![]() |
Gel Yüzün bir sebepsiz korkuyla uçuk, O gün başucuma karalarla gel Arkanda, çepçevre, kızıl bir ufuk, Tepende simsiyah kargalarla gel Elinden, dal gibi düşerken ümit, Ne bir hasret dinle, ne bir ah işit; Bir yaprak ol, esen rüzgarlarla git, Kırık bir tekne ol, dalğalarla gel.. Necip Fazıl Kısakürek |
Aksam erken çöker yalnizligima Sokak sokak gezer ararim seni Hasretin gönlümün yanginlarinda Alev alev yanar ararim seni Aklimdan çikmiyorsun Sensiz bombos bu hayat Susma öyle ne olur Bana kendini anlat.. Al götür eskici kalbimi benim Neyim var neyim yok sorma bir daha Gözümde yaslardir birtek servetim Aciyip yüzüme bakma bir daha! Aldana aldana geçti bir ömür Dünlere küskünüm yarina küskün Nerede mutluluk nerede huzur Hayata küskünüm devrana küskün Aldanmaktan yoruldun mu Acilarla yogruldun mu Hiç sirtindan vuruldun mu Ne bilirsin yagmur olup Çaglamayi ne bilirsin Kahkahalar savururken Aglamayi bilir misin? Aldattilar Ümitlerimi, hayallerimi Özlemleri, düslerimi Parça parça Kopardilar! .. Sonra unutulduguma inandim Sevdigimden ayirdilar. Aldigim her nefes sana yazili Korkarim ki sensiz ömrüm sayili Yüregim tutuklu gönlüm cezali Hasretin kanima girdi girecek. Aldirma görürsen yaslar gözümde Sarkimiz olacak yine dilimde Mektubun cebimde, resmin elimde Yarin bu sehirden ayrilacagim.. Ansizin kayboldun köse basinda Zamansiz bir deprem koptu bagrimda Kendimi kaybettim iste o anda Inan ki dünyayi yikasim geldi! Ardina bakmadan gittin o gidis Kalbimi koparip atasim geldi Bu veda gerçek mi inanamadim Basimi taslara vurasim geldi! Artik gidebilirsin gidecegin yere Sana kal diyemem son ümit senden olsun Senden olsun son pismanlik Bil ki hayir diyemem.. Artik ne yapsam bos, teselliler faydasiz Karanlik gitgide en derinlere çeker beni Çaresiz, bütün sokaklarinda bu sehrin Böyle perisan beklerim dönmeni Ask miydi o, askimsi bir sey miydi Neydi çekip kendine, beni baglayan Kanatan dudagimi, tenimi daglayan Elleri ta içimde o dev miydi Askimdan armagan her satir sana Maziyi yeniden yasatsin sana Nasil sevdigimi anlatsin sana Sana bir sitem var her bir sözümde.. Askimiza ödül diye Yüregimde tas biraktin Gidiyorken imza diye Gözlerimde yas biraktin.. Askimizdan kime ne Sevdamizdan kime ne Baskasindan bana ne Ah benim nar çiçegim Canim ipek böcegim Meraktan ölecegim Bana kendini anlat.. Askin ates oldu kahrolmam için Hasret kursun oldu vurulmam için Günler asir oldu yikilmam için Yine de ben senden vazgeçemedim Ayri yönde akan irmaklar gibi Dalindan uçusan yapraklar gibi Ümitsiz, çaresiz asiklar gibi Kalbinden askimi silecek misin? Son ümidi yere serecek misin? Ayrilik çanlari çaldi çalacak Bu askin saati durdu duracak Seninle bagimiz koptu kopacak Ne yazik sabrimiz ipin ucunda Ayrilikmis meger askin bedeli Kalbim paramparça gönlüm bir deli Nasil diner sensiz gözümün seli Bir gönül sayfasi daha kapandi. Beklenen yarinlar kaybolmus dünden Ümitler selami kesmisler benden Nasilsa hayir yok gelecek günden Kadere rest çektim isyanlardayim Bu benim talihim sözüm yok sana Payimi aldim ben sevdadan yana Hasretinden baska ne verdin bana Ben aski ölümsüz bilenlerdenim Bir ömür boyunca sevenlerdenim Ellerin ellerime degmesin derim Eger ki sonunda birakacaksan Ben bu garip yeryüzünde Garibansam suç benim mi Gece gündüz dertli dertli Geziyorsam suç benim mi Bir dostum yok sorulayim Sevdigim yok sarilayim Kime kizip darilayim Kimsesizsem suç benim mi Benden son arzumu sorsaydin eger Seni son bir defa görmek isterdim Ayrilip gittigin o günden beri Nerdesin nasilsin bilmek isterdim Bir beyaz karanfil vermek isterdim Not: Şairini bilmiyorum alıntıdır |
Bir Yalnızlıksın Bir yalnızlıksın sen bana Yanımda olsan bile dokunamayacağım Sevsem bile hissedemeyeceğim Bir yalnızlıksın sen bana Ağlasam görmeyecek Seslensem duymayacak Asla ulaşamayacağım Bir yalnızlıksın sen bana Ama ne çare olmadı senden başka Varlığın kadar gerçek olan Yokluğunla benimsin Bedenimde içimdesin Ohhh kıskan sen bile senle Bu kadar başbaşa kalmamışsındır..... Sennur Çetin |
Suskunuz... hem de çığlık çığlığa bir suskunluk Evet ama bu konuşacak bir şey olmadığından değil.. Konuşmaya çalıştığımız şeylerin bizi alıştığımız yalnızlığımızdan uzaklaştırması aslında korktuğumuz… İkimizde cesaret edemiyoruz Öylesine alışmışız ki içimizde büyüttüğümüz yalnızlığımıza Seviyoruz onu Bekli de Yaşandığında yok olacağı korkusu Bizi tereddütte düşüren Kaybetmekten korkacağımız bize ait bir şey oluşturma kaygısı… Sen Yapamadığın hamlenin, Hayatın boyu inanmak istediğin değerlere sahip gibi gördüğün düzeni yok etme girişiminden Başka bir şey olmayacağını düşündün hep… http://www.sevgidenizi.com/forum/images/smilies/smile2.gif Ben ise yılların verdiği bir alışkanlık çerçevesi içinde var ettiğim varlığa daha fazla acı vermemek için tek yıkım çalışmasından sonra, susmayı tercih ettim… İçimden çığlık atarak susuyorum… Susuyorum… İçimde o kadar güzelsin ki… Sana susuyorum … Demiştim ya yüreğim susmayı öğreniyor.. Aslı yok .. Sevdiğini anladığında içinde duyduğun çığlığın yankısı hiç bitmiyor… O hiç susmayacak… Her gün, her saat bana haykıracak, bağıracak , parçalayacak içimi,benimse yüzümde o gülümsemem yer edinecek tekrar…http://www.sevgidenizi.com/forum/images/smilies/smile2.gif ona her şey yolundaymış gülücüğü atmaya devam edeceğim… Sadece bundan sonra kimse onun sesini duymayacak ve bundan sonra kimse, onun tarafından sevildiğini öğrenemeyecek… Her soğuk üşütemediği gibi ,her ateş de ısıtamazmış insanı …üşüyorum…alev alev üşüyorum…hani saatlerce sessiz,tek kelime etmeden sana bakışlarım var ya gözlerinde beni ısıtacak olan anlamları yakalamaya çalışma çabamdan başka bir şey değil… Ve her yakaladığımda kaybettiğimi hissetmemden öteye gitmeyen bekleyişler… Ve her kaybettiğimde yeniden yakalama çabam… alıntı.. |
Dışarısı soğuk mu? -Evet. -Çok mu soğuk yani? ! ? Biliyoruz her halde soğuk olduğunu. Bakkala gideceğim, üstüme bir şeyler alayım mı diye soruyorum; alay etme... -evet, soğuk; çok soğuk. Hatta yüreğindeki aşk, özlemlerin kadar... üzerine ne alırsan al, ısınamayacağın kadar... yar'in kokusunu sürmedikçe kar etmeyecek, kar ettiğinde de soğuktan değilse bile yüreğini ısıtacak bir aşk bulamamaktan donacak kadar soğuk. -Ya sana da bir şey sorulmuyor, felsefe yapma da cevap ver...! ! ! ! -Soğuk işte, inanmıyor musun? öyleyse çık dışarı, gör dünyayı ve dünyanın adaletini de don! yalnızlığının bir işe yaramadığını, senin artık sana bile yetmediğini geç de olsa fark et. elini onun elinde ısıtacak bir el bulamamanın cezasını çek! seni sen yapan duygularını ısıtıp sana sunacak sıcak bir yürek bulamadıgından yüreğini kimselere açamamak neymiş gör! Belini sarıp da, seni donmaktan kurtaracak iki kolun seni ısıtmasını engelleyen geçmişinle hesaplaş da bugüne dek ne kadar zarar ettiğini hesapla. ve dudaklarını dudaklarıyla ısıtacak kimsen olmadığından 'seni seviyorum' demediğin, diyemediğin herkesin günahını al boynuna, dudaklarından 'beni kurtarın' bile duyamadan kimsecikler, orada öylece kal, soğuktan don da cezanı çek. şimdi çık istersen dışarı, haydi durma; ha unutmadan üzerine bir şeyler al da çık.... ....bazen üşümemek için en güzeli de kendi ellerine sarılmaktır veeeee yastığa başını huzurla koyduğunda dostça sıkabilmektir kendi ellinle elini..... |
_Havada Uçuşuyor Yalnızlık_ Havada uçuşuyor yalnızlık Ve yapışıyor ruhlara Birer birer… Her bir nefeste Ciğerlerde zerre zerre… Görülmese de bazen yüzlerde, Saklanıyor kuytularda Gülüşler ardında… Evlerin odalarında Evlilerin kollarında; Yazılsa da adlar Alyanslarda… Yapışık bir şey,maalesef, Tutulmuş bütün yollar ........................................................Gülgün KARAOĞLU Tutulmuş bütün yollar kıstırılmış gibi acıyor yüreğim her bir dikende daha bir geri adım atıyor gurbetinde ki yüreğim havada uçuşan yalnızlığı sahiplenircesine sen'li sensizlikleri yaşıyor yüreğim ............................................................Merâl ÖZCAN Havada uçuşan yalnızlığımın gözyaşları Ayrılık rüzgarında Sevda tozlarına bulanıp Küskün yüreğimi sana getirirler Her bir damla Acımasız zamanın kollarında Senin gözlerini getirir... Beni benden eden o güzel gözler Şimdi acı suyunu döker Sensiz kalmış yanlarıma ...........................................................Burcu YALKIN yıllar yaşlanır, yanıbaşımızda silinen yüzlerde tenine ayrılık düşer, acemi rüzgarların. havada uçuşur yalnızlık, kalakalır içim. sen gelip geçersin, gelip bitersin, vakitsiz bir düşüncede. yok saymanın acısına katlanır, hiç kimseyi istemeyen gece ........................................................Demir MUTLUGİL akıl sırrı kalemken, yürek derde deva olmazken, benliğimi sorgularken sensizlik, havada uçuşurdu yalnızlık. kolaymı uçurtmalarla uçmak sanırsın, gök'den almış yürek rengini, maviye çalar resmini, karanlığın oğlu olmuş adını sensizlik koymuş ............................................................Ali Niyazi GÜL Bir vaktindeyim zifiri karanlığın Yokluğun gecedir Yüreğim üşür avuçlarında Ve sen yoksan bedenimde Yollarıma kar yağar Yalnızlık kazınır benliğime .........................................................Ömer YARDIMCI Havada uçuşur yalnızlıklarım.. Bir seans sonu çıkan, onca insana değin...... Kalabalıkta seni arardı gözlerim..... Her kızıl saçlı bana seni hatırlatır.. Yüreğimi hiç eder ve beni kendime getirirdi.... Ve ben...... Yalnızlıkların uçuştuğu dünyama geri dönerim.... Senli, ama sensiz yaşamıma ..........................................................Papatya YILDIZ Elinde sıcacık taze ömür, Tek başına, kutu bir odada, Bir iki odun, altında kömür, Üstü kestane dolu sobada. Gırtlağa kadar gelip bumlayan, Mührü sır, sırrı sır, ılık ılık, Nisan yağmuru gibi damlayan, Havada uçuşuyor yalnızlık .................................................................İsmail TEKİN su yolağında kavak fidanı gibi arsız yaşama tutunmaya çalışmak değil mi yaptığımız sor bakalım ne kaldı suya bırakıp ardından bakmadığımız sen, ben, biz kimiz hüzün siğerken üzerimize geceden densiz ata, eş, dost ey sevgili nerdesiniz ben ki kırık kalemin kör talihlisi kucağımda yaşamın son yenilgisi döktürmekteyim yine kağıda sitemimi havada uçuşurken yalnızlık .....................................................Abdurrahman GÜLEÇ Bu yazda kış olacak desene Bulutlar ağlayacak yine içimde Mora mı çalar dersin boyadığım düşler Kanatları mı kanar umuda uçurduğum kuşların Doluya döner poyrazın önünde yağışlarım Sahipsiz bir uçurtma gibi ben yalnız uçarım Sen gidersen bilki dünya boşalır İçimde yürek taşa döner Sensiz uçtuğum gök neye yarar Oynaştığım bulut neye yarar Nazeninden yoksun varlık neye yarar Ben düştüm,yalnızlık uçsun benim yerime Nasılsa diğer adım yalnız ya .................................................................Arap KURT Havada uçuşuyor yalnızlık. Yalnızlığın bana karanlık zindandır. Senin teninin kokusunu getiren Bir deli poyrazdır esen. Ve senin olmadığın Hasretlik akşamlarında yanan ateş.. İnsan deryasında bile Yalnız kalmışlıktır inan sensizlik. Aklım ermiyor, Kalbim atmıyor, Ellerim tutmuyor. Her zaman üşürüm, Kızgın güneş altında sensizlikte. Sensizlik midir, Sessizlik midir, Yoksa kızgın ateş midir. İnan ki anlamamışım, anlayamamışım kahve gözlüm. Yanımdayken bile havada uçuşuyor yalnızlık inan ..............................................................Kerim BAYDAK Gidişin var ya Hem ömür gibiydi, hem bir anlık Bitmesin isterdim, kal isterdim Kalmadın, kalamadın, gel bak. gülümseyerek Şimdi havada nasıl uçuşuyor yalnızlık. Sensizlik dalgasız bir deniz oldu Gönlümde bir koyu karanlık, Umutları sökülmüş bir beden bıraktın ardında Bir de arkadaş bile olamadığım, bir görsen kükreyerek Havada nasıl uçuşuyor yalnızlık .................................................................Turgut Uzdu Havada ucuşur yalnızlık Yüreğimdeki girdap sensizlik İçimde gürültülü sessizlik Kalabalıktaki uçuşan sensizlik ..........................................................Handan BAYTEKİN kokusuyla buhurlanmış yasemin, ıtır, zencefil külü soğumuş bir mangal, teneke bir leğen bir de dikiş yüksüğü geri kalan havada uçuşur, konar, çırpınır yalnızlık küflü bir feracenin gözleridir nemlenen ..............................................................Nurdan ÜNSAL Dert edinme, yalnızlık tuhaf bir duygu. Havada uçuşan toz bulutudur, toz bulutu! Cam üstünde su damlacıklarıdır bazen, Bazen de; odada uçuşan duman kokusu.. Sivrisinek vızıltısında kanlanmış gözler Şamar oğlanısın, yalnızlık neyler! Derdine küsme, yalnızlık asil bir kumru. Kendi dünyasına çekilmiş, sevecen bir olgu.. Havada uçmuyor yalnızlık, belki realist terk edilişinde. Takıntı yapmıştır bünyeye, sürrealist bir hikaye ...............................................................Kamil ÇAĞLAR Sensizliğin ovalarında hüküm sürerken düşünceler param parça mısralar şiirler gecede rüzgar gecede soğuk yüreğim üşüyor ellerimde havada uçuşuyor yine yalnızlık yine gölgeler .................................................................Nuray MERİÇ içime sinen öpüşün bende saklı yalnızlığın kokuyordu o an .................................................................Ali IŞIK Süzüldü kuşlar gibi yalnızlığım, Süzüldü bulutlara kanat çırparak, Issız dağların doruklarında konakladı sessizce... Sessizlik döküldü gönül ovalarına Çisil çisil, Sana susuzluğum arttıkça... Kovaladı yalnızlığımı Önüne katıp rüzgâr, Bilmez ki perçinlenmiş kalbime, Ama görünmez kalabalıklar arasında... Bir sarmaşık, kurtulamam, Hep kolumda, kanadımda... Dirensem, Kapatsam gözlerimi korkularıma, Pençesi saçlarımda, boynumda... Kurtulamam, Yalnızlık, alın yazımda .................................................................Hâlenur KOR kelebekler bile bir gün bile olsa uçuyor ölüsü toprağa düştüğü gün soluyor somon balıkları okyanuslar aşıyor yumurtalarını döküyor sonra ölüyor neler uçmuyor göçmüyor ki.. yalnızca biz insanlar kadir kıymet bilmiyor yaşam salıncakları boş sallanıyor havada uçuşuyor yalnızlık ne kelebek ne somon nede doğanın eserleri ders olmuyor yüreğimize azıcık... .............................................................Safet KURAMAZ bilirmisin ki... hiç kimse tutmuyor, bendeki seni, hiç kimseyi benzetmeden. gecelere, anlatabilsem, seni nasıl sevdiğimi. bana senden hatıra kalmışken, son gidişinle, güneşi gözlerinde batırdığın, hava da uçan yalnızlık, yüreğimin tek arkadaşı gecelerde, seni bana yıldızlar getirir, düşünce ellerime. ..............................................................Hasan ÖZTÜRK Gözlerinde baharımı taşıyan yar Silinse de gözbebeğimden azar azar Havada uçuşan yalnızlığımla, sözcüklerim var Gideceğim tek yer kendisi sanan karanlıklar Bilemezsiniz, Doğduğumdan beri hiç sırt çevirmedim ki yaşama Gecenin en koyusunda bile Bir tadımlık aydınlık bulduracak umudum var .............................................................Demet DUYULER Havada uçuşuyor yanlızlığım Bedenim titriyor gidişlerine Yokluğun yanlızlığımın vusulatsız gecelerine karışmış Havada uçuşuyor yanlızlığım mavi bir yelkenaçtım yanlızlığıma Göçmen Kuşlar gibi Havada uçuşuyor yanlızlığım ..............................................................Kemal ŞANVER keşke yalnızlık sadece havada uçuşsaydı... yalnızlık elimde.... yalnızlık yüreğimde.. yalnızlık her yerimde.... keşke sadece yalnızlık bu kadar olsaydı... olsaydım yalnızlık denizinde.. bırakıp gitmenin acısıdır yıkan... yalnızlık nedir ki..... terketmenin terkisinde ...............................................................Özay SAĞLAM |
Af duvar duvar duvar sana ne desem ki ah incitmeden gözlerini mahkumun her taşını kırmalı bir bir gerisi laf-ü güzar Nevzat Çelik |
KİMSE DEĞİL “Zindandayım, nemli bir karanlıkta.” Puşkin dar vakitlere sıkıştırılmış işlerin çokluğunu bol vakitlere ne yapsam sığdıramadım taştılar durmadan dökülüp saçıldılar toplayıp yerleştiremedim dolapların içinde böcekler geziniyordu dolapların dışında böcekler geziniyordu dolapların içi dışı böcek… hiçbirisine dokunamadım onlar bana ilişmediler ben onlara yaklaşmadım birbirimizi görmez olduğumuzda alışmıştık artık yapacak başka şey yoktu yine de Julio Cortazar’ın “Büyüdükçe”sini sık sık hatırlamak zorunda kalışım canımı sıkmaya başlamıştı “Canavar Masalı”ndan, “Kuzum, atsana şu böceği...” başımın etrafında dönüp duruyordu sonra kağıt duvarların düzensiz şekilde bu cümleyle kaplanmaya başladığını farkettim tavan duvar halıları buzlanmış pencere camları bir ara buzdolabının kapağını açmaya çalışanlarına bile rastladım “Kuzum, atsana şu böceği...” çoğaldıkça çoğaldı ev tepeleme dolma tehlikesiyle karşılaştığında olan oldu ve dil derslerinde sıkça kullandığım kokusuz pembe silgimi hışımla aldım silmeye koyuldum baştan, sondan, ortadan kalabalıktılar tehditkâr tavır takınmakta gecikmediler toplu temizlik işlemi gerçekleştirmem gerektiğini düşünürken çamaşır suyu çıktı karşıma hızlı ve hijyenik bir temizlik oldu duvarlar, masalar, perdeler, yiyecekler, hava, su... keskin koku böcekleri ve cümleleri kaçırmıştı ne varsa silmişti işte parmaklarımı, ellerimi, burnumu, koku alma duygumu... ne korkunçtum bir suz başladığında şehir gerilerde dumanlıydı nilgûn rikkatim uyanmış, şevkim kırılmıştır bil alındım, çalındım, dönsem de yarımım bil... televizyon karşısında oturmuş anlamadığım kelimelerin başını sonunu yakalamaya çalışıyorum belki gülmek için; belki ağlamak, belki de öfkelenmek için... insan anlamadığında öyle boş boş bakıyor elinde olmadan elimde olmadan ağladım bu yüzden elimde olmadan vurdum merdiven boşluğuna, karanlık incitti bileğimi elimde olmadan yırttım yazmadığım mektuplarımı, faturaları biriktirip dağlara baktım ve konuştum benimle elimde olmadan “Mishano uzaklarda bir dağ köyü, çevresi zeytin ağaçları asma dalları kıvrım kıvrım elma başlarında toprak sarı, kuru girişte soğuk ve duru Nantuz suyu” uzaklardayım zeytinle hiç karşılaşmamış insanlar arasında ot bulsam pişirecek hasretteyim “bu bir imtihan” diyemeyecek kadar minik bir yavru kediyim bir kitap var elimde, yeşil kapaklı telaş içinde okuyorum, yıllardır kitap yüzü görmemiş gibi bana gönderilmiş karton kutu içinde epey aradan sonra güneşin yükseldiğini görmeme sebep epey aradan sonra ışığı yakmama sebep epey aradan sonra yeni bir kazak alma isteği duymama sebep epey aradan sonra açmaya, açılmaya, balkona çıkmaya sebep yeşil kapaklı kitap… yeşil kapaklı kitap… “henüz yüreklerinizin gücünü bilmiyorsunuz ve yolda her birinizin karşısına ne çıkacağını önceden göremezsiniz yol karardığında yolunu ayırana dost denmez lâkin gecenin çöktüğünü görmemiş olan, karanlıkta yürümeye aht etmemeli yine de, ağızdan çıkmış yemin titreyen yüreğe güç verebilir ya da çökertebilir o yüreği” (Yüzük Kardeşliği, Tolkien) bir yerden başlayabilmeliydim, şehrin ortasındaki geniş meydan seçilebilecek en iyi yer olabilirdi elime büyük siyah bir kalem alıp geniş taşların üzerine yazdım, ne geldiyse o kadar az insan vardı ki meydanda, bana bakan olmadı baksalardı da ne yazdığımı nasılsa anlamazlardı; karaladım, ne geldiyse 1258 yılında Moğol kağanı Hülâgû’nun pek çok merkezi yıkması, eserlerin yok olmasına sebep oldu. Dicle nehrinin doğu yakasında Türkler için kurulan yeni Samerra şehri “gören sevinsin” anlamı taşır. Pusula bulundu. Artık denizciler kaybolmadan dolaşıyorlar mavi sularda. Annus mirabilis... Ben başka bir yerden geldim ve günün birinde o başka yere döneceğim. “hişt! dostlarıma şunu haber ver denize açıldım ve gemim parça parça oldu’ diye bir im denli narindir intihar” (İlhami Çiçek) yazmak iyi geldi şehir meydanına değil de kağıtlara yazmayı denemeliydim yeniden kopuk kopuk olan her şeyi birgün bağlayan çıkar mıydı? / zor zor tabiî zor Blancho, “ölebilirim, ama ölmüyorum” diyor Anna Karenina bir trenin altında can veriyor okuyucu elini uzatıp yakalamak isterken çaresizlik içinde dönüp yeniden okuyor “belki bu sefer engelleyebilirim” düşüncesi… heyhât ………….. ben sanırım kayboluyorum, kimse farkında değil, ben kayboluyorum, kimse değil... “söyle bana, benim ne işim var buralarda? olmadığın buralarda” Naz FERNİBA |
Köhne İskelem kimseler yok sonsuzluk gibi ıssız ve alabildigine uzuyor kumsal sular çekilmiş usul,usul çökmüş akşamın o büyülü hüzünlü saltanatı var olmayan bir renk düşmüş dalgaların uzak denizlerden sürüyüp bıraktıgı yosunlarin, sedef kabukların, çakılların üstüne yüreğimi acıtıyor saydamlıkları güneşin mercan renkli hüzmeleri kumsala sermiş gökkuşağını efsunlu bir mevlevi ayini dinler gibi dinlemekteyim akşamı bir köhne iskele var kendini gizlemek ister gibi gözlerden uzak derme çatma ne bir sandal ne bir sal seçilmiyor yanında terkedilmiş gibi ağlamaklı sanki kopup gitmek ister gibi kıyıdan kararmış tahtaları yosunlara sevdalı bir kaç midyenin son duragı henüz ürkek ve küçük bir iki yengeç bir kaç deniz yıldızı toplanmışlardır eminim bir ayağının altında fısıldaşıyorlar belki nasıl hayatta kalmalı çıplak ayaklarım kader çizgim gibi izler bırakıyor ıslak kumlarda zaman bu izleri saklamalı o kimsesiz o yalnız iskeleye yürürken sanki yüzünü hiç görmedigim bir sevgili sanki o çok ayrı kalınmış çok özlenilmiş hiç unutulmamış bir sevda gibi beni beklediğini düşünüyorum yıllar yılı kararmış ıslak tahtaların serinliği karşılıyor çıplak ayaklarımı tuzlar uzun bir şiir yazmış bir uçtan bir uca sevdaya ve beklemeye dair büsbütün inmeden gece bu şiiri okumalı ve hare hare haritalar çizmişler hangisinde acaba yüreğimin ülkesi rotam hangisi olmalı en uca gelince yavaşça oturup ilişiyorum son tahtasına bileklerime sarılıyor temmuz güneşini yüreğinde saklayan küçük dalgacıklar işte karşılanmak dediğin böyle olmalı nasıl müşfik nasıl sevgi dolu ve nasıl vefalılar işte aşk böyle olmalı sonra yine dönüyorum kendime içim acıyor o bildik korku geliyor yine ve duyuyorum içimde o tek mısramı "ürperti verir ruhuma,ıssızlığı sevdalarımın" bunca acı mıydı hasretin tadı evet içim ürperiyor yosunlu suların çağrısı bir sevdayı getiriyor ötelerden sarılıyor dizlerime af diliyor saçlarını okşuyorum bir yemin düşüyor sulara halka halka büyüyor yansıması nasıl inanmak istiyorum nasıl inanmalı mı çekiliyor iskeleden ve kumsaldan akşamın son ışıkları gölgem de yok artık sesim yok isyanım yok şikayetim yok kimseden yana söyleyecek hiç bir şeyim kalmadı uzanıyorum köhne iskelemin sevda ıslağı tahtalarına örtüyorum üstüme yalnızlığımı ceyda görk |
Yalnızlık Gizlenmiş,karışmış çem-i giryeme, Gözümden gönlüme akar yalnızlık. Endülüs’e vurgun Tarık misâli, Bütün gemileri yakar yalnızlık. Ferhat’ım, saçımda sevdanın tozu, Külüngümde gizli vuslatın yazı. Elimde Kerem’in o dertli sazı, Dilimden sazıma akar yalnızlık. Yalnızlık; sevdanın sancağı surda, Yalnızlık; kuzunun selamı kurda. Öfkesi kurşundan şaki olur da, Her yerde yoluma çıkar yalnızlık. Âdem’im girmişim haram bağına, Yalnızım, hasretim dost kucağına. Bir bilinmez güçle takmış ağına, Her gece ruhumu çeker yalnızlık. Yalnızlık, gecenin yanan gözleri, Ruhuma dikilen ateşten deri. Zamanın sırtında gezer her yeri, Postunu gönlüme serer yalnızlık. Hayalim buz tutar,gerçeğim narda, Gülümü kaybettim umudum harda. Zümrüdüanka’dan feyiz alır da, Sonunda kendini yakar yalnızlık. YUNUS KARA |
| Saat: 00:37 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık