini gözlerinden anladım? İki kuzgun. Alaycı. Bir çınara konmuş. Birinin gagasında garip bir şey var, simit parçası mı desem, Hayır. Küçük bir balık mı? Hayır. Hım. .. İçimdeki çocuk seslendi. Hop! Kuzgunlar balık tutmaz ki; gözlerin miyop yeniden doktora gitmelisin. Kel Kör ? Git kendi işini kendin gör. Tak. Taka tak. Meydandan geliyor o ses. O yana yöneldim. Yürüdüm. Durdum. Bu sefer denizde aynı ses. Buldum. Hatırladım. Ne çabuk unutmuşum o heykel, o ahşap heykeller. Brankuzi’nin kanatlarından gelen ses. Ona dokundum. Sonra diğerine, berikine ve ötekine. Malzeme ve rengin meydana getirdiği yapıt. Konuşuyor, üç boyutlu imgeyi yontan İgor. Beni duyuyor musun şimdi, Kaltsidis ? Sizi özleyeceğim. Bugün cumartesi, sabahın ilk saatlerinde postanenin yan sokakları. Pazar kurulacak. Kuruluyor. Ey ülkemin cefakar insanları ! Kar ve soğuk size ne kadar yakışıyor. Yakışacak elbette. Yalovalı köylü kadın. Adı zemheri olmalı. Ya da kar güneşi. Sebze kasası yakmış ısıtır ellerini. Isındı. Pazarcı takalarından çuvallar indiriliyor. İndi. Bir ateş, bir alev ve bir alev daha. " Pazar yeri, yangın yeridir " boşuna dememişler. Dendi. Hiç bir şeyde değildi hüner; Hüner ki insanların yüzünü güldürmektir memlekette. Gördüm ama yazamadım. Yoksulluk şuradan buyur! Eve geldim. Kapıyı açtım. Odamda bir gürültü. Gürültü de gürültü ama. Koştum içeri girdim. Düşlerim odamın altını üstüne getirmiş. Sigara izmaritlerimi bile içmişler. Kitaplar bir yanda, karalamalar bir yanda. Kimisinin üstüne de etmişler. Küstahlar. Perdeyi çektim. Pencereyi açtım. Ağlayan mı dersiniz sızlayan mı? Suçu diğerinin üstüne atanda var. Kimisi de utanmadan hesap soruyor “ Saatlerdir neredeydin “ Aaa…dilimi tutayım bari. Tuttum. Müphem pisliklerin, hepsini dışarı kovdum. Gidişe bak gidişe. Gidişiniz olurda dönüşünüz olmaz inşallah. Kar henüz başladı. Hem de ne kar. Düşlerim tipiye tutula dursun. Elime çayımı aldım. Saflığı yaşıyorum bembeyaz. Yaşasın! Yaşasın ! Öğlene kalmaz düşlerim donacak ve üstlerini kar örtecek. O İşte o zaman dışarı çıkıp kartopu oynayacağım. Sonra “ Karkadın “ yapıp; ortalıkta akşama kadar, onunla sevişeceğim… Okuyucuya açıklama: “ ZOR AMA ŞART, EN AZINDAN GELECEK İÇİN ” Kocaeli Değirmendere’de on iki yıldır “ Uluslar Arası Ahşap Heykel Sempozyumu “ yapılır ( Temmuz ). Çok sayıda heykeltıraş bu beldeye gelir. Yaklaşık iki ay boyunca Çınarlık meydanında ahşap heykel yaparlar. Uluslar arası bir değerlendirme kuruluda bunları derecelendirir. Sempozyum sonunda; heykeller beldenin çeşitli yerlerine yerleştirilir. Sahilde gezdiğinizde ilk göze dokunan bu eserlerdir. Bu sene heykeltraşlardan dokuzu ile tanışmış birde heykel üzerine söyleşi yapmıştım. Bu heykeltıraşlar Yıldız Güner, Sıla Şen, Yaşam Şaşmazer, Ezgi Sandıkçı, Seçkin Pirim, Özgür Turhan, Yorgos Kaltsidis ( Yunanistan ), Michell Aksent ( Fransa ) ve İgor Brown ( İsrail ) du. Bunlardan öğrenmiştim ” Brankuzi ” yüz yıl önce yaşamış ilk soyut heykel çalışması yapan heykeltıraştı. Onun anısına ahşap bir heykel yapan “ İgor Brown” yapıtına “ Brankuzi’nin Melekleri “ diyordu. Şimdi o heykel diğer eserlerle birlikte Çınarlık Meydanı’nı süslüyor. Hiç Unutmam Brown’la söyleşirken dünyada sanat dediğim zaman başlıkta ki yanıtı vermişti. </H6> |
KARISININ AŞIĞI Temel, bir haftaligina gittigi memleketten, haber vermeden erken dönünce karisini evde baska bir erkekle yatakta bulur. Derhal belinde tasidigi tabancasina davranan Temel, yatakta yakaladigi adami alninin ortasindan vurur. Tabancayi tam kendi kafasina dogrultmusken, karisi haykirarak üzerine atlar: - Dur Temel im, kiyma kendine!.. Temel, sinirden titreyerek haykirir: - Sus kaltak, sira sana da gelecek!. |
Kurusun http://www.fikralar.com/images/t_sagkose.gif http://www.fikralar.com/images/bir_piksel.gif Bir gün doktorlar, tımarhanede yaptıkları araştırmada en akıllı deliyi seçeceklermiş. Bir gün delilerden biri bahçede bulunan havuza düşmüş ve boğulmak üzereymiş. Delilerden biri havuza düşen arkadaşını kurtarmaya çalışmış. Bunu gören doktorlar arkadaşını kurtaran deliyi yanlarına çağırmışlar ve "seni en akıllı seçiyoruz" demişler. Doktorlardan biri: "Peki kurtardığın arkadaşını çağır da sana teşekkür etsin" demiş. Deli: "Gelemez ki!" Doktor: "Neden gelemezmiş?" Deli: "Çünkü kuruması için onu astım!" |
>>>>> >>>>> >>>>> > >>>>> >> >>>>> >>DEDE BAHCEDE OYNAYAN TORUNUNU IZLER. >>>>> >>TORUNU BAHCEDE KAZMA KUREK OYNARKEN BI DELIGIN ICIN DE >>>>> >>SOLUCAN BULUR >>>>> >>CEKIP CIKARIR SOLUCANI O SIRA DEDESI BUNU FARK EDER VE >>>>> >>TORUNUN >>>>> >>ZEKILIGINI OLCMEK ICIN YANINA GIDIP >>>>> >>- "O SOLUCANI TEKRAR DELIGE SOKABILIRMISIN" DER. >>>>> >>TORUNU: -"EVET DEDE" DER. >>>>> >>DEDENIN SURATINDA HAFIF BI TEBESSUMLE: >>>>> >>-"SEN ONU TEKRAR DELIGE SOK BENDEN SANA 10 LIRA " DER. >>>>> >> >>>>> >>COCUK ICERI ANNESININ ODASINA KOSAR SAC SPREYINI >>>>> >>KAPTIGI GIBI SOLUCANA SIKMAYA BASLAR SOLUCAN KALEM >>>>> >>GIBI DUZLESIR. >>>>> >>GERI BAHCEYE >>>>>DONER VE AYNEN CIKARDIGI GIBI DELIGE >>>>> >>SOKAR >>>>> >>DEDE SASKIN SASKIN 10 LIRAYI TORUNUNA VERIR.. >>>>> >>ERTESI GUN COCUK GENE BAHCEDE OYNAR BU SEFER NINESI >>>>> >>YANINA GELIR COCUGUN ELINE 20 LIRA SIKISTIRIR VE: >>>>> >> >>>>> >>-"SEN DEDENE NELER OGRETMISIN OYLE" DER... |
Buyuk sirketlerden birinin patronu, bilgisayar sistemleriyle ilgili onemli bir arızanın acilen giderilmesi için bilgisayar muhendislerinden birinin evine telefon eder. Karsi taraftan fisildayan bir cocuk sesi -"Alo" der. Patron sorar - "Baban evde mi? Cocuk fisildayarak cevap verir - "Evet" Patron sorar - "Onunla konusabilir miyim?" Cocuk fisildayarak cevap verir - "Hayir" Patron sasirarak - "Peki annen evde mi?" Cocuk fisildayarak - "Evet" Patron - "Peki onunla konusabilir miyim?" Cocuk yine fisildayarak - "Hayir" Patron saskin - "Orada baska kimse var mı?" - "Evet" der cocuk fisildayarak - "Bir polis memuru var" Mühendislerinden birinin evinde polisin ne isi olduğuna anlam veremeyen adam sorar - "Memur beyle konusabilir miyim?" - "Hayir" der ufaklik , - "Şu anda mesgul" İyice meraklanan patron: - "Neyle mesgul?" Cocuk fisildayarak cevaplar - " Annem babam ve itfaiyeci amcalarla konusuyor" Meraklanan ve endiselenen patron, telefondan gittikce artan bir gurultu duyar - "Bu ses de ne?.." diye sorar. - "Helikopter" der çocuk, hala fisildayarak. Panikleyen patron - "Neler oluyor orada" diye sorar. Cocuk hala fisildayarak: - "Arama kurtarma timi geldi" Patron endiseli ve neler olduğunu bilememenin kizginligi icinde: - "İyi de neyi ariyorlar...?" Kucuk cocuk hala fisildayarak ve kikirdayarak cevap verir... - "BENİ... |
NEYİ GÖRMEMİŞ Şoför kullandığı taksiyle "Sağa dönülmez işaretine rağmen sağa saptığı sırada trafik polisinin keskin keskin çalan düdük sesiyle birden yavaşladı, sonra yolun kenarına çekilerek durdu. Trafik polisi, sağ elinde zin- cirden tuttuğu düdüğü sallaya sallaya yürüyerek tak sinin yanına geldi, sert bir sesle sordu: — Levhayı görmedin mi? Şoför, kabahatli olduğunu kabul etmenin rahatlığı içinde itirafta bulundu: — Görmesine gördüm de sizi görmedim... |
Etmezsen etme http://www.fikralar.com/images/t_sagkose.gif http://www.fikralar.com/images/bir_piksel.gif Adamın biri, bir gün ağacın altında namaz kılıyormuş. Ağaçta bulunan başka biri de onu izliyormuş. Namazını bitiren adam daha sonra namazının kabul olması için Allah'a dua etmeye başlamış. - "Allahım sen namazımı kabul et." Ağaçtaki adam: - "Etmem", diye cevap vermiş. Adam şaşırmış. Tekrarlamış: - "Allahım sen kıldığım namazı kabul et." - "Etmem." Adamın şaşkınlığı iyice artmış. Yine: - "Allahım sen namazımı kabul et", demiş. Ağaçtaki adam tekrar: - "Etmem", deyince adam sinirlenmiş. - "Etmezsen etme. Zaten abdestsiz kılmıştım." |
SON ÜMİT Adam kaynanasıyla birlikte Avrupa gezisine çıka caktı, arkadaşı sordu: * Yahu sen hep kaynanandan yakınıp durmaz miy din? Şimdi de Avrupa gezisine mi çıkarıyorsun? * Ne yapayım kardeşim, sık sık Avrupa'yı görme den Allah canımı almasın! deyip duruyor... Benimki, bir umut işte... |
Kareteci Çinli Çinlinin biri Of 'da bir kahvehaneye girer yüksek bir sesle -Varmı içinizde bana yan bakacak bir delikanli diye sorar. tabi bizim sazan temel ben varım diye atlar. İkisi beraber dışarıya çıkar aradan beş dakika geçer Temel gözü morarmış bir halde içeri girer hemen ardından giren Çinlide kasıla kasıla Temeli göstererek -Ona yokohamanin tekmesi tekniğiyle vurdum der. Ertesi gün çinli yine kahveye gelir yine meydan okur temel tekrar kalkar dışarıya çıktıktan beş dakika sonra Temel burnu kırık diğer gözü morarmış bir halde içeri girer ardından giren Çinli yine Temeli göstererek -Bu kez ona ejderin yumruğu tekniğiyle vurdum der. Üçüncü gün çinlinin restini yine temel görür ikisi birlikte dışarı çıkarlar herkes Temel'i beklerken beş dakika sonra çinli ağzı burnu kırılmış üstü başı kan revan bir şekilde içeri girer ardından giren çinliyi kasıla kasıla göstererek der ki : - Ona toyotanın krikosuyla vurdum... |
DURSUN IS IÇIN MÜRACATTA BULUNMUS. ISE ALINMASI IÇIN BAZI EVRAKLARLA BIRLIKTE 8 ADET DE VESIKALIK FOTOGRAF ISTEMISLER ANCAK DURSUN VESIKALIK FOTOGRAFIN NE OLDUGUNU BILMIYORMUS. HEMEN AKIL HOCASI TEMEL IN YANINA KOSMUS. DURUMU ANLATMIS. TEMEL: "BILDIGIM KADARIYLA VESIKALIK FOTOGRAF BELDEN YUKARI ÇEKILEN FOTOGRAFTIR. SEN SURAYA ÇUKUR KAZ IÇINE GIR. > BENDE FOTOGRAF MAKINASI GETIREYIM. FOTOGRAFINI ÇEKER VERIRIZ" DEMIS. DURSUN BASLAMIS ÇUKUR KAZMAYA, TEMEL FOTOGRAF MAKINASI GETIRMEYE GITMIS. TEMEL BIR DE GELMIS NE GÖRSÜN. DURSUN 8 TANE ÇUKUR KAZMIS. TEMEL: "ULA DURSUN NIYE 8 ÇUKUR KAZDIN" DEMIS. DURSUN: "8 VESIKALIK LAZIM YA" TEMEL: "ULA SALAK BEN ZATEN 8 TANE FOTOGRAF MAKINASI GETIRMISTIM |
YAG SORUNU Akıl hastanesine, kendisini ziyarete gelen arkadaşına dert yandı: * Sorma dostum... Motora meraklı olduğum için getirip buraya tıktılar beni. Allahaşkı- na, sen araba sevmez misin? * Severim. — Zeytinyağlısından mı hoşlanırsın, tereyağlısından mı? |
| Saat: 06:40 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık